Yurtdışı projelerinde değişik dönemlerde aynı işverenin farklı işyerlerinde çalışan işçilerin önceki çalışma dönemlerinin fesih ile son bulduğunu işveren yazılı delille ispatlayamazsa, işçinin önceki çalışma dönemleri zamanaşımına uğramış sayılmaz.

  Haberler

İstinaf Mahkemesi Yurtdışında Birden Fazla Dönemlerde Aynı İşverene Ait Değişik İşyerlerinde Çalışan İşçinin Çalışma Dönemlerinin Zamanaşımı Hakkında Emsal Bir Karar Verdi:

Yurtdışı projelerinde değişik dönemlerde aynı işverenin farklı işyerlerinde çalışan işçilerin önceki çalışma dönemlerinin fesih ile son bulduğunu işveren yazılı delille ispatlayamazsa, işçinin önceki çalışma dönemleri zamanaşımına uğramış sayılmaz.

Yeni Gelişme
İstanbul BAM, 27. HD., Esas No.: 2017/1640 Karar No.: 2019/1482 Karar tarihi: 28.05.2019 (İstinaf Mahkemesi) Yurtdışında İşçi İle İşveren İlişkisinden Kaynaklanan alacak davasında “İşçilik alacaklarının işyeri kayıtlarının incelenmesi ile yargılama ve bilirkişi hesabı gerektirmesi nedeniyle talep tam belirlenebilir nitelikte olmayacağı, bu durumda davanın belirsiz alacak davası olarak açılmasında işçinin hukuki yararı bulunduğu, yurtdışında çalışan işçi Türk uyruklu ve işveren şirket de Türk Ticaret Sicilinde kayıtlı işveren olduğunda, millilik ve iş hukukunun emredicilik ilkesi gereğince kıdem ve ihbar tazminatlarının Türk Hukuk Mevzuatı uygulanarak belirlenmesi gerekeceği, iş sözleşmesinin tazminat gerektirmeyecek şekilde sonlandığını ispat yükümlülüğü işverene ait olduğu, yurtdışı iş sözleşmelerinde projenin sona ermesi sebebi, iş kanunda sayılan haklı fesih nedenleri arasında olamadığını, bu durumun iş akdinin belirli süreli olduğunu ve kendiliğinden sona erdirildiğini göstermeyeceğini, yurtdışı projelerinde değişik dönemlerde aynı işveren bünyesinde çalışan işçilerin önceki çalışma dönemlerinin fesih ile son bulduğunu işveren yazılı delille ispatlayamazsa, işçinin önceki çalışma dönemleri zamanaşımına uğramış sayılmayacağı” şeklinde gerekçe oluşturmuştur.

Taraflar Arasındaki Uyuşmazlık
Davacı vekili dava dilekçesi ile; davalı şirkete ait Rusya’daki şantiyelerde ….1994-…2009 tarihleri arasında sıhhi tesisat ustası olarak çalışan davacının iş sözleşmesinin iş bitimi gerekçe gösterilerek sona erdirildiğini belirterek kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, fazla mesai ücreti alacağı, hafta tatili ücreti alacağı, yıllık izin ücreti alacağı ile genel tatil ücreti alacağının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili cevap dilekçesi ile;davacının taleplerinin zamanaşımına uğradığını, davacı ile proje bazlı belirli süreli iş ilişkisi kurulduğunu, işin bitirilerek tesliminden sonra iş ilişkisinin sona erdiğini, davacının saat ücretiyle çalıştığını, aylık sabit ücretinin olmadığını, saat ücreti karşılığında çalıştığını, tüm ücretlerin bordrolarda gösterilerek ödemelerin banka aracılığıyla yapıldığını belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

Yerel Mahkemenin Kararı
İlk Derece Mahkemesi tarafından yapılan yargılama sonunda davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

İstinaf Mahkemesinin Kararı
Davalı vekili istinaf dilekçesinde davanın belirsiz alacak davası olarak açılamayacağını iddia etmiş ise de; yerleşik yargısal uygulama ve Yargıtay kararları uyarınca işçilik alacaklarının işyeri kayıtlarının incelenmesi ile yargılama ve bilirkişi hesabı gerektirmesi nedeniyle talebin tam belirlenebilir nitelikte olmadığı sabit olduğundan, işbu davanın belirsiz alacak davası olarak açılmasında davacının hukuki yararının bulunduğu ve davalı vekilinin bu yöndeki istinafının haklı olmadığı anlaşılmıştır.

Davalı vekili tarafından 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkındaki Kanuna (MÖHUK) göre uyuşmazlıkta yabancılık unsuru bulunduğuna ve bu nedenle uyuşmazlıkta yabancı ülke hukukunun uygulanması gerektiğine yönelik istinaf sebebi ileri sürülmüşse de; 5718 sayılı Kanunun 27.maddesine göre değerlendirme yapıldığında iş sözleşmesi konusunda hukuk seçimi imkânı, iş sözleşmelerinin niteliği gereği, ancak işçi lehine ve sınırlı olarak tanındığı, taraflarca hukuk seçiminde uygulanacak hukukun işçiyi koruyan hükümlerinden daha elverişsiz hükümler içermesi halinde mümkün olmadığı, somut olayda taraflarca yabancı ülke hukukunun uygulanacağı konusunda bir sözleşme bulunmadığı, işçilik alacaklarından doğan ihtilaflarda MÖHUK kurallarına göre hangi ülke hukukunun uygulanacağına ilişkin Yargıtay ‘ın “…Davacı Türk uyruklu ve davalı da Türk Ticaret Sicilinde kayıtlı işveren olup, millilik ve iş hukukunun emredicilik ilkesi gereğince kıdem ve ihbar tazminatının Türk Hukuk Mevzuatı uygulanarak belirlenmesi gerekir…” şeklindeki emsal kararları nazara alındığında mevcut davada Türk hukukunun ve 4857 sayılı yasa hükümlerinin uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmayıp davalı vekilinin istinafının haklı olmadığı anlaşılmıştır.

İş sözleşmesinin tazminat gerektirmeyecek şekilde sonlandığını ispat yükümlülüğünün davalı işverenliğe ait olmasına rağmen haklı feshe ilişkin delil sunulmadığı, işverenin iş akdinin belirli süreli projenin sona ermesi nedeniyle kendiliğinden sona erdiğini bildirdiği, bu sebebin kanunda sayılan haklı fesih nedenlerinden olmadığı, bu çerçevede davacının 1475 sayılı İş Kanunu’nun 14. maddesinde öngörülen kıdem tazminatı talebinde ve davacının iş akdinin 4857 sayılı İş Kanununun 25. maddesinde yazılı nedenlere dayanmaksızın feshedilmiş olması ve 17. maddede belirtilen şekilde usulüne uygun ihbar süresi tanınmamış olması nedeniyle de ihbar tazminatı talebinde haklılık bulunduğu anlaşılmıştır. Davalı vekilinin aksi yöndeki istinaf sebepleri yerinde değildir.

Davalı tarafça davacının brüt ücret hesaplaması yapılırken yurt dışında çalışmış bir işçi gibi değerlendirme yapılarak net/brüt formülünün uygulanarak yanlış brüt ücret tespit edildiği ileri sürülmüş ise de Türkiye’deki kanunlara göre ücret ve kesintiler hesaplanıp Türkiye’deki bankalar aracılığıyla ücret ödemesi yapıldığından karara esas bilirkişi raporundaki net ve brüt ücret değerlendirmelerinde ve hesaplamalarında bir isabetsizlik olmadığından davalının bu yöndeki istinaf sebebinin de haklı olmadığı anlaşılmıştır.

Davacı vekilinin istinaf sebepleri değerlendirildiğinde; davacının davalı şirketin yurtdışı projelerinde sıhhi tesisat ustası olarak …1993-…2014 ve …2007-….2009 tarihleri arasında toplam 3 yıl 3 ay 7 gün hizmet süresiyle çalıştığı, davacının ilk çalışma döneminin fesih ile son bulduğuna ilişkin dosyada delil bulunmadığından bu dönemin zamanaşımına uğradığının kabulü mümkün değildir. Dolayısıyla çalışma süresi yönünden …1993-…2014 ve …2007-….2009 tarihleri arasındaki iki dönemin dikkate alınmaması hatalıdır.

Ücret tespitinin hatalı yapıldığı hususundaki istinaf sebebinde ise davacının imzasını içermeyen aylık ücret bordrolarında saat ücreti ile temel ücret hesabı dışında fazla çalışma, hafta tatili ile bayram genel tatil ücreti gibi tahakkuklara yer verilerek davacının banka hesabına yatan tutar ile uyumlu bir tahakkuka gidildiği, davalı işverenin işçinin imzasını içermeyen ve her zaman düzenlenmesi mümkün olan bordrolarla temel ücreti bölmek suretiyle diğer işçilik alacaklarının da ödendiği şeklinde bir uygulama geliştirdiği, davacının banka hesabına yapılan ödemelerde maaş açıklaması dışında başka bir bilgiye yer verilmediği nazara alındığında davacının yaptığı iş, kıdemi, bordro içerikleri, tanık beyanları ve emsal ücret araştırması gözetilerek hesaplanan ve karar esas alınan aylık temel ücretinin 1.200,00 USD olduğu kabul edilmelidir. Esasen benzer Yargıtay uygulamaları da bu kabulü desteklemektedir. ( Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin 2015/7251 E. 2017/1620 K. vb. kararları.) Mahkemece hükme esas alınan ücret hatalıdır.

Bu doğrultuda davacının …1993-…2014 ve …2007-….2009 tarihleri arasında toplam 3 yıl 3 ay 7 gün hizmet süresiyle son olarak 1.200,00 USD ücret ile çalıştığı kabul edilerek hesaplama yapılan 31/10/2016 tarihli bilirkişi raporunun hükme esas alınmaması hatalıdır. Davacı vekilinin istinaf sebepleri yerindedir.

Açıklanan nedenlerle; davalı vekilinin davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi gerektiği, davacı vekilinin istinaf sebeplerinin haklı olduğu anlaşılmakla, kabulü ile, HMK’nun 353/1-b-2.cümlesi uyarınca ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak; yukarıda belirtildiği şekilde 31/10/2016 tarihli bilirkişi raporunun 2.seçeneğinde yapılan hesaplama hükme esas alınarak kıdem ve ihbar tazminatı talebinin kabulüne, diğer taleplerin ilk derece mahkemesi kararı doğrultusunda reddine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılmış ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.

HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-)Davalı vekilinin istinaf başvurusunun ESASTAN REDDİNE,
2-)Davacının istinaf başvurusunun KABULÜNE,
İstanbul 14. İş Mahkemesi’nin 09/02/2017 tarih, 2014/698 ve 2017/131 E/K sayılı kararının 6100 Sayılı HMK’nun 353/1-b-2.maddesi uyarınca KALDIRILMASINA,
Davanın KISMEN KABULÜ İLE;
Net 7.332,43 TL kıdem tazminatının fesih tarihi olan 04/06/2009 tarihinde itibaren işleyecek en yüksek banka mevduat faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
Net 2.950,35 USD ihbar tazminatı alacağının 1.000,00 USD’sinin dava tarihinden kalan kısmının ıslah tarihinden itibaren işleyecek Devlet Bankalarının USD ile açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine,
Davacının fazla mesai, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil ücreti ile yıllık izin ücreti alacağı talebinin REDDİNE, Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, 6763 S.K ile değişik 5521 S.K’nun 8/3. maddesi uyarınca miktar itibariyle KESİN olmak üzere oybirliği ile karar verildi.

Sonuçlar
İşçilik alacaklarının işyeri kayıtlarının incelenmesi ile yargılama ve bilirkişi hesabı gerektirmesi nedeniyle talep tam belirlenebilir nitelikte olmaz, bu durumda davanın belirsiz alacak davası olarak açılmasında işçinin hukuki yararı bulunur.

Yurtdışında çalışan işçi Türk uyruklu ve işveren şirket de Türk Ticaret Sicilinde kayıtlı işveren olduğunda, millilik ve iş hukukunun emredicilik ilkesi gereğince kıdem ve ihbar tazminatllarının Türk Hukuk Mevzuatı uygulanarak belirlenmesi gerekir.

İş sözleşmesinin tazminat gerektirmeyecek şekilde sonlandığını ispat yükümlülüğü işverene aittir.

Yurtdışı iş sözleşmelerinde projenin sona ermesi sebebi, iş kanunda sayılan haklı fesih nedenleri arasında değildir ve iş akdinin belirli süreli olduğunu ve kendiliğinden sona erdirildiğini göstermez.

Yurtdışı projelerinde değişik dönemlerde aynı işveren bünyesinde çalışan işçilerin önceki çalışma dönemlerinin fesih ile son bulduğunu işveren yazılı delille ispatlayamazsa, işçinin önceki çalışma dönemleri zamanaşımına uğramış sayılmaz.

Av.Arb.Ahmet Can
İletişim Bilgilerimiz :
WhatsApp : 0 532 409 18 85
Mail : ahmetcan@ahmetcan.av.tr