Yurt dışında çıkan iç savaş nedeniyle işçinin kıdem ve ihbar tazminatı hakkı var mıdır? 

Yurt dışında çıkan iç savaş nedeniyle işçinin kıdem ve ihbar tazminatı hakkı var mıdır? 

 

İşyerinde bir haftadan fazla süre ile çalışmaktan alıkoyan zorlayıcı nedenin ortaya çıkması halinde 4857 Sayılı İş Kanunu’nun 25/lll. Maddesi uyarınca işverenin derhal fesih hakkı vardır. 

Bu fesih şekline göre yurt dışında çalışan işçinin kıdem tazminatı ödenir. 

Ancak, iç savaş sebebiyle işyerinde bir haftadan fazla süre ile çalışmaktan alıkoyan zorlayıcı nedenin ortaya çıkması, zorlayıcı bir neden olup, bu zorlayıcı neden hem işçi hem de işveren bakımından gerçekleşmiş sayılır. 

İç savaş ortamında yabancı ülkede işçinin çalışması iş sağlığı ve güvenliği kuralları gereğince mümkün değildir. Dolayısıyla, iç savaşın bir haftadan fazla çalışmaktan alıkoyduğu işçi açısından da zorlayıcı neden olarak değerlendirilir. 

Bu durumda, yurt dışındaki ülkede meydana gelen iç savaş sebebiyle işveren fesihlerinde 4857 Sayılı İş Kanunu’nun 25/lll. Maddesi kapsamında ihbar tazminatı ödenmez. 

Esasen sorumluluk kavramı, bir kişinin başka bir kişiye verdiği zararları giderme yükümlülüğüdür. Hukukî anlamda sorumlulukta, taraflar arasındaki borç ilişkisinin zedelenmesi sonucu doğan zararların giderilmesi yani tazmin edilmesi yükümlülüğünü içerir.

Sorumluluğun asli şartı zararla söz konusu davranış veya olay arasında bir sebep sonuç ilişkisinin bulunmasıdır. Bu sebep sonuç ilişkisine genel anlamda illiyet bağı denir. Burada sözü edilen illiyet bağı uygun illiyet bağıdır. Uygun illiyet bağı, olayların olağan akışına ve hayat tecrübesine göre, sebebin, meydana gelen sonucu yaratmaya elverişli olmasıdır. Uygun illiyet bağı, sorumluluğu, zarar veren bakımından öngörülebilir risklerle sınırlamaktadır. Başka deyişle, hayatın olağan akışı ve hayat tecrübesi bakımından öngörülemez zararlar uygun illiyet bağı kapsamında sorumluluğu doğurmayacaktır.

Mücbir sebep, sorumlu veya borçlunun faaliyet ve işletmesi dışında meydana gelen, genel bir davranış normunun veya borcun ihlâline mutlak ve kaçınılmaz bir şekilde yol açan, öngörülmesi ve karşı konulması mümkün olmayan olağanüstü bir olaydır. 

Dolayısıyla, mücbir sebebin bir takım unsurları vardır. Öncelikle mücbir sebep, zorlayıcı bir olaydır. Bu olay doğal, sosyal veya hukuki bir olay olabileceği gibi insana bağlı beşeri bir olay da olabilir. Bu olay, zarar verenin faaliyet ve işletmesi dışında kalan bir olay olmalıdır. Mücbir sebep nedeniyle zarar veren, bir davranış normunu veya sözleşmeden doğan bir borcu ihlâl etmiş olmalıdır. Yine mücbir sebep, davranış normunun ihlâli ya da borca aykırılığın sebebi olmalı ve kaçınılmaz bir şekilde buna yol açmış olmalıdır. Kaçınılmazlık kavramı, mücbir sebep yönünden karşı konulmazlık ve önlenemezlik kavramını da kapsar. Mücbir sebebin bir diğer unsuru ise öngörülmezliktir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu E. 2017/3-444 K. 2019/1083 T. 17.10.2019) 

 

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 2020/4037 E.  ,  2021/1949 K. 21/01/2021 tarihli  kararında “ Davacı, davalı şirketin yurt dışı işyerlerinde 10/06/2012-11/09/2014 tarihleri arasında 4.500 ABD doları ile önce …’da, sonra …’de sonra yine … Hastane projesinde olmak üzere 2 yıl, 3 ay çalıştığını, davacının iç savaş nedeniyle Irak dönüşü 3 ay süre ile çağrılmak üzere bekletildikten sonra 14/09/2014 tarihli fesih bildiriminde 26/06/2014 tarihinde iş akdinin feshedildiğinin bildirildiğini, kıdem ve ihbar tazminatlarına hak kazandığını, davacının 08.00-19.00 saatleri arasında hafta sonları dahil çalıştığını, bir kısım ücret, fazla çalışma ve hafta tatili çalışma ücretlerinin ödenmediğini ileri sürerek kıdem ve ihbar tazminatı, fazla çalışma ücreti, ücret, hafta tatili ücreti alacaklarının hüküm altına alınmasını istemiştir. Davalı Cevabının Özeti: Davalı, belirli süreli iş sözleşmesinin bitim tarihi olan 15/11/2014 tarihinden önce iç savaş, zorlayıcı sebeplerle çalışma faaliyetine fiili imkan kalmadığını, Basra Hastane projesinin askıya alındığını, fesih bildiriminde zorlayıcı sebebin devam ettiğinin bildirildiğini, yenilenen bir belirli süreli iş sözleşmesi olmadığından kıdem tazminatına hak kazanamayacağını, sözleşmenin süre bitiminden önce sonlanmasının fiili imkansızlığa dayalı olduğunu, davacının 25/06/2014 tarihinden sonraki döneme ait ücret alacağının doğmadığını, davacının fazla çalışma yapmadığını, yapması halinde de ödendiğini savunarak, davanın reddini istemiştir…Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davacının ihbar tazminatına hak kazanıp kazanmadığı noktasında toplanmaktadır. Davacı, en son davalıya ait Irak’ın Basra şehrinde bulunan şantiye işyerinde çalışmış ve 2014 yılında sözü edilen yerde mevcut iç savaş nedeniyle Türkiye’ye dönmüş, bir süre sonra işveren tarafından iş sözleşmesi sona erdirilmiştir. İşyerinde bir haftadan fazla süre ile çalışmaktan alıkoyan zorlayıcı nedenin ortaya çıkması halinde 4857 Sayılı İş Kanunu’nun 25/lll. Maddesi uyarınca işverenin derhal fesih hakkı bulunup sözü edilen fesih şekline göre davacı işçinin kıdem tazminatı isteğinin kabulü yerinde ise de ihbar tazminatının hüküm altına alınması hatalıdır. İç savaş sebebiyle işyerinde bir haftadan fazla süre ile çalışmaktan alıkoyan zorlayıcı nedenin ortaya çıktığı açık olup sözü edilen zorlayıcı neden her iki taraf bakımından gerçekleşmiş sayılmalıdır. İç savaş ortamında yabancı ülkede işçinin çalışması iş sağlığı ve güvenliği kuralları gereğince mümkün olamadığından ve bu durum bir haftadan fazla çalışmaktan alıkoyduğundan işçi açısından da zorlayıcı neden olarak değerlendirilmelidir. Dairemiz uygulaması, …’da meydana gelen iç savaş sebebiyle işveren fesihlerinde de 4857 Sayılı İş Kanunu’nun 25/lll. Maddesi kapsamında ihbar tazminatı isteğinin reddi yönünde olmuştur. Mahkemece, ihbar tazminatı isteğinin reddi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.” denilmiştir.