Yurt Dışında Çalışırken İmzalatılan Evrakların Geçersizliği

Yurt dışında çalışırken yani iş ilişkisi devam ederken düzenlenen ibra sözleşmeleri geçersizdir. 

Yurt dışında çalışan işçi, yurt dışında iş ilişkisi devam ederken tamamen işverene bağımlı durumdadır ve iş güvencesi hükümlerine rağmen iş ilişkisinin devamını sağlamak veya bir kısım işçilik alacaklarına bir an önce kavuşabilmek, hatta kötü şartlarda çalışırken bir an önce Türkiye’ye dönüş yapabilmek için iradesi dışında ibra sözleşmesi imzalamaya yönelmesi mümkündür. Bu durumda yurt dışında çalışan işçinin gerçek bir iradesinden söz edilemez. 

 

Zaten, Türk Medeni Kanunu’nun 2. maddesi uyarınca “herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz.” Objektif iyiniyet olarak da tanımlanan ve dürüstlük kuralını düzenleyen bu madde, bütün hakların kullanılmasında dürüstlük kuralı çerçevesinde hareket edileceğini ve bir kimsenin başkasını zararlan­dırmak ya da güç duruma sokmak amacıyla haklarını kötüye kullanılmasını yasanın korumayacağını belirtmiştir. Keza 6100 Sayılı HMK’nin 28/1 maddesine göre “Taraflar, dürüstlük kuralına uygun davranmak zorundadırlar”. Tarafların iyiniyeti veya kötüniyeti(Y. İBK. 14.2.1951 gün ve 17/1), taraflarca ileri sürülmese dahi dosyadan anlaşıldığı takdirde hakim resen dikkate alacaktır(Y. HGK. 21.10.1983 gün ve 1981/1-30 E, 1983/1000 K).Bu kurala yurt dışında işçi çalıştıran işveren firmalar da dahildir. 

 

İbranamenin tarih içermemesi ve içeriğinden de fesih tarihinden sonra düzenlendiğinin açıkça anlaşılamaması durumunda ibranameye değer verilemez.

 

İbra sözleşmesi yapılırken işçinin esaslı hataya düşmesi, işverenin hilesi, işçiyi korkutması halinde, ibranamenin aşırı yararlanma (gabin) içermesi halinde gerçek bir  ibra iradesinden söz edilemez.

 

Ancak, bunun için imzalatıldıktan sonra 1 yıl içinde ibranamenin iptali talep edilmelidir. Zira, ibranamedeki irade fesadı hallerinin, 818 Sayılı B.K.’nun 31. maddesinde öngörülen bir yıllık hak düşürücü süre içinde ileri sürülmesi gerekir. 

 

Ancak, işe girerken alınan matbu nitelikteki ibranameler bakımından iş ilişkisinin devam ettiği süre içinde bir yıllık süre işlemez.

 

İbra sözleşmesi, varlığı tartışmasız olan bir borcun sona erdirilmesine dair bir yol olmakla, varlığı şüpheli ya da tartışmalı olan borçların ibra yoluyla sona ermesi mümkün değildir. 

 

İşçinin hak kazanmadığı ileri sürülen bir borcun ibraya konu olması düşünülemez. 

 

İşverenin savunması ve işverenin diğer kayıtlarıyla çelişen ibra sözleşmeleri geçersizdir. 

 

Miktar içeren ibra sözleşmelerinde, alacağın tamamen ödenmiş olması durumunda borç ifa yoluyla sona ermiş olur. Buna karşın kısmi ödeme hallerinde, ibraya değer verilmemekte ve yapılan ödemenin makbuz hükmünde olduğu kabul edilmektedir. Miktar içeren ibranamenin çalışırken alınmış olması makbuz etkisini ortadan kaldırmaz.

 

Miktar içermeyen ibra sözleşmelerinde, irade fesadı denetimi yapılır ve somut olayın özelliklerine göre ibranamenin geçerliliği konusunda çözümler aranır. 

 

Yurt dışında çalışan işçi ibranamede yasal haklarını saklı tuttuğuna dair ihtirazi bir kayıt koyarsa, bu durumda ibraname geçersiz sayılır. 

 

İbraname savunması, hakkı ortadan kaldırabilecek itiraz niteliğinde olduğu için yargılamanın her aşamasında ileri sürülebilir. Ancak, burada, yukarıda bahsi geçen 1 yıllık süreye dikkat etmek gerekir. 

 

Yurt dışında iş ilişkisi devam ederken, matbu ve boş kağıda attırılan imzalar nedeniyle işçinin işvereni ibra ettiği ileri sürülürse, boşa imza atılan belgelerin içeriğinin sonradan doldurulduğu ve karşılığının ödenmediği ortaya çıkarılması işçi açısından zorunludur. Boşa attırılan imzalar işçi tarafından ispatlanırsa, bu tür ibranameler makbuz hükmünde dahi kabul edilmez. 

 

Bu konuda Yurt Dışı İşçi Alacakları başlıklı yazımızda da söz etmiştik.  https://www.ahmetcan.av.tr/yurtdisi-iscilik-alacaklari/

Yargıtay (Kapatılan) 7. Hukuk Dairesi’nin 2014/17999 ve … esas ve Dairemizin 2013/7727 ve 2017/2894 esas sayılı dava dosyalarında, davacıların boşa imza attığı, belgelerin içeriğinin sonradan doldurulduğu ve karşılığının ödenmediği kabul edilmiş, bu tür ibranameler makbuz hükmünde dahi kabul edilmemiştir. Mahkemelerin bu yöndeki kabulleri Yargıtay Dairelerince onanmıştır. Eldeki dava dosyasında da ibranamelerin matbu ve boşluk doldurma şeklinde olduğu, ibranamelerin düzenlendiği tarih itibariyle çalışmanın devam ettiği ve hatta 31.03.2010 tarihli ibranamenin düzenlendiği tarihte kayden bir çıkış dahi bildirilmediği, emsal dosyalarda ibranamelerin makbuz hükmünde dahi kabul edilmediği hususları ile tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; Mahkemece ibranamelere hiç bir şekilde değer verilmemesi gerekirken makbuz hükmünde kabul edilmeleri hatalı olup bozmayı gerektirmiştir. (“YARGITAY 22. HUKUK DAİRESİ E. 2017/18379.” http://kazanci.com.tr/gunluk/22hd-2017-18379.htm. Erişim tarihi: 6 Tem. 2021.) 

 

Buna ilişkin bir YARGITAY 7. HUKUK DAİRESİ E. 2013/9361 K. 2013/11907 T. 25.6.2013 kararında “DAVA : Taraflar arasındaki dava sonucunda verilen hükmün, süresi içinde Yargıtayca duruşmalı olarak incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, duruşma için tebliğ edilen 25.6.2013 günü belirlenen saatte temyiz eden davalı G… Endüstri Tesisleri İmalat ve Montaj A.Ş. vekili ve karşı taraftan davacı S. B. vekili geldiler, gelenlerin huzuruyla duruşmaya başlandı. Duruşmada hazır bulunan tarafların sözlü açıklamaları dinlendi. Duruşmanın bittiği bildirildi. Dosyadaki belgeler incelendi, gereği düşünüldü:

 

KARAR : 1- )Dosyadaki yazılara, hükmün Dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayandığı maddi delillere ve özellikle davacının davalı şirketin yurtdışı işyerine çalıştırılmak üzere gönderildiğinin, yurtdışı işyerinde de davalının organik bağ içinde olduğu ve o yer mevzuatına göre kurulmuş şirketler tarafından çalıştırıldığının anlaşılmasına göre davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddine,

 

2- )Davacı, davalının yurt içi ve yurt dışı şantiyelerinde çalıştığını, iş sözleşmesinin işveren tarafından feshedilerek Türkiye’ye gönderildiğini ileri sürerek kıdem ve ihbar tazminatıyla yıllık izin ücret alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.

 

Davalı vekili zaman aşımı savunmasında bulunmuş ayrıca davacının tüm çalışmalarının davalı şirkette geçmediğini, yurtdışındaki şirketin davalıyla ilgisi olmadığını beyanla davanın reddini istemiştir.

 

Mahkemece, dava dışı G… Al Moushegah Arabia Ltd. Şirketinin, davalı şirketin Suudi Arabistan’da iş yapabilmesi için Suudi Arabistan yasalarına göre kurulmuş bir şirket olduğu, aralarında işveren-işveren vekili ilişkisi bulunmadığı, ancak dosya içerisindeki sözleşmesine göre iş ilişkisinden kaynaklanan ihtilaflarda işveren ve işveren vekilinin birlikte sorumlu olduğu, davalının husumet ve yetki itirazının yerinde olmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.

 

Taraflar arasında düzenlenen ibranamenin geçerliliği konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır.

 

İşçi ve işveren arasında işverenin borçlarının sona erdirilmesine yönelik olarak 6098 Sayılı T.B.K.’nun yürürlüğe girdiği 1.7.2012 tarihi öncesinde yapılan ibra sözleşmeleri yönünden geçersizlik sorunu aşağıdaki ilkeler dahilinde değerlendirilmelidir:

 

Dairemizin yerleşmiş içtihatları çerçevesinde, iş ilişkisi devam ederken düzenlenen ibra sözleşmeleri geçersizdir. İşçi bu dönemde tamamen işverene bağımlı durumdadır ve iş güvencesi hükümlerine rağmen iş ilişkisinin devamını sağlamak veya bir kısım işçilik alacaklarına bir an önce kavuşabilmek için iradesi dışında ibra sözleşmesi imzalamaya yönelmesi mümkün olup, Dairemizin kararlılık kazanmış uygulaması bu yöndedir.

 

İbranamenin tarih içermemesi ve içeriğinden de fesih tarihinden sonra düzenlendiğinin açıkça anlaşılamaması durumunda ibranameye değer verilemez.

 

İbranamenin geçerli olup olmadığı 1.7.2012 tarihine kadar yürürlükte olan 818 Sayılı B.K.’nun irade fesadını düzenleyen 23-31. maddeleri yönünden de değerlendirilmelidir. İbra sözleşmesi yapılırken taraflardan birinin esaslı hataya düşmesi, diğer tarafın veya 3. şahsın hile ya da korkutmasıyla karşılaşması halinde, ibra iradesinden söz edilemez.

 

Öte yandan 818 Sayılı B.K.’nun 21. maddesinde sözü edilen aşırı yararlanma ( gabin ) ölçütünün de ibra sözleşmelerinin geçerliliği noktasında değerlendirilmesi gerekir.

 

İbranamedeki irade fesadı hallerinin, 818 Sayılı B.K.’nun 31. maddesinde öngörülen bir yıllık hak düşürücü süre içinde ileri sürülmesi gerekir. Ancak, işe girerken alınan matbu nitelikteki ibranameler bakımından iş ilişkisinin devam ettiği süre içinde bir yıllık süre işlemez.

 

İbra sözleşmesi, varlığı tartışmasız olan bir borcun sona erdirilmesine dair bir yol olmakla, varlığı şüpheli ya da tartışmalı olan borçların ibra yoluyla sona ermesi mümkün değildir. Bu nedenle, işçinin hak kazanmadığı ileri sürülen bir borcun ibraya konu olması düşünülemez. Savunma ve işverenin diğer kayıtlarıyla çelişen ibra sözleşmelerinin geçersiz olduğu kabul edilmelidir.

 

Miktar içeren ibra sözleşmelerinde ise, alacağın tamamen ödenmiş olması durumunda borç ifa yoluyla sona ermiş olur. Buna karşın kısmi ödeme hallerinde, ibraya değer verilmemekte ve yapılan ödemenin makbuz hükmünde olduğu kabul edilmektedir. Miktar içeren ibranamenin çalışırken alınmış olması makbuz etkisini ortadan kaldırmaz.

 

Miktar içermeyen ibra sözleşmelerinde ise, geçerlilik sorunu titizlikle ele alınmalıdır. İrade fesadı denetimi yapılmalı ve somut olayın özelliklerine göre ibranamenin geçerliliği konusunda çözümler aranmalıdır. Yine, işçinin ibranamede yasal haklarını saklı tuttuğuna dair ihtirazi kayda yer vermesi ibra iradesinin bulunmadığını gösterir.

 

İbranamede yer almayan işçilik alacakları bakımından, borcun sona erdiği söylenemez. İbranamede yer alan işçilik alacaklarının bir kısmı yönünden savunmayla çelişkinin varlığı ibranameyi bütünüyle geçersiz kılmaz. Savunmayla çelişmeyen kısımlar yönünden ibra iradesine değer verilmelidir. Başka bir anlatımla, bu gibi durumlarda ibranamenin bölünebilir etkisinden söz edilebilir. Bir ibraname bazı alacaklar bakımından makbuz hükmünde sayılırken, bazı işçilik hak ve alacakları bakımından ise çelişki sebebiyle geçersizlikten söz edilebilir.

 

İbraname savunması, hakkı ortadan kaldırabilecek itiraz niteliğinde olmakla yargılamanın her aşamasında ileri sürülebilir.

 

Somut olayda; davalı vekili bilirkişi raporunun ibrazından sonra davacının davalı nezdinde yurt içindeki ve yurt dışındaki şantiyelerde geçen çalışma dönemlerine dair olmak üzere bir kısmı yabancı dilde olmak üzere yıllık izin belgeleri, miktar içeren ve içermeyen ibranameler, ödeme makbuzu ve benzeri belgeler sunarak rapora itiraz etmiştir. Davalı vekilinin bu itirazı üzerinde durulmamıştır.

 

Davacı vekilinin temyize cevap dilekçesinde işçinin içeriğini anlayamayacağı belgenin işçi açısından bağlayıcı olamayacağını beyan etmesi karşısında yabancı dilde tanzim edilen belgelerin onaylı tercümesi yaptırılmalı, davacı taraftan miktar içeren ve içermeyen ibranameler, kıdem ve/veya ihbar tazminatı, yıllık izin ücreti tahakkuku bulunan imzalı bodrolara ve ayrıca yıllık izin kullanıldığına dair belgelerle sair ödeme belgelerine karşı diyeceği sorulmalı, gerekirse banka kayıtları getirtilerek davacıya ödeme yapılıp yapılmadığı belirlenmeli ve sonucuna göre bir karar verilmelidir.” denmiştir. 

#Yurt #dışı #kıdem #ihbar #tazminatı #işçi #işveren #işkur #fazla #mesai #fesih #dolar #maaş #yurtdışı #işçi #kıdem #yabancı #döviz #ihbar #fazla #mesai #alacak #yıllık #izin #fesih #iş #işveren #yevmiye #şantiye #inşaat #baraj #otoyol #fabrika #toplukonut #yurt #dışında #çalışan #emek #uluslararası #pasaport #vize #işkur #tazminat #maaş #ücret #istihdam