Yurt dışında çalışan işçinin işçilik alacakları davasında Türk Mahkemelerinin görevli ve yetkili olup olmadığı

Yurt dışında çalışan işçinin işçilik alacakları davasında Türk Mahkemelerinin görevli ve yetkili olup olmadığı

Yurt dışında hizmet alanında faaliyet yürütmek için bulunduğu ülke mevzuatına göre işyeri açan ve işveren olan Türk vatandaşlarının, bu işyerinde çalışmak üzere Türkiye’den çalışmak üzere Türk vatandaşı gerçek kişileri işçi sıfatı ile götürdükleri ve bunun genelde Türkiye İş Kurumu vasıtası ile yapıldığı bilinmektedir. Ancak çoğu zaman Türk vatandaşı işçiler Türkiye bağlantılı şirketler vasıtası ile kurum kayıtları yerine getirilmeden turist vizesi ile çalıştırmak üzere götürülmekte ve yurt dışındaki ülke mevzuatı ile kurulan şirket işçisi olarak çalıştırılmaktadır. İş hukukunun emredicilik yönü ve işçinin korunması ilkesi uyarınca yabancılık unsuru taşıyan bu tür uyuşmazlıklarda açıklandığı gibi Türk vatandaşı olan işçinin kamu düzeni de dikkate alınarak yurt dışına gönderilmesinde gönderen kişi yada şirketin yurt dışındaki yabancı şirket ile organik bağı delillendirildiğinde Türk İş Hukuku uygulanmakta ve organik bağ içinde olan Türkiye’de kişi veya kişiler işçinin işvereni kabul edilerek sorumlu tutulmaktadır.
Dosya kapsamı, tanık anlatımları, dosyaya sunulu X1 Projesi bordroların ihbar olunan F1 Saudi Co. Şirketince düzenlenmiş olması davalı F1 İnşaat San.ve Tic.A.Ş .nin logusunun kullanılmış olması, davacı ile imzalanan yurt dışı iş sözleşmesi ile bilgi formunda işveren vekili olarak imzası bulunan ve davalı tanığı olarak dinlenen K2’in davalı şirket personel şefi olarak bu evrakları imzalaması ,yine 01/09/2013 tarihli Görev Atama Formunun başlığında da davalı şirketin kaşesi bulunduğu gözetildiğinde davalı şirket ile ihbar olunan şirket arasında organik bağ bulunduğu, davacının Türk vatandaşı olduğu, davalının ise Türkiye’de faaliyette bulunan, Türk Ticaret Siciline kayıtlı, adresi Üsküdar olarak belirtilen şirket olması karşısında; taraflar açısından sıkı ilişki içinde bulundukları hukukun Türk Hukuku olduğu, keza MÖHUK 27/1 maddesi gereğince işçinin asgari koruma haklarının saklı kalması gerektiği, MÖHUK 27 maddesi gereğince yabancı ülke hukukunun olayda uygulanmasının mümkün olmadığı anlaşıldığından yargılamanın Türkiye Kanunları hükümlerine göre yürütülmesinde ve yine davalı şirketin organik bağ sebebiyle davacının hak kazandığı işçilik alacaklarından sorumlu olması sebebiyle davalıya husumet yöneltilmesinde ve hak kazanılan alacaklardan davalının sorumlu tutulmasında bir isabetsizlik bulunmamaktadır.
Bu nedenlerle, Türk Mahkemeleri davaya bakmaya görevli ve yetkilidir.

İstanbul BAM, 30. HD., E. 2018/831 K. 2020/1467 T. 14.7.2020
Esas No.: 2018/831
Karar No.: 2020/1467
Karar tarihi: 14.07.2020
DAVACI: K1 -TC No:N1
DAVALI: F1 İNŞAAT VE SAN. A.Ş.
DAVANIN KONUSU: Alacak (İşçi İle İşveren İlişkisinden Kaynaklanan)
İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama üzerine verilen davanın kabulüne yönelik karara davalı tarafından yapılan istinaf başvurusu üzerine;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili davalı olarak F1 Saudi Co hakkında düzenlenen dava dilekçesinde özetle;” Müvekkili işçinin 22/01/2013-20/11/2014 tarihleri arasında davalı işverenliğin yurtdışı şantiyesinde elektrik mekanik montajcısı olarak en son saat ücreti 5 $ ‘dan çalıştığını, iş akdinin haksız olarak feshedildiğini ancak tazminatlarının ödenmediğini fazlaya ilişkin dava ve talep hakları saklı kalmak üzere 250,00 TL kıdem tazminatı, 750,00 TL ihbar tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davacı vekili 05/11/2015 tarihli taraf değişikliği dilekçesi sunarak davayı davalı F1 İnşaat ve Sanayii Tic.A.Ş.ye yöneltmiştir.
Davalı F1 İnşaat ve Sanayii Tic.A.Ş vekili cevap dilekçesinde özetle;” Pasif husumet yönünden itirazları bulunduğunu,davacının müvekkili şirket işçisi olmadığını,Suudi Arabistan Kanunlarına uygun şekilde kurulan ve müvekkili şirketten farklı tüzel kişiliği olan F1 Saudi Co.işçisi olduğunu,davanın bu şirkete ihbarı gerektiğini,davacının belirsiz alacak davası açmasının mümkün olmadığını,davanın reddine karar verilmesini ”talep etmiştir.
İhbar olunan F1 Saudi Co vekili cevap dilekçesinde özetle:”Davacının iş sözleşmesinin Suudi Arabistan Kanunlarına aykırı davranışı sebebiyle haklı nedenle feshedildiğini,hac vizesi olmaksızın kaçak olarak Hacca gitmeye çalıştığından Riyad polisi tarafından suçüstü yakalandığını ve tutuklandığını,bu nedenlerle sınırdışı edilmesine karar verildiğini,davacının iş akdinin Suudi Arabistan İş Kanunu 80/3 maddesi gereğince bildirimsiz,tazminatsız derhal feshedildiğini,davanın reddi gerektiğini,davanın Türk İş Mahkemelerinde ve Tür kİŞ Kanunu temel alınarak görülmesinin mümkün olmadığını,davanın belirsiz alacak davası olarak açılamayacağını,davanın reddine karar verilmesini ”talep etmiştir.
Deliller:Dava dilekçesi,talep arttırım dilekçesi,cevap dilekçeleri,SGK kayıtları,işyeri sicil dosyası,tanık beyanları,bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamı.
İlk Derece Mahkemesi Kararı; ” Somut uyuşmazlıkta davalı davacının kendilerinde çalışmadığını iş verenin F1 Saudi Co. olduğunu ileri sürmüş ise de, davacının davalı şirket ile yurt dışı hizmet sözleşmesi imzaladığı, yapılan işin Suudi Arabistan’ ta tren onarım projesi işi olduğu, davacı tanığı K3 nun beyanına göre davalı şirketin yurt dışına giden çalışanların geliş – gidiş ve çalışma durumlarını ayarladığı, davalı ile ihbar olunan şirketlerin aralarında bağ olduğunun tanık beyanlarında belirtildiği, yine söz konusu şirketlerin isimlerinin ve logolarının aynı olduğu, dikkate alındığında davalı ile ihbar olunan şirket arasında organik bağın bulunduğu bu durumda Türk vatandaşı işçiler açısından iş hukukunun emredicilik yönü ve işçinin korunması ilkesi gereğince somut olayda Türk İş hukukunun uygulanması gerektiği ve davacının yurt dışına gönderen davalı şirketin iş veren olarak kabul edilmesi gerektiği kanaatine varılmıştır.
İhbar olunan tarafından davacının iş akdinin, davacının Suudi Arabistan kanunlarına aykırı davranması ve sınır dışı edilmesi nedeniyle fesih edildiği ancak davacının Türkiye’ de davalı nezdinde çalışabileceği başkaca bir işin olup olmadığının araştırılmadığı, davacıya Türkiye’ de iş önerilmediği, bu kapsamda fesihin son çare olması ilkesine riayet edilmediği, ayrıca iş yeri dışında ve iş ile ilgisi bulunmayan davranışın iş verene haklı fesih imkanı tanımayacağı bu kapsamda fesihin haklı nedene dayanmadığı, davalı tarafından davacıya ihbar öneli kullandırıldığının da ispat edilemediği anlaşılmakla davacını kıdem tazminatına ve ihbar tazminatına hak kazandığı anlaşılmıştır.
Davacının çalıştığı süre ve alınan ücretlere ilişkin hizmet döküm belgeleri ve özlük dosyasına göre hazırlanan gerekçeli ve hükme yeterli bilirkişi raporuna göre tespit edilen kıdem tazminatı, ihbar tazminatı alacağının hesaplanmasına ilişkin bilirkişi raporunun ilmi ve kazai içtihatlara uygun ve denetime elverişli olduğu göz önünde bulundurularak davanın kabulüne karar verilmiştir. ” gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiştir.
İstinaf kanun yoluna davalı tarafından müracaat edilmiştir.
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle;”Müvekkili şirketin savunma hakkının ilk derece mahkemesi tarafından açıkça kısıtlandığını,müvekkili “F1 İnşaat ve Sanayi A.Ş.”ye hitaben “A1” adresine gönderilmiş olan tebligatın 24/07/2015 tarihinde tebliğ alındığını ancak tebligat zarfı açıldıktan sonra zarfın içinde yer alan tensip zaptı ve dava dilekçesinde davalı olarak müvekkili şirketin değil, F1 Saudi. Co.’nun gösterildiğinin görüldüğünü,bunun üzerine, davacının dava dilekçesinde çalıştığını iddia ettiği F1 Saudi Co.’nun Suudi Arabistan Kanunlarına uygun şekilde, Suudi Arabistan’da kurulmuş olan bir şirket olması, yasal tebligat adresinin “A2” olması, bu şirketin, ne müvekkili şirketin a belirtilen adresinde, ne de Türkiye genelinde herhangi bir şube veya temsilciliği bulunmaması nedeniyle söz konusu tebligatın 28.07.2015 tarihli üst yazı z ekinde ilk derece mahkemesine iade edildiğini,
Nitekim ilk derece mahkemesinin bu hususun farkına vararak 01.07.2015 tarihinde yapılan duruşmada davalının unvan ve adresini bildirmesi konusunda davacı vekiline süre verilmesine ve davalının adresinin bildirildiğinde dava dilekçesi ve tensip zaptının yeniden tebliğ edilmesine karar verdiğini,bunun üzerine davacı vekilinin de hatasının farkına vararak ilk derece mahkemesine düzeltme talepli dilekçesini sunduğunu ve davalı tarafın F1 İnşaat ve Sanayi A.Ş. olarak değiştirilmesini talep ettiğini,ancak davacı vekilinin bu dilekçesinden sonra ara karara uygun olarak müvekkil şirkete herhangi bir tebligat yapılmadığını,niitekim, 05/11/2015 tarihinde duruşma yapılacağının dahi, ilk derece mahkemesinin kaleminden şifahen alınan bilgi sonucunda öğrenildiğini,
Kendilerine hukuka ve usule uygun yapılan bir tebligat olmadığından işbu dava bakımından taraf teşkili sağlanmamış olup, tebligat hükümlerinin müvekkili şirket aleyhine sonuç doğuramayacağının açık olduğunu,bu nedenle 05/11/2015 tarihli duruşma tutanağında, davalı müvekkili şirket adına dava dilekçesi ve tensip zaptının tebliğe çıkarıldığı ve 27/07/2015 tarihinde tebliğ edildiğinin belirtilmesi ve müvekkili şirkete cevaplarını sunması için süre verilmeyip sadece tanıklarını bildirmesi için süre verilmesinin hatalı ve hukuka aykırı olduğunu,nitekim yerleşmiş Yargıtay kararlarında da davalıya usulüne uygun tebligat yapılmaması durumunda sürelerin işlemeye başlamayacağı, dava dilekçesine karşı savunmasını bildirmek üzere kanunun gösterdiği şekle uygun olarak davalı davet edilmedikçe mahkemenin hükmünü veremeyeceğini, davalıya savunma hakkını kullanma olanağı verilmeden hüküm kurulamayacağının açıkça belirtildiğini,hal böyleyken, müvekkili şirketin savunma hakkının ilk derece mahkemesince kısıtlandığının açık olduğunu,müvekkili şirketin savunma hakkı kısıtlanmak suretiyle verilen ilk derece mahkemesi kararının bu nedenle kaldırılması gerektiğini,
Davaya pasif husumet yönünden yapmış oldukları itirazı ilk derece mahkemesince dikkate alınmadığını,dosyada mübrez dilekçede açıkça belirtildiği üzere davacının Suudi Arabistan’da kurulmuş olan N2 Ticari Sicil (commercial registration) No.lu F1 Saudi Co. unvanlı bir şirket ile imzalamış olduğu bir İşkur Sözleşmesi kapsamında bu şirketin Suudi Arabistan’daki X2 Projesinde çalıştığını,davacının çalışmasına ilişkin belgelerin tümü F1 Saudi Co. temsilcisi ve yetkilileri tarafından imzalandığını,ihbar olunan F1 Saudi Co.,nin Suudi Arabistan Kanunlarına uygun şekilde, Suudi Arabistan’da kurulmuş olan bir şirket olduğunu ve müvekkili şirketten farklı tüzel kişiliğe sahip olduğunu,davacının 05/11/2015 tarihli beyan dilekçesinde yer alan, F1 Saudi Co.’nun, müvekkil şirketin “Suudi Arabistan versiyonu” olduğu iddiasının mesnetsiz ve her türlü hukuki dayanaktan yoksun olduğunu,davacının müvekkili şirketin değil F1 Saudi Co.’nun çalışanı olduğunu,davacı ile müvekkili şirket arasında işçi – işveren ilişkisi bulunmadığını,dolayısıyla müvekkili şirketin işbu davada davalı olabilmesinin hukuken mümkün olmadığını,bu hususun Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Teftiş Kurulu tarafından düzenlenmiş olan 02.10.2012 ve 12/12/2012 tarihli dosyada mübrez tutanaklar ile açık şekilde tespit edildiğini,
İşbu davanın Türk İş Mahkemelerinde görülmesi ve yargılamanın da Türk İş Kanunu temel alınarak yapılmasının hukuken mümkün olmadığını,davacı ile davacının işvereni F1 Saudi Co. arasında imzalanmış olan dosyada mübrez Yurtdışı Hizmet Akdi’nin 16. Maddesinde sözleşmenin uygulanmasında doğacak anlaşmazlıklar ile diğer ihtilafların giderilmesinde işverenin şirket merkezinin bulunduğu şehir mahkemelerinin ve icra dairelerinin yetkili olduğu, söz konusu ihtilafların hallinde de öncelikle çalışılan ülke mevzuatının uygulanacağı açık şekilde düzenlendiğini,MÖHUK ilgili hükümlerince yetki sözleşmesi mevcut ise münhasıran yetkili kılınan ülkenin Mahkemelerin yetkili olduğunu,benzer şekilde 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanununun 5. Maddesinde de iş mahkemelerinde açılacak her davanın, açıldığı tarihte dâvaolunanın Türk Medeni Kanunu gereğince ikametgâhı sayılan yer mahkemesinde veya işçinin işini yaptığı işyeri için yetkili mahkemede de açılabileceği açık şekilde düzenlendiğini,davacının işvereni ihbar olunan F1 Saudi Co. Suudi Arabistan Kanunlarına göre kurulmuş olan bir Suudi şirketi olduğunu,davacnın ı da çalıştığı süre boyunca Suudi Arabistan’da, Suudi Arabistan kanunlarına uygun şekilde çalıştığını, hakettiği tüm ücretleri ve sosyal hakları da Suudi Arabistan mevzuatına uygun olarak hesaplanarak davacının işvereni tarafından eksiksiz ve zamanında ödendiğini,davacının Suudi Arabistan Kanunlarına uygun olarak çalıştığı ve hakettiği her türlü ücretinin kendisine ödendiği hususunun davacının kendi tanıklarının beyanları ile de sabit olduğunu,dolayısıyla işbu dava kapsamında yargılamanın 4857 sayılı Türk İş Kanununa uygun olarak Türk İş Mahkemelerinde değil, Suudi Arabistan İş Kanunu’na göre Suudi Arabistan İş Mahkemeleri nezdinde yapılması gerektiğini,
Davacının ihbar tazminatı talebinin haksız ve kötüniyetli olduğu bilirkişi raporu ile sabitken, ilk derece mahkemesince davacı lehine ihbar tazminatına hükmedilmesinin hukuka aykırı olduğunu,dosya kapsamında görevlendirilen bilirkişinin düzenlemiş olduğu rapor ile davacının ihbar tazminatına hak kazanmadığını açıkça ifade ettiğini ancak ilk derece mahkemesinin aksi yönde karar vermesi ihtimaline karşılık hesaplama yaptığını,bilirkişi raporu ile sabit olduğu üzere, davacının iş sözleşmesi haklı sebeple derhal feshedilmiş olup, davacının ihbar tazminatına hak kazanmasının hukuken mümkün olmadığını,ancak ilk derece mahkemesi, bilirkişi raporu ile de sabit olan bu hususu tamamen göz ardı ederek davacı lehine ihbar tazminatına hükmettiğini,
Davacının iş sözleşmesi, davacının işvereni ihbar olunan F1 Saudi Co. tarafından Suudi Arabistan Kanunlarına aykırı davranışları dolayısıyla haklı nedenle feshedildiğini,davacının işvereni F1 Saudi Co. tarafından ilk derece mahkemesine sunulan ihbara cevap dilekçesinde de açıkça belirtildiği üzere davacının çalışmakta olduğu dönemde şirketin bilgisi dışında, yasak olduğunu ve ciddi yaptırımlarının bulunduğunu bildiği halde hac vizesi almaksızın, kaçak olarak hacca gitmeye çalıştığını ve Riyad polisi tarafından suçüstü yakalanarak tutuklan davacının Suudi Arabistan’da geçerli olan Umre Mevzuatına aykırı olarak kaçak şekilde hacca giderken yakalanması üzerine, ihbar olunan tarafından sunulmuş olan dosyada mübrez noter onaylı tercümesi olan belgelerden de açıkça görüleceği üzere, ülke yetkilileri tarafından bu nedenle davacının sınır dışı edilmesine karar verildiğini,Suudi Arabistan sınırları içerisinde kalması mümkün olmayan davacının, münhasıran Suudi Arabistan sınırları içinde faaliyet göstermekte olan işvereni bünyesinde çalışmaya devam etmesinin de hukuken ve fiilen mümkün olmadığını,dolayısıyla, davacının iş sözleşmesi, tabi olduğu ülke mevzuatına göre ağır bir suç işlediği göz önünde bulundurularak, Suudi Arabistan İş Kanunu’nun 80. Maddesinin 3. Fıkrası uyarınca haklı sebeple, bildirimsiz ve tazminatsız olarak feshedildiğini,ancak tüm bu hususlara rağmen davacının zor duruma düşmemesi için Türkiye’ye dönüş bileti de iyiniyetli olarak davacının işvereni ihbar olunan F1 Saudi Co. tarafından karşılandığını,davacının hukuka aykırı davranışını ilk derece mahkemesinden gizleyerek iş sözleşmesinin haksız yere feshedildiğini iddia etmesi davacının kötüniyetinin ve haksız kazanç elde etme saikiyle hareket ettiğinin açık bir göstergesi olduğunu,
İlk derece mahkemesi, dosya kapsamında tanzim edilen bilirkişi raporundaki aleyhe hususlara ilişkin yapmış oldukları itirazların dikkate alınmadığını,dosya kapsamında görevlendirilen bilirkişinin görevinin verdiği yetki sınırlarını aşarak müvekkili şirket ile ihbar olunan F1 Saudi Co. arasında organik bağ olduğu yönünde karar verdiğini ve hesaplamalarını da bu kararına göre yaptığını,hesap raporu sunmakla görevli bilirkişinin, davanın esasına ilişkin görüş bildirmesinin münhasıran ilk derece mahkemesinin takdirinde olan delillerin değerlendirilmesi yetkisine müdahalesi anlamına gelmekte olup, açık bir yetki aşımı teşkil etttiğini,ayrıca bilirkişinin düzenlemiş olduğu raporda davacının net ücretini iş sözleşmesinin fesih tarihinde geçerli olan döviz kurunu göz önünde bulundurarak aylık net 2.518,99.-TL (1.125-USD) olarak hesapladığını, bu hesaplama üzerinden davacının brüt ücretinin 3.343,77.-TL olacağına kanaat getirdiğini,ancak Sayın Bilirkişinin raporunda davacının brüt ücretini ne şekilde hesapladığı konusunda hiçbir açıklamaya yer vermediğini,bununla birlikte, davacının brüt ücretinin davacının iş sözleşmesinin fesih tarihindeki net asgari ücret ve brüt asgari ücret oranı göz önünde bulundurularak hesaplanmış olması ihtimalinde, davacının brüt ücretinin 3.205,99.-TL olacağını,hal böyleyken, brüt ücretin tümüyle Türk Hukuku dikkate alınarak 3.343,77.-TL olarak hesaplanmasının hatalı olduğu ve bu tutar dikkate alınarak yapılan diğer hesaplamaların da gerçeği yansıtmadığının açık olduğunu,kaldı ki, bilirkişinin davacının barınma, yol ve günde üç öğün yemek bedelini 200.-USD olarak takdir etmesinin de fahiş olup, hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu,hal böyleyken, objektiflikten uzak biçimde yetki sınırları aşılarak, eksik ve hatalı inceleme sonucu tanzim edilmiş olan bilirkişi raporuna dayanılarak verilen ilk derece mahkemesi kararının kaldırılması gerektiğini,açıklanan nedenler ve inceleme sırasında rastlanacak sair nedenlerle usul ve esas bakımından yasaya aykırı olarak verilen ilk derece mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesini”talep etmiştir.
K A R A R
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu 355 maddesi gereğince istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık bulunup bulunmadığı incelenerek aynı kanunun 353 maddesi gereğince duruşma yapılmaksızın yapılan inceleme sonunda;
İstinaf nedenlerine göre yapılan inceleme ve dosya kapsamına göre uyuşmazlık;Davaya bakmaa Türk Mahkemelerinin görevli ve yetkili olup olmadığı,davalının hukuki dinlenilme hakkının ihlal edilip edilmediği,davalıya husumet yöneltilip yöneltilmeyeceği,davacının aylık ücreti ve giydirilmiş brüt ücreti,davacının kıdem tazminatına ve ihbar tazminatına hak kazanıp kazanmadığı,hesap bilirkişi raporunun hükme esas alınıp alınmayacağı noktasında toplanmaktadır.
Yurt dışında hizmet alanında faaliyet yürütmek için bulunduğu ülke mevzuatına göre işyeri açan ve işveren olan Türk vatandaşlarının, bu işyerinde çalışmak üzere Türkiye’den çalışmak üzere Türk vatandaşı gerçek kişileri işçi sıfatı ile götürdükleri ve bunun genelde Türkiye İş Kurumu vasıtası ile yapıldığı bilinmektedir. Ancak çoğu zaman Türk vatandaşı işçiler Türkiye bağlantılı şirketler vasıtası ile kurum kayıtları yerine getirilmeden turist vizesi ile çalıştırmak üzere götürülmekte ve yurt dışındaki ülke mevzuatı ile kurulan şirket işçisi olarak çalıştırılmaktadır. İş hukukunun emredicilik yönü ve işçinin korunması ilkesi uyarınca yabancılık unsuru taşıyan bu tür uyuşmazlıklarda açıklandığı gibi Türk vatandaşı olan işçinin kamu düzeni de dikkate alınarak yurt dışına gönderilmesinde gönderen kişi yada şirketin yurt dışındaki yabancı şirket ile organik bağı delillendirildiğinde Türk İş Hukuku uygulanmakta ve organik bağ içinde olan Türkiye’de kişi veya kişiler işçinin işvereni kabul edilerek sorumlu tutulmaktadır.
Somut uyuşmazlıkta davalı vekili müvekkilinin savunma hakkının kısıtlandığını savunmaktadır.Davacı vekilinin davalı şirket hakkında düzenlediği ve 6100 sayılı HMK124/3 maddesi gereğince aynı zamanda taraf değişkliği talebini içerir ve davalı şirketin ünvan ve adresi belirtilerek hazırlanmış olan dilekçenin davalı şirkete tebliğine karar verilmesi sonrası sehven ihbar olunan şirket adına düzenlenmiş dava dilekçesi tebligatı 24/07/2015 tarihinde tebliğ edildikten sonra davalı vekilince 28/07/2015 tarihli dilekçe ile tebligat içinden müvekkili şirket adına düzenlenen dava dilekçesi bulunmadığından bahisle iadesi sonrası davalı vekilince bu kez 19/11/2015 tarihinde davayA cevap dilekçesi sunulmuş olması,bu dilekçede delil ve tanık listesi sunulması ve yine ekinde davalı yazılı delil ve belgeleri sunulduğu gözetildiğinde ve yine davalının tanıkları dinlenip ,sunulan delillerin de değerlendirilmesi karşısında taraf teşkilinin sağlandığı,davalının kendisi vekil ile temsil ettirdiği,cevap dilekçesi sunduğu,delillerini bildirdiği ve toplandığı gözetildiğinde artık davalının savunma hakkının kısıtlandığından söz edilemeyeceğinden ve bu aşamadan sonra tekrar davalı adına dava dilekçesi tebliğ edilmesine gerek bulunmadığından davalı vekilinin bu yöne ilişkin istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir.
Dosya kapsamı, tanık anlatımları, dosyaya sunulu X1 Projesi bordroların ihbar olunan F1 Saudi Co. Şirketince düzenlenmiş olması davalı F1 İnşaat San.ve Tic.A.Ş .nin logusunun kullanılmış olması, davacı ile imzalanan yurt dışı iş sözleşmesi ile bilgi formunda işveren vekili olarak imzası bulunan ve davalı tanığı olarak dinlenen K2’in davalı şirket personel şefi olarak bu evrakları imzalaması ,yine 01/09/2013 tarihli Görev Atama Formunun başlığında da davalı şirketin kaşesi bulunduğu gözetildiğinde davalı şirket ile ihbar olunan şirket arasında organik bağ bulunduğu, davacının Türk vatandaşı olduğu, davalının ise Türkiye’de faaliyette bulunan, Türk Ticaret Siciline kayıtlı, adresi Üsküdar olarak belirtilen şirket olması karşısında; taraflar açısından sıkı ilişki içinde bulundukları hukukun Türk Hukuku olduğu, keza MÖHUK 27/1 maddesi gereğince işçinin asgari koruma haklarının saklı kalması gerektiği, MÖHUK 27 maddesi gereğince yabancı ülke hukukunun olayda uygulanmasının mümkün olmadığı anlaşıldığından yargılamanın Türkiye Kanunları hükümlerine göre yürütülmesinde ve yine davalı şirketin organik bağ sebebiyle davacının hak kazandığı işçilik alacaklarından sorumlu olması sebebiyle davalıya husumet yöneltilmesinde ve hak kazanılan alacaklardan davalının sorumlu tutulmasında bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Türk Mahkemelerinin davaya bakmaya görevli ve yetkili olmadığı Suudi Arabistan Mahkemelerinin yetkili ve görevli olduğuna ve yine husumetin davalı şirkete yöneltilemeyeceğine yönelik davalı vekili istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir.
Dosyaya ibraz edilen 20/11/2014 tarihli Personel çıkış formunda davacının işten ayrılış sebebinin ”Bsz.S.İşSz.İşv Trf.Hk.SebepsizF” (Belirsiz Süreli İş Sözleşmesinin İşveren Tarafından Haklı Sebep olmaksızın Feshi olarak belintilmiş olması ve yine dosya içinde mevcut -Medine Yabancılar Şube Müdürlüğü yazısında davacı hakkında izin olmadan hac farizesini yapmaktan ülkeye dönüş işleminin yapılmasının belirtilmesi,4857 sayılı İş Kanunu hükümleri gereğince haklı neden teşkil edecek devamsızlık,tutukluluk veya gözaltı süresine ilişkin bir açıklamada bulunmadığı da gözetildiğinde davacının iş akdinin kıdem tazminatına ve ihbar tazminatına hak kazanmayacak şekilde sona erdiği hususunda ispat yükü kendisinde olan davalı işverenliğin bu ispat yükünü yerine getirememesi karşısında davacının hak kazandığı kıdem tazminatının ve ihbar tazminatının hüküm altına alınmasında bir isabetsizlik bulunmadığından davalı vekilinin bu yöne ilişkin istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir.
Yargıtay 9.H.D.nin 04.05.2015 tarih ve 2015/7420 Esas 2015/16223 Karar; 9. HD 02.11.2015 tarih ve 2015/29179 Esas 2015/30886 Karar sayılı emsal kararlarında yurt dışında işçi istihdam eden başka işverenlikler aleyhine açılan davalarda belirlenen 200 $ sosyal yardımların makul kabul edildiği görülmektir.
Davacının yurt dışında çalışan işçi olması ve işin mahiyeti gereği yol, yemek, barınma ve ısınma gibi her türlü yaşamsal ihtiyaçlarının işveren tarafından karşılanması karşısında İlk Derece Mahkemesince davacıya ilişkin davalı işverenlikçe karşılanan sosyal yardımlar toplamının 200 USD (Dolar ) olarak belirlenmesinde bir isabetsizlik bulunmadığından davalı vekilinin bu yöndeki istinaf başvurusu yerinde görülmemiştir.
Yine davacının saat ücretinin 5,00 $ oduğu dosya kapsamındai delillerden anlaşılmakta olup saat ücretinin aylık ücrete dönüştürülerek fesih tarihindeki $ kuru üzerinden TLye çevrilerek aylık ücretin belirlenmesinde bir isabetsizlik bulunmadığından davalı vekilinin bu yönlere ilişkin davalı vekili istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir.