Usulsüz Tebligat arşivleri • Can Hukuk Bürosu

Etiket: Usulsüz Tebligat

Genel

Noter vasıtasıyla çıkartılan kamulaştırma tebligatlarının usulüne uygun çıkartılmış olması gerekir. Tebligat usulüne uygun olarak çıkartılmamışsa, bu durumda usulüne uygun şekilde yapılmış bir kamulaştırma işleminden söz edilemeyeceği gibi, Kamulaştırma Kanununun 17. maddesine istinaden daha önce tescil kararı verilmesi de bu durum dava açılmasına engel teşkil etmez.

T.C.
YARGITAY 5. HUKUK DAİRESİ
E. 2018/2725
K. 2019/17823
T. 7.11.2019
DAVA : Taraflar arasındaki kamulaştırmasız el atılarak enerji nakil hattı geçirilen taşınmazın, irtifak hakkı karşılığının tahsili davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İlk Derece Mahkemesince (… 2. Asliye Hukuk Mahkemesi 2017/58 Esas–2017/195 Karar) davanın reddine ilişkin olarak verilen karara karşı, davacı vekili tarafından yapılan istinaf başvurusunun … Bölge Adliye Mahkemesi’nin 6. Hukuk Dairesince esastan reddine dair hükmün duruşmalı olarak Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekilince verilen dilekçeyle istenilmiş olmakla, duruşma için belirlenen 07/11/2019 günü taraf vekillerinin yüzlerine karşı duruşmaya başlanarak, sözlü açıklamaları da dinlendikten ve dosyadaki belgeler okunup uyuşmazlık anlaşıldıktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü.

KARAR : Dava, kamulaştırmasız el atılarak enerji nakil hattı geçirilen taşınmazın, irtifak hakkı karşılığının tahsili istemine ilişkindir.

İlk derece mahkemesince davanın reddine ilişkin olarak verilen karara karşı, davacı vekilince yapılan istinaf başvurusunun … Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesince esastan reddine karar verilmiş olup; hüküm, davacı vekilince temyiz edilmiştir.

Aşağıda açıklanan gerekçelerle … Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesinin istinaf başvurusunun esastan ret kararı kaldırıldıktan sonra … 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2017/58 E.2017/195 K. sayılı kararının incelenmesinde,

Kamulaştırma Kanununun 25. maddesi uyarınca hakların kullanılması ve borçların yerine getirilmesi bakımından kamulaştırma işlemi, mal sahibi açısından, usulüne uygun olarak yapılan tebligatla başlar.

Dosyada bulunan kanıt ve belgelere göre; davalı idare tarafından dava konusu taşınmazın kök parseli olan 25 parsel sayılı taşınmazın 7.936,00 m2’lik kısmı üzerinden enerji nakil hattı geçirildiği, kamulaştırma tebligatlarının o tarihteki malikler … ve … … adına çıkartıldığı, … … adına çıkartılan … 14. Noterliğinin 17.03.1970 gün ve 8917 yevmiye numaralı tebligatının 24.03.1970 tarihinde “kardeşi …’ye” tebliğ edilmiş ise de, … …’nun 24.08.1965 tarihinde öldüğü, ölü kişi adına çıkartılan tebligatın usulsüz olduğu, mirasçılarına da kamulaştırma evraklarının tebliğe çıkartılmadığı anlaşılmıştır.

Bu durumda usulüne uygun şekilde yapılmış bir kamulaştırma işleminden söz edilemeyeceği gibi, Kamulaştırma Kanununun 17. maddesine istinaden daha önce tescil kararı verilmesi de dava açılmasına engel teşkil etmez.

Usulüne uygun olarak tescil edilmeyen irtifak hakkı şerhleri ile birlikte taşınmazı sonradan satın alan davacının; bu hatlar nedeniyle kamulaştırmasız el atmadan kaynaklanan tazminat isteminde bulunma imkanı olduğu kabul edilerek, … …’dan gelen ½ pay yönünden davanın kabulüne karar verilmesi gerektiği düşünülmeden, yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi,

Doğru görülmemiştir.

SONUÇ : Davacı vekilinin temyiz itirazları yerinde olduğundan … 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2017/58 E.2017/195 K. sayılı hükmünün HMK’nın 371. maddesi uyarınca BOZULMASINA, HMK’nın 373/1. maddesi uyarınca kararın bir örneğinin … Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesine GÖNDERİLMESİNE, peşin alınan temyiz harcının istenildiğinde iadesine ve temyize başvurma harcının Hazineye irad kaydedilmesine, temyiz eden davacı yararına yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca takdir olunan 2.037,00-TL. vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine, 07/11/2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Genel

Kamulaştırma belgelerinin tebliğ edilip edilmediğine ilişkin noter tebliği asılları ve kamulaştırma bedelinin ödenip ödenmediğine ilişkin ödeme belgeleri araştırılıp hüküm kurulmalıdır.


T.C.
YARGITAY 5. HUKUK DAİRESİ
E. 2019/1760
K. 2019/18687
T. 20.11.2019
• KAMULAŞTIRMASIZ EL ATMA BEDELİNİN TAHSİLİ VE ECRMİSİL İLE TAPU İPTALİ VE TESCİL ( Taraflara Dava Konusu Taşınmaza Yakın Bölgelerden ve Yakın Zaman İçinde Satışı Yapılan Benzer Yüzölçümlü Satışları Bildirmeleri İçin İmkan Tanınacağı – Lüzumu Halinde Re’sen Emsal Celbi Yoluna Gidilerek Taşınmazın Değerlendirme Tarihi İtibariyle Emsal Alınacak Taşınmazın ise Satış Tarihi İtibariyle İmar ya da Kadastro Parselleri Olup Olmadığı İlgili Belediye Başkanlığı ve Tapu Müdürlüğünden Sorulması Gerektiği )
• EMSAL TAŞINMAZ İNCELEMESİ ( Taşınmazın Değerlendirme Tarihi İtibariyle Emsal Alınacak Taşınmazın ise Satış Tarihi İtibariyle İmar ya da Kadastro Parselleri Olup Olmadığı İlgili Belediye Başkanlığı ve Tapu Müdürlüğünden Sorulması Gerektiği – Taşınmazın İmar Planındaki Konumu Emsallere ve Değerini Etkileyen Merkezi Yerlere Olan Uzaklığını da Gösterir Krokisi ve Dava Konusu Taşınmaz ile Emsal Taşınmazların Resen Belirlenen Vergi Değerleri ve Emsal Taşınmazların Satış Akit Tablosunun Getirtileceği )
• KEŞİF ( Dava Konusu Taşınmazın Değerlendirmeye Esas Alınacak Emsallere Göre Ayrı Ayrı Üstün ve Eksik Yönleri ve Oranları Açıklanarak Yapılacak Karşılaştırma Sonucu Değerinin Belirlenmesi Bakımından Yeniden Oluşturulacak Bilirkişi Kurulu Marifetiyle Mahallinde Keşif Yapılacağı – Sonucuna Göre Hüküm Kurulması Gerektiği )
• TEBLİGAT VE ÖDEME ARAŞTIRMASI ( Kamulaştırma Belgelerinin O Zamanki Maliklere Yapılmış Noter Tebliği Aslı ya da Onaylı Bir Sureti İlgili İdare ve Noterlikten Araştırılacağı – Tebligat Yapılmış ise Asılların Kamulaştırma Bedelinin Tapu Maliki veya Kamulaştırma Tarihindeki Maliklere Ödenip Ödenmediği İlgili İdare ve Banka Bölge Müdürlüğü’nden Araştırılacağı/Ödeme Yapılmış ise Belgeleri ve Taşınmazın İlk Tesis Tarihinden İtibaren Tüm Maliklerini Gösterir Şekilde Tedavüllü Tapu Kaydı İlgili Tapu Müdürlüğü’nden Getirtilmeden Karar Verilemeyeceği )
• HUSUMET ( Davayı Açan İlk Malik Yönünden Ecrimisil Talebi Hakkında Karar Verilmesi Gerektiği – Husumet Yokluğu Nedeniyle Reddine Karar Verilmesinin Hatalı Olduğu )
• DAVALARIN BİRLEŞTİRİLMESİ ( Birleştirilen Tapu İptal ve Tescil Davası Yönünden Hüküm Kurulmamasının Hatalı Olduğu – Açıklanan Nedenlerle Kararın Bozulması Gerektiği )
2942/m.10, 11
ÖZET : Dava, kamulaştırmasız el atılan taşınmaz bedelinin tahsili ve ecrimisil, birleştirilen dava ise tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.Taraflara, dava konusu taşınmaza yakın bölgelerden ve yakın zaman içinde satışı yapılan benzer yüzölçümlü satışları bildirmeleri için imkan tanınması, lüzumu halinde re’sen emsal celbi yoluna gidilmesi, taşınmazın, değerlendirme tarihi itibariyle, emsal alınacak taşınmazın ise satış tarihi itibariyle imar ya da kadastro parselleri olup olmadığı ilgili Belediye Başkanlığı ve Tapu Müdürlüğünden sorulması, ayrıca dava konusu taşınmazın; imar planındaki konumu, emsallere ve değerini etkileyen merkezi yerlere olan uzaklığını da gösterir krokisi ve dava konusu taşınmaz ile emsal taşınmazların resen belirlenen vergi değerleri ve emsal taşınmazların satış akit tablosu getirtilerek, dava konusu taşınmazın değerlendirmeye esas alınacak emsallere göre ayrı ayrı üstün ve eksik yönleri ve oranları açıklanmak suretiyle yapılacak karşılaştırma sonucu değerinin belirlenmesi bakımından, yeniden oluşturulacak bilirkişi kurulu marifetiyle mahallinde keşif yapılarak alınacak rapor sonucuna göre hüküm kurulması gerekir.

Taşınmazın kamulaştırılmasına ilişkin kamulaştırma belgeleri o zamanki maliklere yapılmış noter tebliği aslı ya da var ise onaylı bir sureti ilgili idare ve noterlikten araştırılıp, tebligat yapılmış ise tebligat asılları, kamulaştırma bedelinin, tapu maliki veya kamulaştırma tarihindeki maliklere ödenip ödenmediği, ilgili idare ve Banka Bölge Müdürlüğü’nden araştırılıp, ödeme yapılmış ise ödeme belgeleri ve dava konusu taşınmazın ilk tesis tarihinden itibaren tüm maliklerini gösterir şekilde tedavüllü tapu kaydı, ilgili Tapu Müdürlüğü’nden getirtilmeden eksik inceleme ile karar verilmesi hatalıdır.

Davayı açan ilk malik yönünden ecrimisil talebi hakkında karar verilmesi gerekirken, husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesi hatalıdır.

Birleştirilen dava ( tapu iptal ve tescil davası ) yönünden hüküm kurulmaması hatalı olup, açıklanan nedenlerle kararın bozulması gerekir.

DAVA : Taraflar arasındaki kamulaştırmasız el atılan taşınmaz bedelinin tahsili ve ecrimisil davası ile birleştirilen tapu iptali ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Davanın davacı … yönünden husumet yokluğu nedeniyle reddine, davacı … yönünden kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminat davasının kısmen kabulüne, ecrimisil yönünden ise reddine dair verilen yukarıda gün ve sayıları yazılı hükmün Yargıtay’ca incelenmesi, davacılar ile davalı … vekillerince verilen dilekçeler ile istenilmiş olmakla, dosyadaki belgeler okunup uyuşmazlık anlaşıldıktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : Dava, kamulaştırmasız el atılan taşınmaz bedelinin tahsili ve ecrimisil, birleştirilen dava ise tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.

Mahkemece bozma ilamına uyularak, davacı … yönünden davanın husumet yokluğu nedeniyle reddine, davacı … yönünden kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminat davasının kısmen kabulüne, ecrimisil yönünden ise davanın reddine karar verilmiş, hüküm taraf vekillerince temyiz edilmiştir.

Taraf vekillerinin aşağıdaki bentler kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazları bozma ile kesinleşen yönlere ilişkin olduğundan yerinde değildir. Şöyle ki;

1- )… Mahallesi 72 ada 16 parsel sayılı taşınmaz arsa niteliğindedir. Kamulaştırma Kanunu’nun kıymet takdir esaslarını belirten 11.maddesinin 1.fıkrasının arsalara ilişkin ( g ) bendi uyarınca, arsaların bedelinin değerlendirme gününden önceki özel amacı olmayan emsal satışlara göre hesaplanması zorunludur.

Bu itibarla, emsal satışların değerlendirme tarihindeki karşılıklarının fiyat artış endekslerinin uygulanması suretiyle tespiti, bundan sonra emsal ile dava konusu taşınmazın eksik ve üstün yönlerinin neler olduğu ve oranları açıklanmak suretiyle değer biçilmesi gerekir.

Bozma öncesi alınan bilirkişi raporunda emsal araştırması yapılmadan dava konusu taşınmaza tahmini m2 birim fiyatının 2.700-TL olarak değer biçildiği, bozmadan sonra alınan hükme esas alınan bilirkişi raporunda ise emsal karşılaştırması yapılmak suretiyle m2 birim fiyatının 90,57-TL olarak değer biçildiğinden, bu rapora göre hüküm kurulması mümkün değildir.

Bu durumda; taraflara, dava konusu taşınmaza yakın bölgelerden ve yakın zaman içinde satışı yapılan benzer yüzölçümlü satışları bildirmeleri için imkan tanınması, lüzumu halinde re’sen emsal celbi yoluna gidilmesi, taşınmazın, değerlendirme tarihi itibariyle, emsal alınacak taşınmazın ise satış tarihi itibariyle imar ya da kadastro parselleri olup olmadığı ilgili Belediye Başkanlığı ve Tapu Müdürlüğünden sorulması, ayrıca dava konusu taşınmazın; imar planındaki konumu, emsallere ve değerini etkileyen merkezi yerlere olan uzaklığını da gösterir krokisi ve dava konusu taşınmaz ile emsal taşınmazların resen belirlenen vergi değerleri ve emsal taşınmazların satış akit tablosu getirtilerek, dava konusu taşınmazın değerlendirmeye esas alınacak emsallere göre ayrı ayrı üstün ve eksik yönleri ve oranları açıklanmak suretiyle yapılacak karşılaştırma sonucu değerinin belirlenmesi bakımından, yeniden oluşturulacak bilirkişi kurulu marifetiyle mahallinde keşif yapılarak alınacak rapor sonucuna göre hüküm kurulması gerektiğinin düşünülmemesi,

2- )Dava konusu, 72 ada 16 parsel sayılı taşınmazın 30.07.1985 onay tarihli kamulaştırılmasına ilişkin kamulaştırma belgeleri o zamanki maliklere yapılmış noter tebliği aslı ya da var ise onaylı bir sureti ilgili idare ve noterlikten araştırılıp, tebligat yapılmış ise tebligat asılları, kamulaştırma bedelinin, tapu maliki veya kamulaştırma tarihindeki maliklere ödenip ödenmediği, ilgili idare ve Banka Bölge Müdürlüğü’nden araştırılıp, ödeme yapılmış ise ödeme belgeleri ve dava konusu taşınmazın ilk tesis tarihinden itibaren tüm maliklerini gösterir şekilde tedavüllü tapu kaydı, ilgili Tapu Müdürlüğü’nden getirtilmeden eksik inceleme ile karar verilmesi,

3- )Davayı açan ilk malik … yönünden ecrimisil talebi hakkında karar verilmesi gerekirken, husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesi,

4- )Birleştirilen dava ( tapu iptal ve tescil davası ) yönünden hüküm kurulmaması,

Doğru görülmemiştir.

SONUÇ : Taraf vekillerinin temyiz itirazları yerinde olduğundan hükmün açıklanan nedenlerle H.U.M.K.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, temyiz edenlerden peşin alınan temyiz harcının istenildiğinde iadesine ve temyize başvurma harcının Hazineye irad kaydedilmesine, 20.11.2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Genel

Kamulaştırma işlemi usulüne uygun tebligatla başlar, usulüne uygun tebligat yapılmamışsa 30 günlük hak düşürücü süre başlamaz, dava açılabilir, usulüne uygun tebligat yapılmışsa dava 30 günlük hak düşürücü sürede açılmadığı için davanın reddine karar verilir.

T.C. YARGITAY
HUKUK GENEL KURULU
E. 2012/5-208
K. 2012/443
T. 4.7.2012
Kamulaştırma işlemi usulüne uygun tebligatla başlar, usulüne uygun tebligat yapılmamışsa 30 günlük hak düşürücü süre başlamaz, dava açılabilir, usulüne uygun tebligat yapılmışsa 30 günlük hak düşürücü sürede açılmadığı için davanın reddine karar verilir. 

ÖZET : Dava, kamulaştırmasız el atma nedeniyle taşınmaz bedelinin tahsili istemine ilişkindir. İdarece kamulaştırma kararı alınmış ve bedel bankaya bloke edilmiş olmasına karşın, mal sahibine yapılmış tebligat yoksa ve buna rağmen taşınmaz maliki kamulaştırmayla ilgili dava açmaya yarayacak doğru ve sağlıklı bilgileri öğrenmişse o tarihten itibaren 30 gün içinde bedele karşı dava açması gerekir. Davacılardan birine yapılan tebligatın, kızının nüfus kaydı uyarınca 7201 sayılı Kanunun 22. maddesinin tebliğ tarihinde yürürlükte olan şekli itibariyle “görünüşüne nazaran onbeş yaşından aşağı olmaması ve bariz surette ehliyetsiz bulunmaması” şartlarını taşımadığı yönünde bir iddia veya savunmada da bulunulmaması karşısında usulüne uygun şekilde yapıldığının kabulü zorunludur. Davacıların kamulaştırma işlemini tebligatın yapıldığı 25.08.1977 tarihinde öğrendikleri, buna göre davanın hak düşürücü süre içinde açılmadığının kabulü zorunludur. Davanın reddine karar verilmesi gerekir.

DAVA : Taraflar arasındaki “kamulaştırmasız el atılan taşınmazın bedelinin tahsili” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ümraniye 2. Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 21.05.2009 gün ve 2007/111 E. 2009/391 K. sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 22.06.2010 gün ve 2010/8703 E. 2010/11895 K. sayılı ilamı ile;

(… Dava, kamulaştırmasız el atılan taşınmaz bedelinin tahsili istemine ilişkindir.

Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm davalı idare vekilince temyiz edilmiştir.

Dosyada bulunan kanıt ve belgelerden, dava konusu taşınmazın su deposu ve Kozyatağı isale hattı inşaat alanında kaldığından 1974 yılında DSİ tarafından kamulaştırıldığı, kamulaştırma bedelinin o tarihteki malikleri adına bankaya bloke edildiği ve kamulaştırmaya ilişkin belgelerin davacılara 25.08.1977 tarihinde usulüne uygun tebliğ edildiği anlaşılmıştır.

Bu durumda geçerli bir kamulaştırma işlemi bulunup, kamulaştırmasız el atmadan söz edilemeyeceği gibi, Kamulaştırma Kanununun 14. maddesinde yazılı 30 günlük hak düşürücü süre içinde dava da açılmadığından davanın reddine karar verilmesi gerektiği düşünülmeden, yazılı gerekçelerle davanın kabulüne karar verilmesi,

Doğru görülmemiştir…),

Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve direnme kararının verildiği tarih itibariyle H.U.M.K.2494 sayılı Yasa ile değişik 438/II.fıkrası hükmü gereğince duruşma isteğinin reddine karar verilip dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

KARAR : Dava, kamulaştırmasız el atma nedeniyle taşınmaz bedelinin tahsili istemine ilişkindir.

Davacılar vekili, davacıların malikleri olduğu taşınmaza 1990’lı yıllarda Belediye tarafından el konulduğu ve halen fiilen su deposu olarak kullanıldığını, el atma ile ilgili bir tebligat yapılmadığı gibi taşınmazın bedelinin de ödenmediğini beyanla, davacılara ait taşınmaza el atmanın tespiti ile bedele dönüştürülerek davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.

Davalı İstanbul Su Ve Kanalizasyon İdaresi (İSKİ) Genel Müdürlüğü vekili cevabında, taşınmazın DSİ tarafından kamulaştırılarak idarelerine devredilen su deposu alanında olduğunu, parsel bedelinin kamulaştırma tarihindeki malikleri adına bankaya bloke edildiği ve tebligatların yapıldığını, parselin kamulaştırma tarihindeki malikleri süresinde dava açmadıklarından davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddi gerektiğini, aksinin kabulü halinde DSİ’nin davaya dahil edilmesini talep ettiklerini belirterek davanın reddini savunmuştur.

Yerel Mahkemece, kamulaştırma evraklarının maliklere tebliğ edildiğinin kanıtlanamaması nedeniyle tamamlanmış bir kamulaştırma işlemi bulunmadığı için hak düşürücü sürenin sözkonusu olmadığı ve taşınmaza el atıldığı gerekçesiyle davanın kabulüne dair verilen karar, davalı vekilinin temyizi üzerine, Özel Dairece yukarıda açıklanan gerekçelerle bozulmuş, Yerel Mahkemece, önceki gerekçeler tekrarlanmak suretiyle direnme kararı verilmiştir.

Direnme hükmü davalı vekili tarafından temyize getirilmektedir.

Uyuşmazlık, taşınmazın usulüne uygun olarak kamulaştırılıp kamulaştırılmadığı ile davanın 30 günlük hak düşürücü süre içinde açılıp açılmadığı noktalarında toplanmaktadır.

Hukuk Genel Kurulu’nda yapılan görüşmeler sırasında işin esasına geçilmeden önce Yerel Mahkemenin, Özel Dairenin bozma ilamı sonrasında noterden tebligat evraklarını istemesi ve buna ilişkin yazı cevabına direnme gerekçesinde yer vermesi karşısında, verilen kararın yeni bir hüküm niteliğinde olup olmadığı hususu tartışılmış, noterce yapılan tebliğ evraklarının suretinin idarece dosyaya ibraz edilmiş olması ve Özel Dairece de bunların incelenmiş olması nedeniyle ön sorunun reddi ile işin esasının incelenmesine geçilmiştir.

Konuya ilişkin ilk yasal düzenleme 31.08.1956 tarih ve 6830 sayılı İstimlak Kanunu’nda yer almakta olup, anılan Kanunun “Müddetler Ve Merci” başlıklı 14. maddesinde:

“İstimlâk olunacak gayrimenkulun sahibi zilyed ve diğer alâkalılar veya istimlâki yapan idare tarafından 13. madde gereğince ikametgâhlarında tebligat yapılmış olanlar tebliğ tarihinden itibaren 15 gün, bunlar haricindekiler son ilân tarihinden itibaren 30 gün içinde istimlâk muamelesine karşı Şûrayı Devlette ve takdir edilen bedel ile maddi hatalara karsı da gayrimenkulun bulunduğu mahal asliye hukuk mahkemesinde dâva açabilirler. Şu kadar ki, Şûrayı Devlete müracaat edildiği takdirde mahkemeye müracaat müddeti Şûrayı Devlet kararının katîleştiği tarihten, bu karar aleyhine karar tashihi istenmiş ise bu talebin reddine dair ilâmın tebliği tarihinden cereyana başlar…”

Düzenlemesine yer verilmiştir.

6830 sayılı Kanunun “Tebligat” başlıklı 13. maddesinde ise:

“… İstimlâki kararlaştırılan yerlerin tapu ve tapu kaydı yoksa vergi kayıtları ile ve ayrıca haricen yapılacak tahkikatla tesbit edilen mal sahibi, zilyed ve diğer alâkalılarından ikametgâhı tesbit edilmiş olanlara istimlâk olunacak gayrimenkulun plân veya ebatlı krokisi, istimlâk kararı ve takdir olunan kıymeti ve istimlâkin hangi idare lehine yapıldığı ve açılacak davalarda husumetin kime tevcih edileceği 15 gün içinde noter marifetiyle tebliğ olunur. Tebligatta Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu hükümleri tatbik olunur… Köy lehine istimlâklerde, tebligat ihtiyar meclisi huzurunda şahsa yapılır. Tevsik edilen tebliğ muteberdir…” hükmü yer almaktadır.

Konuya ilişkin olarak 6830 sayılı İstimlak Kanunun yürürlükten kaldıran ve 04.11.1983 tarihinde yürürlüğe giren 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 25/1. maddesinde “Hakların kullanılması ve borçların yerine getirilmesi bakımından kamulaştırma işlemi mal sahibi için 13. madde uyarınca yapılan tebligatla başlar” hükmü öngörülmüş; 14. maddesinde ise, taşınmaz mal sahibi, zilyet ve diğer ilgililer yönünden 30 günlük dava açma süresinin, noter vasıtasıyla tebligat yapılmış olanlar hakkında tebliğ tarihinden, tebligat yapılamayanlar hakkında noter tebligatı yerine geçmek üzere gazete ile yapılan ilan tarihinden itibaren işlemeye başlayacağı hüküm altına alınmıştır.

Hakların kullanılması ve borçların yerine getirilmesi bakımından kamulaştırma işlemi mal sahibi için 13. madde uyarınca yapılan tebligatla başlayacağından; kamulaştırmada özel bir önem gösteren tebligatın ne şekilde yapılacağı 13. maddede açıklanmış, prensip itibariyle doğrudan doğruya ve mal sahibinin tespit olunan adresine noter vasıtasıyla tebligat yapılması esası kabul edilmiştir.

Burada, noter kanalı ile çıkarılan tebligatın, 7201 sayılı Tebligat Kanunu ve Tebligat Tüzüğü hükümlerine göre mal sahibine tebliğ edilmesi gerektiği; aksi halde tebligatın geçersiz olacağı ve dava açma için zorunlu olan 30 günlük hak düşürücü sürenin mal sahibi yönünden başlamayacağı her türlü duraksamadan uzaktır.

2942 Sayılı Kamulaştırma Kanununun “Dava hakkı” başlığı altında düzenlenen 14. maddesinin 1. fıkrasında “Kamulaştırılacak taşınmaz malın sahibi, zilyedi ve diğer ilgililer noter veya köy ihtiyar kurulu aracılığıyla yapılan tebligat gününden, kendilerine tebligat yapılmayanlara tebligat yerine geçmek üzere gazete ile yapılan ilan tarihinden veya köy odasına asılmak suretiyle yapılan ilan süresinin bitiminden itibaren otuz gün içinde, kamulaştırma işlemine karşı idari yargıda ve takdir olunan bedel ile maddi hatalara karşı da adli yargıda dava açabilecekleri” hükmü öngörülmüştür.

Bu haliyle, mal sahibi yönünden açılacak davalarda, zamanaşımı ve hak düşürücü sürelerin başlangıcına; ilke olarak, mal sahibinin hakkını dava edebilir duruma geldiği tebliğ tarihinin esas alınması gerektiği açıktır.

Anılan ilkeye tek istisna, 24.06.1994 tarih ve 1993/3 Esas, 1994/2 Karar sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı ile getirilmiştir. Anılan kararda, mal sahibine daha önce kamulaştırma işlemi ile ilgili yasaya uygun bir bildirim yapılmamış olması halinde, Kamulaştırma Kanunu’nun 14. maddesinde öngörülen 30 günlük hak düşürücü sürenin tapuda ferağ işleminin yapıldığı tarihte başlayacağı, benimsenmiştir.

Böylece, kamulaştırma hukukunda, hak arama durumunda olan taşınmaz mal sahibi yönünden dava ve talep haklarının kullanılması, idarece yapılacak bildirime bağlanmıştır.

Açıklanan yasal durum çerçevesinde; mal sahibi takdir edilen bedele ve maddi hatalara karşı kamulaştırma işlemi tebliğ edilmiş ise tebliğ tarihinden, yasaya uygun bir tebligat yapılmamış ise tapuda ferağ işleminin yapıldığı tarihten itibaren, ancak 30 günlük hak düşürücü süre içerisinde dava açabilecektir.

Belirtilmelidir ki, hak düşürücü süre, hâkim tarafından kendiliğinden göz önünde tutulması gereken, davada “itiraz” olarak başvurulması zorunlu olan ve zamanaşımı gibi “kesme” ve “durma” hükümlerine bağlı olmayan, uyulmama halinde “hakkın” kaybına yol açan, diğer bir ifade ile hakkın özünü ortadan kaldıran süredir.

Gerek mülga 6830 sayılı gerek 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 14. maddesinde öngörülen 15 ve 30 günlük sürenin, hak düşürücü süre olduğu kuşkusuzdur. Hak böylece düştükten sonra, idarenin muhtesat bakımından ayrı bir takdir yaptırması ve mal sahibine kamulaştırma belgelerinin yeniden tebliği dahi düşen hakkı kullanma imkânı bahşetmez.

Öte yandan, davadaki talep sonucunun ıslah yoluyla artırılması ya da değiştirilmesi için, o hakkın maddi hukuk açısından mevcut bulunması gerekir. Hiç var olmayan veya başlangıçta var olmakla birlikte hak düşürücü süre nedeniyle ortadan kalkan bir hak için, usul hukukunun kurum ve kuralları kullanılarak talepte bulunulması mümkün değildir.

Yine, dava yoluyla bir hak talebinde bulunulması için o hakkın maddi hukuk bakımından mevcut bulunması gerektiğinden, hak düşürücü sürenin geçirilmesiyle özü ortadan kalkan bir hak için, kamulaştırmasız elatmadan söz edilerek bedel istenemeyeceği kuşku ve duraksamadan uzaktır.

Görüldüğü üzere; 30 günlük hak düşürücü süre geçirildikten sonra maddi hata davası açılamayacağı gibi ıslah yoluyla da maddi hata davası açılması ya da kamulaştırmasız el atma nedenine dayanılarak bedel istenilmesi olanaklı değildir. Kamulaştırma bedelinin artırılması davasında fazlaya ilişkin hakkın saklı tutulmuş olması da, mal sahibine bu sürenin geçmesinden sonra maddi hata isteminde bulunma hakkını vermez.

Nitekim; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 22.5.2002 gün ve 2002/5-341 E., 2002/415 K. sayılı kararında da aynı ilke benimsenmiştir.

Bu açıklamalardan anlaşıldığı üzere; idarece kamulaştırma kararı alınmış ve bedel bankaya bloke edilmiş olmasına karşın, işlem tarihinde yürürlükte bulunan mevzuat uyarınca, 6830 sayılı Kanunun 13. maddesi veya 2942 sayılı kamulaştırma Kanununun 13. maddesi uyarınca mal sahibine yapılmış tebligat yoksa ve buna rağmen taşınmaz maliki kamulaştırmayla ilgili dava açmaya yarayacak doğru ve sağlıklı bilgileri öğrenmişse o tarihten itibaren 30 gün içinde bedele karşı dava açması gerekir. Kamulaştırma belgelerinin usulüne uygun tebliğ edilmesi halinde ise, hak düşürücü sürenin tebliğ tarihinden itibaren başlatılması gerektiği duraksamadan uzaktır.

Somut olayın incelenmesinde, dava konusu taşınmaz hakkında 05.02.1974 tarihinde kıymet takdir komisyonu raporu düzenlendiği, 26.02.1974 tarihinde taşınmazın o tarihteki malikleri adına kamulaştırma bedelinin bankaya bloke edildiği ve maliklere noter aracılığı ile tebligat gönderildiği, tebligatların bila ikmal iade edildiği, bu aşamada dava konusu taşınmazın satış ve tapulama nedeniyle 31.05.1976 tarihinde davacı Na.T. ile diğer davacıların murisleri N.T. adına tescil edildiği, idarece 22.08.1977 tarihinde Na.T. ve N.T’ye kamulaştırma evraklarının noter aracılığı ile tebliğinin istendiği, dosya içerisinde mevcut kamulaştırma evrakı üzerine ilgili noterce onaylanmak suretiyle tebliğ işleminin yerine getirildiğine dair şerh verildiği, buna göre malik N.T.’ye “bizzat”, malik Na.T.’ye ise “birlikte ikamet eden kızı G.T.” aracılığı ile tebligat yapıldığı anlaşılmaktadır.

İlgili noterlikçe taşınmazın maliklerine yapılan tebligat parçasının aslı gönderilememiş ise de, davalı idare tarafından dosyaya ibraz edilen tebligata ilişkin belge suretinde, tebligatın noter aracılığı ile usulüne uygun olarak yapıldığı anlaşıldığından, tebligat belgesinin aslına gerek olmadığı, idarece kamulaştırma evrakının yöntemince tebliğ edildiğinin kanıtlandığı kabul edilmiştir.

Öte yandan, davacı Na.T’ye yapılan tebligatın, kızı G.T.’nın nüfus kaydı uyarınca 7201 sayılı Kanunun 22. maddesinin tebliğ tarihinde yürürlükte olan şekli itibariyle “görünüşüne nazaran onbeş yaşından aşağı olmaması ve bariz surette ehliyetsiz bulunmaması” şartlarını taşımadığı yönünde bir iddia veya savunmada da bulunulmaması karşısında usulüne uygun şekilde yapıldığının kabulü zorunludur.

Bu durumda, dava konusu taşınmaz maliklerine 25.08.1977 tarihinde usulüne uygun olarak tebligat yapıldığı anlaşıldığından, davacıların kamulaştırma işlemini tebligatın yapıldığı 25.08.1977 tarihinde öğrendikleri, buna göre davanın hak düşürücü süre içinde açılmadığının kabulü zorunludur.

Hal böyle olunca, Yerel Mahkemece, aynı yöne işaret eden ve Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyularak, davacılara yapılan tebligat işleminin geçerli olduğu, bu itibarla kamulaştırma işleminin öğrenildiği 25.08.1977 tarihinden sonra davanın hak düşürücü süre içinde açılmadığı gözönünde tutulmak suretiyle davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı gerekçe ile davanın kabulüne ilişkin önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

Direnme kararı bu nedenle bozulmalıdır.

SONUÇ : Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanunun 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, 1086 sayılı HUMK’nun 440. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren onbeş gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 04.07.2012 gününde oybirliği ile karar verildi.