sgk arşivleri • Can Hukuk Bürosu

Etiket: sgk

SGK yersiz ödeme işleminde çözümü özel veya teknik bir bilgiyi gerektiren konuda mesleği itibariyle uzman bilirkişi oy ve görüşünün alınması zorunludur.

Sgk’nın yersiz ödeme nedeniyle kesinti yaptığı fatura ödeme işlemlerinde, SGK işleminin haksız veya hukuka aykırı olup olmadığının tespiti için 6100 sayılı HMK’nın 266. maddesi hükmüne göre, çözümü özel veya teknik bir bilgiyi gerektiren konuda bilirkişi oy ve görüşünün alınması zorunludur.

Her halde seçilecek bilirkişinin mesleği itibarıyla konunun uzmanı olması gerekir.

Bilirkişiler, raporlarını hazırlarken raporun dayanağı olan somut ve özel nedenleri bilimsel verilere uygun olarak göstermek zorundadır.

Bilirkişi raporu aynı zamanda Yargıtay denetimine de elverişli olacak şekilde bilgi ve belgeye dayanan gerekçe ihtiva etmelidir. Ancak bu şekilde hazırlanmış raporun denetimi mümkün olup, hüküm kurmaya dayanak yapılabilir.

İtirazları giderecek şekilde, kesinti nedenleri doğru değerlendirilerek rapor hazırlanmalıdır.

Mahkeme, bilirkişi raporundaki eksiklik yahut belirsizliğin tamamlanması veya açıklığa kavuşturulmasını sağlamak için, bilirkişiden ek rapor alabilir; ayrıca gerçeğin ortaya çıkması için gerekli görürse, yeni görevlendireceği bilirkişi aracılığıyla, tekrar inceleme yaptırabilir.

Bilirkişi raporu kural olarak hâkimi bağlamaz. Hâkim, raporu serbestçe takdir eder. Hâkim, raporu yeterli görmezse, bilirkişiden ek rapor isteyebileceği gibi gerçeğin ortaya çıkması için önceki bilirkişi veya yeniden seçeceği bilirkişi vasıtasıyla yeniden inceleme de yaptırabilir. Bilirkişi raporları arasındaki çelişki varsa hâkim çelişkiyi gidermeden karar veremez.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2020/1392 E. , 2020/8247 K.
Davacı; imzaladığı sağlık hizmeti satın alma sözleşmesine istinaden davalı kurum hastalarına göz alanında sağlık hizmeti verdiğini, davalı kurumun denetimleri sırasında cerrahi izin belgesi olmadığı halde cerrahi müdahale yapıldığı, yine 23 hak sahibine işlem yapılmadığı halde fatura edildiği gerekçesiyle sözleşmeye aykırılıktan cezai şart kesildiğini, yapılan işlemde damla kullanıldığından 23 hastada ameliyat olmadığı izlenimi oluştuğunu, işlemlerin mevzuata uygun olarak davalı kuruma faturalandırıldığını, ruhsat dışında işlem yapıldığı iddiasıyla verilen cezanın da haksız olduğunu, yapılan işlem için cerrahi operasyon gerekmediğini, sözleşmeye aykırılık bulunmadığını belirterek; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, şimdilik kesilen cezai şart tutarı ile haksız bir şekilde geri ödemek zorunda bıraktırılan Sağlık Hizmetleri Bedellerinin 5.000 TL’sinin ödeme tarihinden itibaren uygulanacak yasal faizi ile birlikte iadesine ve cerrahi işlem olarak kabul edilerek ödenmeyen 3 adet faturaya ilişkin 3.000 TL’nin fatura tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesini talep etmiş, 28/10/2016 tarihinde ıslah ile dava değerini 76.799,75 TL’ye yükseltmiştir.
Davalı; Sağlık Hizmeti Satın Alma Sözleşmesine aykırı eylemlerin kurum muhakkikleri tarafından tespit edildiğini, davacının tespit edilen eylemlerinin sözleşmenin 3.1.6, 5.1.1, 5.1.10 ve 5.1.12 maddelerine açıkça aykırı olduğunu, tahakkuk ettirilen kurum zararı ve cezai şartın sözleşmeye uygun olarak yapıldığını, 20.000 TL cezai şart bedeli ile 56.799,75 TL kurum zararı ve faiz toplamından oluşan toplam 76.799,75 TL’nin davacıdan 10/06/2010 tarihinde tahsil edildiğini savunarak, davanın reddini dilemiştir.
İlk derece mahkemesince; 3.030,60 TL fatura tutarı kesintisi ve 15.153 TL cezai şart kesintisinin yerinde olmadığı, toplam 51.324,32 TL fatura tutarı kesintisi ve buna ilişkin 10.000 TL cezai şartın yerinde olduğu şeklindeki bilirkişi raporu doğrultusunda davanın kısmen kabulüne, kesilen ceza ve faturalardan ödemesi yapılan toplam 76.799,75 TL’den 61.324,32 TL’nin mahsubu ile (haksız olarak kesildiği anlaşılan) bakiye 15.475,43 TL’nin ödeme tarihi olan 10/06/2010 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, toplam 51.324,32 TL fatura tutarı kesintisi ve buna ilişkin 10.000 TL cezai şartın yerinde olduğu anlaşıldığından bu miktara (toplam 61.324,32 TL) ilişkin davanın reddine karar verilmiş; karara karşı taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
Bölge adliye mahkemesince; bilirkişi raporlarının çeliştiği, çelişki giderilmeden verilen kararın hatalı olduğu, ayrıca davacı vekili 2010 ve 2011 yılı ocak-nisan arası dönemde davalı ile mutabakata varıldığını belirttiği halde bilirkişilerce incelenmediği, bu hususun dava kapsamında bulunup bulunmadığı, bulunuyorsa bunun kararda dikkate alınması gerektiğine değinilerek, taraf vekillerinin sair istinaf nedenleri incelenmeksizin kararın kaldırılmasına karar verilmiştir.
Kaldırma kararı sonrasında ilk derece mahkemesince; davacı vekilince, bilirkişi heyetine göz hekimi uzman doktor atanmasını istenmişse de, kaldırma kararında bu yönde bir eleştiri bulunmadığı takdiri ile kaldırma kararı sonrası, hastane müdürü, hesap bilirkişisi ve mali müşavir bilirkişiden alınan 21/12/2017 tarihli asıl, aynı içerikteki 19/03/2018 tarihli ek bilirkişi raporuna itibar edilerek davanın kısmen kabulüne, hükme esas alınan bilirkişi raporu doğrultusunda toplam 51.324,32 TL fatura tutarı kesintisi ve buna ilişkin 10.000 TL cezai şartın yerinde olduğu anlaşıldığından bu miktara (toplam 61.324,32 TL) ilişkin davanın reddine, kesilen ceza ve faturalardan ödemesi yapılan toplam 76.799,75 TL’den 61.324,32 TL’nin mahsubu ile (haksız olarak kesildiği anlaşılan) bakiye 15.475,43 TL’nin ödeme tarihi olan 10/06/2010 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiş; karara karşı, taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
Bölge adliye mahkemesince; mevcut raporlar arasındaki çelişkileri gideren bilirkişi heyeti rapor ve ek raporuna dayanılarak hüküm verildiği, rapor ve ek raporda bilirkişilerin gözle ilgili görüşlere yer verdiği gibi işlemlerin niteliklerine bakıldığında cerrahi müdahale olduğunun açıkça görülebileceği gerekçesiyle, taraf vekillerinin istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiş; karar, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
6100 sayılı HMK’nın 266. maddesi hükmüne göre, çözümü özel veya teknik bir bilgiyi gerektiren konuda bilirkişi oy ve görüşünün alınması zorunludur. Her halde seçilecek bilirkişinin mesleği itibarıyla konunun uzmanı olması gerekir.
HMK’nın 281. maddesinde, tarafların, bilirkişi raporunda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını; belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilecekleri; mahkemece, bilirkişi raporundaki eksiklik yahut belirsizliğin tamamlanması veya açıklığa kavuşturulmasını sağlamak için, bilirkişiden ek rapor alabileceği; ayrıca gerçeğin ortaya çıkması için gerekli görürse, yeni görevlendireceği bilirkişi aracılığıyla, tekrar inceleme yaptırabileceği açıklanmıştır.
Somut olayda; davalı kurumun, davacıya gönderdiği 10/06/2010 tarihli ve 8609277 sayılı yazıyla; “…ameliyathanede anestezi uzmanı olmadığı halde işlem yapılması ve bunun kuruma fatura edilmesi nedeniyle sözleşmeye aykırılıktan 51.324,32 TL yersiz ödeme ve 10.000 TL cezai şart ile 23 hak sahibi hakkında işlem yapılmadığı halde yapılmış gibi gösterilmesi nedeniyle işlem bedeli olan 3.030,60 TL ile 5 katı cezai şart bedeli olan 15.153,00 TL’nin alacaklardan tahsiline karar verilmiştir. Bu uyarı merkezinize yapılan birinci uyarıdır.” denilmektedir.
Davacı, davalı kurumun her iki işlemi için de dava açmış olup, temyize konu edilen kısım; ilk derece mahkemesince davacının cerrahi izin belgesi olmadığı halde hastalara ameliyat (cerrahi müdahale) yaparak bunun davalı Kuruma fatura edildiğinden bahisle sözleşmeye aykırı işlem nedeniyle düzenlenen 51.324,32 TL ve 10.000 TL’lik cezai şarta yönelik davanın reddine ilişkindir.
Hastane saymanı, avukat, mali müşavir bilirkişilerden ve ardından mali müşavir, hastane yöneticisi hukukçu ve SGK uzmanı iktisatçı bilirkişiden ve kaldırma kararı sonrası hastane müdürü, yeminli mali müşavir ve hesap bilirkişisinden alınan 3 ayrı heyet raporunda; Ağır ceza mahkemesindeki yargılama sırasında ATK’nın yazısında Ankara Üniversitesi Göz Ana Bilim Dalı Başkanlığının yapılan işlemlerin “cerrahi müdahale” olduğu yönünde verdiği görüşe göre, davacı hakkında yapılan denetim sırasında cerrahi izin belgesi olmadığı halde davacının cerrahi müdahale yaptığı, cerrahi müdahale sırasında anestezi uzmanı bulundurmadığı, bu nedenle kurum işleminin(temyize konu olan) yasal mevzuata uygun olduğu belirtilmiş ve her ne kadar gerek ilk derece mahkemesince, gerekse bölge adliye mahkemesince, bilirkişi raporları yeterli görülerek yeniden bilirkişi incelemesi yapılmasına gerek görülmemiş ve alınan son heyet raporu ve ek rapora itibar edilmek suretiyle hüküm tesisi yoluna gidilmiş ise de, hükme esas alınan raporu düzenleyen bilirkişilerin mesleği itibariyle konunun uzmanı olmadığı, tıbbi ve teknik bilgi gerektiren konuda Ağır ceza mahkemesinde alınan rapora değinilerek uzman olmadıkları konuda görüş açıkladıkları anlaşılmaktadır.
O halde ilk derece mahkemesince; aralarında göz ile anestezi ve reanimasyon hekimlerinin de yer alacağı konusunda uzman bilirkişilerden oluşturulacak kuruldan davacıya ait merkezde davalı kuruma bağlı hastalar hakkında yapılan tedavilerin, cerrahi müdahale olup olmadığını, gerek tedavi evrakları gerekse Sağlık Uygulama Tebliği ve ilgili mevzuat hükümlerini değerlendiren, ceza davasında belirlenen maddi olguları da dikkate alan denetime elverişli rapor alınması ve hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, yetersiz bilirkişi raporları esas alınarak yazılı şekilde karar verilmiş olması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2020/1394 E. , 2020/8017 K.
Davacı; davalı kurum ile aralarında özel sağlık hizmeti sunucularından sağlık hizmeti satın alma sözleşmesi imzaladığını, davalı kurumun 29/12/2016 gün ve 7060831 sayılı yazısıyla 2012 yılı özel sağlık hizmeti sunucularından satın alma sözleşmesinin (11.1.16) maddesine istinaden tesis edilen 126.000 TL cezai şart bedelinin mevzuata aykırı olduğunu ileri sürerek; söz konusu cezai işlemin iptali ile davalıya borçlu olmadığının tespitini talep etmiştir.
Davalı; Sosyal Güvenlik Merkezince düzenlenen 27/10/2016 tarih ve 11085 sayılı Sağlık Hizmet Sunucusu İnceleme Raporu ile; davacı şirkete ait hastanede çalışan 23 sigortalıya aynı tarihte farklı şikayetleri olmasına rağmen aynı tetkiklerin istenildiği, tetkiklerin tedavi amacı dışında ağır ve tehlikeli işlerde çalışacaklara ait işe giriş periodik muayene formu düzenleme amaçlı yapıldığı, davacının kurumca finansmanı karşılanmayan sağlık hizmetlerini, kurumca finansmanı karşılanan sağlık hizmetleri gibi göstererek kuruma fatura ettiği tespit edildiğinden, dava konusu işlemde hukuka aykırı bir yön bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
İlk derece mahkemesince; davacı şirkete ait sağlık hizmeti sunucusu tarafından muayene edilen 23 kişinin 04/05/2012 tarihinde hastanenin kadın hastalıkları ve doğum bölümüne başvurdukları, bu 23 kişiden 2 hastanın epikrizlerinde belirtildiği üzere, “gebelik” durumlarının söz konusu olduğu, geri kalan 21 hastaya konulan tanı ve hasta şikayetlerinin benzer olduğu, her hastaya aynı tetkiklerin yapıldığı ve verilen hizmet karşılığı olarak Sosyal Güvenlik Kurumu’na 811,30 TL fatura edildiği, istenilen ELİSA tetkiklerinin (Anti HBS ab-Anti Hİ-HBsAg-Anti HCV), söz konusu 21 hastanın başvurularında geçen demir eksikliği
anemisi, sistit, vajinit, düzensiz menstruasyon ve benzeri tanılarda istenme endikasyonlarının bulunmadığı, yapılan tetkiklerin, işçilerin işe devam süresince çalıştırılmalarında bir sakınca olmadığının en az yılda bir defa hekim raporu ile tespitinde istenilen laboratuvar tetkikleri ile aynı olduğu, bu bağlamda Sosyal Güvenlik Kurumu ile yapılan sözleşme hükmünün 11.1.16 maddesine aykırılık nedeniyle uygulanan 126.000 TL cezai şart ve 811,30 TL yersiz ödeme işleminin mevzuata uygun olduğu gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
İlk derece mahkemesi kararına karşı taraflarca istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
Bölge adliye mahkemesince; kararın usul ve yasaya uygun bulunduğu gerekçesiyle davacı tarafın istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş; karar, taraflarca temyiz edilmiştir.
Dava; davalı kurum tarafından davacı … hizmeti sunucusu hakkında 2012 yılı sözleşmesinin (11.1.16) maddesine istinaden tesis edilen cezai işlemin iptali ile davacının davalı kuruma borçlu olmadığının tespiti istemine ilişkindir.
1-6100 sayılı HMK’nın 266. maddesi hükmüne göre, çözümü özel veya teknik bir bilgiyi gerektiren konularda bilirkişi oy ve görüşünün alınması zorunludur. Her halde seçilecek bilirkişinin mesleği itibarıyla konunun uzmanı olması gerekir.
Bilirkişiler, raporlarını hazırlarken raporun dayanağı olan somut ve özel nedenleri bilimsel verilere uygun olarak göstermek zorundadır. Bilirkişi raporu aynı zamanda Yargıtay denetimine de elverişli olacak şekilde bilgi ve belgeye dayanan gerekçe ihtiva etmelidir. Ancak bu şekilde hazırlanmış raporun denetimi mümkün olup, hüküm kurmaya dayanak yapılabilir.
Somut olayda, hükme esas alınan Sayıştay emekli uzman denetçisi, emekli hastane müdürü ve göğüs hastalıkları uzmanından oluşan bilirkişi heyeti; 23 kişinin aynı tarihte benzer şikayetler ile hastanenin kadın hastalıkları bölümüne başvurduğu, 2 hastanın epikrizlerinde belirtildiği üzere gebelik durumu olduğu, ancak 21 hastaya konulan tanı ve hasta şikayetlerinin benzer olduğu, her hastaya aynı tetkiklerin yapıldığı, istenilen elisa tetkiklerinin (Anti HBS Ab-Anti HİV-HBsAg-Anti HCV) belirtilen demir eksikliği anemisi, sistit, vajinit, düzensiz menstürasyon vb. tanılarda istenme endikasyonlarının bulunmadığı, yapılan tetkiklerin işçilerin işe devam süresince çalıştırılmalarında bir sakınca olmadığının en az yılda 1 defa hekim raporu ile tespitinde istenilen labratuvar tetkikleri ile aynı olduğu ve SGK ile yapılan sözleşme hükmünün 11.1.16 maddesine aykırı olduğu için uygulanan 126.000 TL cezai şart ve 811,30 TL yersiz ödeme işleminin mevzuata uygun olduğu yönünde görüş bildirilmiş ise de, dosya arasında yer alan hasta muayene kayıtlarından ve hasta epikrizlerinden davacı … hizmet sunucusuna başvuran hastalardan … TC nolu … ile … TC nolu Günay HAPİP isimli hastalardan tetkik istenmediği, … TC nolu … isimli hastadan diğer tetkiklerin yanısıra talesemi nedeniyle hemoglobin elektrofezi tetkikinin de istendiği, hastaların bir kısmından akciğer grafisi istenmediği halde hükme esas alınan bilirkişi raporunda 23 hastanın tamamından aynı tetkiklerin istendiğinin belirtildiği görülmüştür. Bu durumda, hükme esas alınan bilirkişi raporu; heyette yer alan bilirkişilerin uzmanlık alanları ve rapor içeriği itibariyle, hüküm kurmaya elverişli değildir.
Hal böyle olunca, ilk derece mahkemesince; yukarıda açıklanan maddi ve hukuki olgular çerçevesinde, önceki bilirkişiler dışında aralarında kadın hastalıkları uzmanı ve işyeri hekiminin de bulunduğu yeni bir bilirkişi heyetinden, davacı tarafın itirazlarını da karşılar şekilde, Yargıtay ve taraf denetimine elverişli bilirkişi raporu alınması ve hasıl olacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken; gerek heyet teşkili gerekse içeriği itibariyle yetersiz bilirkişi raporu hükme esas alınmak suretiyle yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
İlk derece mahkemesi kararının, yukarıda açıklanan nedenlerle bozulmasına karar verilmiş olduğundan, HMK’nın 373/1 maddesi uyarınca, işbu karara karşı yapılan istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin bölge adliye mahkemesi kararının da kaldırılmasına karar verilmiştir.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2020/10642 E. , 2020/7930 K.

Davacı; şirketlerinin 01/02/2015 dönemine ait kurum alacaklarından 919.461,16 TL, 01/01/2016 dönemine ait kurum alacaklarından 1.133.839,73 TL, 01/02/2016 dönemine ait kurum alacaklarından 1.227.226,46 TL kesinti yapılacağını öğrendiklerini, yapılacak kesintilerin haksız olduğunu, hukuka ve sözleşmeye uygun olmadığını, faturalarda hiç bir usulsüzlük olmadığını, söz konusu kesintilerle ilgili borçlu olmadığının tespitini istemiştir.
Davalı; davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece; aldırılan ve birbirine tutarlı bilirkişi raporlarında davalı kurumun davacı hastane alacaklarından mahsup yoluyla yaptığı kesinti işleminin 4.223,61 TL’lik kısmının yerinde olduğu, 2.049.077,29 TL’lik kısmının yerinde olmadığı kanaati bildirildiğinden davanın kısmen kabulü ile davacı şirketin, davalı kuruma 2.049.077,29 TL borçlu olmadığının tespitine, 4.223,61 TL yönünden talebin reddine karar verilmiş, hüküm süresi içinde davalı tarafından istinaf edilmiştir.
Bölge adliye mahkemesince; davalı tarafın istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, hüküm süresi içinde davalı tarafça temyiz edilmiştir.
Uyuşmazlık, davalı kurum mensubu hastalara, davacı hastane tarafından yapılan tedavi hizmetlerinin taraflar arasındaki sözleşmelere, SUT hükümlerine ve ilgili mevzuata aykırı olduğu gerekçesiyle hakkında fatura kesintisi işlemi uygulanmasının yerinde olup olmadığına ilişkindir.
Davacı hastanede tedavi hizmeti alan kurum mensubu bir kısım hastaların tedavilerine ilişkin faturalarda, davalı kurum tarafından kesinti yapılmıştır. İlk derece mahkemesince alınan bilirkişi raporunda kesintilerin büyük bir kısmının yersiz olduğu kanaatine varılmıştır. Her ne kadar alınan bilirkişi raporunda her hasta yönünden kesintiler ayrı ayrı değerlendirilmişse de bazı hastaların kesinti sebepleri ile bilirkişi heyetinin kesintinin yerinde olup olmadığına ilişkin değerlendirmesi birbirleriyle uyumlu değildir. Bu hususta davalı tarafın açık itirazı olmasına rağmen itirazları giderecek şekilde ek rapor alınmadan karar verilmiştir. Örneğin kesintiye konu hastalardan …,…,… yönünden bilirkişi heyeti “hastaya yapılan tıbbi bakım ve tedavilerin 5510 Sayılı Kanun’un 63. maddesinde sayılan tıbbi bakım ve tedaviler olduğu ve SUT 2.2.2 de yer alan yatarak tedavilerde ödeme esaslarına uygun olarak fatura edildiği gerekçesiyle kesinti yersizdir” demesine rağmen, davalı kurum tarafından bildirilen kesinti nedeni “ruhsattaki yatak sayısından fazla faturalandırma gerekçesi ile tedavi bedelinin tamamının kesinti yapılması” şeklindedir. Bu durumda hastaların kesinti nedenleri doğru değerlendirilmemiştir. Açıklanan eksik ve yanılgılı değerlendirme yapılan hususlar yönünden, tarafların tüm delilleri, bilirkişi raporuna karşı yapılan itirazlar da dikkate alınarak, taraflar arasındaki sözleşme ve SUT hükümleri ile ilgili diğer mevzuat hükümleri değerlendirilmek suretiyle ek rapor alınarak hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde eksik inceleme ile hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2020/1525 E. , 2020/7792 K.
Davacı; asıl dava dilekçesinde; davalı kurum ile yapılan sözleşme kapsamında sağlık hizmeti verdiğini, kurum tarafından 27 hasta bakımından hastanın yatarak tedavi görmediği halde yatış gösterilerek kuruma fatura edildiği iddiasıyla aleyhine toplamda 216.000 TL tutarında cezai işlem düzenlendiğini, ve 223.539,84 TL tutarında kesinti uyguladığını, kurum işlemine konu tedavilerin hastaların geçireceği operasyonlar öncesinde tespit edilen riskler doğrultusunda gerçekleştirildiğini, operasyon sırasında ya da sonrasında yapılmadığını ve paket ücretine dahil olmadığını, bu nedenle ayrıca fatura edildiğini, 27 adet hasta için açıkça kuruma açıklama yapılmasına rağmen savunmasının dikkate alınmadığını belirterek, kurumun kesinti işleminin iptalini istemiştir.
Davacı; birleşen dava dilekçesinde; davalı kurumun … isimli hastanın iç hastalıkları kliniğinde yatmadığı halde yatış gösterilerek kuruma yersiz faturalama yapıldığı gerekçesiyle aleyhine 8000 TL tutarında cezai işlem düzenlediğini, toplamda 8.322,15 TL kesinti uygulandığını, hastaya yapılan işlemin ameliyat öncesi bir işlem olup, ameliyat sırasındaki yahut ameliyattan sonraki ek bir işlem olmadığını, bu nedenle paket işleme dahil olmadığını belirterek kurumun kesinti işleminin iptaline karar verilmesini istemiştir.
Davalı; asıl ve birleşen davada; cezai işleme konu hastaların dahiliye kliniğinde yatmış gibi görünmelerine rağmen yatmadıklarını, bu hastaların cerrahi operasyonlarda
paket dahilinde ödenen eritrosit süspansiyonlarının hizmet bedeline dahil olmasına rağmen ayrıca kuruma fatura edildiğini, taraflar arasındaki sağlık hizmeti satın alma sözleşmesinin 11.1.16 maddesi uyarınca asıl davada 216. 000,00 TL turatında cezai işlem bedeli ile 7.539, 84 TL yersiz ödeme bedelinin faiziyle tahsili gerektiğini, birleşen davada ise 8000 TL cezai işlem bedeli ile 322,15 TL yersiz ödemenin tahsili gerektiğini, kurum işleminin hukuka uygun olduğu belirtilerek davanın reddini istemiştir.
İlk derece mahkemesince; bilirkişi raporları, dava dışı hastaların beyanları doğrultusunda asıl ve birleşen davada işleme konu olan toplam 28 hastadan 25 hastanın davacı şirkete ait hastanede yatarak Eritrosit Süspansiyon tedavisi almadığı halde almış gibi gösterilerek kuruma fatura edildiği, 25 hasta yönünden 6.931,97 TL işlem bedeli ile tahakkuk ettirilen 206.931,97 TL para cezasının yerinde olduğu …, … ve …’in davacıya ait hastanede yatarak Eritrosit Süspansiyon tedavisi gördüğü, bu 3 hasta yönünden 940,02 TL yersiz ödeme ve 24.000,00 TL para cezası düzenlenmesine dair kurum işleminin yerinde olmadığı gerekçesiyle asıl davanın kısmen kabulüne, birleşen davanın ise reddine karar verilmiş; hüküm, davacı ve davalı tarafça istinaf edilmiştir.
Bölge adliye mahkemesince; asıl davada davalı lehine hesaplanan vekalet ücresinin fazla hükmedildiği, yargılama giderlerinin ise nasıl hesaplandığının belirsiz olduğu, davalı harçtan muaf olduğundan harcın davacıya iadesi gerektiği belirtilerek davacının asıl davaya ilişkin vekalet ücretine yönelik istinaf talebinin kabulüne, bunun dışındaki tüm istinaf itirazları ile birleşen davaya yönelik tüm istinaf itirazlarının reddine; davalı vekilinin ise, asıl davaya ilişkin yargılama giderlerine yönelik istinaf talebinin kabulüne, bunun dışındaki tüm istinaf itirazlarının yerinde bulunmadığından reddine karar verilerek ilk derece mahkemesi kararı kaldırılarak asıl davanın kısmen kabulüne, birleşen davanın ise reddine karar verilmiş; hüküm, her iki tarafça temyiz edilmiştir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 266. maddesine göre, çözümü özel veya teknik bir bilgiyi gerektiren konularda bilirkişi oy ve görüşünün alınması zorunludur. Genel hayat tecrübesi ve kültürünün sonucu olarak herkes gibi hakimin de bildiği konularda bilirkişi dinlenmesine karar verilemeyeceği gibi, hakimlik mesleğinin gereği olarak hakimin hukuki bilgisi ile çözümleyebileceği konularda da bilirkişi dinlenemez. Her halde seçilecek bilirkişinin mesleği itibarıyla konunun uzmanı olması gerekir. Aynı kanunun 281. maddesine göre de taraflar, bilirkişi raporunda eksik gördükleri hususların bilirkişiye tamamlattırılmasını; belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilir; mahkeme, bilirkişi raporundaki eksiklik yahut belirsizliğin tamamlanması veya açıklığa kavuşturulmasını sağlamak için, bilirkişiden ek rapor alabilir; ayrıca gerçeğin ortaya çıkması için gerekli görürse, yeni görevlendireceği bilirkişi aracılığıyla, tekrar inceleme yaptırabilir.
Bilirkişiler, raporlarını hazırlarken raporun dayanağı olan somut ve özel nedenleri bilimsel verilere uygun olarak göstermek zorundadır. Bilirkişi raporu aynı zamanda Yargıtay denetimine de elverişli olacak şekilde bilgi ve belgeye dayanan gerekçe ihtiva etmelidir. Ancak bu şekilde hazırlanmış raporun denetimi mümkün olup, hüküm kurmaya dayanak yapılabilir.
Davalı kurum tarafından asıl dava konusu 27 hasta ile birleşen dava konusu 1 hasta bakımından uygulanan eritrosit süspansiyonlarının hastane tarafından gerçekleştirilen operasyonlar kapsamında hizmet bedeline dahil olduğu, buna rağmen bedellerinin ayrıca tahsili amacıyla gerçeğe aykırı olarak hastaların dahiliye kliniğinde yatmış gibi gösterildiği ve kuruma fatura edildiği gerekçesiyle davacı aleyhine iki ayrı işlem uygulanmış, 06706/2014 tarihli 2964108 sayılı kurum yazısı ile 27 adet hasta için 216.000 TL tutarında cezai şart bedeli ile 7539,84 TL tutarında yersiz ödeme bedelinin; 06/06/2014 tarihli 2953874 sayılı kurum yazısı ile de 1 hasta için 8000 TL tutarında cezai şart bedeli ile 322,15 TL tutarında yersiz ödeme bedelinin tahsil edileceği bildirilmiştir.
26/07/2016 tarihli bilirkişi raporunda; kurum işleminin yerinde olduğu belirtilmiş, tarafların itirazları sonrasın sunulan 14/03/2018 tarihli ek raporda hastaların dahiliyede yattıklarına dair beyanları olmadığı, kan tedavisi aldıkları paket işlem dahilinde olan uygulamanın kuruma fatura edilmesi sebebiyle kurum işleminin yerinde olduğu ancak 3 hasta bakımından dahiliyede yatış yapıldığı belirtildiğinden bu hastalar bakımından uygulanan 24000 TL cezai şart bedeli ile 940,22 TL yersiz ödeme bedeli tahsilinin yerinde olmadığı belirtilmiş, mahkemece bu rapor hükme esas alınmıştır. Ancak hem ek raporda hem de kök raporda hastalara uygulanan tedavi evrakları ile sistem kayıtları incelenmemiş, taraflar arasındaki sözleşme hükümleri ile Sağlık Uygulama Tebliği hükümleri somut uyuşmazlık bakımından irdelenmemiş ve cezai şart uygulanacağının kabul edilmesi durumunda da hangi sözleşme hükmüne göre ne şekilde hesaplama yapılacağı değerlendirilmemiş, yalnızca hasta beyanlarına dayalı olarak başkaca inceleme yapılmaksızın 25 hasta bakımından kurum işleminin yerinde olduğu, 3 hasta bakımından yerinde olmadığı belirtilmiştir.
Yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda, mahkeme bilirkişi raporuyla bağlı olmayıp bilirkişi raporunun Yargıtay denetimine de elverişli olacak şekilde bilgi ve belgeye dayanan gerekçe ihtiva etmesi gerekmektedir. Bu durumda mahkemece uyuşmazlık konusu işlem bakımından alanında uzman bilirkişilerden oluşacak heyetten hastalara ait tedavi kayıtları ile sistem kayıtları incelenip Sağlık Uygulama Tebliği ve özellikle taraflar arasındaki sözleşme hükümleri dikkate alınarak kesinti işlemine konu tedavilerin davalı tarafından ödenmesi gerekip gerekmediği, uygulamaların paket işlem dahilinde kabul edilip edilemeyeceği, paket işlem dahilinde ise kurumca uygulanan cezai şart unsurlarının somut olaya uygun düşüp düşmediği, cezai şart bedelinin hesaplanmasının hangi hükme dayalı olarak yapılması gerektiği hususları tartışılarak, tarafların itirazları da karşılanmak suretiyle, tereddüde yer vermeyecek şekilde, ayrıntılı, açıklayıcı, hüküm kurmaya elverişli ve Yargıtay denetimine uygun bir rapor aldırılarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yetersiz ve denetime elverişsiz bilirkişi raporuna dayalı olarak yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; tarafların temyiz itirazlarının kabulü ile 6100 sayılı HMK’nın 371. maddesi uyarınca temyiz olunan bölge adliye mahkemesi kararının BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz eden davacıya iadesine, dosyanın bölge adliye mahkemesine gönderilmesine,14/12/2020 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2020/1135 E. , 2020/6542 K.
Davacı; hastanelerinde yatarak tedavi gören SGK mensuplarına sunulan sağlık hizmetleri sırasında hastalara aynı gün veya bir gün aralıklarla aynı ilaçların yer aldığı reçetelerin düzenlenmesi sonucu SGK’nın zarara uğratıldığı gerekçesi ile yapılan inceleme sonucunda 156 reçete nedeniyle yersiz ödendiği ileri sürülen 350.677,86 TL’nin yasal faizi ile birlikte hastane alacaklarından mahsup edileceğinin bildirildiğini, bildirilen kesintinin 01/07/2013 – 31/07/2013 dönemine ait fatura bedellerinden mahsup edilerek faizi ile birlikte toplam 420.876,47 TL tahsil edildiği, 420.876,47 TL’nin kesinti yapılarak eksik ödeme yapıldığı tarihten itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir.
Davalı, sigortalıların reçete yazımlarında çeşitli usulsüzlükler olduğunun tespit edilmesi üzerine bu reçeteler karşılığı olan 350.667,86 TL tutarındaki yersiz ödemenin davacının alacaklarından mahsup edilmesinin yerinde olduğunu beyanla davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece; reçetelerde mevcut protokol ve hasta dosya numaralarının hastane kayıtlarıyla uyuşmadığı tutarsızlık gösterdiği, enfeksiyon hastalıkları bölümünde görevli Prof. Dr. … , Prof. Dr. … , Doç Dr. … , Yrd. Doç. Dr. … , Yrd. Doç. Dr. … reçete onaylarını yaparken gerekli özeni göstermedikleri, birkaç gün ara ile aynı hastalara yazılan aynı ilaçların ait olduğu reçetelere onay yaptıklarının anlaşılmasına, hastane çalışanları tarafından zamanından önce veya zamanı dolmadan reçetelerin düzenlendiği, reçete onaylarının dikkatsizce yapıldığı, onaylanan bu reçetelerin hastane eczanesinde yoktur kaşesi ile dışarı çıkarılarak kurum zararına yol açıldığı anlaşılmakla davacının davasının reddine karar verilmiş, hüküm süresi içinde davacı tarafından istinaf edilmiştir.
Bölge adliye mahkemesince; hükme esas alınan bilirkişi raporunun hüküm kurmaya yeter açıklık taşıdığı, bu nedenle inceleme konusu kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından, davacı vekilinin yerinde bulunmayan istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, hüküm süresi içinde davacı tarafça temyiz edilmiştir.
1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2-6100 sayılı HMK’nın 266. maddesi hükmüne göre, çözümü özel veya teknik bir bilgiyi gerektiren konularda bilirkişi oy ve görüşünün alınması zorunludur. Genel hayat tecrübesi ve kültürünün sonucu olarak herkes gibi hakimin de bildiği konularda bilirkişi dinlenmesine karar verilemeyeceği gibi, hakimlik mesleğinin gereği olarak hakimin hukuki bilgisi ile çözümleyebileceği konularda da bilirkişi dinlenemez. Her halde seçilecek bilirkişinin mesleği itibarıyla konunun uzmanı olması gerekir.
HMK’nun 281. maddesinde, tarafların, bilirkişi raporunda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını; belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilecekleri; mahkeme, bilirkişi raporundaki eksiklik yahut belirsizliğin tamamlanması veya açıklığa kavuşturulmasını sağlamak için, bilirkişiden ek rapor alabileceği; ayrıca gerçeğin ortaya çıkması için gerekli görürse, yeni görevlendireceği bilirkişi aracılığıyla, tekrar inceleme yaptırabileceği açıklanmıştır.
Bilirkişiler, raporlarını hazırlarken raporun dayanağı olan somut ve özel nedenleri bilimsel verilere uygun olarak göstermek zorundadır. Bilirkişi raporu aynı zamanda Yargıtay denetimine de elverişli olacak şekilde bilgi ve belgeye dayanan gerekçe ihtiva etmelidir. Ancak bu şekilde hazırlanmış raporun denetimi mümkün olup, hüküm kurmaya dayanak yapılabilir.
Bilirkişi raporu kural olarak hâkimi bağlamaz. Hâkim, raporu serbestçe takdir eder. Hâkim, raporu yeterli görmezse, bilirkişiden ek rapor isteyebileceği gibi gerçeğin ortaya çıkması için önceki bilirkişi veya yeniden seçeceği bilirkişi vasıtasıyla yeniden inceleme de yaptırabilir. Bilirkişi raporları arasındaki çelişki varsa hâkim çelişkiyi gidermeden karar veremez.
Somut uyuşmazlıkta, davacı üniversite hastanesinde yatan hastaların tedavileri sırasında mükerrer reçetelerin yazıldığı ve bunların hastane eczanesinde bulunmadığı gerekçesiyle serbest eczanelerden temin edilmesi nedeniyle davalı kurumun karşıladığı reçete bedellerinin davacı hastanenin alacaklarından kesinti yapılması suretiyle kurumca tahsilinin yerinde olup olmadığına dair mahkemece iki ayrı heyetten alınan bilirkişi raporunda; davacı hastane doktorları ve çalışanlarının yersiz ödemeye neden oldukları belirtilerek kesintilerin yerinde olduğu görüşü bildirilmiştir. Ancak yazılan reçetelerin gerçekten mükerrer olup olmadığı; tek tek, hasta bazında değerlendirilmediği gibi davacının bu husustaki itirazlarını giderir şekilde de rapor düzenlenmemiştir. Hal böyle iken denetime elverişli olmayan bu raporların hükme esas alınması hatalı olmuştur. Bu nedenle mahkemece; SUT hükümleri ve ilgili mevzuat hükümlerinde yetkin; eczacı, kesintiye konu reçetelerin düzenlendiği enfeksiyon hastalıkları branşında uzman doktor ve sosyal güvenlik uzmanı kişilerden oluşan üç kişilik bilirkişi heyetinden tedavi kayıtları ve yazılan reçeteler her hasta bazında tek tek değerlendirilmek suretiyle, rahatsızlıklarına göre hastalar adına, davacı hastane doktorları tarafından, yazılan reçetelerin mükerrer olup olmadığı, kesinti yapılan her reçete yönünden hastaların yatan hasta olup olmadığı, yatan hasta değillerse kesintinin
yerinde olup olmadığı tartışılarak, tarafların mahkemece alınan bilirkişi raporlarına karşı yaptıkları itirazlar da karşılanmak suretiyle, tereddüde yer vermeyecek şekilde, ayrıntılı, açıklayıcı, hüküm kurmaya elverişli ve Yargıtay denetimine uygun bir rapor aldırılarak, varılacak sonuç dairesinde bir hüküm kurulması gerekirken yetersiz bilirkişi raporu benimsenerek yazılı şekilde karar verilmiş olması doğru görülmemiş, kararın bu sebeple bozulması gerekmiştir.

Y.3.HD. 2020/1387 E.,2020/6152 K. 03/11/2020 Tarihli Kararı 

Davacı; davalı kurumca önceden savunması alınmadan, 22.04.2014 tarihli yazı ile, 2012 yılı Sağlık Uygulama Tebliği’nin 3.1.3. maddesinde yer alan acil hal tanımı yapılarak bu yıla ait veriler üzerinde inceleme yapıldığını ve acil serviste yapılmaması gereken işlem ve tedavilere ait fatura bedellerinin acil servis branşından kuruma fatura edildiğinin tespiti sonucu 144.598,73 TL fatura bedeli ve 10.695,68 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 155.294,41 TL yersiz ödemenin kurum alacağından mahsup edileceğinin bildirildiğini, komisyon incelemesinde hangi faturalarda hangi ödemelerin yersiz olarak kabul edildiğinin belli olmadığını, kendisinin tacir olup fatura alan kişinin 8 gün içinde itirazda bulunma hakkı olduğunu, oysaki fatura içeriğine de herhangi bir itirazın bulunmadığını, şirketin SUT’ta tanımlanan acil hal tanımı dışına çıkmadığını belirterek, yersiz ödemeden kaynaklanan borcun bulunmadığının tespitine karar verilmesini istemiştir.

Davalı; Risk Analizi ve Sürekli Denetim Grup Başkanlığı’nın 13.03.2013 tarih …sayılı yazısı ile merkez müdürlükte oluşturulan komisyon tarafından yapılan inceleme sonrasında, acil branşındaki hatalı faturalandırmalar nedeniyle davacı kuruma borç çıkartıldığını belirterek haksız davanın reddini dilemiştir.

Mahkemece; alınan bilirkişi raporu doğrultusunda; tedavi ücretleri yeşil alan muayenesi kabul edilerek kesintiye tabi tutulan hasta sayısının 8870 belirlendiği, bunların tedavi bedelleri tutarı 144.598,73 TL için kesinti uygulandığı, bunlardan 5829 kişinin muayene ve tetkik bedellerinin 520.020 SUT kodlu Acil Poliklinik Muayenesi kapsamında değerlendirilerek 95.755,68 TL hesaplandığı, kalan 3041 hastaya yapılan muayene ve müdahalelerin 520.021 kodlu Yeşil Alan Muayenesi olup, kesinti uygulanan 48.843,05 TL’nin mevzuata uygun olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 144.598,73 TL anapara10.695,68 TL işlemiş faiz kesintisinin 95.755,68 TL lik bölümü ile bu miktar için uygulanan faiz yönünden davacının borçlu olmadığının tespitine dair verilen karar, taraf vekillerinin temyizi üzerine; Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin, 06/12/2017 tarihli, 2016/14486 Esas, 2017/12134 Karar sayılı ilamıyla “Davacı, davalının 22.04.2014 tarihli yazısında yersiz ödeme olduğunu belirttiği toplam 155.294,41 TL’den dolayı borçlu olmadığının tespitini istemiştir. Davalının 22.04.2014 tarihli yazısı incelendiğinde toplam 155.294,41 TL’nin 144.598,73 TL’sinin anapara, 10.695,68 TL’sinin faiz olduğu anlaşılmaktadır. Mahkeme gerekçesinde ise 95.755,68 TL anapara yönünden davacının borçlu olmadığı tespit edilmiş ancak bu bedelin belirtilen işlemiş faizi tespit edilip hükme geçirilmeksizin “95.755,68 TL ve işlemiş faizleri yönünden davacının borçlu olmadığının tespitine,” denilmek suretiyle hüküm tesis edilmiştir. Anılan durumun infazda tereddüt doğuracağı anlaşılmakla, kabul edilen anaparaya, işlemiş faiz de kabul edilecekse, bunun tespiti yapılmadan ve hükme dercedilmeden infazda tereddüt yaratacak tarzda yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.” gerekçesi ile sair hususlar incelenmeksizin hükmün bozulmasına karar verilmiştir.

Mahkemece, bozmaya uyulduğu belirtilerek, davanın kısmen kabulü ile, 95.755,68 TL nin 16.627,13 TL yasal faiz olmak üzere toplam:112.382,81 TL yönünden davacının borçlu olmadığının tespitine. Fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiş; hüküm, davacı ve davalı vekilince temyiz edilmiştir.

1-6100 sayılı HMK’nın 266. maddesi hükmüne göre, çözümü özel veya teknik bir bilgiyi gerektiren konularda bilirkişi oy ve görüşünün alınması zorunludur. Genel hayat tecrübesi ve kültürünün sonucu olarak herkes gibi hakimin de bildiği konularda bilirkişi dinlenmesine karar verilemeyeceği gibi, hakimlik mesleğinin gereği olarak hakimin hukuki bilgisi ile çözümleyebileceği konularda da bilirkişi dinlenemez. Her halde seçilecek bilirkişinin mesleği itibarıyla konunun uzmanı olması gerekir.

HMK’nun 281. maddesinde, tarafların, bilirkişi raporunda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını; belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilecekleri; mahkeme, bilirkişi raporundaki eksiklik yahut belirsizliğin tamamlanması veya açıklığa kavuşturulmasını sağlamak için, bilirkişiden ek rapor alabileceği; ayrıca gerçeğin ortaya çıkması için gerekli görürse, yeni görevlendireceği bilirkişi aracılığıyla, tekrar inceleme yaptırabileceği açıklanmıştır.

Bilirkişiler, raporlarını hazırlarken raporun dayanağı olan somut ve özel nedenleri bilimsel verilere uygun olarak göstermek zorundadır. Bilirkişi raporu aynı zamanda Yargıtay denetimine de elverişli olacak şekilde bilgi ve belgeye dayanan gerekçe ihtiva etmelidir. Ancak bu şekilde hazırlanmış raporun denetimi mümkün olup, hüküm kurmaya dayanak yapılabilir.

Bilirkişi raporu kural olarak hâkimi bağlamaz. Hâkim, raporu serbestçe takdir eder. Hâkim, raporu yeterli görmezse, bilirkişiden ek rapor isteyebileceği gibi gerçeğin ortaya çıkması için önceki bilirkişi veya yeniden seçeceği bilirkişi vasıtasıyla yeniden inceleme de yaptırabilir. Bilirkişi raporları arasındaki çelişki varsa hâkim çelişkiyi gidermeden karar veremez.

Somut uyuşmazlıkta, mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporu; davacı hastanenin faturalarında yapılan kesintilere konu hastalara ilişkin, yeterli gerekçe sunulmadan, hastaların tedavi kayıtları her hasta yönünden tek tek değerlendirilmeden düzenlenmiştir. Denetime elverişli olmayan ve eksik incelemeye dayalı bu raporun hükme esas alınması hatalıdır. 

Bu nedenle mahkemece; taraflar arasındaki sözleşmeler, SUT hükümleri ve ilgili mevzuat hükümlerinde yetkin; hastane yöneticisi, kesintiye konu acil branşında uzman doktor ve sosyal güvenlik uzmanı kişilerden oluşan üç kişilik bilirkişi heyetinden tedavi kayıtları her hasta bazında tek tek değerlendirilmek suretiyle, hastaların rahatsızlıklarına göre davacı tarafından verilen tedavi hizmetlerinin yerinde olup olmadığı tartışılarak, tarafların önceki rapora karşı yaptıkları itirazlar da karşılanmak suretiyle, tereddüde yer vermeyecek şekilde, ayrıntılı, açıklayıcı, hüküm kurmaya elverişli ve Yargıtay denetimine uygun bir rapor aldırılarak, kurum tarafından her fatura döneminde yapılan örnekleme yoluyla kesintiler de dikkate alınarak mükerrer kesintiye neden olmayacak şekilde, ayrıca kurumun yaptığı kesinti miktarına ilişkin istediği faiz oranının 10.695,68 TL olduğu, faize ilişkin bu talepten fazlasına da hükmedilemeyeceği de dikkate alınarak varılacak sonuç dairesinde bir hüküm kurulması gerekirken yetersiz bilirkişi raporu benimsenerek yazılı şekilde karar verilmiş olması doğru görülmemiş, kararın bu sebeple bozulması gerekmiştir. 

 

Y.3.HD.  2020/1127 E.  ,  2020/5714 K. 08/10/2020 tarihli kararı 

Davacı; sahibi oldukları sağlık merkezinin kurum alacaklarından mahsup yolu ile yersiz ödeme adı altında yapılan kesintinin hukuka aykırı olduğunu, sağlık merkezlerine müracaat eden davaya konu tüm kişilere gerekli sağlık hizmetinin verildiğini, teşhis ve tedavilerinin yapıldığını, talep edilen yersiz ödemenin madde 4 de anılan yönetmelik hükmüne açıkça aykırı olduğunu, bu nedenlerle müvekkili şirkete davalı tarafından 24/12/2014 tarihinde tebliğ edilen 10/09/2014 tarih ve 447008 sayılı yazı ile talep edilen 52.577,19 TL cezai şart ve 134 hasta için daha önce ödediği bedele dair yersiz ödeme iddiası ile istirdadına yönelik talebi hukuka aykırı olduğundan belirtilen miktar yönünden borçlu olmadıklarının tespiti ile mahsup yolu ile yapılan 353.352,03 TL’ nin kesinti tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan istirdadına karar verilmesini talep ettiklerini bildirmiştir.

Davalı; 2012 yılı … Özel Sağlık Hizmeti Sunucularından Sağlık Hizmeti Alım Sözleşmesinin 7.5. Reklam, Kampanya ve Yönlendirme Yasağı maddesinin 7.5.3 ve 7.5.4 alt maddelerine aykırı davrandığı anlaşılmış olduğundan aynı sözleşmenin 11.1.2 maddesi gereği her bir fiil ile ilgili olarak bir ceza (kişi bazlı ve 10.000,00 TL olmak üzere) raporun 11 numaralı ekindeki tabloda adı belirtilenler ile ilgili olarak, 11.3.6 maddesi gereği 52.577,19 TL ceza-i şart uygulandığını, bu nedenlerle davanın reddine karar verilmesini talep ettiklerini bildirmiştir.

Mahkemece; göz rahatsızlığı bulunan hastaların özellikle yürütülen bir faaliyet ile tespit edildiği, bunun zaman zaman köy muhtarları aracılığı ile yapılmaya çalışıldığı, tespit edilen hastaların bölgesine göre belirlenen zamanlarda toplu olarak servis konulmak suretiyle hastaneye getirildiği, köy kahvehanelerinde broşür dağıtıldığı, bu durumun taraflar arasında akdedilen 2012 yılı Sosyal Güvenlik Kurumu Özel Sağlık Hizmeti Sunucularından Sağlık Hizmeti Satın Alım Sözleşmesinin Reklam, Kampanya ve Yönlendirme Yasağı başlıklı maddesine aykırılık oluşturduğunun açık olduğu, davacının istirdat talebinin yasal koşullarının oluşmadığı anlaşılmakla, davanın reddine karar verilmiş; hüküm süresi içinde davacı tarafından istinaf edilmiştir.

Bölge adliye mahkemesince; tüm dosya kapsamı gereğince davacı hastanenin taraflar arasındaki 2012 yılı sağlık hizmeti satın alım sözleşmesinin reklam, kampanya ve yönlendirme yasağı başlıklı maddesine aykırı davrandığı, değişik bölgelerdeki hastaların tespit ederek broşür vermek suretiyle reklam ve kampanya düzenleyerek ve bu hastaların hastaneye ulaşımını da sağlayarak yasağa aykırı davrandığı sabittir. Kurumca uygulanan cezai şart ve fatura bedelinin tahsili işlemleri hukuka ve sözleşmeye uygun olup istinaf talebinin esastan reddine karar verilmiş, hüküm süresi içinde davacı tarafça temyiz edilmiştir.

1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki sair temyiz itirazları yerinde değildir.

2-6100 sayılı HMK’nın 266. maddesi hükmüne göre, çözümü özel veya teknik bir bilgiyi gerektiren konularda bilirkişi oy ve görüşünün alınması zorunludur. Genel hayat tecrübesi ve kültürünün sonucu olarak herkes gibi hakimin de bildiği konularda bilirkişi dinlenmesine karar verilemeyeceği gibi, hakimlik mesleğinin gereği olarak hakimin hukuki bilgisi ile çözümleyebileceği konularda da bilirkişi dinlenemez. Her halde seçilecek bilirkişinin mesleği itibarıyla konunun uzmanı olması gerekir.

HMK’nun 281. maddesinde, tarafların, bilirkişi raporunda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını; belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilecekleri; mahkeme, bilirkişi raporundaki eksiklik yahut belirsizliğin tamamlanması veya açıklığa kavuşturulmasını sağlamak için, bilirkişiden ek rapor alabileceği; ayrıca gerçeğin ortaya çıkması için gerekli görürse, yeni görevlendireceği bilirkişi aracılığıyla, tekrar inceleme yaptırabileceği açıklanmıştır.

Bilirkişiler, raporlarını hazırlarken raporun dayanağı olan somut ve özel nedenleri bilimsel verilere uygun olarak göstermek zorundadır. Bilirkişi raporu aynı zamanda Yargıtay denetimine de elverişli olacak şekilde bilgi ve belgeye dayanan gerekçe ihtiva etmelidir. Ancak bu şekilde hazırlanmış raporun denetimi mümkün olup, hüküm kurmaya dayanak yapılabilir.

Bilirkişi raporu kural olarak hâkimi bağlamaz. Hâkim, raporu serbestçe takdir eder. Hâkim, raporu yeterli görmezse, bilirkişiden ek rapor isteyebileceği gibi gerçeğin ortaya çıkması için önceki bilirkişi veya yeniden seçeceği bilirkişi vasıtasıyla yeniden inceleme de yaptırabilir. Bilirkişi raporları arasındaki çelişki varsa hâkim çelişkiyi gidermeden karar veremez.

Somut uyuşmazlıkta, davalı kurum tarafından yapılan teftiş sırasında dinlenen hastalar ve diğer kişilerin beyanlarına göre davacı hastanenin 2012 yılı Sosyal Güvenlik Kurumu Özel Sağlık Hizmeti Sunucularından Sağlık Hizmeti Alım Sözleşmesi’nin 7.5. maddesinde yer alan reklam, kampanya ve yönlendirme yasağını ihlal ettiği anlaşılmaktadır. Ancak cezai şartve tedavi bedeli kesintilerinin miktarının belirlenmesi yönünden mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporu; hastalara fatura konusu tedavilerin yapılıp yapılmadığına dair tedavi kayıtları incelenmeden ve her hasta yönünden tek tek değerlendirilme yapılmadan düzenlenmiştir. Denetime elverişli olmayan bu raporun hükme esas alınması hatalıdır. Bu nedenle mahkemece yapılacak olan taraflar arasındaki sözleşmeler, SUT hükümleri ve ilgili mevzuat hükümlerinde yetkin; hastane yöneticisi, kesintilere konu tıbbi branşlarda uzman doktor ve sosyal güvenlik uzmanı kişilerden oluşan üç kişilik bilirkişi heyetinden tedavi kayıtları her hasta bazında tek tek değerlendirilmek suretiyle, hastaların rahatsızlıklarına göre davacı tarafından verilen tedavi hizmetlerinin yerinde olup olmadığı tartışılarak, tarafların önceki rapora karşı yaptıkları itirazlar da karşılanmak suretiyle, 2012 sözleşmesinin 10.1. maddesinin dava konusu olaya uygulanmasının yerinde olup olmadığı da belirtilerek, tereddüde yer vermeyecek şekilde, ayrıntılı, açıklayıcı, hüküm kurmaya elverişli ve Yargıtay denetimine uygun bir rapor aldırılarak, varılacak sonuç dairesinde bir hüküm kurulması gerekirken yetersiz bilirkişi raporu benimsenerek yazılı şekilde karar verilmiş olması doğru görülmemiş, kararın bu sebeple bozulması gerekmiştir.

İlk derece mahkemesi kararının, yukarıda açıklanan nedenlerle bozulmasına karar verilmiş olduğundan, HMK’nın 373. maddesinin birinci fıkrası uyarınca, iş bu karara karşı davacı tarafından yapılan istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin bölge adliye mahkemesi kararının da kaldırılmasına karar verilmiştir.

Y.3. HD. 2020/1070 E.  ,  2020/5193 K. 30.09.2020 tarihli kararı 

Davacı vekili; taraflar arasında Sağlık Hizmetleri Protokolü olduğunu, bu sözleşme uyarınca hastalara uygulanan tedavi bedellerinin MEDULA sistemine kaydedildiğini ve davalı kurumca müvekkile ödendiğini, ancak PRP tedavinin maliyet etkin olmadığı gerekçesiyle davalının Mart-Nisan-Mayıs-Ekim 2013 ve Şubat-Mart 2014 dönemi faturalarından 312.999,70 TL yersiz kesinti yaptığını, kesinti işleminin haksız olduğunu ileri sürerek davalı kurumca haksız ve hukuka aykırı olarak yapılan toplam 312.999,70 TL’nin kesinti tarihinden itibaren işletilecek avans faiziyle birlikte davalıdan tahsilini ve davalının %20 kötü niyet tazminatına hükmedilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı; SGK Üniversiteler Sağlık Hizmetleri Protokolü, ilgili döneme ait Sağlık Uygulama Tebliği, 2011/62 (Değişik 2012/36-2013/23) sayılı Ödeme Genelgesi ve ilgili diğer mevzuat uyarınca davacının iddia ettiği dönemlere ait faturalarla ilgili olarak ödenmesine yönelik herhangi bir hüküm bulunmadığı için kesinti yapıldığını, İtiraz İnceleme Komisyonu ve Sağlık Kurumu İhtisas/Mevzuat İnceleme Komisyonları kararı ile kesintilerin

uygun bulunduğunu, %20 tazminat istemenin haksız olduğunu, davalının kötü niyetli olmadığını, davacının protokole ve sözleşmeye uygun olarak almadığı cihazların bedellerini kurumdan istemesinin yersiz ve yapılan kesintinin sözleşme ve mevzuata uygun olduğunu savunarak davanın ve tazminat isteminin reddine karar verilmesini dilemiştir.

Mahkemece; davanın kısmen kabulüne, davalı kurum tarafından davacı Üniversite Hastanesinden yapılan kesinti bedeli olan 312.999,70 TL alacağın kesinti tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, kötü niyet tazminatı talebinin yasal şartları oluşmadığından reddine karar verilmiştir.

Mahkemece verilen karara karşı taraflarca istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.

Bölge Adliye Mahkemesince; ilk derece mahkemesince verilen kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu gerekçesi ile HMK 353/1-b maddesi gereğince istinaf kanun yolu başvurusunun ayrı ayrı esastan reddine karar verilmiş, hüküm; taraflarca temyiz edilmiştir.

1- Davacı vekilinin, davalının %20 kötü niyet tazminatına mahkum edilmesi istemine yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;

Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı bilgi ve belgelere, özellikle temyiz olunan bölge adliye mahkemesi kararında yazılı gerekçelere göre, davacı vekilinin yerinde bulunmayan bütün temyiz itirazlarının reddi gerekir.

2- Davalı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine gelince;

Taraflar arasındaki uyuşmazlık, yanlar arasında fatura edilen tıbbi malzeme bedelinin ilgili mevzuat uyarınca SGK’ca karşılanıp karşılanmayacağına ilişkin anlaşmazlık çıkmasından, davalı kurum tarafından davacının hastalarına uyguladığı tedavide kullanmış olduğu PRP Ayırıcı Kit adlı malzeme bedelinin mevzuat hükümlerine aykırı olarak faturalandırıldığı gerekçesiyle, davacı hastanenin, kurumdan olan alacaklarından mahsup edilmesinden kaynaklanmaktadır.

Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda; davacı hastanenin kullandığı tıbbi malzemenin tebliğ hükmünde yapılan tıbbi malzeme tanımına uygun olduğu, bu malzemenin ödenmeyeceğine dair tebliğde hüküm bulunmadığı, davalı kurumun iç yazışma olarak kendi birimlerine gönderdiği görüşte bahsedilen “malzemenin maliyet etkin olmadığı ve bu nedenle ödenmeyeceği” görüşünün tebliğde yer almadığı, taraflar arasında yapılan sözleşmeye ve yasaya aykırı bir durum olmadığı gerekçesi ile davalı kurumun, davacı hastane alacaklarından yersiz kesinti yaptığı kanaati bildirilmiştir. Ancak, davalının mahkemeye sunduğu, davacı hastaneye ait PRP Ayırıcı Kit adlı malzeme faturalarında “SUT kodu yoktur” ifadesinin yer aldığı hususu hüküm yerinde tartışılıp değerlendirilmediği gibi, davalının rapora karşı yaptığı itirazlarının da gerekçeli bir şekilde karşılanmadığı anlaşılmaktadır. O halde öncelikle, taraf itirazlarını karşılar şekilde, PRP tedavi yönteminin (Ayırıcı Kit adlı malzemenin) davacı hastanenin faturalandırma yaptığı ilgili dönemde uygulanan SUT(Sağlık Uygulama Tebliği) ve ilgili yasal mevzuat uyarınca bedeli ödenecek tıbbi malzeme kapsamında olup olmadığının tespiti gerekmektedir. Öyle olunca, bu hali ile bilirkişi raporu yetersiz olup mahkemece taraflar arasındaki sözleşmeler, SUT hükümleri ve taraf delilleri değerlendirilerek yeniden SUT hükümleri konusunda uzman bir heyetten gerekçeli, Yargıtay ve taraf denetime elverişli rapor alınıp sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yetersiz bilirkişi raporu ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.

Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından Özel Sağlık Hizmeti Sunucularına Kurum Zararı Olarak Kesilen Ceza Koşulu 

Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından Özel Sağlık Hizmeti Sunucularına Kurum Zararı Olarak Kesilen Ceza Koşulu 

Ancak, sözleşme ile belirlenmiş olan ceza koşulları açık ve net olarak belirlenmemiş ise ve ceza miktarları fiillerin ağırlığına göre kademelendirilmemiş ise, SGK, ceza koşullarını kurum zararı olarak talep edemez. 

5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 73. maddesinde; bu Kanuna göre sağlık hizmetlerinin, Kurum ile yurt içindeki veya yurt dışındaki sağlık hizmeti sunucuları arasında yapılan sözleşmeler yoluyla ve/veya bu Kanun hükümlerine uygun olarak genel sağlık sigortalısı ve bakmakla yükümlü olduğu kişilerin sözleşmesiz sağlık hizmeti sunucularından satın aldıkları sağlık hizmeti giderlerinin ödenmesi suretiyle sağlanacağı hususu düzenlenmiştir.

Kanun’un “İdari yaptırımlar ve fesih” başlıklı 103. maddesinin 1. fıkrasında; “Kurumca yapılan inceleme neticesinde;

  1. a) Sağlık hizmeti sunulmadığı halde sağlık hizmetini fatura ettiği,
  2. b) Faturayı veya faturaya dayanak oluşturan belgeleri, gerçeğe aykırı olarak düzenlediği,
  3. c) 64 üncü madde gereğince kapsam dışı tutulan sağlık hizmetlerini, kapsam içinde olan sağlık hizmetleri gibi gösterdiği,
  4. d) Sağlık hizmetlerine hak kazanmayan kişilere, sağlık hizmeti sunarak Kuruma fatura ettiği,
  5. e) 73 üncü madde gereğince belirlenen tavanın üzerinde ilave ücret aldığı,

tespit edilen sağlık hizmeti sunucuları hakkında genel hükümlere göre takip yapılır. Bu fiiller nedeniyle Kurumun yersiz ödediği tutar 96 ncı maddeye göre geri alınır. Ayrıca bu fiilleri işleyen veya sağlık hizmeti satın alınmasına ilişkin sözleşmelerde belirtilen hükümlere aykırı davrandığı tespit edilen sağlık hizmeti sunucularının Kurum ile yaptıkları sözleşmeleri feshedilebilir ve Kurumca belirlenecek süre içinde tekrar sözleşme yapılmaz.

71 inci maddede yer alan kimlik tespiti yükümlülüğünü yapmayan ve bu nedenle bir başka kişiye sağlık hizmeti sunulması nedeniyle Kurumun zarara uğramasına sebebiyet veren sağlık hizmeti sunucularından uğranılan zarar geri alınır.” düzenlemesi yer almaktadır.

Aynı maddenin, 10/9/2014 tarihli 6552 sayılı Kanunun 54. maddesi ile eklenen 4. fıkrasında ise “Kurum tarafından sözleşmesi feshedilmiş sağlık hizmeti sunucusuyla feshe neden olan fiillere bağlı olarak oluşan Kurum alacakları tahsil edilmeden ve fesih süresi tamamlanmadan yeni bir sözleşme yapılmaz. Söz konusu sağlık hizmeti sunucusunun devri hâlinde ise feshe neden olan Kurum alacakları tahsil edilmeden ve en az bir yıllık fesih süresi geçmeden devralan sağlık hizmeti sunucusu ile sözleşme yapılmaz. Sözleşme yapılmayan veya sözleşmesi feshedilen sağlık hizmeti sunucusunun muayene ve işlemlere ilişkin fatura bedelleri ödenmez.” hükmü yer almaktadır.

5510 sayılı 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’un 96. maddesinde; “Kurumca işverenlere, sigortalılara, isteğe bağlı sigortalılara gelir veya aylık almakta olanlara ve bunların hak sahiplerine, genel sağlık sigortalılarına ve bunların bakmakla yükümlü olduğu kişilere, fazla veya yersiz olarak yapıldığı tespit edilen bu Kanun kapsamındaki her türlü ödemeler;

a) Kasıtlı veya kusurlu davranışlarından doğmuşsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla on yıllık sürede yapılan ödemeler, bu ödemelerin yapıldığı tarihlerden,

b) Kurumun hatalı işlemlerinden kaynaklanmışsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla beş yıllık sürede yapılan ödemeler toplamı, ilgiliye tebliğ edildiği tarihten itibaren yirmidört ay içinde yapılacak ödemelerde faizsiz, yirmidört aylık sürenin dolduğu tarihten sonra yapılacak ödemelerde ise bu süre sonundan, itibaren hesaplanacak olan kanunî faizi ile birlikte, ilgililerin Kurumdan alacağı varsa bu alacaklarından mahsup edilir, alacakları yoksa genel hükümlere göre geri alınır.

Alacakların yersiz ödemelere mahsubu, en eski borçtan başlanarak borç aslına yapılır, kanunî faiz kalan borca uygulanır. Bu hüküm ilgili hak sahiplerinin muvafakat etmeleri kaydıyla, aynı dosyadan diğer bir hak sahibine yapılan yersiz ödemelere mahsubunda da uygulanır.

Yersiz ödemenin gelir ve aylıklardan kesilmesinde, kesintinin başlayacağı ödeme dönemi başı itibarıyla kanunî faizi ile birlikte hesaplanan borç tutarı, gelir ve aylıktan % 25 oranında kesilmek suretiyle uygulanır.

Yersiz ödemelerin tespiti ile geri alınmasına ve bu maddenin uygulanmasına ilişkin usûl ve esaslar, Kurum tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.” hükmü bulunmaktadır.

Bu maddeye istinaden çıkarılan ve 27.09.2008 tarih ve 27010 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Fazla Veya Yersiz Ödemelerin Tahsiline İlişkin Usul Ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin 2 nci maddesine göre bu Yönetmelik, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu kapsamında yapılan her türlü fazla veya yersiz ödemeyi kapsamaktadır.

Yönetmeliğin “Fazla veya yersiz ödemelerde uygulanacak faiz” başlıklı 12. maddesinde; “Fazla veya yersiz ödemelerin geri alınmasında 4/12/1984 tarihli ve 3095 sayılı Kanunî Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun hükümleri uygulanır.” düzenlemesi yer almaktadır.

Hukukumuzda idarenin düzenleme yetkisi konu bakımından sınırlandırılmamıştır. İdareler bir kanuna dayanmak ve kanunlara ve varsa ilgili düzenleyici işlemin bir üst normuna uygun olmak şartıyla düzenleme yapabilmektedir.

Sosyal Güvenlik Kurumu Özel Sağlık Hizmeti Sunucularında Sağlık Hizmeti Satın Alım Sözleşmesinde öngörülen yükümlülüklerin yerine getirilmemesi halinde uygulanacak olan cezalar, idari yaptırım niteliğinde değildir. Bu yüzden SGK ceza koşullarını, yasal düzenlemelerle değil karşılıklı imzalanan sözleşme ile belirlemektedir (Danıştay, 15D., 15.11.2018, 412/7564).

SGK’nın sözleşme hükümlerine uyulması ve uygulamada birliğin sağlanarak hasta mağduriyetinin önlenmesi amacıyla ceza koşulları belirlemesi açık ve net olarak belirlenmiş olmalıdır. Ceza koşulunun uygulanma şartlarının açık ve net olarak belirlenmemesi, ceza uygulanmasını engeller.

Diğer yandan, Sosyal Güvenlik Kurumu Özel Sağlık Hizmeti Sunucularında Sağlık Hizmeti Satın Alım Sözleşmesinde öngörülen yükümlülüklerin yerine getirilmemesi halinde uygulanacak olan ceza miktarları fiillerin ağırlığına göre kademelendirilmiş olması zorunludur. 

Ceza koşulları açık ve net olarak belirlenmiş ve ceza miktarları fiillerin ağırlığına göre kademelendirilmiş olması halinde, Sosyal Güvenlik Kurumu, belirlediği ceza koşullarını kurum zararı olarak Özel Sağlık Hizmeti Sunucularından talep edebilir. 

Ancak, sözleşme ile belirlenmiş olan ceza koşulları açık ve net olarak belirlenmemiş ise ve ceza miktarları fiillerin ağırlığına göre kademelendirilmemiş ise, SGK, Özel Sağlık Hizmeti Sunucularından, ceza koşullarını kurum zararı olarak talep edemez. 

Sgk’nın Kesinti Yapıp Eksik Ödediği Bedellerin İadesi

Sgk’nın Eksik Ödediği Bedellerin İadesi 

SGK’nın sözleşme ile belirlediği bazı durumlar yersiz ödeme olarak kabul edilip, tedavi, hizmet, ilaç ve cihaz/malzeme bedeli ödenmez. Bunlar hastanın raporunun eksik olması, Kurumca belirlenen usul ve esaslar ile reçete düzenleme ve yazılım esaslarına uyulmaması, reçetenin süresi içinde MEDULA sistemine kaydedilmemesi, reçetenin veya raporun fatura ekinde bulunmaması, reçete ekinde bulunması gereken barkod veya fiyat etiketi bilgilerinin eksik olması, hasta T.C. Kimlik Numarasının hatalı girilmesi, belirlenen süre içinde reçetenin teslim edilmemesi, mahkeme kararı ile ödeme işlemlerinin iptal edilmesi ya da yürürlüğünün durdurulması gibi nedenlerdir. 

SGK’nın kesinti nedenleri bazı durumlarda sözleşme hükümlerine aykırı olabildiği gibi yasal düzenlemelere de aykırı olabilmektedir. 

SGK ile sözleşme imzalamış olan ancak tedavi, hizmet, ilaç ve cihaz/malzeme bedeli haksız ve hukuka aykırı olarak kesilip ödenmeyen  birinci, ikinci ve üçüncü basamak resmi sağlık kuruluşları, iş yeri hekimlikleri, evde bakım hizmetleri sunumu hakkında yönetmelik kapsamında hizmet veren merkezler, ayakta teşhis ve tedavi yapılan özel sağlık kuruluşları hakkında yönetmelik kapsamında açılan özel poliklinikler, ağız ve diş sağlığı hizmeti sunulan özel sağlık kuruluşları hakkında yönetmelik kapsamında açılan ağız ve diş sağlığı hizmeti veren özel sağlık kuruluşlar, serbest eczaneler, özel hastaneler yönetmeliğine göre ruhsat almış hastaneler, ayakta teşhis ve tedavi yapılan özel sağlık kuruluşları hakkında yönetmelik kapsamında açılan tıp merkezleri ve dal merkezleri, diyaliz merkezleri, özelleşmiş tedavi merkezleri, tanı, tetkik ve görüntüleme merkezleri ile laboratuvarları, optisyenlik müesseseleri ve tıbbi cihaz ve malzeme tedarikçileri haksız ve hukuka aykırı kesinti sebepleriyle birlikte dava konusu yapabilmektedirler. 

Sözleşme ile belirlenen hükmün SGK tarafından bir genelge ile tek taraflı olarak değiştirilmesinin mümkün olmadığı, SGK’nın belirlenen hizmet bedelini eksik ödediği ve eksik ödeme nedeni ile oluşan farkın SGK’dan istenebileceğine ilişkin davada; 

T.C.

ANKARA

9. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ

GEREKÇELİ KARAR

ESAS NO : 2015/7 

KARAR NO : 2016/492

DAVACI : ………………….SAĞLIK HİZMETLERİ TİC. LTD. ŞTİ. 

VEKİLİ : Av. AHMET CAN – Reşatbey Mah. Türkkuşu Cad. N:1 Günep Panorama B1005 B/Blok K:10 D:5 01120 Seyhan/ ADANA

DAVALI : SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞI -Ziyabey Caddesi No:606520 Balgat Çankaya/ ANKARA

VEKİLİ : 

DAVA : İtirazın İptali 

DAVA TARİHİ : 08/01/2015

KARAR TARİHİ : 29/11/2016

KARAR YAZ. TAR. : 20/12/2016

DAVA:

Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin ….’de özel diyaliz merkezi işletmekte olduğunu, davalı ile anlaşmalı olarak davalı mensuplarına hizmet verdiğini, davalının 04/09/2008’e kadar seans ücreti olarak 138,00 TL uygulamakta iken bu tarihten itibaren seans başına 111,60 TL uyguladığını ve müvekkiline eksik ödeme yapıldığını, diğer diyaliz kuruluşlarının şikayeti üzerine eski uygulamaya dönüldüğünü, ancak müvekkiline toplam 10.178,00 TL eksik ücret ödediğini, bu paranın geçmiş günler faizinin 8.969,08 TL olduğunu, toplam 19.147,08 TL’nin tahsili için Ankara 17. İcra Müdürlüğü’nün 2014/11567 sayılı dosyası ile girişilen icra takibinin davalının itirazı ile durduğunu ileri sürerek, itirazın iptali ile %20 icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. 

CEVAP:

Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; diyaliz tedavi ücretlerinin 2007 SUT’ta hem sağlık kurumları fiyat listesinde hem de paket işlem fiyat listesinde yer aldığını, hemodiyaliz tedavilerinin liste fiyatlarının listesinden farklı olarak diyaliz merkezleri yönetmeliğindeki zorunlu laboratuvar tetkiklerini ve nakil ücretlerini de kapsadığını, SUT 19.5.1.numaralı maddesinde hemodiyaliz tedavilerinin tanımlandığını, buna göre böbrek yetmezliği için yapılan asetatlı ve bikarbonatlı hemodiyaliz tedavi giderlerinin, paket işlem fiyat listesinde yer alan fiyatlar üzerinden fiyatlandırılacağının belirtildiğini, Danıştay 10. Dairesi’nin bu düzenlemeyi durdurduğunu, kurumca yapılan uygulamanın Danıştay kararı doğrultusunda zorunlu olarak yapıldığını, 2007 SUT’un yürürlüğe girmesinden itibaren özel sağlık kurumları ile yeniden sözleşme yapıldığını, sözleşmenin (3) ve (4.8)numaralı maddelerinde, “sağlık kurumu/kuruluşu SUT, Ödeme Genelgesi, Kurumca belirlenecek diğer usul ve esaslar ile kuruluş ve faaliyetiyle ilgili tabi oldukları mevzuat hükümlerine uymakla yükümlüdür.” denildiğini savunarak, davanın reddini istemiştir. 

KANITLAR VE DEĞERLENDİRİLMESİ:

Dava, sağlık hizmeti alım sözleşmesine dayalı eksik ödemenin tahsili için girişilen icra takibine yapılan itirazın iptali istemine ilişkindir. 

Uyuşmazlık, davaya konu icra takibi kapsamında davacının davalıdan bir alacağı bulunup bulunmadığı ve miktarı noktalarında toplanmıştır. 

Konusunda uzman bilirkişilerden alınan 27 kasım 2015 tarihli raporda özetle, dosyamıza konu olan işlemin, SGK Genel Sağlık Sigortası Genel Müdürlüğü’nün 04/09/2008 tarih ve 2008/80 sayılı genelgesi ile başladığı, söz konusu genelgenin, Danıştay 10. Dairesince; 09.07.2008 tarih ve 2007/7297 E. Sayılı Karar ile; Kurumumuzca 25.05.2007 tarih ve 26532 sayılı mükerrer Resmi Gazete’de yayımlanan “Sosyal Güvenlik Kurumu Sağlık Uygulama Tebliği’’nin (24.1), (24.2) numaralı maddelerinin ve (24.2.2) numaralı maddesinin “(24.2.2.6) Paket İşleme Dahil Olmayan Tıbbi Malzemeler” bölümü hariç diğer kısımları ile eki Paket İşlem Fiyat Listesinin, 09.07.2008 tarih ve 2007/7391 E. Sayılı Karar ile; Sosyal Güvenlik Kurumu Sağlık Uygulama Tebliğinin (5) numaralı maddesinin son fıkrasında yer alan “hasta tarafından karşılanacak olup, verilen hizmetlerin Tebliğ eki Paket İşlem Fiyat Listesinde yer alması durumunda bu liste fiyatları, yer almıyorsa” ibaresinin, yürütülmesinin durdurulduğu, bilgi edinilmesi ve 04.09.2008 tarihinden itibaren söz konusu Danıştay kararı doğrultusunda işlem yapılması gerektiği hususunda bilginizi ve gereğini rica ederim.” biçiminde olup, davalı Kurumca yapılan bu işlemin, İYUK m.28 gereğince, idare tarafından uygulanması zorunlu olan bir karar olduğu, kararın yayınlanması ile birlikte, davalı ile sözleşmesi bulunan sağlık hizmet sunucuları için, vermiş oldukları hizmetlerin bedellerinin, yukarıda tanımlanan Hizmet Başına Ödeme Yöntemi ile faturalandırılması gerektiği, yani 26 gün süre ile uygulanan 105,60 TL diyaliz bedelinin fiks bir fiyat olmadığı, eğer davacı tarafından uygulanmışsa, hastalara uygulanan ilaçlar, yatak ücreti, hasta taşıma, laboratuvar ve patoloji tetkiklerinin de bu fiyata ek olarak fiyatlandırılması, fiyatın daha yukarıya çıkmasının mümkün olduğu, dosyada örneği bulunan dava konusu döneme ait 087786 sıra nolu faturanın tetkikinde de görüleceği üzere, 357 adet “Yatak Ücreti” Ek 8 gereği birim fiyata ilave edilmiştir davacı Sağlık hizmet sunucusunun fiyatlandırılabilecek ek hizmetleri faturalandırmamasının nedeninin, bu hizmetlerin hastalara sunulmamış olması ya da ihmal olduğu, davalı Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığının, Danıştay 10. Dairesinin 09.07.2008 tarih ve 2007/7297 E. Sayılı Kararı gereği 04.09.2008-30.09.2008 tarihleri arasında 26 gün süre ile uygulanan hemodiyaliz tedavi bedeli ile ilgili olarak yaptığı ödemenin, ödeme döneminde yürürlükte olan mevzuata uygun olduğu, davacı tarafça eksik ödendiği iddia edilen 10.178,00TL tedavi bedeli ve fer’ilerinin ödenmediğine dair itirazın yerinde olmadığı yönünde görüş bildirilmiştir. 

Davacı vekilinin itirazı üzerine alınan 08/09/2016 tarihli raporda özetle, yanlar arasındaki uyuşmazlığın diyaliz seans ücretinin sözleşmeyle EK-9 fiyat listesindeki 138,00 TL belirlenmesine rağmen 04/09/2008-30/09/2008 tarihlerini kapsayan 26 günlük dönemde kurumca 105,60 TL olarak uygulanması sonucu oluşan fiyat farkına ilişkin olduğu, Sosyal Güvenlik Kurumu Özel Sağlık Kurumundan/Kuruluşundan Sağlık Hizmeti Satın Alma Sözleşmesi uyarınca davacının davalı Kurum mensubu hastalara sağlık hizmeti verdiği, ücretin Sağlık Uygulama Tebliğinin EK-9 listesinde yer alan paket işlem ücretinden ödeneceği, EK-9 paket işlem ücret listesinin P704230 paket kodu ile Bikarbonatlı Hemodiyaliz tetkiklerinin malzeme dâhil seans ücretinin 138,00 TL olarak belirlendiği, 25/05/2007 tarihli resmi gazetede yayımlanarak 15/06/2007 tarihinde yürürlüğe giren ve 01/10/2008 tarihine kadar yürürlükte kalan Sosyal Güvenlik Kurumu Sağlık Uygulama Tebliği (SUT) ile EK-9 listesinin uygulanmaya başlandığının görüldüğü, Danıştay 10. Dairesi’nin 09.07.2008 gün ve 2007/7297 sayılı kararıyla 25/05/2007 tarih ve 26532 mükerrer sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Sosyal Güvenlik Kurumu Sağlık Uygulama Tebliğinin 24.1, 24.2, 24.2.2 nci maddesinin 24.2.2.6 Paket işleme dâhil olmayan tıbbi malzemeler bölümü hariç diğer kısımları ile eki Paket Fiyat Listesinin (EK-9) yürütülmesinin durdurulmasına karar verildiğinin görüldüğü, davalı Kurumun yürütmenin durdurulması kararı üzerine 04/09/2008 tarih ve 34457 sayılı genelgeyi yayımlayarak EK-9 Paket işlem fiyat listesinin uygulanmasını durdurduğu ve EK-8 Paket işlem fiyatlarını uygulamaya başladığı, 29/09/2008 gün ve 27102 sayılı mükerrer resmi gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Sağlık Uygulama Tebliği ile 01/10/2008 tarihinde Ek-9 fiyat listesini yeniden uygulamaya başlandığının görüldüğü, konuya ilişkin olarak Adana 1 Asliye Ticaret Mahkemesinin 18/09/2012 tarih ve 2011/515E 2012/265K sayılı kararı, Adana 1 Asliye Ticaret Mahkemesinin 18/09/2012 tarih ve 2011/504E 2012/264K sayılı kararlarında, davalı kurumun biokarbonatlı hemodiyaliz için uyguladığı 138,00 TL seans ücreti yerine 111,60 TL ödenmesinin yerinde olmadığı, bu nedenle oluşan zararın davalıdan alınması gerektiğinin kabul edildiği, davacının 30/09/2008 tarih ve 087786 sayılı 51.757,06 TL’lik fatura kestiği,fatura içindeki dava konusu 411 seans bulunduğu, davacı tarafından verilmiş olan hasta takip listesine göre bu fatura tutarının 69 hasta tedavisine ait olduğu, dava dilekçesinde 19.147,08 TL’nin talep edildiği, bu rakamın toplam 411 seanstan 01/09/2008- 02/09/2008- 03/09/2008 tarihleri için 54 seansa 138,00 TL’den, 04/09/2008 ile 30/09/2008 tarihleri arasındaki 357 adet seans için ise 111,60 TL’den ödendiği; seans başına 26,40 TL eksik ödeme yapıldığı, 357×26,40+%8KDV = 10.178,78 TL + 8.969,08 TL faizden oluştuğu, 138,00 TL – 111,60 TL = 26,40 TL x 357+KDV 10.178,78 TL fiyat farkının davalıdan alınarak davacıya iadesi gerektiği yönünde görüş bildirilmiştir. 

08/09/2016 tarihli bilirkişi raporu dosya içeriğine uygun ve denetime elverişli bulunduğundan hüküm kurmaya yeterli görülmüştür. 

Toplanan tüm kanıtlardan, tarafların sözleşme ile seans birim ücretini 138,00 TL olarak belirledikleri genelge ile özel hukuka ait sözleşmenin hükümlerinin tek taraflı olarak değiştirilmesinin mümkün olmadığı davalı idarenin sözleşme ile 138,00 TL olarak belirlenen seans birim ücreti yerine 111,60 TL ödemesinin doğru olmadığı davacının eksik ödeme nedeni ile oluşan 10.178,00 TL farkı davalıdan isteyebileceği sonuç ve kanaatine varılmıştır (Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin 27/03/2013 tarih, 2012/26451 Esas 2013/7754 sayılı Kararı) .

Davacı vekili fatura tarihinden takip tarihine kadar birikmiş faiz isteminde bulunmuştur. Davanın sözleşmeden kaynaklandığı, davacının takip tarihinden önce davacıyı temerrüte düşürdüğü kanıtlanmadığından birikmiş faiz istemi yerinde görülmemiştir.

Davacı vekili davalı tarafın takibe haksız olarak itiraz ettiğini bu nedenle %20 oranında icra inkar tazminatının davalıdan tahsilini istemiştir. Davalı tarafın icra takibine yapılan itirazda haksız olduğu ve alacak likit olduğundan İİK’nun 67/2.maddesi gereğince hükmolunan şeyin %20’si oranında icra inkar tazminatının davalıdan tahsili gerektiği düşünülmüştür. 

İddia, savunma, taraflarca sunulan kanıtlar, büyük ölçüde yararlanılan 08/09/2016 tarihli bilirkişi raporuna göre, davanın kısmen kabulüne karar vermek gerekmiştir. 

HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;

Davanın KISMEN KABULÜNE,

Davalı aleyhine Ankara 17. İcra Müdürlüğü’nün 2014/11567 sayılı dosyası ile girişilen icra takibinin 10.178,00 TL üzerinden kısmen iptaline, 

Hükmolunan 10.178,00 TL’ye takip tarihinden itibaren değişen oranlarda avans faizi yürütülmesine, 

İİK’nun 67/2. maddesi uyarınca hükmolunan şeyin %20’si oranında icra inkar tazminatının davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, 

Fazla istemin reddine, 

2-Davalı harçtan muaf olduğundan harç alınmasına yer olmadığına, 

3-Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca hesaplanan 1.800,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,

4-Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca hesaplanan 1.800,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,

5-HMK’nun 332. maddesi gereğince davacı tarafça yapılan 66,55 TL yargılama gideri ve 2.000,00 TL bilirkişi ücreti olmak üzere 2.066,55 TL yargılama giderinden kabul ve ret oranı dikkate alınarak 1.098,51 TL yargılama giderinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, fazla kısmın davacı üzerinde bırakılmasına, 

6-HMK’nun 333.maddesi uyarınca kullanılmayan fazla gider avansının karar kesinleştiğinde yatırana iadesine, 

Dair verilen karar, taraf vekillerinin yüzüne karşı HMK’nun 341 ile 6723 sayılı yasanın 34. ve HMK’nun 345. maddesi uyarınca tebliğ tarihinden itibaren 2 haftalık yasal süre içerisinde İstinaf yasa yolu açık olduğu bildirilerek açıkça okunup, usulen anlatıldı. 29/11/2016       

 

Yargıtay 13. HD., E. 2014/33458 K. 2015/28075 T. 30.9.2015 kararında da “Davacı, davalı kurum ile anlaşmalı olarak diyaliz hizmeti verdiğini, davalı kurumun 04/09/2008 tarihine kadar 2008 yılında geçerli olan ilaç, yatak, malzeme ve zorunlu tetkikler dahil seans ücreti olarak 138,00.TL birim fiyat üzerinden ödeme yapmakta iken….’ın 09/07/2008 tarihinde 2007/297 esas sayılı dosyası üzerinden, sağlık hizmetlerinin paket olarak fiyatlandırılmasına ilişkin bazı SUT hükümlerinin yürütmesinin durdurulmasına karar verildiğini, davalı kurumun da…. kararını gerekçe göstererek 04/09/2008-30/09/2008 tarihleri arasında seans ücreti olarak 111,60.TL birim fiyat uyguladığını, ancak bu tarihten sonra tekrar eski fiyat uygulamasına döndüğünü, böylece kendilerine söz konusu tarihler arasında eksik ödeme yapıldığını ileri sürerek 25.830,00.TL’nin faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı, davanın reddini dilemiştir. Mahkemece, davanın kabulü ile 25.830,00.TL,’nin dava tarihinden itibaren işleyecek reeskont faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiş, hüküm davalı tarafından temyiz edilmiştir. 1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalının aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekir. 2-Harçlar Kanunu’nun 13/j. maddesi gereği, davalının harçtan muaf tutulması gerekirken bakiye harcın davalıdan tahsiline ve davacı tarafından yatırılan harcın da davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir. Ne var ki, bu yanlışlıkların giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, usulün 438/7.maddesi uyarınca hükmün düzeltilerek onanmasına karar verilmesi gerekmiştir.” denmiştir. 

YARGITAY 13. HD., E. 2018/1504 K. 2020/1134 T. 4.2.2020 kararında “ Davacılar, davalı ile aralarında ayrı ayrı … hizmeti satın alma sözleşmesi olduğunu, bu sözleşme gereği SGK lı diyaliz hastalarına tedavi hizmeti verdiklerini, tedavi ücretlerinin … uygulama tebliği eklerinde yer alan cetvellere göre ödendiğini, 2005 yılından sonra paket işlem fiyat listesi esasına geçildiğini, bikarbonatlı hemodiyaliz tedavilerinde seans ücretinin 138,00 TL olarak belirlendiğini ancak davalının 4-30 Eylül 2008 tarihleri arasında 26 günlük dönemde mevcut sözleşme hükümleri dışına çıkılarak seans ücretlerinin 111,60 TL olarak ödendiğini, daha sonra tekrar 138,00 TL ücret uygulamasına dönüldüğünü, 4-30 Eylül arası dönemdeki eksik ödemeden doğan zararların her bir davacıya ayrı ayrı ödenmek suretiyle faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemişlerdir. Davalı, davanın reddini dilemiştir. Mahkemece, … Tıp Sağ. Hiz. San. Tic. A.Ş’ye 38.834,40 TL+KDV olmak üzere toplam 41.941,15 TL’nin, … … Tıp Sağ. Hiz. AŞ’ye 21.516,00 TL+KDV olmak üzere toplam 23.237,28 TL’nin, … … Tıp Sağ. Hiz. AŞ’ye 32.472,00+KDV olmak üzere toplam 35.069,76 TL’nin, …’ye 12.751,20 TL+KDV olmak üzere toplam 13.771,30 TL’nin, … … Tıp Sağ. Hiz. LTd. Şti’ne 26.401,79 TL+KDV olmak üzere toplam 28.513,94 TL’nin dava tarihinden itibaren ayrı ayrı işleyecek reeskont faizleriyle birlikte davalıdan alınarak davacılara ödenmesine karar verilmiş; hükmün, taralarca temyizi üzerine Dairemizin 15.11.2017 tarihli 2015/30041 Esas, 2017/11171 Karar sayılı ilamıyla faiz başlangıcı yönünden düzeltilerek onanmasına karar verilmiş, bu kez taraflar karar düzeltme talebinde bulunmuşlardır. 1-Dosyadaki yazılara mahkeme kararında belirtilip Yargıtay ilamında benimsenen gerektirici sebeplere göre HUMK’nun 440. maddesinde sayılan nedenlerden hiçbirine uygun olmayan davalının tüm, davacıların ise aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair karar düzeltme isteklerinin reddi gerekir. 2-Davacılar arasında ihtiyari dava arkadaşlığı söz konusu olduğundan her bir davacı için ayrı ayrı vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken bütün davacılar lehine tek nispi vekalet ücretine hükmedilmesi usule aykırıdır. Ne var ki, bu husus yeniden yargılama yapılmasını gerektirmeyip hükmün düzeltilerek onanması HMUK’un 438/7. maddesi hükmü gereğidir. Kararın bu yönden de düzeltilmesine karar verilmesi gerekirken, zuhulen bu yönden onanmasına karar verildiği bu kez yapılan karar düzeltme incelemesi sonucu anlaşılmakla, Dairemizin 15.11.2017 tarih, 2015/30041 Esas, 2017/11171 Karar sayılı düzeltilerek onama ilamına 3.bent eklenerek mahkeme kararının 3.bendinde yer alan, “Davacılar kendisini vekille temsil ettirdiğinden …Ü.T. uyarınca tespit olunan 13.802,70 TL. vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacılara verilmesine” cümlesinin çıkarılarak yerine “Karar tarihinde yürürlükte bulunan …Ü.T. gereğince … Tıp … Hiz. San. Tic. A.Ş için 4.914-TL., … … Tıp … Tic. A.Ş. için 2.789-TL., … … Tıp Sağ. San. Tic. A.Ş için 4.208-TL., … Diyaliz Merk A.Ş için 1.653-TL., … … Tıp … Hiz. Ltd. Şti. için 3.168-TL. vekalet ücretinin davalıdan tahsili ile davacılara verilmesine” cümlesinin yazılmasına ve davacılar lehine hükmedilen vekalet ücreti bakımından mahkeme kararının düzeltilerek onanmasına karar vermek gerekmiştir.” denmiştir. 

YARGITAY 13. HD., E. 2015/30041 K. 2017/11171 T. 15.11.2017 kararında “Davacılar, davalı ile aralarında ayrı ayrı sağlık hizmeti satın alma sözleşmesi olduğunu, bu sözleşme gereği SGK lı diyaliz hastalarına tedavi hizmeti verdiklerini, tedavi ücretlerinin sağlık uygulama tebliği eklerinde yer alan cetvellere göre ödendiğini, 2005 yılından sonra paket işlem fiyat listesi esasına geçildiğini, bikarbonatlı hemodiyaliz tedavilerinde seans ücretinin 138,00 TL olarak belirlendiğini ancak davalının 4-30 eylül 2008 tarihleri arasında 26 günlük dönemde mevcut sözleşme hükümleri dışına çıkılarak seans ücretlerinin 111,60 TL olarak ödendiğini, sonra tekrardan 138,00 TL ücret uygulamasına dönüldüğünü, 4-30 eylül arası dönemdeki eksik ödemeden doğan zararların her bir davacıya ayrı ayrı ödenmek suretiyle faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir. Davalı, davanın reddini dilemiştir. Mahkemece, … Tıp Sağ. Hiz. San. Tic. AŞ’ye 38.834,40 TL+KDV olmak üzere toplam 41.941,15 TL’nin, …Tıp Sağ. Hiz. AŞ’ye 21.516,00 TL+KDV olmak üzere toplam 23.237,28 TL’nin, … Tıp Sağ. Hiz. AŞ’ye 32.472,00+KDV olmak üzere toplam 35.069,76 TL’nin, …’ye 12.751,20 TL+KDV olmak üzere toplam 13.771,30 TL’nin, … Tıp Sağ. Hiz. LTd. Şti’ne 26.401,79 TL+KDV olmak üzere toplam 28.513,94 TL’nin dava tarihinden itibaren ayrı ayrı işleyecek reeskont faizleriyle birlikte davalıdan alınarak davacılara ödenmesine, karar verilmiş; hüküm, taraflarca temyiz edilmiştir.1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalının tüm, davacıların aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekir. 2-Davacılardan Özel …Tıp Sağlık Hizmetleri Sanayi ve Ticaret A.Ş. şirketlerinin, davalıdan dava açmadan önce ihtarname ile doğan zararını belirterek bu zararın ödenmesini talep ettiği ve davalı kurumun bu talepleri yolladığı cevabi yazılarla reddettiği anlaşılmaktadır. Dosya kapsamından davalı kurum tarafından sadece bu üç davacıya ihtarname yollandığı diğer davacıların yolladığı ihtarnamelerin tebliğine ilişkin bir belge olmadığı da anlaşılmakla birlikte, Özel … Tıp Sağlık Hizmetleri Sanayi Ve Ticaret A.Ş. yönünden en geç davalının cevabi yazı yazdığı tarihlerde temerrüdün oluştuğu göz önünde bulundurularak mahkemece, kabul edilen miktarların davacılardan temerrüt tarihlerinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesi gerekirken mahkemece, dava tarihinden itibaren yasal faize hükmedilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. Ne var ki, bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden kararın düzeltilerek onanması HUMK.’nun 438/7. maddesi hükmü gereğidir. SONUÇ: Yukarıda birinci bentte belirtilen nedenlerle davalının tüm, davacıların sair temyiz itirazlarının reddine, ikinci bentte açıklanan nedenlerle mahkeme kararının hüküm bölümünün 1. fıkrasında yer alan tüm söz ve rakamların hükümden çıkartılarak yerine “ … Tıp Sağ. Hiz. San. Tic. AŞ’ye 38.834,40 TL+KDV olmak üzere toplam 41.941,15 TL’nin, … Tıp Sağ. Hiz. AŞ’ye 21.516,00 TL+KDV olmak üzere toplam 23.237,28 TL’nin, …’ye 12.751,20 TL+KDV olmak üzere toplam 13.771,30 TL’nin temerrüt tarihi olan 23.08.2012 tarihinden itibaren itibaren ayrı ayrı işleyecek reeskont faizleriyle birlikte, … Tıp Sağlık Hizmetleri A.Ş’ ye 32.472,00+KDV olmak üzere toplam 35.069,76 TL’ nin, … Tıp Sağlık Hizmetleri Ltd.Şti’ ye 26.401,79 TL+KDV olmak üzere toplam 28.513,94 TL nin dava tarihinden itibaren ayrı ayrı işleyecek reeskont faizleriyle birlikte davalıdan alınarak davacılara ödenmesine” söz ve rakamlarının yazılmasına, hükmün değiştirilmiş ve düzeltilmiş bu şekliyle ONANMASINA.. 15/11/2017 tarihinde karar verilmiştir. 

YARGITAY 13. HD., E. 2014/43489 K. 2015/37130 T. 17.12.2015 kararında “Davacı, aralarındaki sözleşme gereğince davalı kurum mensubu olan diyaliz hastalarına hizmet verdiklerini, 04.09.2008 tarihine kadar SUT Ek-9 listesine göre seans ücreti olarak 138,00 TL üzerinden ödeme yapılırken 04.09.2008 – 30.09.2008 tarihleri arasında davalı kurumun seans ücreti olarak 111,00 TL ödediğini, bunun haksız olduğunu, sözleşmeye ve hukuka aykırı olduğunu ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla eksik ödenen 23.408,00 TL’nin 31.10.2008 tarihinden itibaren işleyecek reeskont faiziyle davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.Davalı, davanın reddini dilemiştir.Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş; hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir.Dava, davacı şirket tarafından tedavi edilen davalı kurum hastalarına 04.09.2008 tarihine kadar bikarbonatlı hemodiyaliz tedavisinde seans ücretinin 138 TL olarak uygulanmakta iken, bu tarihten sonra 26 gün süre ile seans ücretinin 111,60 TL olarak uygulanması sonucu ortaya çıkan 23.408,00 TL hizmet bedeli farkı talebinden ibarettir. Mahkemece, birbirini teyid eden iki bilirkişi raporuna itibar edildiği belirtilerek davanın reddine karar verilmiştir. Söz konusu bilirkişi raporlarında davalı K… …ın vermiş olduğu yürütmeyi durdurma kararına istinaden uygulama yaptığı ve taraflar arasındaki sözleşme ile davalının sözleşmede herhangi bir bildirime gerek olmaksızın ücret ve koşullarda tek taraflı olarak değişiklik yapma hakkını saklı tutmuş olması nedeniyle davacının alacağı bulunmadığı yönünde görüş bildirilmiştir. Hemen belirtilmelidir ki; sözleşme ile davalıya tanınan ücret ve koşullarda tek taraflı olarak değişiklik yapma hak ve yetkisi sınırsız olmayıp, dürüstlük kuralına uygun olarak kullanılması gerekmektedir. Öte yandan iki bilirkişi raporunda davanın kabulü halinde davacının alacaklı olduğu miktar farklı tespit edilmiştir. Bu hali ile hükme esas alınan bilirkişi raporları hüküm kurmaya elverişli değildir. Hal böyle olunca, mahkemece Dairemizin dava konusu uyuşmazlığa benzer nitelikteki dosyalar hakkında daha önce vermiş olduğu kararlar da gözetilmek suretiyle konusunda uzman bilirkişi ya da bilirkişi heyetinden taraf, mahkeme ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınıp sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yetersiz bilirkişi raporlarına dayanarak davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.” hükmü verilmiştir. 

YARGITAY 13. HD., E. 2014/35084 K. 2015/35225 T. 2.12.2015 kararında “ Davacı, aralarındaki sözleşme gereğince davalı kurum mensubu olan diyaliz hastalarına hizmet verdiğini, 04.09.2008 tarihine kadar… ek-9 listesine göre seans ücreti olarak 138,00 TL üzerinden ödeme yapılırken 04.09.2008 – 30.09.2008 tarihleri arasında davalı kurumun seans ücreti olarak 111,00 TL ödediğini, bunun haksız olduğunu, sözleşmeye ve hukuka aykırı olduğunu ileri sürerek şimdilik 17.743,86 TL’ nın, yargılama sırasında verilen ıslah dilekçesi ile toplam 19.009,73 TL’ nın …’ nın kısa vadeli reeskont işlemlerine uyguladığı değişken oranlı reeskont faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir. Davalı, davanın reddini dilemiştir. Mahkemece, davanın kabulü ile KDV dahil toplam 19.009,73 TL alacağın davalıdan tahsiline, hükmedilen miktarın 17.743,86 TL’ sına dava tarihinden, bakiye 1.265.87 TL’ sına ıslah tarihi olan 18.04.2014 tarihinden itibaren yasal fazi uygulanmasına karar verilmiş; hüküm taraflarca temyiz edilmiştir. 1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalının tüm temyiz itirazlarının reddi gerekir. 2-Davacının temyiz itirazı yönünden; Davalı tacir olup, dava konusu verdiği hizmet ile ilgili bulunduğundan davacı, alacağını talebindeki….’ nın kısa vadeli reeskont işlemlerine uyguladığı değişken oranlı reeskont faizinin karşılığı olan avans faizi ile tahsilini isteyebilir. Bu durumda mahkemece, hükmedilen alacağa avans faizi yürütülecek şekilde karar verilmesi gerekirken yasal faizi ile tahsiline karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. Ne var ki, bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden kararın düzeltilerek onanması HUMK. 438/7. maddesi hükmü gereğidir. SONUÇ: Yukarıda 1.bentte açıklanan nedenlerle davalının temyiz itirazlarının reddine, 2.bent gereğince mahkeme kararının hüküm bölümünün 1. bendindeki “yasal” kelimesinin çıkarılarak yerine “avans” kelimesinin yazılmasına, kararın değiştirilmiş ve düzeltilmiş bu şekliyle ONANMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, HUMK’nun 440/1 maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 02/12/2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.” 

Yargıtay 11. HD., E. 2015/8848 K. 2015/10122 T. 7.10.2015 kararında da “Davacı vekili, müvekkili şirket tarafından işletilen diyaliz merkezinde, davalı kurum mensubu hastalara da evlerinden alınıp, tedavi uygulandıktan sonra evlerine götürülmek suretiyle hizmet verildiğini, devlet ve üniversite hastanelerinde tedavi gören diyaliz hastalarının evlerinden alınması ve tedaviden sonra yeniden evlerine götürülmesi hizmetinin devlet tarafından karşılandığını, 2007 yılından itibaren Türkiye’deki diyaliz hastalarının %72’sine hizmet veren özel diyaliz merkezlerinde tedavi olan hastaların ulaştırma giderlerinin davalı tarafından ödenmediğini, davalının 2007 SUT’da diyaliz hastalarının tedavi giderlerine hasta nakil ücretinin de dahil olduğu talimatı verilmesine rağmen büyükşehir belediyesi sınırlarında oturan hastaların nakil ücretlerinin ödenmediğini, … mensubu hastalara 2007-2012 döneminde 119.907 seans hemodiyaliz tedavisi uygulandığını ve anılan tarihler kapsamında hastaların nakli için yapılan harcamaların 1.432.621,57 TL olduğunu ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 50.000,00 TL’nin davalıdan tahsilini talep ve dava etmiş, ıslah dilekçesi ibraz ederek talebini 1.432.888,65 TL’ne yükseltmiştir. Davalı vekili, 5510 sayılı Yasa’nın 65. maddesi ile ilgili yönetmeliğin 4.1. maddesine göre belediye veya büyükşehir belediyesi mücavir alanı dışında kalan hasta ve refakatçilerine yol giderlerinin kurum tarafından karşılandığını, sadece 2007 SUT’ta hemodiyaliz için belirlenmiş olan bedelin kapsamı içinde nakil ücreti yer almakta olup, zaten diyaliz merkezince karşılanması gerektiğini, 2008 yılı ve sonrasında uygulanan SUT eki 9. listede hemodiyaliz tedavisinin paket seans bedelinin 138,00 TL olarak belirlendiğini ve paket fiyat açıklama kısmından hasta nakli çıkartılarak uygulamanın önceden olduğu gibi devam ettiğini, 2007 yılı için belirlenen paket fiyata hasta nakli dahil edilmişken 2006 ve 2008 yıllarında paket ücretine hasta nakli dahil edilmemiş olmasına rağmen paket fiyatta herhangi bir azalma ya da artış olmamasının hasta naklinin fiyata doğrudan etkisinin olmadığını gösterdiğini, 2007 yılındaki SUT’un eki paket fiyat listesinin açıklama kısmına da hasta nakil ücretinin dahil olduğu ibaresinin bilgilendirme amaçlı konulduğunu, kanunen yerleşim yeri içerisinde yol gideri ödenmesine imkan olmadığını kaldı ki, şartları taşıyan hastaların yol giderlerinin belgelendirilmiş olması halinde sadece hasta adına ödendiğini savunarak, davanın reddini istemiştir. Mahkemece iddia, savunma, toplanılan deliller, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, …’nın “Hasta Taşıma Hizmeti Alımı” genelgelerinde hasta nakil ücretlerinin devlet tarafından karşılanmasını kabul ettiği, 5510 sayılı Kanun’un 72. maddesine göre devletin doğrudan veya dolaylı olarak tedavi hizmetlerini sübvanse etmesi külfetinin yüklendiği, bu itibarla aynı Yasa’nın 65. maddesi uyarınca belediye mücavir alanları sınırları içinde oturanların aynı sınırlar içindeki sağlık hizmetlerinden faydalanmaları halinde yol giderinin ödenmeyeceği hükmünün Anayasa’nın eşitlik ilkesine de aykırı olduğu, davalının sağlık teminatı altında bulunan hastaların tedavisinde hastayı evinden alıp tedavi yerine getiren ve tedaviden sonra yeniden evine bırakarak kamu hizmeti veren sağlık kuruluşlarının hasta nakil ücretlerini kendilerinin karşılamasının hukuki dayanağının bulunmadığı, diyaliz hastalarının ancak başkalarının yardımı ve motorlu araç ile götürülmek suretiyle tedavi edilebildiği gerekçesiyle, davanın kabulü ile 1.432.888,65 TL’nin 50.000,00 TL’sinin dava tarihinden, 1.382,888,65 TL’sinin ıslah tarihinden itibaren işleyecek kanuni faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.  Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir. Dava, davacı tarafça … mensubu hemodiyaliz hastalarına 2007-2012 döneminde verilen tedaviler nedeniyle hastaların nakli için yapılan harcamaların tahsili istemine ilişkin olup, mahkemece yukarıda özetlenen gerekçe ile davanın kabulüne karar verilmiştir. Ancak, 5510 sayılı Yasa’nın 65. maddesinde ”Hekimin veya diş hekiminin muayene veya tedavi sonrası tıbben göreceği lüzum üzerine genel sağlık sigortalısı ve bakmakla yükümlü olduğu kişilerin sağlık hizmetinden yararlanmaları için muayene ve tedavi edildikleri yerleşim yeri dışına yapılan sevkinde, ayakta tedavilerde kendisinin ve bir kişi ile sınırlı olmak üzere refakatçisinin gidiş ve dönüş yol gideri ve gündelikleri; yatarak tedavilerde ise gidiş ve dönüş tarihleri için gündelikleri ile yol gideri Kurumca karşılanır.” hükmü düzenlenmiş, Genel Sağlık Sigortası İşlemleri Yönetmeliği’nin Tanımlar başlıklı 4’üncü maddesinde yerleşim yeri ” belediye/büyükşehir mücavir alanı” olarak tanımlanmıştır. Ayrıca, taraflar arasında akdedilen Sağlık Hizmeti Satın Alım Sözleşmesi’nin 6.2.1. maddesinde ”SHS, Kurum tarafından çıkarılan mevzuat hükümleri ile kuruluş ve faaliyetleriyle ilgili olarak … tarafından çıkarılan mevzuat hükümlerine uymakla yükümlüdür.” 12.1 maddesinde de ”SHS, Kurumun ücret, koşullar ve şekil şartlarında tek taraflı olarak değişiklik yapma hakkına sahip olduğunu ve yapılan değişikliklere aynen uymayı kabul ve taahhüt eder.” hükümleri düzenlenmiştir.  Öte yandan, 2007 SUT’unun (EK-9) Paket İşlem Fiyat Listesinde yer alan … kod’lu hemodiyaliz işleminin açıklama bölümünde ”Diyaliz merkezleri yönetmeliğindeki zorunlu laboratuvar tetkikleri, malzeme, ilaç ve hasta nakil ücreti dahil, seansı” açıklaması ve ayrıca 2007 yılı SUT’unun 24.2.2.2. Paket İşlemlerin Kapsamı maddesinde ”Paket işlem fiyatlarına; yatak ücreti, poliklinik, operasyon… vb. gibi tedavi kapsamında yapılan tüm işlemler dahildir.” düzenlemeleri doğrultusunda 2007 yılı SUT’unun yürürlüğe girdiği 15/06/2007 tarihi ile 2008 yılı SUT’unun yürürlüğe girdiği 01/10/2008 tarihleri arasında hasta nakil ücreti paket işlem fiyatına dahildir. Oysa, 2008 yılı ve sonrası yayımlanan SUT’ların Paket İşlem Fiyat Listesinden hasta nakli çıkarıldığından, bu SUT’ların hemodiyaliz işlemi açıklama kısmında hasta nakli yer almamaktadır. Bu itibarla, her ne kadar mahkemece, benimsenen bilirkişi raporundaki değerlendirmeler doğrultusunda, … ”Hasta Taşıma Hizmeti Alımı” Genelge’lerinde hasta nakil ücretlerinin devlet tarafından karşılanmasının kabul edildiği, 5510 sayılı Yasa’nın 72. maddesi uyarınca devletin doğrudan veya dolaylı olarak tedavi hizmetlerini sübvanse etmesi külfeti yüklendiği, bu nedenle aynı Yasa’nın 65. maddesine göre belediye mücavir alanları sınırları içinde oturanların aynı sınırlar içindeki sağlık hizmetlerinden faydalanmaları halinde yol giderinin ödenmeyeceğine dair hükmün Anayasa’nın eşitlik ilkesine aykırı olduğu, sağlık kuruluşlarının hasta nakil ücretlerini kendilerinin karşılamasının hukuki dayanağının bulunmadığı şeklindeki gerekçeler ile, dava konusu talebin yukarıda açıklanan mevzuat ve sözleşme hükümleri karşısında, hem yasal bir dayanağının bulunmadığı, hem de taraflar arasında akdedilen sözleşme hükümlerine de aykırı olduğu nazara alınmaksızın, yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davalı yararına BOZULMASINA, 07/10/2015 tarihinde” karar verilmiştir. 

Yargıtay 13. HD., E. 2015/11065 K. 2016/21809 T. 23.11.2016 kararında “Davacı, davalı kurum ile aralarında yapılan sözleşme ile …. kurumuna bağlı hastalara şirket tarafından diyaliz hizmeti verildiğini, taraflar arasında imzalanmış bulunan 2008 yılı Sağlık Hizmeti Satın Alma Sözleşmesi gereği branş listesinde yazılı hemodiyaliz hizmet satın alınma işleminin kararlaştırıldığını, sağlık hizmetleri ücret tarifesinde zorunlu tüm tahlil ve hasta nakil dahil seans ücretinin 138,00TL olarak belirlendiğini; ancak davalının bu sözleşmeye rağmen Danıştay kararını esas alarak seans başına 111,60 TL bedel ödemesi yaptığını, bu işlem nedeni ile KDV dahil 18.760,89 TL zararının meydana geldiğini ileri sürerek 18.760,89 TL’nin fatura kesim tarihinden itibaren Merkez Bankası kısa vadeli reeskont işlemlerine uygulanan faiz oranıyla ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.

Davalı, davanın reddini dilemiştir. Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş; hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir. 1-Davacı, davalı kurum ile aralarında imzalanmış olan Sağlık Hizmeti Satın Alma Sözleşmesine göre, hemodiyaliz uygulaması başlıklı hemodiyaliz malzemeleri ile ilaç diyaliz merkezleri yönetmeliğindeki zorunlu tüm tahlillerin ve hasta nakli dahil seans ücretinin 138,00 TL olarak belirlenmesine rağmen, davalının seans başına 111.60 TL ödemesi nedeniyle oluşan zararının tahsili istemine ilişkindir. 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren TTK’nın 5. maddesinde “Aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın asliye ticaret mahkemesi tüm ticari davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevlidir.” hükmü yer almaktadır. 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanununun 5/3. Maddesine göre de; Asliye Ticaret Mahkemesi ile Asliye Hukuk Mahkemesi ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişki görev ilişkisi olup, bu durumda göreve ilişkin usul hükümleri uygulanır. Anılan yasa hükümleri gereği, davalı tarafın tacir sıfatı bulunmadığından davaya bakmaya görevli mahkeme genel mahkemelerdir. Görev kamu düzeni ile ilgili olup, yargılamanın her safhasında ve re’sen nazara alınmalıdır. Hal böyle olunca, mahkemece Asliye Hukuk Mahkemesine görevsizlik kararı verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bozmayı gerektirir. 2-Bozma nedenine göre davalının sair temyiz itirazlarının incelenmesine bu aşamada gerek görülmemiştir. SONUÇ: Yukarıda 1 nolu bentte açıklanan nedenle kararın BOZULMASINA, 2 nolu bentte açıklanan nedenle davalının sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, HUMK’nun 440/1 maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 23/11/2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.” 

Yargıtay 13. HD., E. 2014/35667 K. 2015/26612 T. 08.09.2015 kararında “Davacı, davalı kurum ile aralarında yapılan sözleşme ile SGK kurumuna bağlı hastalara davacı şirket tarafından diyaliz hizmeti verildiğini, taraflar arasında imzalanmış bulunan 2006 yılı Sağlık Hizmeti Satın Alma Sözleşmesi’nin hemodiyaliz uygulaması başlıklı 701,230 kodlu hemodiyaliz malzemeleri ile ilaç diyaliz merkezleri yönetmeliğindeki zorunlu tüm tahlillerin ve hasta nakli dahil seans ücretinin 138,00 TL olarak belirlendiğini; ancak davalının bu sözleşmeye rağmen Danıştay kararını esas alacağını söyleyerek davacıya 01.09.2008-30.09.2008 tarihleri arasında seans başına 111,60 TL bedel ödemesi yaptığını, bu işlem nedeni ile KDV dahil 44.309,00 TL zararının meydana geldiğini ileri sürerek ıslahen 47.102,83 TL’nin fatura kesim tarihinden itibaren işleyecek ticari reeskont faizi ile birlikte davalıdan tahsilini istemiştir. Davalı davanın reddini dilemiştir. Mahkemece davanın kabulü ile 44.309,00 TL’nin dava tarihi 15.04.2013 tarihinden itibaren, 2.793,83 TL’nin ise ıslah tarihi olan 30.01.2014 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine karar verilmiş, hüküm davalı tarafından temyiz edilmiştir.

Dava konusu olay, davacının, davalı kurum ile aralarında imzalanmış olan 2006 yılı Sağlık Hizmeti Satın Alma Sözleşmesine göre, hemodiyaliz uygulaması başlıklı hemodiyaliz malzemeleri ile ilaç diyaliz merkezleri yönetmeliğindeki zorunlu tüm tahlillerin ve hasta nakli dahil seans ücretinin 138 TL olarak belirlenmesine rağmen, davalının Danıştay kararını esas alacağını ileri sürerek 01.09.2008-30.09.2008 tarihleri arasında seans başına 111.60 TL ödenmesi nedeniyle zararının doğduğunu ileri sürerek, 44.309,00 TL’nin faizi ile davalıdan tahsili istemine ilişkin olup, davalı tacir olmadığı gibi, davanın Türk Ticaret Kanunu’nda düzenlenen mutlak ticari dava niteliğinde bulunmadığı da gözetildiğinde davanın, görüm ve çözüm yerinin Asliye Hukuk Mahkemesi olduğunun kabulü zorunludur. Bu itibarla eldeki davaya Asliye Hukuk Mahkemesi olarak bakılması ve hasıl olacak sonuca uygun karar verilmesi gerekir. Mahkemenin değinilen bu hususları gözardı ederek, davaya Ticaret Mahkemesi sıfatıyla bakarak yazılı şekilde karar vermiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir. 2-Bozma nedenine göre, davalının temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir. SONUÇ :Birinci bentte açıklanan nedenlerle, temyiz edilen kararın BOZULMASINA, ikinci bentte açıklanan nedenlerle, davalının temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, 08/09/2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.” 

Sayıca çok olsa da SGK teftişi sırasında dinlenen cezai işleme konu reçetelerin sahibi bütün hastaların tanık sıfatıyla beyanları alınmalıdır.

Sayıca çok olsa da SGK teftişi sırasında dinlenen cezai işleme konu reçetelerin sahibi bütün hastaların tanık sıfatıyla beyanları alınmalıdır.

YARGITAY 3. HUKUK DAİRESİ E. 2020/732 K. 2020/4382 T. 17.9.2020
DAVA : Taraflar arasında ilk derece mahkemesinde görülen reçete bedeli kesintisi, cezai şart bedelinin tahsili ve uyarı işlemlerinin iptali davasının yapılan yargılaması neticesinde davanın kısmen kabulüne dair verilen karar hakkında bölge adliye mahkemesine taraflarca yapılan istinaf incelemesi sonucunda; davacı tarafın istinaf başvurusunun esastan reddine, davalı tarafın istinaf başvurusunun kısmen kabulüne yönelik olarak verilen kararın süresi içinde taraf vekillerince temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

KARAR : Davacı; … Eczanesi’nin sahibi ve mesul müdürü olduğunu, davalı yanın 2012 ve 2013 yıllarına ilişkin eczanesinden fatura edilen reçetelerle ilgili olarak 29 adet reçete için 2012 Eczane Protokolünün 4.3.6, 5.3.6 maddeleri gereğince hastalardan ilaç katılım payı ve/veya poliklinik muayene katılım payının alınmadığı gerekçesiyle 14.936,71 TL ceza-i şart, 12.734,78 TL reçete bedeli ile 1 adet sahte reçete nedeniyle 23,22 TL yersiz ödenti olmak üzere toplam 27.694,71 TL’nin tahsili ve uyarı işlemi uyguladığını, kurum tarafından tek bir fiil nedeni ile ayrı protokol hükümlerinin uygulandığını ileri sürerek, uygulanan uyarı, reçete bedeli ile kurum zararı ve cezai şart işleminin iptaline karar verilmesini istemiştir.

Davalı; kurum tarafından yapılan işlemlerin mevzuata uygun olduğunu savunarak, haksız davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.

Mahkemece, reçetenin usulüne uygun düzenlenmediği tespit ve iddiası konusunda eczacı veya çalışanının kasıt veya kusurunun tespit edilemediği, üçüncü kişiler tarafından sahte olarak tanzim edilen reçete, kupür veya raporun eczacı tarafından kuruma fatura edilmesi işleminden dolayı eczacının cezalandırılmasında hukuka uyarlılığın bulunmadığı, yirmidokuz hastaya ait ilaç katılım payları ve/veya poliklinik muayene katılım paylarına ilişkin olarak davacı tarafından ibraz edilen belgelere göre yedi reçetenin toplam tutara 3.297,44 TL ve cezai şart karşılığı da 3.508,20 TL olduğu, bu miktarın istenmesinin yerinde olmadığı, yirmiiki reçeteye ilişkin bedel ve cezai şart uygulamasının ise yerinde olduğu kanaatine varılarak açılan davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, hüküm süresi içinde taraflarca istinaf edilmiştir.

Bölge adliye mahkemesince; tüm dosya kapsamı, mevcut deliller ve denetime açık olarak düzenlenen bilirkişi raporu ve istinaf sebepleri birlikte değerlendirildiğinde; davacı eczacının yazılı beyanda bulunan hastalar dışında reçete bedeli ve muayene katılım bedeli tahsil etmeyerek sözleşmeye aykırı davrandığı, ancak yazılı beyanda bulunan hastalar yönünden sözleşmeye herhangi bir aykırılığın bulunmadığı, ne var ki mahkemece davacının borçlu olmadığı kabul edilen reçete bedeli (3.297.44 TL ), cezai şart (3.508.20 TL ) ve yersiz ödemeye (23.22 TL ) ilişkin alacak kalemleri toplamının 6.828,86 TL olmasına rağmen, kararda söz konusu alacak kalemleri toplamının 6.829,46 TL olarak belirtilmiş olmasının maddi hataya dayalı olduğu anlaşılmakla davacının tüm istinaf sebeplerinin reddine, davalının istinaf taleplerinin kısmen kabulüne karar verilmiş, hüküm süresi içinde taraflarca temyiz edilmiştir.

1- )Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, tarafların aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki sair temyiz itirazları yerinde değildir.

2- )Uyuşmazlık, davacı eczanenin, dava dışı 29 hastadan, ilaç katılım payı ve/veya poliklinik muayene katılım payını almadığı gerekçesi ile hakkında davalı kurum tarafından uygulanan cezai şart, reçete bedeli kesintisi ve uyarı işlemlerinin yerinde olup olmadığına ilişkindir.

Davalı kurum tarafından, davacı eczacı hakkında; Sosyal Güvenlik Kurumu Kapsamındaki Kişilerin Türk Eczacıları Birliği Üyesi Eczanelerden İlaç Teminine İlişkin 2012 Yılı Protokolü’nün 5.3.6 ve 4.3.6. maddeleri gereğince cezai şart ile fatura bedeli kesintisi ve uyarı işlemi uygulanmıştır. Davaya konu 2012 protokolünün 5.3.6. maddesi uygulanan eylemle ilgili 01.04.2016 tarihinde yürürlüğe giren eczanelerden ilaç teminine ilişkin 2016 protokolünün 5.3.6. maddesinde “Kurumun mahsup suretiyle tahsilini yaptığı haller hariç olmak üzere, alınması gereken ilaç katılım payları ve/veya poliklinik muayene katılım payını ve/veya eşdeğer ilaç uygulaması nedeniyle oluşan fiyat farklarını tahsil etmeyen veya hastaya iade eden eczacılara, ilk tespitte 500 (beşyüz ) TL cezai şart uygulanarak eczane yazılı olarak uyarılır, yazılı uyarıya rağmen tekrarı halinde sözleşme feshedilir ve 1 (Bir ) ay süre ile sözleşme yapılmaz. Tespit işlemi Kurumca yapılabileceği gibi ilgili eczacı odası tarafından da yapılabilir. Tespit işleminin, ilgili eczacı odası tarafından yapılması ve Türk Eczacıları Birliği Merkez Heyetince onaylanarak Kuruma yazılı olarak bildirilmesi halinde Kurum tarafından madde hükümleri uygulanır. Eczacı odası tespiti ve TEB Merkez Heyeti onayına istinaden yapılan işlemlerin yargı kararı ile haksız yapıldığına karar verilmesi durumunda, eczacının uğradığı her türlü maddi ve manevi zarar, tespiti yapan eczacı odası ile Türk Eczacıları Birliğince müteselsilen karşılanır. Ancak Kurum aleyhine dava açılması halinde, açılan dava Türk Eczacıları Birliğine ihbar edilir. Eczacı tarafından, poliklinik muayene katılım payı tahsil edilmemesi veya iade edilmesi halinde uygulanacak cezai şart tutarının hesaplanmasında (6.17 ) numaralı madde hükmünün son fıkrası uygulanmaz.” ve 4.3.6. maddesinde “Protokolün (5.3 ) numaralı maddesindeki fiillerin tespit edildiği reçetede fiili ilgilendiren reçete veya ilaç bedelleri ödenmez (5.3.3, 5.3.6 ve 5.3.14 maddeleri hariç ). Kurumca yapılan yersiz ödemeler varsa, ödeme tarihinden itibaren hesaplanacak yasal faizi ile birlikte eczacının Kurumda tahakkuk etmiş alacağından mahsup edilir. Eczacının alacağının yersiz ödeme tutarını karşılamaması veya alacağının olmaması halinde, genel hükümlere göre tahsil edilir.” hükümleri düzenlenmiştir. Yine aynı protokolün 6.12. maddesinde “Bu Protokolün yürürlük tarihinden önce herhangi bir nedenle Kurumca veya Kuruma devredilen kurumlarca sözleşmesi feshedilen ve/veya cezai şart uygulanan eczacının bu işleme karşı dava açmış olması ve açılan davanın Protokolün yürürlüğe girdiği tarihte kesinleşmemiş olması halinde yazılı talebi ile; Kurumca tespit edilen ve sözleşmesinin feshedilmesi ve/veya cezai şart uygulanmasına ilişkin fiil/fiiller için bu Protokolün (5 ) ve (6 ) numaralı maddelerinde yer alan hükümler uygulanır. Ancak Kurumca tahsil edilmiş olan cezai şart ve yersiz ödeme tutarları geri ödenmez, mahsup edilmez. Bu protokolden önceki protokollerde sözleşmenin feshi ve cezai şart gerektiren maddelerden bu protokolde kaldırılmış olanlar nedeniyle sözleşme feshi ve/veya cezai şart uygulanmış olan işlemler, konusu kalmadığından durdurulur ve işlem yapılmaz. Bu Protokolün yürürlük tarihinden önce (5.3 ) numaralı maddede sayılan fiillerden dolayı sözleşmesi feshedilen ve/veya cezai şart uygulanan eczanelerin yazılı talebi üzerine, bu Protokoldeki cezai şart ve fesih hükümleri uygulanır. Ancak eczanenin feshine ilişkin fiil için; bu Protokol hükümlerinde eczacının yazılı olarak uyarılması ve/veya “tekrarı halinde” yeni bir yaptırım belirtilmiş ise, bu Protokolün yürürlük tarihinden önce yapılmış fesih işlemi “yazılı olarak uyarı” ve/veya fesih işlemine esas fiil ise tekrara dayalı yaptırımlar için ilk fiil olarak kabul edilir. Bu madde hükmü uygulanırken daha önce Kuruma devredilen kurumlar ile yapılan protokoller gereği sözleşmesi feshedilen eczacı için, fesih tarihinden itibaren geçen süre bu Protokol hükümlerine göre sözleşme yapılmayacak süreden düşülür.” denilmiştir.

Dava konusu cezai işlemin dayanağı olan protokol maddesinde değişiklik olduğu sabit olup, 2016 yılında yürürlüğe giren protokolün ilgili maddesinin olaya uygulanıp uygulanamayacağı üzerinde durulmalıdır. Davacı her ne kadar, davalı kuruma, hakkında 2016 protokolünün uygulanması için başvurmamışsa da, yargılama aşamasında ek rapora karşı verdiği beyan dilekçesinde uyuşmazlığa 2016 protokolünün uygulanmasını istediğini belirtmiştir. Bu durumda davacının, kurumdan yazılı talepte bulunulup bulunmadığının araştırılmasına gerek kalmamıştır. Artık somut uyuşmazlıkta 2016 protokolünün değerlendirilmesi gerekmektedir. Ayrıca davacı tarafından dosyaya sunulan bir kısım hastalara ait yazılı beyanlarda ilaç katılım paylarını ödediklerini beyan ettikleri anlaşılmakta ve davacının da beyan dilekçelerinde uyuşmazlığa konu tüm hastaların dinlenmesini talep ettiği görülmüştür. Bu durumda mahkemece teftiş sırasında dinlenen, cezai işleme konu reçetelerin sahibi, 29 hastanın da tanık sıfatıyla beyanları alınarak ilaç katılım payları ve/veya poliklinik muayene katılım payını ödeyip ödemedikleri sorulduktan sonra tarafların tüm delilleri, 2016 protokolünün yukarıda belirtilen ilgili maddeleri değerlendirilmek suretiyle hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde eksik inceleme ile hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

İlk derece mahkemesi kararının, yukarıda açıklanan nedenlerle bozulmasına karar verilmiş olduğundan, HMK’nın 373. maddesinin birinci fıkrası uyarınca, iş bu karara karşı davacı tarafından yapılan istinaf başvurusunun esastan reddine, davalı tarafından yapılan istinaf başvurusunun kısmen kabulüne ilişkin bölge adliye mahkemesi kararının da kaldırılmasına karar verilmiştir.

SONUÇ : Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle tarafların ikinci bendin kapsamı dışındaki sair temyiz itirazlarının REDDİNE, ikinci bentte açıklanan nedenlerle 6100 Sayılı HMK’nın 373/1. maddesi uyarınca temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının KALDIRILMASINA, aynı Kanun’un 371. maddesi uyarınca İlk Derece Mahkemesi kararının taraflar yararına BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz eden davacıya iadesine, dosyanın ilk derece mahkemesine, kararın bir örneğinin de bölge adliye mahkemesine gönderilmesine, 17.09.2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. Başkan

SGK Yersiz ödeme kesintisine, temerrüd tarihinden itibaren değil, ödeme tarihlerinden itibaren faiz işletilir.

SGK Yersiz ödeme kesintisine, temerrüd tarihinden itibaren değil, ödeme tarihlerinden itibaren faiz işletilir.

YARGITAY 13. HUKUK DAİRESİ E. 2018/4587 K. 2020/3891 T. 21.5.2020
DAVA : … vekili avukat … ile … vekili avukat … aralarındaki dava hakkında … Anadolu 10. Asliye Hukuk Mahkemesinden verilen 16/04/2015 tarih ve 2010/131-2015/161 Sayılı hükmün Dairemizin 16/04/2018 tarih ve 2015/26086-2018/4585 Sayılı ilamıyla onanmasına karar verilmişti. Süresi içinde taraflar avukatınca kararın düzeltilmesi istenilmiş olmakla dosya incelendi, gereği konuşuldu.

KARAR : Davacı, davalının eczane sahibi olduğunu, reçeteler ile ilaç küpürlerindeki farklılıktan dolayı reçete evrak kolilerinin denetim birimi tarafından incelendiğini, bir kısım orjinalliğinden şüpheye düşülen ilaç küpürlerinin firmalarından sorulduğunu, firmalardan gelen cevabi yazılara göre 258 adet sahte küpür tespit edildiğini, sahte küpürlerin tutarının 141.810,41 TL olduğunu, bunun 99.836,26 TL’sinin sistem üzerinden eczaneden tahsil edildiğini, bakiye 41.974,15 TL alacakları kaldığını, daha önce verilmiş olan 165.201,79 TL avans ile birlikte davalıdan toplam 207.175,94 TL alacaklı olduklarını belirterek 207.175,94 TL kurum alacağının ödeme tarihlerinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı, cevap dilekçesi vermemiştir

Mahkemece, davanın kabulüne, 207.175,94 TL’nin 25/03/2010 dava tarihinden işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tâhsiline karar verilmiş; hüküm, davacı ve davalı tarafından temyiz edilmiş, dairemizce karar onanmış, taraflar bu sefer karar düzeltme isteminde bulunmuştur.

1-)Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalının karar düzeltme itirazlarının reddi gerekir.

2-)Somut uyuşmazlıkta, davacı kurum, davalının kurumlarına sahte küpür içeren reçete fatura etmesi nedeniyle sahte küpürlü fatura edilen ilaç bedellerinden tahsil edilemeyen bakiye 41.974,15 TL alacak ve 165.201,79 TL yersiz avans ödemesi olmak üzere toplam 207.175,94 TL kurum alacağının ödeme tarihlerinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Mahkemece, bilirkişi kurulunun asıl ve ek raporuna göre, ilaç kupürlerinin sahte olduğu anlaşıldığından, sahte kupürlü fatura edilen ilaç bedelinden tahsil edilemeyen bakiye 41.974,15 TL alacak ve 165.201,79 TL yersiz avans ödemesinin istirdadı istemine yönelik davanın kabulüne 207.175,94 TL’nin 25/03/2010 dava tarihinden işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tâhsiline karar verilmiştir.

2007 yılına ilişkin SGK Protokolünün Fatura inceleme ve ödeme başlıklı 4.3 maddesinin, 4.3.7 Sayılı alt maddesinde “Protokolün (6.3) numaralı maddesindeki fiillerin tespit edildiği reçetede fiili ilgilendiren reçete veya ilaç bedelleri ödenmez. Kurumca yapılan yersiz ödemeler varsa, ödeme tarihinden itibaren hesaplanacak yasal faizi ile birlikte eczacının Kurumda tahakkuk etmiş alacağından mahsup edilir. Eczacının alacağının yersiz ödeme tutarını karşılamaması veya alacağının olmaması halinde, genel hükümlere göre tahsil edilir. ” şeklinde düzenlemeye yer verilmiştir.

TBK. 117/1 maddesi gereğince, muaccel bir borcun borçlusu alacaklının ihtarı ile mütemerrit olur. Aynı maddenin ikinci fıkrasında ise; “Borcun ifa edileceği gün, birlikte belirlenmiş veya sözleşmede saklı tutulan bir hakka dayanarak taraflardan biri usulüne uygun bir bildirimde bulunmak suretiyle belirlemişse, bu günün geçmesiyle borçlu temerrüde düşmüş olur.” şeklinde düzenleme yapılmış olup, bu yasal düzenleme kapsamında olmak üzere, yersiz avans ödemesi varsa, ödeme tarihlerinden itibaren faiz işletilmesi sözleşmede kararlaştırılmış olması nedeniyle, davalının bu tarih itibariyle temerrüde düştüğü gözetilerek, avans ödemelerinin yapıldığı tarihlerden itibaren faiz işletilmesine karar verilmesi gerekirken, mahkemece bu yön gözardı edilerek, aksi kanaatle tüm alacağa dava tarihinden itibaren faize hükmedilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.

Ne var ki, bu yanlışlığın giderilmesi, yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, kararın düzeltilerek onanması, HMK.’nun 370. maddesi hükmü gereğidir. Kararın bu nedenle düzeltilerek onanması gerekirken, zuhulen onandığı bu kez yapılan inceleme ile anlaşıldığından, davacının karar düzeltme talebinin kabulüyle Dairemizin 16/04/2018 tarih, 2015/26086 Esas ve 2018/4585 Karar sayılı onama ilamının kaldırılarak Mahkeme hükmünün düzeltilerek onanmasına karar verilmesi gerekmiştir.

SONUÇ : Yukarıda 1. bentte açıklanan nedenlerle davalının karar düzeltme itirazlarının reddine, 2. bentte açıklanan nedenlerle Dairemizin 16/04/2018 tarih, 2015/26086 Esas ve 2018/4585 Karar sayılı onama ilamının kaldırılmasına, Mahkeme kararının hüküm bölümünün 2. bendinde yer alan “ …207.175,94 TL’nin 25/03/2010 dava tarihinden…” ibaresinin hükümden çıkartılarak yerine “…. 207.175,94 TL’nin 15.162,21TL’si için 30.11.2006 tarihinden, 42.538,98TL’si için 28.06.2006 tarihinden, 55.180,07 TL’si için 12.01.2007 tarihinden, 52.320,55TL’si için 02.05.2007 tarihinden itibaren, geriye kalan miktar olan 41.974,15 TL alacak için ise dava tarihinden itibaren…. ” ibaresinin yazılmasına, hükmün düzeltilmiş bu şekliyle ONANMASINA, aşağıda dökümü yazılı 38,50 TL. kalan harcın davalıdan alınmasına, 21/05/2020 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 

Cezai işleme dayanak teşkil eden soruşturma raporunda hasta ya da hasta yakınına teslim edilmediği bildirilen reçetelere dair olarak hasta yakınları tanık olarak dinlenmelidir.

Cezai şartla ilgili olarak, SGK’nın cezai işleme dayanak oluşturan soruşturma raporundaki tespitler yönünden Mahkeme tarafından değerlendirme yapılmalıdır.

Cezai işleme dayanak teşkil eden soruşturma raporunda hasta ya da hasta yakınına teslim edilmediği bildirilen reçetelere dair olarak hasta yakınları tanık olarak dinlenmelidir.

YARGITAY 13. HUKUK DAİRESİ E. 2015/36953 K. 2018/2946 T. 12.3.2018

DAVA : Taraflar arasındaki kurum işleminin iptali ( muarazanın men’i ) davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde taraflar avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR : Davacı, davalı kurum görevlileri tarafından düzenlenen 28.10.2011 tarihli rapor ile kurumla eczane arasında imzalanan sözleşmenin 6.3.19. maddesi gereğince sözleşmenin 2 yıl süre ile feshedilmesi, sözleşmenin 6.3.10. maddesi gereğince 6 ay süre ile sözleşmenin feshedilmesi, 6.3.24. maddesi gereğince 1 yıl süre ile sözleşmenin feshedilmesi öngörülmüş olup, birden fazla feshin söz konusu olduğu durumlarda en uzun süreli feshin uygulanması gerektiğinden bahisle sözleşmesinin 2 yıl süre ile feshedildiğini ve toplam 706.548,79-TL cezai şart bedelinin yasal faizi ile birlikte davalı kurumdaki alacağından tahsil edilmek üzere SGK Bütçe Muhasebe sistemine kaydedildiğinin bildirildiğini, sözleşmenin feshi için yeterli ve gerekli araştırma ve inceleme yapılmadığını, objektjf olmayan değerlendirme sonucu düzenlenen rapora istinaden yapılan bu işlemin tamamen hukuka aykırı olduğunu, iptale konu işlemde belirtilen ve yaptırım gerektiren hiçbir fiilin kendisi veya çalışanları tarafından gerçekleştirilmediğini, müfettiş raporunda sahte reçete, sahte rapor ve sahte küpürden bahsedilmiş ise de yapılan incelemede adı geçen hastaların tamamının gerçekten hasta olduğunu, bahse konu recetelerdeki ilaçların da tamamını teslim aldıklarının sabit olduğunu, dolayısıyla iddia edildiği gibi ortada sahte reçete, küpür veya raporun olmasının mümkün olmadığını belirterek, Sosyal Güvenlik Kurumu İl Müdürlüğü’nce tesis edilen 29.02.2012 tarih B.13.2.SGK.4.38.20.01.21/4.050.628 Sayılı sözleşmenin feshi ve toplam 706.548,79-TL cezai şartın tahsiline dair işleminin iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı, davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, davanın kısmen kabulüyle davalı kurumca tesis edilen 29/09/2012 tarihli ve B.13.2. SGK.4.38.20.01.21/4.050.628 Sayılı ve sözleşmenin feshi ve cezai şarta dair işlemin, davacı eczane ile kurum arasında imzalanmış olan 2011 yılı eczane protokolünün 6.3.19 maddesine göre taraflar arasındaki sözleşmenin iki yıl süreyle feshi ve 603.234,00-TL tutarındaki cezai şart bedelinin tahsiline yönelik kısmın iptaline, fazlaya dair talebin reddine, ( sözleşmenin 6.3.10 maddesine göre 21.745,30-TL cezai şart ile 6.3.24 maddesine göre bir yıl süreli feshe dair işlemin geçerli olduğuna ) karar verilmiş; hüküm, davacı ve davalı tarafca temyiz edilmiştir.

1- )Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalının tüm, davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekir

2- )Dava, 76 adet reçete ile ilgili reçete sahibi hastaların söz konusu hastalıklara sahip olmamasına rağmen içerik olarak sahte olan rapor ve reçetelere istinaden kuruma fatura edilen 60.323,40 TL tutarındaki ilaç bedelinin ve sözleşmenin 6.3.19.maddesi gereği reçete bedelinin 10 katı tutarındaki 603.234,00 TL ceza tutarının ve sözleşmenin 2 yıl süre ile feshi işleminin ve bu reçetelerle ilgili ilaç firması temsilcilerinin reçete sahibi hastaları davacının yetkilisi olduğu eczaneye yönlendirilmesi sonucu kuruma reçete bedellerinin fatura edildiğinin tespit edilmesi sebebiyle sözleşmenin 6.3.24.maddesi gereği sözleşmenin 1 yıl süre ile feshedilmesi ve 17 adet reçete ile ilgili reçetede yazılı ilaçların hasta veya yakınına teslim edilmemesi sebebiyle 2011 yılı sözleşmesinin 6.3.10.maddesi gereği reçete bedeli olan 4.349,06 TL’nin 5 katı tutarında 21.745,30 TL tutarındaki cezai şarta dair kurum işleminin iptaline yöneliktir.Mahkemece bilirkişi kurulundan alınan rapor denetime elverişli ve hüküm kurmaya yeterli kabul edilerek, bilirkişi kurulu raporu doğrultusunda davanın kısmen kabulüne ve 2011 yılı eczane protokolünün 6.3.19.maddesine göre taraflar arasındaki sözleşmenin 2 yıl süre ile feshi ve 603.234,00 TL tutarındaki cezai şart bedelinin tahsiline yönelik kısmın iptaline, fazlaya dair talebin reddine, sözleşmenin 6.3.10.maddesinde göre 21.745,30 TL cezai şart ile 6.3.24.maddesine göre 1 yıl süreli feshe dair işlemin geçerli olduğuna karar verilmiştir.Öncelikle, davaya konu, 2011 yılı protokolünün 6.3.24 maddesinin, 01.01.2016 tarihinde yürürlüğe giren 2016 protokolünün, protokolün yürürlüğe girdiği 01.01.2016 tarihinden itibaren yürürlükten kaldırıldığı sabit olmakla beraber 6.12 maddesinde “Bu Protokolün yürürlük tarihinden önce herhangi bir sebeple Kurumca veya Kuruma devredilen kurumlarca sözleşmesi feshedilen ve/veya cezai şart uygulanan eczacının bu işleme karşı dava açmış olması ve açılan davanın Protokolün yürürlüğe girdiği tarihte kesinleşmemiş olması halinde yazılı talebi ile; Kurumca tespit edilen ve sözleşmesinin feshedilmesi ve/veya cezai şart uygulanmasına dair fiil/fiiller için bu Protokolün ( 5 ) ve ( 6 ) numaralı maddelerinde yer alan hükümler uygulanır. Ancak, Kurumca tahsil edilmiş olan cezai şart ve yersiz ödeme tutarları geri ödenmez, mahsup edilmez.

Bu protokolden önceki protokollerde sözleşmenin feshi ve cezai şart gerektiren maddelerden bu protokolde kaldırılmış olanlar sebebiyle sözleşme feshi ve/veya cezai şart uygulanmış olan işlemler, konusu kalmadığından durdurulur ve işlem yapılmaz.

Bu Protokolün yürürlük tarihinden önce ( 5.3 ) numaralı maddede sayılan fiillerden dolayı sözleşmesi feshedilen ve/veya cezai şart uygulanan eczanelerin yazılı talebi üzerine, bu Protokoldeki cezai şart ve fesih hükümleri uygulanır.” hükmünün düzenlendiği yazılıdır. Hal böyle olunca, 2016 yılı protokolü mahkemece değerlendirilmeli ve sonucuna uygun karar verilmelidir.

3- )Öte yandan 17 adet reçetede yazılı ilacın hasta veya yakınına teslim edilmemesi sebebiyle sözleşmenin 6.3.10.maddesi gereği reçete bedelinin 5 katı tutarındaki 21.745,30 TL tutarındaki cezai şartla ilgili olarak, davalı idarenin cezai işleme dayanak oluşturan soruşturma raporundaki tespitler yönünden Mahkeme tarafından bir değerlendirme yapılmadığı gibi aynı soruşturma sırasında beyanı alınan hasta yakınları da Mahkemece dinlenmemiştir. O halde Mahkemece, cezai işleme dayanak teşkil eden soruşturma raporunda hasta ya da hasta yakınına teslim edilmediği bildirilen reçetelere dair olarak hasta yakınlarının tanık olarak dinlenilmesi, gerek görülmesi halinde tüm dosya kapsamı gözetilerek uzman bilirkişi heyetinden rapor alınması ve hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmiş olması da usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.

SONUÇ : Yukarıda birinci bentte açıklanan sebeplerle davalının tüm ve davacının sair temyiz itirazlarının reddine, ikinci ve üçüncü bentte açıklanan sebeplerle hükmün davacı yararına BOZULMASINA, peşin alınan 27,70 TL harcın istenmesi halinde davacıya iadesine, HUMK’nun 440/I maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 12.03.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

SGK ceza koşulu işleminin iptali nitelik itibariyle değeri para ile ölçülebilecek mahiyette olup açık kanuni düzenleme uyarınca nispi harca tabidir. Bu nedenle, dava değeri üzerinden hesaplanacak karar ve ilâm harcının dörtte birinin peşin olarak ödenmesi gerekir.

SGK ceza koşulu işleminin iptali nitelik itibariyle değeri para ile ölçülebilecek mahiyette olup açık kanuni düzenleme uyarınca nispi harca tabidir. Bu nedenle, dava değeri üzerinden hesaplanacak karar ve ilâm harcının dörtte birinin peşin olarak ödenmesi gerekir.

Dava kabul edilecek olur ise, kabul edilecek dava değeri nispetince borçlu olunmadığı tespit olunacak ve bu miktar üzerinden mahsupla mahrum kaldığı alacağına kavuşacak olan davacının değeri para ile ölçülebilir mahiyetteki davada 492 Sayılı Harçlar Kanunu’nun 28. maddesinin 1/a bendi gereğince dava değeri üzerinden hesaplanacak karar ve ilâm harcının dörtte birini peşin olarak ödemesi gereklidir.

Bu yükümlülük yerine getirilmediğinden aynı Kanun’un 32. maddesi gereğince mahkemece herhangi bir işlem yapılamaz.

YARGITAY HUKUK GENEL KURULU E. 2017/13-1984 K. 2018/1172 T. 6.6.2018

DAVA : Taraflar arasındaki “cezai işlemin iptali” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Adana 1. Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 29.12.2011 gün ve 2011/156 E., 2011/793 K. sayılı kararın davalı Sosyal Güvenlik Kurumu vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 04.10.2012 gün ve 2012/8314 E., 2012/22026 K. sayılı kararı ile;

“Davacı, davalı ile aralarında kurum mensuplarına ilaç verme sözleşmesi bulunduğunu, sağlık raporu ve reçete ile gelen hastaya sisteminde onay vermesi üzerine ilacı usule uygun şekilde teslim ettiğini, 2010 kasım ayından bazı kişilerin dolandırıcılık amacıyla sahte rapor ve reçete ile ilaç aldıklarının ortaya çıktığını, eczacı olarak bir kusuru bulunmadığını, davalı kurumun ilaç bedelinin yersiz ödeme olduğu gerekçesi ile iadesi yönünden karar aldığını, işlemin haksız olduğunu ileri sürerek işlemin iptali ile muarazanın giderilmesine karar verilmesini istemiştir.

Davalı, yapılan işlemin sözleşmeye uygun olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş; hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir.

Davacı tarafından verilen ilaca dair sağlık raporu ve reçetenin sahte olduğu Adana 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2011/180 esas, 2011/231 karar sayılı dava dosyasında yapılan yargılama sonunda anlaşılmıştır. Davalı idarenin 2009 yılı eczane protokolünün 6.3.19 ve 4.3.6 maddeleri uyarınca yapmış olduğu işlem sözleşmeye uygundur. Mahkemece, davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yanlış değerlendirme sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir…”

gerekçesi ile bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü:

KARAR : Dava, sözleşmeye aykırılık iddiası ile tesis edilen cezai işleminin iptali istemine ilişkindir.

Davacı vekili müvekkilinin SGK ile ilaç temini anlaşması bulunan Kübra Eczanesinin sahibi olduğunu, davalının müvekkiline ait eczaneden Kuruma fatura edilen 11.935,23 TL tutarındaki reçetenin ve dayanağı sağlık raporunun sahte olduğu, bu durumun sözleşmeye aykırılık teşkil ettiği, kurum zararının tahsili gerektiği iddiasına dayanılarak 26.01.2011 tarih ve 1566410 Sayılı karar ile reçete bedeli miktarınca müvekkilinin alacaklarından kesinti yapılacağını bildirdiğini, Kurumun bu cezai işleminin haksız, hukuka ve sözleşmeye aykırı olduğunu, gerçekleşen olay bakımından müvekkilinin kasıt veya ihmalinin bulunmadığını ileri sürerek cezai işlemin iptaline ve sözleşmenin aynı şartlarda devamına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili kurum işleminde hukuka aykırılık bulunmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece Kurum işleminin dayanağı olan taraflar arasındaki protokolün 4.3.6 maddesinin 6.3 maddesindeki fiillerin tespiti hâlinde uygulanacak yaptırımlar açısından belirleyici olduğu ancak yapılan bildirimde davacının ve çalışanların kastının olmadığı anlaşıldığından herhangi bir cezai şarta gerek duyulmadığının belirtildiği, bu maddelerin uygulanmaması sebebiyle ilgili kesintinin hukuki dayanağının da kalmadığı, davacının şikâyetçi sıfatıyla yer aldığı ceza yargılamasında da eczanenin kendisine gelen reçete ve raporların şeklen usulüne uygun olup olmadığı yönünden inceleme dışında teknik anlamda sahtelik araştırması yapmasının mümkün olmadığının belirtildiği de gözetildiğinde, kurum tarafından reçete bedelinin tahsiline yönelik işlemin hukuka uygun olmadığı gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiştir.

Davalı vekilinin temyiz itirazları üzerine hüküm Özel Dairece yukarda karar başlığında yazılı gerekçeler ile bozulmuştur.

Yerel mahkemece önceki gerekçeler tekrar edilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir.

Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olay bakımından davalı Kuruma fatura edilen sahte reçete bedelinin, sahteliğe iştirak etmediği çekişmesiz olan davacı eczanenin Kurumdan olan alacaklarından mahsup suretiyle tahsil edilmesinin mümkün olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.

Yapılan görüşmeler sırasında işin esasının incelenmesinden önce SGK’nın Kuruma fatura edilen reçete bedelinin davacı alacaklarından mahsubu yönündeki işleminin iptalinin konu edildiği davanın açılması sırasında davacı tarafın maktu harç yatırdığı anlaşılmakla, bu durumun usul yönünden hükmün bozulmasını gerektirip gerektirmediği ön sorun olarak tartışılmıştır.

Bilindiği üzere kamu hizmetlerinin kurulması ve yürütülmesi için gerekli olan mali kaynağın sağlanması amacıyla devletin egemenlik gücüne dayanarak koyduğu mali yükümlülüklerden kaynaklanan alacakları genel olarak kamu alacakları olarak nitelendirilir.

Devletin kamu alacağını oluşturan gelir kaynaklarından birini de, kamu hizmetlerinden yararlananların ödedikleri harçlar oluşturmaktadır. Harçların oluşturduğu yükümlülük, teoride, “masrafı karşılama” ve “faydalanma” ilkelerine dayandırılmaktadır. Masrafları karşılama ilkesine göre harç, hizmetin gerektirdiği maliyetle ölçülürken; faydalanma ilkesinde hizmetin maliyeti değil, yükümlü için taşıdığı değer esas alınmaktadır.

Bu açıklamalar karşısında harç; bazı kamu hizmetlerinden yararlanan ve hatta kanun hükmü ile yararlanmak zorunda bırakılan özel ve tüzel kişilerin, özel menfaatlerine dair olarak, kamu kuruluşlarının hizmetlerinden yararlanmaları karşılığında, belli bir ölçüde bu hizmetlerin maliyetine katılmaları amacıyla konulan ve zor unsuruna dayanan mali yükümlülükler olarak tanımlanabilir ( Pınar, B.: Yargı ve İcra Harçları, Ankara 2009, s.1-3 ).

Diğer bir deyişle harç, muhtelif kanunların konusunda bulunan adli ve idari hizmetlerde ve bu hizmetin gerektirdiği kırtasiye ve formalite masraflarını karşılamak mülahazasıyla hakiki ve hükmi şahıslardan Hazinece alınan bir paradır. Yapılan işler ve görülen hizmet amme hizmetinden ziyade, kişilerin şahsına ve menfaatine ilişkindir ( Y.İ.B.K. 23.12.1976 gün ve 1976/11-7 E.-6 K.; diğer bir tanım için bakınız Y.İ.B.K. 07.12.1964 gün ve 1964/3 E.-5 K. ).

Harçlar konusunda genel düzenleme içeren, 492 Sayılı Harçlar Kanunu’nun gerekçesinde “harç” tanımı “fertlerin özel menfaatlerine dair olarak, kamu kurumları ve hizmetlerinden yararlanmaları karşılığında yaptıkları ödemelerdir” biçiminde yapılmıştır ( Bu harç tanımını benimseyen Anayasa Mahkemesi kararları:31.03.1987 gün ve 1986/20 E.-1987/9 K.; 14.02.1991 gün ve 1990/18 E.-1991/14 K.; 28.09.1995 gün ve 1995/24 E.-52 K.; Benzeri tanımı içeren …K.’nın 12.05.1982 gün ve 1982/5-341 E,-493 K. sayılı ilamı ).

Buna göre, bir hizmetin harç konusu olabilmesi için; kişilerin bir kamu kurumundan yararlanmaları, kişilere kamu eliyle özel bir yarar sağlanması ve kamu idaresinin kişilerin özel bir işiyle uğraşması gerekmektedir ( Y.İ.B.K. 7.12.1964 gün ve 1964/3 E.-5 K.; Anayasa Mahkemesi’nin 31.03.1987 gün ve 1986/20 E.-1987/9 K. sayılı kararları ).

Bir kamu hizmetinden dolayı harç alınabilmesi, bu hizmetin kanunla belirlenmesine ve bu hususla ilgili harç alınmasına dair düzenlemelerin de kanunda yer almasına bağlıdır.

Nitekim, 2709 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 73’üncü maddesinin üçüncü bendi “Vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülükler kanunla konulur, değiştirilir veya kaldırılır” hükmünü içermektedir.

Bu Anayasa kuralının vergi, resim ve harç gibi parasal yükümlülüklerin veya bunlardan bağışıklığın, kapsam ve içeriğinin hiçbir kuşkuya yer vermeyecek biçimde ve açıkça gösterilmesi amacına yönelik bulunduğu bellidir.

O hâlde, harca dair bir kanun hükmünün yorumu ve uygulanmasında, bu ilke ve amaç gözden uzak tutulmamak gerekir. Aksi hâlde, kişi ve kurumların yasal dayanağı olmayan bir yükümlülük altına sokulmaları veya Devletin önemli bir gelir kaynağından yoksun bırakılması gibi, kanun koyucunun amacına aykırı ve sakıncalı sonuçların doğmasına yol açılmış olur ( …K.’nun 12.05.1982 gün ve 1982/5-341 E,-493 K. sayılı ilamı ).

Bu kanunilik ilkesine paralel olarak, Harçlar Kanunu’nun 1. maddesinde, bu Kanuna göre alınacak harçlar arasında, diğer harçlar yanında yargı harçları da bulunmaktadır. Aynı Kanun’un 2. maddesinde ise, yargı işlemlerinden bu Kanun’a bağlı ( 1 ) sayılı Tarifede yazılı olanları, yargı harçlarına tabi olduğu vurgulanmıştır.

Yargı harcı, Devletin mahkemeler aracılığıyla yaptığı hizmete, ondan yararlananların katkısıdır ( Y.İ.B.K. 16.12.1983 gün ve 1983/5 E.-6 K. ). Yargı harçlarının konusuna giren, yani yargı harcına tabi işlemleri, genel olarak mahkeme harçları, icra ve iflas harçları olmak üzere ikiye ayırmak mümkündür.

Yargı harçlarının konusunu oluşturan harçlardan ilki mahkemelerde ödenecek harçlar olup; bunlar başvurma harcı, celse harcı ile karar ve ilam harcıdır.

Gereksiz davaların açılmasının ve diğer tarafın haksız yere ızrar edilmesinin önlenmesi için ihdas edilen karar ve ilam harcı, yargılama giderlerinin de önemli bir kısmını oluşturmaktadır.

Karar ve ilam harcı, maktu ve nispi olmak üzere iki çeşittir ( 492 Sayılı Harçlar Kanunu m.15, 21 ).

Bu anlamda davanın maktu veya nispi harca tabi olup olmaması, kural olarak dava konusunun para ile değerlendirilebilir olup olmamasına göre değişmektedir.

Nispi harç, konusu belli bir değerle ( para veya para ile değerlendirilebilen bir şey ) ilgili davalarda, hüküm altına alınan değer üzerinden Tarifedeki belli nisbete göre alınan harçtır ( 1 Sayılı Tarife, madde III/1-a ).

Maktu harç ise konusu belli bir değerle tespit edilemeyen davalarda ve davanın reddine dair kararlardan alınan harçtır ( 1 Sayılı Tarife, madde III/2-a ).

Harçlar Kanunu’nun “Nispi harçlarda ödeme zamanı” başlığını taşıyan 28. maddesinin birinci bendinde nispi harçlarda ödeme zamanı düzenlenmiş olup, aynı maddenin ( a ) bendinde ise, karar ve ilam harcının ödeme zamanı öngörülmüştür. Anılan Kanun’un “Karar ve İlam Harcı” başlığını taşıyan 28/1-a maddesinde aynen; “Karar ve ilam harçlarının dörtte biri peşin, geri kalanı kararın verilmesinden itibaren iki ay içinde ödenir” hükmünü taşımaktadır ( YHGK’nın 24.03.2010 gün ve 2010/12-158 esas, 2010/178 Sayılı kararı ).

Kanun’un 32. maddesinin birinci cümlesi olan “Yargı işlemlerinden alınacak harçlar ödenmedikçe müteakip işlemler yapılmaz” hükmü yer almaktadır. Bu hükmün, itiraz yoluyla Anayasa’ya aykırılığının, yerel mahkemelerce ileri sürülmesi üzerine, Anayasa Mahkemesi, 17.03.2010 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 2009/27 E., 2010/9 K. sayılı kararı ile, 492 Sayılı Kanun’un 32. maddesinin birinci cümlesinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın ( iptal isteminin ) reddine karar vermiştir. Anayasa Mahkemesi, Kanun’un 32. maddesinin birinci cümlesinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın ( iptal isteminin ) reddine dair kararının gerekçesinde ise:

“Yargılama sürecinde, yasayla harca tabi kılınmış bir hizmetten yararlanmak isteyen ilgili ( davalı veya davacı ), genel kurallar uyarınca harcını ödeyerek bu hizmetten yararlanabilir. Dava açan veya yargılama sırasında harca tabi bir işlemin yapılmasını isteyen tarafın, harç ödemeden devam eden işlemlerin yapılmasını isteyerek bireysel bir menfaat elde etmesi, harçların konuluş amaçlarına aykırılık oluşturur.

Yargı işlemlerinden alınacak harçlar ödenmedikçe müteakip işlemlerin yapılmayacağını belirten kural, bireylerin özel menfaatleriyle ilgili olarak yargı hizmetinden yararlanmalarını, bu hizmetin karşılığı olan harcın ödenmesi koşuluna bağladığından, hak arama özgürlüğünü sınırlandıran bir nitelik taşımamaktadır.

Açıklanan sebeplerle itiraz konusu kural, Anayasa’nın 36. maddesine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.” ifadelerine yer verilmiştir.

6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 120. maddesine göre de “Davacı, yargılama harçları ile her yıl Adalet Bakanlığınca çıkarılacak gider avansı tarifesinde belirlenecek olan tutarı, dava açarken mahkeme veznesine yatırmak zorundadır.”

Nitekim Hukuk Genel Kurulunun 04.12.2013 gün, 2013/21-445 E., 2013/1625 K. sayılı kararında da aynı hususlara işaret edilmiştir.

Bu açıklamalardan sonra somut olay incelendiğinde, dava kabul edilecek olur ise, kabul edilecek dava değeri nispetince borçlu olunmadığı tespit olunacak ve bu miktar üzerinden mahsupla mahrum kaldığı alacağına kavuşacak olan davacının değeri para ile ölçülebilir mahiyetteki davada 492 Sayılı Harçlar Kanunu’nun 28. maddesinin 1/a bendi gereğince dava değeri üzerinden hesaplanacak karar ve ilâm harcının dörtte birini peşin olarak ödemesi gereklidir. Bu yükümlülük yerine getirilmediğinden aynı Kanun’un 32. maddesi gereğince mahkemece herhangi bir işlem yapılamayacağından, davacının maktu yatırdığı peşin harcın usul ve yasaya uygun şekilde tamamlatıldıktan sonra işin esası hakkında karar verilmesi gerektiği göz ardı edilerek hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup kararın bozulmasını gerektirir.

Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmelerde Kurum işleminin iptali isteminin nitelik itibari ile değeri para ile ölçülebilecek mahiyette olmadığı, bu sebeple davacının davanın açılması sırasında maktu harç yatırmasının yerinde olduğu, hâl böyle olunca ön sorunun bulunmadığının kabul edilmesi gerektiği ileri sürülmüş ise de, bu görüş yukarda açıklanan sebeplerle Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.

Sonuç itibariyle direnme kararının, işin esası incelenmeksizin, açıklanan bu usuli sebeple bozulması gerekmiştir.

SONUÇ : Direnme kararının 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun Geçici 3’üncü maddesine göre uygulanmakta olan 1086 Sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429’uncu maddesi gereğince usul yönünden BOZULMASINA, bozma nedenine göre davalı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine bu aşamada yer olmadığına, aynı Kanun’un 440’ıncı maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 06.06.2018 gününde oy çokluğu ile karar verildi.

Yersiz ödeme ve ceza koşuluna ilişkin fiilin doğru ve yerinde olabilmesi için, eczacı yada eczane çalışanı tarafından SGK’yı zarar uğratmak amacıyla kasıtlı olarak gerçekleştirmesi ve iştirak etmesi zorunludur.

Yersiz ödeme ve ceza koşuluna ilişkin fiilin doğru ve yerinde olabilmesi için, eczacı yada eczane çalışanı tarafından SGK’yı zarar uğratmak amacıyla kasıtlı olarak gerçekleştirmesi ve iştirak etmesi zorunludur.

Sahte reçete veya sahte raporun eczacının kastı dışında üçüncü kişilerin dahli ile SGK’ya Kuruma fatura edilmesi halinde ceza koşulu uygulanamaz.

Ceza işleminin dayanağı olan ve Sgk müfettişlerince hazırlanan inceleme raporunda, raporun konusunu teşkil eden eylemler nedeniyle savcılığa suç duyurusunda bulunulması talep edilmişse, başlatılan bir soruşturma olup olmadığı tespit edilmelidir.

Ceza koşulunda adı geçen hasta sigortalıların tanık olarak mahkemede ifadeleri alınmalıdır.

Konunun uzmanlarından oluşan bilirkişi kurulundan; toplanan delilleri irdeleyen, her bir hasta ve eylemi ayrı ayrı değerlendiren; taraf, mahkeme ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınması zorunludur.

YARGITAY 3. HUKUK DAİRESİ E. 2020/1339 K. 2020/7945 T. 17.12.2020

DAVA : Taraflar arasındaki muarazanın giderilmesi davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

KARAR : Davacı; sahibi ve mesul müdürü olduğu … Eczanesinin ilaç teminine dair reçetelerini inceleyen davalı kurumun 12/02/2014 tarihli yazısıyla; bir kısım reçetelerde yazan ilaçların reçete sahibine ya da yakınına teslim edildiğine ilişkin imzanın, reçete sahibine veya ilaçların teslim edildiği yakınına ait olmadığı, hasta veya hasta yakınına teslim edilmeyen ilaçlara ait fiyat kupürlerinin yer aldığı reçetelerin kuruma fatura edildiği, bir kısım reçetelerde eczacı yada eczane çalışanlarınca kurumu zarara uğratmak amacıyla kasıtlı olarak kuruma sahte ilaç fiyat kupürü veya sahte reçete veya sahte rapor fatura edildiği gerekçesiyle aleyhine 81.046,30 TL cezai şart uygulanmasına ve yazılı olarak uyarı cezası verilmesine ilişkin işlemin tesis edileceğinin bildirdiğini ileri sürerek; sözleşmeye aykırı davranışının bulunmaması nedeniyle davalı kurumca yapılan işleminin iptali ile muarazanın bu şekilde giderilmesine karar verilmesini istemiştir.

Davalı; davaya konu işlemin hukuka ve protokol hükümlerine uygun olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.

Mahkemece; sigortalının alınan ifadelerinde …,…Tıp Merkezinde reçetelerini düzenlettikleri, reçetelerde yazılı olan ilaçların hak sahibi yada yakınları tarafından teslim alındığı, reçete arkasındaki imzaların hastalara veya yakınlarına ait olduğu, düzenlenen reçetelerden dolayı eczacının cezalandırılmasının haksız olduğu, kurum tarafından yapılan işlemin yerinde olmadığı, ayrıca 04/03/2015 tarihli bilirkişi raporunda da kurum işleminin yerinde olmadığı yönünde görüş de bildirildiği gerekçesiyle, davanın kabulüyle davaya konu 81.046,30 TL ‘lik cezai işlemin iptaline karar verilmiş; karar, davalı tarafça temyiz edilmiştir.

Dava, davalı kurum ile Türk Eczacıları Birliği arasında imzalanan ve davanın dayanağını teşkil eden 2012 yılı Eczane Protokolünün 5.3.10. maddesi ve 2009 yılı Eczane Protokolünün 6.3.3, 6.3.10 maddeleri uyarınca davacı eczacı hakkında uygulanan uyarı cezası ile cezai şart bedelinin tahsili yönündeki işlemin iptali istemine ilişkindir.

2009 yılı Eczane Protokolünün 6.3.3.maddesinde; “Eczanenin Kuruma fatura ettiği reçetelerde bulunması gereken ve reçete muhteviyatı ilaçların reçete sahibine yada yakınına teslim edildiğine ilişkin imzanın, reçete sahibine veya ilaçların teslim edildiği yakınına ait olmadığının tespit edilmesi halinde, reçete bedelinin 5 katı tutarında cezai şart uygulanarak eczacı yazılı olarak uyarılır, tekrarı halinde reçete bedelinin 5 katı tutarında cezai şart uygulanarak sözleşme feshedilir ve 1 ( bir ) ay süre ile sözleşme yapılmaz.”düzenlemesi mevcuttur.

Aynı protokolün 6.3.10 maddesi ise; “Hasta veya hasta yakınına teslim edilmeyen ilaçlara ait fiyat kupürlerinin yer aldığı reçetelerin Kuruma fatura edildiğinin tespiti halinde kupür bedelinin 5 katı tutarında cezai şart uygulanarak eczane yazılı olarak uyarılır. Tekrarı halinde ilaç bedelinin 5 katı tutarında cezai şart uygulanarak sözleşme feshedilir ve 6 ( altı ) ay süre ile sözleşme yapılmaz. ( Kurum tarafından yapılacak soruşturma neticesinde hastaya teslim edilmek üzere eczanede bekletildiği saptanan ilaçlar hariçtir )” şeklinde düzenlenmiştir.

2012 yılı Eczane Protokolünün 5.3.10 maddesinde “Eczacı ya da eczane çalışanlarınca Kurumu zarara uğratmak amacıyla kasıtlı olarak Kuruma sahte ilaç fiyat küpürü/sahte karekod sahte reçete veya sahte rapor fatura edildiğinin tespiti halinde reçete bedelinin 10 katı tutarında cezai şart uygulanarak eczacı uyarılır… Ancak, söz konusu sahte küpür veya sahte reçete veya sahte raporun eczacı ya da eczacı çalışanları dışında üçüncü kişilerin dahili ile Kuruma fatura edildiğinin yapılacak araştırma ve/veya inceleme sonucunda tespit edilmesi halinde bu madde hükmü uygulanmaz.” hükmü bulunmaktadır.

Davaya konu 2009 protokolünün 6.3.3. maddesi uygulanan eylemle ilgili 01.04.2016 tarihinde yürürlüğe giren eczanelerden ilaç teminine ilişkin 2016 protokolünün 5.3.2. maddesinde “Eczanenin Kuruma fatura ettiği reçetelerde ( e-reçete olarak düzenlenenler hariç ) bulunması gereken ve reçete muhteviyatı ilaçların reçete sahibine ya da ilacı alana teslim edildiğine ilişkin imzanın, reçete sahibine veya ilacı alan yakınına ait olmadığının tespit edilmesi halinde, reçete bedelinin 2 ( iki ) katı tutarında cezai şart uygulanarak eczacı yazılı olarak uyarılır, tekrarı halinde reçete bedelinin 5 ( beş ) katı tutarında cezai şart uygulanarak sözleşme feshedilir ve 1 ( bir ) ay süre ile sözleşme yapılmaz. Ancak hastanın ilacı aldığını beyan etmesi durumunda bu madde hükmü uygulanmaz.” hükmü ve 6.3.10. maddesi uygulanan eylemle ilgili 01.04.2016 tarihinde yürürlüğe giren eczanelerden ilaç teminine ilişkin 2016 protokolünün 5.3.5. maddesinde “Kurum, İl Sağlık Müdürlüğü veya Eczacı Odası tarafından eczanede yapılan denetimde, reçete sahibi veya ilacı alan kişiye teslim edilmeyen ilaçlara ait reçetelerin Kuruma fatura edildiğinin tespiti halinde ilaç bedelinin 2 ( iki ) katı tutarında cezai şart uygulanarak eczacı uyarılır. Tekrarı halinde ilaç bedelinin 10 ( on ) katı tutarında cezai şart uygulanarak sözleşme feshedilir ve 6 ( altı ) ay süre ile sözleşme yapılmaz. Ancak, Kurum tarafından yapılacak soruşturma neticesinde hastaya teslim edilmek üzere hastanın ilaç alım tarihinden itibaren 60 ( altmış ) günü geçmeyecek sürede ilaçların eczanede bekletildiğinin saptanması halinde bu madde hükmü uygulanmaz.” hükmü getirilmiş olup, yine aynı protokolün 6.12. maddesinde “Bu Protokolün yürürlük tarihinden önce herhangi bir nedenle Kurumca veya Kuruma devredilen kurumlarca sözleşmesi feshedilen ve/veya cezai şart uygulanan eczacının bu işleme karşı dava açmış olması ve açılan davanın Protokolün yürürlüğe girdiği tarihte kesinleşmemiş olması halinde yazılı talebi ile; Kurumca tespit edilen ve sözleşmesinin feshedilmesi ve/veya cezai şart uygulanmasına ilişkin fiil/fiiller için bu Protokolün ( 5 ) ve ( 6 ) numaralı maddelerinde yer alan hükümler uygulanır. Ancak Kurumca tahsil edilmiş olan cezai şart ve yersiz ödeme tutarları geri ödenmez, mahsup edilmez. Bu protokolden önceki protokollerde sözleşmenin feshi ve cezai şart gerektiren maddelerden bu protokolde kaldırılmış olanlar nedeniyle sözleşme feshi ve/veya cezai şart uygulanmış olan işlemler, konusu kalmadığından durdurulur ve işlem yapılmaz.” hükmü düzenlenmiştir.

2012 yılı protokolünün 5.3.10. maddesinin ise davacı eczacı hakkında uygulanabilmesi için; fiilin eczacı yada eczane çalışanı tarafından kurumu zarar uğratmak amacıyla kasıtlı olarak gerçekleştirilmesi gerekmekte olup, sahte kupür, sahte reçete veya sahte raporun eczacının kastı dışında üçüncü kişilerin dahli ile Kuruma fatura edilmesi halinde madde hükmü uygulanmayacağından, davacı eczacının sahtecilik fiiline iştirakinin saptanması gerekmektedir.

Davaya konu işlemin dayanağı olan ve davalı kurumun müfettişlerince hazırlanan inceleme raporunda, raporun konusunu teşkil eden eylemler nedeniyle savcılığa suç duyurusunda bulunulması talep edilmiştir. Ne var ki, bu nedenle başlatılan bir soruşturma olup olmadığı dosya kapsamında anlaşılmamıştır.

Diğer taraftan, mahkeme gerekçesinde her ne kadar sigortalıların alınan ifadelerinden bahsetmiş ise de; sigortalıların tanık olarak mahkemede ifadelerinin alınmadığı görülmüştür.

O halde mahkemece; uyuşmazlığın aydınlatılması için HMK’nın 31.maddesinde düzenlenen hakimin davayı aydınlatma ödevi gözetilerek davaya konu işlemin dayanağı olan inceleme raporu uyarınca suç duyurusunda bulunup bulunulmadığı hususunda davalı kuruma açıklama yaptırılması, suç duyurusunda bulunulmuş ise akıbetinin araştırılması, aynı ödev kapsamında davaya konu işleme ifadeleri esas alınan tüm hastaların tanık sıfatıyla dinlenmesi sonrasında konunun uzmanlarından oluşan bilirkişi kurulundan; toplanan delilleri irdeleyen, her bir hasta ve eylemi ayrı ayrı değerlendiren; taraf, mahkeme ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınması ve ulaşılacak sonuca göre uyuşmazlığın esası hakkında bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmiş olması, usul ve kanuna aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün HUMK nın 428. maddesi gereğince davalı yararına BOZULMASINA, 6100 Sayılı HMK’nun geçici madde 3 atfıyla 1086 Sayılı HUMK.nun 440.maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren 15 günlük süre içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 17.12.2020 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

 

SGK Ceza işlemi için aynı zamanda resmi belgede sahtecilik ve dolandırıcılık suçlarından dolayı ceza davası açılmışsa, her ne kadar hukuk mahkemesi ceza mahkemesinin beraat kararı ile bağlı değilse de, ceza mahkemesince verilecek mahkumiyet kararı ve ceza mahkemesinde kabul edilen maddi vakıalar hukuk mahkemesini bağlar.

Sigortalıların bir kısmının müfettiş raporundaki beyanları ile ceza yargılamasındaki beyanlarının çeliştiği durumda cezai işleme esas alınan sigortalıların mahkemece tanık olarak dinlenmesi gerekir.

Ceza işlemi için aynı zamanda resmi belgede sahtecilik ve dolandırıcılık suçlarından dolayı ceza davası açılmışsa, her ne kadar hukuk mahkemesi ceza mahkemesinin beraat kararı ile bağlı değilse de, ceza mahkemesince verilecek mahkumiyet kararı ve ceza mahkemesinde kabul edilen maddi vakıalar hukuk mahkemesini bağlar.

Eczacının, SGK’yı zarara uğratmak kastıyla hareket edip etmediği, hakkında uygulanan cezai şartın unsurlarının oluşup oluşmadığı ceza davası sonucunda belli olur.

YARGITAY 3. HUKUK DAİRESİ E. 2020/10562 K. 2021/245 T. 20.1.2021
DAVA : Davacı … ile davalı … ( … Eczanesi ) arasındaki itirazın iptali davasına dair Ankara 1.Asliye Hukuk Mahkemesi’nden verilen 06/11/2014 tarihli ve 2013/85 E. -2014/592 K. sayılı hükmün onanması hakkında Dairemizin 15/01/2020 tarihli ve 2016/27197 E.- 2020/151K. sayılı ilamına karşı taraf vekillerince süresi içinde kararın düzeltmesi istenilmiştir.

Düzeltme isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

KARAR : Davacı; müfettişlerce hazırlanan soruşturma raporlarına göre, davalı tarafından … Cerrahisi Dal Merkezi çalışanları ile ortak hareket etmek suretiyle usulsüz reçeteler düzenlendiğini, reçete arkasındaki imzaların reçete sahibi kişilere ait olmadığını, sigortalıların bilgisi dışında reçete düzenlendiğinin belirlendiğini, bu nedenlerle sözleşmenin 6.3.3. ve 6.3.19. maddeleri uyarınca davalıya borç bildiriminde bulunulduğunu, ödenmemesi üzerine davalı hakkında Ankara 24.İcra Müdürlüğü’nün 2011/13368 Esas dosyası ile 223.819,26 TL cezai şart, 18.386,00 TL yersiz ödeme ve 6.233,30 TL faiz olmak üzere toplamda 248.438,56 TL borcun tahsili amacıyla takip başlatıldığını, yapılan takibe davalı tarafından haksız itiraz edildiğinden itirazın iptali ile takibin devamına karar verilmesini istemiştir.

Davalı; sigortalının bilgisi dışında reçete yazılmış ise bunun tarafınca tespit edilemeyeceğini, ilaç alımı sırasında karne sahibinin görülmesinin gerekli olmadığını, ilaç alım sırasında reçete arkasının imzalandığını, reçetelerin sahte olmadığını, hastaların doktora gittikleri ve ilaçları aldıkları yönünde beyanda bulunduklarını, hakkında ceza davası açıldığını ve henüz sonuçlanmadığını, müfettiş raporunun esas alınamayacağını ileri sürerek davanın reddine karar verilmesini dilemiştir.

Mahkemece, yargılama sırasında alınan bilirkişi raporuna itibar edilerek, hasta … ait reçetelerin adına çıkarılan sağlık raporuna uygun olarak düzenlendiğinden bu olayla ilgili cezai şartın tahsili işleminin yerinde olmadığı, kuruma fatura edilen 21 adet reçeteye yönelik hastaların ilaçları aldıklarını beyan etmeleri nedeniyle cezai şartın tahsiline yönelik işlemin yerinde olmadığı, 36 adet reçetenin sigortalının bilgisi dışında düzenlenerek kurumun zarara uğratılması eyleminde ise, sigortalıların reçetelerdeki imzaların kendilerine ait olmadığı ve reçetelerdeki ilaçları almadıkları yönündeki beyanlarına itibar edilerek bu yöndeki cezai şartın davacıdan tahsili işleminin yerinde olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, Ankara 24. İcra Müdürlüğü’nün 2011/13368 esas sayılı dosyasında davalı borçlunun 27.383,10 TL cezai şart, 1.408,17 TL işlemiş faiz, 2.738,31 TL yersiz ödeme olmak üzere toplam 31.529,58 TL yönelik itirazının iptali ile faiz dışındaki alacaklara takip tarihinden itibaren yasal faiz uygulamak suretiyle takibin devamına, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiş, hükmün taraflarca temyiz edilmesi üzerine 13. Hukuk Dairesi’nin 15/01/2020 tarihli, 2016/27197 E. ve 2020/151 K. sayılı ilamı ile kararın onanmasına karar verilmiştir.

Onama kararına karşı taraflarca karar düzeltme isteminde bulunulmuştur.

1- )Dosya kapsamına, toplanan delillere, mevcut delillerin mahkemece takdir edilerek karar verilmiş olmasına, takdirde de bir isabetsizlik bulunmamasına göre davacının tüm, davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan karar düzeltme istemleri yerinde değildir.

2- )Uyuşmazlık, sahte ilaç raporuna dayanılarak reçete düzenlenmesi, reçete arkasındaki imzaların sigortalılara ait olmaması ve 36 reçetenin sigortalıların bilgisi dışında düzenlenmiş olması nedeni ile davalı hakkında 6.3.3. ve 6.3.19.maddeleri uyarınca uygulanan cezai işlemlerin tahsili amacıyla başlatılan icra takibine vaki itirazın iptaline ilişkindir.

Somut olayda, davalı eczane hakkında 36 adet reçetenin, sigortalıların bilgisi dışında düzenlenmiş olması nedeni ile cezai işlem uygulanmış, ilgili cezai işlemin, sigortalıların müfettiş raporundaki beyanları esas alınarak tesis edildiği anlaşılmıştır. Ne var ki, sigortalıların bir kısmının müfettiş raporundaki beyanları ile ceza yargılamasındaki beyanlarının çeliştiği belirlenmiştir. Bu durumda, 6100 Sayılı HMK’nın 31.maddesi uyarınca, hakimin davayı aydınlatma ödevi kapsamında cezai işleme esas alınan sigortalıların mahkemece tanık olarak dinlenmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.

3- )Dava tarihinde yürürlükte bulunan 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 74. maddesi uyarınca hukuk mahkemesi ceza mahkemesinin beraat kararı ile bağlı değilse de, ceza mahkemesince verilecek mahkumiyet kararı ve ceza mahkemesinde kabul edilen maddi vakıalar hukuk mahkemesini bağlar. Somut olayda, her ne kadar mahkemece, bilirkişi heyetinin hazırlamış olduğu rapor, denetime ve hüküm kurmaya elverişli görülmüş, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş ise de; davaya konu işlemler nedeniyle davacı eczacı ve çalışanları hakkında resmi belgede sahtecilik, dolandırıcılık suçlarından kamu davası açıldığı, Diyarbakır 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2008/50 Esas sayılı dosyasında devam eden yargılamada davalı ve çalışanları hakkında mahkumiyetlerine karar verildiği, ancak kararın istinaf aşamasında olup henüz kesinleşmediği anlaşılmıştır.

Davalı eczacının, kurumu zarara uğratmak kastıyla hareket edip etmediği, bir başka ifadeyle davalı hakkında uygulanan cezai şartın unsurlarının oluşup oluşmadığı ceza davası sonucunda belli olacaktır. Hal böyle olunca, ceza davasının sonucunun HMK’nın 165. maddesi de gözetilerek bekletici mesele yapılması ve hasıl olacak sonuca uygun karar verilmesi zorunludur. Bu yön gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.

Ne var ki, mahkeme kararının açıklanan bu gerekçeler ile davalı yararına bozulması gerekirken, zuhulen onandığı bu defa yapılan inceleme ile belirlendiğinden, davalının karar düzeltme isteğinin kabulüne karar vermek gerekmiştir.

SONUÇ : Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle davacının bütün, davalının sair düzeltme isteminin reddine, ikinci ve üçüncü bentte açıklanan nedenlerle davalının karar düzeltme isteminin kabulüyle 13.Hukuk Dairesi’nin 15/01/2020 tarihli, 2016/27197 E. ve 2020/151 K. sayılı onama kararının kaldırılmasına ve hükmün yukarıda açıklanan gerekçeler ile davalı yararına BOZULMASINA, peşin alınan karar düzeltme harcının istek halinde düzeltme isteyen davalıya iadesine, 20.01.2021 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

SGK işleminin konusunu oluşturan reçetelerde adı geçen hastalar mahkemece tanık olarak dinlenmek zorundadır. Hasta tanıkların ifadelerinden sonra sözleşme maddesinin ihlal edilip edilmediği ceza koşulunun yerinde olup olmadığı değerlendirilir.

Hakimin davayı aydınlatma ödevi kapsamında olmak üzere SGK işleminin konusunu oluşturan reçetelerde adı geçen hastalar mahkemece tanık olarak dinlenmek zorundadır. Hasta tanıkların ifadelerinden sonra sözleşme maddesinin ihlal edilip edilmediği ceza koşulunun yerinde olup olmadığı değerlendirilir.

YARGITAY 3. HUKUK DAİRESİ E. 2020/2596 K. 2021/2909 T. 18.3.2021

DAVA : Taraflar arasında ilk derece mahkemesinde görülen cezai şart uygulanması ve sözleşmenin süreli feshi işlemlerinin iptali davasında; cezai şart yönünden davanın kabulüne, fesih işlemi yönünden karar verilmesine yer olmadığına dair verilen karar hakkında bölge adliye mahkemesince yapılan istinaf incelemesi sonucunda; davalı tarafın istinaf başvurusunun kabulüne yönelik olarak verilen kararın süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

KARAR : Davacı; … Eczanesi’nin sahibi olduğunu, Sosyal Güvenlik Kurumu Kapsamındaki Kişilerin Türk Eczacıları Birliği Üyesi Eczanelerden İlaç Teminine İlişkin 2012 Protokolü’nün 5.3.6, 5.3.14 ve 4.3.6 maddeleri uyarınca hakkında uygulanan 3.000 TL cezai şart ve sözleşmenin 3 ay süreyle feshi işlemlerinin iptali ile muarazanın önlenmesine karar verilmesini istemiştir.

Davalı; Kurum mensubu … isimli hastalardan ilaç fiyat farkı tahsil edilmediği için 2012 protokolünün 5.3.6 maddesi gereğince 3.000 TL cezai şart ve 4.3.6 maddesi uyarınca reçete bedellerinin tahsili işlemi uygulandığını, … ve … isimli hastaların yönlendirilmesi nedeniyle de protokolün 5.3.14 maddesine göre sözleşmesinin 3 ay süreyle feshedildiğini savunarak davanın reddine karar verilmesini dilemiştir.

İlk derece mahkemesince; dinlenen tanık beyanları ve dosya kapsamına göre muğlak ve soyut beyanlar nedeniyle davacının usulsuz işlem yaptığı iddiasının ispat edilemediği gerekçesiyle davanın kabulüne, davanın 3.000 TL cezai şarta ilişkin kısmının iptaline, feshe ilişkin kısmı hakkında karar verilmesine yer olmadığına hükmedilmiştir.

İlk derece mahkemesinin kararına karşı, davalı vekilince istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.

Bölge adliye mahkemesince; beyanları alınan hastaların ilaçlar için ödeme yapmadıkları, katılım payını ödemedikleri anlaşıldığından 2012 yılı protokolünün 5.3.6. maddesi ( 2016 yılı protokolünün aynı mahiyetteki 5.3.6. maddesi ) nazara alınarak kurumca uygulanan 3.000 TL cezai şart işleminin yerinde olduğu, fesih cezası yönünden ise kurum tarafından verilen cezanın iptaline karar verildiği için davalı vekilinin istinaf talebinin kabulüne, uygulanan 3.000 TL cezai şarta ilişkin davanın reddine, feshe ilişkin kısım yönünden dava konusuz kaldığından karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiş; hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

1- )Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı bilgi ve belgelere, özellikle temyiz olunan bölge adliye mahkemesi kararında yazılı gerekçelere göre, davacının aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.

2- )Taraflar arasındaki uyuşmazlığa ilişkin Sosyal Güvenlik Kurumu Kapsamındaki Kişilerin Türk Eczacıları Birliği Üyesi Eczanelerden İlaç Teminine İlişkin 2012 Yılı Protokolü’nün 5.3.6. maddesinde “Kurumun mahsup suretiyle tahsilini yaptığı haller hariç olmak üzere, alınması gereken ilaç katılım payları ve/veya poliklinik muayene katılım payı tahsil etmeyen veya hastaya iade eden eczacılara, ilk tespitte 500 ( beşyüz ) TL cezai şart uygulanarak eczane yazılı olarak uyarılır, yazılı uyarıya rağmen tekrarı halinde sözleşme feshedilir ve 1 ( Bir ) ay süre ile sözleşme yapılmaz. Tespit işlemi Kurumca yapılabileceği gibi ilgili eczacı odası tarafından da yapılabilir. Tespit işleminin, ilgili eczacı odası tarafından yapılması ve Türk Eczacıları Birliği Merkez Heyetince onaylanarak Kuruma yazılı olarak bildirilmesi halinde Kurum tarafından madde hükümleri uygulanır. Eczacı odası tespiti ve … Merkez Heyeti onayına istinaden yapılan işlemlerin yargı kararı ile haksız yapıldığına karar verilmesi durumunda, eczacının uğradığı her türlü maddi ve manevi zarar, tespiti yapan eczacı odası ile Türk Eczacıları Birliğince müteselsilen karşılanır. Ancak Kurum aleyhine dava açılması halinde, açılan dava Türk Eczacıları Birliğine ihbar edilir. Eczacı tarafından, poliklinik muayene katılım payı tahsil edilmemesi veya iade edilmesi halinde uygulanacak cezai şart tutarının hesaplanmasında ( 6.17 ) numaralı madde hükmünün son fıkrası uygulanmaz. Provizyon sisteminde, eşdeğer ilaç uygulaması nedeniyle oluşan fiyat farklarının eczane tarafından tahsil edilmediğinin tespiti halinde, bu madde hükmü uygulanır.” düzenlemesi yer almaktadır.

HMK madde 31 uyarınca hakimin davayı aydınlatma ödevi kapsamında olmak üzere kurum işleminin konusunu oluşturan reçetelerde adı geçen …isimli hastaların mahkemece tanık olarak dinlendikten sonra yukarıda bahsi geçen sözleşme maddesinin ihlal edilip edilmediği değerlendirilmesi gerekirken, bu hastalardan sadece … dinlenmiştir. Ancak diğer hastaların da davacıya ait eczaneye ilaç fiyat farkı ödeyip ödemedikleri hususunun aydınlatılması, cezai işlemin yerinde olup olmadığına karar verilebilmesi için önemlidir. Bu durumda mahkemece teftiş sırasında dinlenen cezai işleme konu hastaların tanık sıfatıyla beyanları alınarak eczaneye ilaç fiyat farklarını ödeyip ödemedikleri sorulduktan sonra tarafların tüm delilleri, 2012 protokolünden sonra yürürlüğe giren protokollerin yukarıda belirtilen ilgili maddeye dair hükümleri değerlendirilmek suretiyle hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde eksik inceleme ile hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ : Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle davacının sair temyiz itirazlarının reddine, ikinci bentte açıklanan nedenle temyiz olunan bölge adliye mahkemesi kararının HMK’nın 371. maddesi uyarınca davacı yararına BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, HMK’nın 373. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca dosyanın kararı veren bölge adliye mahkemesine gönderilmesine, 18.03.2021 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Ceza koşulunun uygulanması için SGK’yı zarara uğratmak amacıyla kasıtlı olarak SGK’ya sahte reçete fatura edilmesi gerekir.

Cezai işlem uygulanan reçetelerin sahiplerinin SGK müfettişine verdikleri beyanları değerlendirilerek, ilaçları alıp almadıkları anlaşılamayanların tanık sıfatıyla dinlenilmesi gerekir.

Ceza koşulunun uygulanması için SGK’yı zarara uğratmak amacıyla kasıtlı olarak SGK’ya sahte reçete fatura edilmesi gerekir.

Kasıt ispat yükümlülüğü, SGK’dadır.

YARGITAY 3. HUKUK DAİRESİ E. 2020/5518 K. 2021/3829 T. 8.4.2021

DAVA : Taraflar arasındaki cezai şart tahsili, reçete bedeli kesintisi ve sözleşmenin süreli feshi işlemlerinin iptali davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın reddine yönelik olarak verilen kararın, süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

KARAR : Davacı; eczacı olduğunu, davalı kurum tarafından 06.07.2011 tarihli yazı ile reçete arkası imzaların hasta veya yakınına ait olmadığı, sahte reçete fatura edildiği ve yönlendirme yapıldığı gerekçeleriyle 2009 yılı protokolünün 6.3.3, 6.3.19 ve 6.3.24 maddeleri uyarınca 2 yıl süre ile sözleşmesinin feshedildiği, 463.583,90 TL cezai şart ile 73.617,65 TL reçete bedelleri olmak üzere toplam 537.201,55 TL’nın alacaklarından tahsiline dair haksız yapılan işlemlerin iptalini istemiştir.

Davalı; davanın reddine karar verilmesini dilemiştir.

Mahkemece; davanın kabulüne; haksız fesih ve iki yıl sözleşme yapmama, 73.617,65 TL reçete bedeli ile 463.583,90 TL cezai şart tahsili işlemlerinin ortadan kaldırılmasına dair verilen karar, davalı vekilinin temyizi üzerine; Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin, 20/04/2016 tarihli, 2015/2071 esas, 2016/10976 karar sayılı ilamıyla “…kişilerin istedikleri eczaneden ilaç alma hakkı oldukları, tanık anlatımlarından zorlama yapılmadığının anlaşıldığı sonucuna varılmış, ancak davacı eczaneye uygulanan 6.3.3 ve özellikle 6.3.19 kapsamında 21 adet sahte olarak düzenlenmiş reçetelerle ilgili cezai işlemin yerinde olup olmadığına ilişkin somut bir değerlendirmede bulunulmamıştır…” gerekçesi ile bozulmuştur.

Mahkemece, bozmaya uyulduğu belirtilerek, toplanan deliller ve dinlenen tanık beyanlarından, reçete arkasına atılan imzaların hasta veya yakınına ait olmadığı, eczane çalışanları tarafından bir kısım hastalar için bilgileri dışında reçete yazdırılıp Kuruma fatura edildiği, davacı veya çalışanı tarafından hasta yönlendirmesi yapıldığı anlaşıldığından Kurumca yapılan işlemlerin yerinde olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekilince temyiz edilmiştir.

1- )Dosyadaki yazılara, kararın bozmaya uygun olmasına ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davacının sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.

2- )Davacı hakkında, Kurumca; Sosyal Güvenlik Kurumu Kapsamındaki Kişilerin … Birliği Üyesi Eczanelerden İlaç Teminine İlişkin 2009 Protokolü’nün 6.3.3, 6.3.19 ve 6.3.24. maddeleri uyarınca cezai işlem uygulanmış, ancak yapılan yargılama sırasında yürürlüğe giren 2012 ile 2016 protokolleri ve ilk derece mahkemesinin kararından sonra yürürlüğe giren 2020 protokolü davacı lehine düzenlemeler içermektedir. Her ne kadar davacı 2012 protokolündeki değişikliklerden yargılama sırasında bahsederek, iddialarını ispatlamaya çalışmış ise de, 2012, 2016 ve 2020 protokollerinin 6.12. maddesinde yer alan “Bu Protokolün yürürlük tarihinden önce herhangi bir nedenle Kurumca veya Kuruma devredilen kurumlarca sözleşmesi feshedilen ve/veya cezai şart uygulanan eczacının bu işleme karşı dava açmış olması ve açılan davanın Protokolün yürürlüğe girdiği tarihte kesinleşmemiş olması halinde yazılı talebi ile; Kurumca tespit edilen ve sözleşmesinin feshedilmesi ve/veya cezai şart uygulanmasına ilişkin fiil/fiiller için bu Protokolün ( 5 ) ve ( 6 ) numaralı maddelerinde yer alan hükümler uygulanır. Ancak Kurumca tahsil edilmiş olan cezai şart ve yersiz ödeme tutarları geri ödenmez, mahsup edilmez. Bu protokolden önceki protokollerde sözleşmenin feshi ve cezai şart gerektiren maddelerden bu protokolde kaldırılmış olanlar nedeniyle sözleşme feshi ve/veya cezai şart uygulanmış olan işlemler, konusu kalmadığından durdurulur ve işlem yapılmaz” hükmü gereğince bu protokollerin dava konusu uyuşmazlığa uygulanması için davacının açık bir talebinin aranmaması, dava açmasının bu protokollerden en lehe olanının uygulanarak bir karar verilmesi için talep kabul edilmesi gerekmektedir.

Cezai işleme konu 2009 protokolünün 6.3.3. maddesinde yer alan “Eczanenin Kuruma fatura ettiği reçetelerde bulunması gereken ve reçete muhteviyatı ilaçların reçete sahibine yada yakınına teslim edildiğine ilişkin imzanın, reçete sahibine veya ilaçların teslim edildiği yakınına ait olmadığının tespit edilmesi halinde, reçete bedelinin 5 katı tutarında cezai şart uygulanarak eczacı yazılı olarak uyarılır, tekrarı halinde reçete bedelinin 5 katı tutarında cezai şart uygulanarak sözleşme feshedilir ve 1 ( bir ) ay süre ile sözleşme yapılmaz.” hükmü halen yürürlükte olan 2020 protokolünün 5.3.2. maddesinde “Eczacının Kuruma fatura ettiği reçetelerde ( e-reçete olarak düzenlenenler hariç ) bulunması gereken ve reçete muhteviyatı ilaçların reçete sahibine ya da ilacı alana teslim edildiğine ilişkin imzanın, reçete sahibine veya ilacı alana ait olmadığının denetim ile tespitinin kesinlik kazanması halinde, reçete bedelinin 2 ( iki ) katı tutarında cezai şart uygulanarak eczacı yazılı olarak uyarılır, tekrarı halinde reçete bedelinin 5 ( beş ) katı tutarında cezai şart uygulanarak sözleşme feshedilir ve 1 ( bir ) ay süre ile sözleşme yapılmaz. Ancak hastanın veya ilacı teslim alan kişinin ilacı aldığını beyan etmesi durumunda bu madde hükmü uygulanmaz.” şeklinde düzenlenerek; hem uygulanacak cezai şart miktarında indirime gidilmiş hem de hastanın reçete muhteviyatı ilaçları aldığını söylemesi halinde bu madde uyarınca ceza verilmeyeceği belirtilmiştir. Bu durumda mahkemece; davacı eczacı hakkında 2009 protokolünün 6.3.3. maddesine dayanılarak cezai işlem uygulanan reçetelerin sahiplerinin Kuruma verdikleri beyanları değerlendirilerek, ilaçları alıp almadıkları anlaşılamayanların HMK madde 31 uyarınca hakimin davayı aydınlatma ödevi kapsamında tanık sıfatıyla dinlenilmesi suretiyle her hasta bazında cezai işlem uygulanması ve cezai işleme konu reçete bedellerinin protokolün 4.3.6. maddesi gereği Kurumca tahsili gerekip gerekmediği tek tek belirlenerek hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerekir.

2009 protokolünün 6.3.19. maddesinde yer alan “Eczacı yada eczane çalışanlarınca Kurumu zarara uğratmak amacıyla kasıtlı olarak Kuruma sahte ilaç fiyat kupürü veya sahte reçete veya sahte rapor fatura edildiğinin tespiti halinde reçete bedelinin 10 katı tutarında cezai şart uygulanarak sözleşme feshedilir ve 2 yıl süre ile sözleşme yapılmaz. Uygulanacak cezai şart 10.000 TL’den az olamaz. Ancak, söz konusu sahte kupür veya sahte reçete veya sahte raporun eczacının kastı dışında üçüncü kişilerin dahli ile Kuruma fatura etme işlemi gerçekleştirilmiş ise bu madde hükmü uygulanmaz.” hükmüne dayanılarak davacı hakkında uygulanan işlemin yerinde olmadığı, zira sözleşme hükmünde eczacı ya da eczane çalışanlarınca Kurumu zarara uğratmak amacıyla kasıtlı olarak Kuruma sahte reçete fatura edilmesi gerektiği, ancak davalı tarafından davacının veya çalışanlarının kastının ispat edilemediği, sahte reçete düzenleme eylemine karışıp karışmadıklarının belirlenemediği, bu nedenle 6.3.19. maddeye dayanılarak uygulanan cezai işlemin iptali gerekir. Ancak, Kurum sorumluluğunda olmayan reçetelerle ilgili davacının, davalı kurumdan reçete bedellerini tahsil etmesinin mümkün olmadığı, aksi halde reçete bedellerinden sorumlu olmayan kuruma külfet yüklenmiş olacağı, davacının reçete bedellerini ancak sahtecilik yapan kişilerden isteyebileceği, üçüncü kişilerin suç teşkil eden eylem ve fiillerinden davalı kurumun sorumlu tutulamayacağı, bu nedenlerle kurumun protokolün 4.3.6. maddesinde yer alan hüküm uyarınca sahte reçetelere ilişkin yersiz ödemelerini geri isteme hakkı olduğunun kabul edilerek davacının bu talebinin reddi gerekir.

2009 protokolünde yer alan 6.3.24. maddesindeki “Eczaneler, kendilerine hasta gönderilmesine yönelik olarak her ne şekilde olursa olsun, kurumlar, hekimler, diğer sağlık kurum ve kuruluşları ve üçüncü şahıslarla kurye şirketleri ile açık veya gizli işbirliği yapamaz, simsar kurye elemanı ve benzeri yönlendirici personel bulunduramaz, reçete toplama ve yönlendirme yapamaz. İnternet, faks, telefon, kurye, komisyoncu ve benzeri yollarla eczanelere gelen reçeteler kabul edilmez. Eczanelere bu yolla gelen ilaç talepleri karşılanmaz. Bu durumun tespit edilmesi halinde sözleşme feshedilir ve 1 ( bir ) yıl süre ile sözleşme yapılmaz. Tespit işlemi Kurumca yapılabileceği gibi ilgili eczacı odasınca da yapılabilir. Tespit işleminin, ilgili eczacı odasınca yapılması ve … Birliği Merkez Heyetince onaylanarak Kuruma yazılı olarak bildirilmesi halinde Kurumca fesih yapılır. Yargı kararı ile haksız yapıldığına karar verilen tespitler nedeniyle sözleşmesi feshedilen eczacının uğradığı her türlü maddi ve manevi zarar, tespiti yapan eczacı odası ile … Birliğince müteselsilen karşılanır. Ancak Kurum aleyhine dava açılması halinde, açılan dava … Birliğine ihbar edilir. Protokolün 3.7 Maddesi uyarınca Bölge Eczacı Odası koordinasyonluğunda yapılan reçete dağıtım işlemleri bu madde kapsamının dışındadır.” şeklindeki düzenleme sonraki protokollerde yürürlükten kaldırıldığı, artık cezai işlemi gerektirmediği için bu madde hükmüne dayanılarak davacı hakkında uygulanan cezai işlemin ve protokolün 4.3.6. maddesine dayanılarak istenilen yönlendirmeye konu reçete bedellerinin Kurumca tahsili işleminin iptali gerekirken yazılı şekilde yanılgılı değerlendirme ile hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup hükmün bozulması gerekmiştir.

SONUÇ : Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle davacının sair temyiz itirazlarının reddine, ikinci bentte açıklanan nedenlerle temyiz edilen hükmün davacı yararına BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 6100 Sayılı HMK’nun geçici madde 3 atfıyla 1086 Sayılı HUMK’ un 440. maddesi gereğince 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 08.04.2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Sağlık sunucularının reklam, kampanya ve yönlendirme yasağını ihlaline ilişkin cezai şart

Sağlık sunucularının reklam, kampanya ve yönlendirme yasağını ihlaline ilişkin cezai şart ve tedavi bedeli kesintilerinin miktarının belirlenmesi için, hastalara fatura konusu tedavilerin yapılıp yapılmadığına dair tedavi kayıtları incelenmeli, her hasta yönünden tek tek değerlendirilme yapılmalıdır. Taraflar arasındaki sözleşmeler, SUT hükümleri ve ilgili mevzuat hükümlerinde yetkin; hastane yöneticisi, kesintilere konu tıbbi branşlarda uzman doktor ve sosyal güvenlik uzmanı kişilerden oluşan üç kişilik bilirkişi heyetinden tedavi kayıtları her hasta bazında tek tek değerlendirilmek suretiyle, hastaların rahatsızlıklarına göre davacı tarafından verilen tedavi hizmetlerinin yerinde olup olmadığı tartışılarak ayrıntılı, açıklayıcı, hüküm kurmaya elverişli bir rapor aldırılarak hüküm kurulması gerekir.

YARGITAY 3. HUKUK DAİRESİ E. 2020/1127 K. 2020/5714 T. 8.10.2020

Sağlık sunucularının reklam, kampanya ve yönlendirme yasağını ihlaline ilişkin cezai şart ve tedavi bedeli kesintilerinin miktarının belirlenmesi için, hastalara fatura konusu tedavilerin yapılıp yapılmadığına dair tedavi kayıtları incelenmeli, her hasta yönünden tek tek değerlendirilme yapılmalıdır. Taraflar arasındaki sözleşmeler, SUT hükümleri ve ilgili mevzuat hükümlerinde yetkin; hastane yöneticisi, kesintilere konu tıbbi branşlarda uzman doktor ve sosyal güvenlik uzmanı kişilerden oluşan üç kişilik bilirkişi heyetinden tedavi kayıtları her hasta bazında tek tek değerlendirilmek suretiyle, hastaların rahatsızlıklarına göre davacı tarafından verilen tedavi hizmetlerinin yerinde olup olmadığı tartışılarak ayrıntılı, açıklayıcı, hüküm kurmaya elverişli bir rapor aldırılarak hüküm kurulması gerekir.

DAVA : Taraflar arasında ilk derece mahkemesinde görülen alacak davasının yapılan yargılaması neticesinde davanın reddine dair verilen karar hakkında bölge adliye mahkemesine davacı tarafça yapılan istinaf incelemesi sonucunda; davacının istinaf başvurusunun esastan reddine yönelik olarak verilen kararın süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

KARAR : Davacı; sahibi oldukları sağlık merkezinin kurum alacaklarından mahsup yolu ile yersiz ödeme adı altında yapılan kesintinin hukuka aykırı olduğunu, sağlık merkezlerine müracaat eden davaya konu tüm kişilere gerekli sağlık hizmetinin verildiğini, teşhis ve tedavilerinin yapıldığını, talep edilen yersiz ödemenin madde 4 de anılan yönetmelik hükmüne açıkça aykırı olduğunu, bu nedenlerle müvekkili şirkete davalı tarafından 24/12/2014 tarihinde tebliğ edilen 10/09/2014 tarih ve 447008 Sayılı yazı ile talep edilen 52.577,19 TL cezai şart ve 134 hasta için daha önce ödediği bedele dair yersiz ödeme iddiası ile istirdadına yönelik talebi hukuka aykırı olduğundan belirtilen miktar yönünden borçlu olmadıklarının tespiti ile mahsup yolu ile yapılan 353.352,03 TL’ nin kesinti tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan istirdadına karar verilmesini talep ettiklerini bildirmiştir.

Davalı; 2012 yılı … Özel Sağlık Hizmeti Sunucularından Sağlık Hizmeti Alım Sözleşmesinin 7.5. Reklam, Kampanya ve Yönlendirme Yasağı maddesinin 7.5.3 ve 7.5.4 alt maddelerine aykırı davrandığı anlaşılmış olduğundan aynı sözleşmenin 11.1.2 maddesi gereği her bir fiil ile ilgili olarak bir ceza ( kişi bazlı ve 10.000,00 TL olmak üzere ) raporun 11 numaralı ekindeki tabloda adı belirtilenler ile ilgili olarak, 11.3.6 maddesi gereği 52.577,19 TL ceza-i şart uygulandığını, bu nedenlerle davanın reddine karar verilmesini talep ettiklerini bildirmiştir.

Mahkemece; göz rahatsızlığı bulunan hastaların özellikle yürütülen bir faaliyet ile tespit edildiği, bunun zaman zaman köy muhtarları aracılığı ile yapılmaya çalışıldığı, tespit edilen hastaların bölgesine göre belirlenen zamanlarda toplu olarak servis konulmak suretiyle hastaneye getirildiği, köy kahvehanelerinde broşür dağıtıldığı, bu durumun taraflar arasında akdedilen 2012 yılı Sosyal Güvenlik Kurumu Özel Sağlık Hizmeti Sunucularından Sağlık Hizmeti Satın Alım Sözleşmesinin Reklam, Kampanya ve Yönlendirme Yasağı başlıklı maddesine aykırılık oluşturduğunun açık olduğu, davacının istirdat talebinin yasal koşullarının oluşmadığı anlaşılmakla, davanın reddine karar verilmiş; hüküm süresi içinde davacı tarafından istinaf edilmiştir.

Bölge adliye mahkemesince; tüm dosya kapsamı gereğince davacı hastanenin taraflar arasındaki 2012 yılı sağlık hizmeti satın alım sözleşmesinin reklam, kampanya ve yönlendirme yasağı başlıklı maddesine aykırı davrandığı, değişik bölgelerdeki hastaların tespit ederek broşür vermek suretiyle reklam ve kampanya düzenleyerek ve bu hastaların hastaneye ulaşımını da sağlayarak yasağa aykırı davrandığı sabittir. Kurumca uygulanan cezai şart ve fatura bedelinin tahsili işlemleri hukuka ve sözleşmeye uygun olup istinaf talebinin esastan reddine karar verilmiş, hüküm süresi içinde davacı tarafça temyiz edilmiştir.

1- )Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki sair temyiz itirazları yerinde değildir.

2- )6100 Sayılı HMK’nın 266. maddesi hükmüne göre, çözümü özel veya teknik bir bilgiyi gerektiren konularda bilirkişi oy ve görüşünün alınması zorunludur. Genel hayat tecrübesi ve kültürünün sonucu olarak herkes gibi hakimin de bildiği konularda bilirkişi dinlenmesine karar verilemeyeceği gibi, hakimlik mesleğinin gereği olarak hakimin hukuki bilgisi ile çözümleyebileceği konularda da bilirkişi dinlenemez. Her halde seçilecek bilirkişinin mesleği itibarıyla konunun uzmanı olması gerekir.

HMK’nun 281. maddesinde, tarafların, bilirkişi raporunda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını; belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilecekleri; mahkeme, bilirkişi raporundaki eksiklik yahut belirsizliğin tamamlanması veya açıklığa kavuşturulmasını sağlamak için, bilirkişiden ek rapor alabileceği; ayrıca gerçeğin ortaya çıkması için gerekli görürse, yeni görevlendireceği bilirkişi aracılığıyla, tekrar inceleme yaptırabileceği açıklanmıştır.

Bilirkişiler, raporlarını hazırlarken raporun dayanağı olan somut ve özel nedenleri bilimsel verilere uygun olarak göstermek zorundadır. Bilirkişi raporu aynı zamanda Yargıtay denetimine de elverişli olacak şekilde bilgi ve belgeye dayanan gerekçe ihtiva etmelidir. Ancak bu şekilde hazırlanmış raporun denetimi mümkün olup, hüküm kurmaya dayanak yapılabilir.

Bilirkişi raporu kural olarak hâkimi bağlamaz. Hâkim, raporu serbestçe takdir eder. Hâkim, raporu yeterli görmezse, bilirkişiden ek rapor isteyebileceği gibi gerçeğin ortaya çıkması için önceki bilirkişi veya yeniden seçeceği bilirkişi vasıtasıyla yeniden inceleme de yaptırabilir. Bilirkişi raporları arasındaki çelişki varsa hâkim çelişkiyi gidermeden karar veremez.

Somut uyuşmazlıkta, davalı kurum tarafından yapılan teftiş sırasında dinlenen hastalar ve diğer kişilerin beyanlarına göre davacı hastanenin 2012 yılı Sosyal Güvenlik Kurumu Özel Sağlık Hizmeti Sunucularından Sağlık Hizmeti Alım Sözleşmesi’nin 7.5. maddesinde yer alan reklam, kampanya ve yönlendirme yasağını ihlal ettiği anlaşılmaktadır. Ancak cezai şartve tedavi bedeli kesintilerinin miktarının belirlenmesi yönünden mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporu; hastalara fatura konusu tedavilerin yapılıp yapılmadığına dair tedavi kayıtları incelenmeden ve her hasta yönünden tek tek değerlendirilme yapılmadan düzenlenmiştir. Denetime elverişli olmayan bu raporun hükme esas alınması hatalıdır. Bu nedenle mahkemece yapılacak olan taraflar arasındaki sözleşmeler, SUT hükümleri ve ilgili mevzuat hükümlerinde yetkin; hastane yöneticisi, kesintilere konu tıbbi branşlarda uzman doktor ve sosyal güvenlik uzmanı kişilerden oluşan üç kişilik bilirkişi heyetinden tedavi kayıtları her hasta bazında tek tek değerlendirilmek suretiyle, hastaların rahatsızlıklarına göre davacı tarafından verilen tedavi hizmetlerinin yerinde olup olmadığı tartışılarak, tarafların önceki rapora karşı yaptıkları itirazlar da karşılanmak suretiyle, 2012 sözleşmesinin 10.1. maddesinin dava konusu olaya uygulanmasının yerinde olup olmadığı da belirtilerek, tereddüde yer vermeyecek şekilde, ayrıntılı, açıklayıcı, hüküm kurmaya elverişli ve Yargıtay denetimine uygun bir rapor aldırılarak, varılacak sonuç dairesinde bir hüküm kurulması gerekirken yetersiz bilirkişi raporu benimsenerek yazılı şekilde karar verilmiş olması doğru görülmemiş, kararın bu sebeple bozulması gerekmiştir.

İlk derece mahkemesi kararının, yukarıda açıklanan nedenlerle bozulmasına karar verilmiş olduğundan, HMK’nın 373. maddesinin birinci fıkrası uyarınca, iş bu karara karşı davacı tarafından yapılan istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin bölge adliye mahkemesi kararının da kaldırılmasına karar verilmiştir.

SONUÇ : Yukarıda birinci bentte belirtilen nedenlerle davacının sair temyiz itirazlarının reddine, ikinci bentte açıklanan nedenlerle davacının temyiz itirazlarının kabulüyle 6100 Sayılı HMK’nın 373/1. maddesi uyarınca temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının KALDIRILMASINA, aynı Kanun’un 371. maddesi uyarınca İlk Derece Mahkemesi kararının davacı yararına BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, dosyanın ilk derece mahkemesine, kararın bir örneğinin de bölge adliye mahkemesine gönderilmesine, 08.10.2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

 

SGK Yersiz Ödeme Tahsili

SGK Yersiz Ödeme Tahsili

Sosyal devlet olmanın gereği olarak sigortalıların sağlık hizmetlerinin finansmanı Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından sağlanması yasal bir yükümlülüktür.

Genel sağlık sigortalısının ve bakmakla yükümlü olduğu kişilerin sağlıklı kalmalarını, hastalanmaları halinde sağlıklarını kazanmalarını; iş kazası ile meslek hastalığı, hastalık ve analık sonucu tıbben gerekli görülen sağlık hizmetlerinin karşılanmasını, iş göremezlik hallerinin ortadan kaldırılmasını veya azaltılmasını temin etmek amacıyla SGK tarafından finansmanı sağlanacak sağlık hizmetleri şunlardır;

a) Kişilerin hastalanmalarına bakılmaksızın kişiye yönelik koruyucu sağlık hizmetleri ile insan sağlığına zararlı madde bağımlılığını önlemeye yönelik koruyucu sağlık hizmetleri.

b) Kişilerin hastalanmaları halinde ayakta veya yatarak; hekim tarafından yapılacak muayene, hekimin göreceği lüzum üzerine teşhis için gereken klinik muayeneler, laboratuvar tetkik ve tahlilleri ile diğer tanı yöntemleri, konulan teşhise dayalı olarak yapılacak tıbbî müdahale ve tedaviler, hasta takibi ve rehabilitasyon hizmetleri, organ, doku ve kök hücre nakline ve hücre tedavilerine yönelik sağlık hizmetleri, acil sağlık hizmetleri, ilgili kanunları gereğince sağlık meslek mensubu sayılanların hekimlerin kararı üzerine yapacakları tıbbî bakım ve tedaviler.

c) Analık sebebiyle ayakta veya yatarak; hekim tarafından yapılacak muayene, hekimin göreceği lüzum üzerine teşhis için gereken klinik muayeneler, doğum, laboratuvar tetkik ve tahlilleri ile diğer tanı yöntemleri, konulan teşhise dayalı olarak yapılacak tıbbî müdahale ve tedaviler, hasta takibi, rahim tahliyesi, tıbbî sterilizasyon ve acil sağlık hizmetleri, ilgili kanunları gereğince sağlık meslek mensubu sayılanların hekimlerin kararı üzerine yapacakları tıbbî bakım ve tedaviler.

d) Kişilerin hastalanmaları halinde ayakta veya yatarak; ağız ve diş muayenesi, diş hekiminin göreceği lüzum üzerine ağız ve diş hastalıklarının teşhisi için gereken klinik muayeneler, laboratuvar tetkik ve tahlilleri ile diğer tanı yöntemleri, konulan teşhise dayalı olarak yapılacak tıbbi müdahale ve tedaviler, diş çekimi, konservatif diş tedavisi ve kanal tedavisi, hasta takibi, diş protez uygulamaları, ağız ve diş hastalıkları ile ilgili acil sağlık hizmetleri, 18 yaşını doldurmamış kişilerin ortodontik diş tedavileri,

e) Evli olmakla birlikte çocuk sahibi olmayan genel sağlık sigortalısının belli şartlarda yardımcı üreme yöntemi tedavileri,

f) Bu sağlanacak sağlık hizmetleriyle ilgili teşhis ve tedavileri için gerekli olabilecek kan ve kan ürünleri, kemik iliği, aşı, ilaç, ortez, protez, tıbbî araç ve gereç, kişi kullanımına mahsus tıbbî cihaz, tıbbî sarf, iyileştirici nitelikteki tıbbî sarf malzemelerinin sağlanması, takılması, garanti süresi sonrası bakımı, onarılması ve yenilenmesi hizmetleri.

Sağlık hizmetleri, SGK ile yurt içindeki veya yurt dışındaki sağlık hizmeti sunucuları arasında yapılan sözleşmeler yoluyla ve/veya bu Kanun hükümlerine uygun olarak genel sağlık sigortalısı ve bakmakla yükümlü olduğu kişilerin sözleşmesiz sağlık hizmeti sunucularından satın aldıkları sağlık hizmeti giderlerinin ödenmesi suretiyle sağlanır.

Acil haller dışında sözleşmesiz sağlık hizmeti sunucularından kişilerce satın alınan sağlık hizmeti bedelleri SGK tarafından ödenmez.

Sağlık hizmeti sunucuları, genel sağlık sigortalısı ve bakmakla yükümlü olduğu kişilerin sağlık hizmetlerinden yararlanmaya müstahak olup olmadığını, Kurumun elektronik veya diğer ortamlarda sağlayacağı yöntemlere uygun olarak kontrol etmek ve belgelemek zorundadır.

Aylık bağlanmış maluller, başkasının yardımı ve desteği olmaksızın yaşamak için gereken hareketleri yapamayacak derecede malul olan vazife ve harp malullerinin sağlık kurulu raporuyla ihtiyaç duydukları her türlü ortez/protez ve diğer iyileştirici araç ve gereçler herhangi bir kısıtlama getirilmeksizin Kurumca karşılanır.

Kurum, fatura denetimi konusunda kriterler koymaya, alternatif geri ödeme modelleri oluşturmaya ve bu konularda tespitler ve denetimler yapmaya ve/veya yaptırmaya, buna bağlı olarak hizmet alımı yapmaya yetkilidir.

Sağlık hizmeti satın alma sözleşmelerinin hazırlanması ve akdedilmesi, sağlık hizmeti giderlerinin ödenmesi ve uygulanmasına ilişkin diğer usul ve esaslar, SGK tarafından çıkarılacak Yönetmelik’le düzenleneceği belirlenmiştir.

Sağlık hizmeti sunucularının sundukları sağlık hizmeti bedeline karşılık olarak Sosyal Güvenlik Kurumu’na gönderdikleri veya kişi adına düzenledikleri fatura bedellerinin ödenebilmesi amacıyla; fatura eki belgelerin teslimi, örneklenmesi, incelenmesi, ödenecek tutarın tespiti ve sağlık hizmeti sunucularının değerlendirilmesine ilişkin usul ve esasları düzenleme amacıyla, Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı tarafından 8 Mart 2017 Tarih ve 30001 Sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Sağlık Hizmeti Sunucularının Faturalarının İncelenmesine Ve Bedellerinin Ödenmesine İlişkin Usul Ve Esaslar Hakkında Yönetmelik yayımlanmıştır.

Yönetmelikte geçen;

a) Eczane: 18/12/1953 tarihli ve 6197 sayılı Eczacılar ve Eczaneler Hakkında Kanun kapsamında serbest faaliyet gösteren ve birinci basamak sağlık kuruluşu olan serbest eczaneleri,

b) Fatura: İş, mal veya hizmet alımlarında; işin, malın veya hizmetin özelliğine veya alımın yapıldığı yere göre düzenlenmesi gereken belgelerden;

1) Faturayı,

2) Fatura yerine geçen belgelerden; serbest meslek makbuzunu, gider pusulasını, müstahsil makbuzunu, giriş ve yolcu taşıma biletleri ile Uluslararası Hava Taşıyıcıları Birliği üyesi şirketlerce düzenlenen elektronik yolcu biletlerini ve akaryakıt pompalarına bağlı ödeme kaydedici cihazlara ait satış fişini,

3) Kanunen fatura veya fatura yerine geçen belgeleri düzenlemek zorunda olmayanlardan alınan Harcama Pusulasını,

4) 31/12/2005 tarihli ve 26040 üçüncü mükerrer sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Muhasebe Yetkilisi Mutemetlerinin Görevlendirilmeleri, Yetkileri, Denetimi ve Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelikte belirlenen asgari bilgileri taşıyan alındıyı,

5) Yurt dışında yapılan iş ve hizmet alımları ile mal alım bedellerinin ödenmesinde ise, yerel teamüle uygun olarak düzenlenen ve birim amiri veya ilgili mevzuatında belirtilen yetkililerce onaylı tercümeleri ekli fatura veya benzeri belgeleri,

c) Fatura eki belge: İlgili mevzuatlarda tanımlanan ödemeye esas olan kanıtlayıcı belgeleri,

ç) Fatura dönemi: Her ayın birinci ve son gününü kapsayan dönemi,

d) Fatura inceleme birimi: Kurum merkez ve taşra teşkilatı sağlık hizmet sunucuları ödeme servisini,

e) Götürü bedel: Sağlık Hizmet Sunucusu tarafından sözleşmenin geçerli olduğu dönemde verilecek sağlık hizmetlerine karşılık Kurumca ödenecek sabit bütçe rakamını,

f) Kanun: 5510 sayılı Kanunu,

g) Kesinti tutarı: Örnekleme yöntemi ile yapılan incelemelerdeki kesinti oranının, örnekleme oranı dikkate alınarak faturanın tamamına yansıtılması ile bulunan tutarı,

ğ) Kurum: Sosyal Güvenlik Kurumunu,

h) MEDULA: Sağlık hizmeti kullanım verisi toplamak ve bu verilere dayanarak faturalama işlemini gerçekleştirmek amacıyla Kurum tarafından uygulanan ve işletilen elektronik bilgi sistemini,

ı) Optisyenlik müessesesi: 22/6/2004 tarihli ve 5193 sayılı Optisyenlik Hakkında Kanun uyarınca optisyenlik ruhsatnamesi ile açılmış müesseseleri,

i) Örnekleme yöntemi: Ödemeye esas teşkil eden kanıtlayıcı belgelerden belirlenen oranda belgenin incelemeye alınmasını ve tespit edilen kesinti oranının tüm belgelere teşmil edilmesini,

j) Sağlık hizmeti: Genel sağlık sigortalısı ve bakmakla yükümlü olduğu kişilere Kanunun 63 üncü maddesi gereği finansmanı sağlanacak tıbbî ürün ve hizmetleri ile 73 üncü madde kapsamında belirtilen istisnai sağlık hizmetlerini,

k) Sağlık hizmeti sunucusu: Sağlık hizmetini sunan ve/veya üreten; gerçek kişiler ile kamu ve özel hukuk tüzel kişilerini ve bunların tüzel kişiliği olmayan şubelerini,

l) Sağlık kurum/kuruluşu: Sağlık Bakanlığı tarafından ruhsatlandırılan gerçek kişi, kamu ve özel hukuk tüzel kişilerine ait tüm sağlık kurum ve kuruluşunu,

m) Satış merkezi/merkez: Sağlık Bakanlığı tarafından ruhsatlandırılan; tıbbi cihaz ve malzemelerin dağıtımının, satışının veya kişiye özel üretilip uygulamasının yapıldığı yerleri,

n) Reçete Grubu:

1) A grubu reçete: Günübirlik tedavi reçeteleri de dâhil olmak üzere yatan hasta reçetelerini ve sağlık raporu ile temin edilen ilaç/ilaçları içeren reçeteleri,

2) B grubu reçete: Kurum mevzuatına göre ayrı fatura edilmesine ilişkin düzenleme olmayan veya içeriğinde herhangi bir raporlu ilaç bulundurmayan ayaktan hasta reçetelerini,

3) C grubu reçete: Kurum mevzuatına göre ayrı fatura edilmesine ilişkin düzenleme olan reçeteler ile sıralı dağıtım sistemine tabi reçeteleri ifade ettiği belirtilmiştir.

Fatura Eki Belgelerin Teslimi

Fatura dönemi içinde, sağlık hizmeti sunucusu tarafından sunulan sağlık hizmetlerine ilişkin düzenlenen fatura eki belgeler, takip eden ayın 1 inci gününden 15 inci gününe (15 inci gün dâhil), 15 inci günün hafta sonu veya resmî tatile rastlaması halinde ise takip eden ilk iş gününe kadarki süre içinde Kurumun ilgili birimine teslim edilmesi halinde teslim edildiği ayın 15 inci günü, bu süre içinde teslim edilmeyen faturalar ise, Kurumun ilgili birimine teslim edildiği ayı takip eden ayın 15 inci günü teslim edilmiş olarak kabul edilir. Kurum gerekli gördüğü durumlarda bu süreleri uzatabilir. Teslim süreleri içinde kalmak şartıyla, fatura eki belgelerin kabulünü yapan fatura inceleme birimleri tarafından iş planına göre sağlık hizmeti sunucularına fatura teslimi için randevu tarihi verilebilir.

Sağlık hizmeti sunucusu tarafından, fatura eki belgeler Kurumun resmi internet sitesinde duyurulan ilgili birime teslim edilir. Kargo veya iadeli taahhütlü posta ile gönderilen belgeler için kargoya veya postaya verildiği tarih, normal posta ile gönderilen belgeler için Kurum kayıtlarına giriş tarihi esas alınarak işlem görür. Ancak Kurum tarafından fatura teslim tarihi mücbir sebeplerle ertelenebilir. Bu durumda faturaların teslimi için verilen ek süre içerisinde teslim edilen faturalar zamanında teslim edilmiş sayılır.

Eczaneler tarafından her ayın 1’i ile 15’i arasında karşılanan kan ürünü ve hemofili reçeteleri takip eden 3 iş günü içinde, her ayın 16’sı ila ay sonu arasında karşılanan reçeteler ise takip eden 3 iş günü içinde olmak üzere ayda iki kere faturalandırılarak Kurumun ilgili taşra teşkilatına teslim edilir.

Götürü bedel sözleşmesi yapılan sağlık hizmet sunucusu vereceği sağlık hizmetlerine ait bilgileri Kurumun ilgili mevzuatı çerçevesinde MEDULA sistemine kaydederek, yine anılan mevzuatta yer alan süre ve kurallar çerçevesinde dönem sonlandırması yapar.

Sağlık Kurum/Kuruluşu Fatura Eki Belgelerin Örneklenmesi ve İncelenmesi

Genel sağlık sigortası kapsamında yer alan kişilere, finansmanı karşılanan sağlık hizmetlerine ilişkin olarak sağlık kurum/kuruluşu tarafından verilen hizmetlere ait başvuru numaraları; 5502 sayılı Kanunun Ek 1 inci maddesine göre %5 ila %10 oranında genel sonuçlar verecek şekilde basit rastgele yöntem ile örneklenerek incelenir.

Örnekleme iptali ancak Kurum bilgi işlem sisteminden kaynaklanan teknik sorun nedeniyle yapılabilir.

Örnekleme yöntemini kabul etmeyen sağlık kurum/kuruluşuna ait fatura eki belgelerin tamamı incelenir.

Kurum ihtiyaç duyduğu hallerde fatura eki belgelerin tamamını incelemeye yetkilidir.

Sağlık kurum/kuruluşu tarafından sunulan sağlık hizmetlerine ait fatura eki belgeler, Kurumca görevlendirilen personel ve komisyonlar tarafından ilgili mevzuat ve tıbbi uygunluk yönünden incelenir.

İtirazlar
Sağlık kurum/kuruluşu, incelenen fatura dönemine ait oluşan kesinti tutarı ve gerekçelerine ilişkin kabul ya da itiraz yönündeki kararını, Kurum bilgi işlem sisteminde “incelendi” ibaresinin belirdiği veya tebliğ edildiği tarihi takip eden 5 iş günü içinde Kurum bilgi işlem sistemi üzerinden bildirir. Üçüncü basamak sağlık hizmeti sunucularında bu süre 10 iş günüdür.

İtiraz dilekçesinde gerekçesi belirtilmemiş olan itirazlar değerlendirmeye alınmaz.

Sağlık kurum/kuruluşu, incelenen manuel faturalara ait oluşan kesinti tutarı ve gerekçelerine ilişkin kabul ya da itiraz yolundaki kararını, Kurumca incelemenin bittiğine dair yazının sağlık kurum/kuruluşuna tebliğ edildiği tarihi takip eden 5 iş günü içinde Kuruma elden veya faks yoluyla itiraz gerekçeleri ile birlikte bildirir. İtirazların faks ile bildirilmesi halinde, bildirimin aslının elden, iadeli taahhütlü posta ya da kargoya 3 iş günü içerisinde verilerek Kuruma gönderilmesi gerekir. Belirtilen süre içinde itiraz etmeyen sağlık kurum/kuruluşu tarafından kesinti tutarı kabul edilmiş sayılır.

İncelenen fatura dönemi ile ilgili olarak Kuruma yapılan itirazlar nihaidir. Sağlık kurum/kuruluşu tarafından, aynı fatura dönemiyle ilgili olarak Kuruma yeniden herhangi bir itirazda bulunulamaz.

Örnekleme yöntemini kabul etmeyen sağlık kurum/kuruluşu tarafından yapılan itirazlar ile sağlık kurum/kuruluşu tarafından Kurum bilgi işlem sistemi kullanılmadan Kuruma manuel fatura edilen sağlık hizmetlerine ait faturalara yapılan itirazlar 5 inci maddenin ikinci fıkrası kapsamında Kurum resmi internet sitesinde duyurulan ilgili birim tarafından değerlendirilerek karara bağlanır.

Sağlık kurum/kuruluşu itiraz değerlendirme komisyonu

Komisyon, sağlık sosyal güvenlik merkez müdürünün görevlendireceği uzman tabip, tabip, diş tabibi veya eczacılar arasından iki personel ile sağlık kurum/kuruluşunun hak ve alacaklarından vazgeçme konusunda yetkilendirilmiş sağlık kurum/kuruluşunda çalışma izin belgesi ile görev yapan bir hekimin katılımı ile üç üyeden oluşur. Sağlık kurum/kuruluşu bünyesinde çalışma izin belgesi ile görev yapan hekimin olmaması halinde sağlık kurum/kuruluşu kanuni temsilcisi Komisyona üye olarak katılır. Sağlık kurum/kuruluşu adına toplantıya katılacak kişinin yetki/görevlendirme belgesi toplantıdan önce Kuruma ibraz edilir. Komisyonun kurulması ve karar alması için üyelerin tamamının bulunması esastır.

Komisyon, inceleme birimleri tarafından yapılan inceleme sonucu oluşan kesinti tutarlarına sağlık kurum/kuruluşu tarafından yapılan itirazları değerlendirmek üzere itirazın Kurum kayıtlarına girdiği tarihi takip eden 5 iş günü içerisinde toplanır.

Komisyon tarafından kararlar en fazla 30 iş günü içerisinde ve oy birliği ile alınır. Komisyon tarafından alınan kararlar nihai olup Komisyona veya Kuruma yapılacak itirazlar değerlendirmeye alınmaz.

Komisyon tarafından karara bağlanamayan itirazlar ise, gerekçeleri ile birlikte Sağlık Kurum/Kuruluşu İtiraz Değerlendirme Üst Komisyonuna intikal ettirilir.

Komisyon, itiraza konu başvuru/takip numaralarına ait fatura eki belgelerle ilgili bilgi ve belgeyi sağlık kurum/kuruluşundan talep etme yetkisine sahiptir.

Komisyon, ilgili mevzuata aykırı olarak fatura edildiğini tespit ettiği örneklenmiş diğer takipleri de inceleyebilir, incelenmesini isteyebilir.

Komisyon toplantılarına sağlık kurum/kuruluşu yetkilisinin mücbir sebepler hariç olmak üzere katılmaması halinde, diğer üyeler tarafından bu durum tutanak altına alınır, yapılan kesintilere ait itirazlar katılımcılar tarafından değerlendirilerek karara bağlanır. Alınan karar nihai olup karar ile ilgili Kuruma itirazda bulunulamaz.

Sağlık sosyal güvenlik merkezlerinde gerektiğinde birden fazla Sağlık Kurum/Kuruluşu İtiraz Değerlendirme Komisyonu kurulabilir. Aynı sağlık kurum/kuruluşuna ait aynı fatura dönemi için birden fazla Sağlık Kurum/Kuruluşu İtiraz Değerlendirme Komisyonu kurulamaz.

Sağlık kurumu/kuruluşu itiraz değerlendirme üst komisyonu
Komisyon, Kurumun merkez ve taşra teşkilatı kadrolarında bulunan, 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanununda belirtilen sağlık hizmetleri sınıfı personelinden görevlendirilen en az beş üyeden oluşur. Kurum, üçüncü basamak resmi sağlık kurumlarında görevli uzman tabiplerden de üye belirleyebilir. Komisyonun kurulması ve karar alması için üyelerin tamamının bulunması esastır.

Komisyon, Kurum bilgi işlem sistemi üzerinden gelen itirazları değerlendirmek üzere ileti tarihini izleyen 10 iş günü içinde toplanır. Komisyon, itiraza ait Kurum bilgi işlem sistemi üzerinden gönderilen fatura eki belgeleri ilgili mevzuat ve tıbbi uygunluk yönünden incelenir.

Komisyon tarafından kararlar en çok 10 iş günü içinde ve salt çoğunluk ile alınır.

Genel Sağlık Sigortası Genel Müdürü, Komisyon üyelerini belirleme ve değiştirme yetkisine sahip olup gerektiğinde birden fazla Komisyon kurabilir.

Komisyon tarafından alınan kararlar nihai olup Komisyona veya Kuruma yapılacak itirazlar değerlendirmeye alınmaz.

Alınan kararlar MEDULA sistemi üzerinden ilgililere bildirilir.

Eczane Fatura Eki Belgelerinin Örneklenmesi ve İncelenmesi

Eczaneler tarafından karşılanan reçetelerden;

a) A grubu reçeteler %10,

b) B grubu reçeteler %5,

c) C grubu reçeteler;

1) Sıralı dağıtım kapsamı dışında kalan ve ayrı faturalandırılan reçetelerin tamamı,

2) Sıralı dağıtım kapsamında olmasına rağmen ayrı faturalandırılan reçetelerin tamamı,

3) Sıralı dağıtım kapsamında olan diğer reçeteler %10 oranında,

genel sonuçlar verecek şekilde basit rastgele yöntem ile örneklenerek incelenir.

Fatura gruplarındaki reçete sayısının 10’dan az olması durumunda tamamı incelenir. Örneklemin 10 adetten az olması durumunda reçete sayısı 10’a tamamlanır.

Kurum bilgi işlem sisteminden kaynaklanan nedenler veya faturanın eczaneye iade edilmesini gerektiren nedenler haricinde örnekleme iptali yapılmaz.

Kurum ihtiyaç duyduğu hallerde fatura eki belgelerin tamamını incelemeye yetkilidir.

Örnekleme yöntemini kabul eden eczanelerin reçete ve eklerinden sadece örnekleme sonucu tespit edilen reçete ve ekleri, örnekleme yöntemini kabul etmeyen eczanelerin ise tüm reçete ve ekleri Kurumca yayımlanan mevzuat ve sözleşme/protokol hükümlerine uygunluğu yönünden Kurumca görevlendirilen personel tarafından fatura teslim tarihleri dikkate alınarak incelenir.

İtirazlar

Eczane, incelenen fatura dönemine ait oluşan kesinti tutarı ve gerekçelerine ilişkin kabul ya da itiraz yönündeki kararını, Kurum bilgi işlem sisteminde “incelendi” ibaresinin belirdiği veya tebliğ edildiği tarihi takip eden 5 iş günü içinde Kurum bilgi işlem sistemi üzerinden bildirir. İtiraza konu her bir reçeteye ilişkin gerekçelerin yer aldığı itiraz dilekçesi Kurumun resmi internet sitesinde duyurulan ilgili birimine verilir. İtirazların faks ile bildirilmesi halinde, bildirimin aslının elden, iadeli taahhütlü posta ya da kargoya 3 iş günü içerisinde verilerek Kuruma gönderilmesi gerekir. Belirtilen süre içinde itiraz etmeyen eczanelerin kesinti tutarı eczane tarafından kabul edilmiş sayılır.

İtiraz dilekçesinde gerekçesi belirtilmemiş olan itirazlar değerlendirmeye alınmaz.

İtiraz sürelerinin tespitinde itiraza ilişkin evrakın elden verilmesi ya da itirazın normal posta ile yapılması halinde Kurum kayıtlarına girdiği tarih, iadeli taahhütlü posta ya da kargo yoluyla gönderilmesi halinde ise posta ya da kargoya veriliş tarihi elektronik ortamda yapılması durumunda da sisteme kayıt tarihi esas alınır.

Kurumca örnekleme yöntemi ile yapılan inceleme sonucunda tespit edilen kesinti oranının;

a) A ve C grubu reçeteler için %3’ün, B grubu reçeteler için %5’in altında olması halinde yalnızca kesinti yapılan reçetelerin Eczane İtiraz Değerlendirme Komisyonunca incelenmesi için,

b) A ve C grubu reçeteler için %3’ün, B grubu reçeteler için %5’in üzerinde olması halinde,

kesinti yapılan reçetelerin Eczane İtiraz Değerlendirme Komisyonunca incelenmesi ya da Eczane İtiraz Değerlendirme Komisyonuna iletilmeksizin reçete inceleyen birimler tarafından reçetelerin tamamının incelenmesi için itirazda bulunulabilir.

c) Tamamı incelenen reçetelerde kesinti oranının artması durumunda örneklem dışındaki reçeteler için ayrıca itirazda bulunulabilir.

Reçetelerin Eczane İtiraz Değerlendirme Komisyonunca değerlendirilmesinin ardından ilgili faturanın tamamının incelenmesi talep edilemez.

Örnekleme yöntemini kabul etmeyen eczanelerin kesintilerle ilgili itirazları ise sağlık sosyal güvenlik merkezi tarafından değerlendirilerek karara bağlanır.

Eczane itiraz değerlendirme komisyonu
Komisyon, sağlık sosyal güvenlik merkezi müdürü veya görevlendireceği personel başkanlığında, sağlık sosyal güvenlik merkezinde görev yapan bir sağlık hizmetleri sınıfı personeli ile reçetesi incelenen eczacı ve bölge eczacı odasından bir eczacı olmak üzere toplam dört üyeden oluşur. Reçetesi incelenen eczacının Komisyona katılamaması halinde hak ve alacaklarından vazgeçme konusunda yetkilendirilmiş başka bir eczacı Komisyona katılabilir. Komisyonun kurulması ve karar alması için üyelerin tamamının bulunması esastır.

Komisyon, inceleme birimleri tarafından yapılan inceleme sonucu oluşan kesinti tutarlarına eczane tarafından yapılan itirazları değerlendirmek üzere itirazın Kurum kayıtlarına girdiği tarihi takip eden 5 iş günü içinde toplanır.

Komisyon tarafından kararlar en fazla 30 iş günü içerisinde ve oy birliği ile alınır. Eşitlik olması halinde konu Eczane İtiraz Değerlendirme Üst Komisyonuna intikal ettirilir.

Komisyonda, eczane tarafından itiraz edilen reçete ve eki belgelerin incelemesi yapılır. Komisyon, itiraza konu reçetelere ait her türlü bilgi ve belgeyi eczaneden talep etme yetkisine sahiptir.

Komisyon toplantılarına reçetesi incelenen eczacı veya yerine yetkilendirilen kişinin mücbir sebepler hariç olmak üzere katılmaması halinde, diğer üyeler tarafından bu durum tutanak altına alınır ve yapılan kesintilere ait itirazlar katılımcılar tarafından değerlendirilerek karara bağlanır. Alınan kararlar nihai olup karar ile ilgili Kuruma itirazda bulunulamaz.

Komisyonda alınan kararlar tutanak altına alınarak Komisyon kararının sonucu hakkında itiraz eden eczaneye yazılı olarak bilgi verilir.

Etik kurallar çerçevesinde Komisyona katılan üyelere yetki ve sorumluklarına ilişkin taahhüt imzalatılır.

Eczane itiraz değerlendirme üst komisyonu
Komisyon, Genel Sağlık Sigortası Genel Müdürünün görevlendirdiği iki uzman tabip, tabip, diş tabibi veya eczacı ile Türk Eczacılar Birliğini temsilen Merkez Heyeti üyelerinden bir kişi olmak üzere toplam üç üyeden oluşur.

Genel Sağlık Sigortası Genel Müdürü gerektiğinde birden fazla Komisyon kurabilir.

Komisyonda; Eczane İtiraz Değerlendirme Komisyonunda oy birliği ile karar alınamamış olan reçete ve eki belgelerin incelemesi yapılır.

Komisyon, itiraza konu reçetelere ait her türlü bilgi ve belgeyi inceleme ve talep etme yetkisine sahiptir.

Komisyon 15 günde bir toplanır. İtirazlar Komisyona geliş sırasına göre en geç 90 gün içerisinde incelenerek oy çokluğu ile karara bağlanır.

Etik kurallar çerçevesinde, Komisyona katılan üyelere yetki ve sorumluklarına ilişkin taahhüt imzalatılır.

Görmeye Yardımcı Tıbbi Malzeme Fatura Eki Belgelerin Örneklenmesi ve İncelenmesi

İlgili mevzuatta tanımlanmış olan raporla temin edilen; gözlük, cam ve çerçeve bedellerine ait fatura eki belgelerin tamamı incelenir, diğer fatura eki belgeler ise 5502 sayılı Kanunun Ek 1 inci maddesine göre %5 ila %10 oranında genel sonuçlar verecek şekilde basit rastgele yöntem ile örneklenerek incelenir.

Örneklenen fatura eki belgelerin sayısının 10’dan az olması durumunda tamamı incelenir.

Kurum ihtiyaç duyduğu hallerde fatura eki belgelerin tamamını incelemeye yetkilidir.

Örnekleme yöntemini kabul eden optisyenlik müesseselerinin sadece örnekleme sonucu tespit edilen fatura eki belgeleri; örnekleme yöntemini kabul etmeyen optisyenlik müesseselerinin ise, tüm fatura eki belgeleri Kurumca yayımlanan mevzuat ile sözleşme hükümlerine uygunluğu yönünden fatura inceleme birimleri tarafından incelenir.

Yurt dışı sigortalılara ait reçetelerde provizyon sorgulaması yapılabilen ülke sigortalıları hariç, sosyal güvenlik il müdürlüklerince düzenlenmiş ve onaylanmış Sosyal Güvenlik Sözleşmesine Göre Sağlık Yardım Belgesinin aslı veya fotokopisi ile müracaat eden kişilere ait faturalar ülke bazında ayrı ayrı olmak üzere manuel olarak düzenlenir ve tamamı incelenir.

İtirazlar
Optisyenlik müessesesi, incelenen fatura dönemine ait oluşan kesinti tutarı ve gerekçelerine ilişkin kabul ya da itiraz yönündeki kararını, Kurum bilgi işlem sisteminde “incelendi” ibaresinin belirdiği veya tebliğ edildiği tarihi takip eden 5 iş günü içinde Kurum bilgi işlem sistemi üzerinden bildirir. İtiraza konu her bir reçeteye ilişkin gerekçelerin yer aldığı itiraz dilekçesi Kurumun resmi internet sitesinde duyurulan ilgili birimine verilir. İtirazların faks ile bildirilmesi halinde, bildirimin aslının elden, iadeli taahhütlü posta ya da kargoya 3 iş günü içerisinde verilerek Kuruma gönderilmesi gerekir. Belirtilen süre içinde itiraz etmeyen optisyenlik müessesesi tarafından, kesinti tutarı kabul edilmiş sayılır.

İtiraz sürelerinin tespitinde, itiraz belgesinin elden verilmesi veya itirazların normal posta ile yapılması halinde belgenin Kurum kayıtlarına girdiği tarih, iadeli taahhütlü posta aracılığıyla yapılması halinde ise postaya veriliş tarihi esas alınır.

İtiraz dilekçesinde gerekçesi belirtilmemiş olan itirazlar değerlendirmeye alınmaz.

Örnekleme yöntemini kabul etmeyen optisyenlik müessesesi tarafından yapılan itiraz, Kurumun resmi internet sitesinde duyurulan ilgili birim tarafından değerlendirilerek karara bağlanır.

Kurumca örnekleme yöntemi ile yapılan inceleme sonucunda tespit edilen kesinti oranının %5’in üzerinde olması halinde;

a) Kesinti yapılan reçetelerin Görmeye Yardımcı Tıbbi Malzeme İtiraz Değerlendirme Komisyonunca incelenmesi ya da Görmeye Yardımcı Tıbbi Malzeme İtiraz Değerlendirme Komisyonuna iletilmeksizin reçete inceleyen birimler tarafından reçetelerin tamamının incelenmesi için itirazda bulunulabilir.

b) Tamamı incelenen reçetelerde kesinti oranının artması durumunda örneklem dışındaki reçeteler için itirazda bulunulabilir.

Reçetelerin Görmeye Yardımcı Tıbbi Malzeme İtiraz Değerlendirme Komisyonunca değerlendirilmesinin ardından ilgili faturanın tamamının incelenmesi talep edilemez.

Örnekleme yöntemini kabul etmeyen optisyenlik müessesesinin kesintilerle ilgili itirazları ise sağlık sosyal güvenlik merkezi tarafından değerlendirilerek karara bağlanır.

Görmeye yardımcı tıbbi malzeme itiraz değerlendirme komisyonu

Komisyon, sosyal güvenlik il müdürü, sağlık sosyal güvenlik merkez müdürü veya görevlendireceği personel başkanlığında, sosyal güvenlik il müdürlüğünde veya sağlık sosyal güvenlik merkez müdürlüğünde görev yapan bir personel ile fatura eki belgeleri incelenen optisyenlik müessesesinin hak ve alacaklarından vazgeçme konusunda yetkilendirilmiş olan bir temsilcisi olmak üzere üç üyeden oluşur.

Komisyon, inceleme birimleri tarafından yapılan inceleme sonucu oluşan kesinti tutarlarına optisyenlik müessesesi tarafından yapılan itirazları değerlendirmek üzere itirazın Kurum kayıtlarına girdiği tarihi takip eden 5 iş günü içinde toplanır.

Komisyon kararları 10 iş günü içerisinde oyçokluğu ile alınır.

Komisyonda, optisyenlik müessesesi tarafından itiraz edilen reçete ve eki belgelerin incelemesi yapılır.

Komisyon, itiraza konu reçetelere ait her türlü bilgi ve belgeyi optisyenlik müessesesinden talep etme yetkisine sahiptir.

Komisyon toplantılarına reçetesi incelenen optisyenlik müessesesinin yetkilendirilmiş temsilcisinin mücbir sebepler hariç olmak üzere katılmaması halinde, diğer üyeler tarafından bu durum tutanak altına alınır ve yapılan kesintilere ait itirazlar katılımcılar tarafından değerlendirilerek karara bağlanır. Alınan kararlar nihai olup karar ile ilgili Kuruma itirazda bulunulamaz.

Komisyonda alınan kararlar tutanak altına alınarak komisyon kararının sonucu hakkında itiraz eden optisyenlik müessesesine yazılı olarak bilgi verilir.

Komisyon tarafından alınan kararlar nihai olup Komisyona veya Kuruma yapılacak itirazlar değerlendirmeye alınmaz.

Sözleşmeli Satış Merkezi/Merkez Tarafından Ayakta Tedavide Kullanılan Tıbbi

Malzemelere Ait Fatura Eki Belgelerin Örneklenmesi ve İncelenmesi

İlgili mevzuatta tanımlanmış olan tıbbi malzeme fatura eki belgeleri 5502 sayılı Kanunun Ek 1 inci maddesine göre %5 ila %10 oranında genel sonuçlar verecek şekilde basit rastgele yöntem ile örneklenerek incelenir. Reçete sayısının 10’dan az olması durumunda tamamı incelenir.

Kurum ihtiyaç duyduğu hallerde fatura eki belgelerin tamamını incelemeye yetkilidir.

Kurumla sözleşmeli satış merkezi/merkez tarafından düzenlenen fatura eki belgelerin incelenmesinde;

a) Kurumca yayımlanan mevzuat ve sözleşme hükümlerinde yapılan düzenlemelere göre reçetelerinin tamamının incelenmesi hüküm altına alınmış olan satış merkezi/merkez haricinde,

b) %5 ila %10 oranında örnekleme yöntemini kabul eden satış merkezi/merkez reçete ve eklerinden sadece örnekleme sonucu tespit edilen reçete ve ekleri,

c) Örnekleme yöntemini kabul etmeyen satış merkezinin/merkezin tüm reçete ve ekleri,

Kurumca görevlendirilen personel tarafından ilgili mevzuat, sözleşme hükümleri ve tıbbi uygunluk yönünden incelenir.

Yurt dışı sigortalılara ait reçetelerde, sosyal güvenlik il müdürlüklerince düzenlenmiş ve onaylanmış Sosyal Güvenlik Sözleşmesine Göre Sağlık Yardım Belgesi aslı veya fotokopisi ile müracaat eden kişilere ait faturalar ülke bazında ayrı ayrı olmak üzere manuel olarak düzenlenir ve tamamı incelenir.

İtirazlar

Tıbbi malzeme satış merkezi/merkez, incelenen fatura dönemine ait oluşan kesinti tutarı ve gerekçelerine ilişkin kabul ya da itiraz yönündeki kararını, Kurum bilgi işlem sisteminde ‘‘incelendi’’ ibaresinin belirdiği veya tebliğ edildiği tarihi takip eden 5 iş günü içinde Kurum bilgi işlem sistemi üzerinden bildirir. İtiraza konu her bir reçeteye ilişkin gerekçelerin yer aldığı itiraz dilekçesi Kurumun resmi internet sitesinde duyurulan ilgili birimine verilir. İtirazların faks ile bildirilmesi halinde, bildirimin aslının elden, iadeli taahhütlü posta ya da kargoya 3 iş günü içerisinde verilerek Kuruma gönderilmesi gerekir. Belirtilen süre içinde itiraz etmeyen tıbbi malzeme satış merkezleri tarafından kesinti tutarı kabul edilmiş sayılır.

İtiraz dilekçesinde gerekçesi belirtilmemiş olan itirazlar değerlendirmeye alınmaz.

İtiraz sürelerinin tespitinde itiraza ilişkin evrakın elden verilmesi ya da itirazın normal posta ile yapılması halinde Kurum kayıtlarına girdiği tarih, iadeli taahhütlü posta ya da kargo yoluyla gönderilmesi halinde ise posta ya da kargoya veriliş tarihi elektronik ortamda yapılması durumunda da sisteme kayıt tarihi esas alınır.

Kurumca yayımlanan mevzuat ve sözleşme hükümlerinde yapılan düzenlemelere göre reçetelerinin tamamının incelenmesi hüküm altına alınmış satış merkezi/merkez ve örnekleme yöntemini kabul etmeyen satış merkezi/merkez tarafından yapılan itiraz Tıbbi Malzeme İtiraz Değerlendirme Komisyonu tarafından değerlendirilerek karara bağlanır.

Kurumca örnekleme yöntemi ile yapılan inceleme sonucunda tespit edilen kesinti oranının %10’un üzerinde olması halinde;

a) Kesinti yapılan reçetelerin Tıbbi Malzeme İtiraz Değerlendirme Komisyonunca incelenmesi ya da Tıbbi Malzeme İtiraz Değerlendirme Komisyonuna iletilmeksizin reçete inceleyen birimler tarafından, reçetelerin tamamının incelenmesi için itirazda bulunulabilir.

b) Tamamı incelenen reçetelerde kesinti oranının artması durumunda örneklem dışındaki reçeteler için itirazda bulunulabilir.

İncelenen fatura dönemi ile ilgili olarak Komisyona yapılan itirazlarla ilgili alınan kararlar nihaidir. Satış merkezi/merkez tarafından, aynı fatura dönemiyle ilgili olarak Kuruma yeniden herhangi bir itirazda bulunulamaz.

Ayakta tedavide kullanılan tıbbi malzeme itiraz değerlendirme komisyonu
Komisyon, Sağlık Sosyal Güvenlik Merkezi Müdürü veya görevlendireceği personel başkanlığında, Sağlık Sosyal Güvenlik Merkezinde görev yapan bir sağlık hizmetleri sınıfı personeli ile fatura eki belgeleri incelenen satış merkezinin/merkezin hak ve alacaklarından vazgeçme konusunda yetkilendirilmiş olan bir temsilcisi olmak üzere üç üyeden oluşur.

Komisyon, inceleme birimleri tarafından yapılan inceleme sonucu oluşan kesinti tutarlarına satış merkezi/merkez tarafından yapılan itirazları değerlendirmek üzere itirazın Kurum kayıtlarına girdiği tarihi takip eden 5 iş günü içinde toplanır.

Komisyon kararları 10 iş günü içerisinde oy çokluğu ile alınır.

Komisyon toplantılarına reçetesi incelenen satış merkezinin/merkezin yetkilendirilmiş temsilcisinin mücbir sebepler hariç olmak üzere katılmaması halinde, diğer üyeler tarafından bu durum tutanak altına alınır ve yapılan kesintilere ait itirazlar katılımcılar tarafından değerlendirilerek karara bağlanır.

Alınan kararlar nihai olup karar ile ilgili Kuruma itirazda bulunulamaz.

Komisyon, itiraza konu fatura eki belgelere ait her türlü bilgi ve belgeyi satış merkezinden/merkezden talep etme yetkisine sahiptir.

Komisyon tarafından alınan kararlar ile ilgili MEDULA-Tıbbi Malzeme Provizyon Sistemi üzerinde yapılması gereken değişiklikler, Komisyon ya da ilgili merkez müdürü tarafından görevlendirilen personel tarafından yapılır.

Komisyonda alınan kararlar tutanak altına alınarak Komisyon kararının sonucu itiraz eden satış merkezine/merkeze yazılı olarak bildirir.

Ödeme İşlemleri

Ödemeler her ayın 15 inci gününde yapılır. 15 inci günün hafta sonu veya resmi tatil olması halinde, ödeme takip eden ilk iş gününde yapılır.

Sağlık hizmeti sunucusuna, fatura eki belgelerin teslim tarihinden itibaren 60 gün içerisinde incelemesi tamamlanmış olan fatura eki belgelerin, kesinti tutarları hariç olmak üzere geri kalan tutarı 60 ıncı güne kadar ödenir. Sağlık hizmeti sunucusu serbest eczanelerce temin edilen kan ürünleri ve hemofili fatura eki belgelerinin teslim tarihinden itibaren 15 gün içerisinde incelemesi tamamlanmış olan fatura eki belgelerinin, kesinti tutarları hariç olmak üzere geri kalan tutarı 15 inci güne kadar ödenir.

Teslim tarihinden itibaren 60 gün içerisinde incelenmesi tamamlanamayan sağlık hizmetlerine ait fatura döneminde tahakkuk eden tutarın tamamı 60 ıncı gün avans olarak ödenir ve inceleme işlemlerine devam edilir. Sağlık hizmeti sunucusu serbest eczanelerce temin edilen kan ürünleri ve hemofili fatura eki belgelerinin teslim tarihinden itibaren 15 gün içerisinde incelenmesi tamamlanamayan sağlık hizmetlerine ait fatura döneminde tahakkuk eden tutarın tamamı 15 inci gün avans olarak ödenir ve inceleme işlemlerine devam edilir. Fatura ve eki belgeler, fatura teslim tarihinden itibaren üç ay içinde incelenerek avans hesabı kapatılır. İnceleme süresinin takip eden mali yıla sirayet etmesi durumunda, avans artıkları hakkında 5018 sayılı Kanunun 35 inci maddesindeki akreditiflere ilişkin hükümler uygulanır.

Süresi içinde itirazların yapılmaması durumunda kesinti tutarı sağlık hizmeti sunucusu tarafından kabul edilmiş sayılır ve inceleme sonucu belirlenen tutarda ödeme yapılır.

İnceleme sonucu fazla ödeme yapıldığının tespiti hâlinde; söz konusu fazla ödeme sağlık hizmeti sunucusunun varsa Kurumdaki alacağından kanuni faizi ile birlikte mahsup edilir. Alacağının bu miktarı karşılamaması veya alacağının bulunmaması durumunda ise genel hükümlere göre tahsil edilir.

Sağlık hizmeti sunucusuna ödenecek olan fatura tutarından Kurum alacakları mahsup edilerek geriye kalan tutar ilgili ödeme döneminde sağlık hizmeti sunucusuna bildirilir ve süresinde ödenir.

Götürü bedel sözleşmesi imzalayan Sağlık Hizmet Sunucularının ödemeleri taraflarca sözleşmede belirlenen sürelerde yapılır.

Kurumca sözleşmesi/protokolü feshedilen veya yeni sözleşme/protokol yapılmayan sağlık hizmeti sunucusuna; Kurum kayıtlarında bulunan tüm fatura dönemlerine ait inceleme, denetim ve itiraz işlemleri sonuçlanıncaya kadar herhangi bir ödeme yapılmaz.

Kurumca sözleşmesi/protokolü nitelikli dolandırıcılık nedeniyle feshedilen sağlık hizmeti sunucusuyla herhangi bir nedenle sözleşme yenilenmiş olsa dahi Kurum kayıtlarında bulunan tüm fatura dönemlerine ait inceleme, denetim ve itiraz işlemleri sonuçlanıncaya kadar herhangi bir ödeme yapılmaz.

Sağlık Hizmeti Sunucuları Değerlendirme İşlemleri

Kuruma iletilen şikâyet ve ihbar sonucu yapılan denetimler ile Kurum tarafından yapılan planlı denetim, inceleme ve soruşturmalar doğrultusunda;

a) Tespit edilen veya öngörülen Kurum zararının; sağlık hizmet sunucusunun ödemesinin durdurulmasının talep edildiği tarihten önceki altı aylık muaccel veya müeccel alacaklarına ait fatura ortalamasının % 5’inden fazla olması,

b) İnceleme veya soruşturma esnasında Kurum zararına sebep olan fiillerin incelenebilen dönemlerin dışındaki dönemlerde de gerçekleştiğine dair emarelerin bulunması,

c) Sağlık hizmeti sunucusunun sağlık hizmeti vermemesi, inceleme veya soruşturma sürerken sağlık hizmeti vermekten vazgeçmesi,

ç) Kayıt ve belgelerini ibrazdan kaçınması,

d) Sağlık hizmeti sunucusunun muvazaalı olarak işletildiğine dair delil veya emarelerin bulunması,

e) Sağlık hizmeti sunucusunun diğer işletmelerinde de Kurum zararına yol açan fiil ve eylemlerin varlığı,

gibi hallerin gerçekleşmesi durumlarında sağlık hizmeti sunucusu hakkında karar alınmak üzere Sağlık Hizmeti Sunucuları Değerlendirme Komisyonuna iletilir.

Sağlık hizmeti sunucuları değerlendirme komisyonu

Komisyon, Genel Sağlık Sigortası Genel Müdürü veya Genel Müdürünün görevlendireceği bir Genel Müdür Yardımcısı başkanlığında Genel Sağlık Sigortası Genel Müdürlüğü bünyesinde görev alan iki Daire Başkanı, Strateji Geliştirme Başkanlığında görevli bir daire başkanı, Rehberlik ve Teftiş Başkanlığında görevli bir refakat müfettişi, Hukuk Müşavirliğinde görevli bir hukuk müşaviri ile komisyona iletilen dosyanın ön incelemesini yapan birimden yetkili bir personel olmak üzere yedi üyeden oluşur.

Sağlık Hizmeti Sunucuları Değerlendirme Komisyonu ve Sağlık Hizmeti Sunucuları Değerlendirme Üst Komisyonu sekretarya işlemleri sağlık hizmeti sunucuları sözleşmelerini yürüten Daire Başkanlığınca yürütülür.

Komisyon, ön incelemesi yapılan sağlık hizmeti sunucusunu değerlendirmek üzere dosyanın Genel Sağlık Sigortası Genel Müdürlüğü kayıtlarına girdiği tarihi takip eden 5 iş günü içinde toplanır.

Komisyonun kurulması ve karar alması için üyelerin tamamının bulunması esastır, kararlar oy çokluğu ile alınır. Alınan karar ilgili sağlık hizmeti sunucusuna ve Kurumun ilgili birimlerine uygulanmak üzere ivedilikle tebliğ edilir.

Alınan kararlara yapılacak itirazların, sağlık hizmeti sunucusuna tebliğ edildiği tarihi takip eden beş iş günü içinde Kuruma elden yapılması gerekir. İtiraz kararın uygulanmasını durdurmaz. Komisyon kararına yapılan itirazlar Sağlık Hizmeti Sunucuları Değerlendirme Üst Komisyonunca değerlendirilir.

Komisyon ödemesi durdurulacak tutarın üst sınırını, her bir ay için aylık fatura tutarının % 80’ini geçmeyecek şekilde belirler.

Sağlık hizmeti sunucuları değerlendirme üst komisyonu
Komisyon, Kurum Başkanı veya Kurum Başkanının görevlendireceği Başkan Yardımcısı başkanlığında Genel Sağlık Sigortası Genel Müdürü, Rehberlik ve Teftiş Başkanı, Birinci Hukuk Müşaviri ve Strateji Geliştirme Başkanı olmak üzere beş üyeden oluşur.

Komisyon, Sağlık Hizmeti Sunucuları Değerlendirme Komisyonunun aldığı karara itirazı değerlendirmek üzere itirazın Kurum kayıtlarına girdiği tarihi takip eden beş iş günü içinde toplanır.

Komisyonun kurulması ve karar alması için üyelerin tamamının bulunması esastır, kararlar oy çokluğu ile alınır.

Alınan kararlar nihai olup ilgili sağlık hizmeti sunucusuna ve Kurumun ilgili birimlerine uygulanmak üzere ivedilikle tebliğ edilir.

Yersiz ödemelerin geri alınması

Kurumca işverenlere, sigortalılara, isteğe bağlı sigortalılara gelir veya aylık almakta olanlara ve bunların hak sahiplerine, genel sağlık sigortalılarına ve bunların bakmakla yükümlü olduğu kişilere, fazla veya yersiz olarak yapıldığı tespit edilen bu Kanun kapsamındaki her türlü ödemeler;

a) Kasıtlı veya kusurlu davranışlarından doğmuşsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla on yıllık sürede yapılan ödemeler, bu ödemelerin yapıldığı tarihlerden,

b) Kurumun hatalı işlemlerinden kaynaklanmışsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla beş yıllık sürede yapılan ödemeler toplamı, ilgiliye tebliğ edildiği tarihten itibaren yirmidört ay içinde yapılacak ödemelerde faizsiz, yirmidört aylık sürenin dolduğu tarihten sonra yapılacak ödemelerde ise bu süre sonundan,

itibaren hesaplanacak olan kanunî faizi ile birlikte, ilgililerin Kurumdan alacağı varsa bu alacaklarından mahsup edilir, alacakları yoksa genel hükümlere göre geri alınır.

Alacakların yersiz ödemelere mahsubu, en eski borçtan başlanarak borç aslına yapılır, kanunî faiz kalan borca uygulanır. Bu hüküm ilgili hak sahiplerinin muvafakat etmeleri kaydıyla, aynı dosyadan diğer bir hak sahibine yapılan yersiz ödemelere mahsubunda da uygulanır.

Yersiz ödemenin gelir ve aylıklardan kesilmesinde, kesintinin başlayacağı ödeme dönemi başı itibarıyla kanunî faizi ile birlikte hesaplanan borç tutarı, gelir ve aylıktan % 25 oranında kesilmek suretiyle uygulanır.

Yersiz ödemelerin tespiti ile geri alınmasına ve bu maddenin uygulanmasına ilişkin usûl ve esaslar, 27.09.2008 tarih ve 27010 Sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Fazla Veya Yersiz Ödemelerin Tahsiline İlişkin Usul Ve Esaslar Hakkında Yönetmelik ile belirlenmiştir. Sosyal Güvenlik Kurumunca işverenlere, sigortalılara, isteğe bağlı sigortalılara gelir veya aylık almakta olanlara ve bunların hak sahiplerine, genel sağlık sigortalılarına ve bunların bakmakla yükümlü olduğu kişilere, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu kapsamında fazla veya yersiz olarak yapılan her türlü ödemenin tespiti ve tahsili yönetmelikte belirtilen esaslara göre yapılır.

Fazla veya yersiz ödeme, Kurumca işverenlere, sigortalılara, isteğe bağlı sigortalılara, gelir veya aylık almakta olanlara ve bunların hak sahiplerine, genel sağlık sigortalılarına ve bunların bakmakla yükümlü olduğu kişilere, fazla veya yersiz olarak yapıldığı tespit edilen Kanun kapsamındaki her türlü ödemedir.

Fazla veya Yersiz Ödemenin Kapsamı, Tespiti, Değerlendirilmesi, Tahakkuku ve Tebliği
İlgililerin kasıtlı ve kusurlu davranışlarından doğan fazla veya yersiz ödemeler

  • Kuruma verilen veya ibraz edilen belgelerle gerçeğe aykırı bildirimde bulunulması,
  • Örneği Kurumca hazırlanan belgelerle bildirilmesi taahhüt edilen durum değişikliklerinin bir ay içinde Kuruma bildirilmemesi,
  • Kanunda öngörülen şartlar yerine gelmediği hâlde, sahte bilgi ve belgelerle sağlık hizmetleri ve diğer haklardan, ödeneklerden yararlanılması,
  • Sahte hizmet kazandırılmak suretiyle sağlık hizmetleri ve diğer haklardan, ödeneklerden yararlanılması ilgililerin kasıtlı ve kusurlu davranışlarını oluşturur.

Bu durumlardan herhangi birinin tespit edildiği tarihten geriye doğru en fazla on yıllık süre içinde yapılan fazla veya yersiz ödemeler, her bir ödemenin yapıldığı tarihten itibaren hesaplanacak kanunî faizi ile birlikte tahsil edilir.

Kurumun hatalı işlemlerinden doğan fazla veya yersiz ödemeler
İlgililerin kasıtlı ve kusurlu davranışları dışında kalan, Kurum çalışanlarının kasıtlı veya kusurlu davranışı, ihmali, dikkatsizliği ve bilgisizliği gibi sebeplerden kaynaklanan yersiz ödemeler Kurumun hatalı işlemlerini oluşturur.
Bu durumlardan herhangi birinin tespit edildiği tarihten geriye doğru en fazla beş yıllık süre içinde yapılan ödemeler, borcun ilgiliye tebliğ edildiği tarihten itibaren yirmi dört ay içinde ödendiği takdirde faizsiz, yirmi dört aylık sürenin dolduğu tarihten sonra yapılacak ödemeler, bu sürenin dolduğu tarihten itibaren hesaplanacak olan kanunî faizi ile birlikte tahsil edilir.

Kurumun hatalı işlemlerinden doğan fazla veya yersiz ödemelerin, borcun ilgiliye tebliğ edildiği tarihten itibaren 1 ay içinde borç miktarının def’aten ödenmemesi veya borç taksitlendirilmiş ise taksitlerin ödeme planına uygun ve vadesinde düzenli olarak ödenmemesi halinde alacağın tahsili için alacak takip dosyası hukuk birimine intikal ettirilir.

Fazla veya yersiz ödemenin tespiti
Fazla veya yersiz ödeme; kontrol, denetim, inceleme, Sayıştayca kesin hükme bağlama veya yargılama sonucunda tespit edilir. Sayıştay denetçileri tarafından düzenlenen sorgular ihbar kabul edilerek, Kurumca denetim veya inceleme başlatılabilir.

Fazla veya yersiz ödemeden kaynaklanan alacağın tahakkuk ettirilmesi
Düzenlenen borç tablosu üzerinde ilgilinin kasıtlı ve kusurlu davranışı sebebiyle yapılan fazla veya yersiz ödemelerin her biri için, ödemenin yapıldığı tarihten hatalı işlemin tespit edildiği tarihe kadar kanunî faiz hesaplanır. Yapılan ödemeler ve hesaplanan faiz toplamı ilgilisi adına borç kaydedilir. Bu şekilde tahakkuk ettirilecek borçlarda daha sonra hesaplanacak faizler için faiz başlangıç tarihi borcun tespit edildiği tarihtir. Ancak, Kurumun hatalı işlemlerinden kaynaklanan fazla veya yersiz ödemeler için borcun tahakkuk ettirilmesi sırasında her hangi bir faiz hesaplanmaz. Bu şekilde tahakkuk ettirilen borçlar için faiz başlangıç tarihi, borcun ilgiliye tebliğ edildiği tarihi takip eden yirmi dördüncü ayın bittiği tarihtir.

Fazla veya yersiz ödemelerin tebliği
Fazla veya yersiz ödemeden kaynaklanan alacaklar, merkezde ilgili birimlerce, taşrada ise sosyal güvenlik kurumu il müdürlüklerince düzenlenen Borç Bildirim Belgesi ile 7201 sayılı Tebligat Kanununa göre ilgililere tebliğ edilir.

Yargılama sonucunda hükme bağlanan ve taraflara tebliğ edilen fazla veya yersiz ödemelerden kaynaklanan alacaklara ilişkin kararın kesinleşmesi beklenmeksizin, takip işlemlerine başlanır. Yargılama sonucunda verilen tazmine ilişkin kararlar, temsile yetkili hukuk birimlerine intikal ettirilerek takibi sağlanır.

İtiraz merkezde ilgili birimce, taşrada ise il müdürlüklerince başvuru tarihinden itibaren on iş günü içinde değerlendirme onayını veren merciin amiri tarafından karara bağlanır. İtiraz ve itirazı değerlendirme süresi ödeme süresini değiştirmez.

Fazla veya yersiz ödemelerde uygulanacak faiz
Fazla veya yersiz ödemelerin geri alınmasında 4/12/1984 tarihli ve 3095 sayılı Kanunî Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun hükümleri uygulanır.

Fazla veya Yersiz Ödemenin Tahsili
Kurumca ilgililere fazla veya yersiz olarak yapıldığı tespit edilen ödemeler, ilgililerin Kurumdan alacaklarından mahsup edilmek, gelir ve aylıklarından kesinti yapılmak suretiyle tahsil edilir. Kurumdan her hangi bir alacağının bulunmaması hâlinde, genel hükümlere göre tahsil edilir.

Fazla veya yersiz ödemeler, öncelikle ve her durumda kişinin varsa Kurumdan birikmiş her türlü alacaklarının tamamından mahsup suretiyle tahsil edilir. Yapılan kesintiler öncelikle borç aslına mahsup edilir ve kalan borç için faiz başlangıç tarihinden itibaren kanunî faiz hesaplanır.

Kamu Zararlarının Tahsiline İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik hükümlerine göre Kamu zararından doğan alacağın güvence altına alınması amacıyla İcra ve İflas Kanununda ihtiyatî haciz için öngörülen şartların varlığı ve kamu idaresi üst yöneticisinin de gerekli görmesi halinde, mahkeme kararı veya Sayıştay ilâmı tebliğ edilinceye kadar, alacaklı kamu idaresince kamu alacağını güvence altına almak amacıyla yetkili mahkemeden karar alınarak, sorumluların ve ilgililerin mal, hak ve alacakları üzerine ihtiyatî haciz konulur.

İhtiyatî haciz kararının verildiği tarihten itibaren on gün içinde icra dairesinden kararın uygulanması talep edilir. Aksi halde ihtiyatî haciz kararı kendiliğinden kalkar. İhtiyatî haciz kararının uygulanmasında icra dairesinin gecikmesi halinde, alacaklı kamu idaresini temsile yetkili hukuk birimince kararı uygulayacak olan icra dairesinin bağlı olduğu icra mahkemesine başvurularak kararın infazının sağlanması talep edilir.

Fazla veya yersiz ödeme, sorumlulardan ve/veya ilgililerden, zararın oluştuğu tarihten itibaren ilgili mevzuatına göre hesaplanacak faiziyle birlikte tahsil edilir. Tespit edilen kamu zararları, rızaen ve sulh yolu ile ödenmek, takas yapılmak, İcra ve İflas Kanunu hükümleri uygulanmak suretiyle haciz ya da iflas yoluyla tahsil edilir.

Fazla veya Yersiz Ödemenin tespiti ve tahsilinde zamanaşımı
Fazla veya yersiz ödeme Kamu zararından doğan alacak olarak kabul edilmekte olup, zamanaşımı süresi, zamanaşımını kesen ve durduran genel hükümler saklı kalmak kaydıyla, on yıldır.
Zamanaşımı süresi, 17 nci maddede kamu zararının oluştuğu kabul edilen tarihi takip eden malî yılın başında işlemeye başlar ve onuncu yılın sonunda biter.
Borç aslı zamanaşımına uğramış olan kamu zararından doğan alacakların faizleri de zaman aşımına uğrar.

Zamanaşımını kesen ve durduran haller
Fazla veya yersiz ödemeden doğan alacaklarda zamanaşımı Türk Borçlar Kanununda belirtilen hallerde kesilir. Zamanaşımının kesildiği durumlarda, kesilme tarihinden itibaren yeni zaman aşımı süresi işlemeye başlar. Sorumlunun ve/veya ilgilinin borcunu bir senetle kabullenmesi veya borcun mahkeme kararı ile belirlenmesi halinde de yeni zamanaşımı süresi on yıldır.
Türk Borçlar Kanununda belirtilen hallerde zamanaşımı durur. Bu durum ortadan kalktığında zamanaşımı, kaldığı yerden işlemeye devam eder.

SGK Yersiz Ödeme Ve Ceza Koşulu İptali

Tıbbi Cihaz Satış Merkezleri Hakkında Uygulanan SGK Yersiz Ödeme Ve Ceza Koşulu İptali

Tıbbi cihaz ve malzeme tedarikçileri, Sağlık hizmet sunumu bakımından basamaklandırılamayan diğer sağlık hizmeti sunucuları olarak ve Sağlık Bakanlığı tarafından ruhsatlandırılan; tıbbi cihaz ve malzemelerin dağıtımının, satışının veya kişiye özel üretilip uygulamasının yapıldığı yerler olarak ifade edilmektedir. Bu merkezler, Sağlık Bakanlığı Tıbbi Cihaz Satış, Reklam ve Tanıtım Yönetmeliği hükümleri doğrultusunda ruhsatlandırılır ve sorumlu müdür, satış ve tanıtım elemanı, klinik destek elemanı olarak çalışacak olan personele bu görevleri yapabilmeleri için İl Sağlık Müdürlükleri tarafından verilen belgeyi Çalışma belgesi verilir. 

Tıbbi Cihaz Satış Merkezlerince, SGK tarafından sağlık hizmet bedelleri karşılanan kişiler ile ikili sosyal güvenlik sözleşmeleri çerçevesinde sağlık hizmeti bedelleri Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından karşılanan kişiler için sağlık hizmeti sunucularınca düzenlenen sağlık raporları doğrultusunda reçete muhteviyatı sözleşmeye konu cihazlar/malzemeleri, imzaladığı bu sözleşme hükümleri çerçevesinde karşılanır. 

Sosyal Güvenlik Kurumu Ayakta Tedavide Kullanılan Hazır Tıbbi Malzemelerin Teminine İlişkin  Sözleşme’yi bir satış merkezi sahibi ve sorumlu müdürü ile imzalamaktadır. Bu anlamda sözleşmenin iki tarafının yanında sorumlu müdür de sözleşmeyi imzaladığı için üç taraflı bir sözleşme yapılmaktadır. Bu sözleşme 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve diğer kanunlardaki özel hükümler gereği sağlık hizmeti bedelleri Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından karşılanan kişiler adına SUT’ta tanımlı sağlık hizmeti sunucuları tarafından sağlık raporu ve reçete düzenlenmesi suretiyle kullanılması öngörülen hazır protez ve ortezler, tıbbi sarf malzemelerin temin edilmesine yöneliktir. 

Satış merkezi sahibi, Sağlık Bakanlığı Tıbbi Cihaz Satış, Reklam ve Tanıtım Yönetmeliği kapsamında ruhsat almış işletmeyi açan satış merkezinin sahibi gerçek kişilik ise (şahıs firması) sahibinin kendisini, satış merkezi sahibi tüzel kişilik ise tüzel kişiliği temsile yetkili kişidir. 

Sözleşmenin yürütümünden sorumlu Kurum Taşra Teşkilatı tarafından, satış merkezi sahibine/sorumlu müdürüne MEDULA sistemi şifresi verilir.  

Medikal Malzeme, Tıbbi Sarf Malzemesi 

İnsanda kullanıldıklarında aslî fonksiyonunu farmakolojik, immünolojik veya metabolik etkiler ile sağlamayan, fakat fonksiyonunu yerine getirirken bu etkiler tarafından desteklenebilen ve insan üzerinde yaralanma veya sakatlığın tanısı, izlenmesi, tedavisi, hafifletilmesi veya mağduriyetin giderilmesi  amacıyla üretilmiş tek başına veya birlikte kullanılabilen her türlü malzemelere malzeme ya da tıbbi sarf malzemesi denir.  

İnsan vücudunun herhangi bir organının hareketlerine yönelik olarak kolaylaştırma, kısıtlama, sabitleme, yardımcı olma, önleme veya düzeltme amacıyla kullanılan araç, alet ve  cihazlara ortez denir. 

Protez: Olmayan bir organın yerini alabilecek araç, alet ve cihazlara protez denir. 

SUT eki listelerde yer alan hazır protezleri ve ortezlerine cihaz denir. 

Denetim ve Soruşturma 

Kurum,  satış merkezinden fatura edilen cihazlar/malzemeler ile ilgili her türlü bilgi, belge ve dokümanları isteme, inceleme, kopyalarını alma, satış merkezi sorumlu müdürünün, sahibinin, çalışanlarının ya da sağlık hizmeti sunucularının bilgisine başvurma ve denetim yetkisine sahiptir. Kurum bu yetkisini, uygun gördüğü zamanda ve yerde görevlendireceği personel aracılığıyla veya ihtiyaç duyulması halinde Kurum dışı kişi veya kuruluşlara yaptırmak suretiyle kullanır.

Kurum, satış merkezi tarafından verilen hizmetlere ilişkin bilgi ve belgeleri, verilen hizmetin niceliğini, niteliğini ve sözleşme kapsamına uygunluğunu kontrol eder.

Denetim ve incelemeler sırasında gerekli hallerde Kurum dışına yaptırılan bilirkişi incelemelerine ilişkin giderler satış merkezinden tahsil edilir.

Kurum, kapsamdaki kişiler tarafından alınan sağlık hizmetlerinin denetlenmesini genel sağlık sigortası hükümleri sözleşme hükümleri yönünden, elektronik ve yazılı belgelerin üzerinden veya merkezin bünyesinde yapacağı denetlemelerle de yürütme yetkisine sahiptir. Kurum bu denetimleri ihbar veya şikayete bağlı olarak, gerekçeli olarak veya benzeri nedenlerle yapabilir. 

Satış merkezi düzenledikleri veya tutmak zorunda oldukları her türlü kayıt, fatura ve eki belgeler ile hazırlanması istenilen tablo ve raporları denetim süresi içinde denetim ekibine göstermek, vermek, incelenmesine yardımcı olmak zorundadır. Zira, Kurum sağlık hizmetleri sunumunda hakkaniyet, verimlilik ve etkinliğin sağlanması amacıyla sağlık harcamalarına ait her türlü veri ve bilgiye ulaşma hakkına sahiptir.

Kurum tarafından satış merkezine yapılacak ceza koşulu ve/veya uyarı ve/veya fesih cezaları ile ilgili tebligatlar sözleşmede belirttiği adresine, satış merkezi tarafından Kuruma yapılacak bildirimler ise Kurumun Taşra Teşkilatına 7201 sayılı “Tebligat Kanunu” hükümlerine göre yapılır. 

Sağlık hizmet sunucuları, Sağlık Bakanlığı ve sözleşme imzaladıkları SGK tarafından denetlenmektedir. Bu anlamda Sağlık Bakanlığı İl sağlık müdürlüğü tarafından yapılan iki yılda bir defa zorunlu olmak üzere  denetleme yapılmaktadır. Bu süreli denetimin dışında şikayet ya da gerekli görülen hâllerde Sağlık Bakanlığı tarafından da denetlenmektedir. Bakanlığın yaptığı denetimlerde, satış merkezlerinde, satış, tanıtım ve reklam faaliyetleri ile bu faaliyetlerde kullanılan her türlü malzeme ve yöntem denetlenir. 

Mevzuatta belirlenen ilkelere uymayan veya kamu sağlığı yönünden uygunsuz bulunan satış faaliyetlerinin durdurulması, iptali ya da sunulan bilgilerin düzeltilmesi satış merkezinden istenir. Denetimlerde tespit edilen eksiklikler veya aykırılıkların giderilmesi için, satış merkezine eksiklik veya aykırılığın durumuna göre süreler verilir. Bu sürenin sonunda eksikliklerin giderilip giderilmediği hususunda tekrar yerinde denetim yapılır. Bu süre içerisinde eksikliklerin ya da aykırılıkların giderilmemiş olması hâlinde, satış merkezinin faaliyeti belirtilen süre boyunca durdurulur. 

İl Sağlık Müdürlüğü tarafından istenen bilgi ve belgelerin gönderilmemesi, belirtilen süre içerisinde personel değişikliklerinin bildirilmemesi, denetim esnasında denetim ekibinin istediği bilgi ve belgelerin verilmemesi veya denetimin engellenmesi hallerinde satış merkezinin faaliyeti on beş gün süreyle geçici olarak durdurulur. Satış merkezinin yetki belgesi,  iki kez geçici faaliyet durdurma uygulanmasına rağmen bu hususlardaki eksikliğinin devam ettiğinin denetim elemanlarınca tespit edilmesi durumunda, sorumlu müdür çalıştırmaksızın hizmet verildiğinde, geçici faaliyet durdurma cezası uygulandığı süre içerisinde faaliyete devam edildiğinin tespiti hâlinde süresiz olarak iptal edilir. Yetki belgesi iptal edilen satış merkezine iki yıl içinde tekrar yetki belgesi verilmez. Böylece satış merkezleri süresiz olarak kapatılır. 

Diğer yandan, Sağlık hizmet sunucuları olarak ifade edilen Tıbbi Cihaz Satış Merkezleri sözleşme imzaladığı SGK tarafından da denetlenmektedir.  Bu sözleşme Ayakta Tedavide Kullanılan Hazır Tıbbi Malzemelerin Teminine İlişkin  Sözleşmedir.  Bu sözleşme ile, ortez, protez, tıbbî araç ve gereç, kişi kullanımına mahsus tıbbî cihaz, tıbbî sarf, basit sıhhi sarf ve iyileştirici nitelikteki tıbbî sarf malzemeleri tıbbi malzeme kapsamında tedarik edilir. Bu sözleşme Kurum Taşra Teşkilatı olarak ifade edilen sözleşmenin yürütümünden sorumlu Kurumca yetkilendirilen ilgili Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğü Sağlık Sosyal Güvenlik Merkezlerine teslim edilir. 

Tıbbi Cihaz Satış Merkezlerine yapılacak ödemelerde Sgk Sağlık Uygulama Tebliği (SUT) geçerlidir. SUT hükümlerine aykırı olarak temin edilen cihaz ve malzeme bedelleri ödenmez, ödenmiş ise yapılan bu ödemeler yersiz ödeme kabul edilir ve mevzuat hükümleri çerçevesinde Tıbbi Cihaz Satış Merkezlerinden geri tahsil edilir. 

Bunun öncesinde, SGK’ya iletilen şikâyet ve ihbar sonucu yapılan denetimler ile SGK tarafından yapılan planlı denetim, inceleme ve soruşturmalar doğrultusunda, eğer, tespit edilen veya öngörülen Kurum zararının; sağlık hizmet sunucusunun ödemesinin durdurulmasının talep edildiği tarihten önceki altı aylık muaccel veya müeccel alacaklarına ait fatura ortalamasının % 5’inden fazla olması, inceleme veya soruşturma esnasında Kurum zararına sebep olan fiillerin incelenebilen dönemlerin dışındaki dönemlerde de gerçekleştiğine dair emarelerin bulunması, Sağlık hizmeti sunucusunun sağlık hizmeti vermemesi, inceleme veya soruşturma sürerken sağlık hizmeti vermekten vazgeçmesi, Kayıt ve belgelerini ibrazdan kaçınması, Sağlık hizmeti sunucusunun muvazaalı olarak işletildiğine dair delil veya emarelerin bulunması, Sağlık hizmeti sunucusunun diğer işletmelerinde de Kurum zararına yol açan fiil ve eylemlerin varlığı gibi hallerin gerçekleşmesi durumlarında sağlık hizmeti sunucusu hakkında karar alınmak üzere Sağlık Hizmeti Sunucuları Değerlendirme Komisyonuna iletilir. Bu komisyonun yapmış olduğu incelemeler sonucunda alınan kararlara karşı Sağlık Hizmeti Sunucuları Değerlendirme Üst Komisyonuna itiraz edilebilmektedir. 

Sözleşme kapsamında satış merkezine yapılan yersiz ödemeler ödeme tarihinden itibaren, sözleşmenin uygulanmasından kaynaklanan ceza koşulu ise tebliğ tarihinden itibaren   5510 sayılı Kanunun 89. maddesine göre hesaplanacak faizi  ile birlikte, satış merkezinin Kurumda tahakkuk etmiş alacağından mahsup edilir. Kurumda tahakkuk etmiş alacağı veya yeterli alacağı bulunmayan satış merkezleri için Kurum alacağı söz konusu faizi ile birlikte genel hükümlere göre tahsil edilir. 

SGK tarafından yapılan inceleme neticesinde, Sağlık hizmeti sunulmadığı halde sağlık hizmetini fatura ettiği, Faturayı veya faturaya dayanak oluşturan belgeleri, gerçeğe aykırı olarak düzenlediği, kapsam dışı tutulan sağlık hizmetlerini, kapsam içinde olan sağlık hizmetleri gibi gösterdiği, Sağlık hizmetlerine hak kazanmayan kişilere, sağlık hizmeti sunarak Kuruma fatura ettiği, belirlenen tavanın üzerinde ilave ücret aldığı tespit edilen sağlık hizmeti sunucuları hakkında genel hükümlere göre takip yapılır.

Tüm bunların içinde Türk Ceza Kanununa göre nitelikli dolandırıcılık kapsamında değerlendirilebilecek suç tespit edildiğinde, sağlık hizmet sunucusu hakkında suç duyurusu yapılabilecek ve sağlık hizmet sunucusu yetkilileri bu suçlama ile yargılanabileceklerdir. 

Sorumlu Müdür

Sorumlu müdür, Satış merkezlerinin Sağlık Bakanlığı Tıbbi Cihaz Satış, Reklam ve Tanıtım Yönetmeliği kapsamındaki faaliyetlerinden işleteni ile birlikte sorumlu olan ve ilgili Yönetmelikte tanımlanmış olan eğitimleri tamamlamış, adına çalışma belgesi düzenlenmiş, fesih/uyarı ve ceza koşullarına ilişkin hükümlerden doğan borçlardan müştereken ve müteselsilen sorumlu kişidir. 

Sorumlu müdürün satış merkezinde fiilen görev yapması esas olup satış merkezinin tüm faaliyetleriyle ilgili sorumluluğunu üstlenir.

Sorumlu müdür birden fazla satış merkezinde görev yapamaz.

Sorumlu müdürün seyahat, hastalık ve sair zorlayıcı sebeplerden dolayı satış merkezinden bir haftadan fazla süreyle ayrılması halinde, Sağlık Bakanlığı Tıbbi Cihaz Satış, Reklam ve Tanıtım Yönetmeliği hükümleri uyarınca çalışma belgesi düzenlenmiş satış ve tanıtım elemanı veya varsa klinik destek elamanlarından en az biri satış merkezinde bulunmak zorundadır.

Sorumlu müdürün görevine son verilmesi, istifası, sorumlu müdürlük şartlarını herhangi bir şekilde kaybetmesi durumunda, İl Sağlık Müdürlüğüne başvuru yapıldığı tarih itibarıyla 5 (beş) iş günü içinde satış merkezi sahibi veya sorumlu müdür tarafından Kuruma bildirilir. İl Sağlık Müdürlüğüne başvuru yapıldığı tarih itibarıyla Kurumla var olan sözleşme sona erer. Satış merkezi tarafından reçete kabul edilmez. Söz konusu tarihten sonra kabul edilen reçete bedelleri Kurumca ödenmez.

Sorumlu müdürün ve/veya satış merkezi sahibinin vefatı halinde 10 (on) iş günü içinde Kuruma bildirimde bulunulması zorunludur. 

Satış merkezi sahibi ve sorumlu müdür fesih/uyarı ve ceza koşullarına ilişkin hükümlerden doğan borçlardan müştereken ve müteselsilen sorumludurlar. 

Yönlendirme ve işbirliği yasağı

Satış merkezi, hastayı sağlık hizmeti sunucusuna veya hekime, aynı şekilde sağlık hizmeti sunucuları veya hekimler de hastayı belli satış merkezine yönlendiremez. Satış merkezi sahibi veya ortakları ile sorumlu müdürü satış merkezlerine hasta gönderilmesine yönelik olarak her ne şekilde olursa olsun, diğer sağlık hizmeti sunucuları ve üçüncü şahıslarla açık veya gizli işbirliği yapamaz, simsar ve benzeri yönlendirici personel bulunduramaz, reçete toplama ve yönlendirme yapamaz. Yönlendirme ve işbirliği yapıldığının tespit edilmesi ve/veya 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda belirtilen nitelikli dolandırıcılık fiillerini işleyen merkez hakkında ruhsat iptali de dahil olmak üzere gerekli tüm iş ve işlemler için keyfiyet Sağlık Bakanlığına bildirilir. 

Sağlık raporu, Uzman hekim raporu ya da Sağlık kurulu raporu  

SUT’ta belirtilen özel hükümler saklı kalmak kaydıyla ilgili tek uzman hekim tarafından düzenlenen başhekimlik mührü ve ıslak imza onayı bulunan sağlık raporuna Uzman hekim raporu denir. 

SUT’ta belirtilen özel hükümler saklı kalmak kaydıyla ilgili uzmanlık branşından üç uzman hekimin katılımıyla, ilgili uzmanlık branşından üç uzman hekim bulunmaması halinde ise ilgili branş uzmanı ile birlikte öncelikle bu uzmanlık branşına en yakın uzmanlık branşından olmak üzere başhekimin seçeceği diğer uzmanlık branşlarından uzman hekimlerin katılımı ile en az üç uzman hekimden oluşan sağlık kurullarınca düzenlenen başhekimlik mührü ve ıslak imza onayı bulunan sağlık raporuna  Sağlık kurulu raporu denir. 

Satış merkezi, sağlık hizmetlerinin sunumu açısından Tıbbi Malzeme Provizyon Sistemi de olarak ifade edilen Sağlık hizmeti kullanım verisi toplamak ve bu verilere dayanarak faturalama işlemini gerçekleştirmek amacıyla Kurum tarafından uygulanan ve işletilen elektronik bilgi sistemini olan MEDULA sisteminin gerektirdiği bilgi işlem altyapısını kendi bünyesinde oluşturmakla yükümlüdür. 

Satış merkezi, hizmet verdikleri hastalara ilişkin tüm bilgi ve belgeleri en az 10 (on)  yıl süreyle saklamak zorundadır. Verilen hizmetlerle ilgili bilgiler satış merkezinde kayıt altına alınır. Satış merkezinde yazışma, kayıt gibi işlemler bilgisayar ortamında tutulabilir. Ancak, bilgisayar ortamında kayıt tutulması, Kurum tarafından istenildiğinde yazılı kayıt sunma zorunluluğunu ortadan kaldırmaz. Bilgisayar kayıtlarının ve yazılı kayıt sisteminin düzenli tutulmasından satış merkezi sorumludur. 

Sağlık hizmeti bedelleri Kurum tarafından karşılanan ve Kurum mevzuatı doğrultusunda adına Ayakta tedavi kapsamında karşılanan tıbbi sarf malzemeleri ve hazır protez ve ortez, cihaz/malzemelere ilişkin reçete edilen hastalara, kendileri ya da hasta yakınları hasta adına teslim almaktadırlar. Teslim işlemi Hasta İşlem Formu ile yapılır. Hasta İşlem Formunda, Hastanın Adı-Soyadı, T.C. Kimlik Numarası, SUT Kodu, SUT Adı, Teslim Tarihi, Cihazı/malzemeyi  alan Hasta Yakınının Adı- Soyadı gibi bilgiler eksiksiz bulunmalıdır. 

Reçete İle Tıbbi sarf malzemeleri listelerinde yer alan malzemelerin karşılanması

Reçete ve sağlık raporunun aslı ile başvuruda bulunulur.

Satış merkezi tarafından, tıbbi malzeme için başvuru yapıldığı tarihte reçetenin arka yüzüne başvuru tarihi yazılır. Satış merkezi ve sorumlu müdür kaşesi basılarak sorumlu müdür tarafından imzalanır.

Sürekli kullanım gerektiren raporla verilen malzemeler için raporun, reçeteyi yazan hekim veya hastane başhekimliği tarafından aslı gibidir onayı yapılmış bir sureti reçete ekinde ibraz edilir. 

Kullanım adetleri günlük/haftalık/aylık vb. olarak reçetelendirilebilen malzemelerin, SUT’ta belirtilen miktarlardan fazla reçete edilmesi durumunda, SUT ’ta belirtilen kullanım adetleri doğrultusunda bedelleri Kurumca karşılanır.  

Satış merkezi tarafından reçetelerin düzenlenme tarihinden itibaren 5 (beş) iş günü içinde yapılan hasta müracaatları kabul edilir. Kabul edilen reçetenin müracaat tarihinden itibaren 10 (on) iş günü içinde sisteme kaydı yapılır ve tamamlanarak hastaya teslim edilir. Ancak TİTUBB’dan/ÜTS’den özel barkod alması gereken malzemeler için reçete kayıt süresi 30 (otuz) iş günüdür. Süresi içinde hastaya/hasta yakınına teslim edilmeyen cihaz/malzeme bedelleri ve süresi içinde yapılmayan hasta müracaatları ve/veya sistem kayıtlarına ilişkin cihaz/malzeme bedelleri Kurumca ödenmez. 

Kurumca yayımlanan SUT hükümlerine göre katılım payı alınması gerektiği belirtilen kişilerden, Kurumdan gelir ve aylık alanlar kişiler için gelir ve aylıklarından mahsup edilmek suretiyle, diğer kişiler için ise Kurumla sözleşmeli satış merkezi tarafından tahsil edilir. SUT hükümlerine göre satış merkezi tarafından kapsamda sayılan kişilerden Kurum adına tahsil edilen katılım payları, satış merkezinin alacağından mahsup edilir ve kalan tutar satış merkezine ödenir. 

Satış merkezi tarafından Kuruma usulüne uygun şekilde hazırlanarak teslim edilen incelemeye esas belgeler, II. grup reçeteler hariç olmak üzere örnekleme yapılmaksızın incelenir. İnceleme dönemi, denetimin/incelemenin/soruşturmanın başladığı ve sonuçlandırıldığı tarih aralığında incelenen fatura dönemidir. 

Reçeteler düzenlendiği il dışındaki Kurum ile sözleşmeli satış merkezleri tarafından da karşılanabilir.

Reçete içeriği cihazların/malzemelerin müracaatı kabul eden satış merkezi dışında başka bir satış merkezi tarafından karşılanması halinde Kurumca bedeli ödenmez. 

Satış merkezinin aynı ilçe sınırları içinde şubeleri olabilir. Bu şubeler üzerinden reçete karşılanabilir. Ancak fatura satış merkezi tarafından düzenlenir ve ödemeler satış merkezine yapılır.

Kesinti Nedenleri 

Satış merkezinin eksik olan bayiliğine ilişkin belgeyi tamamlamaması halinde reçetedeki ilgili bayiliğine ilişkin cihaz/malzeme bedeli ödenmez. Ödenmiş ise yersiz ödeme kabul edilir. Kurum tarafından tahsil edilir. 

Kurumca belirlenen usul ve esaslar ile reçete düzenleme ve yazılım esaslarına uyulmaması, 

Reçetenin süresi içinde MEDULA sistemine kaydedilmemesi,

Reçetenin veya raporun fatura ekinde bulunmaması gibi durumlarda kesinti yapılır. 

Reçete ekinde bulunması gereken barkod veya fiyat etiketi bilgilerinin eksik olması durumunda eksik olan barkod veya fiyat etiketi bedelleri ödenmez. 

Kesinti Tutarı

Örnekleme yöntemi ile yapılan incelemelerdeki kesinti oranının, örnekleme oranı dikkate alınarak faturanın tamamına yansıtılması ile bulunan tutarıdır. 

Faturaların Düzenlenmesi

Satış merkezi, MEDULA sistemi üzerinden ilgili fatura döneminde reçete karşılığı temin ettiği birinci, ikinci ve üçüncü grup reçetelerin icmal listelerinin dökümlerini almak suretiyle dönem sonlandırması yapar. Her üç grup için ayrı fatura düzenler. 

Sağlık Hizmeti Sunucularının Faturalarının İncelenmesine ve Bedellerinin Ödenmesine İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelikte fatura dönemi her ayın birinci ve son gününü kapsayan dönem olarak tanımlanmıştır. 

Sözleşmenin sona ermesi halinde, satış merkezi sözleşmenin sona erdiği tarihten önce temin edilen cihaz ve malzeme reçetelerine ilişkin işlemlerini, o ayın son gününü kapsayacak şekilde düzenler dönemi sonlandırarak faturalandırır. 

Satış merkezinin kapanması halinde kapanış tarihi itibarıyla dönem sonlandırılarak faturalandırılır. 

Satış merkezinin devredilmesi halinde devir tarihi itibarıyla dönem sonlandırılır ve faturalandırılır.

Sorumlu müdür, düzenlenen faturalardaki cihazların/malzemelerin, sözleşme kapsamındaki cihazlarla/malzemelerle ve fiyatlarla uyumluluğunu kontrol eder ve icmal (hasta döküm) listesini  imzalayarak onaylar.  

Satış merkezi, MEDULA sistemi üzerinden kayıt ettiği ilgili fatura dönemi reçetelerini SUT’ta düzenlenmiş faturalandırma ile ilgili kurallar doğrultusunda düzenleyerek Kurum Taşra Teşkilatına teslim eder.

Faturaların teslimi

Satış merkezi her grup için düzenlediği faturaları, dönem sonu icmal listelerini, fatura teslim tutanak üst yazısını, evrakların zarar görmesini ve bozulmasını engelleyecek şekilde, ayrı dosyalar halinde Kurum Taşra Teşkilatına teslim eder. Fatura teslim süresi: Sağlık Hizmeti Sunucularının Faturalarının İncelenmesine ve Bedellerinin Ödenmesine İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik’e göre Fatura dönemi içinde, sağlık hizmeti sunucusu tarafından sunulan sağlık hizmetlerine ilişkin düzenlenen fatura eki belgeler, takip eden ayın 1 inci gününden 15 inci gününe (15 inci gün dâhil), 15 inci günün hafta sonu veya resmî tatile rastlaması halinde ise takip eden ilk iş gününe kadarki süre içinde Kurumun ilgili birimine teslim edilmesi halinde teslim edildiği ayın 15 inci günü, bu süre içinde teslim edilmeyen faturalar ise, Kurumun ilgili birimine teslim edildiği ayı takip eden ayın 15 inci günü teslim edilmiş olarak kabul edilir. Kurum gerekli gördüğü durumlarda bu süreleri uzatabilir. Teslim süreleri içinde kalmak şartıyla, fatura eki belgelerin kabulünü yapan fatura inceleme birimleri tarafından iş planına göre sağlık hizmeti sunucularına fatura teslimi için randevu tarihi verilebilir.

Sağlık hizmeti sunucusu tarafından, fatura eki belgeler Kurumun resmi internet sitesinde duyurulan ilgili birime teslim edilir. Kargo veya iadeli taahhütlü posta ile gönderilen belgeler için kargoya veya postaya verildiği tarih, normal posta ile gönderilen belgeler için Kurum kayıtlarına giriş tarihi esas alınarak işlem görür. Ancak Kurum tarafından fatura teslim tarihi mücbir sebeplerle ertelenebilir. Bu durumda faturaların teslimi için verilen ek süre içerisinde teslim edilen faturalar zamanında teslim edilmiş sayılır.  

Götürü bedel sözleşmesi yapılan sağlık hizmet sunucusu vereceği sağlık hizmetlerine ait bilgileri Kurumun ilgili mevzuatı çerçevesinde MEDULA sistemine kaydederek, yine anılan mevzuatta yer alan süre ve kurallar çerçevesinde dönem sonlandırması yapar.

Fatura ve Benzeri Belgelerin İncelenmesi

5502 Sayılı Kanuna göre, örnekleme yoluyla inceleme inceleme yapılmaktadır. Sağlık hizmeti sunan gerçek veya tüzel kişiler ile kamu idarelerine ait döner sermayeli işletmelerin hizmet bedeli olarak düzenledikleri ve ödenmek üzere Kuruma (5502 sayılı Kanun’la devredilen kurumlar dahil) gönderdikleri faturalar, genel sonuçlar verecek şekilde % 5 ila % 10 oranında örnekleme metoduyla incelenir. Bu inceleme sonucunda sağlık hizmeti sunan gerçek veya tüzel kişiler ile kamu idarelerine ait döner sermayeli işletmelerin incelenen döneme ait bütün faturalarına uygulanmak suretiyle ödenecek tutar tespit edilir ve buna göre ödenir. Ancak, imzalanan sözleşmeye göre de Satış merkezi tarafından Kuruma usulüne uygun şekilde hazırlanarak teslim edilen sözleşme eki listede yer alan fatura ve eki belgeler % 5 örnekleme yapılarak incelenir. Örnekleme yöntemini kabul etmeyen satış merkezine ait incelemeye esas belgelerin tamamı incelenir. Kurumca gerekli görüldüğü hallerde ilgili satış merkezine ait incelemeye esas  belgelerin tamamı incelenebilir.

Örneklemeye Tabi Malzemeler, A10049  Hasta Alt Bezi/Külotlu Hasta Alt Bezi, A10010 Sonda, Hidrofilik Kendinden Kayganlaştırıcılı, A10037 Kolostomi Adaptörü, A10043 Pasta,  Kolostomi, A10036 Kolostomi Torbası, A10038 Kolostomi Torbası, A10045 Ürostomi Adaptörü, A10044 Ürostomi Torbası Çeşitleri, A10046 Pasta, Ürostomi, A10040 İleostomi  Adaptörü, A10042 Macun, İleostomi, A10011 Sonda, Hidro Kıt, A10039 İleostomi Torbası, A10034 Mıcro İnfüzyon Pompa Seti, A10035 İnsülin Reservoır, A10000 Aspirasyon Kateteri, A10041 İleostomi Torbası, A10022 Enteral Beslenme Pompa Seti, A10030 Set Pompa Enteral Yıkamalı, A10024 Enteral Beslenme Seti Gravity, A10006 İdrar Torbasıdır. 

Ödeme dönemi

Fatura dönemi içinde usulüne uygun olarak faturalandırılarak Kuruma teslim edilen faturalar teslim döneminden itibaren SUT’ ta yer alan fiyatlar üzerinden 60 (altmış) gün içinde incelenerek ödenir. Sağlık Hizmeti Sunucularının Faturalarının İncelenmesine ve Bedellerinin Ödenmesine İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik’e göre ödemeler her ayın 15 inci gününde yapılır. 15 inci günün hafta sonu veya resmi tatil olması halinde, ödeme takip eden ilk iş gününde yapılır.

Sağlık hizmeti sunucusuna, fatura eki belgelerin teslim tarihinden itibaren 60 gün içerisinde incelemesi tamamlanmış olan fatura eki belgelerin, kesinti tutarları hariç olmak üzere geri kalan tutarı 60 ıncı güne kadar ödenir. Sağlık hizmeti sunucusu serbest eczanelerce temin edilen kan ürünleri ve hemofili fatura eki belgelerinin teslim tarihinden itibaren 15 gün içerisinde incelemesi tamamlanmış olan fatura eki belgelerinin, kesinti tutarları hariç olmak üzere geri kalan tutarı 15 inci güne kadar ödenir.

Teslim tarihinden itibaren 60 gün içerisinde incelenmesi tamamlanamayan sağlık hizmetlerine ait fatura döneminde tahakkuk eden tutarın tamamı 60 ıncı gün avans olarak ödenir ve inceleme işlemlerine devam edilir. Sağlık hizmeti sunucusu serbest eczanelerce temin edilen kan ürünleri ve hemofili fatura eki belgelerinin teslim tarihinden itibaren 15 gün içerisinde incelenmesi tamamlanamayan sağlık hizmetlerine ait fatura döneminde tahakkuk eden tutarın tamamı 15 inci gün avans olarak ödenir ve inceleme işlemlerine devam edilir. Fatura ve eki belgeler, fatura teslim tarihinden itibaren üç ay içinde incelenerek avans hesabı kapatılır. İnceleme süresinin takip eden mali yıla sirayet etmesi durumunda, avans artıkları hakkında 5018 sayılı Kanunun 35 inci maddesindeki akreditiflere ilişkin hükümler uygulanır.

Süresi içinde itirazların yapılmaması durumunda kesinti tutarı sağlık hizmeti sunucusu tarafından kabul edilmiş sayılır ve inceleme sonucu belirlenen tutarda ödeme yapılır.

İnceleme sonucu fazla ödeme yapıldığının tespiti hâlinde; söz konusu fazla ödeme sağlık hizmeti sunucusunun varsa Kurumdaki alacağından kanuni faizi ile birlikte mahsup edilir. Alacağının bu miktarı karşılamaması veya alacağının bulunmaması durumunda ise genel hükümlere göre tahsil edilir.

Sağlık hizmeti sunucusuna ödenecek olan fatura tutarından Kurum alacakları mahsup edilerek geriye kalan tutar ilgili ödeme döneminde sağlık hizmeti sunucusuna bildirilir ve süresinde ödenir.

Götürü bedel sözleşmesi imzalayan Sağlık Hizmet Sunucularının ödemeleri taraflarca sözleşmede belirlenen sürelerde yapılır.

Kurumca sözleşmesi/protokolü feshedilen veya yeni sözleşme/protokol yapılmayan sağlık hizmeti sunucusuna; Kurum kayıtlarında bulunan tüm fatura dönemlerine ait inceleme, denetim ve itiraz işlemleri sonuçlanıncaya kadar herhangi bir ödeme yapılmaz.

Kurumca sözleşmesi/protokolü nitelikli dolandırıcılık nedeniyle feshedilen sağlık hizmeti sunucusuyla herhangi bir nedenle sözleşme yenilenmiş olsa dahi Kurum kayıtlarında bulunan tüm fatura dönemlerine ait inceleme, denetim ve itiraz işlemleri sonuçlanıncaya kadar herhangi bir ödeme yapılmaz.

Kuruma fatura dönemi içinde usulüne uygun faturalandırılarak, fatura teslim dönemi içinde teslim edilmiş, ancak 60 (altmış) günün sonunda Kurum Taşra Teşkilatı tarafından inceleme işlemlerinin sonuçlandırılamaması sebebiyle ödenmemiş olan fatura bedellerinin tamamı satış merkezine avans olarak ödenir. İncelemeye esas belgeler, fatura teslim dönemi tarihinden itibaren 3 (üç) ay içinde incelenerek avans hesabı kapatılır. Yapılan inceleme neticesinde reçete ve eki belgelerde eksiklik tespit edilerek faturadan kesinti yapılması halinde ilgili tutar satış merkezinin Kurumda tahakkuk etmiş alacağından mahsup edilir. Kurumda tahakkuk etmiş alacağı veya yeterli alacağı bulunmayan satış merkezleri için Kurum alacağı genel hükümlere göre tahsil edilir.

Devir Ve Temlik Yasağı 

Satış merkezi, Kurumdan doğmuş ve doğacak alacaklarını hiçbir suretle başka bir satış merkezine ve/veya gerçek ve/veya tüzel kişilere devir ve temlik edemez.

Satış Merkezinin Ödemesinin Durdurulması

Kurum tarafından yapılan inceleme veya soruşturma esnasında yapılan tespitlere bağlı olarak oluşabilecek Kurum alacağı tahsilinin riske gireceğinin öngörülmesi halinde, Kurum mevzuatı doğrultusunda inceleme veya soruşturma sonuçlanıncaya kadar satış merkezinin Kurum nezdindeki muaccel veya müeccel alacaklarının ödemesi durdurulabilir. 

Yersiz ödemeler ile ceza koşulu tutarlarının taksitlendirilmesi 

Sözleşme kapsamında Kurumca satış merkezlerinden tahsil edilmesi gereken yersiz ödemeler ile ceza koşulu tutarları, talep tarihinden önceki son 1 (bir) yıl içinde Kuruma MEDULA sistemi üzerinden iletilen toplam tahakkuk tutarına göre hesaplanacak aylık ortalama tutarın %25’inden az olmaması şartıyla ve talep edilmesi halinde taksitlendirilebilir. Taksit tutarları, talep tarihinden önceki son 1 (bir) yıl içinde Kuruma MEDULA sistemi üzerinden iletilen toplam tahakkuk tutarına göre hesaplanacak aylık ortalama tutarın  %10’undan aşağı olmamak üzere hesaplanacak faizi ile birlikte en fazla 12 (oniki) aya kadar taksitlendirilebilir.  

Bir önceki yıla ait sözleşmenin geçerlilik süresi sonunda; sözleşmeden kaynaklı ceza koşulu ve yersiz ödeme nedeniyle Kuruma olan borcu; MEDULA sistemi üzerinden iletilen toplam tahakkuk tutarına göre hesaplanacak son altı aylık fatura ortalamasını aşan satış merkezi ile sözleşme yapılmaz. Ancak talep edilmesi ve borcun %10’unun ödenmesi şartıyla sözleşme yapılabilir. Bu durumda kalan tutar, hesaplanacak faizi ile birlikte en fazla 12 (oniki) aya kadar taksitlendirilebilir.

Sözleşmenin Feshi 

Taraflar 20 (yirmi) iş günü öncesinden yazılı bildirimde bulunmak şartıyla sözleşmeyi herhangi bir sebep göstermeksizin her zaman feshedebilir. Sözleşmenin satış merkezi tarafından tek taraflı olarak feshedilmesi halinde 6 (altı) ay süreyle tekrar sözleşme yapılmaz.

Satış merkezinin ruhsatının Sağlık Bakanlığınca iptal edilmesi halinde,  iptal tarihinden itibaren sözleşme feshedilmiş sayılır. Sağlık Bakanlığından yeni ruhsat belgesi alınması halinde satış merkezi sahibinin/sorumlu müdürünün talebi üzerine ve Kurumca uygun bulunması durumunda yeniden sözleşme yapılabilir.

Satış merkezinin, Sağlık Bakanlığı tarafından faaliyetinin geçici durdurulması halinde durdurma kararının alındığı tarihi takip eden ilk iş günü içinde satış merkezince Kuruma bildirimde bulunulur. Durdurma kararının alındığı tarih itibariyle sözleşme askıya alınır, Sözleşme hükümlerine göre sözleşmenin askıya alınması halinde ise satış merkezinin sözleşmesinin askıya alındığı tarih itibariyle reçete karşılanamaz, MEDULA sistemi kayıt ekranı kapatılır, sözleşmenin askıya alındığı süreçte karşılanan reçete bedelleri yersiz ödeme kabul edilir, genel hükümlere göre tahsil edilir. Geçici durdurma kararının veya sözleşme hükümlerine göre sözleşmenin askıya alınması halinin sona erdiği tarih itibariyle sözleşme yürürlüğe girer.

Ceza Koşulu  

Satış merkezinin unvan, sahip ve sorumlu müdürünün değişmemesi şartıyla aynı il sınırları içindeki adres değişikliği, Yeni adres ile ilgili ruhsatnamenin satış merkezine ulaştığı tarihten itibaren 5 (beş) iş günü içinde yeni ruhsatın onaylı bir örneğinin Kurum Taşra Teşkilatına ibraz edilmesi zorunludur. Aksi halde satış merkezine 500 (beşyüz) TL ceza koşulu uygulanır.

Satış merkezi, unvan, nevi, sahip, anonim şirketlerde yönetim kurulu başkanı ve/veya yönetim kurulu üyelerine ilişkin değişiklikleri, diğer şirket türlerinde ise ortaklara ilişkin değişiklikleri, değişikliğin Türkiye Ticaret Sicil Gazetesinde veya Esnaf ve Sanatkarlar Odasından alınan Türkiye Esnaf ve Sanatkarlar Sicil Gazetesinde ilan edildiği tarih itibarıyla 20 (yirmi) iş günü içinde Kuruma bildirmek ve ilgili belgeleri sunmakla yükümlüdür. Aksi halde satış merkezine 500 (beşyüz) TL ceza koşulu uygulanır.

Satış merkezi, Sağlık Bakanlığı Tıbbi Cihaz Satış, Reklam ve Tanıtım Yönetmeliği hükümleri çerçevesinde gerekli eğitimleri tamamlamış olan, adına belge düzenlenmiş satış ve tanıtım elemanı ile klinik destek elemanı ile ilgili her türlü değişikliği, (işten ayrılma/işe başlama halini) ilgili İl/İlçe Sağlık Müdürlüğüne başvuru yapılan tarihi takip eden 5 (beş) iş günü içinde Kuruma yazılı olarak bildirmek zorundadır. Aksi halde satış merkezine 500 (beşyüz) TL ceza koşulu uygulanır.

Sorumlu müdürün görevine son verilmesi, istifası, sorumlu müdürlük şartlarını herhangi bir şekilde kaybetmesi durumunda, İl Sağlık Müdürlüğüne başvuru yapıldığı tarih itibarıyla 5 (beş) iş günü içinde satış merkezi sahibi veya sorumlu müdür tarafından Kuruma bildirilir.Aksi halde satış merkezine 500 (beşyüz) TL ceza koşulu uygulanır.

Satış merkezi, hasta/hasta yakınının cihaz/malzeme temini için müracaatta bulunulan tarihte ilgili cihazın /malzemenin bayisi olmak zorundadır. Bayiliklerle ilgili satış merkezinin bayisi olmadığı halde cihaz/malzeme karşılaması halinde reçete bedelinin 2 (iki) katı kadar ceza koşulu uygulanır.

Kurumca yayımlanan SUT hükümlerine göre katılım payı alınması gerektiği belirtilen kişilerden, Kurumdan gelir ve aylık alanlar kişiler için gelir ve aylıklarından mahsup edilmek suretiyle, diğer kişiler için ise Kurumla sözleşmeli satış merkezi tarafından tahsil edilir. Alınması gereken katılım payının eksik tahsil edildiğinin ve/veya tahsil edilmediğinin tespit edilmesi halinde, satış merkezi yazılı olarak uyarılır ve 500 (beşyüz) TL tutarında ceza koşulu uygulanır.  Aynı fiilin tekrarı halinde 1000 (bin)  TL ceza koşulu uygulanır ve sözleşme 1 (bir) ay süreyle askıya alınır.

SUT hükümlerine göre katılım payı alınmayacak kişilerden katılım payı alınması halinde alınan tutar satış merkezinin alacağından mahsup edilerek hastaya ödenir. Katılım payı alınmaması gereken kişilerden katılım payı tahsil edildiğinin tespiti halinde, tahsil edilen katılım payı satış merkezinden tahsil edilerek ilgili hastaya iade edilir ve 500 (beşyüz) TL tutarında ceza koşulu uygulanır. Aynı fiilin tekrarı halinde 1000 (bin)  TL ceza koşulu uygulanır ve sözleşme 1 (bir) ay süreyle askıya alınır.

Satış merkezi tarafından Kuruma fatura edilen reçete arkasında bulunması gereken hastaya/hasta yakınına ait imzanın hastaya hasta yakınına ait olmadığının tespit edilmesi halinde, ilgili reçete bedelinin 2 (iki) katı tutarında ceza koşulu uygulanır. Satış merkezi yazılı olarak uyarılır. Aynı fiilin tekrarı halinde ilgili reçete bedelinin 5 (beş) katı tutarında ceza koşulu uygulanarak sözleşme 1 (bir) ay süreyle askıya alınır. Ancak hastanın reçete muhteviyatı cihazı/malzemeyi aldığını beyan etmesi durumunda bu madde hükmü uygulanmaz.

Satış merkezi, genel sağlık sigortalıları arasında, hizmetin kalitesi ya da hizmetin erişilebilirliği açısından faaliyetleri ile ilgili hiçbir hastaya karşı ayrımcılık yapamaz. Satış merkezi tarafından reçete veya hasta seçimi yapıldığının ve/veya hastalara ait bilgilerin üçüncü şahıslarla paylaşıldığının tespiti halinde satış merkezi yazılı olarak uyarılır. Aynı fiilin tekrarı halinde 2 (iki) ay süreyle sözleşme askıya alınır.

Satış merkezi tarafından reçetelerin düzenlenme tarihinden itibaren 5 (beş) iş günü içinde yapılan hasta müracaatları kabul edilir. Kabul edilen reçetenin müracaat tarihinden itibaren 10 (on) iş günü içinde sisteme kaydı yapılır ve tamamlanarak hastaya teslim edilir. Ancak sürelerin sonunda cihazın/malzemenin teslim edilmemesi halinde reçete bedelinin 2 (iki) katı ceza koşulu uygulanır ve satış merkezi yazılı olarak uyarılır. Aynı fiilin tekrarı halinde reçete bedelinin 10 (on) katı ceza koşulu uygulanır ve 6 (altı)  ay süreyle sözleşme askıya alınır.

Satış merkezi tarafından reçete sahibinin kurallara uygun yazılmış reçete ve raporunda yer alan cihazın/malzemenin hastaya bedeli karşılığında satıldığının tespiti halinde, reçete bedelinin 5 (beş) katı ceza koşulu uygulanarak satış merkezi yazılı olarak uyarılır. Tekrarı halinde 10 (on) katı ceza koşulu uygulanarak sözleşme 1(bir) yıl süre ile feshedilir.

Kurum ile sözleşmesi feshedilen satış merkezinin karşılamaya devam ettiği reçetelerin Kurum ile sözleşmeli bir başka satış merkezi tarafından Kuruma fatura edilmesi halinde fatura eden satış merkezine ilgili reçete bedelinin 10 (on) katı ceza koşulu uygulanır ve ilgili satış merkezi yazılı olarak uyarılır. Aynı fiilin tekrarı halinde ilgili reçete bedelinin 20 (yirmi) katı ceza koşulu uygulanarak ilgili satış merkezinin sözleşmesi 6 (altı) ay süreyle askıya alınır.

Reçetedeki satış merkezi sorumlu müdürünün ıslak imzasının sahte olduğunun Kurum tarafından tespit edilmesi halinde satış merkezi yazılı olarak uyarılır ve reçete bedelinin 10 (on) katı ceza koşulu uygulanır. Aynı fiilin tekrarı halinde reçete bedelinin 20 (yirmi) katı ceza koşulu uygulanarak sözleşme 1 (bir) yıl süre ile feshedilir.

Satış merkezi sahibi/sorumlu müdürü veya satış merkezinde çalışanlar tarafından reçete/reçete eki belgede tahrifat yapıldığının tespit edilmesi halinde ilgili satış merkezi yazılı olarak uyarılır ve reçete bedelinin 10 (on) katı ceza koşulu uygulanır. Aynı fiilin tekrarı halinde reçete bedelinin 20 (yirmi) katı ceza koşulu uygulanarak sözleşme 1 (bir) yıl süre ile feshedilir. 

Satış merkezi sahibi/sorumlu müdürü veya satış merkezinde çalışanlar tarafından sahte reçete/reçete eki belgenin (sahte barkod, sahte reçete veya sahte rapor vb.) Kuruma fatura edildiğinin tespit edilmesi halinde ilgili satış merkezi yazılı olarak uyarılır ve reçete bedelinin 10 (on) katı ceza koşulu uygulanır.  Aynı fiilin tekrarı halinde reçete bedelinin 20 (yirmi) katı ceza koşulu uygulanarak sözleşme 1 (bir) yıl süre ile feshedilir. 

Satış merkezi, hastayı sağlık hizmeti sunucusuna veya hekime, aynı şekilde sağlık hizmeti sunucuları veya hekimler de hastayı belli satış merkezine yönlendiremez. Satış merkezi sahibi veya ortakları ile sorumlu müdürü satış merkezlerine hasta gönderilmesine yönelik olarak her ne şekilde olursa olsun, diğer sağlık hizmeti sunucuları ve üçüncü şahıslarla açık veya gizli işbirliği yapamaz, simsar ve benzeri yönlendirici personel bulunduramaz, reçete toplama ve yönlendirme yapamaz. Kurumca yapılan denetim, inceleme, teftiş sonucunda işbirliğinin tespiti halinde 10.000 (onbin) TL ceza koşulu uygulanarak satış merkezi yazılı olarak uyarılır. Aynı fiilin tekrarı halinde 20.000 (yirmibin) TL ceza koşulu uygulanarak sözleşme 1 (bir) yıl süre ile feshedilir. 

Kurumca yapılan incelemeler neticesinde MEDULA sistemine gerçeğe aykırı reçete kaydı yapılarak Kuruma fatura edildiğinin tespiti halinde reçete bedelinin 10 (on) katı tutarında ceza koşulu uygulanır ve satış merkezi yazılı olarak uyarılır. Tekrarı halinde reçete bedelinin 20 (yirmi) katı tutarında ceza koşulu uygulanarak sözleşme 1 (bir) yıl süre ile feshedilir.

Kullanım adetleri günlük/haftalık/aylık vb. olarak reçetelendirilebilen tıbbi malzemelerin hastaya verilen miktarıyla faturalandırılan miktarın farklı olması halinde tespit edilen her reçete için 500 (beş yüz) TL ceza koşulu uygulanır ve satış merkezi yazılı olarak uyarılır. Aynı fiilin tekrarı halinde her reçete için 1000 (bin) TL ceza koşulu uygulanarak sözleşme 3 (üç) ay süreyle askıya alınır.

Kurum tarafından yapılacak inceleme ve denetimlerde istenilen bilgi ve belgelerin ibraz edilmemesi, inceleme ve denetime engel olunması, denetimle görevli olan memurların görevlerini yapmasını engellemek amacıyla cebir ve tehdit kullanan satış merkezlerine, Türk Ceza Kanununun 265.maddesi saklı olmak üzere 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununa göre, engel olanlar hakkında eylemleri başka bir suç oluştursa dahi, asgari ücretin beş katı tutarında idari para cezası uygulanır. Görevlerini yapmasını engellemek amacıyla cebir ve tehdit kullanan işverenler, sigortalılar, işyeri sahipleri ve bu işle ilgili diğer kişiler fiil daha ağır bir cezayı gerektiren ayrı bir suç teşkil etmediği takdirde Türk Ceza Kanunu’nun 265 inci maddesinin ikinci fıkrasına göre cezalandırılır. Bu suçu işleyenler hakkında ayrıca asgari ücretin on katı tutarında idari para cezası uygulanır.

Ceza Koşulunda Mahkemeden İndirim Talebi 

TBK’nın 182/1. maddesinde; “Taraflar, cezanın miktarını serbestçe belirleyebilirler.” denilmekte ise de bu serbestlik sınırsız değildir. Maddenin son fıkrasında yer alan; “Hakim, aşırı gördüğü ceza koşulunu kendiliğinden indirir.” hükmü gereğince, hakim taraflarca kararlaştırılan cezai şart miktarının fahiş olup olmadığını re’sen incelemek, fahiş ise ceza miktarını tenkis etmekle (indirmekle) görevlidir. Ticari olmayan işlemlerde bu kuraldan dolayı borçlu ileri sürmese bile, hakim ceza koşulundan indirim yapılıp yapılmayacağını kendiliğinden saptamalıdır. Ceza koşulunun aşırı olup olmadığı değerlendirilirken, ceza koşulunun amacının alacaklının durumunu iyileştirmek olduğu göz önünde bulundurulmalıdır. Kararlaştırılan ceza indirilirken, her hâlde, alacaklının müspet zararını karşılamak için genel kurallara göre isteyebileceği tazminat miktarının üstünde kalınmalıdır. Aşırı olan ceza koşulunun indirilmesi olanağı, zayıf durumda bulunan borçlunun sömürülmesini önlemeye yönelik, kamu düzenine ilişkin bir kuraldır. Bu nedenle, borçlunun “indirilme olanağından önceden feragati” geçersizdir (Reisoğlu, S: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, İstanbul, 2004, s:391,392, Oser-Schönenberger, Tunçomağ, Becker, von Tuhr’a atfen).

Bu görüşlere rağmen Yargıtay aksi görüştedir. İlk Derece Mahkemesince, basiretli bir tacir gibi davranmakla yükümlü olan davacı, sözleşmeyi imzalarken cezai şartın fahiş olduğunu iddia edebileceği gibi, çalıştırdığı doktorun yaptığı usulsüz işlemler sonucu bu sözleşmeye göre cezai şartı ödemekle yükümlü olacağının öngörmesi ve gerekli denetim ve özeni göstermekle yükümlü olduğunu bilmesi gerektiğinden, sözleşmeye uygun olarak tespit ve tahakkuk edilen cezai şartın iptaline yönelik talebinin reddine karar verdiği davada, Yargıtay yerel mahkemenin kararını onamıştır.(Y. 13. HD. 2018/5860 E. , 2020/251 K. 16/01/2020 tarihli kararı).

 

Savunma 

Ceza koşulu ve/veya fesih uygulamasını gerektiren bir fiilin tespiti halinde 20 (yirmi) iş günü içinde satış merkezinden yazılı savunma istenir. Savunma talep yazısının tebliğ tarihinden itibaren 10 (on) iş günü içinde satış merkezi savunmasını verir. Kurum gerekli gördüğü hallerde bu süreyi uzatabilir. Kurum müfettişlerince yapılan inceleme veya soruşturmalarda, müfettişlerce savunma alınmış olması halinde aynı konuya ilişkin olarak Kurumca yeniden savunma istenmez.  

Süresi içinde savunma verilmemesi veya verilen savunmanın değerlendirilmesi sonucunda ceza koşulu ve/veya fesih uygulanmasına karar verilmesini müteakip satış merkezine gerekli tebliğ yapılır. Satış merkezi, ceza koşulu ve fesih işleminin tebliğ tarihinden itibaren 10 (on) iş günü içinde Kurum Taşra Teşkilatına itiraz edebilir. İtirazlar feshin ve ceza koşulunun uygulanmasını durdurmaz.  İtirazlar mücbir sebepler dışında 15 (onbeş) iş günü içinde Kurum Taşra Teşkilatınca karara bağlanır. Ceza koşulu, uyarı ve feshe ilişkin işlemlerde tebliğ tarihi esas alınır.

Konu ile ilgili olarak mahkemeye başvurulmuş olması, ceza koşulunun takip ve tahsili ile feshin uygulanmasını durdurmaz.

İtiraz

Sayıştay Başkanlığı ve müfettiş raporlarına yapılacak itirazların ceza koşulunun değerlendirildiği komisyonlarca kabul edilmesi halinde, itirazlar ve komisyonun gerekçeli kararı GSS Genel Müdürlüğüne iletilir. GSS Genel Müdürlüğünce de kabul edilmesi halinde itirazlar gerekçeleri ile birlikte raporu düzenleyen birimlere iletilir. 

Komisyon, Sağlık Sosyal Güvenlik Merkezi Müdürü veya görevlendireceği personel başkanlığında, Sağlık Sosyal Güvenlik Merkezinde görev yapan bir sağlık hizmetleri sınıfı personeli ile fatura eki belgeleri incelenen satış merkezinin/merkezin hak ve alacaklarından vazgeçme konusunda yetkilendirilmiş olan bir temsilcisi olmak üzere üç üyeden oluşur.

Komisyon, inceleme birimleri tarafından yapılan inceleme sonucu oluşan kesinti tutarlarına satış merkezi/merkez tarafından yapılan itirazları değerlendirmek üzere itirazın Kurum kayıtlarına girdiği tarihi takip eden 5 iş günü içinde toplanır.

Komisyon kararları 10 iş günü içerisinde oy çokluğu ile alınır.

Komisyon toplantılarına reçetesi incelenen satış merkezinin/merkezin yetkilendirilmiş temsilcisinin mücbir sebepler hariç olmak üzere katılmaması halinde, diğer üyeler tarafından bu durum tutanak altına alınır ve yapılan kesintilere ait itirazlar katılımcılar tarafından değerlendirilerek karara bağlanır.

Alınan kararlar nihai olup karar ile ilgili Kuruma itirazda bulunulamaz.

Komisyon, itiraza konu fatura eki belgelere ait her türlü bilgi ve belgeyi satış merkezinden/merkezden talep etme yetkisine sahiptir.

Komisyon tarafından alınan kararlar ile ilgili MEDULA-Tıbbi Malzeme Provizyon Sistemi üzerinde yapılması gereken değişiklikler, Komisyon ya da ilgili merkez müdürü tarafından görevlendirilen personel tarafından yapılır.

Komisyonda alınan kararlar tutanak altına alınarak Komisyon kararının sonucu itiraz eden satış merkezine/merkeze yazılı olarak bildirir.

Tıbbi malzeme satış merkezi/merkez, incelenen fatura dönemine ait oluşan kesinti tutarı ve gerekçelerine ilişkin kabul ya da itiraz yönündeki kararını, Kurum bilgi işlem sisteminde ‘‘incelendi’’ ibaresinin belirdiği veya tebliğ edildiği tarihi takip eden 5 iş günü içinde Kurum bilgi işlem sistemi üzerinden bildirir. İtiraza konu her bir reçeteye ilişkin gerekçelerin yer aldığı itiraz dilekçesi Kurumun resmi internet sitesinde duyurulan ilgili birimine verilir. İtirazların faks ile bildirilmesi halinde, bildirimin aslının elden, iadeli taahhütlü posta ya da kargoya 3 iş günü içerisinde verilerek Kuruma gönderilmesi gerekir. Belirtilen süre içinde itiraz etmeyen tıbbi malzeme satış merkezleri tarafından kesinti tutarı kabul edilmiş sayılır.

İtiraz dilekçesinde gerekçesi belirtilmemiş olan itirazlar değerlendirmeye alınmaz.

İtiraz sürelerinin tespitinde itiraza ilişkin evrakın elden verilmesi ya da itirazın normal posta ile yapılması halinde Kurum kayıtlarına girdiği tarih, iadeli taahhütlü posta ya da kargo yoluyla gönderilmesi halinde ise posta ya da kargoya veriliş tarihi elektronik ortamda yapılması durumunda da sisteme kayıt tarihi esas alınır.

Kurumca yayımlanan mevzuat ve sözleşme hükümlerinde yapılan düzenlemelere göre reçetelerinin tamamının incelenmesi hüküm altına alınmış satış merkezi/merkez ve örnekleme yöntemini kabul etmeyen satış merkezi/merkez tarafından yapılan itiraz Tıbbi Malzeme İtiraz Değerlendirme Komisyonu tarafından değerlendirilerek karara bağlanır.

Kurumca örnekleme yöntemi ile yapılan inceleme sonucunda tespit edilen kesinti oranının %10’un üzerinde olması halinde, kesinti yapılan reçetelerin Tıbbi Malzeme İtiraz Değerlendirme Komisyonunca incelenmesi ya da Tıbbi Malzeme İtiraz Değerlendirme Komisyonuna iletilmeksizin reçete inceleyen birimler tarafından, reçetelerin tamamının incelenmesi için itirazda bulunulabileceği gibi tamamı incelenen reçetelerde kesinti oranının artması durumunda örneklem dışındaki reçeteler için itirazda bulunulabilir.

İncelenen fatura dönemi ile ilgili olarak Komisyona yapılan itirazlarla ilgili alınan kararlar nihaidir. Satış merkezi/merkez tarafından, aynı fatura dönemiyle ilgili olarak Kuruma yeniden herhangi bir itirazda bulunulamaz.

Satış merkezinin sözleşmenin uygulanmasından kaynaklanan ceza koşulunun tahsilinde Kurumda tahakkuk etmiş alacağının bulunması halinde 10 (on) iş günü itiraz süresi beklenmeksizin Kurumda tahakkuk etmiş alacağından mahsup edilir.

Ceza koşulları, reçete bazında veya fatura dönemi baz alınarak değerlendirilir. 

Bir reçetede birden fazla usulsüz fiilin tespit edilmesi durumunda ceza koşullarından en yüksek olanı esas alınır. 

Bir fatura döneminde ceza koşulu gerektiren fiil/fiillerin birden fazla reçetede tespit edilmesi halinde belirlenen ceza koşulu her bir reçete için ayrı ayrı hesaplanıp bu bedeller toplanmak suretiyle tahsil edilir. 

Yine aynı sözleşme döneminde, sözleşmenin feshini gerektiren birden fazla farklı fiilin işlendiğinin tespiti halinde uzun olan fesih süresi uygulanır. 

Uyarı 

Sözleşmenin feshini gerektiren bir fiilin/fiillerin gerçekleştirildiğinin tespiti halinde satış merkezi yazılı olarak uyarılır. Tebliğ tarihi esas olmak üzere bir sene içinde aynı fiilin gerçekleşmesi ikinci tekrar olarak değerlendirilir. Yazılı uyarının tebliğ edildiği tarihten önceki dönemlere ait olup Kuruma teslim edilmiş reçetelerde aynı fiilin tekrarının tespiti halinde ilk tespit için geçerli ceza koşulu uygulanır.

Kurum tarafından sözleşmesi feshedilmiş satış merkezi ile feshe neden olan fiillere bağlı olarak oluşan Kurum alacakları tahsil edilmeden ve fesih süresi tamamlanmadan yeni bir sözleşme yapılmaz.

Kurum tarafından sözleşmesi feshedilmiş satış merkezinin devri halinde feshe neden olan Kurum alacakları tahsil edilmeden ve sözleşmedeki fesih süreleri esas olmak üzere en az bir yıllık fesih süresi geçmeden devralan satış merkezi ile sözleşme yapılmaz. Sözleşme yapılmayan veya sözleşmesi feshedilen satış merkezinin fatura bedelleri ödenmez.

Devreden satış merkezi ile devralan satış merkezinin her türlü Kurum alacakları yönünden müşterek ve müteselsil sorumluluğu devam eder. Hem devreden satış merkezinin hem de devralan satış merkezinin her türlü Kurum alacakları tahsil edilmeden devralan satış merkezi ile sözleşme yapılmaz.

5237 sayılı Türk Ceza Kanununda belirtilen ve Kurum zararına neden olan nitelikli dolandırıcılık suçunun işlendiğinin kesinleşmiş mahkeme kararıyla sabit görülmesi şartıyla, söz konusu fiillerin satış merkezinin sahibi, temsilcisi ve/veya yöneticileri ve/veya ortakları/sorumlu müdürü tarafından işlendiği durumda aynı satış merkezi veya fiili gerçekleştiren satış merkezi sahibi, temsilcisi ve/veya ortaklarının/sorumlu müdürünün daha sonra yetkili ve/veya yönetici ve/veya ortak olduğu satış merkezi ile hiçbir şekilde sözleşme yapılmaz, kesinleşmiş mahkeme kararının beklenmesi sözleşmede belirtilen ceza koşulu ve/veya fesih sürelerinin uygulanmasına engel olmaz. 

Sözleşmede ceza koşulu veya fesih uygulamasını gerektiren fiillerin 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu yönünden de suç oluşturması halinde ilgililer hakkında Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunulur.

Satış merkezi sahibi ve sorumlu müdür fesih/uyarı ve ceza koşullarına ilişkin hükümlerden doğan borçlardan müştereken ve müteselsilen sorumludurlar.

Yersiz Ödeme 

Satış merkezine yapılacak ödemelerde Kurumca ödeme tarihindeki mevzuata aykırı olarak temin edilen cihaz ve malzeme bedelleri ödenmez, ödenmiş ise yapılan bu ödemeler yersiz ödeme kabul edilir ve mevzuat hükümleri çerçevesinde geri tahsil edilir. 

Sözleşme kapsamında satış merkezine yapılan yersiz ödemeler ödeme tarihinden itibaren, sözleşmenin uygulanmasından kaynaklanan ceza koşulu ise tebliğ tarihinden itibaren   5510 sayılı Kanunun 89 uncu maddesine göre hesaplanacak faizi  ile birlikte, satış merkezinin Kurumda tahakkuk etmiş alacağından mahsup edilir. Kurumda tahakkuk etmiş alacağı veya yeterli alacağı bulunmayan satış merkezleri için Kurum alacağı söz konusu faizi ile birlikte genel hükümlere göre tahsil edilir. 

Yersiz ödemeler ile ceza koşulunun tahsilinde, önce yersiz ödemelerin mahsubu yapılır.

Satış merkezi SUT fiyatları üzerinden ilgili kanunlarda tanımlanan KDV oranlarını ilave ederek fatura düzenler.

Satış merkezi adına tahakkuk etmiş olan her türlü Kurum alacağı ile bu alacaklardan doğacak fer’ilere ilişkin borcu bulunması halinde Kurumdaki alacağından mahsup edilir ve varsa kalan tutar satış merkezine ödenerek bilgi verilir. 

Dava

Denetim ve inceleme sonucunda satış merkezlerine ve sorumlu müdürlerine tebliğ edilen yersiz ödeme ve ceza koşullarının iptali gündeme gelmektedir. Zira, yapılan denetim ve soruşturmanın doğru ve yeterli olmadığı, tarafsız olmadığı, sırf kaynak yaratmak amacına yönelik olduğu, özensiz ve yetersiz yapılan teftişlerde satış merkezlerinin ekonomik olarak mahvına neden olacak cezalar yazıldığı görülmektedir.

Dava Yetkili Mahkeme 

Son dönemlerde satış merkezleri ile yapılan bu sözleşmelerde Kurum tek taraflı yetkisi ile “Bu sözleşmenin uygulanmasından doğan uyuşmazlıklarda, ANKARA ili mahkeme ve icra daireleri yetkilidir.” hükmünü korumaktadır.

Dava Sonunda Ödeme Talebi 

Kurumun taraf olduğu her türlü davalarda, Kurum aleyhine hükmedilen asıl alacak ile vekalet ücreti ve yargılama giderleri, alacaklı veya vekilinin Kuruma ödemeye dayanak makbuz ve belgelerle birlikte yazılı şekilde yapacağı müracaat üzerine bildireceği banka hesap numarasına, müracaat tarihinden itibaren otuz gün içinde ödenir. 

Bu süre geçmeden Kurum aleyhine cebri icra yollarına başvurulamaz. 

Belirtilen sürede ödeme yapılamaması hâlinde, söz konusu alacaklar genel hükümler dairesinde tahsil olunur. 

Sonuç

Kurum kendi bünyesinde ilgili mevzuat ve sözleşme gereğince yerine getirilecek hizmetlerin sunumu için gerekli altyapı hizmetini tam ve eksiksiz sunmak zorundadır. TİTUBB veya ÜTS olarak kısaltılan Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Ulusal Bilgi Bankasında Ürün Takip Sisteminin eksikliği halen bir çok sözleşme tarafı olan medikal malzeme satış merkezlerini zor durumda bırakmaktadır. Yapılan denetim ve incelemelerde ise denetim ve soruşturmanın doğru ve yeterli olmadığı, tarafsız olmadığı, sırf kaynak yaratmak amacına yönelik olduğu, özensiz ve yetersiz yapılan teftişlerde satış merkezlerinin ekonomik olarak mahvına neden olacak cezalar yazıldığı görülmektedir. Bu yersiz ödeme ve ceza koşullarının medikal malzeme satış merkezleri tarafından dava konusu edilmesi halinde ise, mahkemeler tarafından haksız ödeme ve ceza koşulları iptal edilebilmektedir. 

Erken Emeklilik İçin 1 Günlük Hizmet Tespit Davası’nda işverenin davalı olarak gösterilme zorunluluğunun bulunmamaktadır.

Özet: Erken Emeklilik İçin 1 Günlük Hizmet Tespit Davası’nda işverenin davalı olarak gösterilme zorunluluğunun bulunmamaktadır. Bu dava, bütün SGK Başkanlığı merkezlerinin bulunduğu yer mahkemelerinde açılabilir.  

İzmir BAM – 10. Hukuk Dairesi Esas No.: 2017/2402 Karar No.: 2017/1585 

Karar tarihi: 01.12.2017

DAVANIN KONUSU: Tespit

Muğla 1. Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi’nden verilen hükmün, istinaf başvurusu yoluyla incelenmesi davacı Avukatı tarafından istenilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuluşup düşünüldü.

İSTEM: Davacı vekili, müvekkilinin davalı işyerinde 09.09.1987 tarihi itibariyle 1 gün çalıştığının tespitine karar verilmesini talep etmiştir.

YANIT: Davalı Kurum vekili, davacının fiilen çalışıp çalışmadığının araştırılması gerektiğini, Kurumun davalı sıfatından çıkartılarak fer’i müdahil olması gerektiğini beyanla davanın reddini talep etmiştir.

Davalı vekili, yetki itirazında bulunduklarını, yetkili mahkemenin Ankara Mahkemeleri olduğunu, hak düşürücü sürenin dolduğunu beyanla davanın reddini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece yapılan yargılama sonunda “Davacı vekilinin açmış olduğu davada davacının işini yaptığı yer ve davalı işverenin ikametgahı Ankara Yargı Çevresi içerisinde bulunduğundan davaya bakmaya Yetkili Mahkeme Ankara İş Mahkemesi olduğundan Mahkememizin YETKİSİZLİĞİNE; 2- Yetkisizlik kararının kesinleşmesinden sonra süresi içerisinde başvuru olması halinde dosyanın Yetkili ve Görevli Ankara İş Mahkemesi’ne gönderilmesine” karar verilmiştir.

İSTİNAF NEDENLERİ: İstinaf kanun yoluna başvuran davacı vekili, Muğla 1.Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi’nin yetkisiz olduğuna ilişkin kararının ortadan kaldırılmasını istemiştir.

GEREKÇE: HMK 353. Maddesinde, “(1) Ön inceleme sonunda dosyada eksiklik bulunmadığı anlaşılırsa;

a) Aşağıdaki durumlarda bölge adliye mahkemesi, esası incelemeden kararın kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye veya kendi yargı çevresinde uygun göreceği başka bir yer mahkemesine ya da görevli ve yetkili mahkemeye gönderilmesine duruşma yapmadan kesin olarak karar verir…

3) Mahkemenin görevli ve yetkili olmasına rağmen görevsizlik veya yetkisizlik kararı vermiş olması veya mahkemenin görevli ya da yetkili olmamasına rağmen davaya bakmış bulunması…” düzenlemesine yer verilmiştir.

Sigortalılık başlangıç tarihinin tespitine ilişkin davaların niteliğini belirten Yargıtay 10 Hukuk Dairesi’nin 23.03.2015 tarih, 2015/2251 E, 2015/5376 K. sayılı kararında, bu tür davaların “…506 sayılı Kanun’un 79/10. veya 5510 sayılı Kanun’un 86/9. maddelerine dayalı hizmet akdine tabi çalışmaları nedeniyle zorunlu sigortalılık sürelerinin tespiti niteliğinde olmayıp, işverence yasal süresinde verilmekle zorunlu sigortalılık tescilinin dayanağını oluşturan bildirgede işe giriş günü olarak yazılı tarihin kabul edilmemesi yönündeki Kurum işleminin iptali ile anılan 1 günlük çalışma süresinin geçerliliğinin tespiti niteliğinde olduğundan ve özellikle bu tür uyuşmazlıklarda işverenin taraf olarak yer alması zorunluluğu da bulunmadığından, 5521 sayılı Kanun’un 7/4. maddesi kapsamı dışında kalan dava yönünden anılan değişikliğin uygulama…” olanağının bulunmadığı açıklamasına yer verilmiş; sigortalılık başlangıç tarihinin tespitine ilişkin davalardaki yetkili mahkemenin belirlenmesi konusunda ise aynı Dairenin yerleşik içtihatlarında, “…5510 sayılı Kanun’da, bu Kanunun uygulanmasından doğan uyuşmazlıklarda hangi yer mahkemesinin yetkili olduğu konusunda açıklık olmaması nedeniyle, yetkili mahkemenin, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun yetkiye ilişkin genel hükümleri gözetilerek belirlenmesi gerekmektedir. Nitekim 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 15. maddesinde “bu kanunda açıklık bulunmayan durumlarda Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu hükümlerinin uygulanacağı” hükmü öngörülmüştür. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 14. maddesinde “Bir şubenin işlemlerinden doğan davalarda, o şubenin bulunduğu yer mahkemesi de yetkilidir” hükmü düzenlenmiştir.

Diğer taraftan iş davalarının en kısa sürede sonuçlandırılması yasa hükmü gereği olup, konuya sosyal güvenlik açısından da bakıldığında yetkiye ilişkin genel usul kurallarının katı biçimde uygulanması, bu hukuk dalının amacı ile de bağdaştırılamaz. Kural olarak dar gelirli durumda bulunan sigortalının haklarını teslimde zorlaştırıcı değil, yasaların olanak verdiği ölçüde olabildiğince kolaylaştırıcı olunmalıdır… bir günlük çalıştığının tespiti talep etmiş olduğu davada uyuşmazlığa konu işlemlerin yürütüleceği SGK Başkanlığı şubesinin bulunduğu yer veya Sosyal Güvenlik Kurumu merkezinin bulunduğu yer mahkemelerinden birinde dava açma imkânı…” (Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, 24.11.2015 tarih, 2015/18921 E, 2015/20389 K.) bulunduğu bilgisine yer verilmiştir.

Dava dilekçesi ekinde sunulan 22.09.2016 tarihli SGK Muğla İl Müdürlüğü yazısı içeriğinden de anlaşıldığı üzere, davacının 09.09.1987 tarihinde davalı işyerine sigortalı işe giriş mevcut ise de söz konusu işyerinin ilgili yıla ait dönem bordrosunda davacının ismi olmaması nedeniyle 1987 yılına ait sigortalı çalışmasının bulunmadığının bildirildiği ve eldeki davanın açılmasına neden olan işlemin, SGK Muğla İl Müdürlüğü tarafından gerçekleştirildiği dikkate alındığında; yukarıdaki açıklamalar ışığında davanın esasına girilerek, toplanacak kanıtlar değerlendirilmek suretiyle hüküm kurulması gerektiği halde, yetkisizlik kararı verilmiş olması usul ve yasaya aykırı bulunduğundan; aleyhine istinaf kanun yoluna başvurulan kararın, esası incelenmeksizin kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine duruşma yapılmaksızın HMK 353/1-(a)-3. maddesi uyarınca karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki hüküm fıkrası oluşturulmuştur.

HÜKÜM: 1-) Muğla 1. Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi’nin kararının KALDIRILMASINA,

2- ) Davanın yeniden görülmesi için, dosyanın mahkemesine iadesine,

3- ) İstinaf Kanun yolu yargılama giderlerinin, ilk derece mahkemesi tarafından kurulacak esasa ilişkin hükümde gözetilmesine,dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 01.12.2017 tarihinde temyiz yolu kapalı ve kesin olmak üzere oybirliğiyle karar verildi.

 

1 Günlük Hizmet Tespit Davası, Sigortalılık Başlangıç Tarihinin Tespiti Davası Emsal Yerel Mahkeme Kararı

 

TÜRK MİLLETİ ADINA

 

                        T.C.

                     ADANA

  1. İŞ MAHKEMESİ

GEREKÇELİ KARAR

 

ESAS NO                : 2012/435

KARAR NO            : 2013/252

HAKİM                   : *****

KATİP                     : *****

DAVACI                  : *****

VEKİLİ                   : Av. AHMET CAN – ADANA

DAVALI                   : SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞI -ANKARA

VEKİLİ                   : *****SGK Adana İl Müdürlüğü

DAVA                       : Tespit

DAVA TARİHİ        : 17/08/2012

KARAR TARİHİ    : 13/05/2013

KARAR YAZIM TARİHİ : 15/05/2013

                                 GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ : Davacı vekili Mahkememize verdiği dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin *****.01 işyeri sicil numaralı ***** ünvanlı işyerinde 18/03/1990 tarihinde çalıştığını,bu tarihte çalıştığına dair işveren *****tarafından işe giriş bildirgesi davalı kuruma verildiğini, ancak davalı Kurum 18/03/1990 tarihine dair dönem bordrosunun bulunmadığı gerekçesi ile müvekkilin sigorta başlangıç tarihini 01/01/2003 olarak esas aldığını belirtilen nedenlerle müvekkilinin sigortalılık başlangıç tarıhinin 18/03/1990 olarak tespit edilmesini talep etmiştir.

                                 Davalı SGK vekili Mahkememize verdiği cevap layihasında özetle; davacının müvekkil Kurum’da ***** sigorta sicil numarası ile SGK sigortalısı olarak tescilli olup davacıya ait şahsi sicil dosaysının ve müvekkil Kurum kayıtlarının tetkikinde, *****sicil numaralı ***** ünvanlı işyerinden, davacı adına 18/03/1990 işe başlangıç tarihli işe giriş bildirgesinin 27/03/1990 tarih ve 117465 sayı ile müvekkil Kurum kayıtlarına geçtiğini ancak bu işyerinden bu döneme ilişkin olarak davacı adına bordro verilmediğini bu nedenle davacıya anılan tarih için hizmet verilemediğinin tespit edildiğini, Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 24/06/1999 tarih 1999/4409-4842sayılı kararına göre 506 sayılı Yasa’nın 2. maddesinin belirlendiği biçimde eylemli olarak çalışması gerektiği, bu durumun özellikle SGK’nın 6. maddesinde vurgulandığı, bu bakımdan davacının işyerinde eylemli olarak çalışıp çalışmadığının araştırılması gerektiğini, bu nedenle salt işe giriş bildirgesinin mevcut olmasının fiili çalışmayı kanıtlamadığından davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

                                 Davacının SGK.’da mevcut şahsi sicil dosyasının onaylı bir örneği getirtilerek dosyaya konulmuştur. Kurumun 12/12/2012 tarih ve 21547270 sayılı cevabi yazısında işyerinin 18/03/1990 tarihinde kanun kapsamına alındığı, 18/03/1990 tarihinde kanun kapsamından çıkarıldığı görülmüştür.

                                 ***** Belediye Başkanlığına müzekkere yazılarak ve veraset ilamı sureti de eklenerek *****’e ait …… Caddesindeki inşaanı başlama ve bitiş tarihleri istenmiş, 26/03/2013 tarih ve 312 sayılı cevabi yazıda başlama tarihinin 05/06/1975 olup bitiş tarihinin belli olmadığı, inşaat ruhsatının ekte gönderilmiş olduğu görülmüştür.

                                 Davacı tanıkları ***** Asliye Hukuk Mahkemesince dinmişlerdir. Tanık *****; *****’e ait işyerinde 1990 yılının ilk aylarında davacı ile birlikte çalışmaya başladığını, sigortalı olarak çalışmaya başladıklarını ancak işe giriş bildirgelerinin verilmesine rağmen primlerinin ödenmediğini, tam gün mesai ile dava dışı işveren ait işyerinde çalıştığını bu çalışmasının 2 ay sürdüğünü, tanık *****; *****’e ait işyerinde 1990 yılının 3. ayında çalışmaya başladığını, sigortasını yapmadığı için 1 hafta 10 çalıştığını, sonrasında ayrıldığını davacınında kendisiyle aynı tarihlerde işe başladığını ve çalışmaya devam ettiğini ancak sigortalımı sigortasızmı çalışıp çalışmadığını bilmediğini beyan etmişlerdir.

                                 Mütevvefa İşveren *****in eşi ***** ifadesinde, eşi *****in 21 yıl önce vefat ettiğini, *****Binasının karşısında bulunan bodrum dahil 4 katlı binalarının bulunduğunu, bodrum dahil ilk üç katı eski tarihlerde inşa ettiklerini, 4. Katın inşaatına ise 1990 yılının Mart ayında başladıklarını, 4. Katın inşaatının 3 ay kadar sürdüğünü, davacının burada 4. Katın inşaatı başlayıp bitene kadar çalıştığını, amele olarak harç ve tuğla taşıma işi yaptığını, şuanda da bu binada oturduklarını, *****Asliye Hukuk Mahkemesince dinlenen tanıklarında inşaatlarında çalıştığını beyan etmiştir. İşverenin nüfus kaydı dosyaya alınmıştır.

                                 İmamoğlu Emniyet Müdürlüğüne müzekkere yazılarak … Caddesinde bulunan *****’e ait inşaat işyerinde talimatla dinlenen *****’ın bu işyerine yakın çalışıp çalışmadığı hususu sorulmuş 02/04/2013 tarihli cevabi yazı ekinde bulunan tutanakta 1989-1990 yıllarında belirtilen muhitte yapılan binada kimlerin çalıştığının tespit edilemediği, talimatla dinlendiği tespit edilen ***** ve ***** ile yapılan şifai görüşmede davacı ***** ile inşaat yapımı esnasında birlikte çalıştıklarını beyan ettiklerini belirtildiği görülmüştür.

 

                                 Bu durumda birlikte çalışan ve aynı zamanda komşuolan tanık ifadeleri, işverenin eşinin samimi ve olaylara dayalı ifadesi, işyerinin dava konusu dönemde kanun kapsamında olması, işe giriş bildirge sureti ve tüm dosya kapsamınagöre davacının 18/03/1990 tarihinde *****001 işyeri sicil nolu ***** bina inşaatı işyerinde 1 gün süre ile ve asgari ücret ile çalıştığı anlaşıldığından  davanın kabulüne karar vermek gerektiği anlaşılmakla aşağıda belirtildiği şekilde hüküm kurmak gerekmiştir.

                                 HÜKÜM                   : Yukarıda açıklanan nedenlerle;

                                 1-Davanın kabulüne, buna göre;

                                 Davacının 18/03/1990 tarihinde *****001 işyeri sicil nolu ***** bina inşaatı işyerinde 1 gün süre ile ve asgari ücret ile çalıştığının tespitine,

                                 2-Davalı Kurum harçtan muaf olduğundan harç alınmasına yer olmadığına    3-Davacı tarafından yapılan 133,55.TL. yargılama giderinin davalı Kurumdan alınarak davacıya verilmesine,

                                 4-Davacı kendisini Avukat ile temsil ettirdiğinden 1.320,00. TL. ücreti vekaletin, davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine.

                                 6-Davacı ve davalı tarafından yatırılan ve kullanılmayan bakiye gider avansının karar kesinleştiğinde iadesine.                                 Yargıtay yolu açık olmak üzere davacı vekili ile davalı vekilinin yüzlerine karşı verilen karar açıkça okunup anlatıldı.13/05/2013

Katip *****                             Hakim *****

 

1 Günlük Hizmet Tespit Davası, Sigortalılık Başlangıç Tarihinin Tespiti Davası Emsal Yerel Mahkeme Kararını Onayan Yargıtay Kararı 

 

T.C.

YARGITAY

  1. Hukuk Dairesi

 

ESAS NO       : 2013/10516

KARAR NO   : 2014/4577                Y A R G I T A Y   İ L A M I

 

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ           : Adana 1. İş Mahkemesi

TARİHİ           : 13/05/2013

NUMARASI   : 2012/435-2013/252

DAVACI         : *****   Vek.Av. Ahmet Can

DAVALI          : Sosyal Güvenlik Kurumu   Vek.Av.*****

Davacı, sigortalılık başlangıç tarihinin 18/03/1990 olduğunun tespitine karar verilmesini istemiştir.

 

Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kabulüne karar vermiştir.

 

Hükmün, davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okundu işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

 

K A R A R

 

Dosyadaki yazılara, hükmün Dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayanağı maddi delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, davalı vekilinin yerinde bulunmayan bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun olan hükmün ONANMASINA, 12/03/2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 

Başkan V.        *****   Üye    *****   Üye    *****   Üye    *****   Üye     *****  

 

Sigorta primine esas kazanç (ücret) tutarının tespiti

Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2019/3440 E. , 2020/4213 K.
Mahkemesi :İş Mahkemesi

Dava, sigorta primine esas kazanç (ücret) tutarının tespiti istemine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Hükmün, taraf vekillerince temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Dava, sigorta primine esas kazanç (ücret) tutarının tespitine ilişkin olup, Mahkemece, bozma sonrası aldırmış olduğu ve hükme esas kılınan bilirkişi raporu doğrultusunda davanın kabulüne karar verildiği anlaşılmıştır.
1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere ve hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre, davacı vekilinin tüm, davalılar vekillerinin sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2-Davanın yasal dayanaklarından olan 506 sayılı Kanunun “Prime Esas Ücretler” başlığını taşıyan 77. maddesinin 1. fıkrası ile 5510 sayılı Kanunun “Prime Esas Kazançlar” başlıklı 80. maddesinin 1. fıkrasında, sigortalıların prime esas kazançlarının nasıl belirleneceği açıklanmıştır. Diğer taraftan 506 sayılı Kanunun 79/10. ve 5510 sayıl Kanunun 86/9. maddelerine dayalı olarak açılan bu tür hizmet tespiti davalarında kesinleşen mahkeme ilamı, işverence Kuruma verilmeyen belgelerin yerine geçecek nitelikte olduğundan hükümde ayrıca 77. ve 80. maddelere göre hesaplanacak olan 1 günlük ücretin belirtilmesi de gerekmektedir. 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun; 288. maddesinde, bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukuki işlemlerin, yapıldıkları zamanki miktar veya değerleri belir bir tutarı geçtiği takdirde, senetle kanıtlanması gerektiği, bu hukuki işlemlerin miktar veya değeri, ödeme veya borçtan kurtarma (ibra) gibi herhangi bir sebeple belirli bir tutardan aşağı düşse bile senetsiz kanıtlanamayacağı bildirilmiş, 289. maddesinde, 288. madde uyarınca senetle kanıtlanması gereken konularda yukarıdaki hükümler hatırlatılarak karşı tarafın açık muvafakati durumunda tanık dinlenebileceği, 292. maddesinde de, senetle kanıtlanması zorunlu konularda yazılı bir delil başlangıcı varsa tanık dinlenebileceği açıklanarak delil başlangıcının, dava konusunun tamamen kanıtlanmasına yeterli olmamakla birlikte, bunun var olduğunu gösteren ve aleyhine sunulmuş olan tarafça verilen kağıt ve belgeler olduğu belirtilmiştir. 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 200. ve 202. maddelerinde de bu düzenlemeler korunmuştur.
Kuruma ödenmesi gereken sigorta primlerinin hesabında gerçek ücretin/kazancın esas alınması gerekmekte olup hizmet tespiti davalarının kamusal niteliği gereği, çalışma olgusu her türlü kanıtla ispatlanabilmesine karşın ücret konusunda aynı genişlikte ispat serbestliği söz konusu değildir ve değinilen maddelerde yazılı sınırları aşan ücret alma iddialarının yazılı delille kanıtlanması zorunluluğu bulunmaktadır. Ücret tutarı maddede belirtilen sınırları aştığı takdirde, tespiti gereken gerçek ücretin; hukuksal geçerliliğe sahip olarak düzenlenmiş bulunmaları kaydıyla, sigortalının imzasını içeren aylık ücreti gösteren para makbuzları, banka kayıtları, ticari defter kayıtları, ücret bordroları gibi belgelerle kanıtlanması olanaklıdır. Yazılı delille ispat sınırının altında kalan miktar için tanık dinlenebileceği gibi, tespiti istenen miktar sınırı aşsa dahi varlığı iddia edilen çalışmanın öncesine ve sonrasına ait yazılı delil başlangıcı sayılabilecek belgeler bulunuyorsa tanık dinlenmesi mümkündür. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 20.10.2010 gün ve 2010/10-480 Esas – 2010/523 Karar, 20.10.2010 gün ve 2010/10-481 Esas – 2010/524 Karar, 20.10.2010 gün ve 2010/10-482 Esas – 2010/525 Karar, 19.10.2011 gün ve 2011/10-608 Esas – 2011/649 Karar, 19.06.2013 gün ve 2012/10-1617 Esas – 2013/850 Karar sayılı ilamlarında da aynı görüş ve yaklaşım benimsenmiştir.
Somut olayda; Mahkemece, davacının sondör olarak … şirketinin yurtiçi ve yurtdışında bulunan petrol, gaz arama ve üretim sahalarında diğer davalıların işçileri olarak çalıştığı kabul edilmiş ise de, bu hususta yeterli araştırma ve incelemenin yapılmadığı anlaşılmaktadır. Mahkemece, … Ltd. Şti. (…) ile diğer iki davalı arasındaki asıl-alt işveren ilişkisi bulunup bulunmadığı hususu, bu yönde taraflar arasında açılmış davalar da gözetilmek ve ilişkinin niteliği de irdelenmek suretiyle belirlenip, tüm bu hususlara göre … Ltd. Şti.’nin sorumlu olup olmadığı belirlenmeli ve varılacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekir.
Belirtilen maddi ve hukuki olgular göz ardı edilerek hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O hâlde, davalılar vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ : Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 01/07/2020 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 

İŞ HUKUKU

  • İşçi İle İşveren İlişkisinden Kaynaklanan Alacak Davası
  • Sendika Kanunlarından Kaynaklanan Alacak Davası
  • Sosyal Güvenlik Hukukundan Kaynaklanan Alacak Davası
  • İşçi İşveren İlişkisinden Kaynaklanan İstirdat Davası
  • Aylık Bağlamaya Esas Göstergenin Belirlenmesi Talepli İş Davası
  • Bağ­Kur Sigortalılığının Tespiti Talepli İş Davası
  • Bağ­Kur Tarafından Belirlenen Prime İtiraza İlişkin İş Davası
  • Hizmetlerin Birleştirilmesinden Kaynaklanan İş Davası
  • İş Kolunun Talepli İş Davası
  • İşverence İşçi Aleyhine Açılan Alacak Talepli İş Davası
  • Kazanın Niteliğinin Belirlenmesi Talepli İş Davası
  • Sosyal Güvenlik Kurumu İşleminin İptali Talepli İş Davası
  • Sosyal Güvenlik Kurumunca Sigortalıya Karşı Açılan Geri Alım Talepli İş Davası
  • Sosyal Güvenlik Kurumunun İşverenden Rücuen Tazminat Talepli İş Davası
  • Sendika Temsilciliğinden Kaynaklı İşe İade ve Tazminat Talepli İş Davası
  • Sendika Üyeliğinin Tespiti Talepli İş Davası
  • Sigortalı Murislerinin Hak Sahipliğinin Belirlenmesi Talepli İş Davası
  • Sigortalının Aylığa Hak Sahipliğinin Belirlenmesi Talepli İş Davası
  • Sosyal Güvenlik Kurumunca Belirlenen Eksik İşçilik Prim Tutarına İtiraza İlişkin İş Davası
  • Sürekli İş Göremezliğin Belirlenmesi Talepli İş Davası
  • Toplu İş Sözleşmesinden Kaynaklanan Edaya İlişkin İş Davası
  • Yurt Dışı Hizmetlerin Belirlenmesi Talepli İş Davası
  • İşçiye verilen Disiplin Cezasının İptali Talepli İş Davası
  • İşin Durdurulması veya İşyerinin Kapatılmasına İtiraz Davası
  • İşçi İle İşveren İlişkisinden Kaynaklanan Menfi Tespit Davası
  • İş Kazasından Kaynaklanan Tazminat Davası
  • İş Sözleşmesinden Kaynaklanan Tazminat Talepli İş Davası
  • İşçi İle İşveren İlişkisinden Kaynaklanan Tazminat Davası
  • Meslek Hastalığından Kaynaklanan Tazminat Davası
  • Rücuen Tazminat Davası
  • Sendika Kanunlarından Kaynaklanan Tazminat Davası
  • İşe İade Talepli Tespit Davası
  • Sendika Kanunlarından Kaynaklanan Tespit Davası
  • Sosyal Güvenlik Hukuku İle İlgili Tespit Davası

Erken Emeklilik İçin Gerekli Olan Bir Günlük Hizmet Tespiti (Sigortalılık Başlangıç Tarihinin Tespiti) Davası

Sigortalılık Başlangıç Tarihinin Tespiti Davası

Bir hizmet akdine dayanarak bir veya birkaç işveren tarafından çalıştırılanlar sigortalı sayılırlar. Çalıştırılanlar, işe alınmalarıyla kendiliğinden “sigortalı” olurlar. Sigortalılar ile bunların işverenleri hakkında sigorta hak ve yükümleri sigortalının işe alındığı tarihten başlar.

Bu suretle sigortalı olmak hak ve yükümünden kaçınılmaz ve vazgeçilemez. Sözleşmelere, sosyal sigorta yardım ve yükümlerini azaltmak veya başkasına devretmek yolunda hükümler konulamaz.

Çalıştırılanların, başka hiçbir işleme gerek kalmaksızın sigortalı niteliğini kazanmaları 506 sayılı Kanun’un 6. maddesinin birinci fıkrasında yer alan açık hüküm gereğidir (5510 sayılı Kanun 4 ve 92. maddeleri).

Ne var ki, sigortalıların bazı haklardan yararlanmaları öncelikle Kuruma bildirilmeleri, belirli süre prim ödemiş olmaları ve Kanunun gerektirdiği bilgilerin açık bir şekilde bilinmesi koşullarına da bağlıdır.

Bu bilgi ve belgelerin Kuruma ulaştırılmaması veya eksik ulaştırılması hâlinde ise bildirimsiz (kaçak) çalıştırma olgusu ortaya çıkacaktır. Bu durum, prim ve gelir vergisi ödememek için işverenlerce sıklıkla başvurulan bir yol olup, ülkenin gerçeklerinden biridir. İşte bu noktada, işçinin birtakım yasal haklardan yararlanabilmesi için sigortalı hizmetinin tespitini istemesi gereği ortaya çıkmaktadır.

Zira, 1982 Anayasasının 12. maddesine göre; “Herkes kişiliğine bağlı, dokunulmaz devredilmez, vazgeçilmez, temel hak ve hürriyetlere sahiptir.” 60. maddede ise; “Herkes sosyal güvenlik hakkına sahiptir” hükmüne yer verilmiştir. Bu iki hüküm birlikte değerlendirildiğinde, sosyal güvenlik hakkının kişiye sıkı sıkıya bağlı dokunulmaz ve vazgeçilemez bir hak olduğu sonucuna ulaşılmaktadır. 

Çalışanlar, işe alınmalarıyla kendiliğinden sigortalıdır. Bu suretle sigortalı olmak hak ve yükümünden kaçınılamaz ve vazgeçilemez. İşveren, işçi ile imzaladığı sözleşmelere sosyal sigorta yardım ve yükümlerini azaltmak veya başkasına devretmek yolunda hükümler koyamaz. Bu haliyle sigortalı olmak, kişi bakımından sadece bir hak olmayıp aynı zamanda bir yükümlülüktür.

Bu nedenle, kamu düzenini ilgilendiren hizmet tespiti davalarında hakimin özel bir duyarlılık göstererek delilleri kendiliğinden toplaması ve sonucuna göre karar vermesi gerekir. Zira, sigortalı tarafından hizmet tespiti davasının açılması ile Sosyal Sigortalar Kurumu bir çalışma ilişkisinden haberdar olacak gerektiğinde müfettiş incelemesi yaparak resen prim tahakkuk ettirip, tahsil edecektir. Dolayısıyla, hizmet tespiti davaları kurumun hak alanını da doğrudan ilgilendirmektedir. (Yargıtay HGK E. 2005/21-409, K. 2005/413, T. 29.6.2005) 

İşe başlama tarihi, sigortalılık süresi, prim ödeme gün sayısı, belli bir yaşa gelme emeklilik şartlarındandır.

İşte gerçek başlangıç tarihinin mahkeme kararıyla tespit edilmesi yani ilk işe giriş tarihi tespiti, erken emekliliğe imkan sağlamaktadır. Diğer bir ifadeyle, günsüz işe girişlerde sigorta başlangıcının sayılması gündeme gelmektedir. 

Sigortalı niteliğini kazanmanın koşulları başlıca üç başlık altında toplanmaktadır.

Bunlar:

a) Çalışma ilişkisinin kural olarak hizmet akdine dayanması,

b) işin işverene ait yerde yapılması,

c) çalışanın mülga 506 sayılı Kanunun 3.maddesinde, 5510 sayılı Kanunun ise 6. maddesinde belirtilen istisnalardan olmaması şeklinde sıralanabilir.

5510 sayılı Kanunun 4/1-a maddesine ve 506 sayılı Kanuna göre sigortalı olabilmek için bu koşulların bir arada bulunması zorunludur.

4857 sayılı İş Kanununun 8.maddesinde ise, “İş sözleşmesi, bir tarafın (işçi) bağımlı olarak iş görmeyi, diğer tarafın (işveren) da ücret ödemeyi üstlenmesinden oluşan sözleşmedir.” tanımlaması yapılmıştır.

Belirtmek gerekirse, 4857 sayılı İş Kanununda “Hizmet akdi” sözcüğü terk edilmiş, yerine “İş sözleşmesi” ifadesi kullanılmıştır.

Borçlar Kanunu’nun 313/1 maddesinde, hizmet sözleşmesi; “Hizmet akdi, bir mukaveledir ki onunla işçi, muayyen veya gayri muayyen bir zamanda hizmet görmeyi ve iş sahibi dahi ona bir ücret vermeği taahhüt eder.” şeklinde tanımlanmıştır.

Bu tanımda sadece hizmet ve ücret unsurları belirginken, 4857 sayılı yeni İş Kanununda, daha önce Anayasa Mahkemesi ve öğretinin de kabul ettiği gibi “bağımlılık” unsuruna da yer verilmiştir.

Hizmet sözleşmesi her şeyden önce bir iş görme edimini zorunlu kılar. Bu sözleşmeyle sigortalıya yüklenen borç, işveren yararına bir iş görmek, hizmet sunmaktır.

Ücret, BK m. 313 anlamında hizmet akdini oluşturan unsurlardandır ve bu unsurun yokluğu durumunda çalışma ya vekâlet sözleşmesine, ya da bir sözleşme ilişkisi bulunmaksızın hatır, yardım, dayanışma, arkadaşlık gibi bir nedene dayanmaktadır.

5510 sayılı Kanunun 6/a, 7/a, 82/2-3. maddeleri hükümlerinde de açıkça görüleceği üzere sigortalılık niteliği için ücret zorunlu unsur değildir. Bilindiği gibi çalıştırılanlar, işe alınmalarıyla sigortalı olurlar (5510 SK. m.7/a). Maddenin “çalıştırılanlar” sözüne yer verip, aksine, hizmet akdi ile çalıştırılanlar ifadesine yer vermemesi karşısında, zaman ve bağımlılık koşulu gerçekleşmiş ise, ücret koşulu gerçekleşmese de, kişi, sigortalı sayılmalıdır.
Konu, doktrinde de ele alınmış ve ücret almadan yapılan çalışmaların da sigorta kapsamına alınması gerektiği genel olarak kabul görmüştür. Diğer unsur olan bağımlılık ve bu kapsamda ele alınması gereken zaman unsuru, hizmet akdinin ayırt edici özellikleridir.

Bağımlılık, iş ve sosyal güvenlik hukuku uygulamasında temel bir ilke olup, bu unsur, hizmetini işverenin gözetimi ve yönetimi altında yapmayı ifade eder. Ne var ki, iş hukukunun dinamik yapısı, ortaya çıkan atipik iş ilişkileri, yeni istihdam modelleri, bu unsurun ele alınmasında her somut olayın niteliğinin göz önünde bulundurulmasını zorunlu kılmaktadır. Bazı durumlarda, taraflar arasında sıkı bir bağımlılık ilişkisi bulunmasa da, işverenin iş organizasyonu içinde yer alınmaktaysa, bu unsurun varlığının kabulü gerekecektir. Önemli yön, işverenin her an denetim ve buyurma yetkisini kullanabilecek olması, çalışanın, edimi ile ilgili buyruklara uyma dışında çalışma olanağı bulamayacağı nitelikte teknik ve hukuki bir bağımlılığın bulunmasıdır. Genel anlamda bağımlı çalışma, işverenin belirleyeceği yerde ve zamanda, işverence sağlanacak teknik destek ve işverenin denetim ve gözetiminde yapılan çalışmadır. İşverenin yönetim (talimat verme) hakkı karşısında işçinin talimatlara uyma (itaat) borcu yer alır. Bir işin görülmesi süreci içinde işçinin faaliyeti, çalışma şekli, yeri, zamanı ve işyerindeki davranışları düzenleyen talimatlar veren işveren onu kişisel bağımlılığı altında tutar. Bu sözleşmede varolan otorite/bağımlılık ilişkisi taraflar arasında kaçınılmaz olarak bir hukuki hiyerarşi yaratır. Bu nedenle iş akdinde bağımlılık hem işçinin kişiliğini ilgilendirmekte hem de bir hukuki bağımlılık niteliği taşımaktadır.” (Yargıtay 10.H.D. 30/03/2022 gün 2022/2213 E. 2022/4590 K.)

Hizmet ilişkisinde ücretin sadece para ile ödenmesi söz konusu olmayıp ayni bir yardım karşılığı da ücret olarak kabul edilmelidir. (Adana BAM 12. HD. 2021/146, 2022/794 26/05/2022) 

Esas Alınacak Kanun

1 Ekim 2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun (5510 sayılı Kanun) geçici 7. maddesinin birinci fıkrasında; “Bu Kanunun yürürlük tarihine kadar 17/07/1964 tarihli ve 506 sayılı, 02/09/1971 tarihli ve 1479 sayılı, 17/10/1983 tarihli ve 2925 sayılı, bu Kanunla mülga 17/10/1983 tarihli ve 2926 sayılı, 08/06/1949 tarihli ve 5434 sayılı Kanunlar ile 17/07/1964 tarihli ve 506 sayılı Kanun’un Geçici 20’inci maddesine göre sandıklara tabi sigortalılık başlangıçları ile hizmet süreleri, fiili hizmet süresi zammı, itibari hizmet süreleri, borçlandırılan ve ihya edilen süreler ve sigortalılık süreleri tabi oldukları Kanun hükümlerine göre değerlendirilirler” yönünde düzenleme bulunmaktadır. Bu durumda, 01.10.2008 tarihinden önceki döneme ilişkin hizmet tespiti uyuşmazlıklarında 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu (506 sayılı Kanun); bu tarihten sonraki dönem bakımından ise 5510 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanması gerekecektir.

Davacı 

Sigortasız bir işçinin sigortalı olarak kabul edilebilmesi için; 

a) Çalışma ilişkisinin kural olarak hizmet sözleşmesine dayanması,

b) İşin işverene ait iş yerinde ya da iş yerinden sayılan yerlerde iş organizasyonu içerisinde yapılması,

c) işçinin 506 sayılı Kanun’un 3. maddesinde (5510 sayılı Kanun’un 6. maddesi) belirtilen istisnalardan olmaması şeklinde sıralanabilir.

Sigortalı olabilmek için bu koşulların bir arada bulunması zorunludur. Dolayısıyla sigortalı olarak çalışabilmenin temel koşulu, hizmet sözleşmesine dayalı çalışmanın bulunmasıdır. Bu anlamda bir sözleşme, hizmet sözleşmesi olarak kabul edilmediğinde sigortalılıktan söz edilmesi de mümkün olmayacaktır.

Bir Günlük Hizmet Tespit Davasının yasal dayanağını 5510 sayılı Kanunun geçici 7.maddesi yollamasıyla uygulanan mülga 506 sayılı Kanunun 79/10 ve 108. maddeleri oluşturmaktadır.

506 sayılı Kanunun 108. maddesine göre “malullük, yaşlılık ve ölüm sigortalarının uygulanmasında nazara alınacak sigortalılık süresinin başlangıcı, sigortalının, yürürlükten kaldırılmış 5417 ve 6900 sayılı Kanunlara veya bu Kanuna tabi olarak ilk defa çalışmaya başladığı tarihtir.”

Olağan olarak sigortalılık niteliği, 506 sayılı Kanunun 2. maddesine göre hizmet akdinin kurulması ve 6. madde gereğince çalışmaya başlaması ile edinilir.

Fiili çalışma saptanmadıkça, sadece hizmet akdine dayanılması halinde sigortalılık söz konusu olamaz.

Yöntemince düzenlenip süresi içerisinde Kuruma verilen işe giriş bildirgesi, kişinin işe alınmış olduğunu gösterirse de fiili çalışmanın varlığının ortaya konulması açısından tek başına yeterli kabul edilemez.

Sigortalılıktan söz edebilmek için, çalışmanın varlığı, Yargıtay uygulamasında 506 sayılı Yasanın 79/10. maddesine dayalı sigortalılığın tespiti davaları yönünden kabul edilen ilkelere uygun biçimde belirlenir.

Zira, sigortalılığın başlangıcına yönelik her dava, sigortalılığın tespiti istemini de içerir. Aksine düşünce, özellikle yaşlılık aylığının kabulü için öngörülen sigortalılık süresi yönünden çalışanlar ile çalışmayanlar arasında adaletsiz ve haksız bir durum yaratır.

Bu nedenle, işe giriş bildirgesinin verildiği ancak yasal diğer belgelerin bulunmadığı durumlarda çalışma olgusunu ortaya koyabilecek inandırıcı ve yeterli kanıtlar aranır, kamu düzenine dayalı bu tür davalarda Hakim, görevi gereği doğrudan soruşturmayı genişleterek sigortalılık koşullarının oluşup oluşmadığını belirler.

Dava Açma Süresi 

Bu süre iki duruma göre farklılık gösterir.

Eğer SGK’ya bildirge verilmiş ancak sigorta primi işveren tarafından hiç ödenmemişse işe giriş tarihi sonrası kesintisiz süren çalışma yönünden hak düşürücü süre işlemez, sigortasız işçi istediği tarihte her zaman dava açabilir.

Nedir bu bildirgeler? 

Fiili veya gerçek çalışmayı ortaya koyacak belgeler, işe giriş bildirgesiyle birlikte 506 sayılı Yasa’nın 79. maddesinde belirtilen sigortalının gün sayısını, kazanç durumunu, çalışma tarihleriyle birlikte ortaya koyan aylık sigorta gün bilgileri ile Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği’nin 17. maddesinde belirtilen 4 aylık prim bordroları gibi Kuruma verilmesi zorunlu belgelerdir.

  • İşe giriş belgesi,
  • Aylık sigorta primleri belgesi
  • Dönem bordroları
  • Dört aylık sigorta primleri bordrosu
  • Sigortalı hesap fişi

Bu belgelerden birisinin dahi kuruma verilmiş olması halinde kesintisiz geçen çalışma için hak düşürücü sürede işlemez. Sigortasız işçi her zaman dava açabilir.

Bu belgelerden birisinin dahi verilmiş olması halinde artık Kanun’un 79/10 (eski 8) maddesinde yer alan hak düşürücü süreden söz edilemez. Yargıtay uygulamasında anılan maddenin yorumu geniş tutulmakta; eğer sayılan belgelerden birisi işveren tarafından verilmişse burada Kurumun işçinin çalışmasından haberdar olduğu ve artık hizmet tespiti davası için hak düşürücü sürenin varlığından söz edilemeyeceği kabul edilmektedir.

Diğer yandan SGK müfettiş raporu ile ya da SGK’nın yetkili elemanlarınca bir fiili ya da kaydi çalışma olgusu tespit edilmişse, kesintisiz süren çalışma yönünden hak düşürücü süre yoktur. Her zaman dava açılabilir. Yani, çalışmaların sigorta müfettiş raporu ile saptanması durumunda hak düşürücü sürenin işlemez.

Sigortalının askere gitmeden önce çalıştığı işyerini askerliğe müteakip girmesi durumunda hizmet akdi mecburi hizmet nedeniyle kesilmiş olduğunda da hak düşürücü süre işlemez.

Çalışana ödenen ücretten sigorta primi kesilen hallerde, çalışanın iş ve sosyal sigorta mevzuatının öngördüğü sigorta hak ve yükümlülüklerini yerine getirmesi nedeniyle Kurumun Kanundan kaynaklanan denetim ve inceleme görevini yapmaması karşısında da hak düşürücü sürenin işlemeyeceği kabul edilmektedir. 

Yok eğer, SGK’ya hiç bildirge verilmemiş ise sigortasız işçi yönünden tespiti istenen hizmetin görüldüğü yılın sonundan başlayarak 5 yıldır. Bu süre hak düşürücü süredir.

Sigortasız işçi farklı işverenlere ait işyerlerinde ya da aynı işverene ait işyerlerinde kesintili çalışması halinde hak düşürücü süre, her bir işyerinde kesintisiz çalışmanın sona erdiği yılın son gününden itibaren hak düşürücü süre başlar.

Sigortalının Kuruma bildiriminin işe giriş tarihinden sonra yapılması, bir başka ifade ile sigortalının hizmet süresinin başlangıçtaki bir bölümünün Kuruma bildirilmeyerek sonrasının bildirilmesi ve Kuruma bildirimin yapıldığı tarihten önceki çalışmaların, bildirgelerin verildiği tarihi de kapsar biçimde kesintisiz devam etmiş olması halinde, Kuruma bildirilmeyen çalışma süresi yönünden hak düşürücü sürenin hesaplanmasında; bildirim dışı tutulan sürenin sonu değil, kesintisiz olarak geçen çalışmaların sona erdiği yılın sonu başlangıç alınmalıdır.

İşe giriş belgesi, aylık sigorta primleri belgesi ve dönem bordroları işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar, çalıştıklarını hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içerisinde mahkemeye başvurarak alacakları ilam ile ispatlayabilirlerse, bunların mahkeme kararında belirtilen aylık kazanç toplamları ile prim ödeme gün sayıları nazara alınır.

5 yıllık süre hak düşürücü olup mahkeme tarafından kendiliğinden nazara alınması gerekir.

Çalışanın aynı işyerinde çalışmasını sürdürmesi veya 5 yıllık hak düşürücü süre içerisinde tekrar aynı işyerine girerek çalışması hak düşürücü sürenin işlemesine engel olmaz.

Dava açmadan önce arşiv kayıtlarında sigorta bildirgesinin olup olmadığı ya da müfettiş raporunun olup olmadığı haricen araştırılması çok önemlidir. 

Hizmet tespit talepleri, işçi ücret alacağı, kıdem, ihbar tazminatı talepleri ile birlikte bir davada ileri sürülemez, birlikte açılamaz. Ayrı ayrı dava açılması gerekir. (Yargıtay HGK 04.05.2016 T, 2014/926 E, 2016/582 K)

Davalı 

Her ne kadar, 6552 sayılı Kanunun 11.09.2014 günü yürürlüğe giren 64. maddesiyle 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanununun 7. maddesine eklenen 4. fıkrada, hizmet akdine tabi çalışmaları nedeniyle zorunlu sigortalılık sürelerinin tespiti talebi ile işveren aleyhine açılan davalarda, davanın Kuruma resen ihbar edileceği, ihbar üzerine davaya davalı yanında feri müdahil olarak katılan Kurumun, yanında katıldığı taraf başvurmasa dahi kanun yoluna başvurabileceği belirtilmişse de, kanun koyucunun gerçekleştirdiği düzenlemede öngörülen 506 sayılı Kanunun 79/10. veya 5510 sayılı Kanunun 86/9. maddelerine dayalı hizmet akdine tabi çalışmaları nedeniyle zorunlu sigortalılık sürelerinin tespiti niteliğinde olmayıp, işverence yasal süresinde verilmekle zorunlu sigortalılık tescilinin dayanağını oluşturan bildirgede işe giriş günü olarak yazılı tarihin kabul edilmemesi yönündeki Kurum işleminin iptali ile anılan 1 günlük çalışma süresinin geçerliliğinin tespiti niteliğinde olduğundan ve özellikle bu tür uyuşmazlıklarda işverenin taraf olarak yer alması zorunluluğu da bulunmadığından, bu davalar işverene değil, doğrudan Sosyal Güvenlik Kurumu’na açılır.

Erken Emeklilik İçin 1 Günlük Hizmet Tespit Davası’nda işverenin davalı olarak gösterilme zorunluluğunun bulunmamaktadır. Buna ilişkin İzmir BAM – 10. Hukuk Dairesi Esas No.: 2017/2402 Karar No.: 2017/1585 Karar tarihi: 01.12.2017

Görevli Mahkeme 

İş Mahkemeleri Kanunun 5. maddesine göre “İş mahkemeleri, ……Sosyal Güvenlik Kurumu..nun taraf olduğu iş ve sosyal güvenlik mevzuatından kaynaklanan uyuşmazlıklara… ilişkin dava ve işlere bakar.”

Yetkili Mahkeme 

Görevli mahkeme iş mahkemesi olmakla birlikte yetkili mahkeme Sosyal Güvenlik Kurumu’nun şubesinin bulunduğu yer veya Sosyal Güvenlik Kurumu merkezinin bulunduğu yer mahkemelerinden birinde dava açılabilir. Buna ilişkin emsal Bölge İstinaf Mahkemesi kararı 

Sosyal Güvenlik Kurumuna Başvuru Zorunluluğu 

Dava açılmadan önce Sosyal Güvenlik Kurumuna müracaat edilmesi zorunludur. Yapılan müracaata altmış gün içinde Kurumca cevap verilmezse talep reddedilmiş sayılır. Kuruma karşı dava açılabilmesi için taleplerin reddedilmesi veya zımni reddedilmiş sayılması şarttır.

Bu nedenle, 5521 Sayılı Kanun’un 7/3 maddesine uygun bir şekilde, dava açılmadan önce davaya konu talep hakkında, Sosyal Güvenlik Kurumuna müracaat ve Kurum tarafından bu müracaata konu talebine reddine dair bir işlem zorunludur.

Diğer yandan, 108. maddenin 2. fıkrasına göre “Tahsis işlerinde nazara alınan sigortalılık süreleri, bu sürenin başlangıç tarihi ile, sigortalının tahsis yapılması için yazılı istekte bulunduğu tarih, tahsis için istekte bulunmuş olmayan sigortalılar için de ölüm tarihi arasında geçen süredir.”

İspat Yükü 

Sosyal güvenlik hukukunun hem kamu hukuku hem de özel hukuk alanında kalan özellikleri dikkate alındığında, özellikle hizmet tespiti davalarında kendiliğinden araştırma ilkesinin ağır bastığı görülür. Gerçekten hizmet tespiti davaları, taraflarca hazırlama ilkesi kapsamı dışında olup, kendiliğinden araştırma ilkesi söz konusudur.

Sigortalılık başlangıç tarihi davalar kamu düzenini ilgilendirdiği ve bu nedenle özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesi icap ettiği Yargıtay’ın yerleşmiş içtihadı gereği olduğundan, kamu düzenini ilgilendiren hizmet tespiti davalarında, hâkimin özel bir duyarlılık göstererek delilleri kendiliğinden toplaması ve sonucuna göre karar vermesi gerekir. Kendiliğinden araştırma ilkesinin uygulandığı bu davalarda ispat yükü, bir tarafa yüklenemez.

Hizmet tespiti davalarının amacı, hizmetlerin karşılığı olan sosyal güvenlik haklarının korunması olduğundan, tespiti istenen dönemde kişinin sigortalı niteliği taşıyıp taşımadığı ile yapılan işin Kanun kapsamına girip girmediği araştırılmalıdır. Çalışma iddiasının gerçeğe uygunluğu ancak bu koşullar varsa inceleme konusu yapılabilecektir.

Çalışma olgusu her türlü delille ispatlanabileceğinden bu davalarda işyerinde tutulması gerekli dosyalar ile Kurumdaki belge ve kanıtlardan yararlanılmalı, ücret bordroları getirtilmeli, müfettiş raporları olup olmadığı araştırılmalı, mümkün oldukça tespiti istenen dönemde işyerinin yönetici ve görevlileri, işyerinde çalışan öteki kişiler ile o işyerine komşu ve yakın işyerlerinde, tarafları veya işyerini bilen veya bilebilecek durumda olanlar zabıta marifetiyle araştırılarak saptanmalı, sigortalının hangi işte hangi süre ile çalıştığı, çalışmanın konusu, sürekli, kesintili, mevsimlik mi olduğu, başlangıç ve bitiş tarihleri ve alınan ücret konularında beyanları alınarak, tanıkların sözleri değerlendirilirken bunların inandırıcılığı üzerinde durulmalı, verdikleri bilgilere nasıl vakıf oldukları, işveren ve işçiyle, işyeriyle ilişkileri, bazen uzun yılları kapsayan bilgilerin insan hafızasında yıllarca eksiksiz nasıl taşınabileceği düşünülmeli, beyanları diğer yan delillerle desteklenmelidir.

Bu amaçla tanıkların hizmet tespiti istenen tarihte işyeri veya komşu işyeri sigortalısı ya da işvereni olup olmadıkları araştırılmalı, davalı Kurumdan, bu kişilerin belirtilen tarihte sigortalılık bildirimlerinin hangi işyerinden yapılmış olduğu da sorularak, elde edilen bilgilerin ifadelerde belirtilen olgularla örtüşüp örtüşmediği de irdelenmeli, işyerinin kapsam, kapasite ve niteliği ile bu beyanlar kontrol edilmelidir.

Diğer taraftan bu davalarda, işverenin çalışma olgusunu kabulü ya da reddinin tek başına hukuki bir sonuç doğurmayacağı da göz önünde tutulmalıdır. (Yargıtay HGK 04.07.2012 tarihli 2012/21-137 E., 2012/433 K.; 25.09.2013 tarihli ve 2013/21-182E., 2013/1401 K.; 29.11.2017 tarihli ve 2015/10-3342 E., 2017/1542 K.; 27.06.2018 tarihli ve 2016/21-2358 E., 2018/1289 K.; 12.03.2019 tarihli ve 2015/10-1862E., 2019/280 K.; 14.11.2019 tarihli ve 2016/10-374 E., 2019/1184 K; 16.12.2020 tarihli ve 2017/21-2336 E., 2020/1044 K. sayılı kararları) 

506 sayılı Kanunun 108. maddesi gereğince sigortalılık başlangıç tarihinin belirlenmesine ilişkin açılan her dava, sigortalılığın saptanması istemini de içerdiğinden, aynı Kanunun 79/10. maddesi kapsamında bir günlük çalışmanın belirlenmesi davasıdır. Bu nedenle hizmet tespiti davalarındaki kanıtlama yöntem ve ilkeleri benimsenip uygulanmalı, başka bir anlatımla, sigortalılıktan söz edilebilmesi için, çalışmanın varlığı, hizmet tespiti davaları yönünden kabul edilen yöntem ve ilkelere uygun biçimde saptanmalıdır.

Sigortalılığın tespitinde, yöntemince düzenlenerek yasal hak düşürücü süre içerisinde Kuruma verilen sigortalı işe giriş bildirgesi, ilgilinin işe alındığını gösteren yazılı delil niteliğinde ise de sigortalılığın kabulü açısından tek başına yeterli kabul edilemez ve bu kapsamda çalışma olgusunun da inandırıcı ve yeterli delillerle ispatlanması gerekmektedir. Bu amaçla; sigortalı işe giriş bildirgesinin Kuruma veriliş tarihi, bildirgedeki kimlik bilgilerinin, varsa imza ve fotoğrafın davacıya ait olup olmadığı, davacıya verilen sigorta sicil numarasının hangi yılın serilerinden olup sonraki dönemde gerçekleşen hizmetlerinde kullanılıp kullanılmadığı saptanmalıdır.

Bu tür davalar kamu düzeni ile ilgili olduğundan özel bir duyarlılıkla ve özenle yürütülmeleri zorunlu olup mahkemece tarafların sunduğu deliller ile yetinilmeyerek, kendiliğinden araştırma ilkesi benimsenmek suretiyle, sigortalılığın kabulü ve hüküm altına alınabilmesi için hizmet akdinin ve eylemli çalışmanın varlığı ortaya konulmalıdır.

Bu amaçla hizmeti ortaya koyabilecek belgeler, varsa Kurum görevlileri tarafından düzenlenen rapor ve tutanaklar getirtilmeli, yine davalı iş yerinde aynı dönemde bildirimleri yapılan sigortalılar tanık sıfatıyla dinlenilmeli, gerektiğinde aynı çevrede faaliyet yürüten işverenler ve bunların çalıştırdığı kimseler yeniden Kurum ve Kolluk marifetiyle yöntemince belirlenerek bilgi ve görgülerine başvurulmalı, böylelikle iddianın somut ve inandırıcı bilgilere dayalı biçimde kanıtlanıp kanıtlanmadığı değerlendirilmelidir.

Hizmet tespiti davalarının amacı hizmetlerin karşılığı olan sosyal güvenlik haklarının korunmasıdır. Bu tür davalarda, öncelikle davacının çalışmasına ilişkin belgelerin, işveren, tarafından verilip verilmediği, ya da çalıştıklarının kurumca tespit edilip edilmediği yöntemince araştırılmalıdır.

Bu yasal koşul oluşmuşsa işyerinin o dönemde gerçekten var olup olmadığı, Kanunun kapsamında veya kapsama alınacak nitelikte bulunup bulunmadığı eksiksiz bir şekilde belirlenmeli daha sonra çalışma iddiasının gerçeğe uygunluğu özel bir duyarlılıkla araştırılmalıdır.

Çalışma olgusu her türlü delille ispatlanabilirse de çalışmanın konusu, sürekli kesintili mevsimlik mi olduğu, başlangıç ve bitiş tarihleri ve alınan ücret konularında tanıkların sözleri değerlendirilirken bunların inandırıcılığı üzerinde durulmalı, verdikleri bilgilere nasıl vakıf oldukları, işveren ve işçiyle, işyeriyle ilişkileri, bazen uzun yılları kapsayan bilgilerin insan hafızasında yıllarca eksiksiz nasıl taşınabileceği düşünülmeli ve tanıklar buna göre isticvap olunmalı, işyerin kapsam kapasite ve niteliği ile bu beyanlar kontrol edilmeli, mümkün oldukça işyerinin müdür ve görevlileri, işyerinde çalışan öteki kişiler ile o işyerine komşu ve yakın işyerlerinde bu yeri bilen ve tanıyanlar dahi dinlenerek tanık beyanlarının sağlığı denetlenmeli ve çalışma olgusu böylece bir kuşku ve duraksamaya yer bırakmayacak sağlıklı bir biçimde belirlendikten sonra ücret konusu üzerinde durulmalı tespiti istenilen sürenin evvelinde ve sonrasında beyyine başlangıç sayılabilecek ödeme belgeleri ve sair bu nitelikte bir belge yoksa Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanunun 288. maddesinde yazılı sınırları taşan ücret alma iddialarında yazılı delil aranmalı bu sınırlar altında kalan ücret alma iddialarında ücret miktarları tanıklardan sorulmalı 506 sayılı Kanunun 3B ve D maddelerinde olduğu gibi ücretin sigortalı sayılmanın koşulu olan durumlarda ücret alma olgusunun var olup olmadığı özellikle saptanmalıdır.

Öte yandan, kural olarak işe giriş bildirgeleri ve ücret ödeme bordroları sigortalının imzasını içermelidir. Sigortalı, anılan belgeleri hile, hata veya manevi baskı altında imzaladığını ileri sürmemiş veya imzanın kendisine ait olmadığını ya da kesintisiz çalıştığını söylememiş ise, birden fazla işe giriş bildirgesinin varlığı ve işyerinden yapılan kısmi bildirimler, sigortalının o işyerinde kesintili çalıştığına karine oluşturur. Bu karinenin, aksinin, ancak, eş değer delillerle kanıtlanması gerekmekte olup tanık sözlerine değer verilemez. Bu halde ise hak düşürücü sürenin kesinti tarihleri dikkate alınarak her bir dönem bakımından ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekecektir.

Taraf tanıklarının sözleri değerlendirilirken bunların inandırıcılığı üzerinde durulmalı, verdikleri bilgilere nasıl vakıf oldukları, işveren ve işçiyle, işyeriyle ilişkileri, bazen uzun yılları kapsayan bilgilerin insan hafızasında yıllarca eksiksiz nasıl taşınabileceği düşünülmeli ve tanıklar buna göre dinlenilmeli, re’sen araştırma kapsamında sadece taraf tanıkları ile yetinilmeyip mümkün oldukça işyerinin müdür, amir, şef, ustabaşı ve postabaşı gibi görevlileri ve o işyerinde çalışan öteki kişiler ile o işyerine komşu ve yakın işyerlerinde bu yeri bilen ve tanıyanlar dahi dinlenerek tanık beyanlarının sağlığı denetlenmeli ve çalışma olgusu böylece hiç bir kuşku ve duraksamaya yer bırakmayacak biçimde belirlenmelidir.

Bu davalarda işverenin çalışma olgusunu kabulü ya da reddinin tek başına hukuki bir sonuç doğurmayacağı da göz önünde tutulmalıdır. ( Yargıtay HGK 29.06.2005 gün ve 2005/21-409- 413, 23.12.2009 gün ve 2009/10-581-619, 10.02.2010 gün ve 2010/10-72-72, 21.09.2011 gün ve 2011/10-527– 552, Yargıtay 10. HD E. 2020/8356, K. 2020/6960, T. 25.11.2020) 


1 Günlük Hizmet Tespit Davası, Sigortalılık Başlangıç Tarihinin Tespiti Davası Dilekçe Örneği

(Günsüz işe giriş dava dilekçesi örneği) 

…………..  NÖBETÇİ İŞ MAHKEMESİ’NE

DAVACI : ………………….(TCKN : ………………..)

VEKİLİ : Av. AHMET CAN

DAVALI : SOSYAL SİGORTALAR KURUMU

KONU : Müvekkilin sigortalılık başlangıç tarihinin 20.02.1988 olarak tespiti talebimizdir.

AÇIKLAMALAR           :

1-) Müvekkil ……. SGK işyeri sicil Numaralı  ……………..ünvanlı işyerinde 20.02.1988 tarihinde işe alınmıştır.

2-) Bu tarihte çalıştığına dair işveren ………..Ünvanlı işyeri  tarafından işe giriş bildirgesi davalı kuruma verilmiştir.

3-) Ancak, davalı kurum 20.02.1988  tarihne dair dönem bordrosunun bulunmadığı gerekçesiyle müvekkilin sigorta başlangıç tarihini 19.06.2002 olarak esas almaktadır.

4-) Müvekkilin söz konusu işyerinde çalıştığı, davalı kuruma verilen Sigortalı İşe Giriş Bildirgesi ile sabittir. (Ek-1 SGK Sigortalı İşe İlk Giriş Bildirgesi).

Yine, ………… tarihli SGK Tescil ve Hizmet Dökümünde müvekkilin ilk işe giriş tarihi 20.02.1988 olarak zaten sigorta kayıtlarında görünmektedir. (Ek-2 SGK Tescil ve Hizmet Dökümü)

Bununla birlikte müvekkile davalı kurum tarafından verilen Sosyal Sigortalar Kurumu Sigorta Sicil Kartı’nda Sigortalı işe İlk defa girdiği tarih bölümünde 20.02.1988 olarak yazmaktadır. (Ek-3 Sigorta Sicil Kartı)

Müvekkilin …………ünvanlı işyeride 20.02.1988 tarihinde çalıştığını, aynı tarihte birlikte çalıştığı iş arkadaşı ……………. ve ……………… alınacak beyanı ile de sabit hale gelecektir.

5-) Müvekkilin sigortalılık başlangıç tarihinin 20.02.1988 olarak tespiti için bu davanın açılması zorunluluğu doğmuştur.

HUKUKİ SEBEPLER : 5510 Sayılı Sosyal Si̇gortalar Ve Genel Sağlik Si̇gortasi Kanunu, İş Kanunu Ve İlgili Mevzuat

HUKUKİ DELİLLER   :

1-) SGK İş Yeri Sigorta Dosyası,

2-) SGK Sigortalı İşe İlk Giriş Bildirgesi (Ek-1)

3-) SGK Tescil ve Hizmet Dökümü (Ek-2)

4-) Sigorta Sicil Kartı (Ek-3)

5-) Tanık Beyanları

6-) Bilirkişi İncelemesi

7-) Kanuni Ve Takdiri Diğer Deliller

NETİCE VE TALEP    : Yukarıda açıklanan nedenlerle, davamızın kabulü ile müvekkilin 20.02.1988 tarihinde ……….. SSK Sicil No’lu ………………….Ünvanlı işyerinde 1 gün süre ile çalışmış olduğundan  sigortalılık başlangıç tarihinin 20.02.1988 olarak tespitini, yargılama giderlerinin ve vekalet ücretinin davalı kuruma yükletilmesine karar verilmesini talep ederiz.

Saygılarımızla.

DAVACI VEKİLİ

AV. AHMET CAN


1 Günlük Hizmet Tespit Davası, Sigortalılık Başlangıç Tarihinin Tespiti Davası Emsal Yerel Mahkeme Kararı

                        T.C.

                     ADANA

  1. İŞ MAHKEMESİ

GEREKÇELİ KARAR

ESAS NO                : 2012/435

KARAR NO            : 2013/252

HAKİM                   : *****

KATİP                     : *****

DAVACI                  : *****

VEKİLİ                   : Av. AHMET CAN – ADANA

DAVALI                   : SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞI -ANKARA

VEKİLİ                   : *****SGK Adana İl Müdürlüğü

DAVA                       : Tespit

DAVA TARİHİ        : 17/08/2012

KARAR TARİHİ    : 13/05/2013

KARAR YAZIM TARİHİ : 15/05/2013

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ : Davacı vekili Mahkememize verdiği dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin *****.01 işyeri sicil numaralı ***** ünvanlı işyerinde 18/03/1990 tarihinde çalıştığını,bu tarihte çalıştığına dair işveren *****tarafından işe giriş bildirgesi davalı kuruma verildiğini, ancak davalı Kurum 18/03/1990 tarihine dair dönem bordrosunun bulunmadığı gerekçesi ile müvekkilin sigorta başlangıç tarihini 01/01/2003 olarak esas aldığını belirtilen nedenlerle müvekkilinin sigortalılık başlangıç tarıhinin 18/03/1990 olarak tespit edilmesini talep etmiştir.

Davalı SGK vekili Mahkememize verdiği cevap layihasında özetle; davacının müvekkil Kurum’da ***** sigorta sicil numarası ile SGK sigortalısı olarak tescilli olup davacıya ait şahsi sicil dosaysının ve müvekkil Kurum kayıtlarının tetkikinde, *****sicil numaralı ***** ünvanlı işyerinden, davacı adına 18/03/1990 işe başlangıç tarihli işe giriş bildirgesinin 27/03/1990 tarih ve 117465 sayı ile müvekkil Kurum kayıtlarına geçtiğini ancak bu işyerinden bu döneme ilişkin olarak davacı adına bordro verilmediğini bu nedenle davacıya anılan tarih için hizmet verilemediğinin tespit edildiğini, Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 24/06/1999 tarih 1999/4409-4842sayılı kararına göre 506 sayılı Yasa’nın 2. maddesinin belirlendiği biçimde eylemli olarak çalışması gerektiği, bu durumun özellikle SGK’nın 6. maddesinde vurgulandığı, bu bakımdan davacının işyerinde eylemli olarak çalışıp çalışmadığının araştırılması gerektiğini, bu nedenle salt işe giriş bildirgesinin mevcut olmasının fiili çalışmayı kanıtlamadığından davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

Davacının SGK.’da mevcut şahsi sicil dosyasının onaylı bir örneği getirtilerek dosyaya konulmuştur. Kurumun 12/12/2012 tarih ve 21547270 sayılı cevabi yazısında işyerinin 18/03/1990 tarihinde kanun kapsamına alındığı, 18/03/1990 tarihinde kanun kapsamından çıkarıldığı görülmüştür.

***** Belediye Başkanlığına müzekkere yazılarak ve veraset ilamı sureti de eklenerek *****’e ait …… Caddesindeki inşaanı başlama ve bitiş tarihleri istenmiş, 26/03/2013 tarih ve 312 sayılı cevabi yazıda başlama tarihinin 05/06/1975 olup bitiş tarihinin belli olmadığı, inşaat ruhsatının ekte gönderilmiş olduğu görülmüştür.

Davacı tanıkları ***** Asliye Hukuk Mahkemesince dinmişlerdir. Tanık *****; *****’e ait işyerinde 1990 yılının ilk aylarında davacı ile birlikte çalışmaya başladığını, sigortalı olarak çalışmaya başladıklarını ancak işe giriş bildirgelerinin verilmesine rağmen primlerinin ödenmediğini, tam gün mesai ile dava dışı işveren ait işyerinde çalıştığını bu çalışmasının 2 ay sürdüğünü, tanık *****; *****’e ait işyerinde 1990 yılının 3. ayında çalışmaya başladığını, sigortasını yapmadığı için 1 hafta 10 çalıştığını, sonrasında ayrıldığını davacınında kendisiyle aynı tarihlerde işe başladığını ve çalışmaya devam ettiğini ancak sigortalımı sigortasızmı çalışıp çalışmadığını bilmediğini beyan etmişlerdir.

Mütevvefa İşveren *****in eşi ***** ifadesinde, eşi *****in 21 yıl önce vefat ettiğini, *****Binasının karşısında bulunan bodrum dahil 4 katlı binalarının bulunduğunu, bodrum dahil ilk üç katı eski tarihlerde inşa ettiklerini, 4. Katın inşaatına ise 1990 yılının Mart ayında başladıklarını, 4. Katın inşaatının 3 ay kadar sürdüğünü, davacının burada 4. Katın inşaatı başlayıp bitene kadar çalıştığını, amele olarak harç ve tuğla taşıma işi yaptığını, şuanda da bu binada oturduklarını, *****Asliye Hukuk Mahkemesince dinlenen tanıklarında inşaatlarında çalıştığını beyan etmiştir. İşverenin nüfus kaydı dosyaya alınmıştır.

…..Emniyet Müdürlüğüne müzekkere yazılarak … Caddesinde bulunan *****’e ait inşaat işyerinde talimatla dinlenen *****’ın bu işyerine yakın çalışıp çalışmadığı hususu sorulmuş 02/04/2013 tarihli cevabi yazı ekinde bulunan tutanakta 1989-1990 yıllarında belirtilen muhitte yapılan binada kimlerin çalıştığının tespit edilemediği, talimatla dinlendiği tespit edilen ***** ve ***** ile yapılan şifai görüşmede davacı ***** ile inşaat yapımı esnasında birlikte çalıştıklarını beyan ettiklerini belirtildiği görülmüştür.

Bu durumda birlikte çalışan ve aynı zamanda komşu olan tanık ifadeleri, işverenin eşinin samimi ve olaylara dayalı ifadesi, işyerinin dava konusu dönemde kanun kapsamında olması, işe giriş bildirge sureti ve tüm dosya kapsamına göre davacının 18/03/1990 tarihinde *****001 işyeri sicil nolu ***** bina inşaatı işyerinde 1 gün süre ile ve asgari ücret ile çalıştığı anlaşıldığından  davanın kabulüne karar vermek gerektiği anlaşılmakla aşağıda belirtildiği şekilde hüküm kurmak gerekmiştir.

HÜKÜM                   : Yukarıda açıklanan nedenlerle;

1-Davanın kabulüne, buna göre;

Davacının 18/03/1990 tarihinde *****001 işyeri sicil nolu ***** bina inşaatı işyerinde 1 gün süre ile ve asgari ücret ile çalıştığının tespitine,

 2-Davalı Kurum harçtan muaf olduğundan harç alınmasına yer olmadığına    3-Davacı tarafından yapılan 133,55.TL. yargılama giderinin davalı Kurumdan alınarak davacıya verilmesine,

4-Davacı kendisini Avukat ile temsil ettirdiğinden 1.320,00. TL. ücreti vekaletin, davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine.

6-Davacı ve davalı tarafından yatırılan ve kullanılmayan bakiye gider avansının karar kesinleştiğinde iadesine.                                 Yargıtay yolu açık olmak üzere davacı vekili ile davalı vekilinin yüzlerine karşı verilen karar açıkça okunup anlatıldı.13/05/2013

Katip *****                             Hakim *****


1 Günlük Hizmet Tespit Davası, Sigortalılık Başlangıç Tarihinin Tespiti Davası Emsal Yerel Mahkeme Kararını Onayan Yargıtay Kararı (Günsüz işe giriş yargıtay kararları) 

YARGITAY 21. Hukuk Dairesi

ESAS NO       : 2013/10516

KARAR NO   : 2014/4577                Y A R G I T A Y   İ L A M I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ           : Adana 1. İş Mahkemesi

TARİHİ           : 13/05/2013

NUMARASI   : 2012/435-2013/252

DAVACI         : *****   Vek. Av. Ahmet Can

DAVALI          : Sosyal Güvenlik Kurumu   Vek.Av.*****

Davacı, sigortalılık başlangıç tarihinin 18/03/1990 olduğunun tespitine karar verilmesini istemiştir.

Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kabulüne karar vermiştir.

Hükmün, davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okundu işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

K A R A R

Dosyadaki yazılara, hükmün Dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayanağı maddi delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, davalı vekilinin yerinde bulunmayan bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun olan hükmün ONANMASINA, 12/03/2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.


Emsal Yargıtay Kararları 

Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2019/3440 E. , 2020/4213 K. “Davanın yasal dayanaklarından olan 506 sayılı Kanunun “Prime Esas Ücretler” başlığını taşıyan 77. maddesinin 1. fıkrası ile 5510 sayılı Kanunun “Prime Esas Kazançlar” başlıklı 80. maddesinin 1. fıkrasında, sigortalıların prime esas kazançlarının nasıl belirleneceği açıklanmıştır. Diğer taraftan 506 sayılı Kanunun 79/10. ve 5510 sayıl Kanunun 86/9. maddelerine dayalı olarak açılan bu tür hizmet tespiti davalarında kesinleşen mahkeme ilamı, işverence Kuruma verilmeyen belgelerin yerine geçecek nitelikte olduğundan hükümde ayrıca 77. ve 80. maddelere göre hesaplanacak olan 1 günlük ücretin belirtilmesi de gerekmektedir. 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun; 288. maddesinde, bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukuki işlemlerin, yapıldıkları zamanki miktar veya değerleri belir bir tutarı geçtiği takdirde, senetle kanıtlanması gerektiği, bu hukuki işlemlerin miktar veya değeri, ödeme veya borçtan kurtarma (ibra) gibi herhangi bir sebeple belirli bir tutardan aşağı düşse bile senetsiz kanıtlanamayacağı bildirilmiş, 289. maddesinde, 288. madde uyarınca senetle kanıtlanması gereken konularda yukarıdaki hükümler hatırlatılarak karşı tarafın açık muvafakati durumunda tanık dinlenebileceği, 292. maddesinde de, senetle kanıtlanması zorunlu konularda yazılı bir delil başlangıcı varsa tanık dinlenebileceği açıklanarak delil başlangıcının, dava konusunun tamamen kanıtlanmasına yeterli olmamakla birlikte, bunun var olduğunu gösteren ve aleyhine sunulmuş olan tarafça verilen kağıt ve belgeler olduğu belirtilmiştir. 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 200. ve 202. maddelerinde de bu düzenlemeler korunmuştur. Kuruma ödenmesi gereken sigorta primlerinin hesabında gerçek ücretin/kazancın esas alınması gerekmekte olup hizmet tespiti davalarının kamusal niteliği gereği, çalışma olgusu her türlü kanıtla ispatlanabilmesine karşın ücret konusunda aynı genişlikte ispat serbestliği söz konusu değildir ve değinilen maddelerde yazılı sınırları aşan ücret alma iddialarının yazılı delille kanıtlanması zorunluluğu bulunmaktadır. Ücret tutarı maddede belirtilen sınırları aştığı takdirde, tespiti gereken gerçek ücretin; hukuksal geçerliliğe sahip olarak düzenlenmiş bulunmaları kaydıyla, sigortalının imzasını içeren aylık ücreti gösteren para makbuzları, banka kayıtları, ticari defter kayıtları, ücret bordroları gibi belgelerle kanıtlanması olanaklıdır. Yazılı delille ispat sınırının altında kalan miktar için tanık dinlenebileceği gibi, tespiti istenen miktar sınırı aşsa dahi varlığı iddia edilen çalışmanın öncesine ve sonrasına ait yazılı delil başlangıcı sayılabilecek belgeler bulunuyorsa tanık dinlenmesi mümkündür. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 20.10.2010 gün ve 2010/10-480 Esas – 2010/523 Karar, 20.10.2010 gün ve 2010/10-481 Esas – 2010/524 Karar, 20.10.2010 gün ve 2010/10-482 Esas – 2010/525 Karar, 19.10.2011 gün ve 2011/10-608 Esas – 2011/649 Karar, 19.06.2013 gün ve 2012/10-1617 Esas – 2013/850 Karar sayılı ilamlarında da aynı görüş ve yaklaşım benimsenmiştir. Somut olayda; Mahkemece, davacının sondör olarak … şirketinin yurtiçi ve yurtdışında bulunan petrol, gaz arama ve üretim sahalarında diğer davalıların işçileri olarak çalıştığı kabul edilmiş ise de, bu hususta yeterli araştırma ve incelemenin yapılmadığı anlaşılmaktadır. Mahkemece, … Ltd. Şti. (…) ile diğer iki davalı arasındaki asıl-alt işveren ilişkisi bulunup bulunmadığı hususu, bu yönde taraflar arasında açılmış davalar da gözetilmek ve ilişkinin niteliği de irdelenmek suretiyle belirlenip, tüm bu hususlara göre … Ltd. Şti.’nin sorumlu olup olmadığı belirlenmeli ve varılacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekir. Belirtilen maddi ve hukuki olgular göz ardı edilerek hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.


YARGITAY HUKUK GENEL KURULU E. 2005/21-409 K. 2005/413 T. 29.6.2005 Yapılacak iş, davanın nitelikçe kamu düzenine ilişkin olduğu gözönünde tutularak davacı ile birlikte çalışan ve işverenin SSK”na vermiş olduğu dönem bordrolarında kayıtlı kişiler ve olmadığı takdirde benzer işi yapan komşu işverenlerin aynı şekilde kayıtlarına geçmiş kimselerin tesbit edilerek anılan kişilerin bilgilerine başvurulmak ve sonucuna göre karar vermekten ibarettir. HGK.nun 16.9.1999 gün 1999/21-510-527, HGK.nun 30.6.1999 gün 1999/21-549-555, HGK.nun 5.2.2003 gün 2003/21-35-64, HGK.nun 15.10.2003 gün 2003/21-634-572, HGK.nun 3.11.2004 gün 2004/21-480-579, HGK.nun 3.11.2004 gün 2004/21-479-578, HGK.nun 10.11.2004 gün 2004/21-538 ve HGK.nun 1.12.2004 gün 2004/21-629, HGK.nun 3.12.2003 gün ve 2003/710 E-714 K. sayılı kararları da aynı yöndedir. Dava, 506 sayılı Kanunun 79/10. maddesine dayalı, sigortalı hizmetin tespiti istemine ilişkindir… davanın yasal dayanağını oluşturan 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun 79/10 maddesinin irdelenmesinde ve hukuki niteliği ile ispat koşulları üzerinde durulmasında yarar vardır. 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun 79/10 maddesinde; “Yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları kurumca tespit edilemeyen sigortalılar, çalıştıklarını hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içerisinde mahkemeye başvurarak alacakları ilam ile ispatlayabilirlerse, bunların mahkeme kararında belirtilen aylık kazanç toplamları ile prim ödeme gün sayıları nazara alınır” hükmü yer almaktadır. Sosyal Sigorta sistemimizde işverenlerin, prim ve vergi ödememek veya başka nedenlerle, çalıştırmış oldukları kişileri kuruma ya hiç bildirmedikleri yada çalışmalarını eksik bildirdikleri olgusu göz önüne alınarak yukarıda açıklanan yasal düzenlemeye gidilmiş ve yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları hususu kurumca tespit edilemeyen sigortalılara mahkemeye başvurarak hizmetlerini ispatlama olanağı getirilmiştir. 1982 Anayasasının 12. maddesine göre; “Herkes kişiliğine bağlı, dokunulmaz devredilmez, vazgeçilmez, temel hak ve hürriyetlere sahiptir.” 60. maddede ise; “Herkes sosyal güvenlik hakkına sahiptir” hükmüne yer verilmiştir. Bu iki hüküm birlikte değerlendirildiğinde, sosyal güvenlik hakkının kişiye sıkı sıkıya bağlı dokunulmaz ve vazgeçilemez bir hak olduğu sonucuna ulaşılmaktadır. 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun 6. maddesinde de, bu ilke aynen benimsenerek, çalışanların işe alınmalarıyla kendiliğinden sigortalı olduğu, bu suretle sigortalı olmak hak ve yükümünden kaçınılamayacağı ve vazgeçilemeyeceği, sözleşmelere sosyal sigorta yardım ve yükümlerini azaltmak veya başkasına devretmek yolunda hükümler konulamayacağı belirtilmiştir. Bu haliyle sigortalı olmak, kişi bakımından sadece bir hak olmayıp aynı zamanda bir yükümlülüktür. Bu nedenle, kamu düzenini ilgilendiren hizmet tespiti davalarında hakimin özel bir duyarlılık göstererek delilleri kendiliğinden toplaması ve sonucuna göre karar vermesi gerekir. Zira, sigortalı tarafından hizmet tespiti davasının açılması ile Sosyal Sigortalar Kurumu bir çalışma ilişkisinden haberdar olacak gerektiğinde müfettiş incelemesi yaparak resen prim tahakkuk ettirip, tahsil edecektir. Dolayısıyla, hizmet tespiti davaları kurumun hak alanını da doğrudan ilgilendirmektedir. Öte yandan, hizmet tespiti davalarının amacı hizmetlerin karşılığı olan sosyal güvenlik haklarının korunmasıdır. Bu tür davalarda, öncelikle davacının çalışmasına ilişkin belgelerin, işveren, tarafından verilip verilmediği, ya da çalıştıklarının kurumca tespit edilip edilmediği yöntemince araştırılmalıdır. Bu yasal koşul oluşmuşsa işyerinin o dönemde gerçekten var olup olmadığı, Kanunun kapsamında veya kapsama alınacak nitelikte bulunup bulunmadığı eksiksiz bir şekilde belirlenmeli daha sonra çalışma iddiasının gerçeğe uygunluğu özel bir duyarlılıkla araştırılmalıdır. Çalışma olgusu her türlü delille ispatlanabilirse de çalışmanın konusu, sürekli kesintili mevsimlik mi olduğu, başlangıç ve bitiş tarihleri ve alınan ücret konularında tanıkların sözleri değerlendirilirken bunların inandırıcılığı üzerinde durulmalı, verdikleri bilgilere nasıl vakıf oldukları, işveren ve işçiyle, işyeriyle ilişkileri, bazen uzun yılları kapsayan bilgilerin insan hafızasında yıllarca eksiksiz nasıl taşınabileceği düşünülmeli ve tanıklar buna göre isticvap olunmalı, işyerin kapsam kapasite ve niteliği ile bu beyanlar kontrol edilmeli, mümkün oldukça işyerinin müdür ve görevlileri, işyerinde çalışan öteki kişiler ile o işyerine komşu ve yakın işyerlerinde bu yeri bilen ve tanıyanlar dahi dinlenerek tanık beyanlarının sağlığı denetlenmeli ve çalışma olgusu böylece bir kuşku ve duraksamaya yer bırakmayacak sağlıklı bir biçimde belirlendikten sonra ücret konusu üzerinde durulmalı tespiti istenilen sürenin evvelinde ve sonrasında beyyine başlangıç sayılabilecek ödeme belgeleri ve sair bu nitelikte bir belge yoksa Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanunun 288. maddesinde yazılı sınırları taşan ücret alma iddialarında yazılı delil aranmalı bu sınırlar altında kalan ücret alma iddialarında ücret miktarları tanıklardan sorulmalı 506 sayılı Kanunun 3B ve D maddelerinde olduğu gibi ücretin sigortalı sayılmanın koşulu olan durumlarda ücret alma olgusunun var olup olmadığı özellikle saptanmalıdır. Bu davalarda işverenin çalışma olgusunu kabulü ya da reddinin tek başına hukuki bir sonuç doğurmayacağı da göz önünde tutulmalıdır. Yukarıda açıklanan hususlar, yeterli ve gerekli bir araştırmayla ve deliller hep birlikte değerlendirilerek aydınlığa kavuşturulduktan sonra o çalışmanın sigortalı çalışma niteliğinde olup olmadığı, ya da ne zaman bu niteliğe kavuştuğu yönü üzerinde durulmalı ve çalışmayı kapsama alan yasanın yürürlük tarihinden sonraki dönem için hizmetin tespitine karar verilmelidir.

 

T.C. YARGITAY HUKUK GENEL KURULU E. 1999/21-510 K. 1999/527 T. 16.6.1999  “506 sayılı Sosyal Sigortalar Yasa Sistemi; 2. ve 6. maddelerinde açıkça belirlendiği üzere; sigortalılığın oluşumu yönünden çalışma olgusunun varlığı zorunludur. Eylemli veya gerçek biçimde çalışmanın varlığı saptanmadıkça; hizmet akdine dayanılarak dahi, sigortalılıktan söz edilemez. Çalışmayı ortaya koyan belgeler ise, giriş bildirgesi ile birlikte, sözü edilen yasanın 79. maddesinde öngörülen ve sigortalının çalışma gün ve sayısını kazanç durumunu, çalışma tarihleri ile birlikte ortaya koyan aylık sigorta gün bildirgeleri ile Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmenliğinin 17. maddesinde belirtilen dört aylık prim bordroları gibi Kuruma verilmesi zorunlu kanıtlardır. Yöntemince düzenlenen işe giriş bildirgesi, salt işe alınmayı göstermekle birlikte çalışmanın mevcudiyeti yönünden yalnız başına yeterli kabul edilemez. Sigortalılıktan söz edilebilmek için, çalışmanın varlığı Yargıtay’ın 79/8. maddeye dayalı sigortalılığın tesbit davaları yönünden kabul ettiği ilkelere uygun biçimde belirlenmesi gerekir. Zira sigortalılığın başlangıcına yönelik her dava, sigortalılık tesbit davasını da içerir. Aksine düşünce, özellikle yaşlılık aylığının kabulü için öngörülen sigortalılık süresi yönünden; çalışanlar ile çalışmayanlar arasında adaletsiz ve haksız bir durum yaratır. Bu nedenle; işe giriş bildirgesinin verildiği, ancak, yasal diğer belgelerin bulunmadığı durumlarda; çalışma olgusunu ortaya koyabilecek inandırıcı ve yeterli kanıtlar aranmalı ve Kamu düzenine dayalı bu davalarda, hakim, görevi gereği, doğrudan soruşturmayı genişleterek, sigortalılık koşullarının oluşup oluşmadığını belirlemelidir. Bu davalarda da işyerinde tutulması gerekli dosyalar ile Kurumdaki belge ve kanıtlardan yararlanmalı, ücret bordroları celbedilmeli, müfettiş raporları olup olmadığı araştırılmalı, işyeri çalışanları saptanmalı ve sigortalının hangi işte ne kadar süre ile çalıştığı açıklanmalı gereğinde komşu işyeri çalışanlarının bilgilerine de başvurularak gerçek çalışma olgusu, somut ve inandırıcı bilgilere dayalı kanıtlanmalıdır. Belirtilen nedenlerle direnme kararı bozulmalıdır.”


YARGITAY HUKUK GENEL KURULU E. 2003/21-35 K. 2003/64 T. 5.2.2003  “Hemen belirtilmelidir ki, fiili veya gerçek çalışmayı ortaya koyacak belgeler, işe giriş bildirgesiyle birlikte, 506 Sayılı Kanunun 79. maddesinde belirtilen ve sigortalının çalışma gün sayısını, kazanç durumunu çalışma tarihleriyle birlikte ortaya koyan aylık sigorta gün bilgileri ile Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği’nin 17. maddesinde belirtilen dört aylık prim bordroları gibi Kuruma verilmesi zorunlu belgelerdir. Yöntemince düzenlenip süresi içerisinde kuruma verilen işe giriş bildirgesi, kişinin işe alınmış olduğunu gösterirse de, fiili çalışmanın varlığının ortaya konulması açısından tek başına yeterli kabul edilemez. Sigortalılıktan söz edilebilmek için, çalışmanın varlığı, Yargıtay uygulamasında 506 Sayılı Kanunun 79/8. maddesine dayalı sigortalılığın tespiti davaları yönünden kabul edilen ilkelere uygun biçimde belirlenmelidir. Zira, sigortalılığın başlangıcına yönelik her dava, sigortalılığın tespiti istemini de içerir. Aksine düşünce, özellikle yaşlılık aylığının kabulü için öngörülen sigortalılık süresi yönünden çalışanlar ile çalışmayanlar arasında adaletsiz ve haksız bir durum yaratır. Bu nedenle, işe giriş bildirgesinin verildiği, ancak, yasal diğer belgelerin bulunmadığı durumlarda, çalışma olgusunu ortaya koyabilecek inandırıcı ve yeterli kanıtlar aranmalı ve Kamu düzenine dayalı bu tür davalarda, hakim, görevi gereği, doğrudan soruşturmayı genişleterek, sigortalılık koşullarının oluşup oluşmadığını belirlemelidir. Bu davalarda da, işyerinde tutulması gerekli dosyalar ile Kurumdaki belge ve kanıtlardan yararlanılmalı, ücret bordroları getirtilmeli, müfettiş raporları olup olmadığı araştırılmalı, işyeri çalışanları saptanmalı ve sigortalının hangi işte ne kadar süre ile çalıştığı açıklanmalı, gereğinde komşu işyeri çalışanlarının bilgilerine de başvurularak gerçek çalışma olgusu, somut ve inandırıcı bilgilere dayalı biçimde kanıtlanmalıdır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 16.06.1999 gün ve 1999/21-510-527 ; 30.06.1999 gün ve 1999/21-549-555 sayılı kararları da aynı doğrultudadır.” 


YARGITAY HUKUK GENEL KURULU E. 2003/21-634 K. 2003/572 T. 15.10.2003  “Uyuşmazlık; 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun 108.maddesi uyarınca sigortalılık başlangıcı yönünden salt işe giriş bildirgesinin verilmiş olmasının yeterli olup olmadığı, ayrıca Kanunun 2.maddesinde öngörülen şekilde fiili çalışmanın da aranmasının gerekip gerekmediği noktasındadır. Gerçekten; 506 sayılı Kanunun 2 ve 6.maddelerinde açıkça belirtildiği üzere, sigortalılığın oluşumu yönünden çalışma olgusunun varlığı zorunludur. Eylemle veya gerçek biçimde çalışmanın varlığı saptanmadıkça; hizmet aktine dayanılarak dahi, sigortalılıktan söz edilemez. Öncelikle fiili çalışmanın varlığının hangi kanıt ve olgularla belirleneceği üzerinde durulmalıdır. Hemen belirtilmelidir ki, fiili veya gerçek çalışmayı ortaya koyacak belgeler, işe giriş bildirgesiyle birlikte, 506 sayılı Kanunun 79.maddesinde belirtilen ve sigortalının çalışma gün sayısını, kazanç durumunu, çalışma tarihleriyle birlikte ortaya koyan aylık sigorta gün bildirgeleri ile Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliğinin 17.maddesinde belirtilen dört aylık dönem bordroları gibi kuruma verilmesi zorunlu belgelerdir. Yöntemince düzenlenip süresi içerisinde kuruma verilen işe giriş bildirgesi, kişinin işe girdiğini göstermekte ise de, fiili çalışmanın varlığının ortaya konulması açısından tek başına yeterli kabul edilemez. Sigortalılıktan söz edebilmek için çalışmanın varlığı, Yargıtay’ın 79/8 maddeye dayalı sigortalılığın tespiti davaları yönünden kabul ettiği ilkelere uygun biçimde belirlenmelidir. Zira sigortalılığın başlangıcına yönelik her dava, sigortalılığın tespiti istemini de içermektedir. Aksine düşünce, özellikle yaşlılık aylığının kabulü için öngörülen sigortalılık süresi yönünden çalışanlar ile çalışmayanlar arasında adaletsiz ve haksız bir durum yaratır. Bu nedenle; işe giriş bildirgesinin verildiği ancak yasal diğer belgelerin bulunmadığı durumlarda çalışmayı ortaya koyabilecek inandırıcı ve yeterli kanıtlar aranmalı ve kamu düzenine dayalı bu tür davalarda, hakim görevi gereği, doğrudan soruşturmayı genişleterek, sigortalılık koşullarının oluşup oluşmadığını belirlemelidir. Bu davalarda da iş yerinde tutulması gerekli dosyalar ile kurumdaki belge ve kanıtlardan yararlanılmalı, ücret bordroları getirtilmeli, müfettiş raporları olup olmadığı araştırılmalı, aynı dönemde iş yerinde çalışanlar saptanmalı, sigortalının hangi işte hangi süre ile çalıştığı açıklanmalı, gerektiğinde komşu iş yeri çalışanlarının da bilgilerine başvurularak gerçek çalışma olgusu somut ve inandırıcı bilgilere dayalı biçimde kanıtlanmalıdır. Yargıtay Hukuk Genel kurulunun 16.6.1999 gün ve 1999/21-510-527, 30.6.1999 gün ve 1999/21-549-555, 5.2.2003 gün ve 2003/21-35-64 sayılı kararları da aynı doğrultuda olup, mahkemenin direnme kararında belirttiği Hukuk Genel kurulunun 5.12.2002 gün ve 2001/21-1057-1094 esas karar sayılı onama kararı o davadaki somut olayın özelliği göz önünde tutularak verilmiştir.” 


YARGITAY 10. Hukuk Dairesi Esas No. 2018/2988 Karar No. 2018/10345 Tarihi: 10.12.2018 “Sigorta başlangıcının tespiti istemine yönelik olarak yapılan incelemede; 506 sayılı Kanunun 108. maddesi gereğince sigortalılık başlangıç tarihinin belirlenmesine ilişkin açılan her dava, sigortalılığın saptanması istemini de içerdiğinden, aynı Kanunun 79/10 maddesi kapsamında bir günlük çalışmanın belirlenmesi davasıdır. Bu nedenle hizmet tespiti davalarındaki kanıtlama yöntem ve ilkeleri benimsenip uygulanmalı, başka bir anlatımla, sigortalılıktan söz edilebilmesi için, çalışmanın varlığı, hizmet tespiti davaları yönünden kabul edilen yöntem ve ilkelere uygun biçimde saptanmalıdır. 6100 sayılı HMK m. 119/1-e gereğince davacının, iddiasının dayanağı olan bütün vakıaları sıra numarası altında açık özetlerini bildirme, m. 194 gereğince de tarafların, dayandıkları vakıaları, ispata elverişli şekilde somutlaştırma yükümlülüğü vardır. Tarafların, dayandıkları delilleri ve hangi delilin hangi vakıanın ispatı için gösterildiğini açıkça belirtmeleri zorunludur. Bir davada haklı çıkabilmek için soyut veya genel hatlarıyla bir iddiayı ortaya koymak yeterli değildir. Aynı zamanda bu iddiaların, ispata elverişli hale getirilerek zaman, mekân ve içerik olarak somutlaştırılması gerekir. En azından iddianın araştırılabilmesine yönelik somut bilgi ve açıklamaların sunulması gerekir. İddia somutlaştırıldıktan sonra hâkim ve karşı taraf, bunun üzerinden savunma ve yargılama yapabilecektir. Soyut iddialar ve vakıalar üzerinden değerlendirme yapılması mümkün değildir. Somutlaştırma yükü, genel anlamda tarafların açıklama ödevinin bir parçası ve layihalar teatisi aşamasındaki tezahür şeklidir. Somutlaştırma yükü, basit yargılama ve kendiliğinden araştırma ilkesinin uygulandığı davalarda da geçerlidir. HMK m. 31 gereğince, Hâkim, uyuşmazlığın aydınlatılmasının zorunlu kıldığı durumlarda, maddi veya hukuki açıdan belirsiz yahut çelişkili gördüğü hususlar hakkında, taraflara açıklama yaptırabilir; soru sorabilir; delil gösterilmesini isteyebilir. Davaya konu talebin somutlaştırılmaması halinde önce hâkim, m. 31 ve 119/1-e gereğince davayı aydınlatma ödevi ve ön incelemedeki görevi gereği, somut olmayan hususların belirlenmesini davacıdan istemeli, gerekirse tarafa açıklattırma yaptırmalı, bu eksiklik giderildikten sonra yargılamaya devam etmelidir. Sigortalılığın tespitinde, yöntemince düzenlenerek yasal hak düşürücü süre içerisinde Kuruma verilen sigortalı işe giriş bildirgesi, ilgilinin işe alındığını gösteren yazılı delil niteliğinde ise de sigortalılığın kabulü açısından tek başına yeterli kabul edilemez ve bu kapsamda çalışma olgusunun da inandırıcı ve yeterli delillerle ispatlanması gerekmektedir. Bu amaçla; sigortalı işe giriş bildirgesinin Kuruma veriliş tarihi, bildirgedeki kimlik bilgilerinin, varsa imza ve fotoğrafın davacıya ait olup olmadığı, davacıya verilen sigorta sicil numarasının hangi yılın serilerinden olup sonraki dönemde gerçekleşen hizmetlerinde kullanılıp kullanılmadığı saptanmalıdır. Bu tür davalar kamu düzeni ile ilgili olduğundan özel bir duyarlılıkla ve özenle yürütülmeleri zorunlu olup mahkemece, öncelikle davacının davasını somutlaştırma yükümlülüğü kapsamında işverenin kim olduğu, işyerinde ne iş yaptığı, başka çalışan olup olmadığı, idarecilerin kim olduğu, işyerinin nerede olduğu ve komşularının kimler olduğunun davacıya sorulup açıklattırılması gerektiği, ayrıca tarafların sunduğu deliller ile yetinilmeyerek, kendiliğinden araştırma ilkesi benimsenmek suretiyle, sigortalılığın kabulü ve hüküm altına alınabilmesi için hizmet akdinin ve eylemli çalışmanın varlığı ortaya konulmalıdır. Bu amaçla hizmeti ortaya koyabilecek belgeler, varsa Kurum görevlileri tarafından düzenlenen rapor ve tutanaklar getirtilmeli, yine davalı iş yerinde aynı dönemde bildirimleri yapılan sigortalılar tanık sıfatıyla dinlenilmeli, gerektiğinde aynı çevrede faaliyet yürüten işverenler ve bunların çalıştırdığı kimseler yeniden Kurum ve Kolluk marifetiyle yöntemince belirlenerek bilgi ve görgülerine başvurulmalı, böylelikle iddianın somut ve inandırıcı bilgilere dayalı biçimde kanıtlanıp kanıtlanmadığı değerlendirilmelidir. (HGK 29.06.2005 gün ve 2005/21-409- 413, 23.12.2009 gün ve 2009/10-581-619, 10.02.2010 gün ve 2010/10-72-72, 21.09.2011 gün ve 2011/10-527– 552) Bu yasal düzenleme ve açıklamalar ışığı altında inceleme konusu dava değerlendirildiğinde, davacının talep ettiği dönemlere ilişkin fiili çalışmasının olup olmadığının aydınlatılamadığı, davaya konu talebin somutlaştırılmadığı anlaşılmakla; Mahkemece, davacıya talep ettiği yıllara ilişkin nasıl çalıştığı, ücretini ne şekilde aldığı, ara verip vermediği, 15.08.1989 tarihli işe giriş bildirgesi verilen iş yerinde çalışıp çalışmadığı, iddia ettiği çalışmasının yılın tamamına mı ait mi yoksa belirli aylara mı ait olduğu sorulmalı, ara verilmiş ise hak düşürücü süre irdelenmeli, tüm dönemleri kapsayan muhtarlar ve azalar ( dönemleri açık açık yazılmak suretiyle) ayrıca orman bekçisi Hüseyin ve köy sakinleri tanık olarak dinlenilmeli, talep edilen sürenin çok uzun yılları kapsaması nedeniyle çalışma süresi, şekli ve ücret ödemeleri titizlikle belirlenmeli, uyuşmazlık konusu husus, hiçbir kuşku ve duraksamaya yer bırakmayacak biçimde çözümlenip; deliller hep birlikte değerlendirilip takdir edilerek, varılacak sonuç uyarınca bir karar verilmelidir.” 


Ne zaman emekli olurum sorusunun cevabını bu linke tıklayarak bilgilerinizi girip kendiniz de hesaplayabilirsiniz. Bkz: https://uyg.sgk.gov.tr/nezaman/

Av.Ahmet Can 

Can Hukuk Bürosu İletişim Bilgileri
Can Hukuk Bürosu İletişim Bilgileri

 

Erken Emeklilik Amacıyla SGK Hizmet Tespit Davası

SGK’ya bildirilmeyen hizmetlerin sigortalı hizmet olarak değerlendirilmesine ilişkin bir davadır.

Davanın yasal dayanağını oluşturan 506 Sayılı Kanun’un 79/10. ve 5510 Sayılı Kanun’un 86/9. maddeleri bu tip hizmet tespiti davaları için özel bir ispat yöntemi öngörmemiş ise de davanın niteliği kamu düzenini ilgilendirdiği ve bu nedenle özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesi gerektiği Yargıtay’ın yerleşmiş içtihatları gereğidir.

Yasal dayanağı 506 Sayılı Kanun’un 79/10. ve 5510 Sayılı Kanun’un 86/9. maddeleri olan bu tür davalarda öncelikle sigortasız çalıştırılan işçinin çalışmasına ilişkin belgelerin işveren tarafından verilip verilmediği ya da çalıştıklarının Kurumca tespit edilip edilmediği yöntemince araştırılır. 

Bu yasal koşul oluşmuşsa işyerinin o dönemde gerçekten var olup olmadığı, Kanun’un kapsamında veya kapsama alınacak nitelikte bulunup bulunmadığı eksiksiz bir şekilde belirlenmeli daha sonra çalışma iddiasının gerçeğe uygunluğu özel bir duyarlılıkla araştırılır.

Çalışma olgusu her türlü delille ispatlanabilirse de çalışmasının konusu, sürekli kesintili mevsimlik mi olduğu, başlangıç ve bitiş tarihleri ve alınan ücret konularında tanıkların sözleri değerlendirilirken bunların inandırıcılığı üzerinde durulur, verdikleri bilgilere nasıl vakıf oldukları, işveren ve işçiyle, işyeriyle ilişkileri, bazen uzun yılları kapsayan bilgilerin insan hafızasında yıllarca eksiksiz nasıl taşınabileceği düşünülülür ve tanıklar buna göre dinlenir, işyerinin kapsam kapasite ve niteliği ile bu beyanlar kontrol edilir, mümkün oldukça işyerinin müdür, amir, şef, ustabaşı ve posta başı gibi görevlileri ve o işyerinde çalışan öteki kişiler ile o işyerine komşu ve yakın işyerlerinde bu yeri bilen ve tanıyanlar dahi dinlenerek tanık beyanlarının sağlığı denetlenir ve çalışma olgusu böylece hiç bir kuşku ve duraksamaya yer bırakmayacak sağlıklı bir biçimde belirlendikten sonra ücret konusu üzerinde durulur, tespiti istenilen sürenin evvelinde ve sonrasında beyyine başlangıç sayılabilecek ödeme belgeleri ve sair bu nitelikte bir belge yoksa Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanunun m.288 de yazılı sınırları taşan ücret alma iddialarında yazılı delil aranır, bu sınırlar altında kalan ücret alma iddialarında ücret miktarları tanıklardan sorulurı, 506 Sayılı Kanun’un 3/B-D maddeleri ile 5510 Sayılı Kanun’un 6/a-c maddelerinde de olduğu gibi ücretin sigortalı sayılmanın koşulu olan durumlarda ücret alma olgusunun var olup olmadığı özellikle saptanır.

Bu davalarda işverenin kabulü tek başına hukuki bir sonuç doğurmaz.

Bu hususlar gözönüne alınarak, yeterli ve gerekli bir araştırmayla ve deliller hep birlikte değerlendirilerek aydınlığa kavuşturulduktan sonra o çalışmanın sigortalı çalışma niteliğinde olup olmadığı, ya da ne zaman bu niteliğe kavuştuğu yönü üzerinde durulur ve hizmetin tespitine karar verilmelidir.

Davanın, tespiti istenen hizmetin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içinde açılması gerekir. Bu hakdüşürücü süredir.

Ancak, işveren tarafından sigortalıya dair işe giriş bildirgesi, dönem bordrosu gibi belgeler SGK’ya verilmişse hakdüşürücü süre işlemez. Çünkü, SGK tarafından öğrenilen ve sonrasında kesintisiz biçimde devam eden çalışmaların sorumluluğu sigortasız çalışana yüklenemez.

Bu davada amaç, sigortasız çalışan işçinin çalışmasının gerçekliği, işin ve işyerinin kapsam ve niteliği ile süresinin belirlenebilmesidir.

Bunun için, çalışmalar ile ilgili tüm belgeler SGK’dan, puantaj kayıtları ve ücret tediye bordrolarının asılları işverenden istenir.

İşçi ile birlikte çalışan ve işverenin bordrolarında kayıtlı kişiler ile, aynı yörede komşu veya benzeri işleri yapan başka işverenler ve bu işverenlerin çalıştırdığı bordrolara geçmiş kişiler saptanarak tanık olarak dinlenilir.

Ayrıca, işçinin kayıtlarda gözükmeyen çalışmalarının hangi sebeplerle kayıtlara geçmediği ya da bildirim dışı kaldığı hususu gereğince araştırılır.

Tespiti istenen dönemde işyerinde Kurum müfettişlerince inceleme yapılıp yapılmadığı SGK’dan sorulur.

Mahkemenin yaptığı bu araştırmalar hiçbir kuşku ve duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkartılır.

Dava sonucunda, işçinin gerçek çalışması tespit edilirse, sigorta bildirimi yapılmış ve primi ödenmiş gibi işlem yapılır.

1 Günlük Hizmet Tespit Davası, Sigortalılık Başlangıç Tarihinin Tespiti Davası Emsal Yerel Mahkeme Kararı

 

TÜRK MİLLETİ ADINA

 

                        T.C.

                     ADANA

  1. İŞ MAHKEMESİ

GEREKÇELİ KARAR

 

ESAS NO                : 2012/435

KARAR NO            : 2013/252

HAKİM                   : *****

KATİP                     : *****

DAVACI                  : *****

VEKİLİ                   : Av. AHMET CAN – ADANA

DAVALI                   : SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞI -ANKARA

VEKİLİ                   : *****SGK Adana İl Müdürlüğü

DAVA                       : Tespit

DAVA TARİHİ        : 17/08/2012

KARAR TARİHİ    : 13/05/2013

KARAR YAZIM TARİHİ : 15/05/2013

                                 GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ : Davacı vekili Mahkememize verdiği dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin *****.01 işyeri sicil numaralı ***** ünvanlı işyerinde 18/03/1990 tarihinde çalıştığını,bu tarihte çalıştığına dair işveren *****tarafından işe giriş bildirgesi davalı kuruma verildiğini, ancak davalı Kurum 18/03/1990 tarihine dair dönem bordrosunun bulunmadığı gerekçesi ile müvekkilin sigorta başlangıç tarihini 01/01/2003 olarak esas aldığını belirtilen nedenlerle müvekkilinin sigortalılık başlangıç tarıhinin 18/03/1990 olarak tespit edilmesini talep etmiştir.

                                 Davalı SGK vekili Mahkememize verdiği cevap layihasında özetle; davacının müvekkil Kurum’da ***** sigorta sicil numarası ile SGK sigortalısı olarak tescilli olup davacıya ait şahsi sicil dosaysının ve müvekkil Kurum kayıtlarının tetkikinde, *****sicil numaralı ***** ünvanlı işyerinden, davacı adına 18/03/1990 işe başlangıç tarihli işe giriş bildirgesinin 27/03/1990 tarih ve 117465 sayı ile müvekkil Kurum kayıtlarına geçtiğini ancak bu işyerinden bu döneme ilişkin olarak davacı adına bordro verilmediğini bu nedenle davacıya anılan tarih için hizmet verilemediğinin tespit edildiğini, Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 24/06/1999 tarih 1999/4409-4842sayılı kararına göre 506 sayılı Yasa’nın 2. maddesinin belirlendiği biçimde eylemli olarak çalışması gerektiği, bu durumun özellikle SGK’nın 6. maddesinde vurgulandığı, bu bakımdan davacının işyerinde eylemli olarak çalışıp çalışmadığının araştırılması gerektiğini, bu nedenle salt işe giriş bildirgesinin mevcut olmasının fiili çalışmayı kanıtlamadığından davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

                                 Davacının SGK.’da mevcut şahsi sicil dosyasının onaylı bir örneği getirtilerek dosyaya konulmuştur. Kurumun 12/12/2012 tarih ve 21547270 sayılı cevabi yazısında işyerinin 18/03/1990 tarihinde kanun kapsamına alındığı, 18/03/1990 tarihinde kanun kapsamından çıkarıldığı görülmüştür.

                                 ***** Belediye Başkanlığına müzekkere yazılarak ve veraset ilamı sureti de eklenerek *****’e ait …… Caddesindeki inşaanı başlama ve bitiş tarihleri istenmiş, 26/03/2013 tarih ve 312 sayılı cevabi yazıda başlama tarihinin 05/06/1975 olup bitiş tarihinin belli olmadığı, inşaat ruhsatının ekte gönderilmiş olduğu görülmüştür.

                                 Davacı tanıkları ***** Asliye Hukuk Mahkemesince dinmişlerdir. Tanık *****; *****’e ait işyerinde 1990 yılının ilk aylarında davacı ile birlikte çalışmaya başladığını, sigortalı olarak çalışmaya başladıklarını ancak işe giriş bildirgelerinin verilmesine rağmen primlerinin ödenmediğini, tam gün mesai ile dava dışı işveren ait işyerinde çalıştığını bu çalışmasının 2 ay sürdüğünü, tanık *****; *****’e ait işyerinde 1990 yılının 3. ayında çalışmaya başladığını, sigortasını yapmadığı için 1 hafta 10 çalıştığını, sonrasında ayrıldığını davacınında kendisiyle aynı tarihlerde işe başladığını ve çalışmaya devam ettiğini ancak sigortalımı sigortasızmı çalışıp çalışmadığını bilmediğini beyan etmişlerdir.

                                 Mütevvefa İşveren *****in eşi ***** ifadesinde, eşi *****in 21 yıl önce vefat ettiğini, *****Binasının karşısında bulunan bodrum dahil 4 katlı binalarının bulunduğunu, bodrum dahil ilk üç katı eski tarihlerde inşa ettiklerini, 4. Katın inşaatına ise 1990 yılının Mart ayında başladıklarını, 4. Katın inşaatının 3 ay kadar sürdüğünü, davacının burada 4. Katın inşaatı başlayıp bitene kadar çalıştığını, amele olarak harç ve tuğla taşıma işi yaptığını, şuanda da bu binada oturduklarını, *****Asliye Hukuk Mahkemesince dinlenen tanıklarında inşaatlarında çalıştığını beyan etmiştir. İşverenin nüfus kaydı dosyaya alınmıştır.

                                 İmamoğlu Emniyet Müdürlüğüne müzekkere yazılarak … Caddesinde bulunan *****’e ait inşaat işyerinde talimatla dinlenen *****’ın bu işyerine yakın çalışıp çalışmadığı hususu sorulmuş 02/04/2013 tarihli cevabi yazı ekinde bulunan tutanakta 1989-1990 yıllarında belirtilen muhitte yapılan binada kimlerin çalıştığının tespit edilemediği, talimatla dinlendiği tespit edilen ***** ve ***** ile yapılan şifai görüşmede davacı ***** ile inşaat yapımı esnasında birlikte çalıştıklarını beyan ettiklerini belirtildiği görülmüştür.

 

                                 Bu durumda birlikte çalışan ve aynı zamanda komşuolan tanık ifadeleri, işverenin eşinin samimi ve olaylara dayalı ifadesi, işyerinin dava konusu dönemde kanun kapsamında olması, işe giriş bildirge sureti ve tüm dosya kapsamınagöre davacının 18/03/1990 tarihinde *****001 işyeri sicil nolu ***** bina inşaatı işyerinde 1 gün süre ile ve asgari ücret ile çalıştığı anlaşıldığından  davanın kabulüne karar vermek gerektiği anlaşılmakla aşağıda belirtildiği şekilde hüküm kurmak gerekmiştir.

                                 HÜKÜM                   : Yukarıda açıklanan nedenlerle;

                                 1-Davanın kabulüne, buna göre;

                                 Davacının 18/03/1990 tarihinde *****001 işyeri sicil nolu ***** bina inşaatı işyerinde 1 gün süre ile ve asgari ücret ile çalıştığının tespitine,

                                 2-Davalı Kurum harçtan muaf olduğundan harç alınmasına yer olmadığına    3-Davacı tarafından yapılan 133,55.TL. yargılama giderinin davalı Kurumdan alınarak davacıya verilmesine,

                                 4-Davacı kendisini Avukat ile temsil ettirdiğinden 1.320,00. TL. ücreti vekaletin, davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine.

                                 6-Davacı ve davalı tarafından yatırılan ve kullanılmayan bakiye gider avansının karar kesinleştiğinde iadesine.                                 Yargıtay yolu açık olmak üzere davacı vekili ile davalı vekilinin yüzlerine karşı verilen karar açıkça okunup anlatıldı.13/05/2013

Katip *****                             Hakim *****

 

1 Günlük Hizmet Tespit Davası, Sigortalılık Başlangıç Tarihinin Tespiti Davası Emsal Yerel Mahkeme Kararını Onayan Yargıtay Kararı 

 

T.C.

YARGITAY

  1. Hukuk Dairesi

 

ESAS NO       : 2013/10516

KARAR NO   : 2014/4577                Y A R G I T A Y   İ L A M I

 

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ           : Adana 1. İş Mahkemesi

TARİHİ           : 13/05/2013

NUMARASI   : 2012/435-2013/252

DAVACI         : *****   Vek.Av. Ahmet Can

DAVALI          : Sosyal Güvenlik Kurumu   Vek.Av.*****

Davacı, sigortalılık başlangıç tarihinin 18/03/1990 olduğunun tespitine karar verilmesini istemiştir.

 

Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kabulüne karar vermiştir.

 

Hükmün, davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okundu işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

 

K A R A R

 

Dosyadaki yazılara, hükmün Dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayanağı maddi delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, davalı vekilinin yerinde bulunmayan bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun olan hükmün ONANMASINA, 12/03/2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 

Başkan V.        *****   Üye    *****   Üye    *****   Üye    *****   Üye     *****  

 

Avukat Ahmet Can
Can Hukuk Bürosu