kamulaştırma arşivleri • Can Hukuk Bürosu

Etiket: kamulaştırma

Kamulaştırma bedelinin geç ödenmesi ya da hiç ödenmemesi halinde, malikin munzam-aşkın zararı talep hakkı

Kamulaştırma bedelinin geç ödenmesi ya da hiç ödenmemesi halinde, malikin munzam-aşkın zararı talep hakkı

Kamulaştırma bedelinin geç ödenmesi ya da hiç ödenmemesi halinde, malik, gerçekleştiği zararını somut olarak kanıtlaması halinde, munzam-aşkın zararını tazminat olarak idareden talep edebilir.

Kamulaştırma yapan idare, kıymet takdir komisyonunca tespit edilen tahmini bedeli belirtmeksizin, kamulaştırılması kararlaştırılan taşınmaz mal, kaynak veya bunların üzerindeki irtifak haklarının bedelinin peşin veya bu Kanunun 3 üncü maddesinin ikinci fıkrasına göre yapılıyor ise, bu fıkradaki usullere göre taksitle ödenmesi suretiyle ve pazarlıkla satın almak veya idareye ait bir başka taşınmaz malla trampa yoluyla devralmak istediğini resmi taahhütlü bir yazıyla malike bildirir.

Malik veya yetkili temsilcisi tarafından,bu yazının tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içinde, kamulaştırmaya konu taşınmaz malı pazarlıkla ve anlaşarak satmak veya trampa isteği ile birlikte idareye başvurulması hâlinde; komisyonca tayin edilen tarihte pazarlık görüşmeleri yapılır, tespit edilen tahminî değeri geçmemek üzere bedelde veya trampada anlaşmaya varılması hâlinde, yapılan bu anlaşmaya ilişkin bir tutanak düzenlenir ve anlaşma konusu taşınmaz malın tüm hukuki ve fiili vasıfları ile kamulaştırma bedelini, malikin kimlik bilgilerini ve taşınmazların tapuda tesciline veya terkinine dair kabul beyanlarını da ihtiva eden tutanak, malik veya yetkili temsilcisi ve komisyon üyeleri tarafından imzalanır. Bu tutanak malikin ferağ beyanı ve tapuda idare adına yapılacak tescilin hukuki sebebi sayılır.

İdarece, anlaşma tutanağının tanzim tarihinden itibaren en geç kırk beş gün içinde, tutanakta belirtilen bedel hazır edilerek, idarenin anlaşma tutanağı ve kamulaştırma öncesi taşınmaz üzerindeki tüm takyidat ve haklardan arındırıldığını bildiren yazıya istinaden idare adına tapuya resen tescil veya terkin edilir. Tapuya resen tescil veya terkinden sonra kamulaştırma bedeli kendilerine ödenir. (2942 Sayılı Kamulaştırma Kanunu m.8)

İşte bu noktada, kamulaştırma yapan idare, bütçesini olmaması nedeniyle çoğu zaman kamulaştırma bedeli anlaşma yaptığı maliklere ödememekte ya da geç ödemektedir.

Kamulaştırma bedelinin geç ödenmesi ya da hiç ödenmemesi halinde, malikin eski tabirle munzam zarar yeni tabirle aşkın zarar talep hakkı doğmaktadır.

Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür. Temerrüt faizini aşan zarar miktarı görülmekte olan davada belirlenebiliyorsa, davacının istemi üzerine hâkim, esas hakkında karar verirken bu zararın miktarına da hükmeder. (6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 122)

Alacaklının düçar olduğu zarar geçmiş günler faizinden fazla olduğu surette borçlu kendisine hiç bir kusur isnat edilemiyeceğini ispat etmedikçe bu zararı dahi tazmin ile mükelleftir. Bu munzam zarar derhal takdir olunabilirse hâkim, esasa dair karar verir iken bu zararın miktarını dahi tâyin edebilir. (Mülga 818 Sayılı Borçlar Kanunu m. 105).

Mülga 818 Sayılı Borçlar Kanunun 105. maddesi hükmüne göre, borcun ödenmemesi veya geç ödenmesi nedeniyle alacaklı –geçmiş günler için öngörülen faizle karşılanamayacak- bir zarara uğramış ise, borçlu, geç ödemeden dolayı kendisinin hiçbir kusurunun bulunmadığını kanıtlamadıkça bu zararı da karşılamak zorundadır.

Kanun bu hüküm ile alacaklıya temerrüt faizini aşan zararını borçludan isteme olanağı tanımıştır.
Ancak bunun için uğranılan zararın varlığı ve miktarının alacaklı tarafından kanıtlanması gerekir. Zarar kanıtlandığı takdirde borçlu, ödemenin geç yapılmasında kendisinin hiçbir kusurunun bulunmadığını kanıtlaması halinde bu zararı ödeme yükümlülüğünden kurtulabilir.

O halde, munzam zararın ödenmesi söz konusu olduğunda kusur, bir unsur olarak yer almaktadır.
Kısacası, munzam zarar davasında davacı, zararın varlığını ve miktarını; davalı ise, borcun geç ödenmesinde kusurunun olmadığını kanıtlayacaktır.

Bu konuda kanıtlanması gereken, belli paranın ( somut olayda kamulaştırma bedelinin ) gününde ödenmemesinden doğan zarardır. Açıkçası alacaklı, borcun kendisine geç ödenmesi yüzünden uğradığı zararın ne olduğunu ve miktarını kanıtlamak durumundadır. Doğaldır ki bu zarar paranın zamanında ödenmemesinden dolayı mahrum kalınan olası ( muhtemel ) kar ya da varsayılan (farzedilen) gelir değildir. Bu zarar davacının öz varlığından, ekonomik ve sosyal faaliyetlerinden, toplum içindeki statüsünden, başına gelen olaylardan kaynaklanan somut olgular nedeniyle uğramış olduğu zarardır. Hal böyle olunca davada istenen zararı doğuran somut olayın ve bu nedenle uğranılan zararın kanıtlanması gerektiği duraksama yaratmayacak denli açık bir olgudur. (YHG’nun 19.06.1996 gün ve 1996/5-144 esas 1996/503 kararı)

Alacaklı, uğradığı zararın kendisine ödenen temerrüt faizinden fazla olduğunu somut olgulara dayanarak inanılır, kesin ve net bir biçimde kanıtlamak zorundadır. Genel ve soyut nitelikteki enflasyonun ya da bankalarda mevduat için ödenen faizin temerrüt faizinden yüksek oranda olması, munzam zararın gerçekleştiği ve kanıtlandığı anlamına gelmez. Burada davacının kanıtlaması gereken husus, enflasyon ve mevduat faizinin yüksekliği gibi genel olgular değil, şahsen ve somut olarak geç ödemeden dolayı zarar gördüğü keyfiyetidir. Örneğin, alacağını zamanında tahsil edememekten ötürü başkasına olan borcunu ödemek için daha yüksek oranda faizle borç aldığını; alacaklı olduğu parayı zamanında alsa idi, yabancı para ile ödemek durumunda olduğu borcunu, geçen süre içinde gerçekleşen bu fark nedeniyle daha yüksek kurdan ödemek zorunda kaldığını; borçludan alacağını zamanında tahsil edeceğine güvenerek üçüncü kişilere karşı bir takım yükümlülükler altına girip, borçlunun borcunu geç ödemesi yüzünden bu üçüncü kişilere karşı edimini yerine getiremediği için cezai şart ya da vergi cezası ödediğini, mallarının haczedildiğini veya yüksek faizli kredi almak zorunda kaldığını kanıtlamak durumundadır. Yoksa soyut ve doğrudan davacının zararını ifade etmeyen, genel ekonomik konjöktürel olgular Borçlar Kanunun 105. maddesinde sözü edilen munzam zararın tazminini gerektirmez. (Y. 18. HD. 22.03.1994 gün ve 1994/2060-3571 sayılı)

Öte yandan, borçlunun borcunu ödemede temerrüde düşmesi durumunda, alacaklının başkaca bir hususu kanıtlamadan salt ülkenin içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklar ( enflasyon, yüksek faiz, döviz kur farkı, paranın değerindeki düşüş vb. gibi olgular ) Borçlar Kanununun 105. maddesindeki munzam zararın kanıtları olarak gösterilip, bunların doğurduğu olumsuzluk gerçek zarar olarak gösterilemez. Bunu kabul etmek hukuk tekniği bakımından da olanaklı değildir. Çünkü, alacaklının somut olarak herhangi bir zarara uğradığını kanıtlamaksızın salt enflasyon ( ya da onun yarattığı diğer olumsuzluklar ) oranında bir zarara uğradığını varsaymak, yasal faiz oranını enflasyon oranına çıkarmak olur ki, bu yetki yalnızca Yasa koyucuya verilmiştir. Yasa koyucunun amacı, vadeli mevduat ya da enflasyon oranını aynen yansıtmak olsaydı, temerrüt faizini de bu unsurlara bağlardı ve 3095 ve 4489 sayılı Kanunlarda yaptığı gibi belli bir oran belirlemezdi. Yasa koyucu tüm bu ekonomik olumsuzlukları değerlendirip, bunların yaratacağı zarar dolayısıyla tazminat oranını –Anayasadan aldığı yasa yapma yetkisine dayanarak- belirlemiş iken, bu yasal düzenleme göz ardı edilip, aynı ekonomik göstergelere dayanılarak tazmin edilecek zararın –temerrüt faizinden- daha fazla olduğu kabul edilemez.
Bu durumda Borçlar Kanununun 105. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan-munzam zararın, Ülkede varlığı kabul edilen genel ekonomik olumsuzlukların ( enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri vb. gibi ) “malum ve meşhur” olgular olarak kabulü ile değil, bunlar dışında davacının durumuna özgü somut olaylarla kanıtlanması gerekir.

Bu konularda alacaklı, önemli bir kanıtlama külfeti altındadır. Kanıtlama yükünü yerine getirirken, kural olarak her hangi bir kanıtlama kolaylığından yararlanabilir. Örneğin enflasyon, somut olguların kanıtlanmasında özellikle zararın miktarının saptanmasında kolaylık sağlayabilir ise de, kanıtlama zorunluluğunu ortadan kaldırmaz. Zararın varlığı ileri sürülerek somut olgular ile kanıtlandıktan sonra miktarının belirlenmesinde-yukarıda açıklandığı gibi- zamanında ödeme yapılmadığı için alınmak zorunda kalınan borca ödenen yüksek faiz oranının, malvarlığında oluşan azalmanın veya dövize ödenen yüksek kurun ve ülkede geçerli diğer ekonomik göstergelerin dikkate alınacağı doğaldır.

Bundan ayrı, uğranılan zararın, borçlunun ve alacaklının dışında gelişen Ülkenin ekonomik politikasına bağlı verilere endekslenmesi durumunda, bunlardan hangisinin uygulanacağı konusu da ayrı bir kargaşa yaratmaktadır. Örneğin zararın hesaplanmasında TEFE mi, TÜFE mi, döviz mi, mevduat faizi mi, yoksa Devlet Tahvili mi esas alınacaktır! Nitekim somut olayda bilirkişi, davacının zararını yıllık yasal faiz oranlarına göre hesaplamış mahkemece de bu miktar esas alınmıştır.

Bu da gösteriyor ki, davacı ileri sürdüğü munzam zararını somut olgularla kanıtlamadıkça zarar miktarının saptanması gerçekçi olmayacak, bir bakıma varsayıma dayanacaktır (Y. 18. HD. E. 2013/370 K. 2013/3521 T. 11.3.2013).

Sonuç olarak, kamulaştırma bedelinin geç ödenmesi ya da hiç ödenmemesi halinde, malik, gerçekleştiği zararını somut olarak kanıtlaması halinde, munzam-aşkın zararını tazminat olarak idareden talep edebilir.

Kamulaştırmasız El Atma Sebebiyle Tazminat Davalarında Avukatlık Vekalet Ücreti

Kamulaştırmasız el atma sebebiyle tazminat davalarında, avukatla müvekkil arasında yazılı bir sözleşme bulunmaması durumunda, avukat, ödenmesi gereken vekalet ücreti olarak, dava değerinin %10’u ile %20’si arasındaki nisbi oranda talep edilebilir.

Kamulaştırma bedelinin tespit ve tesciline dair kamulaştırma davalarında, avukatla müvekkili arasında yazılı bir sözleşme bulunmaması durumunda, avukat, ödenmesi gereken vekalet ücreti olarak, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinde öngörülen maktu ücret talep edebilir.

T.C. YARGITAY HUKUK GENEL KURULU E. 2017/13-667 K. 2017/1006 T. 24.5.2017

DAVA : Taraflar arasındaki “itirazın iptali” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İstanbul Anadolu 4. Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 28.01.2014 gün ve 2012/672 E., 2014/33 K. sayılı kararın her iki tarafların vekilleri tarafından temyizi üzerine, Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 25.02.2015 gün ve 2014/13305 E., 2015/5897 K. sayılı kararı ile;

( … Davacılar, avukat olduklarını, davalıların verdikleri vekaletlere istinaden dava dışı Belediye aleyhine 13.10.2008 tarihinde kamulaştırmasız elatma sebebiyle tazminat davası açtıklarını, davanın karar aşamasına geldiği sırada dava dışı Belediyenin 02.04.2010 tarihinde kamulaştırma bedelinin tespiti ve tescil davası açtığını, bu davayı da davalılar vekili olarak takip ettiklerini, yani iki davayı aynı anda vekil olarak takip ettiklerini, daha önce açılmasına rağmen kamulaştırmasız el atma sebebiyle tazminat davasında, kamulaştırma bedelinin tespiti davasının sonuçlanmasının bekletici mesele yapıldığını, bu davaların devamı sırasında davalıların 25.10.2010 tarihinde kendilerini haksız olarak azlettiklerini, mahkeme tarafından kamulaştırma bedeli olarak 4.224.725.00.TL’ ya hükmedildiğini, davalılarla aralarında yazılı sözleşmenin olmadığını, takip ettikleri davalar sebebiyle hükmedilen bedelin %15′ I olan 633.709.00.TL’ nın ödenmesi için 11.05.2012 tarihinde noterden ihtarname gönderdiklerini, davalıların herhangi bir ödemede bulunmamaları üzerine vekalet ücreti alacaklarının tahsili için icra takibi başlattıklarını, davalıların takibe de haksız olarak itiraz ettiklerini ileri sürerek vaki itirazın iptaline karar verilmesini istemişlerdir.

Davalılar, taşınmazı satın aldıkları dava dışı M. C. ile aralarında yaptıkları protokol gereğince dava dışı belediye ile bedelsiz terk işlemlerini yürütmeleri için vekalet verilmesine ve herhangi bir şekilde el atma olayı olmamasına rağmen davalıların kamulaştırmasız el atma sebebiyle tazminat davasını açtıklarını, tüm masrafları da dava dışı M. C.’ndan aldıklarını, ayrıca aleyhlerine açılan kamulaştırma davasının kendilerine tebliğ edilmeden davacıların elden tebligatları alarak kendilerini temsil ettiklerini öğrendiklerini, davalıların görevlerinin gereklerini yerine getirmediklerinden dolayı haklı olarak azlettiklerini, aralarında yazılı ücret sözleşmesini de bulunmadığını savunarak davanın reddini dilemişlerdir.

Mahkemece, davanın kısmen kabulüyle 422.472.50.TL asıl alacak ve 10.984.29.TL işlemiş faiz yönünden itirazın iptaline karar verilmiş; hüküm, taraflarca temyiz edilmiştir.

1- )Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davacıların tüm, davalıların aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekir.

2- )Her ne kadar mahkemece, kamulaştırma bedelinin tespiti davalarında Kamulaştırma Kanunu hükümlerine göre maktu vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiği belirtilmesine rağmen bu durumun hak ve nesafete, hukuk hayatının olağan akışına ve Avukatlık Kanununa aykırı olacağı ve taraflar arasında yazılı ücret sözleşmesi bulunmadığı gerekçesi ile kamulaştırma bedelinin tespiti davasında hükmedilen bedelin %10′ u üzerinden 422.472.50.TL ücret takdirinin uygun olacağına karar verilmiş ise de; taraflar arasında yazılı ücret sözleşmesinin bulunmaması halinde Avukatlık Kanunu’ nun 164/4. maddesinde, değeri para ile ölçülebilen dava ve işlerde “müdeabihin değerinin %10’u ile %20’si arasındaki bir ücret” mahkemece tayin edilecektir. Ancak Kamulaştırma Kanunu’ nun 31. maddesinin ( e ) bendinde ise, “kamulaştırma bedelinin tamamının veya bir kısmının avukat veya dava vekili veya onlar adına hareket edenlere ait olacağının kararlaştırılması” nın yasak ve suç sayılan bir eylem olduğu, aynı Kanunun 33. maddesinde de, 31. maddenin ( e ) bendine aykırı hareket edenler hakkında bir yıldan aşağı olmamak üzere hapis ve ağır para cezası öngörüldüğü açıkça yazılıdır. Bu durumda kamulaştırma davaları ile ilgili olarak vekalet ücretinin belirlenmesi konusunda, özel kanun niteliğindeki Kamulaştırma Kanununun öncelikle uygulanması gerekeceğinden, kamulaştırma bedelinin tespit ve tesciline dair bir davada, avukatlık ücretinin nispi ( müddeabihin belli bir yüzdesi, %10, %20, %30 vb. ) olarak kararlaştırılmasının, anılan yasa hükümleri gereğince yasak ve suç teşkil etmesi itibariyle geçersiz olduğunun kabulü gerekir.

Bu kabule göre, yazılı veya sözlü bir sözleşmenin bulunmaması halinde ödenmesi gereken vekalet ücreti miktarının, mahkemenin takdirine göre, dava değerinin %10’u ile %20’si arasında nispi ( yüzde ) olarak belirlenmesini öngören Avukatlık Kanununun 164/4. maddesinin de, aynı şekilde kamulaştırma davaları yönünden uygulanması mümkün değildir. Aksine görüşün kabulü, başka bir ifadeyle “yazılı ücret sözleşmesi yapılmaması durumunda, Avukatlık Kanunu’ nun 164/4. maddesi gereğince, vekalet ücretinin dava değerinin %10’u ile %20’si arasındaki bir oran üzerinden belirlenebileceğini” kabul etmek, bu davalar yönünden ücretin nispi ( yüzde ) olarak belirlenmesini yasaklayan ve cezai müeyyide öngören Kamulaştırma Kanunu’ nun 31 ( e ) ve 33. maddelerine aykırılık teşkil edeceği gibi, genel olarak benimsenen sözleşme serbestisinin, kamu yararı düşüncesiyle sınırlandırıldığı istisnai hallerden biri olarak düzenlenen söz konusu bu yasa hükümlerinin ihdas amacına da aykırı olacaktır.

O halde açıklanan tüm bu nedenlerle, kamulaştırma bedelinin tespit ve tesciline dair davada, avukatla müvekkili arasında yazılı bir sözleşme bulunmaması durumunda, avukata ödenmesi gereken vekalet ücretinin, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinde öngörülen maktu ücret olduğunun kabulü gerekir.

Somut olayda da mahkemece, haksız olarak azledilen davacı avukatların, taraflar arasında yazılı bir ücret sözleşmesi mevcut olmaması sebebiyle kamulaştırma bedelinin tespiti ve tescil davası yönünden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinde öngörülen maktu ücret üzerinden vekalet ücreti talep edebileceği, kamulaştırmasız el atma sebebiyle tazminat davası yönünden ise, dava dosyasında dava değeri 15.000.00.TL. olarak gösterilmiş ve o davanın yargılaması sırasında talep sonucu da artırılmamış olduğundan dava değeri olan 15.000.00.TL’ nin %10′ ile %20′ si arasındaki oran yönünden mahkemenin kabul ettiği %10 oran üzerinden 1.500.00.TL nisbi vekalet ücreti talep edebileceği kabul edilerek, bu bedellerin davalılardan tahsiline karar verilmesi gerekirken, yukarda yazılı yanlış gerekçe ile yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir… ),

Gerekçesi ile hüküm bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve direnme kararının verildiği tarih itibariyle HUMK.nın 2494 Sayılı Kanun ile değişik 438/II. fıkrası hükmü gereğince direnme kararlarının temyiz incelemesinde duruşma yapılamayacağından duruşma isteğinin reddine karar verilip dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

KARAR : Davacılar vekili müvekkillerinin davalıların avukatı sıfatıyla kamulaştırmasız el koyma sebebiyle tazminat ve kamulaştırma bedelinin tespiti davalarını takip etmekteyken dosyalar karar aşamasına geldiğinde davalı vekil edenlerce hiçbir haklı gerekçe olmaksızın vekillikten azledilmeleri üzerine her iki dosya için hak ettikleri vekalet ücreti alacağının tahsili yönünde başlatılan takibe haksız şekilde itiraz edildiğini ileri sürerek itirazın iptali ile takibin devamına karar verilmesini istemiştir.

Davalılar vekili müvekkilleri ile davacı avukatlar arasında vekalet ücretine dair herhangi bir sözleşme bulunmadığını, güven sarsıcı eylemleri sebebiyle davacıları azlettiklerini, bu sebeple vekalet ücreti alacağı doğmadığı gibi nispi ücret talep edilmesinin de haksız olduğunu beyanla davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece davacı avukatların haksız şekilde azledildiği, kamulaştırma bedelinin tespiti ve tescil davasında Yargıtay incelemesinden de geçen taşınmaz değeri üzerinden nispi vekalet ücretinin hesaplanması gerektiği gerekçesi ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Tarafların temyiz itirazları üzerine hüküm Özel Dairece yukarda karar başlığında yazılı gerekçelerle bozulmuştur.

Bozma kararına karşı Yerel Mahkeme, davada vekalet ücret sözleşmesi mevcut olmayıp, idare tarafından bedel tespiti davası açılmadan önce aynı taşınmaza idarece el koyulmasından kaynaklı tazminatın tahsili için açılan ve bedel tespiti davası açılınca zorunlu sebeplerle bekletilen tazminat davası da gözetilerek Avukatlık Kanununun ilgili hükmü gereğince haksız azil sebebiyle hak edilen ücretin tahsili amaçlandığı, normal şartlar altında ilk davayı takip edecekleri anlaşılan, idarenin açtığı ikinci dava aynı taşınmaza dair olduğu için ikinci davada belirlenen aynı bedel üzerinden vekalet ücretine hak kazanacakları muhakkak olan davacıların, ikinci davanın niteliği ve 2942 Sayılı Kamulaştırma Kanununun 31. maddesi fırsat olarak görülüp haksız azil ile harcadıkları tüm emeklerin boşa çıkarılması suretiyle davalıların dürüst davranma kuralına aykırı davrandıklarını, bu şekildeki bir hareketin yasaca korunması mümkün olmadığını, bozma ilamı doğrultusunda karar verilmesi halinde davalıların haksız azil ile normal şartlarda davacılara ödemeleri gereken avukatlık ücretinin kat be kat altında bir ücret ödeyeceğini, bu durumda da, Anayasanın 18. maddesiyle yasaklanan angaryanın bir mahkeme kararı ile fiilen uygulanmış olacağını ve bunun ne hakkaniyete, ne de dürüstlük kuralına uygun düşeceğini belirterek önceki kararda direnmiştir.

Direnme kararı tarafların vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.

Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; vekillikten haksız şekilde azledilen davacı avukatların, aralarında vekalet ücret sözleşmesi bulunmayan davalıların vekili sıfatı ile takip ettikleri kamulaştırma bedelinin tespit ve tescil istemli dava sebebiyle hak ettikleri ücretin tespitinde Avukatlık Kanunun 164. maddesinin işlerlik kazanacağının kabul edilmesinin Kamulaştırma Kanunun 31/e bendi anlamında kamulaştırma bedelinin tamamının veya bir kısmının avukat veya dava vekili veya onlar adına hareket edenlere ait olacağının kararlaştırılması yasağı kapsamında sayılıp sayılamayacağı, burada varılacak sonuca göre uyuşmazlıkta maktu vekalet ücretinin geçerli olduğu yönündeki kabulün angarya yasağı ve Avukatlık Kanuna aykırı düşeceği gerekçesine dayalı direnme kararının yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.

Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere ve özellikle de bozma kararının birinci bendinde davacıların tüm temyiz itirazlarının reddedildiği yazılı ise de, ikinci bendin son paragrafının içeriği gereği açılmamış sayılmasına karar verilen kamulaştırmasız el koyma davası yönünden davacıların mahkemece hükmedilmeyen 1.500,00 TL nispi vekalet ücretine de hak kazandığının davacı taraf lehine kabul edilmiş olduğunun anlaşılmasına göre, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında Özel Dairenin kamulaştırma bedelinin tespiti ve tescil davalarında vekalet ücretine dair uygulamasının mevzuatta karşılığının bulunmadığı, bu sebeple direnme kararının onanması gerektiği ileri sürülmüş ise de bu görüş Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.

Sonuç itibariyle, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

Bu sebeple direnme kararı bozulmalıdır.

SONUÇ : Taraf vekillerinin temyiz itirazlarının kabulüyle direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA, istenmesi halinde temyiz peşin harcının yatıranlara iadesine, karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 24.05.2017 gününde oyçokluğu ile karar verildi.

Millet Bahçesi İlan Edilen Alanlarda Kamulaştırma ve Kamulaştırmasız El Atma 

Millet Bahçesi İlan Edilen Alanlarda Kamulaştırma ve Kamulaştırmasız El Atma 

Ülke genelinde muhtelif illerde bulunan ve yerleri Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca belirlenen alanlara kentlerin rekreasyon ihtiyacının karşılanması ve sosyal yaşamına destek olması amacıyla Millet Bahçelerinin yapılması planlanmaktadır. 

Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeli̇ği̇’nin Mekânsal kullanım tanımları ve esasları başlıklı 5. maddesinin 1. fıkrasının i bendine göre “Sosyal altyapı alanları, birey ve toplumun kültürel, sosyal ve rekreatif ihtiyaçlarının karşılanması ve sağlıklı bir çevre ile yaşam kalitelerinin artırılmasına yönelik kamu veya özel sektör tarafından yapılan eğitim, sağlık, dini, kültürel ve idari tesisler, açık ve kapalı spor tesisleri ile park, çocuk bahçesi, oyun alanı, meydan, rekreasyon alanı gibi açık ve yeşil alanlara verilen genel isimdir. 

Planlı Alanlar İmar Yönetmeli̇ği̇’nin 4. maddesinde Millet bahçeleri, “Halkı doğa ile buluşturan, rekreaktif gereksinimleri karşılayan, afet anında kentin toplanma alanları olarak da kullanılabilecek, yer seçimi, alan büyüklüğü, fonksiyonları ve tasarımı gibi hususların Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından hazırlanarak yürürlüğe konulacak Millet Bahçeleri Rehberinde belirlendiği büyük yeşil alanları” olarak tanımlanmıştır. 

Meri Uygulama İmar Planlarında “Millet Bahçesi” olarak belirlenen alanlar MB olarak ifade edilecek ve buna göre planlamalar yapılacaktır. 

Belediyelerin hazırlamış olduğu bazı imar planlarında Millet Bahçesi, “yapısal ve bi̇tki̇sel unsurların bulunduğu ve bölgeni̇n coğrafyasına özgü değerleri̇ kapsayan ve gelecekte şehi̇rleri̇n kültürel peyzaj ki̇mli̇ği̇ i̇le markasını temsi̇l edecek özgünlükte di̇nlenme ve eğlenme alanlarının bulunduğu esteti̇k ve ekoloji̇k değeri̇ yüksek açık yeşi̇l alan” olarak ifade edilmekte, bu alan i̇çeri̇si̇nde mi̇llet kıraathanesi̇ i̇le kütüphane, sergi̇ alanı, el sanatları merkezi̇, sanat atölyeleri̇, çay bahçesi̇, büfe, kafeterya i̇le yürüyüş, koşu ve bi̇si̇klet yolları, her yaş ve yetenekte bi̇reyler i̇çi̇n spor alanları (teni̇s, basketbol, voleybol, vb.), açık hava tari̇h parkı, sebze bahçeleri̇ (hobi̇), temati̇k bahçeler, meydanlar, toplanma alanları, seyi̇r kulesi̇, çeşmeler, açık hava si̇nema ve gösteri̇ alanları yer alabileceği, bu yapı ve tesi̇slerin, i̇lgi̇li̇ i̇daresi̇nce onaylanacak avan projeye göre yapılacağı notları yer almaktadır. 

Şehir içinde Millet Bahçesi yapılabileceği gibi 3621 Sayılı Kıyı Kanununun Kıyının Korunması’nın Yapı Yasağı, Kıyı ve Denizde Yapılacak Yapılar başlıklı 6. maddesinin 5. fıkrasının g bendine göre de “Kıyıda imar planı kararı ile Millet bahçeleri yapılabilir”. 

Kıyı Kanununun Uygulanmasına Dai̇r Yönetmeli̇k’in Kıyıda ve Denizde Yapı başlıklı 13. maddesinin 1. fıkrasının e bendine göre Kıyıda onaylı uygulama imar planlarına göre ve çevre kirliliğinin önlenmesine ilişkin tüm önlemler alınmak koşulu “Yaya, yürüyüş ve bisiklet yolları, park, çocuk bahçesi, oyun alanları, açık spor alanları, meydan, tematik bahçeler gibi açık alan kullanımları ile toplam emsali alanın %5’ini ve yüksekliği cami hariç 6,50m’yi aşmayan; yeme içme yeri, büfe, çay bahçesi, sergi üniteleri, millet kıraathanesi, cami, mescit, tuvalet, duş, sağlık üniteleri (acil yardım ve benzeri) ve idare binalarını içeren millet bahçesi” yapılabilir. 

Millet Bahçeleri Rehberinde millet bahçesinin alan büyüklüğünde, nüfus yoğunluğu ve kentin büyüklüğü göz önünde bulundurularak planlanması ve projelendirilmesinin önemli olduğu, kentsel mekâna imgesel değer katması amacıyla düzenlenecek Millet Bahçeleri için, bu özelliği sağlamaya yönelik asgari bir büyüklük koşulu getirilmesi gerektiği, asgari büyüklük koşulu belirlenirken yerleşmenin nüfus büyüklüğü, yer alması öngörülen fonksiyon türü ve alansal büyüklüğü de dikkate alınması gerektiği, elde edilen deneyimler kapsamında en az 15.000 m2 üzerindeki alanların Millet Bahçesi yapımı için planlanması gerektiği ifade edilmiştir. 

Yazımıza konu mülkiyet durumu hakkında ise, Millet Bahçesi yapımı için tavsiye edilen 15.000 m2 asgari alan büyüklüğü göz önüne alındığında, böylesi büyük bir alanda yapılacak düzenlemenin uygulamaya geçirilebilmesi adına Millet Bahçesi olarak düzenlenmesi öngörülen alanda kamusal mülkiyetin çoğunlukta olmasının önemli olduğu vurgulanmıştır. 

Kamulaştırma Kanununa göre de idarelerin, kanunlarla ve Cumhurbaşkanlığı kararnameleriyle yapmak yükümlülüğünde bulundukları kamu hizmetlerinin veya teşebbüslerinin yürütülmesi için gerekli olan taşınmaz malları, bedellerini nakden ve peşin olarak veya eşit taksitlerle ödemek suretiyle kamulaştırma yapabileceği ve kamu yararının gerektirdiği hallerde gerçek ve özel hukuk tüzel kişilerinin mülkiyetinde bulunan taşınmaz malların, Devlet ve kamu tüzel kişilerince kamulaştırılması öngörülmüştür. 

Dolayısıyla, kamu hizmetlerinin yürütülmesi amacıyla millet bahçesi olarak belirlenmiş alanlardaki gerçek kişilere ait taşınmaz malların kamulaştırma suretiyle bedellerinin ödenmesi zorunluluğu ortaya çıkmaktadır. 

Onaylı imar planına veya ilgili bakanlıklarca onaylı özel plan ve projesine göre yapılacak hizmetler için ayrıca kamu yararı kararı alınmasına ve onaylanmasına gerek olmadığı için bu durumlarda yetkili icra organınca kamulaştırma işlemine başlanıldığını gösteren bir karar alınır.

Zira, 3194 Sayılı İmar Kanunun  İmar programları, kamulaştırma ve kısıtlılık hali başlıklı 10. maddesine göre “Beş yıllık imar programları sınırları içinde kalan alanlardaki kamu hizmet tesislerine tahsis edilmiş olan yerleri ilgili kamu kuruluşları, bu program süresi içinde kamulaştırırlar. Bu amaçla gerekli ödenek, kamu kuruluşlarının yıllık bütçelerine konulur. İmar programlarında, umumi hizmetlere ayrılan yerler ile özel kanunları gereğince kısıtlama konulan gayrimenkuller kamulaştırılıncaya veya umumi hizmetlerle ilgili projeler gerçekleştirilinceye kadar bu yerlerle ilgili olarak diğer kanunlarla verilen haklar devam eder.

Kamulaştırma Kanunun Satın Alma Usulü başlıklı 8. maddesine göre Millet Bahçesi olarak belirlenen alanlarda belediyelerin yapacağı kamulaştırmalarda satın alma usulü öncelikle uygulanacaktır. 

Kamulaştırma kararının alınmasından sonra kamulaştırmayı yapacak belediye, Kamulaştırma Kanunun 11. maddesindeki kamulaştırma bedeli̇ni̇n tespi̇ti̇ esaslarına göre  ve konuyla ilgili uzman kişi, kurum veya kuruluşlardan da rapor alarak, gerektiğinde Sanayi ve Ticaret Odalarından ve mahalli emlak alım satım bürolarından alacağı bilgilerden de faydalanarak taşınmaz malın tahmini bedelini tespit etmek üzere kendi bünyesi içinde en az üç kişiden teşekkül eden bir veya birden fazla kıymet takdir komisyonunu görevlendirir.

Ayrıca belediye, tahmin edilen bedel üzerinden pazarlıkla satın alma ve trampa işlemlerini yürütmek ve sonuçlandırmak üzere kendi bünyesi içinden en az üç kişiden teşekkül eden bir veya birden fazla uzlaşma komisyonunu görevlendirir.

Belediye, kıymet takdir komisyonunca tespit edilen tahmini bedeli belirtmeksizin, kamulaştırılması kararlaştırılan taşınmaz mal bedelinin peşin veya taksitle ödenmesi suretiyle ve pazarlıkla satın almak veya belediyeye ait bir başka taşınmaz malla trampa yoluyla devralmak istediğini resmi taahhütlü bir yazıyla tapu sahibine bildirir.

Tapu sahibi veya yetkili temsilcisi tarafından, bu yazının tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içinde, kamulaştırmaya konu taşınmaz malı pazarlıkla ve anlaşarak satmak veya trampa isteği ile birlikte idareye başvurulması hâlinde; komisyonca tayin edilen tarihte pazarlık görüşmeleri yapılır. 

Tespit edilen tahminî değeri geçmemek üzere bedelde veya trampada anlaşmaya varılması hâlinde, yapılan bu anlaşmaya ilişkin bir tutanak düzenlenir ve anlaşma konusu taşınmaz malın tüm hukuki ve fiili vasıfları ile kamulaştırma bedelini, malikin kimlik bilgilerini ve taşınmazların tapuda tesciline veya terkinine dair kabul beyanlarını da ihtiva eden tutanak, malik veya yetkili temsilcisi ve komisyon üyeleri tarafından imzalanır. 

Bu tutanak malikin ferağ beyanı ve tapuda idare adına yapılacak tescilin hukuki sebebi sayılır.

Belediyece, anlaşma tutanağının tanzim tarihinden itibaren en geç kırk beş gün içinde, tutanakta belirtilen bedel hazır edilerek, belediyenin anlaşma tutanağı ve kamulaştırma öncesi taşınmaz üzerindeki tüm takyidat ve haklardan arındırıldığını bildiren yazıya istinaden idare adına tapuya resen tescil veya terkin edilir. 

Tapuya resen tescil veya terkinden sonra kamulaştırma bedeli kendilerine ödenir. 

Bu usullere göre satın alınan taşınmaz mal sahibinden kamulaştırma yolu ile alınmış sayılır ve bu şekilde yapılan kamulaştırmaya veya bedeline karşı itiraz davaları açılamaz. 

Bu nedenle Tapu sahibi, Belediyeden gönderilen resmi taahhütlü yazıyı tebliğ alır almaz katılacağı pazarlık görüşmelerine mutlaka kamulaştırma konusunda uzman bir avukatla katılması kendi hak ve menfaatleri için önemlidir. Pazarlık görüşmelerinde teklif edilen anlaşma bedelini kabul ettiği takdirde, artık kamulaştırma konusunda uzman bir avukatının dahi tavsiye edebileceği bir yok kalmaz. 

Anlaşma olmaması veya ferağ verilmemesi halinde belediye, topladığı bilgi ve belgelerle yaptırmış olduğu bedel tespiti ve bu husustaki diğer bilgi ve belgeleri bir dilekçeye ekleyerek taşınmaz malın bulunduğu yer asliye hukuk mahkemesine müracaat eder ve taşınmaz malın kamulaştırma bedelinin tespitiyle, bu bedelin, peşin veya taksitle ödenmesi karşılığında, belediye adına tesciline karar verilmesini ister.

Tüm bu süreç, belediyenin kamulaştırma bedelini ödeme isteğine göre ilerler. Ancak, öyle durumlar vardır ki, belediye kamulaştırma bedeli ödemek yerine kamulaştırmasız el atma yolunu tercih edebilir, kamulaştırma işlemine başlanıldığını gösteren bir karar almayabilir. 

Bu durumda ise millet bahçesi olarak belirlenmiş alandaki tapu sahipleri için kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminat davası gündeme gelecektir. 

Zira, Kamulaştırma Kanununda kamulaştırma yapılmaksızın taşınmaz malına el konulan tapu sahibinin, uğradığı zarar ve ziyan ile mülkiyet hakkının kullanılmasından doğan malın özüne bağlı hangi davaları açabileceği konusunda bir düzenleme getirilmemiştir.

Kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminat davası taşınmaz malın bulunduğu yerdeki asliye hukuk mahkemelerinde açılacaktır. 

Taşınmazına kamulaştırmasız el konulan tapu sahibini, ilgili kamu tüzel kişisi aleyhine el atmanın önlenmesi davası açabileceği gibi, tazminat verilmesini de isteyebileceği, 16.05.1956 gün ve 1/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ile çözüme bağlanmıştır.

Kamulaştırmasız el atma, kaynağını ve dayanağını Anayasa ve yasalardan almayan, mülkiyet hakkının özüne dokunan bir işlemdir. 

Kamulaştırmada, yöntem olarak Anayasa ve yasalara uygun bir kamulaştırma işlemi yapılması söz konusu iken, kamulaştırmasız el atmada usulüne uygun bir kamulaştırma işleminden söz edilmesi olanaklı değildir.

Ancak, kamulaştırmasız el atma ile kamulaştırmanın, konu, amaç ve yetki yönüyle benzer yönleri bulunmaktadır; her iki müessesenin de oluşması için, kamulaştırma yapmaya yetkili devlet kamu tüzel kişileri veya kamu kurumları tarafından kamulaştırma işleminin yapılması veya kamulaştırmasız el atılmış olması gereklidir. 

Kamulaştırmasız el atmada da, kamulaştırmada olduğu gibi, taşınmazın edinilmesinde kamu yararının bulunması zorunludur. 

Gerek kamulaştırmanın, gerekse kamulaştırmasız el atmanın konusu sadece özel mülkiyette bulunan taşınmaz mallardır.

Kamulaştırmasız el atma müessesesi mülkiyet hakkının özüne dokunan ve onu ortadan kaldıran bir niteliğe sahip olmakla birlikte, çağdaş bir yaklaşımla ve sosyal devlet ilkesi gereği olarak uygulamada, taşınmaz malikine, dava yoluyla mülkiyetin bedele çevrilmesi ya da idarenin hakkın özünü zedeleyen el atma eylemine son verilmesi yolu açılmıştır.

Kamulaştırmasız el atma halinde belediye, Kamulaştırma Kanununa uygun hareket etmeden, tapu sahibinin malını elinden almış olması sebebiyle kanunsuz bir harekette bulunmuş durumdadır. Bu bakımdan dava, mülkiyete tecavüzün önlenmesi veya haksız fiil neticesinde meydana gelen zararın tazmini davasıdır. 

Kamulaştırmasız el atma olgusunun varlığının doğal sonucu, belediyenin hukuka aykırı eylemiyle mülkiyet hakkı engellenen taşınmaz mal sahibi, dava yoluyla kamulaştırmasız el atma hükümleri doğrultusunda mülkiyetin bedele çevrilmesini, belediyeden değer karşılığının verilmesini isteyebilir. 

Diğer yandan, millet bahçesi yapılan alanda, tapuda malik görünmeyen ancak üzerindeki yapıda hak sahibi olan mülk sahipleri de, muhdesatın tespiti davası açabilecektir. Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2018/12865 E.,  2021/1351 K.

Kamulaştırmasız el atma olgusunun varlığının kabulüyle, belediye kamulaştırmasız el atma hükümleri doğrultusunda sorumlu bulunduğundan kamulaştırmasız el atma bedelini ödeme yükümlülüğü doğuracaktır. 

Mahkeme, Kamulaştırma Bedelini Kamulaştırma Kanunun 11. maddesindeki Kamulaştırma Bedelinin Tespiti Esaslarına göre yapacaktır. 

Mahkemece oluşturulacak bilirkişi kurulu, kamulaştırmasız el atılan taşınmazın bulunduğu yere mahkeme heyeti ile birlikte giderek, hazır bulunan ilgilileri de dinledikten sonra taşınmaz malın 

a) Cins ve nevini,

b) Yüzölçümünü,

c) Kıymetini etkileyebilecek bütün nitelik ve unsurlarını ve her unsurun ayrı ayrı değerini,

d) Varsa vergi beyanını,

e) Kamulaştırma tarihindeki resmi makamlarca yapılmış kıymet takdirlerini,

f) Arazilerde, taşınmaz malın mevkii ve şartlarına göre ve olduğu gibi kullanılması halinde getireceği net gelirini,

g) Arsalarda, kamulaştırma gününden önceki özel amacı olmayan emsal satışlara göre satış değerini,

h) Yapılarda, resmi birim fiyatları ve yapı maliyet hesaplarını ve yıpranma payını,

ı) her bir ölçünün etkisi açıklanmak kaydıyla bedelin tespitinde etkili olacak diğer objektif ölçüleri, esas tutarak düzenleyecekleri raporda bütün bu unsurların cevaplarını ayrı ayrı belirtmek suretiyle ve ilgililerin beyanını da dikkate alarak Sermaye Piyasası Kurulu tarafından kabul edilen değerleme standartlarına uygun, gerekçeli bir değerlendirme raporuna dayalı olarak taşınmaz malın değerini tespit ederler.

Taşınmaz malın değerinin tespitinde, kamulaştırmayı gerektiren imar ve hizmet teşebbüsünün sebep olacağı değer artışları ile ilerisi için düşünülen kullanma şekillerine göre getireceği kar dikkate alınmaz.

Mahkemece tespit edilen bu bedel, Kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminat bedelidir. 

BARAJ İNŞASI İÇİN YAPILAN KAMULAŞTIRMALARDA KAMULAŞTIRMA SAHASINA MÜCAVİR TAŞINMAZ MALLARIN KAMULAŞTIRILMASI HAKKINDA YÖNETMELİK

BARAJ İNŞASI İÇİN YAPILAN KAMULAŞTIRMALARDA KAMULAŞTIRMA SAHASINA MÜCAVİR TAŞINMAZ MALLARIN KAMULAŞTIRILMASI HAKKINDA YÖNETMELİK

Cumhurbaşkanı Kararının Tarihi : 23/10/2019  Sayısı : 1074

Yayımlandığı Resmî Gazetenin Tarihi : 24/10/2019  Sayısı : 30928

BİRİNCİ BÖLÜM
Amaç, Kapsam, Dayanak, Tanımlar ve İlkeler

Amaç ve kapsam
MADDE 1- (1) Bu Yönetmeliğin amacı; baraj inşası için yapılan kamulaştırmaların tamamlanmasından sonra çevrenin sosyal, ekonomik veya yerleşim düzeninin bozulması, taşınmazdan sosyal ve ekonomik yönden yararlanılmasının mümkün olmaması durumunda, kamulaştırma sahasına mücavir taşınmaz malların kamulaştırılabileceğine dair çözüm yolları hakkında usul ve esasları düzenlemektir.
(2) Bu Yönetmelik, baraj inşası için yapılan kamulaştırmalar sonunda ilgililerin başvurusu üzerine; çevrenin sosyal, ekonomik veya yerleşme düzeninin bozulup bozulmadığı, ekonomik veya sosyal yönden yararlanılmasının mümkün olup olmadığı yönlerinden incelenmesi ile çevrenin sosyal, ekonomik veya yerleşme düzeninin bozulduğuna ve kamulaştırma sahasına mücavir taşınmaz mallardan yararlanılmasının mümkün olmadığına karar verilmesi halinde, bu taşınmazların kamulaştırılmasına ilişkin hususları kapsar.

Dayanak
MADDE 2- (1) Bu Yönetmelik, 4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 12 nci maddesinin altıncı fıkrasına dayanılarak hazırlanmıştır.

Tanımlar
MADDE 3- (1) Bu Yönetmelikte geçen;
a) Baraj: Su biriktirmek amacı ile akarsu vadisini kapatarak suyun akışını engelleyen; enerji, sulama, içme suyu ve taşkın koruma gayeli barajlar, göletler, regülatörler ve seddeleme ile su seviyesi yükseltilen tabii göller gibi yapıları,
b) İdare: Yararına baraj kamulaştırma hak ve yetkisi tanınan kamu tüzel kişilerini, kamu kurum ve kuruluşlarını, gerçek ve özel hukuk tüzel kişilerini,
c) Komisyon: Baraj inşası için yapılan kamulaştırmalar sonunda ilgili hak sahiplerinin başvurusu üzerine, çevrenin sosyal, ekonomik veya yerleşme düzeninin bozulup bozulmadığı, kamulaştırma sahasına mücavir taşınmaz mallardan ekonomik veya sosyal yönden yararlanılmasının mümkün olup olmadığı hususlarını incelemek ve gerekli kararları vermek üzere taşınmaz malın bulunduğu yer valiliklerinde kurulan komisyonu,
ç) Mutlak koruma alanı: İçme-kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan tabii göl, baraj gölü ve göletlerin, maksimum su seviyesinden itibaren yatayda 300 metre genişliğindeki kara alanını, bu alanın içme- kullanma suyu havza sınırını aşması halinde havza sınırını,
d) Mücavir alan: Baraj kamulaştırması nedeni ile sosyal, ekonomik veya yerleşme düzeni bakımlarından etkilenen ve yerleşim birimine ait idari sınırlar içerisinde ve baraj kamulaştırma sınırının dışında kalan alanı,
e) Mücavir taşınmaz mallar: Baraj kamulaştırma sınırı bitişiğindeki taşınmaz mallar ile, yerleşim biriminin baraj gölü altında kalması sebebi ile tüzel kişiliğin sona ermesi ve yeniden tüzel kişilik kazanmaması halinde sosyal, ekonomik veya yerleşme yönlerinden yararlanma imkanı kalmayan taşınmaz malları, yerleşim biriminin tüzel kişiliğinin devam etmesi ve arazilerinin % 60’ından fazlasının kamulaştırılmış olması halinde geriye kalan taşınmazlardan sosyal, ekonomik veya yerleşme yönlerinden yararlanma imkanı kalmayan taşınmaz malları,
f) Yerleşim birimi: Mevzuat hükümleri ile belirlenmiş idari ve mülki yapısı bulunan ve bir bölgeyi belirleyen yerleri,
ifade eder.

İlkeler
MADDE 4- (1) Bu Yönetmeliğin uygulanmasında;
a) Kamu yararının gözetilmesi,
b) Baraj inşasından sosyal, ekonomik veya yerleşme düzeni bakımlarından etkilenen taşınmaz maliklerinin veya ayni hak sahiplerinin mağduriyetinin olabilecek en düşük seviyeye getirilmesi,
c) Ekonomik ve sosyal faaliyetlerin olabildiğince devamının sağlanması, ilkelerine uyulması esastır.

İKİNCİ BÖLÜM
Uygulama Esasları

Mücavir taşınmaz malların kamulaştırılması şartları
MADDE 5- (1) Baraj inşası sebebi ile mücavir alanda kalan mücavir taşınmaz malların kamulaştırılabilmesi için;
a) Yerleşim biriminde baraj inşası için bir kamulaştırmanın yapılmış olması,
b) Başvurusu yapılan taşınmazın, kamulaştırma sahasına mücavir alan içinde ve mücavir taşınmaz mal niteliğinde olması,
c) Taşınmaz sahibinin/sahiplerinin, baraj inşası için yapılan kamulaştırma işleminin tamamlandığına ilişkin ilanın indirildiği tarihten itibaren bir yıl içinde taşınmazın bulunduğu yer valiliğine tüm gerekçeleri ve varsa delilleri ile birlikte yazılı olarak başvuruda bulunması,
ç) Komisyon tarafından yapılacak inceleme sonucunda, baraj inşası nedeni ile yapılan kamulaştırma sonucu çevrenin sosyal, ekonomik veya yerleşme düzeninin bozulduğuna ve taşınmaz maldan ekonomik ve sosyal yönden yararlanılmasının mümkün olmadığına karar verilmesi,
gereklidir.

İlan, müracaat süresi ve esasları
MADDE 6- (1) Baraj inşası için kamulaştırılacak taşınmazların tamamının kamulaştırılıp idare adına tescillerinin gerçekleştirilmesinden sonra kamulaştırmaların tamamlandığına ilişkin ilan;
a) Baraj projesinden etkilenen yerleşim birimlerinin bağlı bulundukları muhtarlıklarda veya vatandaşın kolaylıkla görebileceği uygun yerlerde,
b) Baraj projesi sebebi ile tüzel kişiliği sona eren ve yeniden tüzel kişilik kazanmayan yerleşim yerleri için bağlı bulunduğu ilçe belediyesi ve kaymakamlıklar ile ilgili valiliklerde,
on beş gün askıda kalacak şekilde idare tarafından ilan edilir. İlanın asılması ve indirilmesi tutanağa bağlanır.
(2) İlan ayrıca idareye ait resmi internet sitesinde de yayımlanır.
(3) İlanda; baraj inşası için yapılan kamulaştırmalar sonunda, çevrenin sosyal, ekonomik veya yerleşme düzeninin bozulduğu, taşınmazdan ekonomik veya sosyal yönden yararlanılmasının mümkün olmadığı iddiasında olan taşınmaz mal sahiplerinin 2942 sayılı Kanunun 12 nci maddesinin altıncı fıkrası gereğince taşınmazının kamulaştırılması için bulunduğu yer il valiliğine yazılı olarak başvuruda bulunabileceği belirtilir.
(4) Mücavir taşınmaz malların kamulaştırılmasına ilişkin başvurular, malikleri veya usulüne uygun olarak yetkilendirilmiş vekilleri tarafından, ilanın indirildiği tarihten itibaren bir yıl içerisinde taşınmazın bulunduğu yerleşim yerinin bağlı olduğu valiliğe gerekçeleri ile birlikte yazılı olarak yapılır.
(5) Paylı veya iştirak halinde mülkiyet olması durumunda müracaat, taşınmaz mala malik olanların tamamı tarafından yapılır.
(6) İlanın indirildiği tarihten itibaren bir yıl içerisinde kullanılmayan başvuru hakkı düşer.

İdareden görüş alınması
MADDE 7- (1) 6 ncı maddenin birinci fıkrası gereğince yapılacak ilanın indirildiği tarihten itibaren bir yıl içerisinde valiliğe yapılan yazılı başvuruların ve varsa tüm eklerinin bir örneği, bir yıllık başvuru sürenin sonundan itibaren on gün içinde valilik marifetiyle idareye gönderilir. İdare 6 ay içinde başvuru hakkındaki görüşünü valiliğe bildirir.

Komisyon teşkili
MADDE 8- (1) Baraj inşası için kamulaştırılacak taşınmazların tamamının kamulaştırılıp idare adına tescillerinin gerçekleştirilmesinden sonra kamulaştırmaların tamamlandığına ilişkin ilanın ilgili yerlere asıldığı tarihten sonra, idarenin talebi üzerine il dâhilinde görev yapmak üzere valilik bünyesinde komisyon kurulur.
(2) Komisyon, valinin veya görevlendireceği bir yetkilinin başkanlığında; vali tarafından belirlenecek o ildeki Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Hazine ve Maliye Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı ile Tarım ve Orman Bakanlığı temsilcileri ile idarece görevlendirilecek iki yetkiliden teşekkül eder.

Komisyonun toplanması ve görevleri
MADDE 9- (1) Komisyon, yazılı başvuru dilekçesi ve varsa ekleri ile idarenin görüşünün valilik tarafından komisyona iletilmesinden itibaren otuz gün içinde üye tam sayısı ile toplanır ve salt çoğunluk ile karar alır.
(2) Komisyon 10 uncu madde hükümleri gereği yapacağı inceleme ve değerlendirme sonucunda; çevrenin sosyal, ekonomik veya yerleşme düzeninin bozulup bozulmadığı, taşınmaz maldan yararlanılmasının mümkün olup olmadığı hususunda, ilk toplantısından sonra altmış gün içinde karar verir.
(3) Komisyon karar vermeden önce idareden veya ilgili birimlerden konu ile ilgili ayrıntılı rapor hazırlamalarını isteyebilir.
(4) Komisyon toplantıları tutanağa bağlanır. Gerekçeli olarak hazırlanan kararlar, komisyon başkan ve üyeleri tarafından imzalanır.

İnceleme, değerlendirme ve karar MADDE 10- (1) Komisyon;
a) Yazılı başvurunun süresi içinde yapılıp yapılmadığı,
b) Başvuruda bulunanın taşınmazın maliki/malikleri ve/veya usulüne uygun olarak yetkilendirilmiş vekili olup olmadığı,
c) İdare tarafından baraj inşası için kamulaştırma yapılıp yapılmadığı,
ç) Başvurusu yapılan taşınmazın, kamulaştırma sahasına mücavir alan içinde ve mücavir taşınmaz mal niteliğinde olup olmadığı,
d) Kamulaştırma sahasına mücavir taşınmaz malların ve çevresinin sosyal, ekonomik veya yerleşme düzeninin bozulup bozulmadığı, ekonomik veya sosyal yönden yararlanılmasının mümkün olup olmadığı,
e) Yerleşim biriminin baraj gölü altında kalması sebebi ile tüzel kişiliğin sona ermesi, yeniden tüzel kişilik kazanmaması ve mücavir alanda kalan taşınmazlardan ekonomik veya sosyal yönden yararlanmanın mümkün olup olmadığı,
f) Baraj projesinden etkilenen yerleşim biriminin tüzel kişiliğinin devam etmesi ve arazilerinin % 60’ından fazlasının kamulaştırılması halinde geriye kalan taşınmazlardan ekonomik veya sosyal yönden yararlanmanın mümkün olup olmadığı,
g) Mücavir alanda kalan ve yerleşim birimleri için ekonomik ve sosyal yönden önem arz eden; mera, yaylak, kışlak, ekonomik olarak kullanılan ve kullanılabilir olan hazine arazileri ile tarım dışı geçim kaynaklarının bulunup bulunmadığı,
hususlarında bir inceleme yaparak çevrenin sosyal, ekonomik veya yerleşme düzeninin bozulup bozulmadığını ve taşınmaz maldan yararlanılmasının mümkün olup olmadığını değerlendirir.
(2) Yapılan inceleme ve değerlendirme sonucunda çevrenin sosyal, ekonomik veya yerleşme düzeninin bozulduğuna ve taşınmaz maldan yararlanılmasının mümkün olmadığına karar verilmesi halinde taşınmaz mal kamulaştırmaya tabi tutulur. Diğer durumlarda başvurunun reddine karar verilir.
(3) Komisyon tarafından verilen karar, valilik tarafından başvuru sahiplerine ve idareye tebliğ edilir.

Kamulaştırma işlemleri
MADDE 11- (1) Komisyon tarafından çevrenin sosyal, ekonomik veya yerleşme düzeninin bozulduğuna ve taşınmaz maldan yararlanılmasının mümkün olmadığına karar verilmesi halinde; söz konusu mücavir taşınmaz malların kamulaştırılmasında 2942 sayılı Kanunun 22 nci ve 23 üncü maddeleri hariç olmak üzere diğer hükümleri uygulanır.

İçme-kullanma suyu amaçlı barajlarda mücavir alan kamulaştırması
MADDE 12- (1) Amaçları arasında içme-kullanma suyu olan barajlarda, mücavir alan değerlendirmesi baraja ait kamulaştırma sınırı dikkate alınarak yapılır. Mücavir alan şartlarını taşımadığı için kamulaştırılması uygun görülmeyen yerleşim birimlerinde daha sonraki yıllarda içme-kullanma suyunu kullanan idare tarafından mutlak koruma alanının tamamının kamulaştırılmasının tamamlanmasından sonra bu yerleşim birimlerinde yeniden mücavir alan değerlendirmesi yapılabilir. Bu durumda mücavir alan kamulaştırmaları idare tarafından yapılır. Sadece içme suyu amaçlı barajlarda mücavir alan kamulaştırması ile ilgili harcamalar mevzuatına göre suyu kullanan idare tarafından, birden fazla amaca hizmet eden barajlarda ise maliyet bölüşümündeki hissesi oranında ilgililer tarafından karşılanır.

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Çeşitli ve Son Hükümler

Dava şartı
MADDE 13- (1) Baraj inşası için yapılan kamulaştırmalar sonunda kamulaştırma sahasına mücavir taşınmazların maliklerinin, taşınmazlarından sosyal ve ekonomik yönden yararlanma imkânlarının kalmadığını ileri sürerek dava yoluna başvurabilmeleri için ilgili valilik komisyonuna başvuruda bulunması dava şartıdır.
(2) Komisyon kararına karşı dava açma süresi içerisinde taraflarca yetkili ve görevli mahkemede dava açılabilir.

İstisnalar
MADDE 14- (1) Baraj projesi sebebiyle kendi idari sınırları içerisinde veya mücavirinde iskâna tabi tutulan yerleşim birimlerinde bu Yönetmelik hükümleri uygulanmaz.
(2) Baraj gövde inşaatına isabet etmesi sebebiyle öncelikli olarak kamulaştırmaya tabi tutulan ve boşaltılan yerleşim birimlerinde bu yerleşim birimine ait kamulaştırmaların ve iskân çalışmalarının tamamlanmasından sonra baraj projesine ait kamulaştırmaların tamamlanması beklenmeden sadece bu yerleşim birimi için ilana çıkılarak mücavir alan kamulaştırması yapılabilir.

Yürürlükten kaldırılan yönetmelik
MADDE 15- (1) 27/6/1985 tarihli ve 85/9634 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan Baraj İnşaatı İçin Yapılan Kamulaştırmalarda Kamulaştırma Sahasına Mücavir Taşınmaz Malların Kamulaştırılması Hakkında Yönetmelik yürürlükten kaldırılmıştır.

İlanı yapılmış projelerde yapılan başvurular
GEÇİCİ MADDE 1- (1) 15 inci madde gereğince yürürlükten kaldırılan yönetmelik kapsamında, bu Yönetmelik yürürlüğe girmeden önce idareye yapılan ancak sonuçlandırılmayan başvurular, valiliklere yapılmış sayılır. Bu başvurular, görüşü de eklenerek idare tarafından ilgili valiliğe iletilir. İlgili valilik bu Yönetmelik hükümlerine uygun olarak gerekli iş ve işlemleri yerine getirir.

Yürürlük
MADDE 16- (1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

Yürütme
MADDE 17- (1) Bu Yönetmelik hükümlerini Cumhurbaşkanı yürütür.

ÖNEMLİ NOT: Bu yönetmelik https://www.mevzuat.gov.tr/MevzuatMetin/21.5.1704.pdf adresinden temin edilmiş olup, 29.06.2021 tarihinden sonra meydana gelecek değişikliklerde bu linkten kontrol edilmelidir.

 

24/10/2019 Tarih ve 30928 Sayılı Resmî Gazetede yayımlanan BARAJ İNŞASI İÇİN YAPILAN KAMULAŞTIRMALARDA KAMULAŞTIRMA SAHASINA MÜCAVİR TAŞINMAZ MALLARIN KAMULAŞTIRILMASI HAKKINDA YÖNETMELİK’in 15. maddesi ile yürürlükten kaldırılan BARAJ İNŞAATI İÇİN YAPILAN KAMULAŞTIRMALARDA KAMULAŞTIRMA SAHASINA MÜCAViR TAŞINMAZ MALLARIN KAMULAŞTIRILMASI HAKKINDA YÖNETMELİK

Bakanlar Kurulu Kararının Tarihi : 27.6.1985, No : 85/9634 Dayandığı Kanunun Tarihi : 4.11.1983, No : 2942 Yayımlandığı R. Gazetenin Tarihi : 6.8.1985, No : 18834 Yayımlandığı Düsturun Tertibi : 5, Cildi : 24, S. 2443

Amaç ve Kapsam
Madde 1 – Bu Yönetmelik, Baraj inşası için yapılan kamulaştırmalar sonunda kamulaştırma sahasında mücavir taşınmaz malların, çevrenin sosyal, ekonomik veya yerleşim düzeninin bozulması, ekonomik ve sosyal yönden yararlanılmasının mümkün olmaması hallerinde bu sahaların kamulaştırılabileceğine dair çözüm, usul ve esasları düzenler.
Tanımlar
Madde 2 – Bu Yönetmeliğin uygulanmasında;
a) Baraj; Suyu depolamak ve düzenlemek amacı ile yapılan gövde ve gövde gerisinde meydana gelen göldür. Bu tanımın içerisinde enerji sulama, içmesuyu ve taşkın koruma gayeli barajlar, göletler, regülatörler ile seddeleme ile su seviyesi yükseltilen tabii göller girer.
b) Mücavir taşınmaz mallar;
Baraj inşaatı sebebi ile yapılan kamulaştırma sınırı bitişiğindeki taşınmaz mallar ile, yerleşim biriminin baraj gölleri altında kalması sebebi ile tüzel kişiliğin sona ermesi ve yeniden tüzel kişilik kazanmaması halinde bütün taşınmaz mallar, yerleşim biriminin tüzel kişiliğinin devam etmesi halinde ise arazi olarak % 60’ından fazlası kamulaştırılan yerlerdeki taşınmazların tamamı,
c) İdare; Baraj kamulaştırmasını yapan kamu tüzel kişileri, kamu kurum ve kuruluşlarını, gerçek ve özel hukuk tüzel kişilerini,
ifade eder.
Prensipler
Madde 3 – Baraj inşası sebebi ile kamulaştırma sahasına mücavir taşınmaz malların kamulaştırılabilmesi için;
a) Taşınmazın, kamulaştırma sahasına mücavir olması,
b) Çevrenin sosyal, ekonomik veya yerleşim düzeninin bozulması,
c) Ekonomik veya sosyal yönden yararlanılmasının mümkün olmaması,
d) Taşınmaz sahibinin idareye gerekçeli ve yazılı müracaatının bulunması,
e) Daha önce tesis edilen irtifak haklarının kamulaştırmaya dönüştürülmesinde mülk sahibinin müracaatının bulunması,
gereklidir.

Müracaat Esasları
Madde 4 – Mücavir taşınmazların kamulaştırma talebinin incelenmesi mal sahibinin bizzat veya bilvekale yazılı müracaatı ile başlar. Mücavir taşınmazların kamulaştırılması talebi müşterek ve iştirak halindeki mülkiyet durumlarında paydaşların tamamının müracaatı halinde geçerlidir.
Dilekçeye aşağıdaki bilgi ve belgeler eklenir.
a) Mücavir taşınmazın ulaşım imkansızlığı veya zorluğu, jeolojik yapısında değişiklik meydana gelmesi, yeraltı suyunun yükselmesi ve nüfus yoğunluğunun azalması, çevrenin sosyal, ekonomik ve yerleşim düzeninin değişmesi gibi faktörler, dilekçede gerekçeli olarak açıklanır.
b) Kamulaştırma sonucu Devlet eliyle iskan kararı alınmış olması halinde karar belgesi eklenir.
Müracaat Müddeti ve İlan Şekli
Madde 5 – Baraj gölü alanında kalan bütün taşınmazların maliklerine noter kanalı ile yapılan kamulaştırma tebligatının notere verilme işleminin bitirilmesi halinde kamulaştırma kesinleşmiş sayılır. Kamulaştırma sınırının tapu paftalarında belirtilmiş olduğu ve buna göre göl alanının kamulaştırmasının bitirildiği idarece yerleşim yerlerinde ilan olunur. Eğer yerleşim biriminin tüzel kişiliği sona ermişse bağlı olduğu ilçede ilan olunur.
İlan, mücavir taşınmaz malların bulunduğu yerin herkese açık yerlerine ve belediye dairesine veya köy odasına onbeş gün süre ile asılmak suretiyle yapılır. İlanın asılması ve indirilmesi bir tutanak ile tevsik olunur.
İlanda kamulaştırma sahasına mücavir taşınmaz mal sahiplerinin 2942 sayılı Kanunun 12 nci maddesinin altıncı fıkrası gereğince taşınmazının kamulaştırılması talebinde bulunabileceği belirtilir. İlan tarihinden itibaren 1 yıl içerisinde kullanılmayan hak düşer. İlanın indirildiği gün bir yıllık sürenin başlangıç tarihidir.
İnceleme
Madde 6 – Mücavir taşınmazların sahipleri müracaatlarını idareye yaparlar. Müddeti içinde yapılan müracaatlar idarenin yetkili organlarınca genel prensipler çerçevesinde incelenir. Şayet eksiklikler varsa tamamlattırılır. Mücavir taşınmaz malların kamulaştırılması hakkında idare görüşü tesbit edilir.
Yerleşim birimindeki mücavir taşınmaz sahiplerinin tamamının müracaatı halinde hemen, bir kısmının müracaatı halinde ise; 1 yıllık müracaat müddetinin sonunda idare görüşüyle birlikte yapılan müracaatlar, komisyona vilayet aracılığı ile intikal ettirilir.
Komisyon Teşkili
Madde 7 – İlgili idarenin talebi üzerine il dahilinde görev yapmak üzere, “Baraj Mücavir Alanlarının Kamulaştırılmasını İnceleme Komisyonu” kurulur.
Bu Komisyon, valinin veya görevlendireceği bir yetkilinin başkanlığında; İçişleri, Maliye ve Gümrük, Bayındırlık ve İskan, Tarım Orman ve Köyişleri, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’na bağlı il temsilcileri ile idarece görevlendirilecek bir yetkiliden teşekkül eder.

Komisyonun Toplanması ve Görevleri
Madde 8 – Komisyon, müracaatların idare tarafından kendisine intikal ettirilmesinden itibaren 10 gün içinde toplanır.
Komisyon bu talepleri genel prensipler çerçevesinde inceleyerek, baraj inşası için yapılan kamulaştırma sonunda kamulaştırma sahasına mücavir taşınmaz malları; çevrenin sosyal, ekonomik veya yerleşim düzenini bozup bozmadığı, ekonomik ve sosyal yönden faydalanılmasının mümkün olup olmadığı yönlerinden değerlendirir ve bu alanların kamulaştırılmasına veya kamulaştırılmasına lüzum olmadığına 30 gün içerisinde karar verir.
Komisyonda kararlar çoğunlukla verilir. Komisyon kararını bir tutanağa bağlıyarak ilgili idareye bildirir.
Kamulaştırma İşlemleri
Madde 9 – Komisyon kararı idareye bildirildikten sonra müracaat sahiplerinin dilekçelerine lüzumlu cevap verilir.
Kamulaştırılmasına karar verilen mücavir taşınmaz mallar 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu hükümlerine göre kamulaştırılır.
Geçici Madde – 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu yürürlüğe girdikten sonra bu Kanuna göre baraj inşaatı sebebiyle yapılan kamulaştırmalarda kamulaştırma sahasına mücavir taşınmaz mal sahipleri altı ay içinde bu yönetmelik hükümlerine göre kamulaştırma talebinde bulunabilirler.
Yürürlük
Madde 10 – Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
Yürütme
Madde 11 – Bu Yönetmeliği Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı yürütür.

ÖNEMLİ NOT: Bu yönetmelik https://www.mevzuat.gov.tr/MevzuatMetin/21.5.1704.pdf adresinden temin edilmiş olup, 29.06.2021 tarihinden sonra meydana gelecek değişikliklerde bu linkten kontrol edilmelidir.

Genel

İmar Uygulaması Sonucu Bedele Dönüştürülen Paya Takdir Edilen Karşılığın Artırılması Davası, Tebligat Yapılmamış Veya Ferağ Verilmemiş İse Zamanaşımı Engeli Olmaksızın Her Zaman İstenebileceği Açılabilir.

T.C. YARGITAY HUKUK GENEL KURULU
E. 2008/5-300 K. 2008/308 T. 9.4.2008

ÖZET : Dava, imar uygulaması sonucu bedele dönüştürülen paya takdir edilen karşılığın artırılması talebine ilişkindir. İdari işlemlere karşı açılacak davalarda süre yazılı bildirim tarihinden başlar. İmar uygulaması sonucu bedele dönüştürülen paylar ile ilgili davalarda, bedel takdirlerinin ve bedele itirazların Kamulaştırma Kanunu uyarınca çözümlenmesi gerekir. Kamulaştırma Kanunu, mal sahibinin haklarını kullanması yönünden kamulaştırma işleminin tebliğini esas alınmaktadır. Açıklanan nedenlerle, mal sahibine tebligat yapılmadığı ve taşınmazın ferağının verilmediği sürece imar uygulaması sonucu bedele dönüştürülen paya takdir edilen karşılığın artırılması için her zaman dava açılabilir. Yerel mahkemece hatalı değerlendirme ile zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

DAVA : Taraflar arasındaki “Şuyulandırma bedelinin artırılması” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ümraniye Asliye 3. Hukuk Mahkemesi’nce davanın reddine dair verilen 01.02.2007 gün ve 338-38 sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 5. Hukuk Dairesi’nin 17.05.2007 gün ve 4549-6365 sayılı ilamıyla;

( … Dava, imar uygulaması nedeniyle bedele dönüştürülen davacı payına takdir edilen karşılığın artırılması istemine ilişkindir.

Mahkemece, 10 yıllık zaman aşımı süresi dolduğundan bahisle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekilince temyiz edilmiştir.

3194 sayılı İmar Kanunu’nun 17 /son maddesinde “bedellere itiraz şekilleri 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu hükümlerine göre yapılır” hükmü yer almaktadır.

2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 25. maddesi gereğince hakların kullanılması ve borçların yerine getirilmesi bakımından kamulaştırma işlemi taşınmaz sahibi için noter marifetiyle yapılan tebligatla başlar. Olayımızda bedele dönüştürme işlemi davalı idarece, davacıya tebliğ edilmemiştir.

Bu nedenle, davacının herhangi bir süreye tabi olmaksızın dava açma hakkı bulunduğu gözetilmeden 10 yıllık zamanaşımı süresi geçtiğinden bahisle davanın reddine karar verilmesi, doğru görülmemiştir… ),

Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

KARAR : Dava, imar uygulaması sırasında bedele dönüştürülen davacı payına takdir edilen karşılığın artırılması istemine ilişkindir.

Davacı vekili 19.06.2006 tarihli dava dilekçesinde; müvekkilinin paydaşı bulunduğu 104 parsel sayılı taşınmazda davalı Belediyece 298113290/3366 sayılı yasalar doğrultusunda yapılan ıslah imar planı uygulaması sonucu, müvekkilinin payının bir bölümünün imar düzenleme ortaklık payı olarak kesildiğini bir kısım payına karşılık imar parsellerinden yer verildiğini ve dava konusu olan 487.9 m2 payın ise bedele dönüştürüldüğünü; ancak, bedele dönüştürülen pay karşılığı takdir edilen meblağın taşınmazın niteliklerine göre düşük olduğunu ileri sürerek, davacının payına takdir edilen karşılığın 6.200,00 YTL arttırılarak, bu bedelin değerlendirme tarihinden itibaren kamu alacaklarına uygulanan en yüksek faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı Ümraniye Belediye Başkanlığı vekili cevap dilekçesinde; müvekkili idarece 2981/3366/3290 sayılı yasalar kapsamında yapılan ıslah imar planı uygulama çalışmasının askıya çıkarılıp tapuda tescil edildiğini ve davacı yararına takdir edilen ipotek bedellerinin de ödendiğini, bu itibarla şuyulandırma işleminden başından beri haberdar olan davacıya ait alacağın zamanaşımına uğradığını, ayrıca şuyulandırma işleminde aracılık görevi yapan müvekkili idareye husumet yöneltilemeyeceğini savunarak, davanın zamanaşımı, husumet ve esasa ilişkin nedenlerle reddine karar verilmesini cevaben bildirmiştir.

Mahkemenin; “imar uygulaması sonucu bedele dönüştürülen davacı payına idarece takdir edilen çekişmesiz bedelin davacıya ödendiği 06.01.1994-15.02.1994 tarihleri itibariyle davacının imar uygulaması işlemini öğrendiği ve bu tarihten, 19.06.2006 dava tarihine kadar on yıllık genel zamanaşımı süresinin geçtiği” gerekçesiyle “davanın zamanaşımı nedeniyle reddine” dair verdiği karar, Özel Daire’ce yukarıda yazılı gerekçeyle bozulmuş; yerel mahkemece “çekişmesiz ipotek bedelini alan davacının, bu bedeli aldığı tarihte dava açmaya yarayacak doğru ve sağlıklı bilgileri edinmiş sayılacağı, bu nedenle zamanaşımının başlangıcına çekişmesiz bedelin ödendiği tarihin esas alınması gerektiği” gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.

Davacının paydaşı bulunduğu A. Dudullu, 1 pafta, 104 numaralı parselin, davalı idarece ifraz ve ıslah imar planı uygulaması sonucu bir kısım payının imar düzenleme ortaklık payı olarak ayrıldığı; oluşan imar parsellerinden, davacının kalan bir kısım payına karşılık yer verildiği ve karşılığında imar parseli verilemeyen 487.50 m2 davacı payının ise bedele dönüştürülerek, 87.995.000 TL bedel takdir edildiği; davalı idarece bankaya bloke edilen çekişmesiz bedelin 06.01.1994415.02.1994 tarihleri arasında taksitler halinde davacıya ödendiği, ancak bedele dönüştürme işlemine ilişkin davacıya herhangi bir bildirim yapılmadan, paya takdir edilen bu bedelin artırılması talebiyle 19.06.2006 tarihinde eldeki davanın açıldığı konusunda uyuşmazlık bulunmamaktadır.

Uyuşmazlık; on yıllık zamanaşımı süresinin başlangıcına, çekişmesiz bedelin mal sahibine ödendiği tarihin mi, yoksa salt bedele dönüştürme işleminin tebliğ tarihinin mi esas alınması gerektiği; bu bağlamda somut olayda dava tarihi itibariyle on yıllık zamanaşımının geçirilip geçirilmediği noktalarında toplanmaktadır.

Uyuşmazlığın çözümüne geçilmeden önce, imar uygulaması nedeniyle bedele dönüştürme işlemi sonucu malikin payına takdir edilen bedelin hukuki mahiyetinin; bir başka ifadeyle, taraflar arasındaki hukuki bağın niteliğinin irdelenmesinde yarar vardır.Bilindiği gibi; iki veya daha fazla kimseler arasında mevcut olan ve bunlardan birisini diğerine karşı edimde bulunmakla yükümlü kılan hukuki bağa, borç bağı denir. Borç bağı, alacaklı bakımından bir alacak, borçlu bakımından bir borç veya yükümlülüktür ( Andreas Von Thr. Borçlar Hukuku’nun Umumi Kısmı, Cevat Edege Çevirisi. 1. cilt. Ankara 1983 s: 9 ).

818 sayılı Borçlar Kanunu’nda, “Borçların Teşekkülü” başlığı altında, sözleşmeden doğan borçlar ( m. 1-40 ) ve haksız fiilden doğan borçlar ( m. 41-60 ) düzenlenmiş; yine aynı başlık altında, borçların üçüncü genel kaynağı olarak, haksız ( sebepsiz ) iktisap ( m. 61-66 ) öngörülmüştür.

Bunların dışında, ne hukuki bir işlemde açıklanan bir iradeye, ne de hukuka aykırı bir iradeye dayanmayan, diğer bir ifadeyle, kanundan doğan borçlar bulunmaktadır. Kısaca belirtmek gerekirse, borçların kaynağı; sözleşme, haksız fiil, sebepsiz iktisap ya da bir kanun hükmüdür.

Hemen belirtilmelidir ki sözleşme, tek taraflı hukuki işlemden farklı olarak, en az iki irade beyanını içerir, bu irade beyanlarının birbirine uygun ve karşılıklı olması gerekir. Borçlar Kanunu’nda sorumluluk nedenleri arasında düzenlenen haksız fiil ise hukuka aykırı bir eylemle başkasına zarar verilmesidir. Borçlar Kanunu’nda, sorumluluğun üçüncü genel kaynağı olarak öngörülen sebepsiz zenginleşmeden söz edilebilmesi için; bir taraf zenginleşirken diğerinin fakirleşmesi, zenginleşme ve fakirleşme arasında uygun nedensellik bağının bulunması ve zenginleşmenin hukuken geçerli bir nedene dayalı olmaması gerekir.

Görülmekte olan davada davacı, davalı idarece bedele dönüştürme işlemi yapılırken, kendi payına takdir edilen bedelin düşük olduğunu ileri sürmüş ve bu bedelin artırılmasını talep etmiştir. Bu haliyle, uyuşmazlığı doğuran asıl hukuki ilişki, imar uygulaması sonucu bedele dönüştürme işleminden kaynaklanmaktadır.

Taşınmaz mal sahibinin payı, rızası dışında bedele dönüştürüldüğünden, taraflar arasında bir sözleşme ilişkisinin varlığından söz edilemeyeceği açıktır. Yine, davalının hukuka aykırı ve kusurlu bir eylemi bulunmadığı gibi, davacının payının bedele dönüştürülmesinin, davalı yönünden bir sebepsiz zenginleşme oluşturmadığı da duraksamadan uzaktır.

O halde, tüm bunların dışında, kanundan kaynaklanan bir alacağın bulunup bulunmadığı hususu irdelenmelidir.

Bu noktada, gerek 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 18. maddesi, gerekse 3290/2981 Sayılı Kanunun 10/C maddesine göre belediyeler, yerleşim yerleri ile bu yerlerdeki yapılaşmaların planlarını, fen, sağlık ve çevre koşullarına uygun biçimde oluşturulmasını sağlamak amacıyla imar sınırı içinde bulunan binalı ve binasız arsa ve arazileri maliklerinin veya diğer hak sahiplerinin olurlarını aramaksızın “hamur kuralını” uygulamak suretiyle birbirleriyle, yol fazlası ile kamu kurumlarına veya belediyelere ait bulunan yerlerle birleştirmeye bunları yeniden imar planına uygun ada veya parsellere ayırmaya, bağımsız, paylı veya kat mülkiyet esaslarına göre hak sahiplerine dağıtmaya resen tapu işlemlerini yapmaya yetkilidir.

3194 sayılı İmar Kanunu’nun 17. maddesinde ise; “Belediye veya Valilik, kendi malı olan veya imar planlarının tatbiki sonucu kamulaştırmadan artan parçalarla, istikameti değiştirilen veya kapanan yol ve meydanlarda hasıl olan sahalardan müstakil inşaata elverişli olmayan parçaları bitişiğindeki arsa veya bina sahibine bedel takdiri suretiyle satmak, gayrimenkul sahiplerinin yola gider yerlerden dolayı tahakkuk eden istihkaklarını bedel takdiri suretiyle değiştirmek ve komşu gayrimenkul sahibi takdir edilen bedelle satın almaktan imtina ederse, şuyulandırıp satmak suretiyle imar planına uygunluğu temin eder” hükmü yer almış; aynı maddenin son fıkrasında da, bedel takdirleri ve bedele itiraz şekillerinin 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu hükümlerine göre yapılması öngörülmüştür.

Buna göre; gerek İmar Kanunu gereğince yapılan parselasyon işlemleri, gerekse İmar Affı Yasası’nda öngörülen imar ıslah çalışmaları bir idari karara dayanmakta olup, az yukarıda değinildiği gibi, hissenin bedele dönüştürülmesi halinde bir haksız fiil ya da akdi bir ilişkinin varlığından söz edilemeyecektir. O itibarla, hissesi bedele dönüştürülen malike verilen bedelin, kamulaştırma parasında olduğu gibi, hukuka uygun bir işlem sonunda malı alınana verilen bir karşılık olarak nitelendirilmesi gerekir.

Şu durumda, somut olgunun kendine özgü yapısı itibariyle, özel kanundan doğan bir alacağın varlığı söz konusu olup; bu alacağın miktarı yönünden, malik için bizatihi kanundan neşet eden bir dava hakkı doğmaktadır. Kanundan doğan bu borcun ifası hakkındaki zamanaşımı ise, Borçlar Kanunu’nun 125’inci maddesindeki 10 yıllık zamanaşımıdır.

Hemen ifade edilmelidir ki; Borçlar Kanunu’nun 128. maddesi gereğince, zamanaşımı alacağın muaccel olduğu zamandan başlar; alacağın muacceliyeti bir ihbar vukuuna tabi ise, zamanaşımı bu haberin verilebileceği günden itibaren cereyan eder.

Burada, uyuşmazlığın çözümü açısından önemle üzerinde durulması gereken konu, idarenin imar uygulaması işlemi nedeniyle belirlediği bedele yönelik olarak açılacak davalarda zamanaşımının hangi tarihten başlayacağı sorunudur.

T.C. Anayasası’nın 125. maddesinde, idari işlemlere karşı açılacak davalarda sürenin yazılı bildirim tarihinden başlayacağı kurala bağlanmış; 7201 sayılı Tebligat Kanunu’na ilişkin Tebligat Tüzüğü’nün 51. maddesinde ise tebliğin muhatap muttali olmuş ise geçerli olacağı, muhatabın beyan ettiği tarihin tebliğ tarihi sayılacağı ve muhatabın tebliğe muttali olduğunun ve bunun tarihinin iddia ve ispatına cevaz bulunmadığı öngörülmüştür.

Yine, Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulu’nun 12.02.1970 gün ve E: 1969/2 K: 1970/1 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı’nda da, Anayasa’nın idarenin işlemlerinden dolayı açılacak davalarda zamanaşımının yazılı bildirim tarihinden başlayacağı hükmü karşısında ilan tarihini dava açma süresine başlangıç kabul etmenin imkansız olduğu, zira Anayasa’nın temel hukuk kuralları dışında bir konuyu ayrıntılarıyla düzenlemesi ve bu hükmün daha önceki kanunlarda bulunup aynı konuyu düzenleyen hükümlere aykırı olması halinde konuyu yeniden düzenleyen Anayasa hükmünün uygulanmasının tabi olduğu vurgulanmıştır.

3290/2981 Sayılı Kanunun 10/C maddesi ve 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 18. maddesi uyarınca parselasyon planlarında ve dağıtım cetvellerinde kapsadıkları alan içindeki her taşınmaz mala karşılık sahiplerine verilecek bağımsız veya şuyulu imar parsellerinin parsel büyüklükleri, hisse miktarı, parsellerin konumu ve yine bedele dönüştürülen hisse miktarı, idarece takdir edilen bedel gibi hususlar ayrı ayrı gösterildiğinden, bu planların düzenlemeye tabi tuttukları taşınmaz sahipleri için sübjektif ve kişisel işlemler oldukları; bu itibarla idarenin böyle bir işlemi bizzat taşınmaz mal sahibine ve 7201 Sayılı Yasanın ilgili hükümleri uyarınca tebliğ etmesi gerektiği kuşkusuzdur. Öyle ise, idarece yapılan imar uygulaması işleminden kaynaklanan her türlü dava için zamanaşımı, tebliğ ( yazılı bildirim ) tarihinden başlayacaktır.

Öte yandan, 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 17. maddesinin son fıkrasında Kamulaştırma Kanunu’na yapılan atıfta, bedel takdirlerinin ve bu bedele itiraz şekillerinin 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu uyarınca yapılacağı hükmüne yer verilmiş; Kamulaştırma Kanunu’nun, “Tebliğ ile Doğacak Haklar ve Borçlar” başlığı altında düzenlenen 25. maddesinin, 4650 Sayılı Yasa ile değişiklikten önceki ve sonraki metinlerinde, taşınmaz mal sahibi için hakların kullanılması ve borçların yerine getirilmesi bakımından kamulaştırma işleminin tebliğinin esas olduğu, eş söyleyişle kamulaştırma işleminin mal sahibine yapılan tebligatla başlaması öngörülmüştür.

Bu haliyle, mal sahibi yönünden açılacak davalarda, zamanaşımı ve hak düşürücü sürelerin başlangıcına; ilke olarak, mal sahibinin hakkını dava edebilir duruma geldiği tebliğ tarihinin esas alınması gerektiği açıktır. Anılan ilkeye tek istisna, 24.06.1994 tarih ve 1993/3 Esas, 1994/2 Karar sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı ile getirilmiş ve mal sahibine kamulaştırma işlemi ile ilgili yasaya uygun bir bildirim yapılmamış olması halinde, Kamulaştırma Kanunu’nun 14. maddesinde öngörülen 30 günlük hak düşürücü sürenin tapuda ferağ işleminin yapıldığı tarihte başlayacağı benimsenmiştir.

Böylece, kamulaştırma hukukunda, hak arama durumunda olan taşınmaz mal sahibi yönünden dava ve talep haklarının kullanılması, idarece yapılacak bildirime bağlanmıştır.

Açıklanan anayasal ve yasal düzenlemeler karşısında; gerek 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 18. maddesi ve gerekse 3290/2981 Sayılı Kanunun 10/C maddesine göre yapılan imar uygulaması işlemlerinin, idarece taşınmaz mal sahibine 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun ilgili hükümleri uyarınca tebliği zorunlu olup; sözü edilen tebligatın, Borçlar Kanunu’nun 128. maddesinin 2. cümlesinde yer alan ve muacceliyetin başlangıcı olarak işaret edilen “ihbar” mahiyetinde bulunduğu; dolayısıyla, idarece taşınmaz mal sahibine tebligat yapılıp ihbarda bulunulmadıkça, imar uygulamasından kaynaklanan alacağa ilişkin zamanaşımının başlamayacağı her türlü duraksamadan uzaktır. Bu cümleden olarak, bedele dönüştürme işlemi sonucu malikin payına takdir edilen çekişmesiz bedelin ödenmiş olması ihbar ( tebligat ) mahiyetinde kabul edilip, on yıllık zamanaşımı başlangıcına ödeme tarihinin esas teşkil etmesi olanaklı değildir.

Kısaca; idarece, imar uygulaması nedeniyle bedele dönüştürme işlemi ile ilgili olarak yasaya uygun bir ihbar ( tebligat ) bildirim yapılmadığı sürece, taşınmaz mal sahibinin herhangi bir süreye tabi olmaksızın dava açma hakkı bulunmaktadır.

Somut olayda; 104 numaralı parselde müşterek paydaş olan davacının 487.50 m2 payının, davalı idarece ifraz ve ıslah imar planı uygulaması sonucu bedele dönüştürüldüğü ve bankaya bloke edilen çekişmesiz bedelin 06.01.1994-15.02.1994 tarihleri arasında taksitler halinde davacıya ödendiği anlaşılmaktadır. Ne var ki imar uygulaması işlemi ile ilgili olarak davacıya n01 sayılı Tebligat Kanunu’nun ilgili hükümleri uyarınca ihtar ( tebligat ) yapılmadığından, Borçlar Kanunu’nun 125. maddesinde öngörülen zamanaşımının başladığından söz edilemez. Taşınmaz mal sahibi davacı tarafından idare yararına tapuda rızaen ferağ işlemi de yapılmadığından, yukarıda açıklanan Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı çerçevesinde ayrık bir durum da söz konusu değildir.

Sonuç itibariyle, yukarıda değinilen ilkelere göre, davacının tebligat yapılmadığı veya ferağ vermediği takdirde, süreye tabi olmaksızın imar uygulaması sırasında bedele dönüştürülen payına takdir edilen karşılığın artırılması istemiyle her zaman dava açma hakkı bulunmaktadır.

Hal böyle olunca; yerel mahkemece, aynı yöne işaret eden ve Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsen Özel Daire bozma kararına uyularak, işin esasına girilmesi ve sonucuna göre hüküm kurulması gerekirken; yanılgılı teşhis ve değerlendirme sonucu, çekişmesiz bedelin davacı tarafından alındığı 1994 ödeme tarihinin zamanaşımı başlangıcına esas alınarak, 19.06.2006 dava tarihi itibariyle on yıllık zamanaşımın süresinin geçirildiği gerekçesiyle davanın reddine dair verilen kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Direnme kararı bu nedenle bozulmalıdır.

SONUÇ : Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının yukarıda ve Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı ve HUMK.’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 09.04.2008 gününde oyçokluğu ile karar verildi.

KARŞI OY :

Dava, imar uygulaması sırasında şuyulandırma ( ortaklaştırma ) sonucu bedele dönüştürülen davacı payına takdir edilen bedelin artırılması istemine ilişkin olup davacı Hasan tarafından davalı Ümraniye Belediye Başkanlığı aleyhine 19.06.2006 günü açılan davada fazlaya ilişkin hak saklı kalmak kaydıyla sözü edilen bedelin 6.200,00 YTL artırılması istenmiş, davalının zamanaşımı defi ileri sürmesi üzerine mahkemece, Borçlar Yasası’nın 125. maddesi uyarınca 10 yıllık zamanaşımına tabi olan alacağın imar uygulamasının öğrenilmesinden itibaren 10 yıllık süre dolduğundan ve alacak zamanaşımına uğradığından davalının zamanaşımı ilk itirazının süresinde olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Yargıtay’ın kararlılık kazanmış uygulamalarına göre; idarenin ( belediyenin ) İmar Yasası hükümlerine göre yapmış olduğu şuyulandırması, hemen belirtmek gerekir ki yasaların verdiği yetkiye dayanılarak gerçekleştirilmiş hukuka uygun bir işlemdir.

Dava konusu taşınmaz malın belirli bir hissesi davalı adına kayıtlı iken imar uygulaması nedeniyle kaydı kapatılmış ve müstakil parsellere bölünmüştür. Davacının maliki bulunduğu parsellere ipotek tesis edilmesi nedeniyle 1993 ve 1994 yıllarında kendisine çeşitli miktarda ödeme yapılmış, aradan uzun yıllar geçmesine rağmen bedelin az olduğuna dair herhangi bir itirazda bulunmamış ve 19.06.2006 havale günlü dilekçe ile fazlaya ilişkin hakkını saklı tutarak 6.200 YTL bedel artırımı istemiştir. Dava konusu ortaklaştırma nedeniyle davacıya en son ödeme 1994 yılının ilk aylarında yapılması sonucu idarenin bu işlemini öğrendiğinden davanın açıldığı tarih itibariyle 10 yıllık süre çoktan geçmiştir.

3194 Sayılı Yasa’nın 17 /son maddesinde, bedel takdirleri ve bu bedellere itiraz şekilleri 2942 sayılı Kamulaştırma Yasası hükümlerine göre yapılır denilmektedir. Bilindiği gibi 2942 sayılı Kamulaştırma Yasası 4650 Sayılı Yasa ile değiştirilmiş ve bu yasanın yeni hükümleri 05.05.2001 günü yürürlüğe girmiştir.

Sözü edilen değişiklikle Kamulaştırma Yasası’nın 14. ve 25. maddeleri yeniden düzenlenmiş ve kamulaştırılan taşınmaz malların sahiplerince bedele itiraz davası açılması imkanı ortadan kaldırılmıştır. Mülk sahiplerine sadece maddi hata davası açmak olanağı tanınmıştır. Bilimsel çevrelerde ve Yargıtay uygulamalarında genellikle kabul edildiği gibi her dava açıldığı tarihteki koşullara ve yürürlükte bulunan yasa hükümlerine göre görülüp karara bağlanır. Dava açıldıktan sonra bu duruma açıklık getiren bir yasal düzenleme de yapılmamıştır. O halde, 2942 Sayılı Yasanın 05.05.2001 değişikliğinden önceki halini bu olaya uygulamak mümkün değildir çünkü, dava bu değişiklikten sonra 2006 yılında açılmıştır. Soruna genel hükümler çerçevesinde bir çözüm bulmak en isabetli yol olacaktır. Nitekim yerel mahkeme de uyuşmazlığı bu yolla çözmüştür. Davacının taşınmaz malı, bedele dönüştürüldüğüne göre artık malike ait bir arazi veya arsanın varlığından söz edilemez. Ortada bir bedel var ve bu da davacı tarafından davalı idareden alınmıştır. Ancak davacı, bu alacağını eksik aldığını daha fazla bedel takdir edilmesi gerektiğini ileri sürerek bu davayı açmıştır. Borçlar Kanunu’nun hükümleri sorunun çözümü için yeterlidir. Böyle bir yasa maddesi olmasaydı o takdirde belki başka çözüm yolları aramak gerekebilirdi. Borçlar Kanunu’nun 125. maddesine göre; kanunda başka suretle hüküm mevcut olmadığı takdirde, her dava on senelik zamanaşımına tabidir. Gerek İmar Kanunu’nda ve gerekse onun atıfta bulunduğu Kamulaştırma Kanunu’nda zamanaşımı ile ilgili bir düzenleme olmadığı gibi daha uzun süreli bir zamanaşımından da söz edilmemiştir. Bu tür bir dava ile ilgili olarak zamanaşımı süresini sınırsız hale getirmek, bu müesseseyi kabul etmemek, inkar etmek olur. Yürürlükteki yasalarda borçluya yapılması gereken bir tebligat veya bir “ihbar” da bulunmadığına göre zamanaşımı süresi davacının şuyulandırma işlemini öğrendiği tarihten itibaren başlamıştır. Bir hakkın dava edilebilir durumda olması o hakkın zamanaşımı süresini başlatır. Davacı, eksik belirlendiğini iddia ettiği alacağının geri kalan kısmına bu hakkın doğumundan itibaren her zaman dava açarak kavuşabilir. Ancak, somut olayda olduğu gibi 10 yıl geçtikten sonra açtığı davada borçlunun zamanaşımı defi ile karşılaştığı takdirde artık bu alacağını elde etmesi mümkün olamaz. Davacının kendi aleyhine gerçekleştirildiğini öğrendiği işlemle ilgili olarak gerek parayı idareden almazdan önce ve gerekse parayı aldıktan sonra her zaman ( 10 yıllık süre içerisinde ) bedel artırımı ( alacak ) davasını açmak hak ve yetkisine sahip iken bu hakkını kullanmamıştır ve kendisine ayrıca tebligatı öngören bir yasa maddesi bulunmamaktadır. Yürürlükten kalkmış yasa maddelerini uygulamak ve noter tebligatı yapılması koşulunu aramak artık mümkün değildir. Davacı, çekişmesiz bedeli aldıktan takriben 13 yıl sonra bu davayı açmıştır. Öte yandan bugüne kadar yapılan uygulamada çekişmesiz bedelin ödeme tarihindeki değeri dava tarihine endekslenerek bulunan bu değer, taşınmazın dava tarihindeki değerinden düşülmemektedir. Davacının, 1993 ve 1994 yıllarında almış olduğu çekişmesiz bedel, taşınmaza, şuyularındırma sırasında biçilen değerdir. Halbuki davacı 2006 yılında açtığı dava ile taşınmaz malın bu tarihteki ( 2006 yılındaki ) değerini istemektedir. Saptanan yeni bedelden indirilecek çekişmesiz bedel, 1993 ve 1994 yıllarında aldığı bedeldir. Davacı dava açmayı geciktirerek hem aldığı paranın geçen zaman içerisinde değersiz hale gelmesini ve hem de taşınmaz malın değer kazanmasını sağlamıştır. 4721 sayılı Türk Medeni Yasası’nın 2. maddesi herkes haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır demektedir. Davacının davranışı bu yasa kuralına da uymamaktadır. Zamanaşımı müessesesinin kabul ediliş amaçlarından bir tanesi de hakkın kötüye kullanılmasını önlemektir. Konuyu biraz daha açıklamak gerekirse; 1993 yılında idarenin yaptığı şuyulandırma sonucu davacının taşınmaz malına biçtiği ve ödediği bedel, salt 104 sayılı parsel için en az 134.500.000 TL.’dir. Bu bedelin, son ödeme tarihinden itibaren dava tarihine kadar olan değeri, 1994-100 endeksine göre 19.784.412.000 TL.’dir. Bu para 147 kat değer kaybetmiş, davacının malı ise o oranda değer kazanmıştır. Davacının dava konusu yaptığı her üç parsel için de aynı durum söz konusu olduğuna göre idarenin kaybı ödeme tarihindeki para birimine göre on milyarlarca liradır. Çünkü, taşınmaz malın dava tarihindeki değerinden sadece davacıya çekişmesiz bedel olarak ödenen 134.500.000 TL. düşülecektir. Davacının zamanaşımına uğramadığının kabulü halinde dahi bu adaletsizliğin mahkemece verilecek yeni hükümde de mutlaka dikkate alınmasının uygun olacağı düşünülmektedir.

Açıklanan nedenlerle yerel mahkeme kararının doğru ve yerinde olduğu kanaatindeyim ve değerli çoğunluğun görüşlerine arz ettiğim sebeplerle katılamıyorum.

Genel

Kamulaştırmasız el koyma nedeniyle tazminat davalarında, dava tarihine göre belirlenen taşınmaz bedelinin tahsiline ve bu tarih itibariyle faize hükmedildiği için, malik tarafından kamulaştırmasız el atma davası açıldığı tarihe kadar 5 yıl geriye yönelik ecrimisil talep edilebilir.


T.C.
YARGITAY
HUKUK GENEL KURULU
E. 2008/5-243
K. 2008/246
T. 12.3.2008

DAVA : Taraflar arasındaki “Kamulaştırmasız el koyma nedeniyle tazminat ve ecrimisil” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Trabzon Asliye 3. Hukuk Mahkemesince davacının ecrimisil isteminin reddi ile kamulaştırmasız el koyma nedeniyle tazminat yönünden davanın kabulüne dair verilen 16.02.2006 gün ve 2005/99 E. 2006/29 K. sayılı kararın incelenmesi davacılar vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 08.06.2006 gün ve 2006/3968 E. 6997 K. sayılı ilamı ile;

( … Dava, kamulaştırmasız el atılan taşınmaz bedelinin tahsili ve ecrimisil istemine ilişkindir.

Mahkemece davanın bedel istemi yönünden kabulüne, ecrimisil istemi yönünden reddine karar verilmiş, hüküm davacılar vekilince temyiz edilmiştir.

Arsa niteliğindeki taşınmaza emsal karşılaştırması yapılarak değer biçilmesinde yöntem itibariyle bir isabetsizlik görülmemiştir.

Ancak;

1- Değerlendirme tarihi olan 2005 yılında dava konusu taşınmaz ile, bilirkişi kurulunca emsal kabul edilecek taşınmazların, Arsa Metrekare Rayiç Bedeli Takdir Komisyonu tarafından belirlenen emlak vergisine esas olan m2 değerlerinin, ilgili Belediye Başkanlığı Emlak Vergi Dairesinden istenilip, emsal taşınmazın, dava konusu taşınmaza göre üstünlük oranı yönünden bilirkişi kurulu raporu da denetlenmeden, eksik inceleme ile hüküm kurulması,

2- Tazminat ve ecrimisil davasının birlikte açılması mümkündür. Ancak, dava konusu taşınmaza davalı idarenin ne şekilde el atmış olduğu ve fiili el atma tarihi kesin olarak tespit edilerek, taşınmaz arsa vasfında kabul edildiğine göre, ecrimisile hükmedilebilmesi için taşınmazın bulunduğu mevkiideki diğer arsaların, dava tarihinden geriye doğru ecrimisil istenen süre içerisinde kiraya verilip verilmedikleri, veriliyor iseler nasıl ve ne şekilde kiralandıklarının taraflardan delilleri sorulmak suretiyle tespit edilmesi, varsa emsal kira sözleşmeleri ibraz ettirilerek yalnız bu yönden mahallinde keşif yapılıp bilirkişi raporu sonucuna göre karar verilmesi gerektiği düşünülmeden, tazminat yada ecrimisil istemi seçimlik olduğundan bahisle ecrimisil isteminin reddine karar verilmesi,

Doğru görülmemiştir… ),

Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

KARAR : Davacılar vekili; müvekkillerinin tapuda kayden paydaşı oldukları 689 ada 77 parsel sayılı taşınmaza davalı idarenin kısmen yola kalbetmek suretiyle kamulaştırmasız el koyduğunu, arta kalan bölümün ise ekonomik olarak bir değer arz etmediği gibi kullanılamaz vaziyette bulunduğunu, bu itibarla toplam 193 m2 yüzölçümündeki taşınmaz için 19.300.000.000 TL kamulaştırmasız el koyma karşılığının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ettiklerini; ayrıca, taşınmazın davalı idarece haksız olarak kullanılmasından kaynaklanan 2.000.000.000 TL ecrimisilin de davalıdan tahsili gerektiğini ileri sürerek; fazlaya ilişkin hakları saklı kalması kaydıyla, taşınmazın el atılan bölümünün dava tarihindeki değeri 19.300.000.000 TL’nin ve dava tarihinden geriye doğru beş yıl için 2.000.000.000 TL ecrimisilin en yüksek reeskont faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili; dava konusu taşınmazın fiilen yol olarak kullanılması nedeniyle asfaltlanmış olmasına rağmen müvekkili idarenin sahiplenme kastının bulunmadığını, talep edilen miktarın çok yüksek olduğunu, esasen kamulaştırmasız el atma nedeni ile tazminat talebi ile birlikte ecrimisil talebinde bulunulamayacağını savunarak, davanın reddine karar verilmesini cevaben bildirmiştir.

Mahkemenin, kamulaştırmasız el koyma karşılığı tazminat miktarı yönünden arsa niteliğindeki taşınmaza emsal mukayesesi sonucu değer biçen bilirkişi raporunu benimsemek suretiyle ve “tazminat yada ecrimisil istemlerinin seçimlik olduğu, taşınmazın dava tarihi itibariyle belirlenen bedeline hükmedilmesi durumunda artık ecrimisile ilişkin davanın dinlenemeyeceği” gerekçesiyle “davacıların kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminat isteminin kabulü ile 19.300,00 YTL tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline, taşınmazın el atılan 118 m2’lik bölümünün yol olarak terkinine ve davacıların ecrimisil talebinin reddine” dair verdiği karar, Özel Dairece yukarı yazılı gerekçeyle bozulmuştur.

Yerel mahkeme, kamulaştırmasız el atılan taşınmaz bedelinin tahsiline yönelik olarak verilen ilk kararın bozma dışında bırakılmış olması nedeniyle kesinleştiğini gerekçe göstererek, bu yönden yeniden hüküm tesisine yer olmadığına; tazminat ve ecrimisil davalarının birlikte açılması olanağının bulunduğuna işaret eden ve ecrimisil hesaplamasına ilişkin araştırmaya sevk eden bozma nedenine karşı ise direnme kararı vermiştir.

1- Bu noktada; öncelikle, metni yukarıda yer alan bozma kararının “Arsa niteliğindeki taşınmaza emsal karşılaştırması yapılarak değer biçilmesinde yöntem itibariyle bir isabetsizlik görülmemiştir. Ancak; Değerlendirme tarihi olan 2005 yılında dava konusu taşınmaz ile, bilirkişi kurulunca emsal kabul edilecek taşınmazların, Arsa Metrekare Rayiç Bedeli Takdir Komisyonu tarafından belirlenen emlak vergisine esas olan m2 değerlerinin, ilgili Belediye Başkanlığı Emlak Vergi Dairesinden istenilip, emsal taşınmazın, dava konusu taşınmaza göre üstünlük oranı yönünden bilirkişi kurulu raporu da denetlenmeden, eksik inceleme ile hüküm kurulmasıcDoğru görülmemiştir.” şeklindeki ( 1 ) nolu bendi karşısında, kamulaştırmasız el atılan taşınmaz için belirlenen 19.300,00 YTL bedelin davalı idareden tahsiline dair verilen Yerel Mahkeme hükmünün bozma kapsamı dışında bırakılıp bırakılmadığı, dolayısıyla bu hükmün kesinleşmiş olup olmadığı açıklığa kavuşturulmalıdır.

Açıktır ki; Yargıtay, temyiz edilen kararın bir kısmını onayıp, diğer kısmını bozabilir; böyle bir durumda, ortada bir “kısmi onama ve kısmi bozma” kararı bulunacaktır. Böyle bir durumda mahkeme kısmi bozmaya uysa bile, artık hükmün onanan bölümü üzerinde yeni bir inceleme yapamaz ( Prof. Dr. Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, 4. Baskı, 1984, Cilt: 4, sayfa: 3397-3398 ).

Ancak, öteden beri, Yargıtay Dairelerinin kısmi onama ve kısmi bozma kararı verilmesi gereken durumlarda, gerçekte onanmasına hükmettikleri hüküm bölümü yönünden, sadece ilgili tarafın temyiz itirazlarını reddetmekle yetinip, açık bir onama hükmü kurmadıkları bilinmektedir.

Öğretide, bir davadaki birden fazla talepten bir veya daha fazlası hakkında verilen kararın bozma kapsamı dışında kalması halinde, o karara yönelik açık bir onama hükmü olmasa dahi, ortada kısmi bir bozma ve kısmi bir onama kararının bulunacağı kabul edilmektedir. Başka bir ifadeyle, açık bir onama hükmü bulunmasa dahi, salt taleplerden biri veya daha fazlası hakkındaki yerel mahkeme kararına ilişkin temyiz itirazları Yargıtay’ca reddedilmiş ve böylece kararın o bölümü bozma kapsamı dışında bırakılmış ise, reddedilen temyiz itirazlarının ilgili bulunduğu karar bölümü onanmış sayılır ( Prof. Dr. Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, 4. Baskı, 1984, Cilt: 4, sayfa: 3421 ve devamı ).

Bu açıklamalar çerçevesinde somut durum değerlendirildiğinde:

Yerel mahkemenin kamulaştırmasız el koyma tazminatı yönünden ilk hükmü, davacıların dava dilekçesindeki talepleri doğrultusunda, 19.300,00 YTL taşınmaz bedelinin davalıdan tahsili ile davacılara ödenmesine ilişkindir. Eş söyleyişle Mahkeme, yargılama sırasında alınan ve taşınmaza emsal karşılaştırması yapılarak değer biçen bilirkişi raporunun tüm unsurları itibariyle hüküm kurmaya yeterli olduğu kanaatiyle, raporda tespit edilen bedeli hüküm altına almıştır. Bozma kararının ( 1 ) numaralı bendinde, sadece taşınmazın arsa niteliğinde kabulünün ve buna bağlı olarak emsal mukayesesi suretiyle tazminatın hesaplanmasında izlenen yöntemin doğru olduğu belirtilmiş; ardından, bu aşamada bilirkişi raporunun hüküm kurmaya yeterli olmadığı, bu cümleden olarak değerlendirme tarihi itibariyle dava konusu taşınmazın ve mukayeseye tabi taşınmazların Arsa Metrekare Rayiç Bedeli Takdir Komisyonu tarafından belirlenen emlak vergisine esas olan m2 değerlerinin Belediye Başkanlığı Emlak Vergi Dairesinden getirtilip emsal ve dava konusu taşınmazların değer farklılık oranı yönünden bilirkişi kurulu raporunun denetlenmesi gerektiğine işaretle, hüküm eksik inceleme nedeniyle bozulmuştur.

Görüldüğü gibi; Yerel Mahkemenin kamulaştırmasız el atılan taşınmaz bedelinin davalıdan tahsiline dair verdiği ilk karar onanmadığı gibi, davacıların bu karara yönelik temyiz itirazlarının da reddedilmediği; aksine, eksik incelemeye dayalı olarak açıkça bozulduğu anlaşıldığından, tazminata yönelik kararın bozma kapsamı dışında bırakıldığından ve bu yönün kesinleştiğinden söz edilmesi olanaklı değildir. Dolayısıyla Mahkemenin, bozma kararı üzerine uyma yada direnme kararı vererek, davacıların tazminat talebi hakkında yeniden hüküm kurması gerektiği her türlü duraksamadan uzaktır.

Hal böyle olunca; Yerel Mahkemenin, bozma kararından sonra HUMK.nun 429. maddesine göre tarafların anılan bozma nedenine karşı beyanlarının alınmasından sonra bozmaya uyulup uyulmaması konusunda bir karar vermesi ve davacıların kamulaştırmasız el koyma tazminatına ilişkin talepleri hakkında yeniden hüküm kurması gerekirken; yanılgılı değerlendirme sonucu kamulaştırmasız el koyma tazminatının davalıdan tahsiline dair verilen ilk kararın bozma dışında bırakıldığından ve kesinleştiğinden bahisle bu konuda yeniden hüküm tesisine yer olmadığına dair verdiği karar usul ve yasaya aykırı olup, bozulması gerekir.

2- Direnme hükmüne gelince:

Bozma ilamının ( 2 ) numaralı bendinde yer alan bozma nedenine ilişkin olarak direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, kamulaştırmasız el koyma nedeniyle tazminat ve ecrimisil davalarının birlikte açılmasının mümkün olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.

Uyuşmazlığın çözümüne geçilmeden önce, kamulaştırmasız el koyma nedeniyle tazminat ve ecrimisil davalarının özelliği ve hukuki niteliğinin üzerinde durulmasında yarar vardır.

Bilindiği ve 16.5.1956 gün 1/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında belirtildiği üzere, usulü dairesinde verilmiş bir kamulaştırma kararı olmadan ve bedeli ödenmeden taşınmazına el konulan kimse, ilgili kamu tüzel kişisi aleyhine el atmanın önlenmesi davası açabileceği gibi, değer karşılığının verilmesini de isteyebilir.

Kamulaştırmasız el atma halinde kamu kurumu, Kamulaştırma Kanununa uygun hareket etmeden, ferdin malını elinden almış olması sebebiyle kanunsuz bir harekette bulunmuş durumdadır. Bu bakımdan dava, mülkiyete tecavüzün önlenmesi veya haksız fiil neticesinde meydana gelen zararın tazmini davasıdır ( 11.2.1959 gün E:1958/17, K:1959/15 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı gerekçesinden ).

Yeri gelmişken belirtilmelidir ki, kamulaştırmasız el koyma olgusunun kabul edilebilmesi için, kamulaştırma ile el koyma yetkisi kendisine tanınmış olan gerçek veya özel ve kamu tüzelkişiliği olan kimsenin, kamu yararı gerektirdiği için el koymuş olması gerekir ( Ali Arcak-Edip Doğrusöz Kamulaştırmasız Elkoyma Ankara 1992.S:20 ).

Bu itibarla; değer karşılığının istendiği davalarda taşınmaza Devlet ve Kamu Tüzelkişileri tarafından kamu yararına lüzumlu işlere tahsis edilmek üzere el konulması söz konusudur.

Şu durumda; idarenin kamu yararı için taşınmaza el atması haksız fiil niteliğini haiz bulunmakla birlikte kamulaştırmasız el konulan taşınmaz bedelinin tahsiline ilişkin bir davada, değer biçme esasları yönünden Kamulaştırma Kanununun ilgili maddelerinin resen uygulanması gerektiği konusunda duraksama bulunmamaktadır ( YHGK.nun 01.03.2006 gün ve E:2006/5-54 K:2006/31 sayılı kararı ).

Burada önemle vurgulanmalıdır ki; 16.5.1956 gün ve 1/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararına göre, taşınmazına el konulan kimse mülkiyet hakkının kamu tüzel kişiliğine devrine razı olarak taşınmaz malın bedelini dava ettiği takdirde ödenecek bedel, taşınmazın el koyma tarihindeki niteliği esas alınarak dava tarihindeki değeri olacaktır.

Eş söyleyişle, mal sahibinin, kamulaştırmasız el koyma karşılığının tahsili talebiyle açtığı bir davada, taşınmazın el koyma tarihi itibariyle değeri değil, mülkiyet hakkının devrine razı olduğu dava tarihindeki değeri belirlenerek, bu bedelin idareden tahsiline karar verilecektir.

Öte yandan; Medeni Kanun ve Borçlar Kanununda açıkça söz edilmeyen “ecrimisil” deyimi, Eski Hukuktan gelen bir alışkanlıkla uygulamada, haksız zilyedin ödemesi gereken kullanma ( veya işgal ) tazminatı anlamında kullanılmaktadır.

Ecrimisili konu alan 09.12.2931 gün ve 23/44 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı’nda zamanaşımı yönünden sonuca ulaşılmış, ancak ecrimisilin anlamı, niteliği ve koşulları yönünden açıklama yapılmamıştır. 25.05.1938 gün ve 29/10 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı’nda, ecrimisil davalarında Borçlar Kanununun 126. maddesi gereğince beş senelik zamanaşımının uygulanacağı belirtilmiştir.

Yine, 8.3.1950 gün ve 22/4 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı’nda “Başkasının gayrimenkulünü haksız olarak zaptedip kullanmış olan kötü niyetli kimsenin o gayrimenkulü elinde tutmuş olmasından doğan zararları ve elde ettiği veya elde etmeyi ihmal eylediği semereleri tazminle mükellef olup, bir zarara uğramamış olan malik veya zilyede ecrimisil adı veya başka bir ad altında herhangi bir tazminat vermekle mükellef olmadığı” sonucuna varılmıştır.

Nihayet 4.6.1958 gün ve 15/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı ile de ecrimisil, tazminat olarak nitelendirilmiştir. Bu kararın gerekçesinin V inci bendinde “işgal tazminatı davalarının hususi bir şekli olan ecrimisil davalarının beş yılda zamanaşımına uğrayacağı esasını benimsemiş bulunan içtihadı birleştirme kararının henüz baki” olduğu açıklanmış ve ecrimisil davalarının Türk Kanunu Medenisinin 908. maddesine ( TMK m.995 ) dayanan bir tazminat davası olduğu belirtilmiştir.

Yukarıda anılan 8.3.1950 gün ve 22/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararından önce ecrimisil konusunda verilmiş bulunan 09.12.1931 günlü ve 23/44 sayılı ve yine 25.05.1938 gün ve 29/10 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararlarında, ecrimisil sözünün tazminat anlamında kullanılmış olduğu bu kararların yazılışlarından anlaşıldığı gibi, 4.6.1958 günlü ve 15/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçesinin V inci bendinde de ecrimisil davalarının Medeni Kanunun 908. maddesine dayanan bir tazminat davası olduğu hiçbir şüpheye yer bırakılmayacak şekilde vurgulanmıştır.

O halde bir malın haksız yere kullanılması sebebiyle istenilen alacağın Türk Kanunu Medenisinin 908. maddesine ( TMK m.995 ) dayanan bir tazminat alacağı olduğu ve taraflar arasında akit bulunmaması nedeniyle bu tazminatın haksız fiilden doğan bir tazminat niteliğinde bulunduğu her türlü duraksamadan uzaktır.

Tüm bu anlatılanların ortaya koyduğu sonuç şudur:

Kamulaştırma kararı almadan veya kamulaştırma işlemlerini tamamlamadan taşınmaza el koymuş bulunan idare, haksız işgalci konumundadır. Taşınmaz mal maliki idarenin bu fiili durumuna razı olup, bedeli mukabilinde taşınmazın mülkiyetini idareye devretme iradesini ortaya koyduğu, eş söyleyişle kamulaştırmasız el koyma karşılığının tahsili talebiyle dava açtığı tarihe kadar taşınmaza el atması haksız fiil niteliğindedir. Öyleyse idare, ecrimisil ödemelidir.

Kısaca; kamulaştırmasız el koyma nedeniyle tazminat davalarında, dava tarihine göre belirlenen taşınmaz bedelinin tahsiline ve bu tarih itibariyle faize hükmedildiğinden; mal sahibinin el koymaya dayalı tazminat davası ile birlikte, dava tarihinden geriye doğru ecrimisil davası açabileceği taleple bağlı kalınarak ecrimisil belirlenip, taşınmazın yer bedeli ile birlikte idareden tahsiline karar verilmesi gerektiği kuşkusuzdur.

Hal böyle olunca; Yerel Mahkemece, kamulaştırmasız el koyma nedeniyle tazminat ve ecrimisil davalarının birlikte açılabileceği göz önünde tutularak, Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire bozma ilamının ( 2 ) numaralı bendinde yer alan bozma nedenine uyulması ve dava konusu taşınmaza davalı idarenin ne şekilde el atmış olduğu ve fiili el atma tarihi kesin olarak tespit edildikten sonra, dava konusu taşınmazın bulunduğu mevkiideki diğer arsaların dava tarihinden geriye doğru ecrimisil istenen süre içerisinde kiraya verilip verilmedikleri, veriliyor iseler nasıl ve ne şekilde kiralandıklarının taraflardan delilleri sorulmak suretiyle belirlenmesi ve varsa emsal kira sözleşmeleri ibraz ettirilerek yalnız bu yönden mahallinde keşif yapılıp bilirkişi raporu sonucuna göre karar verilmesi gerekirken; yanılgılı gerekçeyle ecrimisil isteminin reddine dair verilen önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

SONUÇ : Davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile,

1- Yukarıda ( 1 ) numaralı bentte yazılı nedenlerle, Yargıtay Özel Dairesince Yerel Mahkemenin kamulaştırmasız el koyma tazminatının davalıdan tahsiline dair verilen ilk karar bozma dışında bırakılmadığından ve kesinleşmediğinden, bu konuda yeniden hüküm kurulmasına yer olmadığına dair verilen hükmün BOZULMASINA,

2- Yukarıda ( 2 ) numaralı bentte ve Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerle, ecrimisile ilişkin direnme kararının BOZULMASINA, 12.03.2008 gününde oybirliği ile karar verildi.

Genel

Kamulaştırmasız El Atılan Dava Konusu Taşınmazın Daha Sonra İdarece Kamulaştırıldığı Mülkiyetin İse İdarenin Açtığı Davada Mahkemece Verilen Terkin Kararı İle İdareye Geçtiği Gözetilerek, Bu Terkin Karar Tarihine Kadar Ecrimisil Talep Edebilir.

T.C.
YARGITAY
HUKUK GENEL KURULU
E. 2017/1-1273
K. 2019/911
T. 19.9.2019

ÖZET : Dava, ecrimisil istemine ilişkindir.

Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; kamulaştırmasız el atma nedeniyle ecrimisil istemine konu eldeki davada, davalı tarafından daha önce kamulaştırma bedelinin tespiti ve terkin için dava açıldığı gözetildiğinde ecrimisilin talep edilebileceği en son tarihin bu davanın açıldığı tarih mi yoksa karar tarihi mi olduğu noktasında toplanmaktadır.

Yerel mahkemece kamulaştırmasız el atılan dava konusu taşınmazın daha sonra idarece kamulaştırıldığı, mülkiyetin ise idarenin açtığı davada mahkemece verilen terkin kararı ile idareye geçtiği gözetilerek, davacının bu terkin karar tarihine kadar ecrimisil talep edebileceği yönündeki direnme kararı yerindedir.

DAVA : Taraflar arasındaki “ecrimisil” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Bakırköy 7. Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 19.02.2013 tarihli ve 2009/450 E., 2013/72 K. sayılı kararın davacı ve davalı vekilleri tarafından temyizi üzerine, Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 02.06.2014 tarihli ve 2014/5242 E., 2014/10716 K. sayılı kararı ile:

“…Dava, ecrimisil isteğine ilişkindir.

Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Dosya içeriği ve toplanan delillerden; davacının, kayden maliki olduğu 104 m2 büyüklüğünde, arsa niteliğindeki 4819 parsel sayılı taşınmazın bir bölümüne , kaldırım yapılıp yola dahil edilerek davalı tarafından elatıldığı iddiasıyla 19.4.2002-19.4.2007 tarihleri arasındaki dönem için ecrimisil isteğiyle eldeki davayı açtığı, davalının kayıttan, mülkiyetten ya da sözleşmeden kaynaklanan bir hakkı bulunmadığı, ancak davalı … tarafından 4.4.2006 tarihinde açılan Bakırköy 4. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2006/87 esas sayılı kamulaştırma davasının 12.12.2007 tarihinde kabul edilerek taşınmazın yol olarak tapudan terkinine karar verildiği anlaşılmaktadır.

Mahkemece yapılan yargılama neticesinde, davalının cevap dilekçesinde ileri sürdüğü zamanaşımı def’i dikkate alınarak ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı aleyhine açılan Bakırköy 7. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2007/120 Esas-2008/249 K sayılı dosyada husumet nedeniyle usulden reddedilen davanın zamanaşımını kesmeyeceği gözetilmek suretiyle, davalının kamulaştırma dava tarihine kadar taşınmazın yol ve tretuvar alanında kalan 78,30 m2’lik bölümünü haklı ve geçerli bir nedeni olmaksızın kullandığı belirlenerek davanın kabulüne karar verilmiş olmasında kural olarak bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Davacının tüm, davalının bu yönlere ilişkin temyiz itirazları yerinde değildir. Reddine.

Davalının diğer temyiz itirazlarına gelince;

Bilindiği üzere;kamulaştırma kararı almadan veya kamulaştırma işlemlerini tamamlamadan taşınmaza el koymuş bulunan idare, haksız işgalci konumundadır. Davalı idarenin kamulaştırma bedelinin tespiti, tapu iptali ve tescil/sicilden terkin istekli davayı açtığı tarihe kadar taşınmaza elatması haksız fiil niteliğindedir. Kamulaştırma bedelinin tespiti davalarında, dava tarihine göre belirlenen taşınmaz bedelinin tahsiline ve bu tarih itibariyle faize hükmedildiğinden taşınmazın malik/malikleri, anılan davanın açıldığı tarihten geriye doğru ecrimisil isteyebileceklerdir. Başka deyişle kamulaştırmasız elatma sebebiyle ecrimisil, davalı idare tarafından kamulaştırma bedelinin tespiti davasının açıldığı tarihe kadar istenebilir. Kamulaştırma davası sonunda mahkemece kamulaştırma bedelinin ödenmesine karar verildiği tarih dikkate alınmaz.

Somut olayda mahkemece, 29.12.2004 tarihi ile kamulaştırma ( bedel tespiti ve terkin ) dava tarihi olan 4.4.2006 tarihleri arasındaki dönem için belirlenen ecrimisilin hüküm altına alınması gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile 19.4.2007 tarihine kadar belirlenen ecrimisile hükmedilmesi doğru değildir…”

gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü:

KARAR : Dava, kamulaştırmasız el atma nedeniyle ecrimisil isteğine ilişkindir.

Davacı vekili, müvekkilinin 4819 parsel sayılı taşınmazın maliki iken 78,30 m2’lik bölümüne davalı tarafından el atılarak kaldırım ve yol olarak kullanıldığını, 19.04.2002 ile 19.04.2007 tarihleri arasındaki beş yıllık dönem için ecrimisil istemiyle İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı aleyhine Bakırköy 7. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2007/120 Esas sayılı dosyasında dava açılmış ise de davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle reddedildiğini, kararın Yargıtay denetiminden geçerek kesinleştiğini, bu davanın yargılaması sırasında davalı … Başkanlığının müvekkili aleyhine Bakırköy 4. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2006/87 Esas sayılı dosyasında davaya konu yerin kamulaştırma bedelinin tespiti ve tapudan terkini için dava açtığını, yargılama sonucunda bu kısmın davalı adına terkin edildiğini, diğer yandan Bakırköy 7. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2007/120 Esas sayılı dosyasında temin edilen bilirkişi raporunda 19.04.2002 ile 19.04.2007 tarihleri arası için 60.728,00TL ecrimisil bedelinin tespit edildiğini, belediye encümeninin aldığı kamulaştırma karar tarihine kadar ki ( 19.02.2002-27.09.2005 ) ecrimisilin ise 41.128,68TL olduğu yönünde görüş bildirildiğini, ancak kamulaştırma kararı ile mülkiyetin idareye geçmeyeceğini, tapudaki devir işlemi ile mülkiyetin intikal edeceğini ileri sürerek, 19.04.2002 ile 19.04.2007 dönemi için 60.728,40TL ecrimisilin fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile yasal faiziyle birlikte tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, dava konusu taşınmazın ana arter olan Yıldım Beyazıt Caddesi üzerinde bulunmakta iken kamulaştırma sonrası büyük bir kısmının caddeye dâhil edildiğini, bu nedenle sorumluluğun İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığına ait olduğunu, taşınmazın geriye kalan büyük bir bölümü üzerinde bina bulunduğunu, kamulaştırma davası sonucu alınan karara kadar hem binanın hem de geriye kalan kısmın malikler tarafından kullanıldığını, bu nedenle müvekkilinin ecrimisil sorumluluğunun bulunmadığını, ecrimisil istemine konu taşınmaz 29.07.2003 onay tarihli ve 1/1000 ölçekli Bahçelievler Revizyon Uygulama İmar Planında yol sahasında kaldığından 27.09.2005 tarih ve 2694 Sayılı Belediye Encümen Kararı ile kamulaştırılmasına karar verildiğini, malik ile uzlaşma sağlanamadığından 04.04.2006 tarihinde Bakırköy 4 Asliye Hukuk Mahkemesinde kamulaştırma bedelinin tespiti ve terkin istemiyle dava açıldığını ve 12.12.2007 tarih ve 2006/87 Esas, 2007/366 Karar sayılı kararla 104,00 m2 yüzölçümündeki taşınmazın kamulaştırma bedelinin tespiti ile taşınmazın yol olarak terkinine karar verildiğini, ecrimisil isteminin beş yıllık zamanaşımı süresine tabi olduğunu, dava tarihi itibariyle zamanaşımı geçirilen kısım yönünden talebin reddi gerektiğini, ayrıca taşınmazın imar planında yol olarak ayrılmasının fiili bir el atma sayılmayacağından işgalden ve bir zarardan söz edilemeyeceği gibi taşınmazın değerine eş değer bir miktarda ecrimisil isteminin de fahiş olduğunu belirterek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

Yerel mahkemece, taşınmazın yol ve tretuvar alanında kalan 78,30 m2’lik bölümünü davalının haklı bir neden olmaksızın kullandığı, Bakırköy 4 Asliye Hukuk Mahkemesi’nin terkin yönünden kesin, bedel yönünden ise temyiz yolu açık olmak üzere tesis ettiği ilama göre davacının mülkiyet hakkının 12.12.2007 tarihine kadar devam ettiği, böyle olunca davacının 19.04.2007 tarihine kadar ecrimisil talep edilebileceği ancak 19.04.2002- 29.12.2004 dönemi için zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle bu tarihler arasındaki ecrimisil isteminin zamanaşımı nedeniyle reddine, 29.12.2004- 19.04.2007 tarihleri arasındaki süre için ise toplam 12.891,13TL ecrimisilin dava tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte tahsiline karar verilmiştir.

Karar davacı ve davalı vekillerince temyiz edilmiş, Özel Dairece; yukarıda karar başlığında açıklanan gerekçelerle davacı vekilinin temyiz isteminin tümden reddine, davalı vekilinin temyiz istemi yönünden ise hükmün kısmen bozulmasına karar verilmiştir.

Mahkemece, mülkiyet hakkı devam ettiği sürece malikin mülkiyet hakkı kapsamındaki tasarruf yetkilerini ve özellikle taşınmazdan yararlanma hakkını kullanamayacağını ileri sürmenin TMK’nın 683 ve Anayasa’nın 35. maddesine aykırılık teşkil edeceği, yine TMK’nın 705. maddesine göre kamulaştırma işlemi yapan idarenin tescil kararından önce taşınmazda tasarruf yetkisinin bulunmadığı, dolayısıyla tescil kararından önce kayıt malikinin taşınmazdaki mülkiyet hakkı kapsamında tasarruf yetkisinin devam ettiği, malikin kamulaştırma bedelinin tespiti için açılan dava tarihinden itibaren mülkiyet hakkını ve buna bağlı olarak ecrimisil talep etme hakkını kaybettiği şeklindeki kabulün, gerek yasa maddeleri gerekse Yargıtay’ın yerleşik kararları ile benimsenen uygulamalarla bağdaşmadığı gibi hakkaniyet ilkelerine de uygun olmadığı gerekçesiyle önceki kararda direnilmiştir.

Direnme kararı davacı ve davalı vekillerince temyiz edilmiştir.

Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; kamulaştırmasız el atma nedeniyle ecrimisil istemine konu eldeki davada, davalı … tarafından daha önce kamulaştırma bedelinin tespiti ve terkin için dava açıldığı gözetildiğinde ecrimisilin talep edilebileceği en son tarihin bu davanın açıldığı tarih mi yoksa karar tarihi mi olduğu noktasında toplanmaktadır.

Taraf vekillerinin direnme kararına yönelik temyiz itirazlarının ayrı ayrı incelenmesinde yarar bulunmaktadır.

I- )Davacı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesinde;

Yerel mahkemece davanın kısmen kabulüne dair kurulan ilk hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiş ve adı geçenin temyiz itirazları Özel Dairece değerlendirilerek reddedilmiştir.

Bu durumda, ilk hükmü temyiz eden ancak temyiz itirazları reddedilmiş olan davacı bakımından hüküm kesinleşmiştir. Açıklanan bu nedenle temyiz itirazları reddedilen davacı vekilinin direnme kararını temyizde hukuki yararı bulunmamaktadır.

Hukuki yarar ise dava şartı olduğu kadar temyiz istemi için de aranan bir şarttır.

O hâlde, davacı vekilinin direnme hükmüne yönelik temyiz isteminin hukuki yarar yokluğu nedeniyle reddi gerekir.

II-Davalı vekilinin temyiz itirazlarına gelince;

Hemen belirtmek gerekir ki 4721 Sayılı Türk Medeni Kanununun ( TMK ) 683. maddesi uyarınca bir şeye malik olan kimse, hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir. Malik, malını haksız olarak elinde bulunduran kimseye karşı istihkak davası açabileceği gibi, her türlü haksız el atmanın önlenmesini de dava edebilir.

Ecrimisil ise gerek öğretide ve gerekse yargısal uygulamalarda ifade edildiği üzere hak sahibinin kötü niyetli zilyetten isteyebileceği bir tazminat olup, 08.03.1950 tarih ve 22/4 Sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında; fuzuli işgalin tarafların karşılıklı ve birbirine uygun iradeleri ile kurduğu kira sözleşmesine benzetilemeyeceği, niteliği itibarı ile haksız bir eylem sayılması ve haksız işgal nedeniyle oluşan zararın tazmin edilmesi gerekeceği vurgulanmıştır. Ecrimisil, haksız işgal nedeniyle tazminat olarak nitelendirilen özel bir zarar giderim biçimi olması nedeniyle, en azı kira bedeli, en fazlası ise mahrum kalınan gelir kaybı karşılığı zarardır.

Nitekim TMK’nın 995. maddesinin birinci fıkrasında, iyi niyetli olmayan zilyedin geri vermekle yükümlü olduğu şeyi haksız alıkoymuş olması yüzünden hak sahibine verdiği zararlar ve elde ettiği veya elde etmeyi ihmal eylediği ürünler karşılığında tazminat ödemek zorunda olduğu hüküm altına alınmıştır.

Diğer taraftan, kamulaştırma kararı almadan veya kamulaştırma işlemlerini tamamlamadan taşınmaza el koymuş bulunan idare, haksız işgalci konumundadır. Kamulaştırmasız el atma hâlinde idare, Kamulaştırma Kanununa uygun hareket etmeden, kişinin ( malikin ) malını kullanmasını ve yararlanmasını engelleyerek fiilen elinden almış olması sebebiyle kanunsuz bir harekette bulunmuş durumdadır.

Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulunun 16.05.1956 tarih ve 1956/1 Esas, 1956/6 Karar sayılı kararında; usulü dairesinde istimlak muamelesine tevessül edilmeksizin gayrimenkulü yola kalbedilen şahsın, esas itibariyle, gayrimenkulünü yola kalbeden amme hükmi şahsiyeti aleyhine meni müdahale davası açmağa hakkı olduğuna, ancak dilerse bu fiili duruma razı olarak, mülkiyet hakkının amme hükmi şahsiyetine devrine karşılık gayrimenkulünün bedelinin tahsilini de dava edebileceğine ve isteyebileceği bedelin de mülkiyet hakkının devrine razı olduğu tarih olan dava tarihindeki bedel olduğuna hükmedilmiştir.

Bu karardan da anlaşılacağı gibi taşınmaz mal sahibi, kamulaştırma işlemlerini tamamlamadan taşınmaza haksız olarak el atan idare aleyhine el atmanın önlenmesi veya taşınmaz bedelinin tahsili davası açabilir. Bu davalarla birlikte veya ayrı olarak ecrimisil ya da tazminat davası da açabilir.

Yukarıdaki açıklamalar kapsamında, somut olayda davalı Belediyenin davacıya ait 4819 parsel sayılı taşınmazın 78,30 m2’lik bölümünü kamulaştırmasız bir şekilde kullandığı ve bu nedenle ecrimisille sorumlu olması gerektiği hususunda Özel Daire ile yerel mahkeme arasında bir uyuşmazlık bulunmamaktadır.

Ancak, idarenin kamulaştırmasız el attığı taşınmazı kamu hizmeti için her aşamada kamulaştırma olanağı mevcuttur. Somut olayda da davalı … kamulaştırmasız olarak el attığı taşınmaz hakkında daha sonra 2942 Sayılı Kamulaştırma Kanunu hükümleri uyarınca kamulaştırma kararı almış, tapu maliki ile bedelde uzlaşma sağlanamadığı için açtığı dava sonucunda da taşınmazın tespit edilen kamulaştırma bedeli karşılığında yol olarak tapudan terkinine karar verilmiştir. Uyuşmazlık da idare tarafından kamulaştırma bedelinin tespiti ve terkin davası açılması nedeniyle taşınmaz sahibi olan davacının en son hangi tarihe kadar ecrimisil talep edebileceği noktasında toplanmaktadır.

Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle ilgili yasal düzenlemelerin kısaca açıklanmasında yarar vardır.

Bilindiği üzere Kamulaştırma Kanunu, kamu yararının gerektirdiği hâllerde gerçek ve özel hukuk tüzel kişilerinin mülkiyetinde bulunan taşınmaz malların, Devlet ve kamu tüzel kişilerince kamulaştırılmasında yapılacak işlemleri, kamulaştırma bedelinin hesaplanmasını, taşınmaz malın ve irtifak hakkının idare adına tescilini, kullanılmayan taşınmaz malın geri alınmasını, idareler arasında taşınmaz malların devir işlemlerini, karşılıklı hak ve yükümlülükler ile bunlara dayalı uyuşmazlıkların çözüm usul ve yöntemlerini düzenler ( 2942 Sayılı Kamulaştırma Kanunu m.1 ).

İdareler, kanunlarla yapmak yükümlülüğünde bulundukları kamu hizmetlerinin veya teşebbüslerinin yürütülmesi için gerekli olan taşınmaz malları, kaynakları ve irtifak haklarını; bedellerini nakden ve peşin olarak veya kanunda belirtilen hâllerde eşit taksitlerle ödemek suretiyle kamulaştırabilirler.

İdarelerin, Kamulaştırma Kanununa göre tapuda kayıtlı olan taşınmaz mallar hakkında yapacağı kamulaştırmalarda satın alma usulünü öncelikle uygulamaları esastır. Kamulaştırmanın satın alma usulü ile yapılamaması hâlinde ise idare, Kamulaştırma Kanununun 10. maddesi uyarınca taşınmaz malın bulunduğu yer asliye hukuk mahkemesine müracaat ederek taşınmaz malın kamulaştırma bedelinin tespitiyle, bu bedelin ödenmesi karşılığında idare adına tesciline ya da terkinine karar verilmesini ister. Bu maddeye göre mahkemece tespit edilen kamulaştırma bedelinin hak sahibi adına yatırıldığına veya hak sahibinin tespit edilemediği durumlarda, ileride ortaya çıkacak hak sahibine verilmek üzere bloke edildiğine dair makbuzun ibrazı hâlinde ise taşınmaz malın idare adına tescili/terkini ile kamulaştırma bedelinin hak sahibine ödenmesine karar verilir.

Bu durumda, Kamulaştırma Kanununun 10. maddesinde açıkça düzenlendiği üzere mahkemece verilen tescil hükmü kesin olup, tarafların bedele ilişkin temyiz hakları saklıdır.

Kamulaştırma hâlinde mülkiyetin idareye ne zaman geçeceği hususuna gelince TMK’nın 705. maddesinin ikinci fıkrasında tescilden önce mülkiyetin kazanılacağı durumlar gösterilmiş olup, bunlardan birisi de kamulaştırmadır. Ayrıca bu konuda 24.04.2001 tarih ve 4650 Sayılı Kanun ile değişik Kamulaştırma Kanununun “hakların sınırlandırılması ve mülkiyetin idareye geçmesi” başlıklı 25. maddesinde özel bir düzenlenmeye yer verilerek;

“Hakların kullanılması ve borçların yerine getirilmesi bakımından kamulaştırma işlemi, mal sahibi için 10. madde uyarınca mahkemece yapılan tebligatla başlar. Mülkiyetin idareye geçmesi, mahkemece verilen tescil kararı ile olur.

Mahkemece verilen tescil kararı tarihinden itibaren taşınmaz mal sahibinin, kamulaştırılması kararlaştırılan taşınmaz malda yeni inşaat veya ekim yapmak veya mevcut inşaatta esaslı değişiklikler meydana getirmek gibi kullanma hakları kalkar. Bundan sonra yapılanların değeri dikkate alınmaz.” şeklindeki hüküm ile tescil kararı ile birlikte kamulaştırılan taşınmazın mülkiyetinin idareye geçeceği öngörülmüştür. Tescil kararı kesin olduğundan mülkiyetin idareye geçmesi için tescil kararının tapuya işlenmesi şart değildir.

Mülkiyetin idareye geçmesinin önemli sonuçlarından biri ise tescil kararından sonra mal sahibinin taşınmazı her ne suretle olursa olsun kullanma hakkının sona ermesidir.

Belirtmek gerekir ki, kamulaştırmasız el atma hâlinde az yukarıda değinilen Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulunun 16.05.1956 tarih ve 1956/1 Esas, 1956/6 Karar sayılı kararı doğrultusunda taşınmaz sahibinin açtığı davalarda, malikin idarece yaratılan fiili duruma açtığı dava tarihi itibariyle onay verdiği ve bedeli karşılığında mülkiyet hakkını idareye devretme iradesini ortaya koyduğu için idarenin taşınmaza el atması açılan bu dava tarihine kadar haksız eylem niteliğinde ( HGK’nın 12.03.2008 tarih ve 2008/5-243 E., 2008/246 K. ) kabul edilmekte ise de eldeki davada taşınmaz mal sahibince açılan bu nitelikte bir davadan ve dolayısıyla verilen bir onaydan söz edilmesi mümkün değildir.

Hâl böyle olunca, yukarıda açıklanan gerekçeler karşısında yerel mahkemece kamulaştırmasız el atılan dava konusu taşınmazın daha sonra idarece kamulaştırıldığı, mülkiyetin ise idarenin açtığı davada mahkemece verilen terkin kararı ile idareye geçtiği gözetilerek, davacının bu terkin karar tarihine kadar ecrimisil talep edebileceği yönündeki direnme kararı yerindedir.

Ancak, hüküm altına alınan ecrimisilin miktarına yönelik temyiz itirazları Özel Dairece incelenmediğinden dosyanın buna ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesi için Özel Daireye gönderilmesi gerekir.

SONUÇ : 1- )Yukarıda ( I ) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz isteminin hukuki yarar yokluğundan REDDİNE, istek hâlinde temyiz peşin harcın yatırana iadesine,

2- )Yukarıda ( II ) numaralı bentte açıklanan nedenlerle DİRENME UYGUN OLUP, davalı vekilinin ecrimisilin miktarına yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın 1. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun Geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 Sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 440. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 19.09.2019 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Genel

İmar uygulaması sonrası oluşan taşınmazların güncel tapuları da getirtilerek, tahsis edilen kısımlarda kamulaştırmasız el atma varsa, tahsis edilen kısımların bedeline hükmedilir.

Yargıtay 5. Hukuk Dairesi 2019/2720 E. , 2019/20853 K.”

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki kamulaştırmasız el atılan taşınmaz bedelinin tahsili davasının kısmen kabulüne dair verilen yukarıda gün ve sayıları yazılı hükmün Yargıtay’ca BOZULMASI hakkında Daireden çıkan kararı kapsayan 06/12/2018 gün ve 2017/11089 Esas – 2018/23875 Karar sayılı ilama karşı davacılar ile davalı … vekillerince verilen dilekçeler ile karar düzeltilmesi istenilmiş olmakla, dosyadaki belgeler okunup gereği konuşulup düşünüldü:xK A R A R –
Kamulaştırmasız el atılan taşınmaz bedelinin tahsili istemine ilişkin asıl davada … hakkında bir kısmı yönünden dava konusuz kaldığından karar verilmesine yer olmadığına, bir kısmı yönünden ise husumetten reddine, … aleyhine açılan davanın vazgeçme nedeniyle reddine, birleştirilen davanın ise bir kısmı yönünden dava konusuz kaldığından karar verilmesine yer olmadığına, bir kısmı yönünden idari yargı görevli olduğundan usulden reddine, bir kısmı yönünden ise husumet ehliyeti yokluğundan usulden reddine dair verilen hüküm taraf vekillerinin temyizi üzerine Dairemizce bozulmuş, bu karara karşı, davacılar ve davalı … vekillerince karar düzeltme isteminde bulunulmuştur.
Dosyada bulunan kanıt ve belgelere, Yargıtay ilamında yazılı gerekçelere göre davacılar vekilinin tüm, davalı … vekilinin aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan sair karar düzeltme istekleri HUMK’nun 440.maddesinde yazılı nedenlerden hiç birisine uymadığından yerinde değildir. Ancak;
Davacılar vekili 18.06.2015 tarihli duruşmada fen bilirkişi raporunda M6 harfiyle gösterilen taşınmazın 40,66 m²’lik bölümüne yönelik tazminat talebinden vazgeçtiği halde bu bölümün de bedeline hükmedilmesi gerektiği yönünde bozulduğu bu kez yapılan incelemede anlaşıldığı,
Davalı … vekilinin bu yöne ilişkin karar düzeltme isteminin kabulü ile Dairemizin 06.12.2018 gün ve 2017/11089 Esas – 2018/23875 Karar sayılı bozma kararının kaldırılmasına karar verildikten sonra yapılan incelemede;
Dava, kamulaştırmasız el atılan taşınmaz bedelinin tahsili istemine ilişkindir.
Mahkemece, asıl davada … hakkında bir kısmı yönünden dava konusuz kaldığından karar verilmesine yer olmadığına, bir kısmı yönünden ise husumetten reddine, … aleyhine açılan davanın vazgeçme nedeniyle reddine, birleşen davanın ise bir kısmı yönünden dava konusuz kaldığından karar verilmesine yer olmadığına, bir kısmı yönünden idari yargı görevli olduğundan usulden reddine, bir kısmı yönünden ise husumet ehliyeti yokluğundan usulden reddine karar verilmiş, hüküm taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
Dosyadaki belgelerin incelenmesinde; dava konusu 36500 m2’lik 512 parselin kadastro yenilemesi sonucu 36.752,57 m2 yüzölçümü ile 10023 ada 2 parsel olarak tescil edildiği, akabinde bu parselde imar uygulaması yapıldığı, dava konusu taşınmazın 8481,07 m2’lik kısmının imar uygulamasına girmediği ve 10023 ada 2 parsel numarası ile bırakıldığı, 28271,50 m2’lik kısmının imar uygulamasına girdiği ve davacılara 7772 ada 1, 7774 ada 1 ve 2 parsel numaralı taşınmazlarda yer verildiği, 22/03/2013 ve 16/05/2015 tarihli fen bilirkişi raporları birlikte değerlendirildiğinde fiilen el atılan kısımların davacı mülkiyetinde olmayan yollarda ve taşınmazlarda kaldığı, bu sebeple bu kısımlar yönünden dava konusuz kaldığından karar verilmesine yer olmadığına, fiilen el atma olmayan kısımlar yönünden ise idari yargı görevli olduğundan davanın usulden reddine, asıl davada ise vazgeçme nedeniyle ret kararı verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.Ancak;
İmar uygulaması öncesinde davacılar … ve …’un ayrı ayrı 2.450,17 m² … mirasçısı davacıların ayrı ayrı 6.12,54 m² (toplam 2450,17 m2) yeri olduğu ve şuyulandırma belgelerine göre %40 düzenleme ortaklık payı kesileceği ve dava konusu taşınmazda paydaş olan …’nın uygulamaya girmeyen 1816,48 m2 yerine mahsuben 1397,31 m2’yi yola terk ettiği halde, davacıların paylarından %40 düzenleme ortaklık payı kesildikten sonra davacılar … ve …’a ayrı ayrı 1.470,02 m² … mirasçılarına ayrı ayrı 367,52 m² (toplamda 1470,02 m2) yer verilmesi gerekirken … ve …’a 1.130,86’şer m² … mirasçılarına 282,72’şer m² (toplamda 1130,88 m2) yer verilerek eksik tahsis yapıldığı anlaşıldığından imar uygulaması sonrası oluşan taşınmazların güncel tapuları da getirtilerek eksik tahsis edilen kısımların bedeline hükmedilmesi gerektiğinin düşünülmemesi,
Doğru görülmemiştir.
Taraf vekillerinin temyiz itirazları yerinde olduğundan hükmün açıklanan nedenlerle H.U.M.K.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, sair hususların şimdilik incelenmesine yer olmadığına, davacılardan peşin alınan harçların Hazineye irad kaydedilmesine, H.U.M.K’nun 442. maddesi göz önünde bulundurularak takdiren 370,00-TL. para cezasının karar düzeltme isteyen davacılardan alınarak Maliye Hazinesine gelir kaydedilmesine, davalı belediyelerden peşin alınan temyiz ve karar düzeltme harçlarının istenildiğinde iadesine ve temyize başvurma harçlarının Hazineye irad kaydedilmesine, 18/12/2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Genel

Noter vasıtasıyla çıkartılan kamulaştırma tebligatlarının usulüne uygun çıkartılmış olması gerekir. Tebligat usulüne uygun olarak çıkartılmamışsa, bu durumda usulüne uygun şekilde yapılmış bir kamulaştırma işleminden söz edilemeyeceği gibi, Kamulaştırma Kanununun 17. maddesine istinaden daha önce tescil kararı verilmesi de bu durum dava açılmasına engel teşkil etmez.

T.C.
YARGITAY 5. HUKUK DAİRESİ
E. 2018/2725
K. 2019/17823
T. 7.11.2019
DAVA : Taraflar arasındaki kamulaştırmasız el atılarak enerji nakil hattı geçirilen taşınmazın, irtifak hakkı karşılığının tahsili davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İlk Derece Mahkemesince (… 2. Asliye Hukuk Mahkemesi 2017/58 Esas–2017/195 Karar) davanın reddine ilişkin olarak verilen karara karşı, davacı vekili tarafından yapılan istinaf başvurusunun … Bölge Adliye Mahkemesi’nin 6. Hukuk Dairesince esastan reddine dair hükmün duruşmalı olarak Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekilince verilen dilekçeyle istenilmiş olmakla, duruşma için belirlenen 07/11/2019 günü taraf vekillerinin yüzlerine karşı duruşmaya başlanarak, sözlü açıklamaları da dinlendikten ve dosyadaki belgeler okunup uyuşmazlık anlaşıldıktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü.

KARAR : Dava, kamulaştırmasız el atılarak enerji nakil hattı geçirilen taşınmazın, irtifak hakkı karşılığının tahsili istemine ilişkindir.

İlk derece mahkemesince davanın reddine ilişkin olarak verilen karara karşı, davacı vekilince yapılan istinaf başvurusunun … Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesince esastan reddine karar verilmiş olup; hüküm, davacı vekilince temyiz edilmiştir.

Aşağıda açıklanan gerekçelerle … Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesinin istinaf başvurusunun esastan ret kararı kaldırıldıktan sonra … 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2017/58 E.2017/195 K. sayılı kararının incelenmesinde,

Kamulaştırma Kanununun 25. maddesi uyarınca hakların kullanılması ve borçların yerine getirilmesi bakımından kamulaştırma işlemi, mal sahibi açısından, usulüne uygun olarak yapılan tebligatla başlar.

Dosyada bulunan kanıt ve belgelere göre; davalı idare tarafından dava konusu taşınmazın kök parseli olan 25 parsel sayılı taşınmazın 7.936,00 m2’lik kısmı üzerinden enerji nakil hattı geçirildiği, kamulaştırma tebligatlarının o tarihteki malikler … ve … … adına çıkartıldığı, … … adına çıkartılan … 14. Noterliğinin 17.03.1970 gün ve 8917 yevmiye numaralı tebligatının 24.03.1970 tarihinde “kardeşi …’ye” tebliğ edilmiş ise de, … …’nun 24.08.1965 tarihinde öldüğü, ölü kişi adına çıkartılan tebligatın usulsüz olduğu, mirasçılarına da kamulaştırma evraklarının tebliğe çıkartılmadığı anlaşılmıştır.

Bu durumda usulüne uygun şekilde yapılmış bir kamulaştırma işleminden söz edilemeyeceği gibi, Kamulaştırma Kanununun 17. maddesine istinaden daha önce tescil kararı verilmesi de dava açılmasına engel teşkil etmez.

Usulüne uygun olarak tescil edilmeyen irtifak hakkı şerhleri ile birlikte taşınmazı sonradan satın alan davacının; bu hatlar nedeniyle kamulaştırmasız el atmadan kaynaklanan tazminat isteminde bulunma imkanı olduğu kabul edilerek, … …’dan gelen ½ pay yönünden davanın kabulüne karar verilmesi gerektiği düşünülmeden, yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi,

Doğru görülmemiştir.

SONUÇ : Davacı vekilinin temyiz itirazları yerinde olduğundan … 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2017/58 E.2017/195 K. sayılı hükmünün HMK’nın 371. maddesi uyarınca BOZULMASINA, HMK’nın 373/1. maddesi uyarınca kararın bir örneğinin … Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesine GÖNDERİLMESİNE, peşin alınan temyiz harcının istenildiğinde iadesine ve temyize başvurma harcının Hazineye irad kaydedilmesine, temyiz eden davacı yararına yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca takdir olunan 2.037,00-TL. vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine, 07/11/2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Genel

Kamulaştırma belgelerinin tebliğ edilip edilmediğine ilişkin noter tebliği asılları ve kamulaştırma bedelinin ödenip ödenmediğine ilişkin ödeme belgeleri araştırılıp hüküm kurulmalıdır.


T.C.
YARGITAY 5. HUKUK DAİRESİ
E. 2019/1760
K. 2019/18687
T. 20.11.2019
• KAMULAŞTIRMASIZ EL ATMA BEDELİNİN TAHSİLİ VE ECRMİSİL İLE TAPU İPTALİ VE TESCİL ( Taraflara Dava Konusu Taşınmaza Yakın Bölgelerden ve Yakın Zaman İçinde Satışı Yapılan Benzer Yüzölçümlü Satışları Bildirmeleri İçin İmkan Tanınacağı – Lüzumu Halinde Re’sen Emsal Celbi Yoluna Gidilerek Taşınmazın Değerlendirme Tarihi İtibariyle Emsal Alınacak Taşınmazın ise Satış Tarihi İtibariyle İmar ya da Kadastro Parselleri Olup Olmadığı İlgili Belediye Başkanlığı ve Tapu Müdürlüğünden Sorulması Gerektiği )
• EMSAL TAŞINMAZ İNCELEMESİ ( Taşınmazın Değerlendirme Tarihi İtibariyle Emsal Alınacak Taşınmazın ise Satış Tarihi İtibariyle İmar ya da Kadastro Parselleri Olup Olmadığı İlgili Belediye Başkanlığı ve Tapu Müdürlüğünden Sorulması Gerektiği – Taşınmazın İmar Planındaki Konumu Emsallere ve Değerini Etkileyen Merkezi Yerlere Olan Uzaklığını da Gösterir Krokisi ve Dava Konusu Taşınmaz ile Emsal Taşınmazların Resen Belirlenen Vergi Değerleri ve Emsal Taşınmazların Satış Akit Tablosunun Getirtileceği )
• KEŞİF ( Dava Konusu Taşınmazın Değerlendirmeye Esas Alınacak Emsallere Göre Ayrı Ayrı Üstün ve Eksik Yönleri ve Oranları Açıklanarak Yapılacak Karşılaştırma Sonucu Değerinin Belirlenmesi Bakımından Yeniden Oluşturulacak Bilirkişi Kurulu Marifetiyle Mahallinde Keşif Yapılacağı – Sonucuna Göre Hüküm Kurulması Gerektiği )
• TEBLİGAT VE ÖDEME ARAŞTIRMASI ( Kamulaştırma Belgelerinin O Zamanki Maliklere Yapılmış Noter Tebliği Aslı ya da Onaylı Bir Sureti İlgili İdare ve Noterlikten Araştırılacağı – Tebligat Yapılmış ise Asılların Kamulaştırma Bedelinin Tapu Maliki veya Kamulaştırma Tarihindeki Maliklere Ödenip Ödenmediği İlgili İdare ve Banka Bölge Müdürlüğü’nden Araştırılacağı/Ödeme Yapılmış ise Belgeleri ve Taşınmazın İlk Tesis Tarihinden İtibaren Tüm Maliklerini Gösterir Şekilde Tedavüllü Tapu Kaydı İlgili Tapu Müdürlüğü’nden Getirtilmeden Karar Verilemeyeceği )
• HUSUMET ( Davayı Açan İlk Malik Yönünden Ecrimisil Talebi Hakkında Karar Verilmesi Gerektiği – Husumet Yokluğu Nedeniyle Reddine Karar Verilmesinin Hatalı Olduğu )
• DAVALARIN BİRLEŞTİRİLMESİ ( Birleştirilen Tapu İptal ve Tescil Davası Yönünden Hüküm Kurulmamasının Hatalı Olduğu – Açıklanan Nedenlerle Kararın Bozulması Gerektiği )
2942/m.10, 11
ÖZET : Dava, kamulaştırmasız el atılan taşınmaz bedelinin tahsili ve ecrimisil, birleştirilen dava ise tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.Taraflara, dava konusu taşınmaza yakın bölgelerden ve yakın zaman içinde satışı yapılan benzer yüzölçümlü satışları bildirmeleri için imkan tanınması, lüzumu halinde re’sen emsal celbi yoluna gidilmesi, taşınmazın, değerlendirme tarihi itibariyle, emsal alınacak taşınmazın ise satış tarihi itibariyle imar ya da kadastro parselleri olup olmadığı ilgili Belediye Başkanlığı ve Tapu Müdürlüğünden sorulması, ayrıca dava konusu taşınmazın; imar planındaki konumu, emsallere ve değerini etkileyen merkezi yerlere olan uzaklığını da gösterir krokisi ve dava konusu taşınmaz ile emsal taşınmazların resen belirlenen vergi değerleri ve emsal taşınmazların satış akit tablosu getirtilerek, dava konusu taşınmazın değerlendirmeye esas alınacak emsallere göre ayrı ayrı üstün ve eksik yönleri ve oranları açıklanmak suretiyle yapılacak karşılaştırma sonucu değerinin belirlenmesi bakımından, yeniden oluşturulacak bilirkişi kurulu marifetiyle mahallinde keşif yapılarak alınacak rapor sonucuna göre hüküm kurulması gerekir.

Taşınmazın kamulaştırılmasına ilişkin kamulaştırma belgeleri o zamanki maliklere yapılmış noter tebliği aslı ya da var ise onaylı bir sureti ilgili idare ve noterlikten araştırılıp, tebligat yapılmış ise tebligat asılları, kamulaştırma bedelinin, tapu maliki veya kamulaştırma tarihindeki maliklere ödenip ödenmediği, ilgili idare ve Banka Bölge Müdürlüğü’nden araştırılıp, ödeme yapılmış ise ödeme belgeleri ve dava konusu taşınmazın ilk tesis tarihinden itibaren tüm maliklerini gösterir şekilde tedavüllü tapu kaydı, ilgili Tapu Müdürlüğü’nden getirtilmeden eksik inceleme ile karar verilmesi hatalıdır.

Davayı açan ilk malik yönünden ecrimisil talebi hakkında karar verilmesi gerekirken, husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesi hatalıdır.

Birleştirilen dava ( tapu iptal ve tescil davası ) yönünden hüküm kurulmaması hatalı olup, açıklanan nedenlerle kararın bozulması gerekir.

DAVA : Taraflar arasındaki kamulaştırmasız el atılan taşınmaz bedelinin tahsili ve ecrimisil davası ile birleştirilen tapu iptali ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Davanın davacı … yönünden husumet yokluğu nedeniyle reddine, davacı … yönünden kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminat davasının kısmen kabulüne, ecrimisil yönünden ise reddine dair verilen yukarıda gün ve sayıları yazılı hükmün Yargıtay’ca incelenmesi, davacılar ile davalı … vekillerince verilen dilekçeler ile istenilmiş olmakla, dosyadaki belgeler okunup uyuşmazlık anlaşıldıktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : Dava, kamulaştırmasız el atılan taşınmaz bedelinin tahsili ve ecrimisil, birleştirilen dava ise tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.

Mahkemece bozma ilamına uyularak, davacı … yönünden davanın husumet yokluğu nedeniyle reddine, davacı … yönünden kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminat davasının kısmen kabulüne, ecrimisil yönünden ise davanın reddine karar verilmiş, hüküm taraf vekillerince temyiz edilmiştir.

Taraf vekillerinin aşağıdaki bentler kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazları bozma ile kesinleşen yönlere ilişkin olduğundan yerinde değildir. Şöyle ki;

1- )… Mahallesi 72 ada 16 parsel sayılı taşınmaz arsa niteliğindedir. Kamulaştırma Kanunu’nun kıymet takdir esaslarını belirten 11.maddesinin 1.fıkrasının arsalara ilişkin ( g ) bendi uyarınca, arsaların bedelinin değerlendirme gününden önceki özel amacı olmayan emsal satışlara göre hesaplanması zorunludur.

Bu itibarla, emsal satışların değerlendirme tarihindeki karşılıklarının fiyat artış endekslerinin uygulanması suretiyle tespiti, bundan sonra emsal ile dava konusu taşınmazın eksik ve üstün yönlerinin neler olduğu ve oranları açıklanmak suretiyle değer biçilmesi gerekir.

Bozma öncesi alınan bilirkişi raporunda emsal araştırması yapılmadan dava konusu taşınmaza tahmini m2 birim fiyatının 2.700-TL olarak değer biçildiği, bozmadan sonra alınan hükme esas alınan bilirkişi raporunda ise emsal karşılaştırması yapılmak suretiyle m2 birim fiyatının 90,57-TL olarak değer biçildiğinden, bu rapora göre hüküm kurulması mümkün değildir.

Bu durumda; taraflara, dava konusu taşınmaza yakın bölgelerden ve yakın zaman içinde satışı yapılan benzer yüzölçümlü satışları bildirmeleri için imkan tanınması, lüzumu halinde re’sen emsal celbi yoluna gidilmesi, taşınmazın, değerlendirme tarihi itibariyle, emsal alınacak taşınmazın ise satış tarihi itibariyle imar ya da kadastro parselleri olup olmadığı ilgili Belediye Başkanlığı ve Tapu Müdürlüğünden sorulması, ayrıca dava konusu taşınmazın; imar planındaki konumu, emsallere ve değerini etkileyen merkezi yerlere olan uzaklığını da gösterir krokisi ve dava konusu taşınmaz ile emsal taşınmazların resen belirlenen vergi değerleri ve emsal taşınmazların satış akit tablosu getirtilerek, dava konusu taşınmazın değerlendirmeye esas alınacak emsallere göre ayrı ayrı üstün ve eksik yönleri ve oranları açıklanmak suretiyle yapılacak karşılaştırma sonucu değerinin belirlenmesi bakımından, yeniden oluşturulacak bilirkişi kurulu marifetiyle mahallinde keşif yapılarak alınacak rapor sonucuna göre hüküm kurulması gerektiğinin düşünülmemesi,

2- )Dava konusu, 72 ada 16 parsel sayılı taşınmazın 30.07.1985 onay tarihli kamulaştırılmasına ilişkin kamulaştırma belgeleri o zamanki maliklere yapılmış noter tebliği aslı ya da var ise onaylı bir sureti ilgili idare ve noterlikten araştırılıp, tebligat yapılmış ise tebligat asılları, kamulaştırma bedelinin, tapu maliki veya kamulaştırma tarihindeki maliklere ödenip ödenmediği, ilgili idare ve Banka Bölge Müdürlüğü’nden araştırılıp, ödeme yapılmış ise ödeme belgeleri ve dava konusu taşınmazın ilk tesis tarihinden itibaren tüm maliklerini gösterir şekilde tedavüllü tapu kaydı, ilgili Tapu Müdürlüğü’nden getirtilmeden eksik inceleme ile karar verilmesi,

3- )Davayı açan ilk malik … yönünden ecrimisil talebi hakkında karar verilmesi gerekirken, husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesi,

4- )Birleştirilen dava ( tapu iptal ve tescil davası ) yönünden hüküm kurulmaması,

Doğru görülmemiştir.

SONUÇ : Taraf vekillerinin temyiz itirazları yerinde olduğundan hükmün açıklanan nedenlerle H.U.M.K.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, temyiz edenlerden peşin alınan temyiz harcının istenildiğinde iadesine ve temyize başvurma harcının Hazineye irad kaydedilmesine, 20.11.2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Genel

Taşınmaza fiili el atmaya son verilmesi veya kamuya özgülenme durumundan çıkartılarak özel mülkiyete konu ticari rekreasyon alanı kullanımına alınması halinde, kamulaştırmasız el atma sona ermiş olur.

Yargıtay 5. Hukuk Dairesi 2018/6482 E. , 2019/21003 K.

MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi

Taraflar arasındaki kamulaştırmasız el atılan taşınmaz bedelinin tahsili davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Davanın reddine ilişkin verilen ilk derece mahkemesinin kararına karşı davacı vekilinin istinaf başvurusu üzerine Ankara Bölge Adliye Mahkemesinin 14. Hukuk Dairesinin istinaf isteminin esastan reddine dair karar ile birlikte Ankara Batı 3. Asliye Hukuk Mahkemesince 2016/149-2017/64 sayılı kararının duruşmalı olarak Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekilince verilen dilekçe ile istenilmiş olmakla, duruşma için belirlenen 19/12/2019 günü davacı ve davalı … vekillerinin yüzlerine karşı; usulüne göre çağrı kağıdı gönderilmesine rağmen gelmediğinden aleyhine temyiz olunan davalı … vekilinin yokluğunda duruşmaya başlanarak, sözlü açıklamalar da dinlendikten ve dosyadaki belgeler okunup uyuşmazlık anlaşıldıktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü.

  • K A R A R –

Dava, kamulaştırmasız el atılan taşınmaz bedelinin tahsili istemine ilişkindir.
İlk derece mahkemesince … hakkında açılan davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine, … hakkındaki davanın ise konusuz kaldığından karar verilmesine yer olmadığına ilişkin olarak verilen karara karşı, davacı vekilinin istinaf başvurusunun Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesince HMK’nun 356 maddesi uyarınca duruşma yapılarak esastan reddine karar verilmiş, bu karar davacı vekilince temyiz edilmiştir.
Dosyada bulunan kanıt ve belgelere, kararın dayandığı gerekçelere göre; dava konusu ….ilçesi, ….. …… ada 5 parsel sayılı taşınmazın Etimesgut Kuzeyi (Susuz) İlave İmar Planında “Ağaçlandırılacak Alan” kullanımında iken Ankara-Gerede Çevre Yolunun batısında, güvenlik şeridine bitişik olan taşınmazın … tarafından 2013 yılında 16.960 metrekarelik bölümünün Kafkaslar Parkı olarak düzenlendiği, taşınmaz üzerinde koşu parkuru ve spor aletleri konduğu, daha sonra imar planı revizyonu ile özel mülkiyete konu “Ticari Rekreasyon Alanına ( E= 0,10, Hmax= 2 kat, ifraz şartı 2500 m² ) ” dönüştürüldüğü, sonrasında üzerindeki koşu parku ve aletler ile ağaçların sökülerek kaldırıldığı anlaşılmış olup, dava konusu taşınmaza fiili el atmaya son verildiği gibi kamuya özgülenme durumundan da çıkartılarak özel mülkiyete konu ticari rekreasyon alanı kullanımına alındığı anlaşıldığından davanın reddine ilişkin ilk derece mahkemesinden verilen karara karşı yapılan istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Davacı vekilinin temyiz itirazları yerinde olmadığından usul ve yasaya uygun olan hükmün HMK 370. maddesi gereğince ONANMASINA, peşin alınan temyiz ve temyize başvurma harçlarının Hazineye irad kaydedilmesine, aleyhine temyiz olunan davalı … yararına yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca takdir olunan 2.037,00-TL. vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine, 19/12/2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Genel

Herhangi bir parselden bir defadan fazla düzenleme ortaklık payı alınamaz

  • Yargıtay 5. Hukuk Dairesi 2018/8891 E. , 2019/21009 K.

MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi

Taraflar arasındaki 3194 sayılı Yasanın 18.maddesinin uygulaması sonucu fazla kesilen Düzenleme Ortaklık Payı nedeniyle taşınmaz bedelinin tahsili davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Davanın kabulüne ilişkin verilen ilk derece mahkemesinin kararına karşı davalı idare vekilinin istinaf başvurusu üzerine Ankara Bölge Adliye Mahkemesinin 14. Hukuk Dairesinin istinaf isteminin esastan reddine dair karar ile birlikte Kayseri 3. Asliye Hukuk Mahkemesince 2017/45-2018/9 sayılı kararının Yargıtay’ca incelenmesi davalı idare vekilince verilen dilekçe ile istenilmiş; davacılar vekili de temyize cevap dilekçesinde duruşma isteminde bulunmuş olmakla, duruşma için belirlenen 19/12/2019 günü temyiz eden davacılar vekilinin yüzüne karşı; usulüne göre çağrı kağıdı gönderilmesine rağmen gelmediğinden davalı idare vekilinin yokluğunda duruşmaya başlanarak, davacılar vekilinin sözlü açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler okunup uyuşmazlık anlaşıldıktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü.

  • K A R A R –

Dava, 3194 sayılı Yasanın 18.maddesinin uygulaması sonucu fazla kesilen Düzenleme Ortaklık Payı nedeniyle taşınmaz bedelinin tahsili istemine ilişkindir.
İlk derece mahkemesince davanın kabulüne ilişkin olarak verilen karara karşı, davalı idare vekili tarafından yapılan istinaf başvurusunun Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesince HMK’nun 353/1-b-1 maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiş, hüküm davalı idare vekilince temyiz edilmiştir.
Dosyada bulunan kanıt ve belgelere, kararın dayandığı gerekçelere göre; 3194 sayılı İmar Kanununun 18/6 maddesine göre “Herhangi bir parselden bir defadan fazla düzenleme ortaklık payı alınamaz” hükmü karşısında ikinci defa düzenleme ortaklık payı alınmasının kamulaştırmasız el atma niteliğinde olduğu kabul edilerek, arsa niteliğindeki Melikgazi ilçesi, Yıldırım Beyazit Mahallesi 12238 ada 1, 3 ve 12242 ada 1 parsel sayılı taşınmazlara 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 11/1-g maddesi uyarınca emsal karşılaştırması yapılarak değer biçilmesine ve alınan rapor uyarınca bedelinin tahsiline karar verilmesine ilişkin ilk derece mahkemesinden verilen karara karşı yapılan istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Davalı idare vekilinin temyiz itirazları yerinde olmadığından usul ve yasaya uygun olan hükmün HMK’nun 370. maddesi gereğince ONANMASINA, aşağıda yazılı kalan harcın davalı idareden alınmasına ve peşin alınan temyize başvurma harcının Hazineye irad kaydedilmesine, 19/12/2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Genel

Kamulaştırma bedelinin tespiti ve tescili davalarında, idare lehine vekalet ücretine hükmedilmez.


T.C.
YARGITAY 5. HUKUK DAİRESİ
E. 2019/4950
K. 2019/21082
T. 19.12.2019
DAVA : Taraflar arasındaki 4650 Sayılı Kanunla değişik 2942 Sayılı Kamulaştırma Kanununun 10. maddesine dayanan kamulaştırma bedelinin tespiti ve kamulaştırılan taşınmazın davacı idare adına tescili davasının kabulüne dair verilen yukarıda gün ve sayıları yazılı hükmün Yargıtay’ca DÜZELTİLEREK ONANMASI hakkında Daireden çıkan kararı kapsayan 15/01/2019 gün ve 2018/8033 Esas – 2019/166 Karar sayılı ilama karşı taraf vekillerince verilen dilekçeler ile karar düzeltilmesi istenilmiş olmakla, dosyadaki belgeler okunup gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR : 4650 Sayılı Kanunla değişik 2942 Sayılı Kamulaştırma Kanununun 10. maddesine dayanan kamulaştırma bedelinin tespiti ve kamulaştırılan taşınmazın davacı idare adına tescili istemine ilişkin davanın kabulüne dair karar, taraf vekillerinin temyizi üzerine düzeltilerek onanmış; bu karara karşı, taraf vekillerince karar düzeltme isteminde bulunulmuştur.

Dosyada bulunan kanıt ve belgelere, Yargıtay ilamında yazılı gerekçelere göre davacı idare vekilinin tüm, davalılar vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair karar düzeltme istekleri HUMK’nun 440.maddesinde yazılı nedenlerden hiçbirisine uymadığından yerinde değildir. Ancak;

Dosyadaki bilgi ve belgelerin incelenmesinde; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin 12055/17 numaralı başvuru sonucu verilen 23.10.2018 tarihli kararı ve Anayasa Mahkemesi’nin 2016/9364 başvuru numaralı, 01.06.2019 gün 30791 Sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan kararı da göz önüne alındığında davacı idare lehine vekalet ücretine hükmedilmemesi gerektiği bu kez yapılan incelemede anlaşıldığından;

Davalılar vekilinin bu yönlere ilişkin karar düzeltme isteminin kabulüyle Dairemizin 15/01/2019 gün ve 2018/8033 Esas – 2019/166 Karar sayılı düzeltilerek onama kararının kaldırılmasına karar verildikten sonra yapılan incelemede;

Dava 4650 Sayılı Kanunla değişik 2942 Sayılı Kamulaştırma Kanununun 10. maddesine dayanan kamulaştırma bedelinin tespiti ve kamulaştırılan taşınmazın davacı idare adına tescili istemine ilişkindir.

Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan inceleme sonucunda davanın kabulüne karar verilmiş; hüküm taraf vekillerince temyiz edilmiştir.

Davacı idare vekilinin tüm, davalılar vekilinin ise aşağıdaki bentler dışında kalan sair temyiz itirazları bozma ile kesinleşen yönlere ilişkin olduğundan yerinde değildir. Ancak;

1-)Davacı idareye iade edilmesine karar verilmiş olan 17.757,61 TL bedelin bankadan çekilmiş ise çekildiği tarihe kadar varsa işlemiş mevduat faizi ile birlikte davalılardan alınarak davacıya verilmesine, çekilmemiş ise payları oranında davacı idareye iadesine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmadığı gibi,

2-)Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin 12055/17 numaralı başvuru sonucu verilen 23.10.2018 tarihli kararı ve Anayasa Mahkemesi’nin 2016/9364 başvuru numaralı, 01.06.2019 gün 30791 Sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan kararı da göz önüne alındığında davacı idare lehine vekalet ücretine hükmedilmemesi gerektiğinden,

a-)Gerekçeli kararın hüküm fıkrasının (1) numaralı bendinde yer alan (mahkememiz davalılarına ödendiği tarihte var ise, işlemiş en yüksek banka mevduat faizi ile birlikte davalılardan eşit olarak anılarak davacıya verilmesine,) ibaresinin çıkartılmasına, yerine (bankadan çekilmiş ise çekildiği tarihe kadar varsa işlemiş mevduat faizi ile birlikte davalılardan payları oranında alınarak davacıya verilmesine, çekilmemiş ise davacı idareye iadesine) cümlesinin yazılmasına,

b-)Gerekçeli kararın hüküm fıkrasının vekalet ücretine ilişkin (5) numaralı bendinin hükümden tamamen çıkartılmasına,

SONUÇ : Hükmün böylece DÜZELTİLEREK ONANMASINA, davacı idareden peşin alındığından harç alınmasına yer olmadığına, H.U.M.K’nun 442. maddesi göz önünde bulundurularak takdiren 370,00-TL. para cezasının karar düzeltme isteyenden alınarak Maliye Hazinesine gelir kaydedilmesine ve peşin alınan temyiz ve temyize başvurma harçlarının Hazineye irad kaydedilmesine, davalıdan peşin alınan karar düzeltme ve temyiz harçlarının istenildiğinde iadesine ve temyize başvurma harcının Hazineye irad kaydedilmesine, 19/12/2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Genel

Hak Düşürücü Sürenin Tespiti İçin Öncelikle Dava Konusu Taşınmaza Fiilen Hangi Tarihte El Atıldığının Tespiti Zorunludur.

Yargıtay 5. Hukuk Dairesi 2016/19290 E. , 2017/24969 K.

“İçtihat Metni”
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki kamulaştırmasız el atılan taşınmaz bedelinin tahsili davasının reddine dair verilen yukarıda gün ve sayıları yazılı hükmün Yargıtay’ca ONANMASI hakkında Daireden çıkan kararı kapsayan 12/05/2016 gün ve 2015/20964 Esas – 2016/9760 Karar sayılı ilama karşı davacı vekilince verilen dilekçe ile karar düzeltilmesi istenilmiş olmakla, dosyadaki belgeler okunup gereği konuşulup düşünüldü:

  • K A R A R –

Kamulaştırmasız el atılan taşınmaz bedelinin tahsili istemine ilişkin dava ve birleşen davanın reddine dair verilen karar, davacı vekilinin temyizi üzerine Dairemizce onanmış; bu karara karşı, davacı vekilince karar düzeltme isteminde bulunulmuştur.
Dosyada bulunan kanıt ve belgelerin incelenmesinde; dava konusu taşınmaza fiilen hangi tarihte el atıldığının kesin olarak saptanmadığı bu taşınmaz için … tarafından 18/09/1968 tarihinde kamu yararı kararı alındığı, bu kez yapılan incelemede anlaşıldığından;
Davacı vekilinin karar düzeltme isteminin kabulü ile Dairemizin 12.05.2016 gün ve 2015/20964- 2016/9760 E/K sayılı kararının kaldırılmasına karar verildikten sonra, yapılan incelemede;
Dava, kamulaştırmasız el atılan taşınmaz bedelinin tahsili istemine ilişkindir.
Mahkemece davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekilince temyiz edilmiştir.
Dosyada bulunan kanıt ve belgelerin incelenmesinde; dava konusu taşınmaza fiilen hangi tarihte el atıldığının kesin olarak saptanılmadığı anlaşılmıştır.
Bu durumda; dava konusu taşınmaza fiilen hangi tarihte el atıldığının tespiti için, 09.10.1956 tarihinden öncesini ve bu tarihten sonrasını gösterir şekilde hava fotoğrafları ile E5 kamulaştırmaları ile ilgili kamulaştırma krokileri getirtilip, hava fotoğrafları ile dava konusu taşınmazların ölçekli krokilerinin çakıştırılması sağlanıp, bu konuda denetime elverişli şekilde krokiye bağlanmış, bilirkişi raporu alınarak ve gerekirse tanık da dinlenmek suretiyle el atma tarihinin kesin olarak tespit edildikten sonra; taşınmaza 09.10.1956 tarihinden önce el atıldığının tespiti halinde 221 sayılı Yasanın 4. maddesi uyarınca davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine, 19.10.1956 tarihinden sonra el atıldığının saptanması halinde ise işin esasına girilip, sorumlu idare de belirlenerek davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile hüküm kurulması,
Doğru görülmemiştir
Davacı vekilinin temyiz itirazları yerinde olduğundan hükmün açıklanan nedenlerle H.U.M.K.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, peşin alınan karar düzeltme harcı ile temyiz harcının istenildiğinde iadesine ve temyize başvurma harcının Hazineye irad kaydedilmesine, 16/11/2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Genel

Dava Konusu Taşınmazın Tapu Kaydında Bulunan Takyidatın Hükmedilen Bedele Yansıtılması Gerekir.


YARGITAY 5. HUKUK DAİRESİ
E. 2017/35357
K. 2019/13697
T. 4.7.2019
DAVA : Taraflar arasındaki kamulaştırmasız el atılan taşınmaz bedelinin tahsili davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Davanın görev yönünden reddine ilişkin verilen ilk derece mahkemesinin kararına karşı davacı vekilinin istinaf başvurusu üzerine… Bölge Adliye Mahkemesi’nin 14. Hukuk Dairesince istinaf isteminin kabulüyle HMK’nun 353/1-b-3 maddesi uyarınca esas hakkında yeniden karar verilmesine dair verilen yukarıda gün ve sayıları yazılı kararının Yargıtay’ca incelenmesi, davalı idare vekilince verilen dilekçeyle istenilmiş olmakla, dosyadaki belgeler okunup uyuşmazlık anlaşıldıktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : Dava, kamulaştırmasız el atılan taşınmaz bedelinin tahsili istemine ilişkindir.

İlk derece mahkemesince dava dilekçesinin görev yönünden reddine ilişkin verilen karara karşı, davacı vekilince yapılan istinaf başvurusunun… Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesince kabulüyle HMK’nun 353/1-b-3 maddesi uyarınca yeniden esas hakkında karar verilmiş olup; hüküm, davalı idare vekilince temyiz edilmiştir.

Dosyada bulunan kanıt ve belgelere göre, ilk derece mahkemesince verilen karara karşı davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile… 22. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2015/530 E.-2016/410 K. sayılı kararının ortadan kaldırılarak, dava konusu taşınmazın paydaşları tarafından açılan davalarda verilen kabul kararlarının Yargıtay incelemesinden geçmek suretiyle kesinleştiği bu şekilde davalı belediyenin mahkeme kararı ile taşınmazda pay sahibi haline geldiği, paydaş dosyalarında açılan davalarda yapılan keşifler sırasında taşınmaza tabela da bulunduğu göz önüne alındığında fiili el atma olgusu gerçekleştiğinin kabulü ile…Mahallesi 15886 ada 2 parsel sayılı taşınmaza 2942 Sayılı Kamulaştırma Kanununun 11/1-g maddesi uyarınca emsal karşılaştırması yapılarak değer biçilmesine, alınan rapor uyarınca bedelinin tahsiline dair HMK’nun 353/1-b-3 maddesi uyarınca yeniden esas hakkında karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir. Ancak;

Dava konusu taşınmazın tapu kaydında bulunan takyidatın hükmedilen bedele yansıtılması gerektiğinin düşünülmemesi,

Doğru değil ise de; bu yanılgının giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden,

Gerekçeli kararın hüküm fıkrasına, ayrı bir bent olarak, (Tapu kaydındaki takyidatın hükmedilen bedele yansıtılmasına) cümlesinin yazılmasına,

SONUÇ : Hükmün böylece HMK’nın 370/2 maddesi uyarınca DÜZELTİLEREK ONANMASINA, HMK’nın 373/1. maddesi uyarınca kararın bir örneğinin… Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesine GÖNDERİLMESİNE, peşin alınan temyiz ve temyize başvurma harçlarının Hazineye irad kaydedilmesine, 04/07/2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Genel

Dava Konusu Taşınmaza Fiilen Hangi Tarihte (Ay, Gün Ve Yıl Olarak) El Atıldığı Taraflardan Sorularak, El Atma Tarihine Ilişkin Tüm Belgeler (Yer Teslim Tutanağı, Geçici Ve Kesin Kabul Tutanakları Vs) Getirtilip, El Atma Tarihinin 04.11.1983 Tarihinden Önce Olduğunun Tespiti Halinde, Maktu Harç Ve Vekalet, Sonra Olduğunun Belirlenmesi Halinde Ise Nisbi Harç Ve Vekalet Ücretine Hükmedilmesi Gerekir.


YARGITAY 5. HUKUK DAİRESİ
E. 2019/2840
K. 2019/15284
T. 2.10.2019
DAVA : Taraflar arasındaki kamulaştırmasız el atılan taşınmazlar bedelinin tahsili ve ecrimisil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Davaların kısmen kabulüne dair verilen yukarıda gün ve sayıları yazılı hükmün Yargıtay’ca incelenmesi, taraf vekillerince verilen dilekçeler ile istenilmiş olmakla, dosyadaki belgeler okunup uyuşmazlık anlaşıldıktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : Asıl ve birleştirilen dava, kamulaştırmasız el atılan taşınmazlar bedelinin tahsili ve ecrimisil istemine ilişkindir.

Mahkemece uyulan bozma ilamı uyarınca asıl ve birleşen davalarda ecrimisil isteminin reddine, kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminat talebinin ise kabulüne karar verilmiş; hüküm, taraf vekillerince temyiz edilmiştir.

Dava konusu … Mahallesi 116915 ada 39 parsel (eski 1166 parsel) sayılı taşınmaz yapılan bilirkişi incelemesi ve alınan rapor hüküm kurmaya elverişli değildir. Şöyle ki,

1-) Tapu Kadastro Genel Müdürlüğünün parsel sorgu sisteminde yapılan gözlem ve bozma ilamı sonrası dosyaya ibraz edilen belediye yazılarından; dava konusu taşınmazın belediye hizmetinden yararlanmadığı ve etrafının meskun olmadığı anlaşıldığından dava konusu taşınmaz arazi vasfındadır.

Arazi niteliğindeki taşınmaza gelir metodu esas alınarak ve taşınmazın konumu ile bilirkişi raporunda belirlenen özelliklerine göre Kamulaştırma Kanununun 11/1-i maddesi uyarınca gelir metoduna göre tespit edilen m2 birim fiyatına gerekirse objektif değer arttırıcı unsur ilave edilmek suretiyle değer biçilmesi için, Kamulaştırma Kanununun 15. ve Yönetmeliğin 8. maddelerine uygun şekilde oluşturulacak bilirkişi kurulu eşliğinde keşif yapılarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, taşınmazı arsa olarak değerlendiren geçersiz rapora göre hüküm kurulması,

2-)Taşınmaza davalı idare tarafından haksız olarak fiilen el atıldığı anlaşılmakla; dava tarihinden geriye doğru taşınmazlara yıllık ekilebilecek ürünler belirlendikten sonra tespit edilecek dekara net gelirine göre ve talep edilen her dönem için ayrı ayrı hesap yapılmak suretiyle ecrimisil bedelinin tespiti gerekirken yerinde olmayan gerekçe ile ecrimisil talebinin reddine karar verilmesi,

3-)Dava konusu … Mahallesi 116915 ada 39 parsel (eski 1166 parsel) sayılı taşınmazın, maddi hata sonucu ada ve parsel numarasının yanlış yazılması,

4-)Dava konusu taşınmazın 4.360,75m²’lik kısmına fiilen hangi tarihte (ay, gün ve yıl olarak) el atıldığı taraflardan sorularak, el atma tarihine ilişkin tüm belgeler (yer teslim tutanağı, geçici ve kesin kabul tutanakları vs) getirtilip, el atma tarihinin 04.11.1983 tarihinden önce olduğunun tespiti halinde, maktu harç ve vekalet, sonra olduğunun belirlenmesi halinde ise nisbi harç ve vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,

Doğru görülmemiştir.

SONUÇ : Taraf vekillerinin temyiz itirazları yerinde olduğundan hükmün açıklanan nedenlerle H.U.M.K.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, davacıdan peşin alınan temyiz harcının istenildiğinde iadesine ve temyize başvurma harcının Hazineye irad kaydedilmesine, 02/10/2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Genel

İmar Planlarında Kamu Hizmetleri Fonksiyonuna Tahsis Edilen Taşınmaz Üzerinde Uzun Süredir Devam Eden İmar Yasağı Nedeniyle Oluşan Mağduriyetin Giderilmesi

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ
KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU
(OMBUDSMANLIK)
SAYI: 94019529-101.07.04-E.767

BAŞVURU NO: 2018/11416

KARAR TARİHİ: 11/01/2019

TAVSİYE KARARI

BAŞVURAN: 1. İstanbul Büyükşehir Belediye
Başkanlığı

BAŞVURAN VEKİLİ / TEMSİLCİSİ
BAŞVURUYA KONU İDARE 2. Bağcılar Belediye Başkanlığı

BAŞVURUNUN KONUSU: İmar planlarında kamu hizmetleri
fonksiyonuna tahsis edilen taşınmaz
üzerinde 30 yılı aşkın süredir devam eden
imar yasağı nedeniyle oluşan
mağduriyetin giderilmesi istemine
ilişkindir.

BAŞVURU TARİHİ : 21.9.2018

I. BAŞVURANIN İDDİA VE TALEPLERİ

  1. Başvuran özetle, … numaralı parselinin 1986 yılından itibaren ilgili Belediyesi tarafından sırasıyla
    “kreş alanı” , “ortaöğretim tesis alanı”, “yeşil alan” ve “park alanı” olarak kamu hizmetleri
    fonksiyonuna tahsis edildiğini belirterek, taşınmazı üzerindeki imar yasağının 30 yılı aşkın süredir
    devam ettiğinden bahisle, mağduriyetinin giderilmesi hususunda gereğini talep etmektedir.
    II. İDARENİN BAŞVURUYA İLİŞKİN AÇIKLAMALARI
  2. Bağcılar Belediye Başkanlığı’nın 17/10/2018 tarihli ve … sayılı cevabi yazısı ekinde yer alan
    belgelerde özetle,

2.1. İlçe genelinde hazırlanan 1/5000 ölçekli nazım İmar planında fonksiyonun değişmesi ile bu plan
doğrultusunda yapılan 1/1000 Ölçekli uygulama İmar planlarında, 3194 sayılı İmar Kanunu 5.
maddesinde yer alan tanımlar kısmındaki Uygulama İmar Planına ait “tasdikli hâlihazır haritalar
üzerine varsa kadastral durumu işlenmiş olarak nazım İmar planı esaslarına göre çizilen ve
çeşitli bölgelerin yapı adalarını, bunların yoğunluk ve düzenini, yolları ve uygulama için gerekli
İmar uygulama programlarına esas olacak uygulama etaplarını ve diğer bilgileri ayrıntıları ile
gösteren plandır” tanıma istinaden, 1/5000 ölçekli nazım İmar planındaki fonksiyonlara yer
verildiği;
2.2. Başvuruya konu taşınmazın, 03.01.1986 onanlı nazım İmar planında, 19.11.1987 onanlı Bağcılar
Uygulama İmar Planında, 19.09.1991 onanlı ıslah İmar planında ve 16.03.2001 onanlı Çınar
Mahallesi Islah İmar Planında “kreş alanı” fonksiyonuna ayrıldığı; 12.09.2003 onanlı Nazım İmar
Planında ve 19.10.2004 onanlı Uygulama İmar Planında “ortaöğretim tesis alanı” fonksiyonuna
ayrıldığı; 18.04.2008 onanlı Nazım İmar Planında “yeşil alan” fonksiyonuna ayrıldığı ve
15.09.2008 onanlı Uygulama İmar Planında “park alanı” fonksiyonuna ayrıldığı;
2.3. Taşınmazın Belediyeleri yatırım programlarında yer almadığından bugüne kadar kamulaştırılıp
uygulama aşamasına getirilmediği; arşivlerinde yaptıkları inceleme sonucunda … ada, … parsel
sayılı taşınmazın malikince Belediyelerine yapılan bir kamulaştırma talebinin bulunmadığının
tespit edildiği; bununla birlikte Çınar Mahallesi, … pafta, … ada, … ve … parsel sayılı
taşınmazların kamulaştırma işlemlerinin yürütülmesi hususunda 15.10.2008 tarih ve … sayılı
yazıları ile dosyanın Belediye Encümenine sunulduğu, taşınmazların kamulaştırılması hususunda
işlemler devam etmekteyken ….’a ait 26.10.2008 tarihli BİMER başvurusu ile … ada, … parsel
sayılı taşınmazla ilgili kamulaştırma işleminin durdurulması talep edildiğinden, Park ve Bahçeler
Müdürlüğü’nün 08.10.2008 tarih ve … sayılı yazısında taşınmazların kamulaştırılmasında
ivedilik bulunmadığı belirtildiğinden kamulaştırma işlemlerinin durdurulduğu; parsel
maliklerinin kamulaştırma talebi ile Başkanlıklarına müracaat etmesi halinde kamulaştırma
talebinin inceleneceği;
2.4. Başvuranın taşınmazının imara açılması yönündeki istemine cevaben, başvuruya konu
taşınmazın yürürlükteki 1/5000 ölçekli nazım İmar planında yeşil alanda, bu plan doğrultusunda
yapılan 1/1000 ölçekli uygulama İmar planında park alanında kalması nedeniyle 3194 sayılı İmar
Kanunun ve 5216 sayılı Belediye kanununa göre parsel ilgililerinin plan değişikliği için
Büyükşehir Belediye Başkanlığına müracaat etmeleri gerektiği; 1/5000 Ölçekli plan
değişikliğinin onaylanması halinde yine parsel ilgililerinin onaylanan 1/5000 plan tadilatı
doğrultusunda hazırlatacağı 1/1000 Ölçekli teklif planını İlçe belediye meclisine sunmaları
gerektiği;
2.5. Başvuranın taşınmazının eşdeğer bir arsa ile trampa edilmesinin mümkün olup olmadığına ilişkin
olarak, başvuruya konu taşınmaza eşdeğer Belediyelerine ait imarlı bir arsa bulunmadığından
trampa işleminin uygulanmasının mümkün olmadığı;
Açıklamalarına yer verilmiştir.

  1. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nın 25/10/2018 tarihli ve … sayılı cevabi yazısı ve
    ekinde yer alan belgelerde özetle,
    3.1. Müdürlükleri arşivinde yapılan inceleme sonucunda başvuran tarafından yapılmış parsellere
    ilişkin herhangi bir plan değişikliği talebinde bulunulmadığının tespit edildiği, bununla birlikte
    Başkanlıkları Planlama Müdürlüğü arşivinde yapılan inceleme neticesinde … ada … parsel sayılı
    taşınmazı kapsayan bölgede meri 18.04.2008 t.t’li 1/5000 ölçekli Bağcılar Revizyon Nazım İmar
    Planı’na plan askı süresi içinde ilgilisi tarafından itiraz edildiği, söz konusu itirazın İstanbul
    Büyükşehir Belediye Meclisi’nin 15.09.2009 tarih ve … sayılı kararı ile uygun bulunmayarak
    reddedildiğinin anlaşıldığı;
    3.2. Söz konusu parselin plan süreçleri incelendiğinde; bundan önceki 13.11.2002 t.t’li 1/5000
    Ölçekli Bağcılar Revizyon Nazım İmar Planında ve buna uygun yapılan 19.10.2004 t.t’li 1/1000
    Ölçekli Bağcılar Uygulama İmar Planında “Okul Alanı (Orta Öğretim Alanı)” fonksiyonunda
    kalmakta olduğu, yine bu planlardan önceki 27.12.1985 t.t’li 1/5000 Ölçekli Kirazlı Nazım İmar Planı
    ve İller Bankasınca hazırlanan 03.01.1986 t.t’li 1/5000 Ölçekli Bağcılar Yeşilbağa İlişkin Nazım İmar
    planlarında “Konut Alanı” fonksiyonunda, bu plana uygun etüt edilerek Bakırköy Belediyesi
    tarafından hazırlanan 19.11.1987 t.t’li 1/1000 Ölçekli Bağcılar Uygulama İmar Planında ise “Kreş
    Alanı” fonksiyonunda kalmakta olduğu; 18.04.2008 tt’li 1/5000 ölçekli Bağcılar Revizyon Nazım İmar
    Planında “Yeşil Alan” lejantında, 15.09.2008 tt’li 1/1000 Ölçekli Bağcılar Uygulama İmar Planında
    ise “Park Alanı” lejantında kaldığının görüldüğü;
    3.3. İmar planı değişikliğine ilişkin olarak öncelikle meri 1/5000 ölçekli nazım imar planında plan
    değişikliğinin yapılmasının gerektiği, bu kapsamda parsel malikince 20/08/2004 gün, S/89 sayılı
    Büyükşehir Belediye Başkanlığı Genelgesi ve 20/08/2004 gün, S/90 sayılı Başkanlık Oluru
    doğrultusunda hazırlanacak plan değişikliği teklifi ile Başkanlıkları Planlama Müdürlüğü’ne
    başvurulması halinde, söz konusu teklifin 3194 sayılı İmar Kanunu ile 5216 sayılı Büyükşehir
    Belediyesi Kanunu kapsamında değerlendirilmek ve karar alınmak üzere Büyükşehir Belediye
    Meclisine iletilebileceği;
    Açıklamalarına yer verilmiştir.
    III. İLGİLİ MEVZUAT
  2. 18/10/1982 tarihli ve 2709 sayılı T.C. Anayasası
    4.1. “Dilekçe, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkı” başlıklı 74 üncü maddesinin
    üçüncü ve dördüncü fıkralarında, “Herkes, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkına
    sahiptir. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına bağlı olarak kurulan Kamu Denetçiliği Kurumu
    idarenin işleyişiyle ilgili şikâyetleri inceler.”;
    4.2. “Mülkiyet hakkı” başlıklı 35 inci maddesinde: “Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.
    Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir. Mülkiyet hakkının kullanılması toplum
    yararına aykırı olamaz.”;
    4.3. “Kamulaştırma” başlıklı 46 ncı maddesinin birinci fıkrasında, “Devlet ve kamu tüzel kişileri;
    kamu yararının gerektirdiği hallerde, gerçek karşılıklarını peşin ödemek şartıyla, özel mülkiyette
    bulunan taşınmaz malların tamamını veya bir kısmını, kanunla gösterilen esas ve usullere göre,
    kamulaştırmaya ve bunlar üzerinde idarî irtifaklar kurmaya yetkilidir.”;
  3. 03/05/1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanunu
    5.1. “Amaç” başlıklı 1 inci maddesinde, “Bu Kanun, yerleşme yerleri ile bu yerlerdeki
    yapılaşmaların; plan, fen, sağlık ve çevre şartlarına uygun teşekkülünü sağlamak amacıyla
    düzenlenmiştir.”;
    5.2. “İmar programları, kamulaştırma ve kısıtlılık hali:” başlıklı 10 uncu maddesinde,
    “Belediyeler; imar planlarının yürürlüğe girmesinden en geç 3 ay içinde, bu planı tatbik etmek üzere
    5 yıllık imar programlarını hazırlarlar… Beş yıllık imar programları sınırları içinde kalan
    alanlardaki kamu hizmet tesislerine tahsis edilmiş olan yerleri ilgili kamu kuruluşları, bu program
    süresi içinde kamulaştırırlar. Bu amaçla gerekli ödenek, kamu kuruluşlarının yıllık bütçelerine
    konulur. İmar programlarında, umumi hizmetlere ayrılan yerler ile özel kanunları gereğince kısıtlama
    konulan gayrimenkuller kamulaştırılıncaya veya umumi hizmetlerle ilgili projeler gerçekleştirilinceye
    kadar bu yerlerle ilgili olarak diğer kanunlarla verilen haklar devam eder.”;
  4. 04/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu
  5. 1.“Amaç ve kapsam” başlıklı 1 inci maddesinin birinci fıkrasında, “Bu Kanun; kamu
    yararının gerektirdiği hallerde gerçek ve özel hukuk tüzelkişilerinin mülkiyetinde bulunan taşınmaz
    malların, Devlet ve kamu tüzelkişilerince kamulaştırılmasında yapılacak işlemleri, …karşılıklı hak ve
    yükümlülükler ile bunlara dayalı uyuşmazlıkların çözüm usul ve yöntemlerini düzenler.”;
    6.2. Ek 1 inci maddesinin birinci fıkrasında, “(Ek: 20/8/2016-6745/33 md.) Uygulama
    imar planlarında umumi hizmetlere ve resmî kurumlara ayrılmak suretiyle mülkiyet hakkının
    özüne dokunacak şekilde tasarrufu hukuken kısıtlanan taşınmazlar hakkında, uygulama imar
    planlarının yürürlüğe girmesinden itibaren beş yıllık süre içerisinde imar programları veya
    imar uygulamaları yapılır ve bütçe imkânları dâhilinde bu taşınmazlar ilgili idarelerce
    kamulaştırılır veya her hâlde mülkiyet hakkını kullanmasına engel teşkil edecek kısıtlılığı
    kaldıracak şekilde imar planı değişikliği yapılır/yaptırılır. Bu süre içerisinde belirtilen
    işlemlerin yapılmaması hâlinde taşınmazların malikleri tarafından, bu Kanunun geçici 6 ncı
    maddesindeki uzlaşma sürecini ve 3194 sayılı İmar Kanununda öngörülen idari başvuru ve
    işlemleri tamamlandıktan sonra taşınmazın
    kamulaştırmasından sorumlu idare aleyhine idari yargıda dava açılabilir. ”;
    6.3. Geçici Madde 11- (Ek: 20/8/2016-6745/34 md.) (İptal birinci fıkra: Anayasa
    Mahkemesinin 28/3/2018 tarihli ve E: 2016/196 ve K: 2018/34 sayılı kararıyla.) (İptal
    ikinci fıkra: Anayasa Mahkemesinin 28/3/2018 tarihli ve E: 2016/196 ve K: 2018/34 sayılı
    kararıyla.)
  6. 14/6/2012 tarihli ve 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun “Kurumun
    Görevi” başlıklı 5 inci maddesinin birinci fıkrasında, Kurum, idarenin işleyişiyle ilgili şikâyet
    üzerine, idarenin her türlü eylem ve işlemleri ile tutum ve davranışlarını; insan haklarına dayalı adalet
    anlayışı içinde, hukuka ve hakkaniyete uygunluk yönlerinden incelemek, araştırmak ve idareye
    önerilerde bulunmakla görevlidir.”;
  7. 28/03/2013 tarihli ve 28601 mükerrer sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Kamu
    Denetçiliği Kurumu Kanununun Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında
    Yönetmeliğin “Tavsiye kararı” başlıklı 32 nci maddesinde, “İnceleme ve araştırma sonucunda
    şikâyetin yerinde olduğu kanaatine varılması hâlinde tavsiye kararı verilir…”;
    Düzenlemelerine yer verilmiştir.
    IV. KAMU DENETÇİSİ YAHYA AKMAN’IN KAMU BAŞDENETÇİSİ’NE ÖNERİSİ
  8. Kamu Denetçisi incelemesi neticesinde başvurunun kabulü ile; 03.01.1986 onanlı Nazım İmar
    Planında, 19.11.1987 onanlı Bağcılar Uygulama İmar Planında, 19.09.1991 onanlı Islah İmar Planında
    ve 16.03.2001 onanlı Çınar Mahallesi Islah İmar Planında “kreş alanı” fonksiyonuna ayrılan;
    12.09.2003 onanlı Nazım İmar Planında ve 19.10.2004 onanlı Uygulama İmar Planında “ortaöğretim
    tesis alanı” fonksiyonuna ayrılan;18.04.2008 onanlı Nazım İmar Planında “yeşil alan” fonksiyonuna
    ayrılan ve 15.09.2008 onanlı Uygulama İmar Planında “park alanı” fonksiyonuna ayrılan başvuruya
    konu taşınmazın kamulaştırma programına alınarak ivedilikle kamulaştırılması; taşınmazın
    kamulaştırma bedelinin, güncel rayiç bedel gözetilerek mümkünse uzlaşma yoluyla belirlenmesi ve
    kamulaştırma bedelinin makul sürede ödenmesini teminen yeni bir işlem tesis edilmesi; başvuranın
    talep etmesi halinde, kamulaştırma bedeli yerine 2942 sayılı Kanunun 26ncı maddesi hükümleri
    uygulanarak idarenin kamu hizmetine tahsis edilmemiş olan taşınmaz mallarından eşdeğer nitelikte
    bir taşınmaz ile trampa yoluna gidilmesi; kamulaştırmanın mümkün olmadığının değerlendirilmesi
    durumunda ise başvuranın ilgili mevzuatına uygun olarak yapacağı başvuruya istinaden taşınmazın
    imara açılması yönünde yeni bir işlem tesis edilmesi hususlarında İstanbul Büyükşehir Belediye
    Başkanlığı’na ve Bağcılar Belediye Başkanlığı’na tavsiyede bulunulması yönünde hazırladığı karar
    önerisini Kamu Başdenetçisi’ne sunmuştur.
    V. DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE
    A. Hukuka, Hakkaniyete ve İnsan Haklarına Uygunluk Yönünden Değerlendirme
  9. Başvuran özetle, … numaralı parselinin 1986 yılından itibaren ilgili Belediyesi tarafından
    sırasıyla “kreş alanı” , “ortaöğretim tesis alanı”, “yeşil alan” ve “park alanı” olarak kamu hizmetleri
    fonksiyonuna tahsis edildiğini belirterek, taşınmazı üzerindeki imar yasağının 30 yılı aşkın süredir
    devam ettiğinden bahisle, mağduriyetinin giderilmesi hususunda gereğini talep etmektedir.
  10. İlgili idaresince ve başvuran tarafından gönderilen bilgi ve belgelerin incelenmesi neticesinde,
    başvuruya konu taşınmazın, 03.01.1986 onanlı Nazım İmar Planında, 19.11.1987 onanlı Bağcılar
    Uygulama İmar Planında, 19.09.1991 onanlı Islah İmar Planında ve 16.03.2001 onanlı Çınar Mahallesi
    Islah İmar Planında “kreş alanı” fonksiyonuna ayrıldığı; 12.09.2003 onanlı Nazım İmar Planında ve
    19.10.2004 onanlı Uygulama İmar Planında “ortaöğretim tesis alanı” fonksiyonuna ayrıldığı;
    18.04.2008 onanlı Nazım İmar Planında “yeşil alan” fonksiyonuna ayrıldığı ve 15.09.2008 onanlı
    Uygulama İmar Planında “park alanı” fonksiyonuna ayrıldığı; başvuranın bölgede meri 18.04.2008
    onanlı 1/5000 ölçekli Bağcılar Revizyon Nazım İmar Planı’na plan askı süresi içinde itiraz ettiği, söz
    konusu itirazın İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi’nin 15.09.2009 tarih ve 1073 sayılı kararı ile
    uygun bulunmayarak reddedildiği hususları tespit edilmiştir.
  11. Bilindiği üzere, Anayasanın 35 inci maddesinde, herkesin mülkiyet hakkına sahip olduğu ve
    bu hakkın ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabileceği hüküm altına alınmış olup, 46 ncı
    maddesinde ise özel mülkiyette bulunan taşınmaz malların tamamının veya bir kısmının kamu
    yararının gerektirdiği hallerde, kanunla gösterilen esas ve usullere göre kamulaştırılabileceği
    düzenlemesine yer verilmiştir. Anayasanın 46 ıncı maddesindeki düzenlemeye benzer şekilde 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu ile de kamu yararının gerektirdiği hallerde özel mülkiyette bulunan
    taşınmaz malların tamamının veya bir kısmının devlet ve kamu tüzel kişilerince kamulaştırılabileceği
    hüküm altına alınmıştır.
  12. 20/08/2016 tarihli ve 6745 sayılı Kanunun 33 üncü maddesi ile 2942 sayılı Kamulaştırma
    Kanununa eklenen Ek 1 inci maddesi ile ise uygulama imar planlarında umumi hizmetlere ve resmî
    kurumlara ayrılmak suretiyle mülkiyet hakkının özüne dokunacak şekilde tasarrufu hukuken kısıtlanan
    taşınmazlar için uygulama imar planlarının yürürlüğe girmesinden itibaren beş yıllık süre içerisinde
    imar programları veya imar uygulamalarının yapılacağı, bütçe imkânları dâhilinde bu taşınmazların
    ilgili idarelerce kamulaştırılacağı veya her hâlde kişilerin mülkiyet hakkını kullanmasına engel teşkil
    edecek kısıtlılığı kaldıracak şekilde imar planı değişikliği yapılacağı/yaptırılacağı hüküm altına
    alınmıştır.
  13. 3194 sayılı İmar Kanunuyla, yerleşim yerleri ile bu yerlerdeki yapılaşmaların; plan, fen, sağlık
    ve çevre şartlarına uygun teşekkülünü sağlamak amacıyla aynı Kanunun 7 nci ve 8 inci maddesiyle
    belirli nüfusu aşan belediyelere imar planlarını hazırlama ve yürürlüğe koyma yükümlülüğü getirilmiş
    olup, 10 uncu maddesinde de belediyelere, imar planlarını uygulamak üzere belirtilen süre içinde imar
    programı hazırlama; ilgili yatırımcı kamu kuruluşlarına ise imar programlarında kendi görev
    alanlarındaki kamu hizmetine tahsis edilmiş özel mülkiyete konu taşınmazları kamulaştırma
    yükümlülüğü getirilmiştir.
  14. Mülkiyet hakkına müdahaleler en yaygın olarak uygulama imar planları ile yapılmakta olup,
    Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 15/12/2010 tarihli ve E:2010/5-662, K:2010/651 sayılı kararında,
    “…uzun yıllar programa alınmayan imar planının fiilen hayata geçirilmemesi nedeniyle kamulaştırma
    ya da takas cihetine gitmeyen davalı İdarenin, malikin taşınmaz üzerindeki tasarruf hakkını belirsiz
    bir süre için kullanılamaz hale getirdiği, dolayısıyla malikin taşınmazdan mülkiyet hakkının özüne
    uygun şekilde yararlanma olanağı kalmadığı, taşınmaz malikinin mülkiyet hakkının hukuksal bir
    nedene dayanılmadan İdarece engellendiği” tespitinde bulunmuştur. Benzer şekilde Avrupa İnsan
    Hakları Mahkemesi de 13331/07 başvuru nolu 11 Ocak 2011 tarihli “Hakan ARI – Türkiye”
    davasında, başvuranın mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin 2002 yılından, yani imar izni talebinde
    bulunduğu ve idarenin taşınmazını okul inşası için tahsis ettiğini öğrendiği tarihten bu yana
    sürdüğünün altını çizmiş ve “idarenin belirtilmeyen bir tarihte yapacağı kamulaştırmaya dek araziye
    getirilen imar yasağı sebebiyle başvuranın mülkiyet hakkından tam anlamıyla yararlanmasının
    engellendiğini, arazinin satış şansı da dâhil, sonucu itibarıyla taşınmazın değerini hatırı sayılır ölçüde
    azalttığını, maliklerin kamu yararının gerekleri ile mülkiyet hakkı arasında gözetilmesi gereken adil
    dengeyi bozan alışılmışın dışında ve ölçüsüz bir yüke katlanmak zorunda kaldıkları” yönünde bir
    tespitte bulanarak AİHS Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır.
    (Corpus Mevzuat ve İçtihat Programı, Erişim 13/02/2018).
  15. Anayasa ve uluslararası sözleşmelerde mülkiyet hakkını korumaya yönelik yer verilen
    düzenlemeler ve Mahkemelerin benzer uyuşmazlıklara ilişkin içtihatları genel olarak ele alınıp
    değerlendirildiğinde, özel mülkiyet hakkının korunması gereken temel insan hakları arasında olduğu,
    idareler eliyle mülkiyet hakkına müdahalede bulunulabileceği ancak, bu müdahalede “kamu yararı” ,
    “kanuni düzenleme” ve “ölçülülük” ya da “orantılılık” gibi uluslararası hukukun genel ilkelerinin
    varlığının dikkate alınması gerektiği, aksi durumda müdahalenin mülkiyet hakkı ihlaline neden olacağı
    sonucuna ulaşılmaktadır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi “Sporrong ve Lönnroth (İsveç)”
    davasında uzun süreli kamulaştırma şerhleri ve imar yasakları ile karşı karşıya kalan mülk sahiplerinin
    mülkiyet haklarının ihlal edildiği iddiasıyla yaptıkları başvuruya ilişkin incelemesinde, mülkiyet
    hakkına herhangi bir müdahalenin haklı gösterilebilmesi için bunun kamu veya genel çıkarlar
    doğrultusunda meşru bir amaca hizmet etmesi gerektiğini, fakat bunun yeterli olmadığını, Mahkemece
    ayrıca toplumun genel çıkarlarının gerekleri ile bireyin temel haklarının korunması gereği arasında
    adil dengenin korunup korunmadığının belirlenmesi gerektiğini belirtmiştir
    (http://www.inhak.adalet.gov.tr/inhak_bilgi_bankasi/el_kitaplari/mulikyet_kilavuz.pdf, 13/2/2018).
  16. Yukarıda yer verilen açıklamalar, ilgili mevzuat, ulusal ve uluslararası mahkemelerin benzer
    uyuşmazlıklara ilişkin verdiği kararlar ışığında başvuruya konu talep değerlendirildiğinde, taşınmazın,
    03.01.1986 onanlı Nazım İmar Planında, 19.11.1987 onanlı Bağcılar Uygulama İmar Planında,
    19.09.1991 onanlı Islah İmar Planında ve 16.03.2001 onanlı Çınar Mahallesi Islah İmar Planında “kreş
    alanı” fonksiyonuna ayrıldığı; 12.09.2003 onanlı Nazım İmar Planında ve 19.10.2004 onanlı
    Uygulama İmar Planında “ortaöğretim tesis alanı” fonksiyonuna ayrıldığı; 18.04.2008 onanlı Nazım
    İmar Planında “yeşil alan” fonksiyonuna ayrıldığı ve 15.09.2008 onanlı Uygulama İmar Planında
    “park alanı” fonksiyonuna ayrıldığı; bu doğrultuda taşınmaz üzerindeki mülkiyet hakkının yaklaşık
    30 yılı aşkın süredir kısıtlandığı; taşınmazın imar planında belirtilen amaca uygun olarak kullanılması
    için ilgili Belediyesince kamulaştırma yapılması gerektiği, “taşınmazın Belediyeleri yatırım
    programlarında yer almadığından bugüne kadar kamulaştırılıp uygulama aşamasına getirilemediği,
    başvuruya konu taşınmaza eşdeğer Belediyelerine ait imarlı bir arsanın bulunmadığı” yönündeki
    açıklamaların ve malikin meri imar planına ilişkin yaptığı itirazın reddedilmiş olmasının, taşınmaz
    üzerindeki tasarruf hakkını belirsiz bir süre için kullanılamaz hale getirdiği, bu suretle başvuranın
    mülkiyet hakkından tam anlamıyla yararlanmasının engellendiği; taşınmazın gelecekte belirsiz bir
    süre içinde kamulaştırılabileceği yönündeki taahhüdün taşınmazın satış şansı da dâhil, sonucu
    itibarıyla değerini hatırı sayılır ölçüde azalttığı, sonuç olarak malikin “kamu yararının gerekleri ile
    mülkiyet hakkı arasında gözetilmesi gereken adil dengeyi bozan alışılmışın dışında ve ölçüsüz bir
    yüke katlanmak zorunda bırakıldığı” tespit edildiğinden, bahse konu taşınmazın kamulaştırma
    programına alınarak ivedilikle kamulaştırılması veya başvuranın talep etmesi halinde trampa yoluna
    gidilmesi veya başvuranın ilgili mevzuatına uygun olarak yapacağı başvuruya istinaden taşınmazın
    imara açılması yönünde ilgili Belediyesine tavsiyede bulunmak gerekmiştir.
    B. İyi Yönetim İlkelerine Uygunluk Yönünden Değerlendirme
  17. İyi yönetim ilkelerine 28/03/2013 tarihli ve 28601 mükerrer sayılı Resmi Gazetede yayımlanan
    Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında
    Yönetmeliğin “İyi yönetim ilkeleri” başlıklı 6 ncı maddesinde yer verilmiş olup; İdarenin
    Kurumumuzun bilgi ve belge talebine ilişkin cevabi yazılarının süresi içinde ve gerekçeli olarak
    Kurumumuza gönderildiği değerlendirildiğinden idarenin iyi yönetim ilkelerinden “dürüstlük”, makul
    “sürede karar verme” “nezaket”, “şeffaflık”, “hesap verilebilirlik” ilkelerine uygun davrandığı öte
    yandan yukarıda hukuki gerekçe başlığı altında incelendiği üzere “kanunilik” ve “ölçülülük” ilkesine
    riayet etmediği tespit edilmiş olup, idareden bundan böyle bu ilkeye de uygun hareket etmesi
    beklenmektedir.
    VI. HAK ARAMA ÖZGÜRLÜĞÜNE İLİŞKİN AÇIKLAMA
  18. 6328 sayılı Kanunun 21 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, bu Tavsiye Kararının idareye
    tebliğ tarihinden itibaren 30 gün içinde idare tarafından herhangi bir eylem ya da işlem tesis edilmezse
    (varsa) dava açma süresinden kalan süre işlemeye devam edecek olup, İstanbul Mahkemelerinde yargı
    yolu açıktır.
    VII. KARAR
    Yukarıda açıklanan gerekçelerle BAŞVURUNUN KABULÜ ile başvuruya konu taşınmaz
    üzerindeki mülkiyet hakkının yaklaşık 30 yılı aşkın süredir kısıtlandığı gözetildiğinde,
  19. Taşınmazın imar planında belirtilen amaca uygun olarak kullanılması için ilgili Belediyesince
    kamulaştırma programına alınarak ivedilikle kamulaştırılması; taşınmazın kamulaştırma bedelinin,
    güncel rayiç bedel gözetilerek mümkünse uzlaşma yoluyla belirlenmesi ve kamulaştırma bedelinin makul
    sürede ödenmesini teminen yeni bir işlem tesis edilmesi;
  20. Veya başvuranın talep etmesi halinde, kamulaştırma bedeli yerine 2942 sayılı Kanunun 26ncı
    maddesi hükümleri uygulanarak idarenin kamu hizmetine tahsis edilmemiş olan taşınmaz mallarından
    eşdeğer nitelikte bir taşınmaz ile trampa yoluna gidilmesi;
  21. Kamulaştırmanın mümkün olmadığının değerlendirilmesi durumunda ise
    başvuranın ilgili mevzuatına uygun olarak yapacağı başvuruya istinaden taşınmazın imara
    açılması;
    Hususlarında, BAĞCILAR BELEDİYE BAŞKANLIĞI’NA VE İSTANBUL BÜYÜKŞEHİR
    BELEDİYE BAŞKANLIĞI’NA TAVSİYEDE BULUNULMASINA;
    6328 sayılı Kanunun 20 inci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca, bu karar üzerine tesis edilecek
    işlemin veya eylemin 30 (otuz) gün içinde Kurumumuza bildirilmesinin zorunlu olduğuna,
    Kararın, BAŞVURANA, BAĞCILAR BELEDİYE BAŞKANLIĞI’NA VE İSTANBUL
    BÜYÜKŞEHİR BELEDİYE BAŞKANLIĞI’NA tebliğine;
    Türkiye Cumhuriyeti Kamu Başdenetçisi’nce karar verildi.
Genel

Kamulaştırma Davalarında Dava Açan Davacı idare Lehine Vekâlet Ücretine Hükmedilemez.

HGK., E. 2019/241 K. 2019/560 T. 14.5.2019
T.C. Yargıtay Başkanlığı – Hukuk Genel Kurulu
Esas No.: 2019/241
Karar No.: 2019/560
Karar tarihi: 14.05.2019
TÜRK MİLLETİ ADINA
Taraflar arasındaki “kamulaştırma bedelinin tespiti ve tescil” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesince davanın kabulüne dair verilen 05.12.2016 tarihli (gerekçeli kararın yazıldığı tarih) ve 2016/213 E., 2016/188 K. sayılı karar davacı TCDD İşletmesi Genel Müdürlüğü vekili ve davalı K1 vekili tarafından temyiz edilmekle, Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 21.09.2017 tarihli ve 2017/22426 E., 2017/19741 K. sayılı kararı ile;
“… Dava, 4650 sayılı Kanunla değişik 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 10. maddesine dayanan kamulaştırma bedelinin tespiti ve kamulaştırılan taşınmazın davacı idare adına tescili istemine ilişkindir.
İlk derece mahkemesince davanın kabulüne ilişkin olarak verilen karara karşı davacı idare vekili ile davalılardan K1 vekili tarafından yapılan istinaf başvurusunun davalı yönünden kabulü ile HMK’nun 353/1-b-2 maddesi uyarınca düzelterek yeniden esas hakkında karar verilmesine, davacı idare bakımından ise HMK’nun 353/1-b-1 maddesi uyarınca esastan reddine ilişkin olarak Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesince verilen hüküm, davacı idare ve davalılardan K1 vekillerince temyiz edilmiştir.
Dosyada bulunan kanıt ve belgelere, kararın dayandığı gerekçelere göre; arsa niteliğindeki Konya ili, Selçuklu ilçesi, A1 mahallesi 1.2.5 ada 1 parsel sayılı taşınmazın zeminine 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 11/1-g maddesi uyarınca emsalin üstün ve eksik yönleri belirlenip kıyaslaması yapılarak; üzerindeki yapılara ise aynı kanunun 11/1-h maddesi uyarınca resmi birim fiyatları esas alınıp yıpranma payı düşülerek değer biçilmesine ve tespit edilen bedelin bloke ettirilerek hükmün kesinleşmesi beklenmeden davalı tarafa ödenmesine ilişkin ilk derece mahkemesince verilen karara karşı yapılan istinaf başvurusunun bedel yönünden reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Bu nedenle davalı K1 vekilinin tüm, davacı idare vekilinin ise aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazları yerinde değildir. Şöyle ki;
2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun “Giderlerin ödenmesi” başlıklı 29. maddesinde; 10 uncu madde uyarınca mahkeme heyetinin harcırahları, 15 inci madde uyarınca mahkemece oluşturulan bilirkişilerin ve keşifte dinlenilen muhtarın mahkemece takdir edilecek ücretleri ile tapu harçları ve bu Kanunun gerektirdiği diğer giderlerin kamulaştırmayı yapan davacı idarece ödeneceği hüküm altına alınmıştır. Kanun koyucu bu dava sebebiyle davacı idarenin sorumlu tutulacağı giderleri madde metninde açık bir şekilde göstermiş, ancak; vekil ile temsil edilen taraflar lehine hükmedilecek olan vekalet ücretinden sorumluluğa ilişkin açık bir düzenleme getirilmemiştir. Maddede geçen “bu Kanunun gerektirdiği diğer giderler” ibaresinin yargılama giderlerinden olan vekalet ücretini de kapsadığının kabulü yasanın lafzına uygun düşmemektedir.
Hukuk yargılamalarında genel ilke, mahkemece davanın kabulüne karar verilmesi halinde yargılama sırasında yapılan giderlerin ve 6100 sayılı HMK’nun 323. maddesinde yargılama giderlerinden sayılan vekalet ücretinin davada haksız çıkan tarafa yükletilmesidir. Ancak; Özel bir kanun olan 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 10. maddesi uyarınca açılan kamulaştırma bedelinin tespiti ve kamulaştırılan taşınmazın idare adına tesciline ilişkin davalar, hem tespit, hem de tescil davası niteliğinde olup bu davalarda esas amaç haklı veya haksız tarafı tespit etmekten ziyade kamulaştırma bedelinin amaca uygun olarak gerçek karşılığının belirlenmesidir. Davanın her iki tarafı da kamulaştırmaya konu taşınmazın gerçek değerinin tespitini istemektedir. Bu bağlamda tarafların ve vekillerinin yargılamadaki faaliyetleri de gerçek kamulaştırma bedelinin belirlenmesine katkı sağlamaktan ibaret olup kendine özgü yapısı olan bu dava türünde haklı veya haksız çıkan taraf yoktur. Mahkemece, tespit edilen bedelin peşin ve nakit olarak mal sahibi adına bir bankaya yatırılması halinde taşınmaz malın idare adına tesciline ve kamulaştırma bedelinin davalı tarafa ödenmesine karar verilir.
T.C. Anayasa Mahkemesinin 2014/7060 başvuru numaralı “….kamulaştırma bedelinin tespiti ve tescili davasında davalı aleyhine vekalet ücretine hükmedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin” bireysel başvuru sonucu verilen 21/09/2016 tarihli kararında özetle; “başvurucunun vekili vasıtasıyla davaya katıldığı ve yargılama sürecine aktif olarak dahil olduğu, başvuruya konu kamulaştırma bedelinin tespiti ve tescil davası sonunda Mahkemenin yargılama giderlerini 2942 sayılı Kanun gereği davacı idareye yüklediği ancak başvurucu ve davacı idarenin vekille temsil edilmeleri, başvurucunun mahkemenin ödenmesine karar verdiğinden daha yüksek bir talepte bulunmuş olması ve idarenin talebe nazaran daha düşük bir bedel ödemesi sebepleriyle karşılıklı vekalet ücretine hükmettiği, bu durumda yargılama sürecinde başvurucu ile davacı idarenin karşılıklı olarak birbirlerine 1.320 TL vekalet ücreti ödenmesine karar verildiği, hükmedilen vekalet ücretlerinin taraflar için oluşturulduğu, başvurucuya da aynı miktarda vekalet ücreti ödendiği gözönünde bulundurulduğunda başvurucu aleyhine hükmedilen vekalet ücretinin somut olayda başvurucunun mahkemeye erişimini engelleyecek nitelikte olmadığına ve bu nedenle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir.
Bu itibarla, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 10. maddesi uyarınca açılan kamulaştırma bedelinin tespiti ve kamulaştırılan taşınmazın idare adına tescili davalarının kendine özgü niteliği, bu davaların amacının haklı ve haksızı tespit etmek olmayıp kamulaştırma bedelinin amaca uygun olarak gerçek karşılığının belirlenmesi olduğu, tarafların ve vekillerinin yargılamadaki faaliyetlerinin de gerçek kamulaştırma bedelinin belirlenmesine katkı sağlamak olduğu, bu kanundan kaynaklanan yargılama giderlerini davacı idareye yükleyen 2942 Sayılı Kanununun 29.maddesinde yargılama giderlerinden olan vekalet ücretine ilişkin açık bir düzenlemenin bulunmadığı, T.C. Anayasa Mahkemesinin bu davalarda idare lehine vekalet ücretine hükmedilmesinin başvurucunun mahkemeye erişimini engelleyecek nitelikte olmadığına ilişkin kararı ve davalı lehine de aynı miktarda vekalet ücretine hükmedildiği gözetilerek, kamulaştırma bedelinin tespitine katılan ve vekil ile temsil edilen her iki taraf için de karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca ayrı ayrı maktu vekalet ücretine hükmeden ilk derece mahkemesi kararının bu yönüyle de yerinde olduğu anlaşıldığından, davalı vekilinin istinaf başvurusunun da 6100 sayılı HMK’nun 353/1-b-1 maddesi uyarınca esastan reddi yerine, ilk derece mahkemesi kararında davacı idare lehine hükmedilen vekalet ücretinin kaldırılması suretiyle yeniden esas hakkında hüküm kurulması, Doğru görülmemiştir…”
gerekçesiyle karar bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesince önceki kararda direnilmiştir.
TEMYİZ EDEN : Davacı TCDD İşletmesi Genel Müdürlüğü vekili
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, Konya ili Selçuklu ilçesi, A1 Mahallesi 1.2.5 ada 1 parsel sayılı taşınmazın kamulaştırma bedelinin tespiti ve TCDD İşletmesi Genel Müdürlüğü adına tescili istemine ilişkindir.
Davacı vekili; davalılara ait taşınmazın Konya Hızlı Tren Gar Projesi kapsamında kamulaştırılacak olması nedeniyle taşınmazın değerinin belirlenmesi için uzlaşma komisyonu kurulduğunu ve mülk sahiplerinin kamulaştırmaya konu taşınmazı pazarlıkla satmak hususunda iradelerini bildirmek ve uzlaşma komisyonu ile pazarlık görüşmeleri yapmak üzere davet edildiklerini, ancak taraflar arasında anlaşma sağlanamadığını, bu nedenle de kamulaştırma işleminin satın alma usulü ile gerçekleşmediğini ileri sürerek dava konusu taşınmazın kamulaştırma bedelinin tespiti ile TCDD İşletmesi Genel Müdürlüğü adına tesciline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı K1 vekili; acele kamulaştırma yoluna gidilebilmesi için yeniden bir tespitin yapılmasının gerektiğini, kamulaştırmaya yönelik yapılan tüm idari işlemlerin eksik olduğunu, yine bahse konu yerde yapılan imar tadilatları için iptal davalarının açıldığını ve derdest olduğunu, bu davaların sonucunun da bekletici mesele yapılmasının uygun olacağını, önerilen bedelin kabul edilemeyeceğini, zira taşınmazın konumu itibariyle çok değerli bir yerde bulunduğunu belirterek öncelikle davanın reddine karar verilmesi; aksi taktirde ise taşınmazın gerçek değerinin belirlenmesi gerektiğini savunmuştur.
Davalılar K2, K3, K4 ve K5 ayrı ayrı; davacı idare tarafından belirlenen bedeli kabul etmelerinin mümkün olmadığını, kamulaştırma bedelinin mahkeme tarafından tespit edilmesini istediklerini beyan etmişlerdir.
Davalı K6’a duruşma gününü bildirir tebligat çıkartılmış olup, davalı duruşmaya gelmemiş; esas hakkında da bir açıklamada bulunmamıştır.
Yerel Mahkemece 25.08.2016 tarihli karar ile; taşınmazın değerinin tespiti amacıyla keşif yapıldığı, keşif sonrasında hazırlanan bilirkişi kurulu raporunda taşınmazın özelliklerinin belirlendiği, söz konusu bilirkişi kurulu raporunun ayrıntılı, denetime açık ve bilimsel verilere uygun olduğu, kamulaştırma kriterlerine uyduğu, bu yönüyle hüküm kurmaya elverişli bulunduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Yerel mahkemece verilen hükme karşı davacı TCDD İşletmesi Genel Müdürlüğü vekili ile davalı K1 vekili tarafından ayrı ayrı istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesince 05.12.2016 tarihli ilk karar ile; davacı idare vekilinin istinaf dilekçesi ile davalı K1 vekilinin istinaf dilekçesi özetlendikten sonra; dava konusu taşınmazın bedelinin belirlenmesinde, tespit edilen bedelin bloke edilerek acele el koyma bedeli düşüldükten sonra bakiye kısmın faizi ile birlikte davalı tarafa ödenmesinde, taşınmazın tapusunun iptali ile davacı idare adına tesciline karar verilmesinde, bu itibarla mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden Kanuna aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla, davacı idare vekili ile davalı
K1 vekilinin yukarıda açıklanan nedenlere ilişkin istinaf başvurularının ayrı ayrı reddine; Davalı K1 vekilinin ileri sürdüğü diğer istinaf sebeplerine gelince; davalı vekili tarafından Kanunun aradığı usulü işlemler yapılmadan davanın açıldığı ileri sürülmüş ise de; davalının idarenin kamulaştırma işlemi ve acele el koyma kararına karşı İdare Mahkemesinde dava açmadığı ve buna dair bir belgeyi ibraz etmediği, Danıştay 6. Dairesi’nin vermiş olduğu kararın parsel bazında acele kamulaştırma yoluyla el koymaya ilişkin işlemin yürütmesinin durdurulmasına yönelik olduğu, 2005 yılında alınan kamu yararı kararı ile Bakanlar Kurulu kararının yürütülmesi isteminin reddine karar verildiği gibi söz konusu kararın iptal edilmediği ve geçerliliğini koruduğu anlaşılmakla, davalı K1 vekilinin bu kısma ilişkin istinaf başvurusunun reddine;
2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 29’uncu maddesi uyarınca yargılama giderlerinden davacı idarenin sorumlu olduğu, yine 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 323’üncü maddesinde yargılama giderlerinin sayıldığı, vekille takip edilen davalarda kanun gereğince takdir olunacak vekâlet ücretinin de yargılama giderlerinden olduğu; her ne kadar Kamulaştırma Kanunu’nun 29’uncu maddesinde açıkça vekâlet ücretinden söz edilmiyor ise de madde metninde yer alan “bu Kanunun gerektirdiği diğer giderler” ifadesinin genel olarak yargılama ile ilgili yapılması gereken tüm giderleri içine aldığı ve vekâlet ücretinin de bu anlamda ödenmesi gereken yargılama gideri niteliğinde olduğunun kabulünün gerektiği; yine HMK’ya ve yerleşik Yargıtay içtihatlarına göre davalının davanın açılmasına kendi davranışıyla sebebiyet vermediği durumda yargılama giderlerini ödemeye mahkûm edilemeyeceği, kamulaştırma bedelinin tespiti davasında taşınmaz malikinin bu dava nedeniyle davalı sıfatını kazanmasının Kanundan kaynaklandığı; davalının, davanın açılmasına neden olacak bir eyleminden ve işleminden söz etmenin mümkün bulunmadığı, bu nedenle davanın niteliği gereği davacı idare lehine vekâlet ücretine hükmedilmesinin doğru olmadığı; ne var ki bu hususun yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediği gerekçesiyle davalı vekilinin bu kısma ilişkin istinaf başvurusunun kabulü ile HMK’nın 353/1-b/2 maddesi gereğince kararın, davanın niteliği ve davanın açılmasına davalıların sebebiyet vermediği dikkate alınarak davacı idare lehine vekâlet ücreti takdirine yer olmadığı şeklinde düzeltilmesine oy birliği ile karar verilmiştir.
Davacı TCDD İşletmesi Genel Müdürlüğü vekili ile davalı Mehmet K.vekilinin ayrı ayrı temyizi üzerine karar Özel Dairece, yukarıda başlık bölümünde gösterilen nedenlerle bozulmuştur.
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesince 21.03.2018 tarihli ikinci karar ile; Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre yargı harçları, keşif, bilirkişi ücretleri, tebligat giderleri vs. tüm yargılama giderlerinin davacı idareden tahsil edildiği, dolayısıyla bu kısımdan sadece yargılama giderlerinden olan vekâlet ücretinin ayrık tutulmasının kabul edilemez nitelikte bulunduğu; Özel Daire bozma kararında Anayasa Mahkemesi’nin 2014/7060 başvuru numaralı kararına dayanılmış ise de, bu kararda davalı tapu malikinin kamulaştırma bedelinin tespiti ve tescili davasında aleyhine vekâlet ücretine hükmedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin bireysel başvuruda bulunduğu, yapılan inceleme sonucunda başvurucu aleyhine hükmedilen vekâlet ücretinin başvurucunun mahkemeye erişimini engelleyecek nitelikte olmadığına ve bu nedenle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez bulunduğuna hükmedildiği; oysa asıl olanın davalı aleyhine hükmedilen vekâlet ücretinin mülkiyet hakkının ihlaline yönelik olduğu ve İstinaf Dairesinin kabulünün de bu yönde bulunduğu; T.C. Anayasası’nın 35’inci maddesinin 1’inci fıkrasında mülkiyet hakkının güvenceye bağlandığı, 2’nci fıkrasında ise, mülkiyet hakkına ancak kamu yararı nedeniyle ve Kanunla sınırlama getirilebileceğinin belirtildiği; Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine Ek 1 Nolu Protokol’ün 1’inci maddesinde her gerçek ve tüzel kişinin, mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkının bulunduğunun ve ancak kamu yararı nedeniyle Kanunda öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabileceğinin ifade edildiği; eldeki davada kamulaştırma işleminin söz konusu olduğu ve bu hususun Anayasa’nın 46’ncı maddesinde düzenlendiği; bununla birlikte Anayasa’nın 13’üncü maddesinde hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasının ölçütünün gösterildiği; kamulaştırma nedeniyle ödenmesi gereken bedelin mülkiyet hakkına müdahalenin orantılılığıyla ilgili bir mesele olduğu; orantılılığın, müdahaleyle elde edilen kamusal yarar ile kişinin yüklendiği külfet arasında adil bir denge kurulmasını gerektirdiği, malikin mülkiyet hakkına yapılan müdahalede kamunun elde edeceği yarar ile kişinin yükleneceği külfet arasındaki adil dengenin ancak kişiye taşınmazın gerçek bedelinin ödenmesi suretiyle sağlanabileceği; Anayasa Mahkemesi’nin ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin bir çok kararında mülkiyet hakkının ihlali hâlinde kişiye taşınmazının tam ve gerçek bedelinin ödenmesi gerektiğinin kabul edildiği; ayrıca hâlen Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin önünde ülke aleyhine kamulaştırma bedelinin tespiti ve taşınmazın idare adına tescili davalarında kamulaştırma yapan davacı idare lehine vekâlet ücretine hükmedilmesine yönelik onlarca başvurunun yer aldığı, bu başvurulardan 12055/17 numaralı Musa Tarhan başvurusunda Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’nden görüş istenildiği ve başvurunun henüz sonuçlanmadığı; bu itibarla davacı idare lehine vekâlet ücretine hükmedilmemesi gerektiği yönünde verilen kararın yerinde olduğu belirtilerek oy birliği ile direnme kararı verilmiştir.
Direnme kararı davacı TCDD İşletmesi Genel Müdürlüğü vekili tarafından temyize getirilmiştir.
Hukuk Genel Kurulunca 27.09.2018 tarihli karar ile; kurulan kısa kararda yalnızca “bozma kararına karşı direnilmesine” şeklinde hüküm oluşturulduğu, dolayısıyla usulün aradığı niteliklere haiz kısa karar kurulmadığı belirtilerek Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi’nin direnme kararının usulüne uygun kısa karar ve buna uygun gerekçeli karar oluşturulması gerektiği gerekçesiyle bozulmasına oy birliği ile karar verilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu tarafından verilen karar ile birlikte dosya Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi’ne gönderilmiş olup, Dairece Hukuk Genel Kurulu’nun bozma kararına uyulmuş ve usulüne uygun kısa karar ile gerekçeli karar oluşturulduktan sonra 26.12.2018 tarihli üçüncü (direnme) karar ile; halen Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin önünde ülke aleyhine kamulaştırma bedelinin tespiti ve taşınmazın idare adına tescili davalarında kamulaştırmayı yapan davacı idare lehine vekâlet ücretine hükmedilmesi konusunda yapılan birçok başvurunun bulunduğu, bu başvurular içerisinde yer alan 23.10.2018 tarihli ve 12055/17 numaralı Musa Tarhan/Türkiye başvurusunda kamulaştırma davalarında mülk sahibi aleyhine vekâlet ücretine hükmedilmesinin mülkiyet hakkının ihlali niteliğinde olduğuna yönelik karar verildiği; dolayısıyla davacı idare lehine vekâlet ücretine hükmedilmemesi gerektiği yönündeki İstinaf Dairesi kararının yerinde olduğu, aksi durumun davalı tarafın vekâlet ücreti miktarı kadar eksik kamulaştırma bedeli almasına neden olacağı ve T.C. Anayasası’nın 46’ncı maddesinde düzenlenen “gerçek karşılığın ödenmesi” ilkesinin ihlali sonucunu doğuracağı belirtilerek ve önceki karardaki gerekçeler tekrar edilerek direnme kararı verilmiştir.
Direnme kararı davacı TCDD İşletmesi Genel Müdürlüğü vekili tarafından temyize getirilmiştir.
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 29’uncu maddesinde yer alan “bu Kanunun gerektirdiği diğer giderler” ibaresinin, yargılama giderlerinden olan vekâlet ücretini de kapsayıp kapsamadığı; burada varılacak sonuca göre davacı TCDD İşletmesi Genel Müdürlüğü lehine vekâlet ücretine hükmedilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında işin esasının incelenmesinden önce yerel mahkemenin davanın kabulüne (194.902,35TL) dair kararının Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi tarafından diğer istinaf sebeplerinin reddine karar verildikten sonra davanın niteliği ve davanın açılmasına davalıların sebebiyet vermediği dikkate alınarak davacı idare lehine maktu vekâlet ücreti takdirine yer olmadığı gerekçesiyle düzeltilerek kabul edildiği; düzeltilen bu kararın temyizi üzerine Özel Dairece başvurunun bedel yönünden reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı ifade edildikten sonra davacı idare lehine maktu vekâlet ücreti verilmesi gerektiği belirtilmek suretiyle istinaf kararının bozulduğu; bozma kararına karşı İstinaf Dairesi tarafından direnme kararı verildiği ve direnme kararının davacı idare vekili tarafından temyiz edildiği anlaşılmakla, miktar itibariyle bu talebin kesinlik (karar tarihi itibariyle temyiz sınırı: 47.530,00TL) sınırının altında kalıp kalmadığı hususu ön sorun olarak tartışılmış ve ferî nitelikte olan vekâlet ücretinin asıl alacağa bağlı olduğu, asıl alacağın miktarı göz önüne alındığında kesinlikten söz etme imkânının bulunmadığı belirtilerek ön sorunun bulunmadığına oy çokluğu ile karar verilmiş ve işin esasının incelenmesine geçilmiştir.
Uyuşmazlığın çözümü açısından öncelikle “yargılama giderleri” ve “vekâlet ücreti” kavramlarıyla ilgili yasal düzenlemelerin irdelenmesinde yarar vardır. Bir davanın açılmasından sonuçlanmasına kadar (bir dava sebebiyle) ödenen paraların tümüne yargılama giderleri denir (Kuru, B./Arslan, R./Yılmaz, E.:Medeni Usul Hukuku, Ankara, 2011, s.729). Diğer bir anlatımla yargılama giderleri, genel olarak bir yargısal koruma faaliyetinin yürütülebilmesi için ödenmesi gereken ve bu sebeple ortaya çıkan giderlerdir (Pekcanıtez, H.:Medeni Usul Hukuku, Cilt III, 15. Baskı, İstanbul, 2017, s.2385). Yargılama giderlerinin kapsamı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 323’üncü (1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu m.423) maddesinde açıklanmıştır.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Yargılama giderlerinin kapsamı” başlıklı 323’üncü maddesi;
“(1) Yargılama giderleri şunlardır:
a) Celse, karar ve ilam harçları.
b) Dava nedeniyle yapılan tebliğ ve posta giderleri.
c) Dosya ve sair evrak giderleri.
ç) Geçici hukuki koruma tedbirleri ve protesto, ihbar, ihtarname ve vekâletname düzenlenmesine ilişkin giderler.
d) Keşif giderleri.
e) Tanık ile bilirkişiye ödenen ücret ve giderler.
f) Resmî dairelerden alınan belgeler için ödenen harç, vergi, ücret ve sair giderler.
g) Vekil ile takip edilmeyen davalarda tarafların hazır bulundukları günlere ait gündelik, seyahat ve konaklama giderlerine karşılık hâkimin takdir edeceği miktar; vekili bulunduğu hâlde mahkemece bizzat dinlenmek, isticvap olunmak veya yemin etmek üzere çağrılan taraf için takdir edilecek gündelik, yol ve konaklama giderleri.
ğ) Vekille takip edilen davalarda kanun gereğince takdir olunacak vekâlet ücreti.
h) Yargılama sırasında yapılan diğer giderler. düzenlemesine yer vermiştir.
Görüldüğü üzere, HMK’nın bu maddesi ile yargılama giderleri tek tek sayılmıştır.
6100 sayılı HMK’nın “Yargılama giderlerinden sorumluluk” başlıklı 326’ncı maddesi ise;
“(1)Kanunda yazılı hâller dışında, yargılama giderlerinin, aleyhine hüküm verilen taraftan alınmasına karar verilir.
(2) Davada iki taraftan her biri kısmen haklı çıkarsa, mahkeme, yargılama giderlerini tarafların haklılık oranına göre paylaştırır.
(3) Aleyhine hüküm verilenler birden fazla ise mahkeme yargılama giderlerini, bunlar arasında paylaştırabileceği gibi, müteselsilen sorumlu tutulmalarına da karar verebilir” hükmünü içermektedir.
Yukarıda belirtilen düzenleme uyarınca, yargılama giderleri kural olarak, davada haksız çıkan yani aleyhine hüküm verilen tarafa yükletilir (HMK m.326, HUMK m.417).
Davada haksız çıkan tarafa yükletilecek olan yargılama giderleri, hem davayı kazanan tarafın daha önce avans olarak ödediği (m.114,1/g; 120; 324,1) hem de Devlet Hazinesince peşin olarak ödenen giderlerdir. Bundan başka, davayı kazanan taraf davasını bir vekil vasıtasıyla takip etmiş ise, haksız çıkan (davayı kaybeden) taraf yargılama gideri olarak vekâlet ücretine de mahkûm edilir. Davada her iki taraf da kısmen haklı (dolayısıyla kısmen haksız) çıkarsa, mahkeme, yargılama harç ve giderlerini, haklı çıkma nispetine (oranına) göre taraflar arasında paylaştırır (m.326,2) (Kuru/Arslan/Yılmaz, s.733).
29.05.1957 tarihli ve 1957/4 E., 1957/16 K. sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında da açıklandığı üzere, yargılama giderleri hakkında karar verilmesi için tarafların dilekçe veya savunmalarında yargılama giderlerinin karşı tarafa yükletilmesini talep etmelerine gerek yoktur. Mahkeme, istem olmasa bile yargılama giderlerine, her iki taraf için olmak üzere, kendiliğinden (resen) hükmetmeli ve hangi tarafın yargılama giderlerini ödemekle yükümlü olacağını kararında açıkça göstermelidir.
Yeri gelmişken belirtilmelidir ki, vekâlet ücreti de bir yargılama gideridir (HUMK m. 423/6, HMK m. 323/ğ). Vekâlet ücreti, davada haklı çıkan tarafın davasını vekille takip etmesi durumunda, diğer yargılama giderleri dışında, lehine hükmedilen bir tutardır. Bu ücret, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesaplanır ve yargılama giderleri kapsamındadır (Görgün,Ş.,L./Bönü, L./Toraman, B./Kodakoğlu, M.:Medeni Usul Hukuku, 7. Baskı, Ankara, 2018, s.640).
Davada haklı çıkan tarafın peşin olarak ödediği diğer yargılama giderleri (m.324) gibi, vekâlet ücretinin de haksız çıkan taraftan alınarak haklı çıkan tarafa verilmesi asıl olmakla birlikte, yargılama harç ve giderlerinin davada haksız çıkan tarafa yükletilmesine ilişkin bu ana kuralın bazı istisnaları bulunmaktadır.
Davanın açılmasına kendi hâl ve davranışıyla sebep olmayan ve yargılamanın ilk duruşmasında da davacının talep sonucunu kabul eden davalı yargılama giderlerini ödemeye mahkûm edilemeyeceği gibi, davanın gereksiz yere uzamasına veya gereksiz yere gider yapılmasına sebep olan taraf, davada haklı çıkıp lehine karar verilse dahi karar ve ilâm harcı dışında kalan yargılama giderlerinin tamamını ya da bir kısmını ödemeye mahkûm edilir.
Yine 6100 sayılı HMK’nın 101, 182, 213, 253 ve 269’uncu maddelerinde de davada haksız çıkılmış olup olmadığına bakılmaksızın yargılama giderlerinin taraflardan birisine yükletildiği özel durumlar yer almaktadır.
Yargılama giderlerinden sorumluluğun temeli, dava açmakta veya savunma yapmakta kusurlu olmak değil, dava sonunda haksız çıkmaktır (Görgün/Bönü/Toraman/Kodakoğlu, s.633). Davalının, dava açılmasına sebebiyet vermediği hâllerde davayı kaybetmesi hâlinde yargılama giderlerinden sorumlu tutulması mümkün değildir (Görgün/Bönü/Toraman/Kodakoğlu, s.634).
Davalının, dava açılmasına sebep olmadığı bu hâllerden birisi kamulaştırma bedelinin tespiti ve taşınmazın idare adına tescili ya da terkini davasıdır.
Kamulaştırma; devlet veya kamu tüzel kişilerince kamu yararının gerektirdiği hâllerde, karşılığı peşin ödenmek şartıyla, özel mülkiyette bulunan taşınmaz malların tamamı veya bir kısmına el konulması veya üzerinde irtifak hakkı tesis edilmesi işlemi olarak tanımlanabilir.
Kamulaştırma işlemi mal sahibinin rızasıyla veya mal sahibinin rızası olmadığı koşullarda mahkeme kararı ile yapılır.
Kamulaştırmanın amacı ve kapsamı 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 1’inci maddesinde belirtilmiş, bir taşınmazın kamulaştırılabilmesi için gerçek ve özel hukuk tüzel kişisinin mülkiyetinde bulunması gerektiğine vurgu yapılmıştır.
İdarenin tapuya kayıtlı olan bir taşınmazı kamu yararı kapsamında kamulaştırabilmesi için öncelikle Kamulaştırma Kanunu’nun 8’inci maddesi uyarınca satın alma usulünü denemesi, anlaşma ile satın alma usulünün
gerçekleştirilememesi hâlinde ise aynı Kanunun 10’uncu maddesinde belirtildiği gibi taşınmaz sahibini hasım göstermek suretiyle kamulaştırılan taşınmaz malın bedelinin tespiti ile bu bedelin ödenmesi karşılığında taşınmazın davalı üzerindeki tapusunun iptali ve idare adına tescili veya terkini davası açmak durumundadır.
Kamulaştırma bedelinin tespiti davası adından da anlaşılacağı üzere nitelik itibariyle tespit davasıdır. Ortada bir çekişme konusu bulunmadığından haklı ya da haksız çıkan bir taraftan söz etme imkânı da bulunmamaktadır.
Diğer bir anlatımla, kamulaştırma bedelinin tespiti ve tescil davasında davalı sıfatı Kanundan kaynaklanmaktadır. Dolayısıyla bu tür davalar niteliği itibariyle davalının kusurunun bulunmadığı, yani davalının, davanın açılmasına neden olacak bir eyleminden ve işleminden söz etmenin mümkün olmadığı davalardır. Davalının kusurunun bulunmadığı bu davada tescile karar verilmesi yanında bedelin tespiti yönünde de hüküm kurulduğundan, kamulaştırma işlemini yapan idare lehine vekâlet ücretinin ödenip ödenmeyeceği konusunun da açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.
Uygulamada kamulaştırma bedelinin tespiti ve tescil davalarında her iki tarafın vekil ile temsil edildiği durumlarda taraf vekillerinin emek ve sermaye harcadığı düşünülerek taraflar lehine maktu vekâlet ücreti
verilmesi gerektiği yönünde kararlar bulunmakla birlikte, davanın açılmasına davalı tarafın neden olmadığı dolayısıyla haksız çıkma durumunun bulunmadığı bu tür davalarda davalı aleyhine ve davacı idare lehine maktu vekâlet ücretine hükmedilmesinin doğru olmadığına vurgu yapan kararlar da yer almaktadır. Ancak bu konuda açık ve net bir düzenleme bulunmamaktadır.
2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun “Giderlerin ödenmesi” başlıklı 29’uncu maddesi; “10 uncu madde uyarınca mahkeme heyetinin harcırahları, 15 inci madde uyarınca mahkemece oluşturulan bilirkişilerin ve keşifte dinlenilen muhtarın mahkemece takdir edilecek ücretleri ile, tapu harçları ve bu Kanunun gerektirdiği diğer giderler kamulaştırmayı yapan idarece ödenir.” düzenlemesine yer verilmiştir.
Kanunun bu maddesinden de anlaşılacağı üzere; kamulaştırmayı yapan idare 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 29’uncu maddesinde sayılan giderleri bizzat öder. Kanunda bahsi geçen “ bu Kanunun gerektirdiği diğer giderler” ifadesi ise genel olarak yargılama ile ilgili yapılması gereken tüm giderleri içine alır. Buna göre, vekâlet ücreti de bu anlamda ödenmesi gereken yargılama gideri niteliğindedir ve yargılama giderlerinden davacı idare sorumludur.
Dolayısıyla Yargıtay’ın yerleşik içtihatları gereğince yargı harçları, keşif, bilirkişi ücretleri, tebligat giderleri vs. tüm yargılama giderleri davacı idareden tahsil edilmekte olup, davacı idareden tahsil edilen bu giderlerin yanında yargılama giderlerinden olan vekâlet ücretinin ayrı tutulması mümkün değildir.
Bunun yanında 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 46’ncı maddesi ile İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’ye Ek 1 Nolu Protokol’ün 1’inci maddesi gereğince de taşınmazın gerçek bedeline hükmedilmesi gerektiği, aksi takdirde davalının, kamulaştırma işlemini gerçekleştiren idarenin avukatlık ücretini ödemeye mahkûm edilmesinin davalıya aşırı bir külfet yükleyeceği ve kamu yararı ile bireyin hakları arasındaki adil dengeyi bozacağı unutulmamalıdır.
Ayrıca, vekâlet ücreti hususunda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne yapılan başvurular da bulunmaktadır. Konuya ilişkin olarak yapılan bir başvuruda uyuşmazlığın kaynağının kamulaştırma olduğu, davanın açılmasında başvurucunun sorumluluğunun bulunmadığı, bu itibarla kamulaştırma davasında mülk sahibi aleyhine vekâlet ücretine hükmedilmesinin mülkiyet hakkının ihlali sonucunu doğuracağı kabul etmiştir (Musa Tarhan/Türkiye kararı, başvuru no: 12055/17, 23.10.2018).
Tüm bu açıklamalar ve yasal düzenlemeler ışığında somut olay incelendiğinde; Hızlı Tren Gar Projesi kapsamında davalıya ait taşınmazın kamulaştırılması amacıyla davacı TCDD Genel Müdürlüğü tarafından kamulaştırma bedelinin tespiti ve tescili davasının açıldığı, yapılan yargılama neticesinde yerel mahkemece taşınmazın bedeline hükmedildiği ve davacı idare lehine tescil kararı verildiği anlaşılmaktadır.
Görüldüğü üzere eldeki davanın temeli kamulaştırma işlemi olup, daha önce de ifade edildiği gibi taşınmaz malikinin davalı sıfatını kazanması doğrudan Kanundan kaynaklanmaktadır. Dolayısıyla davanın açılmasında taşınmaz maliki olan davalının bir kusuru bulunmayıp, davalının, davacı idareyi dava açmaya zorlama gibi bir durumu da söz konusu değildir.
Öte yandan, davalı tarafa davacı idare lehine vekâlet ücreti ödeme yükümlülüğünün getirilmesi durumunda mülkiyet hakkına sahip olan taşınmaz malikinin hem taşınmazı elinden alınmış olacak hem de vekâlet ücreti miktarı kadar eksik kamulaştırma bedeli alacaktır. Bu durum ise T.C. Anayasası’nın 46’ncı maddesinde düzenlenen “gerçek karşılığın ödenmesi” ilkesinin ihlali sonucunu doğuracaktır.
Hâl böyle olunca Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesinin davacı idare lehine vekâlet ücretine hükmedilemeyeceği yönünde verdiği direnme kararı yerindedir.
Açıklanan nedenlerle direnme kararı onanmalıdır.
SONUÇ : Davacı TCDD İşletmesi Genel Müdürlüğü vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının yukarıda açıklanan nedenlerle ONANMASINA, gerekli temyiz ilam harcı peşin alındığından başka harç alınmasına yer olmadığına, dosyanın ilk derece mahkemesine, kararın bir örneğinin ise Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesine gönderilmesine, karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 14.05.2019 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.
KARŞI OY
Dava konusu taşınmazın kamulaştırma bedelinin tespiti ve TCDD İşletmesi Genel Müdürlüğü adına tescili istemiyle açılan davada mahkemece, davanın kabulüne (194.902,35TL) karar verilmiş, verilen bu karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesince diğer istinaf sebeplerinin reddine karar verildikten sonra Kamulaştırma Kanunu’nun 29. maddesinde açıkça vekâlet ücretinden söz edilmiyor ise de madde metninde yer alan “bu Kanunun gerektirdiği diğer giderler” ifadesinin genel olarak yargılama ile ilgili yapılması gereken tüm giderleri içine aldığı ve vekâlet ücretinin de bu anlamda ödenmesi gereken yargılama gideri niteliğinde olduğunun kabulünün gerektiği; yine Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na (HMK) ve yerleşik Yargıtayiçtihatlarına göre davalının davanın açılmasına kendi davranışıyla sebebiyet vermediği durumda yargılama giderlerini ödemeye mahkûm edilemeyeceği, kamulaştırma bedelinin tespiti davasında taşınmaz malikinin bu dava nedeniyle davalı sıfatını kazanmasının Kanundan kaynaklandığı; davalının, davanın açılmasına neden olacak bir eyleminden ve işleminden söz etmenin mümkün bulunmadığı, bu nedenle davanın niteliği gereği davacı idare lehine vekâlet ücretine hükmedilmesinin doğru olmadığı gerekçesiyle bu kısma ilişkin istinaf başvurusunun kabulü ile mahkeme kararının davacı idare lehine vekâlet ücreti takdirine yer olmadığı şeklinde düzeltilmesine hükmedildiği; verilen karar Yargıtay 5. Hukuk Dairesi tarafından, sair temyiz itirazlarının reddine karar verildikten sonra, her iki taraf lehine de maktu vekâlet ücreti verilmesi gerektiği belirtilerek bozulmuş; Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesince tüm yargılama giderlerinin davacı idareden tahsil edildiği, dolayısıyla bu kısımdan sadece yargılama giderlerinden olan vekâlet ücretinin ayrık tutulmasının kabul edilemez nitelikte bulunduğu; dolayısıyla davacı idare lehine maktu vekâlet ücretine hükmedilemeyeceği belirtilerek direnme kararı verilmiştir.
Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında işin esasının incelenmesinden önce direnme kararına konu miktarın kesinlik sınırının altında kalıp kalmadığı hususu ön sorun olarak tartışılıp değerlendirilmiştir.
Bilindiği üzere, Bölge Adliye Mahkemeleri 20 Temmuz 2016 tarihinde faaliyete geçmiş olup, bu tarihten itibaren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK)’nun istinaf ve temyiz hükümleri uygulanmaya başlanmıştır.
6100 sayılı HMK’nın istinaf yoluna başvurulabilen kararları düzenleyen 341. maddesi;
“(1) İlk derece mahkemelerinden verilen nihai kararlar ile ihtiyati tedbir, ihtiyati haciz taleplerinin reddi ve bu taleplerin kabulü hâlinde, itiraz üzerine verilecek kararlara karşı istinaf yoluna başvurulabilir.
(2) Miktar veya değeri üç bin Türk Lirasını geçmeyen malvarlığı davalarına ilişkin kararlar kesindir. (Ek cümle: 24/11/2016-6763/41 md.) Ancak manevi tazminat davalarında verilen kararlara karşı, miktar veya değere bakılmaksızın istinaf yoluna başvurulabilir.
(3) Alacağın bir kısmının dava edilmiş olması durumunda üç bin Türk Liralık kesinlik sınırı alacağın tamamına göre belirlenir.
(4) Alacağın tamamının dava edilmiş olması durumunda, kararda asıl talebinin kabul edilmeyen bölümü üç bin Türk Lirasını geçmeyen taraf, istinaf yoluna başvuramaz.
(5) İlk derece mahkemelerinin diğer kanunlarda temyiz edilebileceği veya haklarında Yargıtaya başvurulabileceği belirtilmiş olup da bölge adliye mahkemelerinin görev alanına giren dava ve işlere ilişkin nihai kararlarına karşı, bölge adliye mahkemelerine başvurulabilir.”
düzenlemesini içermektedir.
İlk derece mahkemeleri tarafından verilen ve miktar veya değeri 3.000 (yeniden değerleme oranlarına göre hesaplandığında 2018 yılı için 3.560) Türk Lirasını geçmeyen mal varlığına ilişkin davalardaki kararlar kesindir.
Aynı Kanun’un temyiz edilemeyen kararları düzenleyen 362. maddesinde;
“(1) Bölge adliye mahkemelerinin aşağıdaki kararları hakkında temyiz yoluna başvurulamaz:
a) Miktar veya değeri kırk bin Türk Lirasını (bu tutar dâhil) geçmeyen davalara ilişkin kararlar…” şeklinde bir düzenlemeye yer verilmiştir.
Yukarıda belirtildiği üzere miktar veya değeri kırk bin Türk Lirasını (bu tutar dâhil) geçmeyen davalara ilişkin kararlar temyiz edilemez.
HMK’nın Ek Madde 1 hükmüne göre de, 362. maddedeki parasal sınırların, her takvim yılı başından geçerli olmak üzere, Maliye Bakanlığınca her yıl tespit ve ilan edilen yeniden değerleme oranında artırılması suretiyle uygulanacağı belirtilmiştir. Bu hükümlere göre hesaplama yapıldığında 2018 yılı için temyiz kesinlik sınırı 47.530,00TL’dir.
HMK’nın 366. maddesinin yollaması ile temyiz yolunda da uygulanan 346. maddesi uyarınca, temyiz dilekçesi kesin olan bir karara ilişkin olursa, kararı veren mahkeme temyiz dilekçesinin reddine karar verir. Ancak bu hükme rağmen temyiz edilen karar kesin olduğu hâlde bu konuda inceleme yapılıp karar verilmeksizin dosya temyiz incelemesi için gönderilmiş olur ise, 01.06.1990 tarihli ve 1989/3 E., 1990/4 K. sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı gereğince dosyanın mahalline çevrilmesine gerek olmaksızın temyiz talebinin reddine karar verilebilir. Bu İçtihadı Birleştirme Kararı HUMK hükümleri nedeniyle verilmiş olsa da HMK’daki benzer düzenlemeler de aynı yorum ve sonucu doğurduğu için HMK hükümlerine göre temyiz yönünden de uygulanması gerekir.
Somut olayda 194.902,35TL üzerinden verilen kabul kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi tarafından diğer istinaf sebeplerinin reddine karar verildikten sonra davacı idare lehine maktu vekâlet ücreti takdirine yer olmadığı gerekçesiyle 1.800,00TL yönünden yerel mahkeme hükmünün düzeltildiği; düzeltilen bu kararın temyizi üzerine Özel Dairece istinaf başvurusunun bedel yönünden reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı belirtildikten sonra davacı idare lehine maktu vekâlet ücreti verilmesi gerektiği belirtilmek suretiyle istinaf kararının bozulduğu, bozma kararına karşı İstinaf Dairesi tarafından direnme kararı verildiği ve direnme kararının davacı idare vekili tarafından verilmeyen maktu vekâlet ücreti yönünden temyiz edildiği görülmektedir.
Bu durumda temyiz konusu miktarın 2018 yılı itibarıyla temyiz kesinlik sınırı olan 47.530,00TL’nin altında kaldığı anlaşılmakla, anılan karara karşı temyiz yoluna başvurulması miktar itibariyle mümkün olmayıp, davacı idarenin temyiz isteminin miktar itibarıyla reddine karar vermek gerekmektedir.
Tüm bu nedenlerle direnme konusu uyuşmazlığın kesinlik sınırı içerisinde kalmadığı, bu nedenle de işin esasının incelenmesi gerektiği yönündeki Sayın Çoğunluk görüşüne katılamıyorum.

Genel

Kamulaştırma Davalarında İrtifak Bedelinin Belirlenmesi Yöntemi

YARGITAY 5. HUKUK DAİRESİ
E. 2019/1973
K. 2019/13623
T. 4.7.2019
DAVA : Taraflar arasındaki kamulaştırmasız el atılarak üzerine pilon dikilip enerji nakil hattı geçirilen taşınmazın, pilon yeri bedeli ile irtifak hakkı karşılığının tahsili davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Davanın kabulüne dair verilen yukarıda gün ve sayıları yazılı hükmün Yargıtay’ca incelenmesi, davalı idare vekilince verilen dilekçeyle istenilmiş olmakla, dosyadaki belgeler okunup uyuşmazlık anlaşıldıktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : Mahkemece uyulan bozma kararı gereğince inceleme ve işlem yapılarak hüküm kurulmuş, karar davalı idare vekilince temyiz edilmiştir.

Mahkemece bozma ilamına uyulmuş ise de bozma gerekleri tam olarak yerine getirilmemiştir. Şöyle ki;

1-)2942 Sayılı Kamulaştırma Kanununun 11/son maddesi uyarınca irtifak hakkı karşılıkları bu hak nedeniyle taşınmazın tamamında meydana gelecek değer kaybıdır. Bu itibarla dava konusu 1743 parsel numaralı taşınmazın irtifak hakkı kurulmasından önceki tüm değerinin tesbit edilmesi ve bundan sonra enerji nakil hattı nedeniyle taşınmazın tamamında meydana gelecek değer düşüklüğü oranının belirlenmesi ve bu oranla taşınmazın tüm değerinin çarpılması sonucu irtifak hakkı karşılığının hesaplanması gerekir. Bilirkişi kurullarınca bu usule uygun bir inceleme ve işlem yapılmadan, sekiz kez, bir kısmı birbirleriyle çelişkili ayrı ayrı rapor düzenlenmiş, mahkemece asıl ve ek raporlar hüküm kurmaya elverişli denildikten sonra hangi rapora itibar edildiği belirtilmeden, üstelik aynı taşınmazın paydaşları tarafından aynı idareye karşı açılan …4. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2017/250 Esas, 2018/170 Karar sayılı dosyanın dairemiz denetiminden geçerek onandığı gözetilmeden-bozma öncesi hükme esas alınan rapordaki bedele hükmedilmesi,

2-)Dava konusu taşınmazların tapu kayıtlarından; TEK lehine irtifak hakkı tescil edildiği anlaşılmakla, ilgili kurumlardan buna ilişkin kayıt ve belgeler getirtilip, gerekiyorsa enerji nakil hattının alanı, izdüşümü ve güzergahının tespiti için fen bilirkişi marifetiyle yeniden keşif yapıldıktan sonra, kök 1011 parselden ifrazla oluşan dava konusu taşınmazların hangisine bu enerji nakil hattıın fiilen isabet ettiği tespit edilerek ilgili taşınmaz/taşınmazların üzerinde irtifak hakkı tesis edilmesi nedeniyle oluşacak değer düşüklüğünün hesaplamada dikkate alınması için bilirkişi kurulundan ek rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile hüküm kurulması,

3-)Dava konusu taşınmazların tapu kayıtlarının beyanlar hanesinde …Vakfı veya SBV şerhi bulunduğu anlaşıldığından, vakıf türünün ve taviz bedeline tabi olup olmadığının, Vakıflar Genel Müdürlüğünden sorulması gerektiğinin düşünülmemesi,

4-)Dava konusu 1743 parsel üzerinden geçen enerji nakil hatlarının her birinin toplam alanı üzerinde davacılar murisinden davacılara intikal edecek pay oranında davacı idare lehine irtifak hakkı tesciline ve …ait 1724, 1725, 1726, 1727, 1728, 1729, 1730, 1731, 1732, 1733 parsellerde davacılar murisinden davacılara intikal edecek payların iptali ile davacı idare adına tesciline karar vermekle yetinilmesi gerekirken infazı zorlaştıracak şekilde davacılar payına düşecek m2 değerlerinin tapusunun iptaline karar verilmesi,

Doğru görülmemiştir.

SONUÇ : Davalı idare vekilinin temyiz itirazları yerinde olduğundan hükmün açıklanan nedenlerle H.U.M.K.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istenildiğinde iadesine ve temyize başvurma harcının Hazineye irad kaydedilmesine, 04/07/2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Genel

Kamulaştırılan Taşınmaz Arazi ise Taşınmazın Değeri Gelir Metoduna Tespit Edilir

YARGITAY 5. HUKUK DAİRESİ
E. 2019/725
K. 2019/13615
T. 4.7.2019
DAVA : Taraflar arasındaki 4650 Sayılı Kanunla değişik 2942 Sayılı Kamulaştırma Kanununun 10. maddesine dayanan kamulaştırma konusu pilon yeri ile irtifak hakkı karşılığının tespiti davasının kabulüne dair verilen yukarıda gün ve sayıları yazılı hükmün Yargıtay’ca ONANMASI hakkında Daireden çıkan kararı kapsayan 06/11/2018 gün ve 2017/9962 Esas – 2017/19345 Karar sayılı ilama karşı davacı idare vekilince verilen dilekçeyle karar düzeltilmesi istenilmiş olmakla, dosyadaki belgeler okunup gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR : 4650 Sayılı Kanunla değişik 2942 Sayılı Kamulaştırma Kanununun 10. maddesine dayanan kamulaştırma konusu pilon yeri ile irtifak hakkı karşılığının tespiti istemine ilişkin davada mahkemece davanın kabul kararı davacı idare vekilinin temyizi üzerine onanmış; bu ilama karşı, davacı idare vekilince karar düzeltme isteminde bulunulmuştur.

1-)Davacı idare vekilince dosyaya sunulan tapu kayıtlarına göre dava konusu taşınmazın 15.02.2017 tarih ve 645 yevmiye numarası ile … Ticaret Ltd şirketine satılarak tapuya tescil edildiği iddia edildiğinden;

Kamulaştırma Kanununun 14/5.maddesi; “İdare tarafından bu kanun hükümlerine göre tespit olunan malike ve zilyede karşı açılan davaların görülmesi sırasında, taşınmaz malın gerçek malikinin başka bir şahıs olduğu anlaşıldığı takdirde, davaya bu gerçek malik dahil edilmek suretiyle devam olunur.” hükmünü içermekte olup, dava konusu taşınmazın en son halini gösterir tapu kaydı getirtilerek, dava konusu taşınmaz maliğin değiştiğinin anlaşılması halinde, yeni maliği davaya dahil ettirilip taraf teşkili sağlandıktan sonra karar verilmesi gerektiği gibi,

2-)Davacı idare tarafından hazırlanan değişiklik beyanamesi ve krokisi ile dosya içindeki fen bilirkişisi raporunda dava konusu taşınmazın koordinatları farklı olup, idarece 10612,26 metrekarelik irtifak hakkı tescili gerektiği bildirildiğinden,fen bilirkişisinden bu hususta ek rapor alınıp,irtifak hakkı tesisi gereken alan kesin olarak tespit edilip sonucuna göre karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile hüküm kurulduğu,

Bu kez yapılan incelemede anlaşılmakla, bu nedenle davacı idare vekilinin karar düzeltme isteminin kabulu ile 06.11.2018 gün ve 2017/9962-2018/19345 Sayılı onama ilamının kaldırilmasına karar verildikten sonra yapılan incelemede;

Dava; 4650 Sayılı Kanunla değişik 2942 Sayılı Kanun’un 10maddesine dayanan kamulaştırma konusu pilon yeri bedeli ile irtifak hakkı karşılığının tespiti ile bu hakkın idare adına tescili istemine ilişkindir.

Mahkemece davanın kabulune karar verilmiş; hüküm, davacı idare vekilince temyiz edilmiştir.

Dava konusu arazi niteliğindeki Belevi köyü 3102 (228 ada 30) parsel sayılı taşınmaza gelir metoduna göre değer biçilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.Ancak;

1-)Davacı idare vekilince dosyaya sunulan tapu kayıtlarına göre dava konusu taşınmazın 15.02.2017 tarih ve 645 yevmiye numarası ile … Ticaret Ltd şirketine satılarak tapuya tescil edildiği iddia edilmektedir. Buna göre;

Kamulaştırma Kanununun 14/5.maddesinde “İdare tarafından bu kanun hükümlerine göre tespit olunan malike ve zilyede karşı açılan davaların görülmesi sırasında, taşınmaz malın gerçek malikinin başka bir şahıs olduğu anlaşıldığı takdirde, davaya bu gerçek malik dahil edilmek suretiyle devam olunur.” hükmünü içermekte olup, taşınmazın en son halini gösterir tapu kaydı getirtilerek, maliğinin değiştiğinin anlaşılması halinde, yeni malik davaya dahil ettirilip, taraf teşkili sağlandıktan sonra karar verilmesi gerektiği halde, eksik inceleme ile karar verilmesi,

2-)Davacı idare tarafından hazırlanan değişiklik beyanamesi ve krokisi ile dosya içindeki fen bilirkişisi raporunda dava konusu taşınmazın koordinatları farklı olup, idarece 10612,26 metrekarelik irtifak hakkı tescili gerektiği bildirildiğinden,fen bilirkişisinden bu hususta ek rapor alınıp, irtifak hakkı tesisi gereken alan kesin olarak tespit edilip sonucuna göre karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile hüküm kurulması,

Doğru görülmemiştir.

SONUÇ : Davacı idare vekilinin temyiz itirazları yerinde olduğundan hükmün açıklanan nedenlerle H.U.M.K.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, peşin alınan karar düzeltme harcı ile temyiz harcının istenildiğinde iadesine ve temyize başvurma harcının Hazineye irad kaydedilmesine, 04/07/2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.