Ecrimisil arşivleri • Can Hukuk Bürosu

Etiket: Ecrimisil

Genel

Kamulaştırmasız el koyma nedeniyle tazminat davalarında, dava tarihine göre belirlenen taşınmaz bedelinin tahsiline ve bu tarih itibariyle faize hükmedildiği için, malik tarafından kamulaştırmasız el atma davası açıldığı tarihe kadar 5 yıl geriye yönelik ecrimisil talep edilebilir.


T.C.
YARGITAY
HUKUK GENEL KURULU
E. 2008/5-243
K. 2008/246
T. 12.3.2008

DAVA : Taraflar arasındaki “Kamulaştırmasız el koyma nedeniyle tazminat ve ecrimisil” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Trabzon Asliye 3. Hukuk Mahkemesince davacının ecrimisil isteminin reddi ile kamulaştırmasız el koyma nedeniyle tazminat yönünden davanın kabulüne dair verilen 16.02.2006 gün ve 2005/99 E. 2006/29 K. sayılı kararın incelenmesi davacılar vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 08.06.2006 gün ve 2006/3968 E. 6997 K. sayılı ilamı ile;

( … Dava, kamulaştırmasız el atılan taşınmaz bedelinin tahsili ve ecrimisil istemine ilişkindir.

Mahkemece davanın bedel istemi yönünden kabulüne, ecrimisil istemi yönünden reddine karar verilmiş, hüküm davacılar vekilince temyiz edilmiştir.

Arsa niteliğindeki taşınmaza emsal karşılaştırması yapılarak değer biçilmesinde yöntem itibariyle bir isabetsizlik görülmemiştir.

Ancak;

1- Değerlendirme tarihi olan 2005 yılında dava konusu taşınmaz ile, bilirkişi kurulunca emsal kabul edilecek taşınmazların, Arsa Metrekare Rayiç Bedeli Takdir Komisyonu tarafından belirlenen emlak vergisine esas olan m2 değerlerinin, ilgili Belediye Başkanlığı Emlak Vergi Dairesinden istenilip, emsal taşınmazın, dava konusu taşınmaza göre üstünlük oranı yönünden bilirkişi kurulu raporu da denetlenmeden, eksik inceleme ile hüküm kurulması,

2- Tazminat ve ecrimisil davasının birlikte açılması mümkündür. Ancak, dava konusu taşınmaza davalı idarenin ne şekilde el atmış olduğu ve fiili el atma tarihi kesin olarak tespit edilerek, taşınmaz arsa vasfında kabul edildiğine göre, ecrimisile hükmedilebilmesi için taşınmazın bulunduğu mevkiideki diğer arsaların, dava tarihinden geriye doğru ecrimisil istenen süre içerisinde kiraya verilip verilmedikleri, veriliyor iseler nasıl ve ne şekilde kiralandıklarının taraflardan delilleri sorulmak suretiyle tespit edilmesi, varsa emsal kira sözleşmeleri ibraz ettirilerek yalnız bu yönden mahallinde keşif yapılıp bilirkişi raporu sonucuna göre karar verilmesi gerektiği düşünülmeden, tazminat yada ecrimisil istemi seçimlik olduğundan bahisle ecrimisil isteminin reddine karar verilmesi,

Doğru görülmemiştir… ),

Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

KARAR : Davacılar vekili; müvekkillerinin tapuda kayden paydaşı oldukları 689 ada 77 parsel sayılı taşınmaza davalı idarenin kısmen yola kalbetmek suretiyle kamulaştırmasız el koyduğunu, arta kalan bölümün ise ekonomik olarak bir değer arz etmediği gibi kullanılamaz vaziyette bulunduğunu, bu itibarla toplam 193 m2 yüzölçümündeki taşınmaz için 19.300.000.000 TL kamulaştırmasız el koyma karşılığının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ettiklerini; ayrıca, taşınmazın davalı idarece haksız olarak kullanılmasından kaynaklanan 2.000.000.000 TL ecrimisilin de davalıdan tahsili gerektiğini ileri sürerek; fazlaya ilişkin hakları saklı kalması kaydıyla, taşınmazın el atılan bölümünün dava tarihindeki değeri 19.300.000.000 TL’nin ve dava tarihinden geriye doğru beş yıl için 2.000.000.000 TL ecrimisilin en yüksek reeskont faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili; dava konusu taşınmazın fiilen yol olarak kullanılması nedeniyle asfaltlanmış olmasına rağmen müvekkili idarenin sahiplenme kastının bulunmadığını, talep edilen miktarın çok yüksek olduğunu, esasen kamulaştırmasız el atma nedeni ile tazminat talebi ile birlikte ecrimisil talebinde bulunulamayacağını savunarak, davanın reddine karar verilmesini cevaben bildirmiştir.

Mahkemenin, kamulaştırmasız el koyma karşılığı tazminat miktarı yönünden arsa niteliğindeki taşınmaza emsal mukayesesi sonucu değer biçen bilirkişi raporunu benimsemek suretiyle ve “tazminat yada ecrimisil istemlerinin seçimlik olduğu, taşınmazın dava tarihi itibariyle belirlenen bedeline hükmedilmesi durumunda artık ecrimisile ilişkin davanın dinlenemeyeceği” gerekçesiyle “davacıların kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminat isteminin kabulü ile 19.300,00 YTL tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline, taşınmazın el atılan 118 m2’lik bölümünün yol olarak terkinine ve davacıların ecrimisil talebinin reddine” dair verdiği karar, Özel Dairece yukarı yazılı gerekçeyle bozulmuştur.

Yerel mahkeme, kamulaştırmasız el atılan taşınmaz bedelinin tahsiline yönelik olarak verilen ilk kararın bozma dışında bırakılmış olması nedeniyle kesinleştiğini gerekçe göstererek, bu yönden yeniden hüküm tesisine yer olmadığına; tazminat ve ecrimisil davalarının birlikte açılması olanağının bulunduğuna işaret eden ve ecrimisil hesaplamasına ilişkin araştırmaya sevk eden bozma nedenine karşı ise direnme kararı vermiştir.

1- Bu noktada; öncelikle, metni yukarıda yer alan bozma kararının “Arsa niteliğindeki taşınmaza emsal karşılaştırması yapılarak değer biçilmesinde yöntem itibariyle bir isabetsizlik görülmemiştir. Ancak; Değerlendirme tarihi olan 2005 yılında dava konusu taşınmaz ile, bilirkişi kurulunca emsal kabul edilecek taşınmazların, Arsa Metrekare Rayiç Bedeli Takdir Komisyonu tarafından belirlenen emlak vergisine esas olan m2 değerlerinin, ilgili Belediye Başkanlığı Emlak Vergi Dairesinden istenilip, emsal taşınmazın, dava konusu taşınmaza göre üstünlük oranı yönünden bilirkişi kurulu raporu da denetlenmeden, eksik inceleme ile hüküm kurulmasıcDoğru görülmemiştir.” şeklindeki ( 1 ) nolu bendi karşısında, kamulaştırmasız el atılan taşınmaz için belirlenen 19.300,00 YTL bedelin davalı idareden tahsiline dair verilen Yerel Mahkeme hükmünün bozma kapsamı dışında bırakılıp bırakılmadığı, dolayısıyla bu hükmün kesinleşmiş olup olmadığı açıklığa kavuşturulmalıdır.

Açıktır ki; Yargıtay, temyiz edilen kararın bir kısmını onayıp, diğer kısmını bozabilir; böyle bir durumda, ortada bir “kısmi onama ve kısmi bozma” kararı bulunacaktır. Böyle bir durumda mahkeme kısmi bozmaya uysa bile, artık hükmün onanan bölümü üzerinde yeni bir inceleme yapamaz ( Prof. Dr. Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, 4. Baskı, 1984, Cilt: 4, sayfa: 3397-3398 ).

Ancak, öteden beri, Yargıtay Dairelerinin kısmi onama ve kısmi bozma kararı verilmesi gereken durumlarda, gerçekte onanmasına hükmettikleri hüküm bölümü yönünden, sadece ilgili tarafın temyiz itirazlarını reddetmekle yetinip, açık bir onama hükmü kurmadıkları bilinmektedir.

Öğretide, bir davadaki birden fazla talepten bir veya daha fazlası hakkında verilen kararın bozma kapsamı dışında kalması halinde, o karara yönelik açık bir onama hükmü olmasa dahi, ortada kısmi bir bozma ve kısmi bir onama kararının bulunacağı kabul edilmektedir. Başka bir ifadeyle, açık bir onama hükmü bulunmasa dahi, salt taleplerden biri veya daha fazlası hakkındaki yerel mahkeme kararına ilişkin temyiz itirazları Yargıtay’ca reddedilmiş ve böylece kararın o bölümü bozma kapsamı dışında bırakılmış ise, reddedilen temyiz itirazlarının ilgili bulunduğu karar bölümü onanmış sayılır ( Prof. Dr. Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, 4. Baskı, 1984, Cilt: 4, sayfa: 3421 ve devamı ).

Bu açıklamalar çerçevesinde somut durum değerlendirildiğinde:

Yerel mahkemenin kamulaştırmasız el koyma tazminatı yönünden ilk hükmü, davacıların dava dilekçesindeki talepleri doğrultusunda, 19.300,00 YTL taşınmaz bedelinin davalıdan tahsili ile davacılara ödenmesine ilişkindir. Eş söyleyişle Mahkeme, yargılama sırasında alınan ve taşınmaza emsal karşılaştırması yapılarak değer biçen bilirkişi raporunun tüm unsurları itibariyle hüküm kurmaya yeterli olduğu kanaatiyle, raporda tespit edilen bedeli hüküm altına almıştır. Bozma kararının ( 1 ) numaralı bendinde, sadece taşınmazın arsa niteliğinde kabulünün ve buna bağlı olarak emsal mukayesesi suretiyle tazminatın hesaplanmasında izlenen yöntemin doğru olduğu belirtilmiş; ardından, bu aşamada bilirkişi raporunun hüküm kurmaya yeterli olmadığı, bu cümleden olarak değerlendirme tarihi itibariyle dava konusu taşınmazın ve mukayeseye tabi taşınmazların Arsa Metrekare Rayiç Bedeli Takdir Komisyonu tarafından belirlenen emlak vergisine esas olan m2 değerlerinin Belediye Başkanlığı Emlak Vergi Dairesinden getirtilip emsal ve dava konusu taşınmazların değer farklılık oranı yönünden bilirkişi kurulu raporunun denetlenmesi gerektiğine işaretle, hüküm eksik inceleme nedeniyle bozulmuştur.

Görüldüğü gibi; Yerel Mahkemenin kamulaştırmasız el atılan taşınmaz bedelinin davalıdan tahsiline dair verdiği ilk karar onanmadığı gibi, davacıların bu karara yönelik temyiz itirazlarının da reddedilmediği; aksine, eksik incelemeye dayalı olarak açıkça bozulduğu anlaşıldığından, tazminata yönelik kararın bozma kapsamı dışında bırakıldığından ve bu yönün kesinleştiğinden söz edilmesi olanaklı değildir. Dolayısıyla Mahkemenin, bozma kararı üzerine uyma yada direnme kararı vererek, davacıların tazminat talebi hakkında yeniden hüküm kurması gerektiği her türlü duraksamadan uzaktır.

Hal böyle olunca; Yerel Mahkemenin, bozma kararından sonra HUMK.nun 429. maddesine göre tarafların anılan bozma nedenine karşı beyanlarının alınmasından sonra bozmaya uyulup uyulmaması konusunda bir karar vermesi ve davacıların kamulaştırmasız el koyma tazminatına ilişkin talepleri hakkında yeniden hüküm kurması gerekirken; yanılgılı değerlendirme sonucu kamulaştırmasız el koyma tazminatının davalıdan tahsiline dair verilen ilk kararın bozma dışında bırakıldığından ve kesinleştiğinden bahisle bu konuda yeniden hüküm tesisine yer olmadığına dair verdiği karar usul ve yasaya aykırı olup, bozulması gerekir.

2- Direnme hükmüne gelince:

Bozma ilamının ( 2 ) numaralı bendinde yer alan bozma nedenine ilişkin olarak direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, kamulaştırmasız el koyma nedeniyle tazminat ve ecrimisil davalarının birlikte açılmasının mümkün olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.

Uyuşmazlığın çözümüne geçilmeden önce, kamulaştırmasız el koyma nedeniyle tazminat ve ecrimisil davalarının özelliği ve hukuki niteliğinin üzerinde durulmasında yarar vardır.

Bilindiği ve 16.5.1956 gün 1/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında belirtildiği üzere, usulü dairesinde verilmiş bir kamulaştırma kararı olmadan ve bedeli ödenmeden taşınmazına el konulan kimse, ilgili kamu tüzel kişisi aleyhine el atmanın önlenmesi davası açabileceği gibi, değer karşılığının verilmesini de isteyebilir.

Kamulaştırmasız el atma halinde kamu kurumu, Kamulaştırma Kanununa uygun hareket etmeden, ferdin malını elinden almış olması sebebiyle kanunsuz bir harekette bulunmuş durumdadır. Bu bakımdan dava, mülkiyete tecavüzün önlenmesi veya haksız fiil neticesinde meydana gelen zararın tazmini davasıdır ( 11.2.1959 gün E:1958/17, K:1959/15 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı gerekçesinden ).

Yeri gelmişken belirtilmelidir ki, kamulaştırmasız el koyma olgusunun kabul edilebilmesi için, kamulaştırma ile el koyma yetkisi kendisine tanınmış olan gerçek veya özel ve kamu tüzelkişiliği olan kimsenin, kamu yararı gerektirdiği için el koymuş olması gerekir ( Ali Arcak-Edip Doğrusöz Kamulaştırmasız Elkoyma Ankara 1992.S:20 ).

Bu itibarla; değer karşılığının istendiği davalarda taşınmaza Devlet ve Kamu Tüzelkişileri tarafından kamu yararına lüzumlu işlere tahsis edilmek üzere el konulması söz konusudur.

Şu durumda; idarenin kamu yararı için taşınmaza el atması haksız fiil niteliğini haiz bulunmakla birlikte kamulaştırmasız el konulan taşınmaz bedelinin tahsiline ilişkin bir davada, değer biçme esasları yönünden Kamulaştırma Kanununun ilgili maddelerinin resen uygulanması gerektiği konusunda duraksama bulunmamaktadır ( YHGK.nun 01.03.2006 gün ve E:2006/5-54 K:2006/31 sayılı kararı ).

Burada önemle vurgulanmalıdır ki; 16.5.1956 gün ve 1/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararına göre, taşınmazına el konulan kimse mülkiyet hakkının kamu tüzel kişiliğine devrine razı olarak taşınmaz malın bedelini dava ettiği takdirde ödenecek bedel, taşınmazın el koyma tarihindeki niteliği esas alınarak dava tarihindeki değeri olacaktır.

Eş söyleyişle, mal sahibinin, kamulaştırmasız el koyma karşılığının tahsili talebiyle açtığı bir davada, taşınmazın el koyma tarihi itibariyle değeri değil, mülkiyet hakkının devrine razı olduğu dava tarihindeki değeri belirlenerek, bu bedelin idareden tahsiline karar verilecektir.

Öte yandan; Medeni Kanun ve Borçlar Kanununda açıkça söz edilmeyen “ecrimisil” deyimi, Eski Hukuktan gelen bir alışkanlıkla uygulamada, haksız zilyedin ödemesi gereken kullanma ( veya işgal ) tazminatı anlamında kullanılmaktadır.

Ecrimisili konu alan 09.12.2931 gün ve 23/44 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı’nda zamanaşımı yönünden sonuca ulaşılmış, ancak ecrimisilin anlamı, niteliği ve koşulları yönünden açıklama yapılmamıştır. 25.05.1938 gün ve 29/10 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı’nda, ecrimisil davalarında Borçlar Kanununun 126. maddesi gereğince beş senelik zamanaşımının uygulanacağı belirtilmiştir.

Yine, 8.3.1950 gün ve 22/4 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı’nda “Başkasının gayrimenkulünü haksız olarak zaptedip kullanmış olan kötü niyetli kimsenin o gayrimenkulü elinde tutmuş olmasından doğan zararları ve elde ettiği veya elde etmeyi ihmal eylediği semereleri tazminle mükellef olup, bir zarara uğramamış olan malik veya zilyede ecrimisil adı veya başka bir ad altında herhangi bir tazminat vermekle mükellef olmadığı” sonucuna varılmıştır.

Nihayet 4.6.1958 gün ve 15/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı ile de ecrimisil, tazminat olarak nitelendirilmiştir. Bu kararın gerekçesinin V inci bendinde “işgal tazminatı davalarının hususi bir şekli olan ecrimisil davalarının beş yılda zamanaşımına uğrayacağı esasını benimsemiş bulunan içtihadı birleştirme kararının henüz baki” olduğu açıklanmış ve ecrimisil davalarının Türk Kanunu Medenisinin 908. maddesine ( TMK m.995 ) dayanan bir tazminat davası olduğu belirtilmiştir.

Yukarıda anılan 8.3.1950 gün ve 22/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararından önce ecrimisil konusunda verilmiş bulunan 09.12.1931 günlü ve 23/44 sayılı ve yine 25.05.1938 gün ve 29/10 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararlarında, ecrimisil sözünün tazminat anlamında kullanılmış olduğu bu kararların yazılışlarından anlaşıldığı gibi, 4.6.1958 günlü ve 15/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçesinin V inci bendinde de ecrimisil davalarının Medeni Kanunun 908. maddesine dayanan bir tazminat davası olduğu hiçbir şüpheye yer bırakılmayacak şekilde vurgulanmıştır.

O halde bir malın haksız yere kullanılması sebebiyle istenilen alacağın Türk Kanunu Medenisinin 908. maddesine ( TMK m.995 ) dayanan bir tazminat alacağı olduğu ve taraflar arasında akit bulunmaması nedeniyle bu tazminatın haksız fiilden doğan bir tazminat niteliğinde bulunduğu her türlü duraksamadan uzaktır.

Tüm bu anlatılanların ortaya koyduğu sonuç şudur:

Kamulaştırma kararı almadan veya kamulaştırma işlemlerini tamamlamadan taşınmaza el koymuş bulunan idare, haksız işgalci konumundadır. Taşınmaz mal maliki idarenin bu fiili durumuna razı olup, bedeli mukabilinde taşınmazın mülkiyetini idareye devretme iradesini ortaya koyduğu, eş söyleyişle kamulaştırmasız el koyma karşılığının tahsili talebiyle dava açtığı tarihe kadar taşınmaza el atması haksız fiil niteliğindedir. Öyleyse idare, ecrimisil ödemelidir.

Kısaca; kamulaştırmasız el koyma nedeniyle tazminat davalarında, dava tarihine göre belirlenen taşınmaz bedelinin tahsiline ve bu tarih itibariyle faize hükmedildiğinden; mal sahibinin el koymaya dayalı tazminat davası ile birlikte, dava tarihinden geriye doğru ecrimisil davası açabileceği taleple bağlı kalınarak ecrimisil belirlenip, taşınmazın yer bedeli ile birlikte idareden tahsiline karar verilmesi gerektiği kuşkusuzdur.

Hal böyle olunca; Yerel Mahkemece, kamulaştırmasız el koyma nedeniyle tazminat ve ecrimisil davalarının birlikte açılabileceği göz önünde tutularak, Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire bozma ilamının ( 2 ) numaralı bendinde yer alan bozma nedenine uyulması ve dava konusu taşınmaza davalı idarenin ne şekilde el atmış olduğu ve fiili el atma tarihi kesin olarak tespit edildikten sonra, dava konusu taşınmazın bulunduğu mevkiideki diğer arsaların dava tarihinden geriye doğru ecrimisil istenen süre içerisinde kiraya verilip verilmedikleri, veriliyor iseler nasıl ve ne şekilde kiralandıklarının taraflardan delilleri sorulmak suretiyle belirlenmesi ve varsa emsal kira sözleşmeleri ibraz ettirilerek yalnız bu yönden mahallinde keşif yapılıp bilirkişi raporu sonucuna göre karar verilmesi gerekirken; yanılgılı gerekçeyle ecrimisil isteminin reddine dair verilen önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

SONUÇ : Davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile,

1- Yukarıda ( 1 ) numaralı bentte yazılı nedenlerle, Yargıtay Özel Dairesince Yerel Mahkemenin kamulaştırmasız el koyma tazminatının davalıdan tahsiline dair verilen ilk karar bozma dışında bırakılmadığından ve kesinleşmediğinden, bu konuda yeniden hüküm kurulmasına yer olmadığına dair verilen hükmün BOZULMASINA,

2- Yukarıda ( 2 ) numaralı bentte ve Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerle, ecrimisile ilişkin direnme kararının BOZULMASINA, 12.03.2008 gününde oybirliği ile karar verildi.

Genel

Kamulaştırmasız El Atılan Dava Konusu Taşınmazın Daha Sonra İdarece Kamulaştırıldığı Mülkiyetin İse İdarenin Açtığı Davada Mahkemece Verilen Terkin Kararı İle İdareye Geçtiği Gözetilerek, Bu Terkin Karar Tarihine Kadar Ecrimisil Talep Edebilir.

T.C.
YARGITAY
HUKUK GENEL KURULU
E. 2017/1-1273
K. 2019/911
T. 19.9.2019

ÖZET : Dava, ecrimisil istemine ilişkindir.

Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; kamulaştırmasız el atma nedeniyle ecrimisil istemine konu eldeki davada, davalı tarafından daha önce kamulaştırma bedelinin tespiti ve terkin için dava açıldığı gözetildiğinde ecrimisilin talep edilebileceği en son tarihin bu davanın açıldığı tarih mi yoksa karar tarihi mi olduğu noktasında toplanmaktadır.

Yerel mahkemece kamulaştırmasız el atılan dava konusu taşınmazın daha sonra idarece kamulaştırıldığı, mülkiyetin ise idarenin açtığı davada mahkemece verilen terkin kararı ile idareye geçtiği gözetilerek, davacının bu terkin karar tarihine kadar ecrimisil talep edebileceği yönündeki direnme kararı yerindedir.

DAVA : Taraflar arasındaki “ecrimisil” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Bakırköy 7. Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 19.02.2013 tarihli ve 2009/450 E., 2013/72 K. sayılı kararın davacı ve davalı vekilleri tarafından temyizi üzerine, Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 02.06.2014 tarihli ve 2014/5242 E., 2014/10716 K. sayılı kararı ile:

“…Dava, ecrimisil isteğine ilişkindir.

Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Dosya içeriği ve toplanan delillerden; davacının, kayden maliki olduğu 104 m2 büyüklüğünde, arsa niteliğindeki 4819 parsel sayılı taşınmazın bir bölümüne , kaldırım yapılıp yola dahil edilerek davalı tarafından elatıldığı iddiasıyla 19.4.2002-19.4.2007 tarihleri arasındaki dönem için ecrimisil isteğiyle eldeki davayı açtığı, davalının kayıttan, mülkiyetten ya da sözleşmeden kaynaklanan bir hakkı bulunmadığı, ancak davalı … tarafından 4.4.2006 tarihinde açılan Bakırköy 4. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2006/87 esas sayılı kamulaştırma davasının 12.12.2007 tarihinde kabul edilerek taşınmazın yol olarak tapudan terkinine karar verildiği anlaşılmaktadır.

Mahkemece yapılan yargılama neticesinde, davalının cevap dilekçesinde ileri sürdüğü zamanaşımı def’i dikkate alınarak ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı aleyhine açılan Bakırköy 7. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2007/120 Esas-2008/249 K sayılı dosyada husumet nedeniyle usulden reddedilen davanın zamanaşımını kesmeyeceği gözetilmek suretiyle, davalının kamulaştırma dava tarihine kadar taşınmazın yol ve tretuvar alanında kalan 78,30 m2’lik bölümünü haklı ve geçerli bir nedeni olmaksızın kullandığı belirlenerek davanın kabulüne karar verilmiş olmasında kural olarak bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Davacının tüm, davalının bu yönlere ilişkin temyiz itirazları yerinde değildir. Reddine.

Davalının diğer temyiz itirazlarına gelince;

Bilindiği üzere;kamulaştırma kararı almadan veya kamulaştırma işlemlerini tamamlamadan taşınmaza el koymuş bulunan idare, haksız işgalci konumundadır. Davalı idarenin kamulaştırma bedelinin tespiti, tapu iptali ve tescil/sicilden terkin istekli davayı açtığı tarihe kadar taşınmaza elatması haksız fiil niteliğindedir. Kamulaştırma bedelinin tespiti davalarında, dava tarihine göre belirlenen taşınmaz bedelinin tahsiline ve bu tarih itibariyle faize hükmedildiğinden taşınmazın malik/malikleri, anılan davanın açıldığı tarihten geriye doğru ecrimisil isteyebileceklerdir. Başka deyişle kamulaştırmasız elatma sebebiyle ecrimisil, davalı idare tarafından kamulaştırma bedelinin tespiti davasının açıldığı tarihe kadar istenebilir. Kamulaştırma davası sonunda mahkemece kamulaştırma bedelinin ödenmesine karar verildiği tarih dikkate alınmaz.

Somut olayda mahkemece, 29.12.2004 tarihi ile kamulaştırma ( bedel tespiti ve terkin ) dava tarihi olan 4.4.2006 tarihleri arasındaki dönem için belirlenen ecrimisilin hüküm altına alınması gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile 19.4.2007 tarihine kadar belirlenen ecrimisile hükmedilmesi doğru değildir…”

gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü:

KARAR : Dava, kamulaştırmasız el atma nedeniyle ecrimisil isteğine ilişkindir.

Davacı vekili, müvekkilinin 4819 parsel sayılı taşınmazın maliki iken 78,30 m2’lik bölümüne davalı tarafından el atılarak kaldırım ve yol olarak kullanıldığını, 19.04.2002 ile 19.04.2007 tarihleri arasındaki beş yıllık dönem için ecrimisil istemiyle İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı aleyhine Bakırköy 7. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2007/120 Esas sayılı dosyasında dava açılmış ise de davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle reddedildiğini, kararın Yargıtay denetiminden geçerek kesinleştiğini, bu davanın yargılaması sırasında davalı … Başkanlığının müvekkili aleyhine Bakırköy 4. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2006/87 Esas sayılı dosyasında davaya konu yerin kamulaştırma bedelinin tespiti ve tapudan terkini için dava açtığını, yargılama sonucunda bu kısmın davalı adına terkin edildiğini, diğer yandan Bakırköy 7. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2007/120 Esas sayılı dosyasında temin edilen bilirkişi raporunda 19.04.2002 ile 19.04.2007 tarihleri arası için 60.728,00TL ecrimisil bedelinin tespit edildiğini, belediye encümeninin aldığı kamulaştırma karar tarihine kadar ki ( 19.02.2002-27.09.2005 ) ecrimisilin ise 41.128,68TL olduğu yönünde görüş bildirildiğini, ancak kamulaştırma kararı ile mülkiyetin idareye geçmeyeceğini, tapudaki devir işlemi ile mülkiyetin intikal edeceğini ileri sürerek, 19.04.2002 ile 19.04.2007 dönemi için 60.728,40TL ecrimisilin fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile yasal faiziyle birlikte tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, dava konusu taşınmazın ana arter olan Yıldım Beyazıt Caddesi üzerinde bulunmakta iken kamulaştırma sonrası büyük bir kısmının caddeye dâhil edildiğini, bu nedenle sorumluluğun İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığına ait olduğunu, taşınmazın geriye kalan büyük bir bölümü üzerinde bina bulunduğunu, kamulaştırma davası sonucu alınan karara kadar hem binanın hem de geriye kalan kısmın malikler tarafından kullanıldığını, bu nedenle müvekkilinin ecrimisil sorumluluğunun bulunmadığını, ecrimisil istemine konu taşınmaz 29.07.2003 onay tarihli ve 1/1000 ölçekli Bahçelievler Revizyon Uygulama İmar Planında yol sahasında kaldığından 27.09.2005 tarih ve 2694 Sayılı Belediye Encümen Kararı ile kamulaştırılmasına karar verildiğini, malik ile uzlaşma sağlanamadığından 04.04.2006 tarihinde Bakırköy 4 Asliye Hukuk Mahkemesinde kamulaştırma bedelinin tespiti ve terkin istemiyle dava açıldığını ve 12.12.2007 tarih ve 2006/87 Esas, 2007/366 Karar sayılı kararla 104,00 m2 yüzölçümündeki taşınmazın kamulaştırma bedelinin tespiti ile taşınmazın yol olarak terkinine karar verildiğini, ecrimisil isteminin beş yıllık zamanaşımı süresine tabi olduğunu, dava tarihi itibariyle zamanaşımı geçirilen kısım yönünden talebin reddi gerektiğini, ayrıca taşınmazın imar planında yol olarak ayrılmasının fiili bir el atma sayılmayacağından işgalden ve bir zarardan söz edilemeyeceği gibi taşınmazın değerine eş değer bir miktarda ecrimisil isteminin de fahiş olduğunu belirterek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

Yerel mahkemece, taşınmazın yol ve tretuvar alanında kalan 78,30 m2’lik bölümünü davalının haklı bir neden olmaksızın kullandığı, Bakırköy 4 Asliye Hukuk Mahkemesi’nin terkin yönünden kesin, bedel yönünden ise temyiz yolu açık olmak üzere tesis ettiği ilama göre davacının mülkiyet hakkının 12.12.2007 tarihine kadar devam ettiği, böyle olunca davacının 19.04.2007 tarihine kadar ecrimisil talep edilebileceği ancak 19.04.2002- 29.12.2004 dönemi için zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle bu tarihler arasındaki ecrimisil isteminin zamanaşımı nedeniyle reddine, 29.12.2004- 19.04.2007 tarihleri arasındaki süre için ise toplam 12.891,13TL ecrimisilin dava tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte tahsiline karar verilmiştir.

Karar davacı ve davalı vekillerince temyiz edilmiş, Özel Dairece; yukarıda karar başlığında açıklanan gerekçelerle davacı vekilinin temyiz isteminin tümden reddine, davalı vekilinin temyiz istemi yönünden ise hükmün kısmen bozulmasına karar verilmiştir.

Mahkemece, mülkiyet hakkı devam ettiği sürece malikin mülkiyet hakkı kapsamındaki tasarruf yetkilerini ve özellikle taşınmazdan yararlanma hakkını kullanamayacağını ileri sürmenin TMK’nın 683 ve Anayasa’nın 35. maddesine aykırılık teşkil edeceği, yine TMK’nın 705. maddesine göre kamulaştırma işlemi yapan idarenin tescil kararından önce taşınmazda tasarruf yetkisinin bulunmadığı, dolayısıyla tescil kararından önce kayıt malikinin taşınmazdaki mülkiyet hakkı kapsamında tasarruf yetkisinin devam ettiği, malikin kamulaştırma bedelinin tespiti için açılan dava tarihinden itibaren mülkiyet hakkını ve buna bağlı olarak ecrimisil talep etme hakkını kaybettiği şeklindeki kabulün, gerek yasa maddeleri gerekse Yargıtay’ın yerleşik kararları ile benimsenen uygulamalarla bağdaşmadığı gibi hakkaniyet ilkelerine de uygun olmadığı gerekçesiyle önceki kararda direnilmiştir.

Direnme kararı davacı ve davalı vekillerince temyiz edilmiştir.

Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; kamulaştırmasız el atma nedeniyle ecrimisil istemine konu eldeki davada, davalı … tarafından daha önce kamulaştırma bedelinin tespiti ve terkin için dava açıldığı gözetildiğinde ecrimisilin talep edilebileceği en son tarihin bu davanın açıldığı tarih mi yoksa karar tarihi mi olduğu noktasında toplanmaktadır.

Taraf vekillerinin direnme kararına yönelik temyiz itirazlarının ayrı ayrı incelenmesinde yarar bulunmaktadır.

I- )Davacı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesinde;

Yerel mahkemece davanın kısmen kabulüne dair kurulan ilk hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiş ve adı geçenin temyiz itirazları Özel Dairece değerlendirilerek reddedilmiştir.

Bu durumda, ilk hükmü temyiz eden ancak temyiz itirazları reddedilmiş olan davacı bakımından hüküm kesinleşmiştir. Açıklanan bu nedenle temyiz itirazları reddedilen davacı vekilinin direnme kararını temyizde hukuki yararı bulunmamaktadır.

Hukuki yarar ise dava şartı olduğu kadar temyiz istemi için de aranan bir şarttır.

O hâlde, davacı vekilinin direnme hükmüne yönelik temyiz isteminin hukuki yarar yokluğu nedeniyle reddi gerekir.

II-Davalı vekilinin temyiz itirazlarına gelince;

Hemen belirtmek gerekir ki 4721 Sayılı Türk Medeni Kanununun ( TMK ) 683. maddesi uyarınca bir şeye malik olan kimse, hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir. Malik, malını haksız olarak elinde bulunduran kimseye karşı istihkak davası açabileceği gibi, her türlü haksız el atmanın önlenmesini de dava edebilir.

Ecrimisil ise gerek öğretide ve gerekse yargısal uygulamalarda ifade edildiği üzere hak sahibinin kötü niyetli zilyetten isteyebileceği bir tazminat olup, 08.03.1950 tarih ve 22/4 Sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında; fuzuli işgalin tarafların karşılıklı ve birbirine uygun iradeleri ile kurduğu kira sözleşmesine benzetilemeyeceği, niteliği itibarı ile haksız bir eylem sayılması ve haksız işgal nedeniyle oluşan zararın tazmin edilmesi gerekeceği vurgulanmıştır. Ecrimisil, haksız işgal nedeniyle tazminat olarak nitelendirilen özel bir zarar giderim biçimi olması nedeniyle, en azı kira bedeli, en fazlası ise mahrum kalınan gelir kaybı karşılığı zarardır.

Nitekim TMK’nın 995. maddesinin birinci fıkrasında, iyi niyetli olmayan zilyedin geri vermekle yükümlü olduğu şeyi haksız alıkoymuş olması yüzünden hak sahibine verdiği zararlar ve elde ettiği veya elde etmeyi ihmal eylediği ürünler karşılığında tazminat ödemek zorunda olduğu hüküm altına alınmıştır.

Diğer taraftan, kamulaştırma kararı almadan veya kamulaştırma işlemlerini tamamlamadan taşınmaza el koymuş bulunan idare, haksız işgalci konumundadır. Kamulaştırmasız el atma hâlinde idare, Kamulaştırma Kanununa uygun hareket etmeden, kişinin ( malikin ) malını kullanmasını ve yararlanmasını engelleyerek fiilen elinden almış olması sebebiyle kanunsuz bir harekette bulunmuş durumdadır.

Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulunun 16.05.1956 tarih ve 1956/1 Esas, 1956/6 Karar sayılı kararında; usulü dairesinde istimlak muamelesine tevessül edilmeksizin gayrimenkulü yola kalbedilen şahsın, esas itibariyle, gayrimenkulünü yola kalbeden amme hükmi şahsiyeti aleyhine meni müdahale davası açmağa hakkı olduğuna, ancak dilerse bu fiili duruma razı olarak, mülkiyet hakkının amme hükmi şahsiyetine devrine karşılık gayrimenkulünün bedelinin tahsilini de dava edebileceğine ve isteyebileceği bedelin de mülkiyet hakkının devrine razı olduğu tarih olan dava tarihindeki bedel olduğuna hükmedilmiştir.

Bu karardan da anlaşılacağı gibi taşınmaz mal sahibi, kamulaştırma işlemlerini tamamlamadan taşınmaza haksız olarak el atan idare aleyhine el atmanın önlenmesi veya taşınmaz bedelinin tahsili davası açabilir. Bu davalarla birlikte veya ayrı olarak ecrimisil ya da tazminat davası da açabilir.

Yukarıdaki açıklamalar kapsamında, somut olayda davalı Belediyenin davacıya ait 4819 parsel sayılı taşınmazın 78,30 m2’lik bölümünü kamulaştırmasız bir şekilde kullandığı ve bu nedenle ecrimisille sorumlu olması gerektiği hususunda Özel Daire ile yerel mahkeme arasında bir uyuşmazlık bulunmamaktadır.

Ancak, idarenin kamulaştırmasız el attığı taşınmazı kamu hizmeti için her aşamada kamulaştırma olanağı mevcuttur. Somut olayda da davalı … kamulaştırmasız olarak el attığı taşınmaz hakkında daha sonra 2942 Sayılı Kamulaştırma Kanunu hükümleri uyarınca kamulaştırma kararı almış, tapu maliki ile bedelde uzlaşma sağlanamadığı için açtığı dava sonucunda da taşınmazın tespit edilen kamulaştırma bedeli karşılığında yol olarak tapudan terkinine karar verilmiştir. Uyuşmazlık da idare tarafından kamulaştırma bedelinin tespiti ve terkin davası açılması nedeniyle taşınmaz sahibi olan davacının en son hangi tarihe kadar ecrimisil talep edebileceği noktasında toplanmaktadır.

Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle ilgili yasal düzenlemelerin kısaca açıklanmasında yarar vardır.

Bilindiği üzere Kamulaştırma Kanunu, kamu yararının gerektirdiği hâllerde gerçek ve özel hukuk tüzel kişilerinin mülkiyetinde bulunan taşınmaz malların, Devlet ve kamu tüzel kişilerince kamulaştırılmasında yapılacak işlemleri, kamulaştırma bedelinin hesaplanmasını, taşınmaz malın ve irtifak hakkının idare adına tescilini, kullanılmayan taşınmaz malın geri alınmasını, idareler arasında taşınmaz malların devir işlemlerini, karşılıklı hak ve yükümlülükler ile bunlara dayalı uyuşmazlıkların çözüm usul ve yöntemlerini düzenler ( 2942 Sayılı Kamulaştırma Kanunu m.1 ).

İdareler, kanunlarla yapmak yükümlülüğünde bulundukları kamu hizmetlerinin veya teşebbüslerinin yürütülmesi için gerekli olan taşınmaz malları, kaynakları ve irtifak haklarını; bedellerini nakden ve peşin olarak veya kanunda belirtilen hâllerde eşit taksitlerle ödemek suretiyle kamulaştırabilirler.

İdarelerin, Kamulaştırma Kanununa göre tapuda kayıtlı olan taşınmaz mallar hakkında yapacağı kamulaştırmalarda satın alma usulünü öncelikle uygulamaları esastır. Kamulaştırmanın satın alma usulü ile yapılamaması hâlinde ise idare, Kamulaştırma Kanununun 10. maddesi uyarınca taşınmaz malın bulunduğu yer asliye hukuk mahkemesine müracaat ederek taşınmaz malın kamulaştırma bedelinin tespitiyle, bu bedelin ödenmesi karşılığında idare adına tesciline ya da terkinine karar verilmesini ister. Bu maddeye göre mahkemece tespit edilen kamulaştırma bedelinin hak sahibi adına yatırıldığına veya hak sahibinin tespit edilemediği durumlarda, ileride ortaya çıkacak hak sahibine verilmek üzere bloke edildiğine dair makbuzun ibrazı hâlinde ise taşınmaz malın idare adına tescili/terkini ile kamulaştırma bedelinin hak sahibine ödenmesine karar verilir.

Bu durumda, Kamulaştırma Kanununun 10. maddesinde açıkça düzenlendiği üzere mahkemece verilen tescil hükmü kesin olup, tarafların bedele ilişkin temyiz hakları saklıdır.

Kamulaştırma hâlinde mülkiyetin idareye ne zaman geçeceği hususuna gelince TMK’nın 705. maddesinin ikinci fıkrasında tescilden önce mülkiyetin kazanılacağı durumlar gösterilmiş olup, bunlardan birisi de kamulaştırmadır. Ayrıca bu konuda 24.04.2001 tarih ve 4650 Sayılı Kanun ile değişik Kamulaştırma Kanununun “hakların sınırlandırılması ve mülkiyetin idareye geçmesi” başlıklı 25. maddesinde özel bir düzenlenmeye yer verilerek;

“Hakların kullanılması ve borçların yerine getirilmesi bakımından kamulaştırma işlemi, mal sahibi için 10. madde uyarınca mahkemece yapılan tebligatla başlar. Mülkiyetin idareye geçmesi, mahkemece verilen tescil kararı ile olur.

Mahkemece verilen tescil kararı tarihinden itibaren taşınmaz mal sahibinin, kamulaştırılması kararlaştırılan taşınmaz malda yeni inşaat veya ekim yapmak veya mevcut inşaatta esaslı değişiklikler meydana getirmek gibi kullanma hakları kalkar. Bundan sonra yapılanların değeri dikkate alınmaz.” şeklindeki hüküm ile tescil kararı ile birlikte kamulaştırılan taşınmazın mülkiyetinin idareye geçeceği öngörülmüştür. Tescil kararı kesin olduğundan mülkiyetin idareye geçmesi için tescil kararının tapuya işlenmesi şart değildir.

Mülkiyetin idareye geçmesinin önemli sonuçlarından biri ise tescil kararından sonra mal sahibinin taşınmazı her ne suretle olursa olsun kullanma hakkının sona ermesidir.

Belirtmek gerekir ki, kamulaştırmasız el atma hâlinde az yukarıda değinilen Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulunun 16.05.1956 tarih ve 1956/1 Esas, 1956/6 Karar sayılı kararı doğrultusunda taşınmaz sahibinin açtığı davalarda, malikin idarece yaratılan fiili duruma açtığı dava tarihi itibariyle onay verdiği ve bedeli karşılığında mülkiyet hakkını idareye devretme iradesini ortaya koyduğu için idarenin taşınmaza el atması açılan bu dava tarihine kadar haksız eylem niteliğinde ( HGK’nın 12.03.2008 tarih ve 2008/5-243 E., 2008/246 K. ) kabul edilmekte ise de eldeki davada taşınmaz mal sahibince açılan bu nitelikte bir davadan ve dolayısıyla verilen bir onaydan söz edilmesi mümkün değildir.

Hâl böyle olunca, yukarıda açıklanan gerekçeler karşısında yerel mahkemece kamulaştırmasız el atılan dava konusu taşınmazın daha sonra idarece kamulaştırıldığı, mülkiyetin ise idarenin açtığı davada mahkemece verilen terkin kararı ile idareye geçtiği gözetilerek, davacının bu terkin karar tarihine kadar ecrimisil talep edebileceği yönündeki direnme kararı yerindedir.

Ancak, hüküm altına alınan ecrimisilin miktarına yönelik temyiz itirazları Özel Dairece incelenmediğinden dosyanın buna ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesi için Özel Daireye gönderilmesi gerekir.

SONUÇ : 1- )Yukarıda ( I ) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz isteminin hukuki yarar yokluğundan REDDİNE, istek hâlinde temyiz peşin harcın yatırana iadesine,

2- )Yukarıda ( II ) numaralı bentte açıklanan nedenlerle DİRENME UYGUN OLUP, davalı vekilinin ecrimisilin miktarına yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın 1. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun Geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 Sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 440. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 19.09.2019 tarihinde oybirliği ile karar verildi.