SGK yersiz ödeme işleminde çözümü özel veya teknik bir bilgiyi gerektiren konuda mesleği itibariyle uzman bilirkişi oy ve görüşünün alınması zorunludur.

Sgk’nın yersiz ödeme nedeniyle kesinti yaptığı fatura ödeme işlemlerinde, SGK işleminin haksız veya hukuka aykırı olup olmadığının tespiti için 6100 sayılı HMK’nın 266. maddesi hükmüne göre, çözümü özel veya teknik bir bilgiyi gerektiren konuda bilirkişi oy ve görüşünün alınması zorunludur.

Her halde seçilecek bilirkişinin mesleği itibarıyla konunun uzmanı olması gerekir.

Bilirkişiler, raporlarını hazırlarken raporun dayanağı olan somut ve özel nedenleri bilimsel verilere uygun olarak göstermek zorundadır.

Bilirkişi raporu aynı zamanda Yargıtay denetimine de elverişli olacak şekilde bilgi ve belgeye dayanan gerekçe ihtiva etmelidir. Ancak bu şekilde hazırlanmış raporun denetimi mümkün olup, hüküm kurmaya dayanak yapılabilir.

İtirazları giderecek şekilde, kesinti nedenleri doğru değerlendirilerek rapor hazırlanmalıdır.

Mahkeme, bilirkişi raporundaki eksiklik yahut belirsizliğin tamamlanması veya açıklığa kavuşturulmasını sağlamak için, bilirkişiden ek rapor alabilir; ayrıca gerçeğin ortaya çıkması için gerekli görürse, yeni görevlendireceği bilirkişi aracılığıyla, tekrar inceleme yaptırabilir.

Bilirkişi raporu kural olarak hâkimi bağlamaz. Hâkim, raporu serbestçe takdir eder. Hâkim, raporu yeterli görmezse, bilirkişiden ek rapor isteyebileceği gibi gerçeğin ortaya çıkması için önceki bilirkişi veya yeniden seçeceği bilirkişi vasıtasıyla yeniden inceleme de yaptırabilir. Bilirkişi raporları arasındaki çelişki varsa hâkim çelişkiyi gidermeden karar veremez.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2020/1392 E. , 2020/8247 K.
Davacı; imzaladığı sağlık hizmeti satın alma sözleşmesine istinaden davalı kurum hastalarına göz alanında sağlık hizmeti verdiğini, davalı kurumun denetimleri sırasında cerrahi izin belgesi olmadığı halde cerrahi müdahale yapıldığı, yine 23 hak sahibine işlem yapılmadığı halde fatura edildiği gerekçesiyle sözleşmeye aykırılıktan cezai şart kesildiğini, yapılan işlemde damla kullanıldığından 23 hastada ameliyat olmadığı izlenimi oluştuğunu, işlemlerin mevzuata uygun olarak davalı kuruma faturalandırıldığını, ruhsat dışında işlem yapıldığı iddiasıyla verilen cezanın da haksız olduğunu, yapılan işlem için cerrahi operasyon gerekmediğini, sözleşmeye aykırılık bulunmadığını belirterek; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, şimdilik kesilen cezai şart tutarı ile haksız bir şekilde geri ödemek zorunda bıraktırılan Sağlık Hizmetleri Bedellerinin 5.000 TL’sinin ödeme tarihinden itibaren uygulanacak yasal faizi ile birlikte iadesine ve cerrahi işlem olarak kabul edilerek ödenmeyen 3 adet faturaya ilişkin 3.000 TL’nin fatura tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesini talep etmiş, 28/10/2016 tarihinde ıslah ile dava değerini 76.799,75 TL’ye yükseltmiştir.
Davalı; Sağlık Hizmeti Satın Alma Sözleşmesine aykırı eylemlerin kurum muhakkikleri tarafından tespit edildiğini, davacının tespit edilen eylemlerinin sözleşmenin 3.1.6, 5.1.1, 5.1.10 ve 5.1.12 maddelerine açıkça aykırı olduğunu, tahakkuk ettirilen kurum zararı ve cezai şartın sözleşmeye uygun olarak yapıldığını, 20.000 TL cezai şart bedeli ile 56.799,75 TL kurum zararı ve faiz toplamından oluşan toplam 76.799,75 TL’nin davacıdan 10/06/2010 tarihinde tahsil edildiğini savunarak, davanın reddini dilemiştir.
İlk derece mahkemesince; 3.030,60 TL fatura tutarı kesintisi ve 15.153 TL cezai şart kesintisinin yerinde olmadığı, toplam 51.324,32 TL fatura tutarı kesintisi ve buna ilişkin 10.000 TL cezai şartın yerinde olduğu şeklindeki bilirkişi raporu doğrultusunda davanın kısmen kabulüne, kesilen ceza ve faturalardan ödemesi yapılan toplam 76.799,75 TL’den 61.324,32 TL’nin mahsubu ile (haksız olarak kesildiği anlaşılan) bakiye 15.475,43 TL’nin ödeme tarihi olan 10/06/2010 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, toplam 51.324,32 TL fatura tutarı kesintisi ve buna ilişkin 10.000 TL cezai şartın yerinde olduğu anlaşıldığından bu miktara (toplam 61.324,32 TL) ilişkin davanın reddine karar verilmiş; karara karşı taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
Bölge adliye mahkemesince; bilirkişi raporlarının çeliştiği, çelişki giderilmeden verilen kararın hatalı olduğu, ayrıca davacı vekili 2010 ve 2011 yılı ocak-nisan arası dönemde davalı ile mutabakata varıldığını belirttiği halde bilirkişilerce incelenmediği, bu hususun dava kapsamında bulunup bulunmadığı, bulunuyorsa bunun kararda dikkate alınması gerektiğine değinilerek, taraf vekillerinin sair istinaf nedenleri incelenmeksizin kararın kaldırılmasına karar verilmiştir.
Kaldırma kararı sonrasında ilk derece mahkemesince; davacı vekilince, bilirkişi heyetine göz hekimi uzman doktor atanmasını istenmişse de, kaldırma kararında bu yönde bir eleştiri bulunmadığı takdiri ile kaldırma kararı sonrası, hastane müdürü, hesap bilirkişisi ve mali müşavir bilirkişiden alınan 21/12/2017 tarihli asıl, aynı içerikteki 19/03/2018 tarihli ek bilirkişi raporuna itibar edilerek davanın kısmen kabulüne, hükme esas alınan bilirkişi raporu doğrultusunda toplam 51.324,32 TL fatura tutarı kesintisi ve buna ilişkin 10.000 TL cezai şartın yerinde olduğu anlaşıldığından bu miktara (toplam 61.324,32 TL) ilişkin davanın reddine, kesilen ceza ve faturalardan ödemesi yapılan toplam 76.799,75 TL’den 61.324,32 TL’nin mahsubu ile (haksız olarak kesildiği anlaşılan) bakiye 15.475,43 TL’nin ödeme tarihi olan 10/06/2010 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiş; karara karşı, taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
Bölge adliye mahkemesince; mevcut raporlar arasındaki çelişkileri gideren bilirkişi heyeti rapor ve ek raporuna dayanılarak hüküm verildiği, rapor ve ek raporda bilirkişilerin gözle ilgili görüşlere yer verdiği gibi işlemlerin niteliklerine bakıldığında cerrahi müdahale olduğunun açıkça görülebileceği gerekçesiyle, taraf vekillerinin istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiş; karar, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
6100 sayılı HMK’nın 266. maddesi hükmüne göre, çözümü özel veya teknik bir bilgiyi gerektiren konuda bilirkişi oy ve görüşünün alınması zorunludur. Her halde seçilecek bilirkişinin mesleği itibarıyla konunun uzmanı olması gerekir.
HMK’nın 281. maddesinde, tarafların, bilirkişi raporunda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını; belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilecekleri; mahkemece, bilirkişi raporundaki eksiklik yahut belirsizliğin tamamlanması veya açıklığa kavuşturulmasını sağlamak için, bilirkişiden ek rapor alabileceği; ayrıca gerçeğin ortaya çıkması için gerekli görürse, yeni görevlendireceği bilirkişi aracılığıyla, tekrar inceleme yaptırabileceği açıklanmıştır.
Somut olayda; davalı kurumun, davacıya gönderdiği 10/06/2010 tarihli ve 8609277 sayılı yazıyla; “…ameliyathanede anestezi uzmanı olmadığı halde işlem yapılması ve bunun kuruma fatura edilmesi nedeniyle sözleşmeye aykırılıktan 51.324,32 TL yersiz ödeme ve 10.000 TL cezai şart ile 23 hak sahibi hakkında işlem yapılmadığı halde yapılmış gibi gösterilmesi nedeniyle işlem bedeli olan 3.030,60 TL ile 5 katı cezai şart bedeli olan 15.153,00 TL’nin alacaklardan tahsiline karar verilmiştir. Bu uyarı merkezinize yapılan birinci uyarıdır.” denilmektedir.
Davacı, davalı kurumun her iki işlemi için de dava açmış olup, temyize konu edilen kısım; ilk derece mahkemesince davacının cerrahi izin belgesi olmadığı halde hastalara ameliyat (cerrahi müdahale) yaparak bunun davalı Kuruma fatura edildiğinden bahisle sözleşmeye aykırı işlem nedeniyle düzenlenen 51.324,32 TL ve 10.000 TL’lik cezai şarta yönelik davanın reddine ilişkindir.
Hastane saymanı, avukat, mali müşavir bilirkişilerden ve ardından mali müşavir, hastane yöneticisi hukukçu ve SGK uzmanı iktisatçı bilirkişiden ve kaldırma kararı sonrası hastane müdürü, yeminli mali müşavir ve hesap bilirkişisinden alınan 3 ayrı heyet raporunda; Ağır ceza mahkemesindeki yargılama sırasında ATK’nın yazısında Ankara Üniversitesi Göz Ana Bilim Dalı Başkanlığının yapılan işlemlerin “cerrahi müdahale” olduğu yönünde verdiği görüşe göre, davacı hakkında yapılan denetim sırasında cerrahi izin belgesi olmadığı halde davacının cerrahi müdahale yaptığı, cerrahi müdahale sırasında anestezi uzmanı bulundurmadığı, bu nedenle kurum işleminin(temyize konu olan) yasal mevzuata uygun olduğu belirtilmiş ve her ne kadar gerek ilk derece mahkemesince, gerekse bölge adliye mahkemesince, bilirkişi raporları yeterli görülerek yeniden bilirkişi incelemesi yapılmasına gerek görülmemiş ve alınan son heyet raporu ve ek rapora itibar edilmek suretiyle hüküm tesisi yoluna gidilmiş ise de, hükme esas alınan raporu düzenleyen bilirkişilerin mesleği itibariyle konunun uzmanı olmadığı, tıbbi ve teknik bilgi gerektiren konuda Ağır ceza mahkemesinde alınan rapora değinilerek uzman olmadıkları konuda görüş açıkladıkları anlaşılmaktadır.
O halde ilk derece mahkemesince; aralarında göz ile anestezi ve reanimasyon hekimlerinin de yer alacağı konusunda uzman bilirkişilerden oluşturulacak kuruldan davacıya ait merkezde davalı kuruma bağlı hastalar hakkında yapılan tedavilerin, cerrahi müdahale olup olmadığını, gerek tedavi evrakları gerekse Sağlık Uygulama Tebliği ve ilgili mevzuat hükümlerini değerlendiren, ceza davasında belirlenen maddi olguları da dikkate alan denetime elverişli rapor alınması ve hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, yetersiz bilirkişi raporları esas alınarak yazılı şekilde karar verilmiş olması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2020/1394 E. , 2020/8017 K.
Davacı; davalı kurum ile aralarında özel sağlık hizmeti sunucularından sağlık hizmeti satın alma sözleşmesi imzaladığını, davalı kurumun 29/12/2016 gün ve 7060831 sayılı yazısıyla 2012 yılı özel sağlık hizmeti sunucularından satın alma sözleşmesinin (11.1.16) maddesine istinaden tesis edilen 126.000 TL cezai şart bedelinin mevzuata aykırı olduğunu ileri sürerek; söz konusu cezai işlemin iptali ile davalıya borçlu olmadığının tespitini talep etmiştir.
Davalı; Sosyal Güvenlik Merkezince düzenlenen 27/10/2016 tarih ve 11085 sayılı Sağlık Hizmet Sunucusu İnceleme Raporu ile; davacı şirkete ait hastanede çalışan 23 sigortalıya aynı tarihte farklı şikayetleri olmasına rağmen aynı tetkiklerin istenildiği, tetkiklerin tedavi amacı dışında ağır ve tehlikeli işlerde çalışacaklara ait işe giriş periodik muayene formu düzenleme amaçlı yapıldığı, davacının kurumca finansmanı karşılanmayan sağlık hizmetlerini, kurumca finansmanı karşılanan sağlık hizmetleri gibi göstererek kuruma fatura ettiği tespit edildiğinden, dava konusu işlemde hukuka aykırı bir yön bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
İlk derece mahkemesince; davacı şirkete ait sağlık hizmeti sunucusu tarafından muayene edilen 23 kişinin 04/05/2012 tarihinde hastanenin kadın hastalıkları ve doğum bölümüne başvurdukları, bu 23 kişiden 2 hastanın epikrizlerinde belirtildiği üzere, “gebelik” durumlarının söz konusu olduğu, geri kalan 21 hastaya konulan tanı ve hasta şikayetlerinin benzer olduğu, her hastaya aynı tetkiklerin yapıldığı ve verilen hizmet karşılığı olarak Sosyal Güvenlik Kurumu’na 811,30 TL fatura edildiği, istenilen ELİSA tetkiklerinin (Anti HBS ab-Anti Hİ-HBsAg-Anti HCV), söz konusu 21 hastanın başvurularında geçen demir eksikliği
anemisi, sistit, vajinit, düzensiz menstruasyon ve benzeri tanılarda istenme endikasyonlarının bulunmadığı, yapılan tetkiklerin, işçilerin işe devam süresince çalıştırılmalarında bir sakınca olmadığının en az yılda bir defa hekim raporu ile tespitinde istenilen laboratuvar tetkikleri ile aynı olduğu, bu bağlamda Sosyal Güvenlik Kurumu ile yapılan sözleşme hükmünün 11.1.16 maddesine aykırılık nedeniyle uygulanan 126.000 TL cezai şart ve 811,30 TL yersiz ödeme işleminin mevzuata uygun olduğu gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
İlk derece mahkemesi kararına karşı taraflarca istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
Bölge adliye mahkemesince; kararın usul ve yasaya uygun bulunduğu gerekçesiyle davacı tarafın istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş; karar, taraflarca temyiz edilmiştir.
Dava; davalı kurum tarafından davacı … hizmeti sunucusu hakkında 2012 yılı sözleşmesinin (11.1.16) maddesine istinaden tesis edilen cezai işlemin iptali ile davacının davalı kuruma borçlu olmadığının tespiti istemine ilişkindir.
1-6100 sayılı HMK’nın 266. maddesi hükmüne göre, çözümü özel veya teknik bir bilgiyi gerektiren konularda bilirkişi oy ve görüşünün alınması zorunludur. Her halde seçilecek bilirkişinin mesleği itibarıyla konunun uzmanı olması gerekir.
Bilirkişiler, raporlarını hazırlarken raporun dayanağı olan somut ve özel nedenleri bilimsel verilere uygun olarak göstermek zorundadır. Bilirkişi raporu aynı zamanda Yargıtay denetimine de elverişli olacak şekilde bilgi ve belgeye dayanan gerekçe ihtiva etmelidir. Ancak bu şekilde hazırlanmış raporun denetimi mümkün olup, hüküm kurmaya dayanak yapılabilir.
Somut olayda, hükme esas alınan Sayıştay emekli uzman denetçisi, emekli hastane müdürü ve göğüs hastalıkları uzmanından oluşan bilirkişi heyeti; 23 kişinin aynı tarihte benzer şikayetler ile hastanenin kadın hastalıkları bölümüne başvurduğu, 2 hastanın epikrizlerinde belirtildiği üzere gebelik durumu olduğu, ancak 21 hastaya konulan tanı ve hasta şikayetlerinin benzer olduğu, her hastaya aynı tetkiklerin yapıldığı, istenilen elisa tetkiklerinin (Anti HBS Ab-Anti HİV-HBsAg-Anti HCV) belirtilen demir eksikliği anemisi, sistit, vajinit, düzensiz menstürasyon vb. tanılarda istenme endikasyonlarının bulunmadığı, yapılan tetkiklerin işçilerin işe devam süresince çalıştırılmalarında bir sakınca olmadığının en az yılda 1 defa hekim raporu ile tespitinde istenilen labratuvar tetkikleri ile aynı olduğu ve SGK ile yapılan sözleşme hükmünün 11.1.16 maddesine aykırı olduğu için uygulanan 126.000 TL cezai şart ve 811,30 TL yersiz ödeme işleminin mevzuata uygun olduğu yönünde görüş bildirilmiş ise de, dosya arasında yer alan hasta muayene kayıtlarından ve hasta epikrizlerinden davacı … hizmet sunucusuna başvuran hastalardan … TC nolu … ile … TC nolu Günay HAPİP isimli hastalardan tetkik istenmediği, … TC nolu … isimli hastadan diğer tetkiklerin yanısıra talesemi nedeniyle hemoglobin elektrofezi tetkikinin de istendiği, hastaların bir kısmından akciğer grafisi istenmediği halde hükme esas alınan bilirkişi raporunda 23 hastanın tamamından aynı tetkiklerin istendiğinin belirtildiği görülmüştür. Bu durumda, hükme esas alınan bilirkişi raporu; heyette yer alan bilirkişilerin uzmanlık alanları ve rapor içeriği itibariyle, hüküm kurmaya elverişli değildir.
Hal böyle olunca, ilk derece mahkemesince; yukarıda açıklanan maddi ve hukuki olgular çerçevesinde, önceki bilirkişiler dışında aralarında kadın hastalıkları uzmanı ve işyeri hekiminin de bulunduğu yeni bir bilirkişi heyetinden, davacı tarafın itirazlarını da karşılar şekilde, Yargıtay ve taraf denetimine elverişli bilirkişi raporu alınması ve hasıl olacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken; gerek heyet teşkili gerekse içeriği itibariyle yetersiz bilirkişi raporu hükme esas alınmak suretiyle yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
İlk derece mahkemesi kararının, yukarıda açıklanan nedenlerle bozulmasına karar verilmiş olduğundan, HMK’nın 373/1 maddesi uyarınca, işbu karara karşı yapılan istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin bölge adliye mahkemesi kararının da kaldırılmasına karar verilmiştir.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2020/10642 E. , 2020/7930 K.

Davacı; şirketlerinin 01/02/2015 dönemine ait kurum alacaklarından 919.461,16 TL, 01/01/2016 dönemine ait kurum alacaklarından 1.133.839,73 TL, 01/02/2016 dönemine ait kurum alacaklarından 1.227.226,46 TL kesinti yapılacağını öğrendiklerini, yapılacak kesintilerin haksız olduğunu, hukuka ve sözleşmeye uygun olmadığını, faturalarda hiç bir usulsüzlük olmadığını, söz konusu kesintilerle ilgili borçlu olmadığının tespitini istemiştir.
Davalı; davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece; aldırılan ve birbirine tutarlı bilirkişi raporlarında davalı kurumun davacı hastane alacaklarından mahsup yoluyla yaptığı kesinti işleminin 4.223,61 TL’lik kısmının yerinde olduğu, 2.049.077,29 TL’lik kısmının yerinde olmadığı kanaati bildirildiğinden davanın kısmen kabulü ile davacı şirketin, davalı kuruma 2.049.077,29 TL borçlu olmadığının tespitine, 4.223,61 TL yönünden talebin reddine karar verilmiş, hüküm süresi içinde davalı tarafından istinaf edilmiştir.
Bölge adliye mahkemesince; davalı tarafın istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, hüküm süresi içinde davalı tarafça temyiz edilmiştir.
Uyuşmazlık, davalı kurum mensubu hastalara, davacı hastane tarafından yapılan tedavi hizmetlerinin taraflar arasındaki sözleşmelere, SUT hükümlerine ve ilgili mevzuata aykırı olduğu gerekçesiyle hakkında fatura kesintisi işlemi uygulanmasının yerinde olup olmadığına ilişkindir.
Davacı hastanede tedavi hizmeti alan kurum mensubu bir kısım hastaların tedavilerine ilişkin faturalarda, davalı kurum tarafından kesinti yapılmıştır. İlk derece mahkemesince alınan bilirkişi raporunda kesintilerin büyük bir kısmının yersiz olduğu kanaatine varılmıştır. Her ne kadar alınan bilirkişi raporunda her hasta yönünden kesintiler ayrı ayrı değerlendirilmişse de bazı hastaların kesinti sebepleri ile bilirkişi heyetinin kesintinin yerinde olup olmadığına ilişkin değerlendirmesi birbirleriyle uyumlu değildir. Bu hususta davalı tarafın açık itirazı olmasına rağmen itirazları giderecek şekilde ek rapor alınmadan karar verilmiştir. Örneğin kesintiye konu hastalardan …,…,… yönünden bilirkişi heyeti “hastaya yapılan tıbbi bakım ve tedavilerin 5510 Sayılı Kanun’un 63. maddesinde sayılan tıbbi bakım ve tedaviler olduğu ve SUT 2.2.2 de yer alan yatarak tedavilerde ödeme esaslarına uygun olarak fatura edildiği gerekçesiyle kesinti yersizdir” demesine rağmen, davalı kurum tarafından bildirilen kesinti nedeni “ruhsattaki yatak sayısından fazla faturalandırma gerekçesi ile tedavi bedelinin tamamının kesinti yapılması” şeklindedir. Bu durumda hastaların kesinti nedenleri doğru değerlendirilmemiştir. Açıklanan eksik ve yanılgılı değerlendirme yapılan hususlar yönünden, tarafların tüm delilleri, bilirkişi raporuna karşı yapılan itirazlar da dikkate alınarak, taraflar arasındaki sözleşme ve SUT hükümleri ile ilgili diğer mevzuat hükümleri değerlendirilmek suretiyle ek rapor alınarak hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde eksik inceleme ile hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2020/1525 E. , 2020/7792 K.
Davacı; asıl dava dilekçesinde; davalı kurum ile yapılan sözleşme kapsamında sağlık hizmeti verdiğini, kurum tarafından 27 hasta bakımından hastanın yatarak tedavi görmediği halde yatış gösterilerek kuruma fatura edildiği iddiasıyla aleyhine toplamda 216.000 TL tutarında cezai işlem düzenlendiğini, ve 223.539,84 TL tutarında kesinti uyguladığını, kurum işlemine konu tedavilerin hastaların geçireceği operasyonlar öncesinde tespit edilen riskler doğrultusunda gerçekleştirildiğini, operasyon sırasında ya da sonrasında yapılmadığını ve paket ücretine dahil olmadığını, bu nedenle ayrıca fatura edildiğini, 27 adet hasta için açıkça kuruma açıklama yapılmasına rağmen savunmasının dikkate alınmadığını belirterek, kurumun kesinti işleminin iptalini istemiştir.
Davacı; birleşen dava dilekçesinde; davalı kurumun … isimli hastanın iç hastalıkları kliniğinde yatmadığı halde yatış gösterilerek kuruma yersiz faturalama yapıldığı gerekçesiyle aleyhine 8000 TL tutarında cezai işlem düzenlediğini, toplamda 8.322,15 TL kesinti uygulandığını, hastaya yapılan işlemin ameliyat öncesi bir işlem olup, ameliyat sırasındaki yahut ameliyattan sonraki ek bir işlem olmadığını, bu nedenle paket işleme dahil olmadığını belirterek kurumun kesinti işleminin iptaline karar verilmesini istemiştir.
Davalı; asıl ve birleşen davada; cezai işleme konu hastaların dahiliye kliniğinde yatmış gibi görünmelerine rağmen yatmadıklarını, bu hastaların cerrahi operasyonlarda
paket dahilinde ödenen eritrosit süspansiyonlarının hizmet bedeline dahil olmasına rağmen ayrıca kuruma fatura edildiğini, taraflar arasındaki sağlık hizmeti satın alma sözleşmesinin 11.1.16 maddesi uyarınca asıl davada 216. 000,00 TL turatında cezai işlem bedeli ile 7.539, 84 TL yersiz ödeme bedelinin faiziyle tahsili gerektiğini, birleşen davada ise 8000 TL cezai işlem bedeli ile 322,15 TL yersiz ödemenin tahsili gerektiğini, kurum işleminin hukuka uygun olduğu belirtilerek davanın reddini istemiştir.
İlk derece mahkemesince; bilirkişi raporları, dava dışı hastaların beyanları doğrultusunda asıl ve birleşen davada işleme konu olan toplam 28 hastadan 25 hastanın davacı şirkete ait hastanede yatarak Eritrosit Süspansiyon tedavisi almadığı halde almış gibi gösterilerek kuruma fatura edildiği, 25 hasta yönünden 6.931,97 TL işlem bedeli ile tahakkuk ettirilen 206.931,97 TL para cezasının yerinde olduğu …, … ve …’in davacıya ait hastanede yatarak Eritrosit Süspansiyon tedavisi gördüğü, bu 3 hasta yönünden 940,02 TL yersiz ödeme ve 24.000,00 TL para cezası düzenlenmesine dair kurum işleminin yerinde olmadığı gerekçesiyle asıl davanın kısmen kabulüne, birleşen davanın ise reddine karar verilmiş; hüküm, davacı ve davalı tarafça istinaf edilmiştir.
Bölge adliye mahkemesince; asıl davada davalı lehine hesaplanan vekalet ücresinin fazla hükmedildiği, yargılama giderlerinin ise nasıl hesaplandığının belirsiz olduğu, davalı harçtan muaf olduğundan harcın davacıya iadesi gerektiği belirtilerek davacının asıl davaya ilişkin vekalet ücretine yönelik istinaf talebinin kabulüne, bunun dışındaki tüm istinaf itirazları ile birleşen davaya yönelik tüm istinaf itirazlarının reddine; davalı vekilinin ise, asıl davaya ilişkin yargılama giderlerine yönelik istinaf talebinin kabulüne, bunun dışındaki tüm istinaf itirazlarının yerinde bulunmadığından reddine karar verilerek ilk derece mahkemesi kararı kaldırılarak asıl davanın kısmen kabulüne, birleşen davanın ise reddine karar verilmiş; hüküm, her iki tarafça temyiz edilmiştir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 266. maddesine göre, çözümü özel veya teknik bir bilgiyi gerektiren konularda bilirkişi oy ve görüşünün alınması zorunludur. Genel hayat tecrübesi ve kültürünün sonucu olarak herkes gibi hakimin de bildiği konularda bilirkişi dinlenmesine karar verilemeyeceği gibi, hakimlik mesleğinin gereği olarak hakimin hukuki bilgisi ile çözümleyebileceği konularda da bilirkişi dinlenemez. Her halde seçilecek bilirkişinin mesleği itibarıyla konunun uzmanı olması gerekir. Aynı kanunun 281. maddesine göre de taraflar, bilirkişi raporunda eksik gördükleri hususların bilirkişiye tamamlattırılmasını; belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilir; mahkeme, bilirkişi raporundaki eksiklik yahut belirsizliğin tamamlanması veya açıklığa kavuşturulmasını sağlamak için, bilirkişiden ek rapor alabilir; ayrıca gerçeğin ortaya çıkması için gerekli görürse, yeni görevlendireceği bilirkişi aracılığıyla, tekrar inceleme yaptırabilir.
Bilirkişiler, raporlarını hazırlarken raporun dayanağı olan somut ve özel nedenleri bilimsel verilere uygun olarak göstermek zorundadır. Bilirkişi raporu aynı zamanda Yargıtay denetimine de elverişli olacak şekilde bilgi ve belgeye dayanan gerekçe ihtiva etmelidir. Ancak bu şekilde hazırlanmış raporun denetimi mümkün olup, hüküm kurmaya dayanak yapılabilir.
Davalı kurum tarafından asıl dava konusu 27 hasta ile birleşen dava konusu 1 hasta bakımından uygulanan eritrosit süspansiyonlarının hastane tarafından gerçekleştirilen operasyonlar kapsamında hizmet bedeline dahil olduğu, buna rağmen bedellerinin ayrıca tahsili amacıyla gerçeğe aykırı olarak hastaların dahiliye kliniğinde yatmış gibi gösterildiği ve kuruma fatura edildiği gerekçesiyle davacı aleyhine iki ayrı işlem uygulanmış, 06706/2014 tarihli 2964108 sayılı kurum yazısı ile 27 adet hasta için 216.000 TL tutarında cezai şart bedeli ile 7539,84 TL tutarında yersiz ödeme bedelinin; 06/06/2014 tarihli 2953874 sayılı kurum yazısı ile de 1 hasta için 8000 TL tutarında cezai şart bedeli ile 322,15 TL tutarında yersiz ödeme bedelinin tahsil edileceği bildirilmiştir.
26/07/2016 tarihli bilirkişi raporunda; kurum işleminin yerinde olduğu belirtilmiş, tarafların itirazları sonrasın sunulan 14/03/2018 tarihli ek raporda hastaların dahiliyede yattıklarına dair beyanları olmadığı, kan tedavisi aldıkları paket işlem dahilinde olan uygulamanın kuruma fatura edilmesi sebebiyle kurum işleminin yerinde olduğu ancak 3 hasta bakımından dahiliyede yatış yapıldığı belirtildiğinden bu hastalar bakımından uygulanan 24000 TL cezai şart bedeli ile 940,22 TL yersiz ödeme bedeli tahsilinin yerinde olmadığı belirtilmiş, mahkemece bu rapor hükme esas alınmıştır. Ancak hem ek raporda hem de kök raporda hastalara uygulanan tedavi evrakları ile sistem kayıtları incelenmemiş, taraflar arasındaki sözleşme hükümleri ile Sağlık Uygulama Tebliği hükümleri somut uyuşmazlık bakımından irdelenmemiş ve cezai şart uygulanacağının kabul edilmesi durumunda da hangi sözleşme hükmüne göre ne şekilde hesaplama yapılacağı değerlendirilmemiş, yalnızca hasta beyanlarına dayalı olarak başkaca inceleme yapılmaksızın 25 hasta bakımından kurum işleminin yerinde olduğu, 3 hasta bakımından yerinde olmadığı belirtilmiştir.
Yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda, mahkeme bilirkişi raporuyla bağlı olmayıp bilirkişi raporunun Yargıtay denetimine de elverişli olacak şekilde bilgi ve belgeye dayanan gerekçe ihtiva etmesi gerekmektedir. Bu durumda mahkemece uyuşmazlık konusu işlem bakımından alanında uzman bilirkişilerden oluşacak heyetten hastalara ait tedavi kayıtları ile sistem kayıtları incelenip Sağlık Uygulama Tebliği ve özellikle taraflar arasındaki sözleşme hükümleri dikkate alınarak kesinti işlemine konu tedavilerin davalı tarafından ödenmesi gerekip gerekmediği, uygulamaların paket işlem dahilinde kabul edilip edilemeyeceği, paket işlem dahilinde ise kurumca uygulanan cezai şart unsurlarının somut olaya uygun düşüp düşmediği, cezai şart bedelinin hesaplanmasının hangi hükme dayalı olarak yapılması gerektiği hususları tartışılarak, tarafların itirazları da karşılanmak suretiyle, tereddüde yer vermeyecek şekilde, ayrıntılı, açıklayıcı, hüküm kurmaya elverişli ve Yargıtay denetimine uygun bir rapor aldırılarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yetersiz ve denetime elverişsiz bilirkişi raporuna dayalı olarak yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; tarafların temyiz itirazlarının kabulü ile 6100 sayılı HMK’nın 371. maddesi uyarınca temyiz olunan bölge adliye mahkemesi kararının BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz eden davacıya iadesine, dosyanın bölge adliye mahkemesine gönderilmesine,14/12/2020 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2020/1135 E. , 2020/6542 K.
Davacı; hastanelerinde yatarak tedavi gören SGK mensuplarına sunulan sağlık hizmetleri sırasında hastalara aynı gün veya bir gün aralıklarla aynı ilaçların yer aldığı reçetelerin düzenlenmesi sonucu SGK’nın zarara uğratıldığı gerekçesi ile yapılan inceleme sonucunda 156 reçete nedeniyle yersiz ödendiği ileri sürülen 350.677,86 TL’nin yasal faizi ile birlikte hastane alacaklarından mahsup edileceğinin bildirildiğini, bildirilen kesintinin 01/07/2013 – 31/07/2013 dönemine ait fatura bedellerinden mahsup edilerek faizi ile birlikte toplam 420.876,47 TL tahsil edildiği, 420.876,47 TL’nin kesinti yapılarak eksik ödeme yapıldığı tarihten itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir.
Davalı, sigortalıların reçete yazımlarında çeşitli usulsüzlükler olduğunun tespit edilmesi üzerine bu reçeteler karşılığı olan 350.667,86 TL tutarındaki yersiz ödemenin davacının alacaklarından mahsup edilmesinin yerinde olduğunu beyanla davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece; reçetelerde mevcut protokol ve hasta dosya numaralarının hastane kayıtlarıyla uyuşmadığı tutarsızlık gösterdiği, enfeksiyon hastalıkları bölümünde görevli Prof. Dr. … , Prof. Dr. … , Doç Dr. … , Yrd. Doç. Dr. … , Yrd. Doç. Dr. … reçete onaylarını yaparken gerekli özeni göstermedikleri, birkaç gün ara ile aynı hastalara yazılan aynı ilaçların ait olduğu reçetelere onay yaptıklarının anlaşılmasına, hastane çalışanları tarafından zamanından önce veya zamanı dolmadan reçetelerin düzenlendiği, reçete onaylarının dikkatsizce yapıldığı, onaylanan bu reçetelerin hastane eczanesinde yoktur kaşesi ile dışarı çıkarılarak kurum zararına yol açıldığı anlaşılmakla davacının davasının reddine karar verilmiş, hüküm süresi içinde davacı tarafından istinaf edilmiştir.
Bölge adliye mahkemesince; hükme esas alınan bilirkişi raporunun hüküm kurmaya yeter açıklık taşıdığı, bu nedenle inceleme konusu kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından, davacı vekilinin yerinde bulunmayan istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, hüküm süresi içinde davacı tarafça temyiz edilmiştir.
1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2-6100 sayılı HMK’nın 266. maddesi hükmüne göre, çözümü özel veya teknik bir bilgiyi gerektiren konularda bilirkişi oy ve görüşünün alınması zorunludur. Genel hayat tecrübesi ve kültürünün sonucu olarak herkes gibi hakimin de bildiği konularda bilirkişi dinlenmesine karar verilemeyeceği gibi, hakimlik mesleğinin gereği olarak hakimin hukuki bilgisi ile çözümleyebileceği konularda da bilirkişi dinlenemez. Her halde seçilecek bilirkişinin mesleği itibarıyla konunun uzmanı olması gerekir.
HMK’nun 281. maddesinde, tarafların, bilirkişi raporunda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını; belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilecekleri; mahkeme, bilirkişi raporundaki eksiklik yahut belirsizliğin tamamlanması veya açıklığa kavuşturulmasını sağlamak için, bilirkişiden ek rapor alabileceği; ayrıca gerçeğin ortaya çıkması için gerekli görürse, yeni görevlendireceği bilirkişi aracılığıyla, tekrar inceleme yaptırabileceği açıklanmıştır.
Bilirkişiler, raporlarını hazırlarken raporun dayanağı olan somut ve özel nedenleri bilimsel verilere uygun olarak göstermek zorundadır. Bilirkişi raporu aynı zamanda Yargıtay denetimine de elverişli olacak şekilde bilgi ve belgeye dayanan gerekçe ihtiva etmelidir. Ancak bu şekilde hazırlanmış raporun denetimi mümkün olup, hüküm kurmaya dayanak yapılabilir.
Bilirkişi raporu kural olarak hâkimi bağlamaz. Hâkim, raporu serbestçe takdir eder. Hâkim, raporu yeterli görmezse, bilirkişiden ek rapor isteyebileceği gibi gerçeğin ortaya çıkması için önceki bilirkişi veya yeniden seçeceği bilirkişi vasıtasıyla yeniden inceleme de yaptırabilir. Bilirkişi raporları arasındaki çelişki varsa hâkim çelişkiyi gidermeden karar veremez.
Somut uyuşmazlıkta, davacı üniversite hastanesinde yatan hastaların tedavileri sırasında mükerrer reçetelerin yazıldığı ve bunların hastane eczanesinde bulunmadığı gerekçesiyle serbest eczanelerden temin edilmesi nedeniyle davalı kurumun karşıladığı reçete bedellerinin davacı hastanenin alacaklarından kesinti yapılması suretiyle kurumca tahsilinin yerinde olup olmadığına dair mahkemece iki ayrı heyetten alınan bilirkişi raporunda; davacı hastane doktorları ve çalışanlarının yersiz ödemeye neden oldukları belirtilerek kesintilerin yerinde olduğu görüşü bildirilmiştir. Ancak yazılan reçetelerin gerçekten mükerrer olup olmadığı; tek tek, hasta bazında değerlendirilmediği gibi davacının bu husustaki itirazlarını giderir şekilde de rapor düzenlenmemiştir. Hal böyle iken denetime elverişli olmayan bu raporların hükme esas alınması hatalı olmuştur. Bu nedenle mahkemece; SUT hükümleri ve ilgili mevzuat hükümlerinde yetkin; eczacı, kesintiye konu reçetelerin düzenlendiği enfeksiyon hastalıkları branşında uzman doktor ve sosyal güvenlik uzmanı kişilerden oluşan üç kişilik bilirkişi heyetinden tedavi kayıtları ve yazılan reçeteler her hasta bazında tek tek değerlendirilmek suretiyle, rahatsızlıklarına göre hastalar adına, davacı hastane doktorları tarafından, yazılan reçetelerin mükerrer olup olmadığı, kesinti yapılan her reçete yönünden hastaların yatan hasta olup olmadığı, yatan hasta değillerse kesintinin
yerinde olup olmadığı tartışılarak, tarafların mahkemece alınan bilirkişi raporlarına karşı yaptıkları itirazlar da karşılanmak suretiyle, tereddüde yer vermeyecek şekilde, ayrıntılı, açıklayıcı, hüküm kurmaya elverişli ve Yargıtay denetimine uygun bir rapor aldırılarak, varılacak sonuç dairesinde bir hüküm kurulması gerekirken yetersiz bilirkişi raporu benimsenerek yazılı şekilde karar verilmiş olması doğru görülmemiş, kararın bu sebeple bozulması gerekmiştir.

Y.3.HD. 2020/1387 E.,2020/6152 K. 03/11/2020 Tarihli Kararı 

Davacı; davalı kurumca önceden savunması alınmadan, 22.04.2014 tarihli yazı ile, 2012 yılı Sağlık Uygulama Tebliği’nin 3.1.3. maddesinde yer alan acil hal tanımı yapılarak bu yıla ait veriler üzerinde inceleme yapıldığını ve acil serviste yapılmaması gereken işlem ve tedavilere ait fatura bedellerinin acil servis branşından kuruma fatura edildiğinin tespiti sonucu 144.598,73 TL fatura bedeli ve 10.695,68 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 155.294,41 TL yersiz ödemenin kurum alacağından mahsup edileceğinin bildirildiğini, komisyon incelemesinde hangi faturalarda hangi ödemelerin yersiz olarak kabul edildiğinin belli olmadığını, kendisinin tacir olup fatura alan kişinin 8 gün içinde itirazda bulunma hakkı olduğunu, oysaki fatura içeriğine de herhangi bir itirazın bulunmadığını, şirketin SUT’ta tanımlanan acil hal tanımı dışına çıkmadığını belirterek, yersiz ödemeden kaynaklanan borcun bulunmadığının tespitine karar verilmesini istemiştir.

Davalı; Risk Analizi ve Sürekli Denetim Grup Başkanlığı’nın 13.03.2013 tarih …sayılı yazısı ile merkez müdürlükte oluşturulan komisyon tarafından yapılan inceleme sonrasında, acil branşındaki hatalı faturalandırmalar nedeniyle davacı kuruma borç çıkartıldığını belirterek haksız davanın reddini dilemiştir.

Mahkemece; alınan bilirkişi raporu doğrultusunda; tedavi ücretleri yeşil alan muayenesi kabul edilerek kesintiye tabi tutulan hasta sayısının 8870 belirlendiği, bunların tedavi bedelleri tutarı 144.598,73 TL için kesinti uygulandığı, bunlardan 5829 kişinin muayene ve tetkik bedellerinin 520.020 SUT kodlu Acil Poliklinik Muayenesi kapsamında değerlendirilerek 95.755,68 TL hesaplandığı, kalan 3041 hastaya yapılan muayene ve müdahalelerin 520.021 kodlu Yeşil Alan Muayenesi olup, kesinti uygulanan 48.843,05 TL’nin mevzuata uygun olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 144.598,73 TL anapara10.695,68 TL işlemiş faiz kesintisinin 95.755,68 TL lik bölümü ile bu miktar için uygulanan faiz yönünden davacının borçlu olmadığının tespitine dair verilen karar, taraf vekillerinin temyizi üzerine; Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin, 06/12/2017 tarihli, 2016/14486 Esas, 2017/12134 Karar sayılı ilamıyla “Davacı, davalının 22.04.2014 tarihli yazısında yersiz ödeme olduğunu belirttiği toplam 155.294,41 TL’den dolayı borçlu olmadığının tespitini istemiştir. Davalının 22.04.2014 tarihli yazısı incelendiğinde toplam 155.294,41 TL’nin 144.598,73 TL’sinin anapara, 10.695,68 TL’sinin faiz olduğu anlaşılmaktadır. Mahkeme gerekçesinde ise 95.755,68 TL anapara yönünden davacının borçlu olmadığı tespit edilmiş ancak bu bedelin belirtilen işlemiş faizi tespit edilip hükme geçirilmeksizin “95.755,68 TL ve işlemiş faizleri yönünden davacının borçlu olmadığının tespitine,” denilmek suretiyle hüküm tesis edilmiştir. Anılan durumun infazda tereddüt doğuracağı anlaşılmakla, kabul edilen anaparaya, işlemiş faiz de kabul edilecekse, bunun tespiti yapılmadan ve hükme dercedilmeden infazda tereddüt yaratacak tarzda yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.” gerekçesi ile sair hususlar incelenmeksizin hükmün bozulmasına karar verilmiştir.

Mahkemece, bozmaya uyulduğu belirtilerek, davanın kısmen kabulü ile, 95.755,68 TL nin 16.627,13 TL yasal faiz olmak üzere toplam:112.382,81 TL yönünden davacının borçlu olmadığının tespitine. Fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiş; hüküm, davacı ve davalı vekilince temyiz edilmiştir.

1-6100 sayılı HMK’nın 266. maddesi hükmüne göre, çözümü özel veya teknik bir bilgiyi gerektiren konularda bilirkişi oy ve görüşünün alınması zorunludur. Genel hayat tecrübesi ve kültürünün sonucu olarak herkes gibi hakimin de bildiği konularda bilirkişi dinlenmesine karar verilemeyeceği gibi, hakimlik mesleğinin gereği olarak hakimin hukuki bilgisi ile çözümleyebileceği konularda da bilirkişi dinlenemez. Her halde seçilecek bilirkişinin mesleği itibarıyla konunun uzmanı olması gerekir.

HMK’nun 281. maddesinde, tarafların, bilirkişi raporunda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını; belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilecekleri; mahkeme, bilirkişi raporundaki eksiklik yahut belirsizliğin tamamlanması veya açıklığa kavuşturulmasını sağlamak için, bilirkişiden ek rapor alabileceği; ayrıca gerçeğin ortaya çıkması için gerekli görürse, yeni görevlendireceği bilirkişi aracılığıyla, tekrar inceleme yaptırabileceği açıklanmıştır.

Bilirkişiler, raporlarını hazırlarken raporun dayanağı olan somut ve özel nedenleri bilimsel verilere uygun olarak göstermek zorundadır. Bilirkişi raporu aynı zamanda Yargıtay denetimine de elverişli olacak şekilde bilgi ve belgeye dayanan gerekçe ihtiva etmelidir. Ancak bu şekilde hazırlanmış raporun denetimi mümkün olup, hüküm kurmaya dayanak yapılabilir.

Bilirkişi raporu kural olarak hâkimi bağlamaz. Hâkim, raporu serbestçe takdir eder. Hâkim, raporu yeterli görmezse, bilirkişiden ek rapor isteyebileceği gibi gerçeğin ortaya çıkması için önceki bilirkişi veya yeniden seçeceği bilirkişi vasıtasıyla yeniden inceleme de yaptırabilir. Bilirkişi raporları arasındaki çelişki varsa hâkim çelişkiyi gidermeden karar veremez.

Somut uyuşmazlıkta, mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporu; davacı hastanenin faturalarında yapılan kesintilere konu hastalara ilişkin, yeterli gerekçe sunulmadan, hastaların tedavi kayıtları her hasta yönünden tek tek değerlendirilmeden düzenlenmiştir. Denetime elverişli olmayan ve eksik incelemeye dayalı bu raporun hükme esas alınması hatalıdır. 

Bu nedenle mahkemece; taraflar arasındaki sözleşmeler, SUT hükümleri ve ilgili mevzuat hükümlerinde yetkin; hastane yöneticisi, kesintiye konu acil branşında uzman doktor ve sosyal güvenlik uzmanı kişilerden oluşan üç kişilik bilirkişi heyetinden tedavi kayıtları her hasta bazında tek tek değerlendirilmek suretiyle, hastaların rahatsızlıklarına göre davacı tarafından verilen tedavi hizmetlerinin yerinde olup olmadığı tartışılarak, tarafların önceki rapora karşı yaptıkları itirazlar da karşılanmak suretiyle, tereddüde yer vermeyecek şekilde, ayrıntılı, açıklayıcı, hüküm kurmaya elverişli ve Yargıtay denetimine uygun bir rapor aldırılarak, kurum tarafından her fatura döneminde yapılan örnekleme yoluyla kesintiler de dikkate alınarak mükerrer kesintiye neden olmayacak şekilde, ayrıca kurumun yaptığı kesinti miktarına ilişkin istediği faiz oranının 10.695,68 TL olduğu, faize ilişkin bu talepten fazlasına da hükmedilemeyeceği de dikkate alınarak varılacak sonuç dairesinde bir hüküm kurulması gerekirken yetersiz bilirkişi raporu benimsenerek yazılı şekilde karar verilmiş olması doğru görülmemiş, kararın bu sebeple bozulması gerekmiştir. 

 

Y.3.HD.  2020/1127 E.  ,  2020/5714 K. 08/10/2020 tarihli kararı 

Davacı; sahibi oldukları sağlık merkezinin kurum alacaklarından mahsup yolu ile yersiz ödeme adı altında yapılan kesintinin hukuka aykırı olduğunu, sağlık merkezlerine müracaat eden davaya konu tüm kişilere gerekli sağlık hizmetinin verildiğini, teşhis ve tedavilerinin yapıldığını, talep edilen yersiz ödemenin madde 4 de anılan yönetmelik hükmüne açıkça aykırı olduğunu, bu nedenlerle müvekkili şirkete davalı tarafından 24/12/2014 tarihinde tebliğ edilen 10/09/2014 tarih ve 447008 sayılı yazı ile talep edilen 52.577,19 TL cezai şart ve 134 hasta için daha önce ödediği bedele dair yersiz ödeme iddiası ile istirdadına yönelik talebi hukuka aykırı olduğundan belirtilen miktar yönünden borçlu olmadıklarının tespiti ile mahsup yolu ile yapılan 353.352,03 TL’ nin kesinti tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan istirdadına karar verilmesini talep ettiklerini bildirmiştir.

Davalı; 2012 yılı … Özel Sağlık Hizmeti Sunucularından Sağlık Hizmeti Alım Sözleşmesinin 7.5. Reklam, Kampanya ve Yönlendirme Yasağı maddesinin 7.5.3 ve 7.5.4 alt maddelerine aykırı davrandığı anlaşılmış olduğundan aynı sözleşmenin 11.1.2 maddesi gereği her bir fiil ile ilgili olarak bir ceza (kişi bazlı ve 10.000,00 TL olmak üzere) raporun 11 numaralı ekindeki tabloda adı belirtilenler ile ilgili olarak, 11.3.6 maddesi gereği 52.577,19 TL ceza-i şart uygulandığını, bu nedenlerle davanın reddine karar verilmesini talep ettiklerini bildirmiştir.

Mahkemece; göz rahatsızlığı bulunan hastaların özellikle yürütülen bir faaliyet ile tespit edildiği, bunun zaman zaman köy muhtarları aracılığı ile yapılmaya çalışıldığı, tespit edilen hastaların bölgesine göre belirlenen zamanlarda toplu olarak servis konulmak suretiyle hastaneye getirildiği, köy kahvehanelerinde broşür dağıtıldığı, bu durumun taraflar arasında akdedilen 2012 yılı Sosyal Güvenlik Kurumu Özel Sağlık Hizmeti Sunucularından Sağlık Hizmeti Satın Alım Sözleşmesinin Reklam, Kampanya ve Yönlendirme Yasağı başlıklı maddesine aykırılık oluşturduğunun açık olduğu, davacının istirdat talebinin yasal koşullarının oluşmadığı anlaşılmakla, davanın reddine karar verilmiş; hüküm süresi içinde davacı tarafından istinaf edilmiştir.

Bölge adliye mahkemesince; tüm dosya kapsamı gereğince davacı hastanenin taraflar arasındaki 2012 yılı sağlık hizmeti satın alım sözleşmesinin reklam, kampanya ve yönlendirme yasağı başlıklı maddesine aykırı davrandığı, değişik bölgelerdeki hastaların tespit ederek broşür vermek suretiyle reklam ve kampanya düzenleyerek ve bu hastaların hastaneye ulaşımını da sağlayarak yasağa aykırı davrandığı sabittir. Kurumca uygulanan cezai şart ve fatura bedelinin tahsili işlemleri hukuka ve sözleşmeye uygun olup istinaf talebinin esastan reddine karar verilmiş, hüküm süresi içinde davacı tarafça temyiz edilmiştir.

1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki sair temyiz itirazları yerinde değildir.

2-6100 sayılı HMK’nın 266. maddesi hükmüne göre, çözümü özel veya teknik bir bilgiyi gerektiren konularda bilirkişi oy ve görüşünün alınması zorunludur. Genel hayat tecrübesi ve kültürünün sonucu olarak herkes gibi hakimin de bildiği konularda bilirkişi dinlenmesine karar verilemeyeceği gibi, hakimlik mesleğinin gereği olarak hakimin hukuki bilgisi ile çözümleyebileceği konularda da bilirkişi dinlenemez. Her halde seçilecek bilirkişinin mesleği itibarıyla konunun uzmanı olması gerekir.

HMK’nun 281. maddesinde, tarafların, bilirkişi raporunda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını; belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilecekleri; mahkeme, bilirkişi raporundaki eksiklik yahut belirsizliğin tamamlanması veya açıklığa kavuşturulmasını sağlamak için, bilirkişiden ek rapor alabileceği; ayrıca gerçeğin ortaya çıkması için gerekli görürse, yeni görevlendireceği bilirkişi aracılığıyla, tekrar inceleme yaptırabileceği açıklanmıştır.

Bilirkişiler, raporlarını hazırlarken raporun dayanağı olan somut ve özel nedenleri bilimsel verilere uygun olarak göstermek zorundadır. Bilirkişi raporu aynı zamanda Yargıtay denetimine de elverişli olacak şekilde bilgi ve belgeye dayanan gerekçe ihtiva etmelidir. Ancak bu şekilde hazırlanmış raporun denetimi mümkün olup, hüküm kurmaya dayanak yapılabilir.

Bilirkişi raporu kural olarak hâkimi bağlamaz. Hâkim, raporu serbestçe takdir eder. Hâkim, raporu yeterli görmezse, bilirkişiden ek rapor isteyebileceği gibi gerçeğin ortaya çıkması için önceki bilirkişi veya yeniden seçeceği bilirkişi vasıtasıyla yeniden inceleme de yaptırabilir. Bilirkişi raporları arasındaki çelişki varsa hâkim çelişkiyi gidermeden karar veremez.

Somut uyuşmazlıkta, davalı kurum tarafından yapılan teftiş sırasında dinlenen hastalar ve diğer kişilerin beyanlarına göre davacı hastanenin 2012 yılı Sosyal Güvenlik Kurumu Özel Sağlık Hizmeti Sunucularından Sağlık Hizmeti Alım Sözleşmesi’nin 7.5. maddesinde yer alan reklam, kampanya ve yönlendirme yasağını ihlal ettiği anlaşılmaktadır. Ancak cezai şartve tedavi bedeli kesintilerinin miktarının belirlenmesi yönünden mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporu; hastalara fatura konusu tedavilerin yapılıp yapılmadığına dair tedavi kayıtları incelenmeden ve her hasta yönünden tek tek değerlendirilme yapılmadan düzenlenmiştir. Denetime elverişli olmayan bu raporun hükme esas alınması hatalıdır. Bu nedenle mahkemece yapılacak olan taraflar arasındaki sözleşmeler, SUT hükümleri ve ilgili mevzuat hükümlerinde yetkin; hastane yöneticisi, kesintilere konu tıbbi branşlarda uzman doktor ve sosyal güvenlik uzmanı kişilerden oluşan üç kişilik bilirkişi heyetinden tedavi kayıtları her hasta bazında tek tek değerlendirilmek suretiyle, hastaların rahatsızlıklarına göre davacı tarafından verilen tedavi hizmetlerinin yerinde olup olmadığı tartışılarak, tarafların önceki rapora karşı yaptıkları itirazlar da karşılanmak suretiyle, 2012 sözleşmesinin 10.1. maddesinin dava konusu olaya uygulanmasının yerinde olup olmadığı da belirtilerek, tereddüde yer vermeyecek şekilde, ayrıntılı, açıklayıcı, hüküm kurmaya elverişli ve Yargıtay denetimine uygun bir rapor aldırılarak, varılacak sonuç dairesinde bir hüküm kurulması gerekirken yetersiz bilirkişi raporu benimsenerek yazılı şekilde karar verilmiş olması doğru görülmemiş, kararın bu sebeple bozulması gerekmiştir.

İlk derece mahkemesi kararının, yukarıda açıklanan nedenlerle bozulmasına karar verilmiş olduğundan, HMK’nın 373. maddesinin birinci fıkrası uyarınca, iş bu karara karşı davacı tarafından yapılan istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin bölge adliye mahkemesi kararının da kaldırılmasına karar verilmiştir.

Y.3. HD. 2020/1070 E.  ,  2020/5193 K. 30.09.2020 tarihli kararı 

Davacı vekili; taraflar arasında Sağlık Hizmetleri Protokolü olduğunu, bu sözleşme uyarınca hastalara uygulanan tedavi bedellerinin MEDULA sistemine kaydedildiğini ve davalı kurumca müvekkile ödendiğini, ancak PRP tedavinin maliyet etkin olmadığı gerekçesiyle davalının Mart-Nisan-Mayıs-Ekim 2013 ve Şubat-Mart 2014 dönemi faturalarından 312.999,70 TL yersiz kesinti yaptığını, kesinti işleminin haksız olduğunu ileri sürerek davalı kurumca haksız ve hukuka aykırı olarak yapılan toplam 312.999,70 TL’nin kesinti tarihinden itibaren işletilecek avans faiziyle birlikte davalıdan tahsilini ve davalının %20 kötü niyet tazminatına hükmedilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı; SGK Üniversiteler Sağlık Hizmetleri Protokolü, ilgili döneme ait Sağlık Uygulama Tebliği, 2011/62 (Değişik 2012/36-2013/23) sayılı Ödeme Genelgesi ve ilgili diğer mevzuat uyarınca davacının iddia ettiği dönemlere ait faturalarla ilgili olarak ödenmesine yönelik herhangi bir hüküm bulunmadığı için kesinti yapıldığını, İtiraz İnceleme Komisyonu ve Sağlık Kurumu İhtisas/Mevzuat İnceleme Komisyonları kararı ile kesintilerin

uygun bulunduğunu, %20 tazminat istemenin haksız olduğunu, davalının kötü niyetli olmadığını, davacının protokole ve sözleşmeye uygun olarak almadığı cihazların bedellerini kurumdan istemesinin yersiz ve yapılan kesintinin sözleşme ve mevzuata uygun olduğunu savunarak davanın ve tazminat isteminin reddine karar verilmesini dilemiştir.

Mahkemece; davanın kısmen kabulüne, davalı kurum tarafından davacı Üniversite Hastanesinden yapılan kesinti bedeli olan 312.999,70 TL alacağın kesinti tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, kötü niyet tazminatı talebinin yasal şartları oluşmadığından reddine karar verilmiştir.

Mahkemece verilen karara karşı taraflarca istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.

Bölge Adliye Mahkemesince; ilk derece mahkemesince verilen kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu gerekçesi ile HMK 353/1-b maddesi gereğince istinaf kanun yolu başvurusunun ayrı ayrı esastan reddine karar verilmiş, hüküm; taraflarca temyiz edilmiştir.

1- Davacı vekilinin, davalının %20 kötü niyet tazminatına mahkum edilmesi istemine yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;

Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı bilgi ve belgelere, özellikle temyiz olunan bölge adliye mahkemesi kararında yazılı gerekçelere göre, davacı vekilinin yerinde bulunmayan bütün temyiz itirazlarının reddi gerekir.

2- Davalı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine gelince;

Taraflar arasındaki uyuşmazlık, yanlar arasında fatura edilen tıbbi malzeme bedelinin ilgili mevzuat uyarınca SGK’ca karşılanıp karşılanmayacağına ilişkin anlaşmazlık çıkmasından, davalı kurum tarafından davacının hastalarına uyguladığı tedavide kullanmış olduğu PRP Ayırıcı Kit adlı malzeme bedelinin mevzuat hükümlerine aykırı olarak faturalandırıldığı gerekçesiyle, davacı hastanenin, kurumdan olan alacaklarından mahsup edilmesinden kaynaklanmaktadır.

Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda; davacı hastanenin kullandığı tıbbi malzemenin tebliğ hükmünde yapılan tıbbi malzeme tanımına uygun olduğu, bu malzemenin ödenmeyeceğine dair tebliğde hüküm bulunmadığı, davalı kurumun iç yazışma olarak kendi birimlerine gönderdiği görüşte bahsedilen “malzemenin maliyet etkin olmadığı ve bu nedenle ödenmeyeceği” görüşünün tebliğde yer almadığı, taraflar arasında yapılan sözleşmeye ve yasaya aykırı bir durum olmadığı gerekçesi ile davalı kurumun, davacı hastane alacaklarından yersiz kesinti yaptığı kanaati bildirilmiştir. Ancak, davalının mahkemeye sunduğu, davacı hastaneye ait PRP Ayırıcı Kit adlı malzeme faturalarında “SUT kodu yoktur” ifadesinin yer aldığı hususu hüküm yerinde tartışılıp değerlendirilmediği gibi, davalının rapora karşı yaptığı itirazlarının da gerekçeli bir şekilde karşılanmadığı anlaşılmaktadır. O halde öncelikle, taraf itirazlarını karşılar şekilde, PRP tedavi yönteminin (Ayırıcı Kit adlı malzemenin) davacı hastanenin faturalandırma yaptığı ilgili dönemde uygulanan SUT(Sağlık Uygulama Tebliği) ve ilgili yasal mevzuat uyarınca bedeli ödenecek tıbbi malzeme kapsamında olup olmadığının tespiti gerekmektedir. Öyle olunca, bu hali ile bilirkişi raporu yetersiz olup mahkemece taraflar arasındaki sözleşmeler, SUT hükümleri ve taraf delilleri değerlendirilerek yeniden SUT hükümleri konusunda uzman bir heyetten gerekçeli, Yargıtay ve taraf denetime elverişli rapor alınıp sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yetersiz bilirkişi raporu ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.