Öğrenim KYK Kredisinde Zamanaşımı 5 Yıldır

Öğrenim KYK Kredisi, öğrencinin, eğitim süresinin bitiminden itibaren iki yıl sonra ödenmek zorundadır. Bu kredinin ödeme vadesidir. Ancak kredi devlet tarafından, bu ödeme vadesinin rastladığı takvim yılını takip eden takvim yılı başından itibaren beş (5) yıl içinde tahsil edilmezse zamanaşımına uğrar. 

Örneğin 2006-2010 yılları arasında üniversitede okuyan bir öğrencinin öğrenim kredisini geri ödeme borcu 2012 tarihinde doğar. Bu borcun devlet tarafından tahsil edilme süresi 2013 ile 2018 yılları arasındadır. 2018 yılından sonra borç zamanaşımına uğrar. Kredi borçlusu isterse kendisine ödeme emri tebliğ edildikten sonra 15 gün içinde vergi mahkemesinde dava açarak zamanaşımı itirazında bulunup borçtan kurtulabilir. 

Ancak, bu 5 yıllık süre içinde mükellef tarafından bir ödeme yapılması, vergi dairesi tarafından haciz yapılması, vergi dairesi tarafından haciz sonucunda para tahsilatı yapılması, mükellefe yeni bir ödeme emri tebliğ edilmesi, yeniden yapılandırma ya da af gibi çıkan kanunlar sonucunda ödenmek üzere müracaatta bulunulması veya borcun ödeme planına bağlanması gibi durumlarda 5 yıllık tahsil zamanaşımı süresi kesilir. 

Kesilmenin rastladığı takvim yılını takip eden takvim yılı başından itibaren zamanaşımı yeniden işlemeye başlar. 

Dolayısıyla, Öğrenim KYK Kredisi borçlarında bu işlemlerin olup olmadığı dikkate alınmalıdır.

Buna ilişkin kararlar şöyledir; 

Konya Bölge İdare Mahkemesi  5. İdare Dava Dairesi 

Esas No.: 2017/515 

Karar No.: 2017/646 

Karar tarihi: 06.06.2017 

İSTEMİN ÖZETİ:Davacının yükseköğrenim kredi borcu ve yükseköğrenim harç kredisini vadesinde ödenmediğinden bahisle adına düzenlenen 18.10.2010 tarih ve 1431 takip no’lu ödeme emrininiptali istemiyle açılan davada; dava konusu işlemin iptali yolunda Mersin 2. İdare Mahkemesi’nce verilen 06/12/2016 günlü, E:2016/246, K:2016/1740 sayılı kararın, davacı tarafından ödeme emrinin 04/01/2016’da müvekkile tebliğ edildiği göz önüne alındığında zamanaşımı itirazı bakımından bir değerlendirme yapılması ve ödeme emrinin zamanaşımı nedeniyle eksik hükmün kaldırılması gerektiği, davalı tarafından ise 6183 sayılı AATUHK 8 maddesine göre hilafına bir hüküm bulunmadıka kanunda yazılı müddetlerin hesaplanmasında ve tebliğlerin yapılmasında Vergi Usul Kanunun hükümleri tatbik olunur hükmü yer aldığı bu ndenle mahkeme kararı hatalı olduğu, bozulması gerektiği ileri sürülerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 45. maddesi uyarınca istinaf başvurusu kapsamında incelenerek kaldırılmasına karar verilmesi istenilmektedir. 

SAVUNMALARIN ÖZETİ: Savunma verilmemiştir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Konya Bölge İdare Mahkemesi 5. İdari Dava Dairesi’nce işin gereği görüşüldü;

Dava, davacının yükseköğrenim kredi borcu ve yükseköğrenim harç kredisini vadesinde ödenmediğinden bahisle adına düzenlenen 18.10.2010 tarih ve 1431 takip no’lu ödeme emrininiptali istemiyle açılmıştır.

351 sayılı Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu Kanunu’nun 17.maddesinde; “Borç taksitlerini zamanında ödemiyenlerin birinci defada borçlarının bir seneliği, tekrarında ise tamamı ivedilik kazanır. Bu tarihten itibaren borç 6183 sayılı kanun hükümlerine göre malsandıklarınca tahsil olunarak Kuruma ödenir.” hükmü yer almıştır. Anılan Kanunun atıfta bulunduğu 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsili Usulü Hakkında Kanunu’n “Tebliğler ve Müddetlerin Hesaplanması” başlıklı 8. maddesinde; aksine bir hüküm bulunmadıkça bu kanunda yazılı müddetlerin hesaplanmasında ve tebliğlerin yapılmasında Vergi Usul Kanunu hükümlerinin uygulanacağı belirtilmiş; 55.maddesinde; Amme alacağını vadesinde ödemeyenlere, 7 gün içinde borçlarını ödemeleri veya mal bildiriminde bulunmaları lüzumunun bir “Ödeme Emri” ile tebliğ olunacağı, “Ödeme Emrine İtiraz” başlıklı 58.maddesinde ise; Kendisine ödeme emri tebliğ olunan şahsın, böyle bir borcu olmadığı veya kısmen ödediği veya zamanaşımına uğradığı iddialarıyla tebliğ tarihinden itibaren 7 gün içinde dava açabileceği; 102. maddesinde ise “Amme alacağının, vadesinin rasladığı takvimi yılını takib eden takvim yılı başından itibaren 5 yıl içinde tahsil edilmezse zamanaşımına uğrayacağı” hükümlerine yer verilmiştir.

213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 93 üncü maddesinde, tahakkuk fişinden gayri, vergilendirme ile ilgili olup hüküm ifade eden bilumum vesikaların ve yazıların adresleri bilinen gerçek ve tüzel kişilere posta vasıtasıyla ilmuhaberli taahhütlü olarak, adresleri bilinmeyenlere ilan yolu ile tebliğ edileceğinin hüküm altına alındığı, 101 inci maddesinde, vergi ile ilgili uygulamalarda tebligatın yapılabileceği bilinen adreslerin sayıldığı, 102 inci maddesinde ise tebliğ olunacak evrakı muhtevi zarfın posta idaresince muhatabına verileceği ve keyfiyetin muhatap ile posta memuru tarafından taahhüt ilmühaberine tarih ve imza konulmak suretiyle tespit olunacağı, muhatabın zarf üzerinde yazılı adresini değiştirmesinden dolayı bulunamamış olması halinde posta memurunun durumu zarf üzerine yazacağı ve mektubun posta idaresince derhal tebliği yaptıran daireye geri gönderileceği, muhatabın geçici olarak başka bir yere gittiği, bilinen adresinde bulunanlar veya komşuları tarafından bildirildiği takdirde keyfiyet ve beyanda bulunanın kimliği tebliğ alındısına yazılarak altının beyanı yapana imzalatılacağı, imzadan imtina ederse, tebliği yapanın bu ciheti şerh ve imza edeceği ve tebliğ edilemeyen evrakın çıkaran mercie iade olunacağı, bunun üzerine tebliği çıkaran merci tarafından tayin olunacak münasip bir süre sonra yeniden tebliğe çıkarılacağı, ikinci defa çıkarılan tebliğ evrakı da aynı sebeple tebliğ edilemeyerek iade olunursa tebliğin ilân yolu ile yapılacağı, muhatap imza edecek kadar yazı bilmez veya herhangi bir sebeple imza edemeyecek durumda bulunursa sol elinin baş parmağı bastırılmak suretiyle tebliğ edileceği, muhatap tebellüğden imtina ederse tebliğ edilecek evrak önüne bırakılmak suretiyle tebliğ edileceği, yukarıki fıkralarda yazılı işlemlerin komşularından bir kişi veya muhtar veya ihtiyar heyeti üyelerinden biri veyahut bir zabıta memuru huzurunda icra ve keyfiyet taahhüt ilmühaberine yazılarak tarih ve imza vaz’edilmek ve hazır bulunanlara da imzalatılmak suretiyle tespit olunacağı hükmüne yer verilerek tebligatın tabi olduğu usul açıklanmış; ”Tebliğin İlânla Yapılacağı Haller” başlıklı 103 üncü maddesinde de, muhatabın adresinin hiç bilinmemesi, bilinen adresinin yanlış veya değişmiş olması ve bu yüzden gönderilmiş olan mektubun geri gelmesi ile başkaca sebeplerden dolayı posta ile tebliğ yapılmasına imkân bulunmaması hallerinde tebliğin ilân yoluyla yapılacağı yolunda düzenleme getirilmiştir.

Uyuşmazlıkta, ödeme emrine ilişkin tebligatın yapılmasında, yukarıda da açıklandığı üzere 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun ilgili hükümlerinin uygulanması gerekmektedir.

6183 sayılı Kanuna göre düzenlenen ödeme emirlerinin Tebligat Kanun hükümlerine göre tebliği hukuken olanaklı değildir.

Anılan yasal düzenlemelere göre, posta yoluyla yapılacak tebligatlarla tebliğ alındılarının 102’nci maddeye göre düzenlenerek, tutanak haline getirilmesi zorunludur. Tebliğ yapılacak mükellefin adreste bulunamaması, adresinin değişip değişmediği hususlarının maddede öngörülen usule uygun olarak tespiti ve durumun adres tespit tutanağına geçirilmesi gerekmektedir. Usulüne uygun bir şekilde yapılan tespitle tebliğ yapılamaz ise; ilanen tebliğ yoluna gidilmesi gerekmektedir.

Olayda, davacı adresine tebliğe çıkarılan ödeme ilişkin düzenlenen tebliğ alındısında, sadece dağıtıcının imzasının bulunduğu, dolayısıyla da muhatabın adreste bulunamadığı hususundaki tebliğ alındısının 213 sayılı Yasa’nın 102. maddesinde sayılan kişilerin imzası ile tutanak haline getirilmediği görüldüğünden, ilanen tebligat şartlarının gerçekleştiğinden söz edilemeyeceği, dolayısıyla da usulüne uygun olarak tebliğ edilen ödeme emrinden bahsetme olanağı hukuken mümkün değildir.

Bakılan davada; dava dosyasında yer alan bilgi ve belgeler birlikte irdelendiğinde; dava konusu ödeme emrinde yazılı amme alacağına ilişkin taksitlendirmelerin son vade tarihinin 20.09.2010 olarak belirlendiği, bu vade tarihine göre 6183 sayılı Yasa kapsamındaki 5 yıllık zamanaşımı süresinin 31.12.2015 tarihinde dolduğu, bu haliyle öğrenim ve katkı kredisine ilişkin borçların zaman aşımına uğradığı görülmektedir.

Bu durumda; davacının yüksek öğrenim gördüğü dönemde kullandığı Yüksek Öğrenim ve Katkı Kredisinin zamanaşımına uğraması nedeniyle bu alacağın ödeme emri ile tahsili hukuken mümkün olmadığından, kredilerin tahsili amacıyla düzenlenen dava konusu ödeme emrinde hukuka uygunluk bulunmamaktadır.

Mersin 2. İdare Mahkemesi’nce verilen 06/12/2016 günlü, E:2016/246, K:2016/1740 sayılı kararla dava konusu işlemin iptaline karar verildiğinden, iptal kararı davacı lehine olması nedeniyle davacının istinaf başvurusunun incelenmesine hukuken imkan bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenlerle; istinaf başvurusunda bulunulan, Mersin 2. İdare Mahkemesi’nce verilen 06/12/2016 günlü, E:2016/246, K:2016/1740 sayılı kararda 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 45. maddesinde sayılan kaldırma nedenlerinin bulunmadığı anlaşıldığından, davalının istinaf isteminin yukarıda yer verilen gerekçeyle reddine, davacının istinaf isteminin ise incelenmeksizin reddine, aşağıda dökümü gösterilen istinaf aşamasında yapılan yargılama giderinin taraflar üzerinde bırakılmasına, yatırdığı posta ücreti avansının artan kısmının taraflara iadesine, 2577 sayılı Kanunun 6545 sayılı Kanunla değişik 45. maddesinin 6. fıkrası gereğince kesin olarak 06/06/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

 

Konya Bölge İdare Mahkemesi  5. İdare Dava Dairesi
Esas No.: 2017/578
Karar No.: 2017/645
Karar tarihi: 06.06.2017

İSTEMİN ÖZETİ: Davacı tarafından, adına düzenlenen 19.10.2010 tarih ve …… sayılı ödeme emrinin iptali istemiyle açılan davada; dava konusu işlemin iptali yolunda Mersin 2. İdare Mahkemesi’nce verilen 30/12/2016 günlü, E:2016/632, K:2016/1967 sayılı kararın, davalı tarafından hukuk ve usule aykırı olduğu, 6183 sayılı yasa hükümlerince düzenlenen ödeme emrinin yasalara uygun olduğu ileri sürülerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 45. maddesi uyarınca istinaf başvurusu kapsamında incelenerek kaldırılmasına karar verilmesi istenilmektedir.

SAVUNMANIN ÖZETİ: Usul ve yasaya uygun olan Mahkeme kararının onanması ile haksız ve mesnetsiz İstinaf isteminin reddi gerektiği yolundadır.


TÜRK MİLLETİ ADINA


Karar veren Konya Bölge İdare Mahkemesi 5. İdari Dava Dairesi’nce işin gereği görüşüldü;
Dava, davacı tarafından, adına düzenlenen 19.10.2010 tarih ve ….. sayılı ödeme emrinin iptali istemiyle açılmıştır.
351 sayılı Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu Kanunu’nun 17.maddesinde; “Borç taksitlerini zamanında ödemiyenlerin birinci defada borçlarının bir seneliği, tekrarında ise tamamı ivedilik kazanır. Bu tarihten itibaren borç 6183 sayılı kanun hükümlerine göre mal sandıklarınca tahsil olunarak Kuruma ödenir.” hükmü yer almıştır. Anılan Kanunun atıfta bulunduğu 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsili Usulü Hakkında Kanunu’n “Tebliğler ve Müddetlerin Hesaplanması” başlıklı 8. maddesinde; aksine bir hüküm bulunmadıkça bu kanunda yazılı müddetlerin hesaplanmasında ve tebliğlerin yapılmasında Vergi Usul Kanunu hükümlerinin uygulanacağı belirtilmiş; 55.maddesinde; Amme alacağını vadesinde ödemeyenlere, 7 gün içinde borçlarını ödemeleri veya mal bildiriminde bulunmaları lüzumunun bir “Ödeme Emri” ile tebliğ olunacağı, “Ödeme Emrine İtiraz” başlıklı 58.maddesinde ise; Kendisine ödeme emri tebliğ olunan şahsın, böyle bir borcu olmadığı veya kısmen ödediği veya zamanaşımına uğradığı iddialarıyla tebliğ tarihinden itibaren 7 gün içinde dava açabileceği; 102. maddesinde ise “Amme alacağının, vadesinin rasladığı takvimi yılını takib eden takvim yılı başından itibaren 5 yıl içinde tahsil edilmezse zamanaşımına uğrayacağı” hükümlerine yer verilmiştir.


213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 93 üncü maddesinde, tahakkuk fişinden gayri, vergilendirme ile ilgili olup hüküm ifade eden bilumum vesikaların ve yazıların adresleri bilinen gerçek ve tüzel kişilere posta vasıtasıyla ilmuhaberli taahhütlü olarak, adresleri bilinmeyenlere ilan yolu ile tebliğ edileceğinin hüküm altına alındığı, 101 inci maddesinde, vergi ile ilgili uygulamalarda tebligatın yapılabileceği bilinen adreslerin sayıldığı, 102 inci maddesinde ise tebliğ olunacak evrakı muhtevi zarfın posta idaresince muhatabına verileceği ve keyfiyetin muhatap ile posta memuru tarafından taahhüt ilmühaberine tarih ve imza konulmak suretiyle tespit olunacağı, muhatabın zarf üzerinde yazılı adresini değiştirmesinden dolayı bulunamamış olması halinde posta memurunun durumu zarf üzerine yazacağı ve mektubun posta idaresince derhal tebliği yaptıran daireye geri gönderileceği, muhatabın geçici olarak başka bir yere gittiği, bilinen adresinde bulunanlar veya komşuları tarafından bildirildiği takdirde keyfiyet ve beyanda bulunanın kimliği tebliğ alındısına yazılarak altının beyanı yapana imzalatılacağı, imzadan imtina ederse, tebliği yapanın bu ciheti şerh ve imza edeceği ve tebliğ edilemeyen evrakın çıkaran mercie iade olunacağı, bunun üzerine tebliği çıkaran merci tarafından tayin olunacak münasip bir süre sonra yeniden tebliğe çıkarılacağı, ikinci defa çıkarılan tebliğ evrakı da aynı sebeple tebliğ edilemeyerek iade olunursa tebliğin ilân yolu ile yapılacağı, muhatap imza edecek kadar yazı bilmez veya herhangi bir sebeple imza edemeyecek durumda bulunursa sol elinin baş parmağı bastırılmak suretiyle tebliğ edileceği, muhatap tebellüğden imtina ederse tebliğ edilecek evrak önüne bırakılmak suretiyle tebliğ edileceği, yukarıki fıkralarda yazılı işlemlerin komşularından bir kişi veya muhtar veya ihtiyar heyeti üyelerinden biri veyahut bir zabıta memuru huzurunda icra ve keyfiyet taahhüt ilmühaberine yazılarak tarih ve imza vaz’edilmek ve hazır bulunanlara da imzalatılmak suretiyle tespit olunacağı hükmüne yer verilerek tebligatın tabi olduğu usul açıklanmış; ”Tebliğin İlânla Yapılacağı Haller” başlıklı 103 üncü maddesinde de, muhatabın adresinin hiç bilinmemesi, bilinen adresinin yanlış veya değişmiş olması ve bu yüzden gönderilmiş olan mektubun geri gelmesi ile başkaca sebeplerden dolayı posta ile tebliğ yapılmasına imkân bulunmaması hallerinde tebliğin ilân yoluyla yapılacağı yolunda düzenleme getirilmiştir.


Dava dosyasının incelenmesinden; davacının zamanında ödemediği öğrenim ve katkı kredisi borcunun taahhuk ettirilerek Toroslar Vergi Dairesi Müdürlüğü’nce dava konusu 19.10.2010 tarih ve …. sayılı ödeme emrinin düzenlendiği, anılan ödeme emrinin iptali istemiyle görülmekte olan işbu davanın açıldığı anlaşılmıştır.


Dosyadan, dava konusu borcun vadesinin 20.09.2010 tarihi olduğu görüldüğünden davalı tarafından alacağın 31.12.2015 tarihine kadar tahsil edilmesi gerekmektedir. Aksi takdirde borcun zamanaşımına uğrayacağı açıktır. Davalı idare tarafından ödeme emrinin ilan yoluyla tebliği yapıldığı, olayda zamanaşımının söz konusu olmadığı ileri sürülmekte ise de, uyuşmazlıkta, ödeme emrine ilişkin tebligatın yapılmasında, yukarıda da açıklandığı üzere 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun ilgili hükümlerinin uygulanması gerekmektedir.


6183 sayılı Kanuna göre düzenlenen ödeme emirlerinin Tebligat Kanun hükümlerine göre tebliği hukuken olanaklı değildir.
Anılan yasal düzenlemelere göre, posta yoluyla yapılacak tebligatlarla tebliğ alındılarının 102’nci maddeye göre düzenlenerek, tutanak haline getirilmesi zorunludur. Tebliğ yapılacak mükellefin adreste bulunamaması, adresinin değişip değişmediği hususlarının maddede öngörülen usule uygun olarak tespiti ve durumun adres tespit tutanağına geçirilmesi gerekmektedir. Usulüne uygun bir şekilde yapılan tespitle tebliğ yapılamaz ise; ilanen tebliğ yoluna gidilmesi gerekmektedir.
Olayda, davacı adresine tebliğe çıkarılan ödeme emrine ilişkin düzenlenen tebliğ alındısında, sadece dağıtıcının imzasının bulunduğu, dolayısıyla da muhatabın adreste bulunamadığı hususundaki tebliğ alındısının 213 sayılı Yasa’nın 102. maddesinde sayılan kişilerin imzası ile tutanak haline getirilmediği görüldüğünden, ilanen tebligat şartlarının gerçekleştiğinden söz edilemeyeceği, dolayısıyla da usulüne uygun olarak tebliğ edilen ödeme emrinden bahsetme olanağı hukuken mümkün değildir.


Bakılan davada; dava dosyasında yer alan bilgi ve belgeler birlikte irdelendiğinde; dava konusu ödeme emrinde yazılı amme alacağına ilişkin taksitlendirmelerin son vade tarihinin 20.09.2010 olarak belirlendiği, bu vade tarihine göre 6183 sayılı Yasa kapsamındaki 5 yıllık zamanaşımı süresinin 31.12.2015 tarihinde dolduğu, bu haliyle öğrenim ve katkı kredisine ilişkin borçların zaman aşımına uğradığı görülmektedir.


Bu durumda; davacının yüksek öğrenim gördüğü dönemde kullandığı Yüksek Öğrenim ve Katkı Kredisinin zamanaşımına uğraması nedeniyle bu alacağın ödeme emri ile tahsili hukuken mümkün olmadığından, kredilerin tahsili amacıyla düzenlenen dava konusu ödeme emrinde hukuka uygunluk bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenlerle; Mersin 2. İdare Mahkemesi’nce verilen 30/12/2016 günlü, E:2016/632, K:2016/1967 sayılı kararda 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 45. maddesinde sayılan kaldırma nedenlerinin bulunmadığı anlaşıldığından, davalının istinaf isteminin yukarıda yer verilen gerekçeyle reddine, istinaf başvurusu aşamasında davalı tarafından yapılan 57,30-TL yargılama giderlerinin davalı üzerinde bırakılmasına, artan posta ücretinin istinaf başvurusunda bulunan tarafa iadesine, 2577 sayılı Kanun’un 6545 sayılı Kanunla değişik 45. maddesinin 6. fıkrası gereğince kesin olarak 06/06/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Av.Ahmet Can 

İletişim Bilgilerimiz : 

Tel : 0 532 409 18 85 

Mail : ahmetcan@ahmetcan.av.tr 

Form : Üzerine Tıklayınız 

İletişime geçmek için 0 532 409 18 85 no’lu telefondan arayabilir, ahmetcan@ahmetcan.av.tr adresine mail gönderebilirsiniz. 

Hukuki gelişmelerden haberdar olmak için bültenimize kaydolabilirsiniz