Öğrenim KYK Kredisi Zamanaşımı

Öğrenim KYK Kredisi Zamanaşımı

Hukukta borçlara zamanaşımı getirilmesinin temel amacı, sorumluluğun zamanla sınırlandırılması, belirsiz süre boyunca sorumlu kişinin borç baskısı altında tutulmamasıdır.

Öğrenim KYK Kredisi borcu normal olarak ödeme ile ortadan kalkar. Öğrenim KYK Kredisi, öğrencinin, eğitim süresinin bitiminden itibaren iki yıl sonra ödenmek zorundadır. Bu kredinin ödeme vadesidir. Ancak, kredi devlet tarafından, kanunlarda belirlenen süre içinde hesaplanıp kredi borçlusuna tebliğ edilmezse, iki yıllık ödeme vadesinin rastladığı takvim yılını takip eden takvim yılı başından itibaren beş (5) yıl içinde tahsil edilmezse, KYK borcu zamanaşımına uğrar.

Zamanaşımı süresi geçtikten sonra kredi borçlusundan bu  kredi alınamaz. Zira sürenin geçmiş olması, alacağın istenmesini olanaksız kılar ve vergi borcunu ortadan kaldırır.

Örneğin 2006-2010 yılları arasında üniversitede okuyan bir öğrencinin öğrenim kredisini geri ödeme borcu 2012 tarihinde doğar. Bu borcun devlet tarafından tahsil edilme süresi 2013 ile 2018 yılları arasındadır. 2018 yılından sonra borç zamanaşımına uğrar.

Her ne kadar zamanaşımına uğramış KYK borcu hukuken ortadan kalkmış olsa da, bunun dava yoluyla dava açma süresinde mahkemede itiraz olarak öne sürülmesi gerekir. 

Dava Açma Süresi 

Kendisine ödeme emri tebliğ edilen kredi borçlusu, isterse ödeme emri tebliğ edildikten sonra 15 gün içinde vergi mahkemesinde dava açarak zamanaşımı itirazında bulunup borçtan kurtulabilir.

Usulsüz ve geçersiz tebligat sonucu kesinleşemeyen KYK borcu için ödeme emri düzenlenemez. Bu nedenle, maaş haczi ya da banka hesaplarına haciz gibi durumlarda KYK borçlusu, ödeme emrini yeni öğrendiğini beyan ederek yine 15 gün içinde ödeme emrinin iptalini mahkemeden isteyebilir. Zaten, usulüne uygun olarak tarh ve tebliğ edilmeyen bir verginin tahakkuk ettiğinden ve yükümlüler açısından ödenmesi gerekli safhaya geldiğinden söz etmek mümkün değildir. Zamanaşımı süresi içinde kredi borçlusuna  tebliğ edilemeyen, usulüne uygun şekilde yapılamayan tebliğ neticesinde, KYK borcu istenemez. 

Zamanaşımını Kesen Sebepler 

Ancak, bu 5 yıllık süre içinde KYK borçlusu tarafından bir ödeme yapılması, vergi dairesi tarafından haciz yapılması, maaşa veya banka hesaplarına haciz konulması, vergi dairesi tarafından haciz sonucunda para tahsilatı yapılması, KYK borçlusuna yeni bir ödeme emri tebliğ edilmesi, yeniden yapılandırma ya da af gibi çıkan kanunlar sonucunda ödenmek üzere müracaatta bulunulması veya borcun ödeme planına bağlanması gibi durumlarda 5 yıllık tahsil zamanaşımı süresi kesilir. Kesilmenin rastladığı takvim yılını takip eden takvim yılı başından itibaren zamanaşımı yeniden işlemeye başlar.

Zamanaşımı vardır demek için 5 yıllık süre içinde tahsil zamanaşımını kesen bu hallerden herhangi birisi bulunmamaktadır.

5 Yıllık Zamanaşımı Süresinin Hesabı

Zamanaşımı süresi başladıktan 5 yılın sonuna kadar, KYK borçlusu tarafından Kredi Yurtlar Kurumuna ya da vergi dairesine bir ödeme yapılması, vergi dairesi tarafından haciz yapılması, maaşa veya banka hesaplarına haciz konulması, vergi dairesi tarafından haciz sonucunda para tahsilatı yapılması, KYK borçlusuna yeni bir ödeme emri tebliğ edilmesi, yeniden yapılandırma ya da af gibi çıkan kanunlar sonucunda ödenmek üzere müracaatta bulunulması veya borcun ödeme planına bağlanması gibi işlemler yapılmamışsa ve bu süre 5 yıl olarak geçmişse, o zaman KYK borcu zamanaşımına uğramış demektir. 

Dolayısıyla, Öğrenim KYK Kredisi borçlarında bu işlemlerin olup olmadığı dikkate alınmalıdır.

Buna ilişkin emsal kararlar şöyledir;

http://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2015/10/20151030-11.pdf

T.C
DANIŞTAY
10.DAİRESİ

ESAS NO: 2012/2167
KARAR NO: 2015/2583
KARAR TARİHİ. 27.5.2015

KANUN YARARINA TEMYİZ: Danıştay Başsavcılığı
DAVACI: S.. K Reşatbey Mah. …ADANA
DAVALI: Çukurova Vergi Dairesi Müdürlüğü – ADANA

ÖZET: Davacı tarafından, vadesinde ödemediği yüksek öğrenim kredi borcunun tahsili amacıyla adına düzenlenen 11.06.2010 tarih ve 20100611665050000503 sayılı ödeme emrinin iptali istemiyle açılan dava sonucunda; davanın reddine ilişkin Adana 1. İdare Mahkemesi Hakimliği’nin 21.4.2011 tarih ve E:2010/1267, K:2011/624 sayılı kararını, itiraz istemini reddederek onayan, Adana Bölge İdare Mahkemesinin 27.07.2011 gün ve E:2011/3502, K:2011/3520 sayılı kararının, davacının başvurusu üzerine Danıştay Başsavcılığı tarafından 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 51.maddesi uyarınca kanun yararına bozulması istenilmektedir.

Danıştay Tetkik Hakimi:

Düşüncesi: Adana Bölge İdare Mahkemesinin 27.07.2011 gün ve E:2011/3502. K:2011/3520 sayılı kararının, 2577 sayılı Kanun’un 51. maddesine göre kanun yararına ve hükmün hukuki sonuçlarına etkili olmamak üzere bozulmasına karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Hüküm veren Danıştay Onuncu Dairesince gereği görüşüldü:

Dava; davacı tarafından, vadesinde ödemediği yüksek öğrenim kredi borcunun tahsili amacıyla adına düzenlenen 11.06.2010 tarih ve 20100611665050000503 sayılı ödeme emrinin iptali istemiyle açılmıştır.

Adana 1. İdare Mahkemesi Hakimliğince; davacının 30.09.1998 tarihine kadar öğrenim kredisi aldığı, bu kredinin taksitlerinin ödeme başlangıç tarihinin 01.10.2000 tarihi olduğu, ödemenin bitiş tarihinin 30.9.2002 tarihi olduğu, davacının taksitleri ödemediğinin sabit olduğu, son taksit tarihi olan 30.09.2002 tarihinden sonra 12.10.2004 tarihinde icra takibine başlanıldığı, 5 yıllık zamanaşımı süresi dolmadan 16.09.2009 tarih ve 20090916015050000025 sayılı tahakkuk fişinin düzenlendiği, ödeme emrinin dayanağı olan öğrenim kredisi borcuna karşı her hangi bir davanın açılmadığı, kesinleşmiş kamu alacağının tahsili amacıyla düzenlenen dava konusu ödeme emrinde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ve anılan karar, Adana Bölge İdare Mahkemesinin 27.7.2011 tarih ve E:2011/3502, K:2011/3520 sayılı kararıyla onanarak kesinleşmiştir.

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 51 .maddesinde; bölge idare mahkemesi kararları ile idare ve vergi mahkemelerince ve Danıştayca ilk derece mahkemesi olarak verilip temyiz incelemesinden geçmeden kesinleşmiş bulunan kararlardan niteliği bakımından yürürlükteki hukuka aykırı bir sonucu ifade edenlerin, ilgili bakanlıkların göstereceği lüzum üzerine veya kendiliğinden Başsavcı tarafından kanun yararına temyiz olunabileceği, temyiz isteği yerinde görüldüğü takdirde kararın, kanun yararına bozulacağı, bozma kararının, daha önce kesinleşmiş olan mahkeme veya Danıştay kararının hukuki sonuçlarını kaldırmayacağı ve bozma kararının bir örneğinin ilgili bakanlığa gönderilip, Resmi Gazete’de yayımlanacağı, kuralına yer verilmiştir.

Danıştay Başsavcılığı, ödeme emrine konu alacağın tahsil zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle Adana Bölge İdare Mahkemesi kararını kanun yararına temyiz etmiştir.

351 sayılı Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu Kanunu’nun 16’ncı maddesinin ikinci fıkrasında, öğrencinin, borcunu öğrenim gördüğü öğretim kurumunun normal eğitim süresinin bitiminden itibaren iki yıl sonra başlamak üzere, kredi aldığı sürede ve aylık dönemler halinde Kuruma ödemek zorunda olduğu; 17’nci maddesinin birinci fıkrasında ise, borç taksitlerini zamanında ödemiyenlerin birinci defada borçlarının bir seneliğinin, tekrarında ise tamamının ivedilik kazanacağı; bu tarihten itibaren borcun, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre malsandıklarınca tahsil olunarak Kuruma ödeneceği düzenlemesi yer almıştır.

6183 sayılı Kanunun 37’nci maddesinde, kamu alacaklarının özel kanunlarında belli edilen zamanlarda; özel kanunlarında ödeme zamanı tesbit edilmemiş kamu alacaklarının da Maliye Bakanlığınca belirtilecek usule göre yapılacak tebliğden itibaren bir ay içinde ödeneceği; 55’inci maddesinde, kamu alacağını vadesinde ödemiyenlere, yedi gün içinde borçlarını ödemeleri veya mal bildiriminde bulunmaları lüzumunun bir ödeme emri ile tebliğ olunacağı; 102’nci maddesinde ise, kamu alacağının, vadesinin rastladığı takvim yılını takip eden takvim yılı başından itibaren beş yıl içinde tahsil edilmezse zamanaşımına uğrayacağı hükme bağlanmıştır.

Dosyanın incelenmesinden; davacının almış olduğu öğrenim kredisinin geri ödeme tablosunun; 31.12.2000, 31.3.2001, 30.6.2001, 30.9.2001, 31.12.2001, 31.3.2002,30.6.2002, 30.9.2002 olarak belirlendiği, davacının vadesi belli olan öğrenim kredisini geri ödemediği, bunun üzerine söz konusu öğrenim kredisinin 6183 sayılı Kanun hükümlerine göre tahsil edilmesi hususunun Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu tarafından Gelir İdaresi Başkanlığı Yönetim Bilgi Sistemlerine internet ortamında bildirildiği; Çukurova Vergi Dairesi Başkanlığı tarafından, 16.9.2009 tarihli tahakkuk fişi ile söz konusu alacağın vade tarihinin 1.5.2009 olarak belirlendiği; akabinde de dava konusu 11.6.2010 tarihli ödeme emrinin düzenlenerek 16.8.2010 tarihinde davacıya tebliğ edildiği anlaşılmıştır.

Görüldüğü üzere, davacının almış olduğu öğrenim kredisinin geri ödeme tablosunda her bir taksidin geri ödeme vadesi belirlenmiştir. Vadesi belirlenen alacak, evvelce tahakkuku yapılan alacaktır. Evvelce tahakkuk etmiş alacağın vergi dairesi tarafından yeniden tahakkuk ettirilerek 16.9.2009 tarihli tahakkuk fişi ile vade tarihinin 1.5.2009 olarak yeniden belirlenmesine ve bu şekilde yapılan işlemin, evvelce oluşan hukuki durumu etkilemesine hukuken olanak bulunmamaktadır.

Bu bakımdan, dava konusu ödeme emrine konu kamu alacağının, öğrenim kredisi borcunun, en geç son taksit tarihi olan 30.9.2002 tarihini izleyen takvim yılı başından itibaren beşinci yılın sonuna; yani 31 Aralık 2007 tarihine kadar tahsil edilmesi gerekirken, bu süre geçirildikten sonra yapılan takibatta tahsil zamanaşımı süresi bulunmaktadır.

Öte yandan; olayda, 6183 sayılı Kanunun 103’üncü maddesinde öngörülen tahsil zamanaşımını kesen hallerden herhangi birisi de bulunmamaktadır.

Bu durumda, dava konusu ödeme emrine konu alacağın tahsil zamanaşımına uğradığı görülmekte olup; dava konusu ödeme emrinde hukuka uyarlık, davanın reddine ilişkin İdare Mahkemesi kararını onayan Bölge İdare Mahkemesi kararında ise hukuki isabet bulunmadığından, mahkeme kararının kanun yararına bozulması gerekmektedir.

Açıklanan nedenlerle, Danıştay Başsavcılığı tarafından yapılan kanun yararına temyiz isteminin kabulü ile Adana Bölge İdare Mahkemesinin 27.7.2011 tarih ve E:2011/3502, K:2011/3520 sayılı kararının, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 51. maddesi uyarınca hükmün hukuki sonuçlarına etkili olmamak üzere KANUN YARARINA BOZULMASINA, karardan birer örneğin Danıştay Başsavcılığına ve ilgili Bakanlık olan Maliye Bakanlığına gönderilmesine ve kararın Resmi Gazete’de yayımlanmasına, 27.5.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. 

Konya Bölge İdare Mahkemesi  5. İdare Dava Dairesi 

Esas No.: 2017/515 

Karar No.: 2017/646 

Karar tarihi: 06.06.2017 

İSTEMİN ÖZETİ:Davacının yükseköğrenim kredi borcu ve yükseköğrenim harç kredisini vadesinde ödenmediğinden bahisle adına düzenlenen 18.10.2010 tarih ve 1431 takip no’lu ödeme emrininiptali istemiyle açılan davada; dava konusu işlemin iptali yolunda Mersin 2. İdare Mahkemesi’nce verilen 06/12/2016 günlü, E:2016/246, K:2016/1740 sayılı kararın, davacı tarafından ödeme emrinin 04/01/2016’da müvekkile tebliğ edildiği göz önüne alındığında zamanaşımı itirazı bakımından bir değerlendirme yapılması ve ödeme emrinin zamanaşımı nedeniyle eksik hükmün kaldırılması gerektiği, davalı tarafından ise 6183 sayılı AATUHK 8 maddesine göre hilafına bir hüküm bulunmadıka kanunda yazılı müddetlerin hesaplanmasında ve tebliğlerin yapılmasında Vergi Usul Kanunun hükümleri tatbik olunur hükmü yer aldığı bu ndenle mahkeme kararı hatalı olduğu, bozulması gerektiği ileri sürülerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 45. maddesi uyarınca istinaf başvurusu kapsamında incelenerek kaldırılmasına karar verilmesi istenilmektedir. 

SAVUNMALARIN ÖZETİ: Savunma verilmemiştir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Konya Bölge İdare Mahkemesi 5. İdari Dava Dairesi’nce işin gereği görüşüldü;

Dava, davacının yükseköğrenim kredi borcu ve yükseköğrenim harç kredisini vadesinde ödenmediğinden bahisle adına düzenlenen 18.10.2010 tarih ve 1431 takip no’lu ödeme emrininiptali istemiyle açılmıştır.

351 sayılı Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu Kanunu’nun 17.maddesinde; “Borç taksitlerini zamanında ödemiyenlerin birinci defada borçlarının bir seneliği, tekrarında ise tamamı ivedilik kazanır. Bu tarihten itibaren borç 6183 sayılı kanun hükümlerine göre malsandıklarınca tahsil olunarak Kuruma ödenir.” hükmü yer almıştır. Anılan Kanunun atıfta bulunduğu 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsili Usulü Hakkında Kanunu’n “Tebliğler ve Müddetlerin Hesaplanması” başlıklı 8. maddesinde; aksine bir hüküm bulunmadıkça bu kanunda yazılı müddetlerin hesaplanmasında ve tebliğlerin yapılmasında Vergi Usul Kanunu hükümlerinin uygulanacağı belirtilmiş; 55.maddesinde; Amme alacağını vadesinde ödemeyenlere, 7 gün içinde borçlarını ödemeleri veya mal bildiriminde bulunmaları lüzumunun bir “Ödeme Emri” ile tebliğ olunacağı, “Ödeme Emrine İtiraz” başlıklı 58.maddesinde ise; Kendisine ödeme emri tebliğ olunan şahsın, böyle bir borcu olmadığı veya kısmen ödediği veya zamanaşımına uğradığı iddialarıyla tebliğ tarihinden itibaren 7 gün içinde dava açabileceği; 102. maddesinde ise “Amme alacağının, vadesinin rasladığı takvimi yılını takib eden takvim yılı başından itibaren 5 yıl içinde tahsil edilmezse zamanaşımına uğrayacağı” hükümlerine yer verilmiştir.

213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 93 üncü maddesinde, tahakkuk fişinden gayri, vergilendirme ile ilgili olup hüküm ifade eden bilumum vesikaların ve yazıların adresleri bilinen gerçek ve tüzel kişilere posta vasıtasıyla ilmuhaberli taahhütlü olarak, adresleri bilinmeyenlere ilan yolu ile tebliğ edileceğinin hüküm altına alındığı, 101 inci maddesinde, vergi ile ilgili uygulamalarda tebligatın yapılabileceği bilinen adreslerin sayıldığı, 102 inci maddesinde ise tebliğ olunacak evrakı muhtevi zarfın posta idaresince muhatabına verileceği ve keyfiyetin muhatap ile posta memuru tarafından taahhüt ilmühaberine tarih ve imza konulmak suretiyle tespit olunacağı, muhatabın zarf üzerinde yazılı adresini değiştirmesinden dolayı bulunamamış olması halinde posta memurunun durumu zarf üzerine yazacağı ve mektubun posta idaresince derhal tebliği yaptıran daireye geri gönderileceği, muhatabın geçici olarak başka bir yere gittiği, bilinen adresinde bulunanlar veya komşuları tarafından bildirildiği takdirde keyfiyet ve beyanda bulunanın kimliği tebliğ alındısına yazılarak altının beyanı yapana imzalatılacağı, imzadan imtina ederse, tebliği yapanın bu ciheti şerh ve imza edeceği ve tebliğ edilemeyen evrakın çıkaran mercie iade olunacağı, bunun üzerine tebliği çıkaran merci tarafından tayin olunacak münasip bir süre sonra yeniden tebliğe çıkarılacağı, ikinci defa çıkarılan tebliğ evrakı da aynı sebeple tebliğ edilemeyerek iade olunursa tebliğin ilân yolu ile yapılacağı, muhatap imza edecek kadar yazı bilmez veya herhangi bir sebeple imza edemeyecek durumda bulunursa sol elinin baş parmağı bastırılmak suretiyle tebliğ edileceği, muhatap tebellüğden imtina ederse tebliğ edilecek evrak önüne bırakılmak suretiyle tebliğ edileceği, yukarıki fıkralarda yazılı işlemlerin komşularından bir kişi veya muhtar veya ihtiyar heyeti üyelerinden biri veyahut bir zabıta memuru huzurunda icra ve keyfiyet taahhüt ilmühaberine yazılarak tarih ve imza vaz’edilmek ve hazır bulunanlara da imzalatılmak suretiyle tespit olunacağı hükmüne yer verilerek tebligatın tabi olduğu usul açıklanmış; ”Tebliğin İlânla Yapılacağı Haller” başlıklı 103 üncü maddesinde de, muhatabın adresinin hiç bilinmemesi, bilinen adresinin yanlış veya değişmiş olması ve bu yüzden gönderilmiş olan mektubun geri gelmesi ile başkaca sebeplerden dolayı posta ile tebliğ yapılmasına imkân bulunmaması hallerinde tebliğin ilân yoluyla yapılacağı yolunda düzenleme getirilmiştir.

Uyuşmazlıkta, ödeme emrine ilişkin tebligatın yapılmasında, yukarıda da açıklandığı üzere 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun ilgili hükümlerinin uygulanması gerekmektedir.

6183 sayılı Kanuna göre düzenlenen ödeme emirlerinin Tebligat Kanun hükümlerine göre tebliği hukuken olanaklı değildir.

Anılan yasal düzenlemelere göre, posta yoluyla yapılacak tebligatlarla tebliğ alındılarının 102’nci maddeye göre düzenlenerek, tutanak haline getirilmesi zorunludur. Tebliğ yapılacak mükellefin adreste bulunamaması, adresinin değişip değişmediği hususlarının maddede öngörülen usule uygun olarak tespiti ve durumun adres tespit tutanağına geçirilmesi gerekmektedir. Usulüne uygun bir şekilde yapılan tespitle tebliğ yapılamaz ise; ilanen tebliğ yoluna gidilmesi gerekmektedir.

Olayda, davacı adresine tebliğe çıkarılan ödeme ilişkin düzenlenen tebliğ alındısında, sadece dağıtıcının imzasının bulunduğu, dolayısıyla da muhatabın adreste bulunamadığı hususundaki tebliğ alındısının 213 sayılı Yasa’nın 102. maddesinde sayılan kişilerin imzası ile tutanak haline getirilmediği görüldüğünden, ilanen tebligat şartlarının gerçekleştiğinden söz edilemeyeceği, dolayısıyla da usulüne uygun olarak tebliğ edilen ödeme emrinden bahsetme olanağı hukuken mümkün değildir.

Bakılan davada; dava dosyasında yer alan bilgi ve belgeler birlikte irdelendiğinde; dava konusu ödeme emrinde yazılı amme alacağına ilişkin taksitlendirmelerin son vade tarihinin 20.09.2010 olarak belirlendiği, bu vade tarihine göre 6183 sayılı Yasa kapsamındaki 5 yıllık zamanaşımı süresinin 31.12.2015 tarihinde dolduğu, bu haliyle öğrenim ve katkı kredisine ilişkin borçların zaman aşımına uğradığı görülmektedir.

Bu durumda; davacının yüksek öğrenim gördüğü dönemde kullandığı Yüksek Öğrenim ve Katkı Kredisinin zamanaşımına uğraması nedeniyle bu alacağın ödeme emri ile tahsili hukuken mümkün olmadığından, kredilerin tahsili amacıyla düzenlenen dava konusu ödeme emrinde hukuka uygunluk bulunmamaktadır.

Mersin 2. İdare Mahkemesi’nce verilen 06/12/2016 günlü, E:2016/246, K:2016/1740 sayılı kararla dava konusu işlemin iptaline karar verildiğinden, iptal kararı davacı lehine olması nedeniyle davacının istinaf başvurusunun incelenmesine hukuken imkan bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenlerle; istinaf başvurusunda bulunulan, Mersin 2. İdare Mahkemesi’nce verilen 06/12/2016 günlü, E:2016/246, K:2016/1740 sayılı kararda 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 45. maddesinde sayılan kaldırma nedenlerinin bulunmadığı anlaşıldığından, davalının istinaf isteminin yukarıda yer verilen gerekçeyle reddine, davacının istinaf isteminin ise incelenmeksizin reddine, aşağıda dökümü gösterilen istinaf aşamasında yapılan yargılama giderinin taraflar üzerinde bırakılmasına, yatırdığı posta ücreti avansının artan kısmının taraflara iadesine, 2577 sayılı Kanunun 6545 sayılı Kanunla değişik 45. maddesinin 6. fıkrası gereğince kesin olarak 06/06/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

 

Konya Bölge İdare Mahkemesi  5. İdare Dava Dairesi
Esas No.: 2017/578
Karar No.: 2017/645
Karar tarihi: 06.06.2017

İSTEMİN ÖZETİ: Davacı tarafından, adına düzenlenen 19.10.2010 tarih ve …… sayılı ödeme emrinin iptali istemiyle açılan davada; dava konusu işlemin iptali yolunda Mersin 2. İdare Mahkemesi’nce verilen 30/12/2016 günlü, E:2016/632, K:2016/1967 sayılı kararın, davalı tarafından hukuk ve usule aykırı olduğu, 6183 sayılı yasa hükümlerince düzenlenen ödeme emrinin yasalara uygun olduğu ileri sürülerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 45. maddesi uyarınca istinaf başvurusu kapsamında incelenerek kaldırılmasına karar verilmesi istenilmektedir.

SAVUNMANIN ÖZETİ: Usul ve yasaya uygun olan Mahkeme kararının onanması ile haksız ve mesnetsiz İstinaf isteminin reddi gerektiği yolundadır.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Konya Bölge İdare Mahkemesi 5. İdari Dava Dairesi’nce işin gereği görüşüldü;
Dava, davacı tarafından, adına düzenlenen 19.10.2010 tarih ve ….. sayılı ödeme emrinin iptali istemiyle açılmıştır.
351 sayılı Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu Kanunu’nun 17.maddesinde; “Borç taksitlerini zamanında ödemiyenlerin birinci defada borçlarının bir seneliği, tekrarında ise tamamı ivedilik kazanır. Bu tarihten itibaren borç 6183 sayılı kanun hükümlerine göre mal sandıklarınca tahsil olunarak Kuruma ödenir.” hükmü yer almıştır. Anılan Kanunun atıfta bulunduğu 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsili Usulü Hakkında Kanunu’n “Tebliğler ve Müddetlerin Hesaplanması” başlıklı 8. maddesinde; aksine bir hüküm bulunmadıkça bu kanunda yazılı müddetlerin hesaplanmasında ve tebliğlerin yapılmasında Vergi Usul Kanunu hükümlerinin uygulanacağı belirtilmiş; 55.maddesinde; Amme alacağını vadesinde ödemeyenlere, 7 gün içinde borçlarını ödemeleri veya mal bildiriminde bulunmaları lüzumunun bir “Ödeme Emri” ile tebliğ olunacağı, “Ödeme Emrine İtiraz” başlıklı 58.maddesinde ise; Kendisine ödeme emri tebliğ olunan şahsın, böyle bir borcu olmadığı veya kısmen ödediği veya zamanaşımına uğradığı iddialarıyla tebliğ tarihinden itibaren 7 gün içinde dava açabileceği; 102. maddesinde ise “Amme alacağının, vadesinin rasladığı takvimi yılını takib eden takvim yılı başından itibaren 5 yıl içinde tahsil edilmezse zamanaşımına uğrayacağı” hükümlerine yer verilmiştir.

213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 93 üncü maddesinde, tahakkuk fişinden gayri, vergilendirme ile ilgili olup hüküm ifade eden bilumum vesikaların ve yazıların adresleri bilinen gerçek ve tüzel kişilere posta vasıtasıyla ilmuhaberli taahhütlü olarak, adresleri bilinmeyenlere ilan yolu ile tebliğ edileceğinin hüküm altına alındığı, 101 inci maddesinde, vergi ile ilgili uygulamalarda tebligatın yapılabileceği bilinen adreslerin sayıldığı, 102 inci maddesinde ise tebliğ olunacak evrakı muhtevi zarfın posta idaresince muhatabına verileceği ve keyfiyetin muhatap ile posta memuru tarafından taahhüt ilmühaberine tarih ve imza konulmak suretiyle tespit olunacağı, muhatabın zarf üzerinde yazılı adresini değiştirmesinden dolayı bulunamamış olması halinde posta memurunun durumu zarf üzerine yazacağı ve mektubun posta idaresince derhal tebliği yaptıran daireye geri gönderileceği, muhatabın geçici olarak başka bir yere gittiği, bilinen adresinde bulunanlar veya komşuları tarafından bildirildiği takdirde keyfiyet ve beyanda bulunanın kimliği tebliğ alındısına yazılarak altının beyanı yapana imzalatılacağı, imzadan imtina ederse, tebliği yapanın bu ciheti şerh ve imza edeceği ve tebliğ edilemeyen evrakın çıkaran mercie iade olunacağı, bunun üzerine tebliği çıkaran merci tarafından tayin olunacak münasip bir süre sonra yeniden tebliğe çıkarılacağı, ikinci defa çıkarılan tebliğ evrakı da aynı sebeple tebliğ edilemeyerek iade olunursa tebliğin ilân yolu ile yapılacağı, muhatap imza edecek kadar yazı bilmez veya herhangi bir sebeple imza edemeyecek durumda bulunursa sol elinin baş parmağı bastırılmak suretiyle tebliğ edileceği, muhatap tebellüğden imtina ederse tebliğ edilecek evrak önüne bırakılmak suretiyle tebliğ edileceği, yukarıki fıkralarda yazılı işlemlerin komşularından bir kişi veya muhtar veya ihtiyar heyeti üyelerinden biri veyahut bir zabıta memuru huzurunda icra ve keyfiyet taahhüt ilmühaberine yazılarak tarih ve imza vaz’edilmek ve hazır bulunanlara da imzalatılmak suretiyle tespit olunacağı hükmüne yer verilerek tebligatın tabi olduğu usul açıklanmış; ”Tebliğin İlânla Yapılacağı Haller” başlıklı 103 üncü maddesinde de, muhatabın adresinin hiç bilinmemesi, bilinen adresinin yanlış veya değişmiş olması ve bu yüzden gönderilmiş olan mektubun geri gelmesi ile başkaca sebeplerden dolayı posta ile tebliğ yapılmasına imkân bulunmaması hallerinde tebliğin ilân yoluyla yapılacağı yolunda düzenleme getirilmiştir.

Dava dosyasının incelenmesinden; davacının zamanında ödemediği öğrenim ve katkı kredisi borcunun taahhuk ettirilerek Toroslar Vergi Dairesi Müdürlüğü’nce dava konusu 19.10.2010 tarih ve …. sayılı ödeme emrinin düzenlendiği, anılan ödeme emrinin iptali istemiyle görülmekte olan işbu davanın açıldığı anlaşılmıştır.

Dosyadan, dava konusu borcun vadesinin 20.09.2010 tarihi olduğu görüldüğünden davalı tarafından alacağın 31.12.2015 tarihine kadar tahsil edilmesi gerekmektedir. Aksi takdirde borcun zamanaşımına uğrayacağı açıktır. Davalı idare tarafından ödeme emrinin ilan yoluyla tebliği yapıldığı, olayda zamanaşımının söz konusu olmadığı ileri sürülmekte ise de, uyuşmazlıkta, ödeme emrine ilişkin tebligatın yapılmasında, yukarıda da açıklandığı üzere 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun ilgili hükümlerinin uygulanması gerekmektedir.

6183 sayılı Kanuna göre düzenlenen ödeme emirlerinin Tebligat Kanun hükümlerine göre tebliği hukuken olanaklı değildir.
Anılan yasal düzenlemelere göre, posta yoluyla yapılacak tebligatlarla tebliğ alındılarının 102’nci maddeye göre düzenlenerek, tutanak haline getirilmesi zorunludur. Tebliğ yapılacak mükellefin adreste bulunamaması, adresinin değişip değişmediği hususlarının maddede öngörülen usule uygun olarak tespiti ve durumun adres tespit tutanağına geçirilmesi gerekmektedir. Usulüne uygun bir şekilde yapılan tespitle tebliğ yapılamaz ise; ilanen tebliğ yoluna gidilmesi gerekmektedir.
Olayda, davacı adresine tebliğe çıkarılan ödeme emrine ilişkin düzenlenen tebliğ alındısında, sadece dağıtıcının imzasının bulunduğu, dolayısıyla da muhatabın adreste bulunamadığı hususundaki tebliğ alındısının 213 sayılı Yasa’nın 102. maddesinde sayılan kişilerin imzası ile tutanak haline getirilmediği görüldüğünden, ilanen tebligat şartlarının gerçekleştiğinden söz edilemeyeceği, dolayısıyla da usulüne uygun olarak tebliğ edilen ödeme emrinden bahsetme olanağı hukuken mümkün değildir.

Bakılan davada; dava dosyasında yer alan bilgi ve belgeler birlikte irdelendiğinde; dava konusu ödeme emrinde yazılı amme alacağına ilişkin taksitlendirmelerin son vade tarihinin 20.09.2010 olarak belirlendiği, bu vade tarihine göre 6183 sayılı Yasa kapsamındaki 5 yıllık zamanaşımı süresinin 31.12.2015 tarihinde dolduğu, bu haliyle öğrenim ve katkı kredisine ilişkin borçların zaman aşımına uğradığı görülmektedir.

Bu durumda; davacının yüksek öğrenim gördüğü dönemde kullandığı Yüksek Öğrenim ve Katkı Kredisinin zamanaşımına uğraması nedeniyle bu alacağın ödeme emri ile tahsili hukuken mümkün olmadığından, kredilerin tahsili amacıyla düzenlenen dava konusu ödeme emrinde hukuka uygunluk bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenlerle; Mersin 2. İdare Mahkemesi’nce verilen 30/12/2016 günlü, E:2016/632, K:2016/1967 sayılı kararda 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 45. maddesinde sayılan kaldırma nedenlerinin bulunmadığı anlaşıldığından, davalının istinaf isteminin yukarıda yer verilen gerekçeyle reddine, istinaf başvurusu aşamasında davalı tarafından yapılan 57,30-TL yargılama giderlerinin davalı üzerinde bırakılmasına, artan posta ücretinin istinaf başvurusunda bulunan tarafa iadesine, 2577 sayılı Kanun’un 6545 sayılı Kanunla değişik 45. maddesinin 6. fıkrası gereğince kesin olarak 06/06/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Av.Ahmet Can 

İletişim Bilgilerimiz : 

Tel : 0 532 409 18 85 

Mail : ahmetcan@ahmetcan.av.tr 

İletişime geçmek için 0 532 409 18 85 no’lu telefondan arayabilir, ahmetcan@ahmetcan.av.tr adresine mail gönderebilirsiniz. 

Hukuki gelişmelerden haberdar olmak için bültenimize kaydolabilirsiniz.