Kamulaştırmasız El Atma Sebebiyle Tazminat Davalarında Avukatlık Vekalet Ücreti

Kamulaştırmasız el atma sebebiyle tazminat davalarında, avukatla müvekkil arasında yazılı bir sözleşme bulunmaması durumunda, avukat, ödenmesi gereken vekalet ücreti olarak, dava değerinin %10’u ile %20’si arasındaki nisbi oranda talep edilebilir.

Kamulaştırma bedelinin tespit ve tesciline dair kamulaştırma davalarında, avukatla müvekkili arasında yazılı bir sözleşme bulunmaması durumunda, avukat, ödenmesi gereken vekalet ücreti olarak, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinde öngörülen maktu ücret talep edebilir.

T.C. YARGITAY HUKUK GENEL KURULU E. 2017/13-667 K. 2017/1006 T. 24.5.2017

DAVA : Taraflar arasındaki “itirazın iptali” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İstanbul Anadolu 4. Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 28.01.2014 gün ve 2012/672 E., 2014/33 K. sayılı kararın her iki tarafların vekilleri tarafından temyizi üzerine, Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 25.02.2015 gün ve 2014/13305 E., 2015/5897 K. sayılı kararı ile;

( … Davacılar, avukat olduklarını, davalıların verdikleri vekaletlere istinaden dava dışı Belediye aleyhine 13.10.2008 tarihinde kamulaştırmasız elatma sebebiyle tazminat davası açtıklarını, davanın karar aşamasına geldiği sırada dava dışı Belediyenin 02.04.2010 tarihinde kamulaştırma bedelinin tespiti ve tescil davası açtığını, bu davayı da davalılar vekili olarak takip ettiklerini, yani iki davayı aynı anda vekil olarak takip ettiklerini, daha önce açılmasına rağmen kamulaştırmasız el atma sebebiyle tazminat davasında, kamulaştırma bedelinin tespiti davasının sonuçlanmasının bekletici mesele yapıldığını, bu davaların devamı sırasında davalıların 25.10.2010 tarihinde kendilerini haksız olarak azlettiklerini, mahkeme tarafından kamulaştırma bedeli olarak 4.224.725.00.TL’ ya hükmedildiğini, davalılarla aralarında yazılı sözleşmenin olmadığını, takip ettikleri davalar sebebiyle hükmedilen bedelin %15′ I olan 633.709.00.TL’ nın ödenmesi için 11.05.2012 tarihinde noterden ihtarname gönderdiklerini, davalıların herhangi bir ödemede bulunmamaları üzerine vekalet ücreti alacaklarının tahsili için icra takibi başlattıklarını, davalıların takibe de haksız olarak itiraz ettiklerini ileri sürerek vaki itirazın iptaline karar verilmesini istemişlerdir.

Davalılar, taşınmazı satın aldıkları dava dışı M. C. ile aralarında yaptıkları protokol gereğince dava dışı belediye ile bedelsiz terk işlemlerini yürütmeleri için vekalet verilmesine ve herhangi bir şekilde el atma olayı olmamasına rağmen davalıların kamulaştırmasız el atma sebebiyle tazminat davasını açtıklarını, tüm masrafları da dava dışı M. C.’ndan aldıklarını, ayrıca aleyhlerine açılan kamulaştırma davasının kendilerine tebliğ edilmeden davacıların elden tebligatları alarak kendilerini temsil ettiklerini öğrendiklerini, davalıların görevlerinin gereklerini yerine getirmediklerinden dolayı haklı olarak azlettiklerini, aralarında yazılı ücret sözleşmesini de bulunmadığını savunarak davanın reddini dilemişlerdir.

Mahkemece, davanın kısmen kabulüyle 422.472.50.TL asıl alacak ve 10.984.29.TL işlemiş faiz yönünden itirazın iptaline karar verilmiş; hüküm, taraflarca temyiz edilmiştir.

1- )Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davacıların tüm, davalıların aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekir.

2- )Her ne kadar mahkemece, kamulaştırma bedelinin tespiti davalarında Kamulaştırma Kanunu hükümlerine göre maktu vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiği belirtilmesine rağmen bu durumun hak ve nesafete, hukuk hayatının olağan akışına ve Avukatlık Kanununa aykırı olacağı ve taraflar arasında yazılı ücret sözleşmesi bulunmadığı gerekçesi ile kamulaştırma bedelinin tespiti davasında hükmedilen bedelin %10′ u üzerinden 422.472.50.TL ücret takdirinin uygun olacağına karar verilmiş ise de; taraflar arasında yazılı ücret sözleşmesinin bulunmaması halinde Avukatlık Kanunu’ nun 164/4. maddesinde, değeri para ile ölçülebilen dava ve işlerde “müdeabihin değerinin %10’u ile %20’si arasındaki bir ücret” mahkemece tayin edilecektir. Ancak Kamulaştırma Kanunu’ nun 31. maddesinin ( e ) bendinde ise, “kamulaştırma bedelinin tamamının veya bir kısmının avukat veya dava vekili veya onlar adına hareket edenlere ait olacağının kararlaştırılması” nın yasak ve suç sayılan bir eylem olduğu, aynı Kanunun 33. maddesinde de, 31. maddenin ( e ) bendine aykırı hareket edenler hakkında bir yıldan aşağı olmamak üzere hapis ve ağır para cezası öngörüldüğü açıkça yazılıdır. Bu durumda kamulaştırma davaları ile ilgili olarak vekalet ücretinin belirlenmesi konusunda, özel kanun niteliğindeki Kamulaştırma Kanununun öncelikle uygulanması gerekeceğinden, kamulaştırma bedelinin tespit ve tesciline dair bir davada, avukatlık ücretinin nispi ( müddeabihin belli bir yüzdesi, %10, %20, %30 vb. ) olarak kararlaştırılmasının, anılan yasa hükümleri gereğince yasak ve suç teşkil etmesi itibariyle geçersiz olduğunun kabulü gerekir.

Bu kabule göre, yazılı veya sözlü bir sözleşmenin bulunmaması halinde ödenmesi gereken vekalet ücreti miktarının, mahkemenin takdirine göre, dava değerinin %10’u ile %20’si arasında nispi ( yüzde ) olarak belirlenmesini öngören Avukatlık Kanununun 164/4. maddesinin de, aynı şekilde kamulaştırma davaları yönünden uygulanması mümkün değildir. Aksine görüşün kabulü, başka bir ifadeyle “yazılı ücret sözleşmesi yapılmaması durumunda, Avukatlık Kanunu’ nun 164/4. maddesi gereğince, vekalet ücretinin dava değerinin %10’u ile %20’si arasındaki bir oran üzerinden belirlenebileceğini” kabul etmek, bu davalar yönünden ücretin nispi ( yüzde ) olarak belirlenmesini yasaklayan ve cezai müeyyide öngören Kamulaştırma Kanunu’ nun 31 ( e ) ve 33. maddelerine aykırılık teşkil edeceği gibi, genel olarak benimsenen sözleşme serbestisinin, kamu yararı düşüncesiyle sınırlandırıldığı istisnai hallerden biri olarak düzenlenen söz konusu bu yasa hükümlerinin ihdas amacına da aykırı olacaktır.

O halde açıklanan tüm bu nedenlerle, kamulaştırma bedelinin tespit ve tesciline dair davada, avukatla müvekkili arasında yazılı bir sözleşme bulunmaması durumunda, avukata ödenmesi gereken vekalet ücretinin, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinde öngörülen maktu ücret olduğunun kabulü gerekir.

Somut olayda da mahkemece, haksız olarak azledilen davacı avukatların, taraflar arasında yazılı bir ücret sözleşmesi mevcut olmaması sebebiyle kamulaştırma bedelinin tespiti ve tescil davası yönünden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinde öngörülen maktu ücret üzerinden vekalet ücreti talep edebileceği, kamulaştırmasız el atma sebebiyle tazminat davası yönünden ise, dava dosyasında dava değeri 15.000.00.TL. olarak gösterilmiş ve o davanın yargılaması sırasında talep sonucu da artırılmamış olduğundan dava değeri olan 15.000.00.TL’ nin %10′ ile %20′ si arasındaki oran yönünden mahkemenin kabul ettiği %10 oran üzerinden 1.500.00.TL nisbi vekalet ücreti talep edebileceği kabul edilerek, bu bedellerin davalılardan tahsiline karar verilmesi gerekirken, yukarda yazılı yanlış gerekçe ile yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir… ),

Gerekçesi ile hüküm bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve direnme kararının verildiği tarih itibariyle HUMK.nın 2494 Sayılı Kanun ile değişik 438/II. fıkrası hükmü gereğince direnme kararlarının temyiz incelemesinde duruşma yapılamayacağından duruşma isteğinin reddine karar verilip dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

KARAR : Davacılar vekili müvekkillerinin davalıların avukatı sıfatıyla kamulaştırmasız el koyma sebebiyle tazminat ve kamulaştırma bedelinin tespiti davalarını takip etmekteyken dosyalar karar aşamasına geldiğinde davalı vekil edenlerce hiçbir haklı gerekçe olmaksızın vekillikten azledilmeleri üzerine her iki dosya için hak ettikleri vekalet ücreti alacağının tahsili yönünde başlatılan takibe haksız şekilde itiraz edildiğini ileri sürerek itirazın iptali ile takibin devamına karar verilmesini istemiştir.

Davalılar vekili müvekkilleri ile davacı avukatlar arasında vekalet ücretine dair herhangi bir sözleşme bulunmadığını, güven sarsıcı eylemleri sebebiyle davacıları azlettiklerini, bu sebeple vekalet ücreti alacağı doğmadığı gibi nispi ücret talep edilmesinin de haksız olduğunu beyanla davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece davacı avukatların haksız şekilde azledildiği, kamulaştırma bedelinin tespiti ve tescil davasında Yargıtay incelemesinden de geçen taşınmaz değeri üzerinden nispi vekalet ücretinin hesaplanması gerektiği gerekçesi ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Tarafların temyiz itirazları üzerine hüküm Özel Dairece yukarda karar başlığında yazılı gerekçelerle bozulmuştur.

Bozma kararına karşı Yerel Mahkeme, davada vekalet ücret sözleşmesi mevcut olmayıp, idare tarafından bedel tespiti davası açılmadan önce aynı taşınmaza idarece el koyulmasından kaynaklı tazminatın tahsili için açılan ve bedel tespiti davası açılınca zorunlu sebeplerle bekletilen tazminat davası da gözetilerek Avukatlık Kanununun ilgili hükmü gereğince haksız azil sebebiyle hak edilen ücretin tahsili amaçlandığı, normal şartlar altında ilk davayı takip edecekleri anlaşılan, idarenin açtığı ikinci dava aynı taşınmaza dair olduğu için ikinci davada belirlenen aynı bedel üzerinden vekalet ücretine hak kazanacakları muhakkak olan davacıların, ikinci davanın niteliği ve 2942 Sayılı Kamulaştırma Kanununun 31. maddesi fırsat olarak görülüp haksız azil ile harcadıkları tüm emeklerin boşa çıkarılması suretiyle davalıların dürüst davranma kuralına aykırı davrandıklarını, bu şekildeki bir hareketin yasaca korunması mümkün olmadığını, bozma ilamı doğrultusunda karar verilmesi halinde davalıların haksız azil ile normal şartlarda davacılara ödemeleri gereken avukatlık ücretinin kat be kat altında bir ücret ödeyeceğini, bu durumda da, Anayasanın 18. maddesiyle yasaklanan angaryanın bir mahkeme kararı ile fiilen uygulanmış olacağını ve bunun ne hakkaniyete, ne de dürüstlük kuralına uygun düşeceğini belirterek önceki kararda direnmiştir.

Direnme kararı tarafların vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.

Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; vekillikten haksız şekilde azledilen davacı avukatların, aralarında vekalet ücret sözleşmesi bulunmayan davalıların vekili sıfatı ile takip ettikleri kamulaştırma bedelinin tespit ve tescil istemli dava sebebiyle hak ettikleri ücretin tespitinde Avukatlık Kanunun 164. maddesinin işlerlik kazanacağının kabul edilmesinin Kamulaştırma Kanunun 31/e bendi anlamında kamulaştırma bedelinin tamamının veya bir kısmının avukat veya dava vekili veya onlar adına hareket edenlere ait olacağının kararlaştırılması yasağı kapsamında sayılıp sayılamayacağı, burada varılacak sonuca göre uyuşmazlıkta maktu vekalet ücretinin geçerli olduğu yönündeki kabulün angarya yasağı ve Avukatlık Kanuna aykırı düşeceği gerekçesine dayalı direnme kararının yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.

Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere ve özellikle de bozma kararının birinci bendinde davacıların tüm temyiz itirazlarının reddedildiği yazılı ise de, ikinci bendin son paragrafının içeriği gereği açılmamış sayılmasına karar verilen kamulaştırmasız el koyma davası yönünden davacıların mahkemece hükmedilmeyen 1.500,00 TL nispi vekalet ücretine de hak kazandığının davacı taraf lehine kabul edilmiş olduğunun anlaşılmasına göre, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında Özel Dairenin kamulaştırma bedelinin tespiti ve tescil davalarında vekalet ücretine dair uygulamasının mevzuatta karşılığının bulunmadığı, bu sebeple direnme kararının onanması gerektiği ileri sürülmüş ise de bu görüş Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.

Sonuç itibariyle, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

Bu sebeple direnme kararı bozulmalıdır.

SONUÇ : Taraf vekillerinin temyiz itirazlarının kabulüyle direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA, istenmesi halinde temyiz peşin harcının yatıranlara iadesine, karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 24.05.2017 gününde oyçokluğu ile karar verildi.