İşçinin yurt dışında fazla çalışma yaptığını ispatlama yöntemi

Fazla çalışma yaptığını iddia eden işçi kural olarak, bu iddiasını ispat etmek zorundadır.

İşçinin imzasını taşıyan bordro, sahteliği ispat edilinceye kadar kesin delil niteliğindedir. Bir başka anlatımla bordronun sahteliği ileri sürülüp kanıtlanmadıkça, imzalı bordroda görünen fazla çalışma alacağının ödendiği varsayılır.

Fazla çalışmanın ispatı konusunda işyeri kayıtları, özellikle işyerine giriş çıkışı gösteren belgeler, işyeri iç yazışmaları delil niteliğindedir. Ancak, fazla çalışmanın bu tür yazılı belgelerle kanıtlanamaması durumunda tarafların dinletmiş oldukları tanık beyanları ile sonuca gidilmesi gerekir. Bunun dışında herkesçe bilinen genel bazı vakıalar da bu noktada göz önüne alınabilir. İşçinin fiilen yaptığı işin niteliği ve yoğunluğuna göre de fazla çalışma olup olmadığı araştırılmalıdır.

İşçinin yurt dışında fazla çalışma yaptığını ispatlama yöntemi hakkında Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2020/276 E.  ,  2020/828 Kararı aşağıdadır.

 

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi

 

Taraflar arasındaki “işçilik alacağı” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Ankara 19. İş Mahkemesince verilen davanın kısmen kabulüne ilişkin karar davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 22. Hukuk Dairesi tarafından yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. Hukuk Genel Kurulu tarafından direnme kararının usul yönünden bozulmasından sonra mahkemece Hukuk Genel Kurulunun bozma kararına uyularak yeniden direnme kararı verilmiştir.

Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü:

 

YARGILAMA SÜRECİ

Davacı İstemi:

Davacı vekili 16.06.2011 harç tarihli dava dilekçesinde; müvekkilinin davalının Irak ve Afganistan’da bulunan işyerlerinde çalıştığını, davalı işveren tarafından iş sözleşmesinin haklı neden olmaksızın feshedildiğini, ödenmeyen fazla çalışma, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacakları ile bir kısım işçilik alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı Cevabı:

Davalı vekili 21.09.2011 havale tarihli cevap dilekçesinde; talep konusu alacakların zamanaşımına uğradığını, davacının ücret konusundaki iddiasını kabul etmediklerini, banka hesabına yapılan ödemelerin aylık ücretinden fazla olduğunu, bu ödemelerin fazla çalışmalarının karşılığı olduğunu ve davacının ödemeler konusunda itirazda bulunmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.

Mahkeme Kararı:

Ankara 19. İş Mahkemesinin 04.10.2013 tarihli ve 2011/756 E., 2013/903 K. sayılı kararı ile; fazla çalışma, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının ispatlandığı, alacağının tanık anlatımları ile kanıtlandığı, davalı savunmasından ve bordrolardan davacıya fazla çalışma ücreti ödendiği görülmüş ise de, ödenen bu fazla çalışmanın saat 18:00’den sonraki çalışmaya ilişkin olduğu, bilirkişi tarafından hesaplanan ve kabulüne karar verilen miktarın davacının haftanın altı günü 07.00-18.00 saatleri arasındaki çalışmalarına ait olduğu, puantaja bağlanıp ücreti ödenen fazla çalışmaların ise bu saatler dışındaki fazla çalışmalara karşılık olduğu ve ödenen bu fazla çalışma ücretlerinin nazara alınmadığı, fazla çalışma, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarında hesaplama tekniği yönünden dosya içeriğine ve Yargıtay’ın aynı davalı nezdinde, aynı şekilde gerçekleşen çalışmalarına dair onama ve bozma kararlarına da uygun olan 20.12.2012 tarihli bilirkişi raporuna itibar edildiği ancak davacının davasını ıslah etmesinden sonra süresinde yapılan zamanaşımı defini nazara alan 17.09.2013 tarihli ek bilirkişi raporuna göre hüküm kurulduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Özel Daire Bozma Kararı:

Ankara 19. İş Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

Yargıtay (Kapatılan) 22. Hukuk Dairesinin 26.05.2014 tarihli ve 2014/13083 E., 2014/14382 K. sayılı kararı ile; “…1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere göre davalının aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.

2-Banka kayıtlarının tetkiki neticesinde, bilirkişi raporu ile, davacıya, tespit edilen ücrete göre ödenmesi gereken tutarlara nazaran toplamda 679,60 USD fazla ödeme yapıldığı ancak mahkemece, bu hususun nazara alınmadığı anlaşılmıştır. Mahkemece, davacının ücretine nazaran fazla yatırılan tutarların mahiyetinin duraksamaya yer vermeyecek şekilde belirlenmesi, gerekirse bu hususta davacının isticvap edilmesi ve oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm tesisi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir…” gerekçesiyle karar bozulmuştur.

Direnme Kararı:

Ankara 19. İş Mahkemesinin 22.12.2014 tarihli ve 2014/1131 E., 2014/1467 K. sayılı kararı ile; yapılan fazla ödemelerin niteliğinin ödeme belgelerinde yazılı olmadığının uyuşmazlık dışı olduğu, davalı işverenin “her türlü” fazla çalışma ücretinin ödendiğini savunduğu, davacı vekilinin de yapılan fazla ödemelerin fazla çalışmaya ait olduğunu ancak eksik olduğu gibi saat 18.00’den sonra yaptırılan fazla çalışmalara ait olduğunu ifade ettiği, davanın 2011 yılında açıldığı, yapılan fazla ödemelerin niteliği konusunda tarafların iradelerinin uyuşması karşısında; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 146. maddesine göre bu durumun hüküm kurmaya yeterli olarak değerlendirildiği, aynı maddeye göre delil ibrazı için yasal süre de geçtiğinden, başkaca bir araştırma ve inceleme yapılmasına gerek bulunmadığı, Ankara 8. İş Mahkemesinin 2011/154 Esas sayılı dosyası içerisinde bulunan Yargıtay Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 21.12.2010 tarihli fazla ödemelerin fazla çalışma alacağından düşülmesi gerektiğine dair bozma kararı nedeniyle; her dosyada aylık ücretin üstünde yapılan fazla ödemelerin bilirkişiye tek tek tespit ettirildiği, denetime elverişli bu bilirkişi raporuna ve ekindeki tablolara itibar edilerek anılan fazla ödemelerin sırasıyla fazla çalışma, artarsa hafta tatili, artarsa genel tatil alacaklarından düşüldüğü ve kalan miktarların kabulüne karar verildiği, aynı şekilde fazla ödemeleri, fazla çalışma ücreti alacağından indirerek karar veren Ankara 8. İş Mahkemesi kararının 20.12.2012 tarihinde Yargıtay tarafından onandığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.

Direnme Kararının Temyizi:

Direnme kararı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Hukuk Genel Kurulu Kararı:

Hukuk Genel Kurulunun 05.02.2019 tarihli, 2018/22-333 E., 2019/74 K. sayılı kararı ile; “…Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde, Özel Dairece banka kayıtlarının tetkiki neticesinde, bilirkişi raporu ile davacıya, tespit edilen ücrete göre ödenmesi gereken tutarlara nazaran fazla ödeme yapıldığı ancak mahkemece bu hususun nazara alınmadığı belirtilerek, fazla yatırılan tutarların mahiyetinin duraksamaya yer vermeyecek şekilde belirlenmesi, gerekirse bu hususta davacının isticvap edilmesi ve oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle karar bozulmuştur.

Mahkemece fazla ödeme olduğu belirtilen miktarların mahsup edilmediği bilirkişi raporu doğrultusunda hüküm kurulmuş ise de, kararın gerekçesinde, “…Sonuç olarak aylık ücret üstünde yapılan fazla ödemelerin niteliği konusunda tarafların iradeleri uyuştuğundan, bu konuda ayrıca bir araştırma ve inceleme yapılması, esası ve sonucu değiştirmeyeceğinden, davayı daha da fazla uzatmamak adına gerek görülmemiş, yapılan fazla ödemelerinde davalı tarafından her türlü fazla çalışmalara ait olduğu belirtildiğinden, sırasıyla fazla çalışma, hafta tatili, genel tatil alacaklarından mahsup edilerek, kalanının kabulüne karar verilmiş, böyle olunca tam da bozma ilamında belirtildiği gibi, fazla ödemelerin niteliği tereddüde yer vermeyecek şekilde belirlendikten sonra ait olduğu alacakta nazara alınmakla bozma nedeni yapılan husus yerine getirilmiş olmaktadır.” ifadelerine yer verilmesi suretiyle direnme kararına uygun gerekçe oluşturulmadığı anlaşılmıştır.

Diğer taraftan, Özel Dairece verilen bozma kararında yukarıda ayrıntısı belirtildiği üzere tek gerekçe yer almasına karşın, direnme kararının gerekçesinde “Yüksek Yargıtay 22. Hukuk Dairesince, fazla çalışma ve hafta tatili alacakları yönünden tespit edilen miktarlar üzerinden hakkaniyet indirimi yapıldıktan sonra dava dilekçesindeki taleple bağlı kalınarak alacakların hüküm altına alınması gerekirken, dava dilekçesindeki talep üzerinden hakkaniyet indirimi yapılması ve bu suretle hüküm kurulması isabetsiz olduğundan bozulmasına karar verilmiştir” ifadelerine yer verildikten sonra bu bozma nedenine de direnildiğinin belirtilmesi ve buna dair gerekçe yazılması da doğru değildir.

Şu hâlde, direnme kararının gerekçesi ile hüküm arasında çelişki bulunduğu gibi, oluşturulan gerekçeli karar yukarıda belirtilen ilkelere aykırıdır.

Açıklanan nedenlerle mahkemece yapılacak iş direnme kararının gereğinin yerine getirilmesi suretiyle hüküm kurmak ve kurulan hükme uygun gerekçeli karar oluşturmak olup, bu hususlar gözetilmeksizin verilen direnme kararı usul yönünden bozulmalıdır…” gerekçesiyle karar usulden bozulmuştur.

Direnme Kararı:

Ankara 21. İş Mahkemesinin 03.12.2019 tarihli ve 2019/232 E., 2019/845 K. sayılı kararı ile; aylık ücretin üstündeki fazla ödemelerin hafta tatili ve genel tatil ücreti alacaklarına mahsuben yapıldığına dair davalı beyanının dahi bulunmadığı, anılan fazla ödemelerin saat 18:00’den sonra yaptırılan fazla çalışmalara dair olduğunun davalı tarafın sunduğu belgelere göre ve Yargıtay Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin bozma kararından anlaşıldığı gibi tartışmasız olduğu, mahkemece kabulüne karar verilen fazla çalışmaların ise 07:00-18:00 saatleri arasında ve 18:00’den önce gerçekleşen günlük 2,5 saatlik fazla çalışmalara ait olduğundan, davalı işverence ücret bordrosu ve puantaj ibraz edilmemesi nedeniyle puantaja bağlanan fazla çalışma ücretine ilişkin ödemelerin mahsubuna da imkân bulunmadığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.

Direnme Kararının Temyizi:

Direnme kararı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

 

UYUŞMAZLIK

Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda, banka kayıtlarına göre, bilirkişi tarafından davacının ücretinden fazla yatırıldığı tespit edilen tutarların mahiyetinin belirlenmesinin ve ihtiyaç duyulduğu takdirde bu hususta davacının isticvap edilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.

 

III. GEREKÇE

Öncelikle, fazla çalışma ücreti alacağının ispatına ilişkin açıklama yapmakta yarar bulunmaktadır.

Gerek mülga 1475 sayılı İş Kanunu, gerekse hâlen yürürlükte bulunan 4857 sayılı İş Kanunu’nda fazla çalışmanın ispatı ile ilgili olarak özel bir hüküm bulunmamaktadır. Bu nedenle fazla çalışmanın ispatı genel hükümlere tabidir.

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 6. maddesi uyarınca, “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.”.

Dolayısıyla fazla çalışma yaptığını iddia eden işçi kural olarak, bu iddiasını ispat etmek zorundadır.

İşçinin imzasını taşıyan bordro, sahteliği ispat edilinceye kadar kesin delil niteliğindedir. Bir başka anlatımla bordronun sahteliği ileri sürülüp kanıtlanmadıkça, imzalı bordroda görünen fazla çalışma alacağının ödendiği varsayılır.

Fazla çalışmanın ispatı konusunda işyeri kayıtları, özellikle işyerine giriş çıkışı gösteren belgeler, işyeri iç yazışmaları delil niteliğindedir. Ancak, fazla çalışmanın bu tür yazılı belgelerle kanıtlanamaması durumunda tarafların dinletmiş oldukları tanık beyanları ile sonuca gidilmesi gerekir. Bunun dışında herkesçe bilinen genel bazı vakıalar da bu noktada göz önüne alınabilir. İşçinin fiilen yaptığı işin niteliği ve yoğunluğuna göre de fazla çalışma olup olmadığı araştırılmalıdır.

Nitekim Hukuk Genel Kurulunun 29.06.2016 tarihli ve 2015/22-1444 E., 2016/869 K.; 06.12.2017 tarihli ve 2015/22-1315 E., 2017/1542 K.; 14.02.2018 tarihli ve 2015/22-1597 E., 2018/227 K.; 11.02.2020 tarihli ve 2016/(7)22-1108 E., 2020/114 K. sayılı kararlarında da aynı ilkeler benimsenmiştir.

Bu aşamada, uyuşmazlık konusuyla bağlantılı olan tanık delili üzerinde de durmak gerekmektedir.

Tanık, kavram olarak uyuşmazlık hakkında bilgi ve görgüsü bulunan üçüncü kişidir. Kural olarak, üçüncü kişi olması şartıyla, yaşına, hukukî durumuna, taraflarla akrabalık derecesine bakılmaksızın, davada herkes tanık olarak dinlenebilir. Dolayısıyla davanın tarafları tanık olarak dinlenemez.

Tanık gösteren taraf, dinleteceği tanıkların ad soyadı ile (tebligat) adreslerini içeren listeyi (bu listeyi içeren dilekçesini) mahkemeye verir ve her bir tanığın hangi vakıa hakkında dinleneceğini de dilekçesinde bildirir. Bu hüküm 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 194. maddesinde düzenlenen somutlaştırma yükümlülüğünün de bir gereğidir. Ayrıca madde de belirtildiği üzere ikinci bir tanık listesi verilmesi de mümkün değildir.

Belirtilmelidir ki, iş davalarında sıklıkla başvurulan delillerden biri olan tanık beyanı takdiri bir delil olduğundan hâkim tanıkların ifadeleri ile bağlı değildir. Bununla birlikte mahkemece tanık beyanı serbestçe değerlendirilirken hangi beyanlara itibar edildiği yahut edilmediğinin gerekçesi de açıklanmalıdır.

Ayrıca işçilik alacakları bakımından işyeri kayıtları, işyerine giriş çıkışı gösteren belgeler, işyeri iç yazışmaları gibi yazılı belgelerin bulunmaması sebebiyle fazla çalışmaların tanık delili ile kanıtlanması durumunda, tanıkların sadece davacı işçi ile fiziken aynı işyerinde ve aynı zamanda çalıştığı sürelerle sınırlı şekilde değerlendirme yapılması gerekmektedir. Nitekim işyerinde çalışma düzenini bilmeyen ve bilmesi mümkün olmayan tanıkların anlatımlarına değer verilemez.

Somut olayda, davalı işverenin yurtdışında bulunan işyerlerinde çalışan işçilerin işçilik alacaklarının tahsili için davalı işveren aleyhine seri hâlde dava açtıkları, yargılamaların birlikte yürütüldüğü ve tanıkların tek bir dosya üzerinden dinlenilerek beyanlarının alındığı anlaşılmaktadır.

Bununla birlikte, tanık beyanlarından, her bir davacının, davalı işverenin yurtdışında bulunan işyerlerinde tanıklar ile birlikte çalıştıkları süreler, işyerlerindeki çalışma saatleri, ulusal bayram ve genel tatil günleri ile hafta tatili günlerinin hangi günler olduğu hususları net bir şekilde tespit edilememektedir.

Diğer taraftan, emsal davalara ilişkin bozma kararlarından o dosyalardaki işçilere ait puantaj kayıtlarının sunulduğu anlaşılmakta ise de, eldeki davada puantaj kayıtları ve bordrolar dosya içeriğinde mevcut değildir.

Bu durumda, delil olarak dayanılan tanık beyanları ile sonuca gidilmelidir. Ancak, yukarıda da izah edildiği üzere, seri şekilde açılan davalarda, tanık beyanları tek bir dosya üzerinden alındığından, davalıya ait farklı ülkelerde bulunan işyerlerindeki çalışma düzenine ilişkin denetleme yapılamamaktadır.

Öte yandan, dosya içeriğinde bulunan banka kayıtlarına göre davacılara ücretlerinden fazla ödeme yapıldığı da tartışmasızdır.

Gelinen noktada mahkemece yapılacak iş, her bir dosya yönünden tanıkların usulüne uygun şekilde yeniden dinlenilerek, davalıya ait işyerlerinde davacının tanıklarla birlikte hangi ülkede hangi tarihlerde çalıştığı, çalışılan ülke bakımından davacının çalışma saatleri, vardiyalı çalışma yapılıp yapılmadığı, ara dinleme sürelerinin hangi saatler arasında olduğu ile tatil günlerinin duraksamaya yer vermeyecek şekilde tespit edilerek varsa alacakların hesaplanması, oluşacak sonuca göre hesaplanan alacak miktarlarından ücrete nazaran fazla yapılan ödeme tutarlarının mahsup edilmesinden ibarettir.

Önemle belirtmek gerekir ki, temyiz edenin sıfatına göre usuli kazanılmış hak ilkesi de gözetilerek sonuca gidilmelidir.

Nitekim Hukuk Genel Kurulunun 23.06.2020 tarihli ve 2020/22-156 E., 2020/452 K.; 30.06.2020 tarihli ve 2020/22-159 E., 2020/489 K. sayılı kararlarında da aynı sonuca varılmıştır.

Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; davacı vekilinin dava dilekçesinde davalıya ait yurtdışında bulunan işyerlerinde çalışma düzenine ilişkin kararlarına delil olarak dayanıldığı, davalının ise farklı bir çalışma düzeni olduğuna dair savunmada bulunmadığı gibi delil de sunmadığı, seri başı olarak incelenen ve tanıkların aynı usul ile dinlendiği dosyada verilen kararın Özel Dairece onandığı, kesinleşen emsal dosyalarda saat 18:00’den sonraki çalışmaların karşılığı olan ücretin davalı işveren tarafından ödendiğinin kabul edildiği, buna göre direnme kararının onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüş Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.

Hâl böyle olunca direnme kararının, yukarıda açıklanan bu değişik gerekçe ve nedenler ile bozulması gerekmiştir.

 

SONUÇ:

Açıklanan nedenlerle;

Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda açıklanan değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA,

İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,

Karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 03.11.2020 tarihinde oy çokluğu ile kesin olarak karar verildi.

 

KARŞI OY

 

Özel Daire ile yerel mahkeme arasındaki uyuşmazlık, somut olayda, banka kayıtlarına göre, bilirkişi tarafından davacının ücretinden fazla yatırıldığı tespit edilen tutarların mahiyetinin belirlenmesinin ve ihtiyaç duyulduğu takdirde bu hususta davacının isticvap edilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.

Yerel mahkemenin “banka yolu ile fazladan ödenen miktarların işçinin saat 18.00 den sonraki çalışmalarının karşılığı olduğu, işçinin 07.00-18.00 arası çalışmasında günde 10 saat üzerinden çalışması karşılığı hesap yapılan bilirkişi hesap raporuna göre verdiği karar, Özel Daire tarafından “davalının sair temyiz itirazlarının reddi ile banka kayıtlarının tetkiki neticesinde, bilirkişi raporu ile davacıya, tespit edilen ücrete göre ödenmesi gereken tutarlara nazaran toplamda bir miktar fazla ödeme yapıldığı ancak mahkemece, bu hususun nazara alınmadığının anlaşıldığı, davacının ücretine nazaran fazla yatırılan tutarların mahiyetinin duraksamaya yer vermeyecek şekilde belirlenmesi, gerekirse bu hususta davacının isticvap edilmesi ve oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm tesisinin hatalı olduğu” gerekçesiyle bozulmuştur.

Mahkemece bozma üzerine yapılan yargılama sonunda “aylık ücretin üstündeki fazla ödemelerin mahiyetinin hafta ve genel tatil alacaklarına mahsuben yapıldığına dair davalı beyanının dahi bulunmadığı, anılan fazla ödemelerin saat 18:00’den sonra yaptırılan fazla çalışmalara dair olduğunun davalı belgelerine göre ve Yargıtay Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin bozma ilamında da yazılı olduğu gibi tartışmasız olduğu, mahkemece kabulüne karar verilen fazla çalışmaların ise 07:00-18:00 saatleri arasında ve 18.00’den önce gerçekleşen günlük 2,5 saatlik fazla çalışmalara ait olduğundan, davalı işverence ücret bordrosu ve puantaj ibraz edilmemesi nedeniyle puantaja bağlanan fazla çalışma ödemelerinin mahsubuna da imkân bulunmadığı” gerekçesi ile direnme kararı verilmiştir.

Çoğunluk görüşü ile Özel Dairece bozma nedeni yapılamayan ve sair temyiz itirazlarının reddi ile kesinleşen ve usulü kazanılmış hak teşkil eden maddi vakıaya girilerek, “yerel mahkemece tanıkların seri dosyalar için tek celsede tek dosya üzerinden usulsüz olarak dinlendiği, tanıkların her dosya için tek tek dinlenerek ve yurtdışında çalışılan her şantiye için çalışma düzeni belirlenerek, davacının haftalık 45 saati aşan çalışmaları ile bu yerlerdeki tatil günlerinin belirlenerek fazla mesai ve tatil alacaklarının belirlenmesi gerektiği” şeklinde değişik gerekçeyle yerel mahkemenin direnme kararının bozulmasına karar verilmiştir.

Çoğunluk görüşüne aşağıda açıklanan nedenler ve özellikle usul ekonomisi ilkesi, yerel mahkemenin dayandığı emsal dosyalar, maddi vakıa denetiminin kesinleşmesi ve bozma nedeninin karşılanması nedenleri ile katılınmamıştır. Zira,

Öncelikle davacı vekili dava açarken davalıya ait yurtdışı işyerindeki çalışma düzenine ilişkin kesinleşen kararları delil listesinde göstererek dava açmıştır. Davalı ise aynı işyerlerinde çalışan davacıların farklı çalışma düzenine tabi olduğunu savunmadığı gibi bu konuda delilde sunamamıştır.

Diğer taraftan Özel Daire tarafından seri olarak açılan dosyada Mahkemenin seri başı olarak inceleme yapıp, tanıkları tüm davacılar için dinlediği 2011/741 Esas sayılı dosyasında verilen 04.10.2013 gün ve 2013/888 Karar sayılı kararının temyizi üzerine Özel Daire tarafından 26.05.2014 gün ve 2014/13070 E, 2014/14369 K. sayılı ilamı ile onanmıştır.

Kesinleşen bu dosya Yargıtay uygulamasından geçen emsal dosyalarda istikrarlı bir şekilde davalıya ait yurt dışı işyerlerinde yapılan işin niteliği, işin gerektirdiği çalışma düzeni, işçinin 11 saat günlük çalışmaya göre 1 saat ara dinlenme düşülerek günde 10 saat çalışma yaptığı, pazar günleri 7.5 saati aşan 2.5 saat eklendiğinde haftalık 17,5 saat fazla çalışma yaptığının kabulünün dosya içeriğine daha uygun düştüğü” kabul edilmiş ve bu husus kesinleşmiştir (Y. 9. HD. 04.03.2014 gün ve 2012/6475 E, 2014/6797 K., Mahkeme kararı gerekçesinde belirtilen Y. 22. HD. 07.02.2014 gün ve 2013/2558 E, 2014/1628 K., Y. 22. HD. 21.10.2019 gün ve 2016/21104 E, 2019/19519 K).

Aynı kesinleşen emsal dosyalarda saat 18.00 den sonraki çalışmaların karşılığı ücretin işveren tarafından ödendiği de belirlenmiştir.

Her ne kadar tanıklar onanan seribaşı dosyada dinlenmiş ise de çalışma düzeni konusunda kesinleşen dosyalardan farklı bir çalışma düzeni olduğunu belirtmemişlerdir. Davalı ve davacı bu şekilde tanık dinlenmelerine itiraz etmedikleri gibi sair temyiz itirazları ile reddedilerek çalışma düzenine ilişkin maddi vakıa hususu kesinleşmiştir. Olayda salt tanık beyanı değil, emsal kesinleşen kararlarda bulunmaktadır. Davalı işveren davacının farklı çalışma düzenine tabi olduğunu savunmamış, bu konuda aksi delil sunmadığı gibi davacı tarafın dayandığı kayıtları mahkemenin puantaj kayıtlarını sunması için, HMK’nın 219 ve 220. maddeleri uyarınca ihtarat yapılmasına rağmen sunmamıştır. İşyerinde çalışma saatlerini ve ara dinlenme sürelerini belirleme, işçilere tebliğ etme ve puantaj kaydı tutma yasal mevzuat gereği işverene aittir. Sunmadığı takdirde sonuçlarına katlanmak zorundadır.

Belirtmek gerekir ki Anayasa’nın 141/4. maddesi uyarınca; davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin adil yargılanma hakkına ilişkin 6. maddesinde de, davaların makul bir süre içinde bitirilmesi gerektiği vurgulanmıştır. 6100 sayılı HMK’nın usul ekonomisi ilkesi başlığını taşıyan 30. maddesinde de bu açıkça düzenlenmiştir. Çoğunluğun kesinleşen maddi vakıanın yeniden belirlenmesi ve bu konuda tanıkların usulsüz dinlenmesi nedeni ile yeniden dinlenerek çalışma düzeni ile fazla çalışmanın belirlenmesi yönündeki bozma kararı usul ekonomisi ilkesinin ihlali niteliğindedir.

Yerel mahkeme bozma nedenini karşılamış ve ödemenin çalışma düzeni saptanan 18.00 den sonraki fazla çalışmalara ait olduğunu belirlemiştir. Direnme kararının onanması gerekir.

Sonuç olarak çoğunluğun bozma kararı kesinleşen maddi vakıaya ilişkin olup, bozma nedeni yapılmayan ve kesinleşen olgunun tekrar araştırılmasına girilmesi yönündeki bozma gerekçesine katılınmamıştır.

 

Avukat Ahmet Can

İletişim Bilgilerimiz :

Whatsapp: 0 532 409 18 85

Mail : ahmetcan@ahmetcan.av.tr

Soru, görüş ve önerileriniz için formu doldurunuz: Form

Hukuki gelişmelerden haberdar olmak için bültenimize kaydolabilirsiniz.

Anahtar Kelimeler: #Yurt #dışı #kıdem #ihbar #tazminatı #işçi #işveren #işkur #fazla #mesai #fesih #dolar #maaş #yurtdışı #yabancı #döviz #alacak #yıllık #izin #iş #yevmiye #şantiye #inşaat #baraj #otoyol #fabrika #toplukonut #dışında #çalışan #emek #uluslararası #pasaport #vize #tazminat #maaş #ücret #istihdam