İşçilere yardım vakfı

İşçilere yardım vakfı

İşlevi, tıpkı Sosyal Güvenlik Kurumu ( devredilen SSK, Bağ-Kur ve Emekli Sandığı ) gibi emeklilik sandığı niteliğinde bulunan bu vakıflar dışında bulunan ve “munzam sandık-vakıf” olarak ifade de edilen yardımlaşma sandıklarından yararlananlara dava hakkı da anılan Medeni Kanun hükümleriyle tanınmıştır.

Bu tür “munzam sandık-vakıf”lara ilişkin olarak, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun “Yardımlaşma sandıkları” başlıklı 128. maddesinde; “Sigortalı çalıştırılan her türlü işlerde ve işyerlerinde, herhangi ad altında kurulmuş veya kurulacak olan borç verme, emekli ve yardım sandıkları ve benzerleri, faaliyetlerine ve kuruluş amaçlarına göre ilgililere menfaatler sağlamaya devam edebilir” ifadeleriyle yer verilmiş olması, 1964 yılında kabul edilen 506 sayılı Kanun’un geçici 20. maddesinde tanımlanan, emeklilik sandığı niteliğinde bulunan vakıflar gibi bir yeniden yapılanma sürecine girip girmeyecekleri yönünde oluşan tereddütleri gidermeye yönelik olup, amacı; “İş kazalariyle meslek hastalıkları, hastalık, analık, malullük, yaşlılık ve ölüm hallerinde bu kanunda yazılı şartlarla sosyal sigorta yardımları” sağlamak olan 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun, “uyuşmazlıkların çözüm yeri”ni düzenleyen 134. maddesindeki “Bu kanunun uygulanmasından doğan uzlaşmazlıklar, yetkili iş mahkemelerinde veya bu davalara bakmakla görevli mahkemelerde görülür.” hükmü kapsamında ele alınarak, yardımlaşma sandıklarınca sağlanan, bir ekonomik, mali değerle ifade edilen yardımların dahi, sigorta kollarından sağlanan yardımlar gibi ele alınmasında yasaca olanak bulunmamaktadır.

Kaldı ki, 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nda da “yardımlaşma sandıkları”na ilişkin bir düzenlemeye de yer verilmeyerek, bu yönde oluşan tereddütler giderilmiştir. YARGITAY 10. HUKUK DAİRESİ E. 2008/11459 K. 2009/4800 T. 24.3.2009

İşçilere yardım vakıflarının yöneticileri, yararlananlara, vakfın örgütü, işleyişi ve mali durumu hakkında gerekli bilgiyi vermekle yükümlüdürler.

Vakfa ödenti veren işçiler en az yapmış oldukları ödeme oranında yönetime katılırlar ve temsilcilerini olabildiğince kendi aralarından seçerler.

Vakfın malvarlığının işçilerin yapacakları ödemelerle sağlanacak bölümünün işverene karşı vakfın bir alacağından ibaret olması, ancak bu alacak için yeterli güvence sağlanmış olmasına bağlıdır.

Yararlananların, vakfın edimlerinin yerine getirilmesini dava yoluyla isteyebilmeleri, ödenti vermiş olmalarına veya vakfı düzenleyen hükümlerin kendilerine bu hakkı tanımış bulunmasına bağlıdır.

Yetkili Mahkeme

İşçilere yardım vakıflarında yararlananların yönetime katılmaları ve vakıftan yararlanma koşulları ile ilgili hükümlerde yapılacak değişiklikler, vakıf senedine göre buna yetkili organın istemi üzerine, denetim makamının yazılı görüşü alındıktan sonra yerleşim yeri mahkemesince karara bağlanır.

Görevli Mahkeme

Her ne kadar İşçilere yardım vakfı konusu iş kanunun kapsamına girdiği düşünülse de bu konu iş kanununda değil medeni kanununda düzenlenmiştir. Bu nedenle davaya bakma görevi iş mahkemesine değil, uyuşmazlığın niteliği, tarafların sıfatı, dava değeri ve dava tarihi itibariyle Asliye Hukuk Mahkemesine ait olur. 

 

Bu konuda Yargıtay HGK Kararı “Somut olayda; davalı Vakıf bu nitelikte olmadığı gibi, Vakıf üyesi durumundaki davacı da, T.C. Ziraat Bankası’nda atama tasarrufuyla ve Emekli Sandığı’na tabi olarak çalışmıştır. Dolayısıyla, taraflar arasında, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu kapsamında bir sosyal güvenlik ilişkisi mevcut değildir. Ortada, iş mahkemelerinin görev alanını düzenleyen 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 1. maddesi kapsamında bir uyuşmazlık da bulunmamaktadır. Bu durumda, görülmekte olan davaya bakma görevi iş mahkemesine değil, uyuşmazlığın niteliği, tarafların sıfatı, müddeabbih ve dava tarihi itibariyle Asliye Hukuk Mahkemesine ait olup; Yerel Mahkemenin direnme kararı bu nedenle yerindedir.” demiştir.  YARGITAY HUKUK GENEL KURULU E. 2006/18-820 K. 2006/810 T. 20.12.2006