İşçi yurt dışında çalışmış ise de işveren Türk şirketi olup, işyerinin merkezi de Türkiye ise Merkezi Türkiye’de bulunan işverene Türkiye’de dava açılır.

Tarafların ilk derece mahkemesinde usulüne uygun olarak ileri sürmediği deliller de Bölge Adliye Mahkemesinde incelenemez. Bunun istisnası, ilk derece mahkemesinde usulüne uygun olarak ileri sürüldüğü halde, haksız olarak reddedilip incelenmeyen veya ilk derece mahkemesinde mücbir bir sebeple gösterilme olanağı bulunmayan ya da tarafın geç ileri sürmesinde bir kusurun bulunmadığı delillerdir. Sadece bu nitelikteki deliller Bölge Adliye Mahkemesinde incelenebilecektir.

Davalı işveren, bilirkişi raporuna itirazında fazla çalışmaların ücrete dahil olduğu şeklinde bir itiraz yapmamışsa, artık istinaf aşamasında bu itirazı ileri süremez ve istinaf itirazı reddedilir. 

Fazla çalışma yaptığını iddia eden işçi bu iddiasını ispatla yükümlüdür. Ücret bordrolarına ilişkin kurallar burada da geçerlidir. İşçinin imzasını taşıyan bordro sahteliği ispat edilinceye kadar kesin delil niteliğindedir. Bir başka anlatımla bordronun sahteliği ileri sürülüp kanıtlanmadıkça, imzalı bordroda görünen fazla çalışma alacağının ödendiği varsayılır.

Fazla çalışmanın ispatı konusunda işyeri kayıtları, özellikle işyerine giriş çıkışı gösteren belgeler, işyeri iç yazışmaları delil niteliğindedir. Ancak, fazla çalışmanın yazılı belgelerle kanıtlanamaması durumunda tarafların, tanık beyanları ile sonuca gidilmesi gerekir. Bunun dışında herkesçe bilinen genel bazı vakıalar da bu noktada göz önüne alınabilir. İşçinin fiilen yaptığı işin niteliği ve yoğunluğuna göre de fazla çalışma olup olmadığı araştırılmalıdır.

İmzalı ücret bordrolarında fazla çalışma ücreti ödendiği anlaşılıyorsa, işçi tarafından gerçekte daha fazla çalışma yaptığının ileri sürülmesi mümkün değildir. Ancak, işçinin fazla çalışma alacağının daha fazla olduğu yönündeki ihtirazi kaydının bulunması halinde, bordroda görünenden daha fazla çalışmanın ispatı her türlü delille yapılabilir. Bordroların imzalı ve ihtirazi kayıtsız olması durumunda, işçinin bordroda belirtilenden daha fazla çalışmayı yazılı belge ile kanıtlaması gerekir.

İşçinin imzasını içermeyen bordrolarda fazla çalışma tahakkuku yer aldığında ve tahakkukta yer alan miktarların karşılığı banka hesabına ödendiğinde, tahakkuku aşan fazla çalışmalar her türlü delille ispatlanabilir. Tahakkuku aşan fazla çalışma hesaplandığında, bordrolarda yer alan fazla çalışma ödeme tutarları mahsup edilmelidir. 

İşçi yurt dışında çalışmış ise de işveren Türk şirketi olup, işyerinin merkezi de Türkiye ise  Merkezi Türkiye’de bulunan işverene Türkiye’de dava açılır. 

İşverenin Türk olması halinde işyeri yurtdışında olsa da Türk Hukuku uygulanır. 

Aynı işverene karşı davalarının olmasının başlı başına tanıklığı geçersiz kılmaz, tanık anlatımlarını değerden düşürücü bir sebepte sayılmaz, aksine ciddi ve inandırıcı delil ve olaylar bulunmadıkça asıl olan tanıkların gerçeği söylemiş olduklarıdır. 

İşverene karşı davası olduğu beyan edilen işçi tanıkları hakkında gerçek dışı beyanda bulundukları yönünde ciddi ve inandırıcı deliller ileriye sürülüp ispatlanmadığı takdirde, işçi tanıklarının beyanlarına itibar edilir. 

Av.Arb.Ahmet Can 

İletişim Bilgilerimiz

WhatsApp : 0 532 409 18 85 

Mail : ahmetcan@ahmetcan.av.tr 

Kaynak: İstanbul BAM, 26. HD., E. 2018/59 K. 2020/207 T. 6.2.2020

Taraflar Arasındaki Uyuşmazlık

Dava; Bir kısım işçilik alacaklarının tahsiline ilişkindir.

Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;Davacı vekili, müvekkili davacının 2007-2013 tarihleri arasında ince işler kalfası olarak 2472,00 USD ücretle çalıştığını, dava konusu işçilik alacaklarının ödenmediğini belirterek, ödenmeyen dava konusu işçilik alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davalı vekili, davacının davalı şirketin yurtdışı şantiyelerinde kalıpçı olarak çalıştığını, iş akdinin projelerin tamamen sona ermesi veya proje içerisinde çalışanın görevine giren işin sona ermesi ile sonlandırıldığını belirterek, davanın reddini talep etmiştir.

Mahkemece; Davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine karar verilmiştir.

Mahkeme kararına karşı yasal süresinde davalı vekilince istinaf yasa yoluna başvurulmuştur.

Davalı vekili istinaf sebepleri olarak; dosya kapsamında yer alan bilirkişi raporları arasında çelişkili tespit ve değerlendirmeler yer aldığını, davacı ile müvekkili şirket arasında imza altına alınan yurt dışı hizmet akdinde aylık ücretin 270 saatlik çalışmayı kapsadığının kararlaştırıldığı, bunun 225 saatinin normal mesai, 45 saatinin fazla mesai olduğunun kararlaştırıldığını, hizmet akdi ile kararlaştırılan 45 saatlik fazla çalışmaların hesaplamadan mahsup edilmediğini, karara esas alınan bilirkişi raporunda davacı ile tanıkların birlikte çalışmadıkları dönemlerin dahi hesaplamalara dahil edildiği ve tahakkuk olan aylar ve ödemelerin dışlanmadığını, kıdem ve ihbar tazminatı hesabında davacı işçinin brüt ücreti tespit edilirken, işçi yurtiçinde çalıyormuş gibi değerlendirildiğini ve net/ brüt formülü uygulanarak brüt ücretinin tespit edildiğini, taraflar arasındaki iş sözleşmesinden doğan uyuşmazlığın çözümünde çalışılan yabancı ülke hukukun uygulanması gerektiğini, açılan dava belirsiz alacak davası olmadığı, davanın hukuki yarar yokluğu nedeni ile reddi gerektiğini, aksi takdirde kısmi davaya ve ıslaha konu taleplerin zamanaşımı nedeni ile reddi gerektiğini, davalı şirkete karşı davası / husumeti bulunan davacı tanıklarının ifadelerinin hükme esas alınmaması gerektiğini, belirterek; yerel mahkeme kararının kaldırılarak davacının tüm taleplerinin reddine karar verilmesini talep ettiklerini bildirmiştir.

Mahkemece dosyaya toplanan deliller incelenmiştir.

İstinaf Mahkemesinin İptal Gerekçeleri  

HMK ‘nun 355. maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık halleri dışında taraflarca ileriye sürülmemiş sebepler inceleme konusu yapılamayacağından davalı vekilinin istinaf başvuru dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak inceleme yapılmıştır.

Yerel mahkemece davacının SGK, banka, yurda giriş-çıkış ve işyeri özlük kayıtları getirtilerek incelenmiş, davacı tarafın gösterdiği tanıklar dinlenmiş, hesap bilirkişisinden rapor alınmıştır.

Dosya kapsamı ve tanık beyanlarından davacının davalı işverenliğin yurt dışındaki şantiyelerinde 25/10/2007 – 07/06/2013 tarihleri arasında fasılalı olarak toplam 1 yıl 5 ay 9 gün süre ile en ince işler kalfası olarak en son net 2.472,00 USD ücret ve aylık ortalama 141,28 USD prim ile çalıştığı ve kendisine aylık 200,00 USD tutarında yemek ve barınma imkanı sunulduğu ve her projenin tamamen sona ermesi – iş bitimi sebebiyle iş akdinin feshedildiği ve davacıya Temmuz 2013 bordrosu ile 2.224,80 USD ihbar tazminatı ödendiği anlaşılmıştır.

Davalı vekilinin istinaf sebepleri yönünden;

Davalı vekili bilirkişi raporları arasında çelişki bulunduğu itirazında bulunmuştur. Bilirkişi, tarafların itirazlarını dikkate alarak fazla mesai ve hafta tatili alacakları yönünden iki ayrı ek rapor düzenlemiştir. Mahkeme de 2. ek raporu dikkate alarak hüküm kurmuştur. Bu nedenle davalı vekilinin istinaf itirazı yerinde görülmemiştir.

Davalı vekili, davacı ile müvekkili şirket arasında imza altına alınan yurt dışı hizmet akdinde aylık ücretin 270 saatlik çalışmayı kapsadığının kararlaştırıldığı, bunun 225 saatinin normal mesai, 45 saatinin fazla mesai olduğunun kararlaştırıldığını, hizmet akdi ile kararlaştırılan 45 saatlik fazla çalışma ile bordrolardaki tahakkukların hesaplamadan mahsup edilmediğini iddia etmiştir.

Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 281. maddesindeki düzenlemeyle tarafların bilirkişi raporuna itirazda bulunabilme olanaklarının varlığı güvence altına alınmıştır. Bu düzenleme çerçevesinde, bilirkişi raporunda bazı hususlarda eksiklikler mevcutsa yahut raporda bazı hususlar belirsizlik arz ediyorsa, taraflar, raporda eksik gördükleri hususların bilirkişiye tamamlattırılmasını; belirsizlik arz eden hususların ise bilirkişiye açıklattırılmasını yahut yeni bir bilirkişi incelemesi yaptırılmasını temin için, raporun kendilerine tebliğinden itibaren iki haftalık süre içinde, mahkemeye itirazda bulunabilirler. Bilirkişiye yönetilecek olan sorular, tarafların da görüşü alınmak suretiyle somut olarak belirlenecek olursa rapora itiraz olasılığı da önemli ölçüde azalır ve bu suretle yargılamanın uzamasının da önüne geçilmiş olur. Burada rapora itiraz için taraflara tanınmış bulunan iki haftalık süre, kesin süredir; hak düşürücü bir nitelik taşır. Dolayısıyla, taraflar, bu süre içerisinde, itirazlarını dile getirmez ise bilirkişi raporu, onlar bakımından kesinleşir; yani taraflar rapora itiraz olanağını tümüyle kaybederler.

Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 357. maddesindeki düzenlemeye göre; Bölge Adliye Mahkemelerinin yetkisi kamu düzeni ile ilgili olduğundan, bu konuda yetki sözleşmesi yapılamayacaktır. Islah ilk derece mahkemesinde hüküm ifade edeceğinden, Bölge Adliye Mahkemesinde ıslah kabul edilmemiş, buna uygun olarak, ilk derece mahkemesinde ileri sürülmeyen iddia ve savunmaların karşı tarafın muvafakatiyle dahi Bölge Adliye Mahkemesinde ileri sürülememesi esası benimsenmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi iddia ve savunmanın değiştirilmesi ve genişletilmesi yasağına aykırı kendiliğinden gözetilecektir. Tarafların ilk derece mahkemesinde usulüne uygun olarak ileri sürmediği deliller de Bölge Adliye Mahkemesinde incelenemeyecektir. Ancak ilk derece mahkemesinde usulüne uygun olarak ileri sürüldüğü halde, haksız olarak reddedilip incelenmeyen veya ilk derece mahkemesinde mücbir bir sebeple gösterilme olanağı bulunmayan ya da tarafın geç ileri sürmesinde bir kusurun bulunmadığı deliller Bölge Adliye Mahkemesinde incelenebilecektir.

Davalı vekili kök rapora itirazında bu (fazla çalışmaların ücrete dahil olduğu) itirazını ileri sürmemiştir. Bu nedenle bu aşamada bu itirazı ileri süremez. Bu nedenle davalı vekilinin istinaf itirazı yerinde görülmemiştir.

Davalı vekili karara esas alınan bilirkişi raporunda davacı ile tanıkların birlikte çalışmadıkları dönemlerin dahi hesaplamalara dahil edildiği ve tahakkuk olan aylar ve ödemelerin dışlanmadığını iddia etmiştir.

Davacı vekili davacının fazla mesai, hafta tatili ve genel tatil alacaklarının hesaplandığı kök rapora ilişkin itirazlarını sunarken açıkça davacı ile tanıkların birlikte çalışmadıkları dönemlerin hesaplamadan dışlanması gerektiği itirazında bulunmamıştır. Bu nedenle bu aşamada bu itirazı ileri süremeyeceğinden davalı vekilinin bu istinaf itirazı yerinde görülmemiştir.

Davacı işçinin fazla çalışma yapıp yapmadığı konusunda taraflar arasında uyuşmazlık bulunmaktadır.

Fazla çalışma yaptığını iddia eden işçi bu iddiasını ispatla yükümlüdür. Ücret bordrolarına ilişkin kurallar burada da geçerlidir. İşçinin imzasını taşıyan bordro sahteliği ispat edilinceye kadar kesin delil niteliğindedir. Bir başka anlatımla bordronun sahteliği ileri sürülüp kanıtlanmadıkça, imzalı bordroda görünen fazla çalışma alacağının ödendiği varsayılır.

Fazla çalışmanın ispatı konusunda işyeri kayıtları, özellikle işyerine giriş çıkışı gösteren belgeler, işyeri iç yazışmaları delil niteliğindedir. Ancak, fazla çalışmanın yazılı belgelerle kanıtlanamaması durumunda tarafların, tanık beyanları ile sonuca gidilmesi gerekir. Bunun dışında herkesçe bilinen genel bazı vakıalar da bu noktada göz önüne alınabilir. İşçinin fiilen yaptığı işin niteliği ve yoğunluğuna göre de fazla çalışma olup olmadığı araştırılmalıdır.

İmzalı ücret bordrolarında fazla çalışma ücreti ödendiği anlaşılıyorsa, işçi tarafından gerçekte daha fazla çalışma yaptığının ileri sürülmesi mümkün değildir. Ancak, işçinin fazla çalışma alacağının daha fazla olduğu yönündeki ihtirazi kaydının bulunması halinde, bordroda görünenden daha fazla çalışmanın ispatı her türlü delille yapılabilir. Bordroların imzalı ve ihtirazi kayıtsız olması durumunda, işçinin bordroda belirtilenden daha fazla çalışmayı yazılı belge ile kanıtlaması gerekir.

İşçinin imzasını içermeyen bordrolarda fazla çalışma tahakkuku yer aldığında ve tahakkukta yer alan miktarların karşılığı banka hesabına ödendiğinde, tahakkuku aşan fazla çalışmalar her türlü delille ispatlanabilir. Tahakkuku aşan fazla çalışma hesaplandığında, bordrolarda yer alan fazla çalışma ödeme tutarları mahsup edilmelidir. (Yargıtay 9. HD 2017/13536- 2020/393)

Somut olayda; davalı tarafın dosyaya sunduğu imzasız maaş bordrolarında fazla mesai, hafta tatili ve genel tatil ücreti tahakkukları bulunduğu ve karşılıklarının banka hesabına ödendiği anlaşılmaktadır. Davacı vekili aşamalardaki beyanlarında bu alacaklarının ödenmediğini iddia etmiştir. Davalı tarafın sunduğu bordrolarda fazla mesai ve hafta tatili tahakkukları yapılmış olsa da sonuçta davacıya her zaman 2.472,00 TL ödendiği sabittir. Bu nedenle davalı tarafın davacının aylık ücretinin bir kısmını fazla mesai ve hafta tatili ücreti olarak ödediği anlaşılmıştır. Bilirkişi raporunda davacının aylık sabit ücretinin iddia edildiği gibi 2.472,00 USD olduğunu kabul edilmiştir. Tüm bu nedenlerle fazla mesai ve hafta tatili tahakkuklarının tanık beyanlarına göre hesaplanması ve yapılan tahakkukların mahsup edilmemesi dosya kapsamına uygun olmuştur. Bu nedenle davalı vekilin istinaf itirazları yerinde görülmemiştir.

Davalı vekili taraflar arasındaki ilişkide yabancılık unsuru mevcut olduğundan hukuki değerlendirmelerde ve yargılamada Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun kapsamında değerlendirme yapılması gerektiğini istinaf sebebi olarak ileri sürmüştür.

Somut olayda davacı işçi yurt dışında çalışmış ise de davalı işveren Türk şirketi olup, işyerinin merkezi de Türkiye’dir.

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin 09/10/1978 T. 1978/11457 – 1978/12157 Sayılı kararında: Merkezi Türkiye’de bulunan işverene Türkiye’de dava açılacağı belirtilmiştir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 08/07/1981 T.1979/9-226 – 1981/370 Sayılı kararında da aynı husus belirlenmiştir.

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin 06/07/1992 T. 1992/1621 – 1992/7890 Sayılı Kararında da: İş Kanununun kıdem tazminatına ilişkin hükmünün kamu düzeniyle ilgili olduğu, bu itibarla taraflar arasındaki uyuşmazlığı Türk Hukukuna göre çözülmesi gerektiği belirtilmiştir.

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin 04/06/2012 T 2012/11514 – 19339 Sayılı ve 07/05/2012 T. 2011/15325 – 2012/15483 sayılı kararlarında da, işverenin Türk olması halinde işyeri yurtdışında olsa da Türk Hukukunun uygulanacağı belirlenmiştir. Tüm bunlara göre davalı vekilinin yargılama konusu davada yabancı hukukun uygulanması gerektiğine ilişkin istinaf itirazlarının yerinde olmadığı anlaşılmıştır.

Kıdem ve ihbar tazminatı hesabında davacı işçinin brüt ücreti tespit edilirken, işçi yurtiçinde çalıyormuş gibi değerlendirildiğini ve net/ brüt formülü uygulanarak brüt ücretinin tespit edildiğini, belirterek; yerel mahkeme kararının kaldırılarak davacının tüm taleplerinin reddine karar verilmesini talep ettiklerini bildirmiştir.

Davalı taraf istinaf sebepleri arasında yurt dışında çalışan işçinin ücretinin net kabul edilip tekrar brütleştirilmesinin hatalı olduğunu ileri sürmüştür.

Ancak davacı yurt dışında çalıştığından topluluk sigortasından yararlanıp yararlanmadığı ya da isteğe bağlı sigorta olup olmadığının belirlenmesi için gerekli bilgilerin davalı işverende bulunduğu dikkate alındığında İş Kanunu’nun 37. Maddesine göre işveren işçinin ücretini gösteren imzalı hesap pusulası veya bordro gibi belgeleri düzenlemek ve İş Kanunun 75. maddesine göre işçinin özlük dosyasını sunmakla yükümlüdür. Bu konuda davalı tarafça davacının topluluk sigortasından mı isteğe bağlı sigortadan yararlandığını bilebilecek olan işveren bu konuda hiçbir açıklama yapmamış ve bilgide vermemiştir. Bu nedenle davacının ücretine yönelik istinaf isteminin yerinde olmadığı anlaşılmıştır.

Davalı tarafça davacının belirsiz alacak davası açamayacağı ileri sürülmüştür. Dava dilekçesinde davanın belirsiz alacak davası olarak açıldığı belirtilmiştir. HMK 107. maddesinin gerekçesine göre belirsiz alacak davasının, kısmen eda davasıyla birlikte külli tespit davası olarak da açılması imkan dahilindedir. O halde belirsiz alacak davasında bir miktarın tahsili yanında, kalan tutarın tespiti istenebilecek ve yargılama sırasında belirlendiğinde kalan miktar da talep edilebilecektir.

Bunun tam eda davasından farkı, belirlenebilen miktarın talebi yerine, kısmi bir miktarın istenebilmesidir. Kısmi davadan farkı ise, alacaklının kısmi dava açtığını belirtmeksizin belirsiz alacak davasından söz ederek taleplerde bulunmasıdır.

Kısmi eda külli tespit davasının açıldığı anda alacağın tamamı için zamanaşımı kesilir. Bu nedenle yargılama sırasında arttırılan taleplere karşı zamanaşımı defi sonuca etkili değildir. Ancak faiz başlangıcı yönünden tahsil amaçlı belirsiz alacak davasında farklı bir durum vardır. Davaya konu edilen miktar yönünden faiz başlangıcı dava tarihi kabul edilmelidir. Alacağın kalan kısmı yargılama devam ederken miktar olarak talep arttırım yolu ile arttırılmış bakiye alacağa talep arttırım tarihinden itibaren faiz yürütülmelidir. Dava niteliğine göre belirsiz alacak davası olduğu belirtilerek açılmış kısmı eda külli tespit davası olup ve mahkemecede sonradan arttırılan miktarlara arttırım tarihinden itibaren faiz işletilmiş olmasına göre yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda davalı vekilinin istinaf itirazlarının yerinde olmadığı anlaşılmıştır.

Davacının davasının niteliği göz önüne alındığında davasının külli tespit , kısmi eda davası olarak açıldığı, buna yönelik istinaf isteminin yerinde bulunmadığı anlaşılmıştır.

Davalı şirket vekili husumetli tanık beyanlarına itibar edilemeyeceğini ileri sürmüştür. Öncelikle belirtmek gerekir ki aynı işverene karşı davalarının olmasının başlı başına tanıklığı geçersiz kılmayacağı gibi bunun tanık anlatımlarını değerden düşürücü bir sebepte sayılamayacağı, 6100 sayılı HMK ‘nun 255. maddesi uyarınca aksine ciddi ve inandırıcı delil ve olaylar bulunmadıkça asıl olanın tanıkların gerçeği söylemiş olduklarının kabulü gerekeceği (HGK 2010/2-751 Es., 2012/2-387 Es, 2014/22-588 Es.), davalı şirkete karşı davası olduğu beyan edilen davacı tanıkları hakkında gerçek dışı beyanda bulundukları yönünde ciddi ve inandırıcı deliller ileriye sürülüp ispatlanmamış olmakla, işbu davacı tanıklarının beyanlarına itibar edilemeyeceği yönündeki davalı vekilinin istinaf itirazlarının yerinde olmadığı anlaşılmıştır.

Yukarıda açıklanan nedenlerle mahkeme kararında usul ve yasaya aykırılık olmadığı anlaşıldığından davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddi gerektiğine dair aşağıdaki hüküm tesis edilmiştir.

HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-İlk derece mahkemesi kararı usul ve esas yönünden hukuka uygun bulunduğundan davalı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK’nun 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 6763 SK. ‘nun 42. maddesi ile değişik 6100 s. HMK ‘nun 362/1-a ve aynı Kanunun 5. maddesi ile değişik 5521 s. İMK’nun 8/1. maddeleri uyarınca kesin olmak üzere 06/02/2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Av.Arb.Ahmet Can 

İletişim Bilgilerimiz

WhatsApp : 0 532 409 18 85 

Mail : ahmetcan@ahmetcan.av.tr