İmar planının iptali

  Haberler

İmar planları, yargısal içtihatlarla ilanı gereken genel düzenleyici işlem olarak kabul edilmiş olduğundan, kamulaştırma, parselasyon, ruhsat, ruhsat iptali ve yıkım işlemleri gibi uygulama işlemi olduğu öne sürülerek işlemin dayanağı imar planının iptali talep edilebilir.

İstemin Özeti : Danıştay Altıncı Dairesince verilen 25.03.2013 tarihli, E:2010/2833, K:2013/1922 Sayılı kararın, 2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 54. M addesi uyarınca düzeltilmesi istenilmektedir.

Savunmanın Özeti : Karar düzeltme isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.

Danıştay Tetkik Hakimi Düşüncesi : Kararın düzeltilmesi isteminin reddi gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Altıncı Dairesince Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra 2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 54. maddesinin 1. fıkrasının ( c) bendine göre kararın düzeltilmesi istemi yerinde görüldüğünden Dairemizin 25/03/2013 tarihli, E:2010/2833, K:2013/1922 Sayılı kararı kaldırılarak işin esası incelendi:

KARAR : Dava, … pafta, 433 ada, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8 Sayılı parsellerde yer alan arastanın Caminin koruma alanında bulunduğundan Vakıflar Bölge Müdürlüğünce kamulaştırılmasının uygun olduğuna dair 19.06.2007 tarihli, 479 Sayılı İstanbul IV Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu kararı ve kararın dayanağı 09.06.2006 tarihli, 1/1000 ölçekli Üsküdar Meydanı ve Çevresi Uygulama İmar Planı ile 19.09.2006 tarihli, 1/5000 ve 1/1000 ölçekli Üsküdar Meydan ve Çevresi Raylı Sistemler ve Karayolları Entegrasyonları ile Kentsel Tasarım İmar Planının iptali istemiyle açılmış, İdare mahkemesince; davanın parsellerin kamulaştırılmasının uygun bulunmasına dair koruma kurulu kararının iptali istemine dair kısmının; davanın 2942 Sayılı Kanun’un 10. maddesinin öngördüğü şekilde adli yargı yerinde açılan davada davacılara yapılan tebligat üzerine açılmış bir dava niteliği taşımadığı, taşınmazların satın alma usulü ile kamulaştırılması amacıyla davacının uzlaşmaya davet edilmesine dair 28.08.2008 tarihli, 868 Sayılı Vakıflar Genel Müdürlüğü İstanbul II. Bölge Müdürlüğü yazısının tebliği üzerine açıldığı, kurul kararının iptaline yönelik olarak erken açılmış bir dava bulunduğu gerekçesiyle bu kısmının incelenmeksizin reddine, davanın davaya konu plana yönelik kısmının ise; planların 16.10.2006-17.11.2006 tarihleri arasında askıya çıkarıldığı son ilan tarihini izleyen günden itibaren yasal süreler içinde dava açılması gerekirken bu süreler geçirildikten sonra planların uygulanması niteliğinde bir idari işlem olmaksızın 26.12.2008 tarihinde açılan davada süreaşımı bulunduğu gerekçesiyle süre aşımı sebebiyle reddine karar verilmiş, bu karar davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Davanın, uyuşmazlık konusu taşınmazların, Vakıflar Bölge Müdürlüğünce kamulaştırılmasının uygun olduğuna dair 19.06.2007 tarihli, 479 Sayılı İstanbul IV Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu kararının iptali isteminin incelenmeksizin reddine dair kısmı yönünden incelenmesinden;

2942 Sayılı Kamulaştırma Kanununun “Amaç ve kapsam” başlıklı 1. maddesinin, 1. fıkrasında; kamu yararının gerektirdiği hallerde gerçek ve özel hukuk tüzelkişilerinin mülkiyetinde bulunan taşınmaz malların, Devlet ve kamu tüzelkişilerince kamulaştırılmasında yapılacak işlemleri, kamulaştırma bedelinin hesaplanmasını, taşınmaz malın ve irtifak hakkının idare adına tescilini, kullanılmayan taşınmaz malın geri alınmasını, idareler arasında taşınmaz malların devir işlemlerini, karşılıklı hak ve yükümlülükler ile bunlara dayalı uyuşmazlıkların çözüm usul ve yöntemlerini düzenleyeceği, “Kamulaştırmada önce yapılacak işlemler ve idari şerh” başlıklı 7. maddesinde; idare kamulaştırma kararı verdikten sonra kamulaştırmanın tapu siciline şerh verilmesini kamulaştırmaya konu taşınmaz malın kayıtlı bulunduğu tapu idaresine bildireceği, bildirim tarihinden itibaren malik değiştiği takdirde, mülkiyette veya mülkiyetten gayri ayni haklarda meydana gelecek değişiklikleri tapu idaresi kamulaştırmayı yapan idareye bildirmek zorunda olduğu, idare tarafından, şerh tarihinden itibaren altı ay içinde 10. maddeye göre kamulaştırma bedelinin tespitiyle idare adına tescili isteğinde bulunulduğuna dair mahkemeden alınacak belgenin tapu idaresine ibraz edilmediği takdirde, bu şerhin tapu idaresince resen sicilden silineceği, “kamulaştırma bedelinin mahkemece tespiti ve taşınmaz malın idare adına tescili” başlıklı 10. maddesinde; kamulaştırmanın satın alma usulü ile yapılamaması halinde idarenin 7. maddeye göre topladığı bilgi ve belgelerle 8. madde uyarınca yaptırmış olduğu bedel tespiti ve bu husustaki diğer bilgi ve belgeleri bir dilekçeye ekleyerek taşınmaz malın bulunduğu yer asliye hukuk mahkemesine müracaat edeceği ve taşınmaz malın kamulaştırma bedelinin tespitiyle, bu bedelin, peşin veya kamulaştırma 3. maddenin ikinci fıkrasına göre yapılmış ise taksitle ödenmesi karşılığında idare adına tesciline karar verilmesini isteyeceği, mahkemenin, idarenin başvuru tarihinden itibaren en geç otuz gün sonrası için belirlediği duruşma gününü, dava dilekçesi ve idare tarafından verilen belgelerin birer örneği de eklenerek taşınmaz malın malikine meşruhatlı davetiye ile veya idarece yapılan araştırmalar sonucunda adresleri bulunamayanlara, 11.2.1959 tarihli ve 7201 Sayılı Tebligat Kanununun 28. maddesi gereğince ilan yoluyla tebligat suretiyle bildirerek duruşmaya katılmaya çağıracağı hükme bağlanmış; aynı Kanunun “Dava hakkı” başlıklı 14. maddesinde ise; kamulaştırmaya konu taşınmaz malın maliki tarafından 10. madde gereğince mahkemece yapılan tebligat gününden, kendilerine tebligat yapılamayanlara tebligat yerine geçmek üzere mahkemece gazete ile yapılan ilan tarihinden itibaren otuz gün içinde, kamulaştırma işlemine karşı idari yargıda iptal ve maddi hatalara karşı da adli yargıda düzeltim davası açılabileceği kuralına yer verilmiştir.

2942 Sayılı Kanun incelendiğinde, mülkiyet hakkının korunmasına yönelik 1982 Anayasası hükümleri nazara alınarak, özel mülkiyette yer alan taşınmazların kamulaştırılmasına dair usullere ayrıntılı olarak yer verildiği, idarelerin kamu yararının zorunlu kıldığı hallerde tesis edeceği işlemlerde izleyeceği prosedür ve yükümlülüklerin belirlendiği gibi kamulaştırma işleminin muhatabı olan gerçek ve özel hukuk tüzel kişilerinin hakları ve ne şekilde kullanacağı hususu yasa koyucu tarafından teminat altına alınmıştır.

İdari işlemler, idari makamların kamu gücünü kullanarak kamu hukuku alanında yaptığı tek yanlı, kesin doğrudan uygulanabilir işlemlerdir. İdari işlemin en belirgin özelliği ilgilinin istemine bağlı olmaksızın idarenin tek yanlı iradesi ile ilgililerin hukuksal durumunu etkileyebilmesidir. İdari işlemlerin iptal davasına konu olabilmesi için kesin ve yürütülmesi zorunlu işlem olması gerekmektedir. Bir idari işlemin kesin ve yürütülmesi zorunlu sayılabilmesi ise, hukuk düzeninde bir sonuç doğurabilmesi için gerekli olan bütün aşamaların gerçekleştirilmiş olmasına, başka bir makamın onayına ihtiyaç göstermeksizin hukuk düzeninde değişiklikler meydana getirmesine bağlıdır.

2942 Sayılı Kamulaştırma Kanunun 14. maddesiyle, aynı kanunun 10. maddesi doğrultusunda “mahkemece yapılan tebligat gününden, kendilerine tebligat yapılamayanlara tebligat yerine geçmek üzere mahkemece gazete ile yapılan ilan tarihinden itibaren otuz gün içinde, kamulaştırma işlemine karşı idari yargıda iptal … davası açılabileceğine” dair hükme yer vermekle, açılacak bedel tespit ve tescil davası sonrasında özel kanunla öngörülen otuz günlük süre içerisinde idari yargıda dava açılabileceği açık olmakla birlikte, bu aşamaya kadar olan süreçte idarelerce tesis edilen diğer işlemlerin davaya konu edilip edilemeyeceği veya hangi suretle yargılamaya konu edilebileceği yönünde Kamulaştırma Kanun’un da özel bir düzenlemeye yer verilmemiştir. Ancak, bu durum kanunla getirilen özel bir sınırlama bulunmadığı sürece, mülkiyetin devrini gerektirmeyen ara işlemlerin kesin ve yürütülebilir işlem olmadığı diğer bir ifade ile davaya konu edilemeyeceği anlamına gelmemekte, her işlemin hukuk düzeni içerisinde taşıdığı öneme, muhatabı veya üçüncü kişiler üzerinde doğurduğu sonuca göre, idari işlemlerde bulunması gereken icrailik unsurunun aranması sonucunu gerektirmektedir.

Dava dosyasının incelenmesinden; davacının maliki olduğu 433 ada, 7 ve 8 parsel sayılı taşınmazlar üzerinde bulunan dükkanların, Gayrimenkul Eski Eserler Anıtlar Yüksek Kurulunun 04.11.1973 tarihli, 7086 Sayılı kararı ile korunması gerekli kültür varlığı olarak tescil edilen Cedid Valide Sultan Cami ve Külliyesinin koruma alanında bulunduğundan İstanbul IV Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulunun 19.06.2007 tarihli, 479 Sayılı kararı ile kamulaştırılmasın uygun olduğuna karar verilmesi, sonrasında Vakıflar Genel Müdürlüğünce 18.06.2008 tarihli, 69 Sayılı kamulaştırma kararı alındığı ve davacının taşınmazların satın alma usulü ile kamulaştırılması amacıyla uzlaşmaya davet edilmesi üzerine bu davanın açıldığı anlaşılmaktadır.

Bakılan davada, davaya konu edilen kamulaştırmanın uygun olduğuna dair 19.06.2007 tarihli, 479 Sayılı kurul kararının alınması üzerine Vakıflar Genel Müdürlüğünce kamulaştırmaya dair diğer işlemlere devam edilebildiği, diğer bir ifade ile öncelikli olarak yapılan bu işlem ile diğer işlemlerin hukuk aleminde icrailik kazandığı, bu itibarla davaya konu işlemin üçüncü kişiler yönünden hüküm ve sonuçlarını doğurmaya başlayan bir idari işlemin doğrudan muhatabı olan davacı açısından evleviyetle kesin ve yürütülebilir bir işlem olduğunun kabulü gerektiği, bu tür işlemlere yönelik olarak ise genel hükümler çerçevesinde yargı yoluna gidilebileceği, aksi yorumla dava açma hakkının, idarenin inisiyatifinde bulunan bedel tespiti ve tescili davasını açacağı zamana dek ötelenmesinin, uyuşmazlık konusu taşınmazı kamulaştırma tehdidi altında bırakarak, mülkiyet hakkının süresi belirsiz bir biçimde engellenmesi sonucunu doğuracağı açıktır.

Kaldı ki, kamulaştırma işlemleri hakkında yapılacak hukuka uygunluk denetiminin idari yargının görev alanı içerisinde yer alması, adli yargı kolunda açılan davaların ise yalnız bedelin tespitine ve taşınmazların ilgili idareler adına tesciline yönelik davalar olması nedeniyle, idari yargıda verilecek yürütmenin durdurulmasına yönelik kararların, 2942 Sayılı Kanun’un amir hükmü gereği adli mahkemeler yönünden bekletici mesele sayıldığı hususu nazara alındığında, kamulaştırma işleminin hukuki denetiminin asliye hukuk mahkemelerinde açılması muhtemel davalara kadar engellenmesinin, yargı tekniği ve verimliliği yönünden uygun olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

Bu durumda, İdare Mahkemesince davaya konu edilen işlemin hukuka uygunluk denetiminin yapılarak işin esası hakkında bir karar verilmesi gerekirken, davaya konu kararın kesin ve icrai bir işlem niteliğinde olmadığı gerekçesiyle verilen davanın incelenmeksizin reddi yolundaki kararda isabet görülmemiştir.

Davanın, imar planlarının iptali isteminin süre aşımı nedeni ile reddi yönünden incelenmesinden;

2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 7. maddesinde, ilanı gereken düzenleyici işlemlerde dava süresinin ilan tarihini izleyen günden itibaren başlayacağı, ancak bu işlemlerin uygulanması üzerine ilgililerin düzenleyici işlem veya uygulanan işlem yahut her ikisi aleyhine birden dava açabilecekleri hüküm altına alınmakla, ilanı gereken düzenleyici işlemler yönünden ilgililere uygulama üzerine dava açma olanağı tanındığı tartışmasızdır.

İmar planları, yargısal içtihatlarla ilanı gereken genel düzenleyici işlem olarak kabul edilmiş olduğundan, uygulama işlemi olduğu öne sürülerek işlemin dayanağı imar planının iptalinin istenilmesi halinde planların uygulama işlemlerinin kapsamının ve buna göre de dava açma sürelerinin belirlenmesi gerekmektedir.

Kamulaştırma, parselasyon, ruhsat, ruhsat iptali ve yıkım işlemlerinin ise planların uygulanmasına yönelik işlemler olduğunda duraksama olmayıp, taşınmazların satın alma usulü ile kamulaştırılması amacıyla davacının uzlaşmaya davet edilmesi üzerine, kamulaştırma işleminin uygun bulunduğuna dair kurul kararının iptali istemiyle açılan davanın süresinde olduğu sonucuna varıldığından, işin esası hakkında inceleme yapılarak bir karara varılması gerekmektedir.

SONUÇ : Açıklanan nedenlerle, İstanbul 1. İdare Mahkemesince verilen 23/10/2009 tarihli, E:2009/30, K:2009/1582 Sayılı kararının BOZULMASINA, dosyanın adı geçen Mahkemeye gönderilmesine, 20.05.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

DANIŞTAY 6. DAİRE E. 2013/7266 K. 2016/3026 T. 20.5.2016