Hayat sigortası şirketi karşı uyarlama davası

  Haberler, Mahkeme Kararı

Evdeki huzur zenginlik budur, soru gelecekse cevap emekliliktir, gelecekte bir gün gelecek, hayat uzmanı gibi sloganlarla toplum nezdinde güvenilir kişi sıfatına haiz olup üzerine düşen bu güveni koruma yükümlülüklerini yerine getirmeyen hayat sigortası şirketleri iş ödemeye geldiğinde sadece 2 TL gibi tazminat ödeme teklifine karşı sigorta şirketine uyarlama davası açılabilir.

T.C.
YARGITAY
HUKUK GENEL KURULU
E. 2017/11-136
K. 2020/738
T. 7.10.2020
DAVA : 1. Taraflar arasındaki “tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, (Kapatılan ) Kartal 2. Sulh Hukuk Mahkemesince verilen davanın kısmen kabulüne ilişkin karar, davalı vekilince temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.

2. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

KARAR : I. YARGILAMA SÜRECİ

Davacı İstemi:

4. Davacı vekili 22.07.2009 tarihli dava dilekçesinde; müvekkili ile o zamanki adı … Sigorta A.Ş. olan davalı arasında 03.09.1969 tarihinde 30 yıl süreli hayat sigortası poliçesi düzenlendiğini, müvekkilinin 30 yıl boyunca primlerini düzenli olarak ödediğini, ancak bu sürenin sonunda kendisine herhangi bir ödeme yapılmadığını, davalıya yaptığı başvurusu sonucunda 05.05.2009 tarihinde 2,00TL poliçe bedeli tahakkuk ettiğine dair cevap ve ibraname gönderildiğini, oysa müvekkilinin ödediği primlerle ödeme tarihinde her ay bir cumhuriyet altını alınması mümkün olduğu hâlde verilen cevabın hak ve adaletle bağdaşmadığını, müvekkiline tazminatın enflasyon karşısında eriyeceğinin bildirilmediğini, davalının dürüstlük kuralından kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirmediğini, bu nedenle müvekkiline yapılacak ödemenin denkleştirici adalet ilkesi gözetilerek yapılması gerektiğini ileri sürerek fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak üzere şimdilik 2.000,00TL’nin sözleşmenin bitim tarihi olan 03.09.1999 tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş, yargılama sırasında talebini 2.407,00TL olarak ıslah etmiştir.

Davalı Cevabı:

5. Davalı vekili 31.08.2009 tarihli cevap dilekçesinde; dava konusu talebin zamanaşımına uğradığını, davacının 30 yıllık sigorta süresince sigorta primlerini hiç artırmadan 100,00TL olarak ödediğini, sigorta süresi içinde azami beş yılda bir yapılmış olan ve tahakkuk etmiş bulunan kâr paylarının sigorta bedeline ilavesi sonucunda tazminatın 2,00TL olarak belirlendiğini, müvekkili tarafından yapılan hesap ve uygulamaların usul ve yasaya uygun olduğunu savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

Mahkeme Kararı:

6. (Kapatılan ) Kartal 2. Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 05.04.2012 tarihli ve 2009/952 E., 2012/577 K. sayılı kararı ile; taraflar arasında düzenlenen sigorta sözleşmesinin sigorta başlangıcından bitimine kadar geçen 30 yıllık süre boyunca sabit primli olup enflasyona endeksli olmadığı, bu süre boyunca davacının ödediği aylık 100,00 (eski )TL sabit primin reel anlamda Türkiye ekonomisindeki yüksek enflasyon nedeniyle değer kaybettiği, kâr paylı hayat sigortalarından beklenen reel tazminat tutarına ulaşabilmek için prim ödemelerinin her yıl enflasyon oranında artmış olması gerektiği, yapılan sözleşme kapsamında sigorta şirketinin süre sonunda ödenecek tazminatta enflasyon etkisinin dikkate alınması gerektiği şeklinde bir uyarıda bulunmadığı, bu konuda sorumluluğun sigortalıya bırakıldığı, 1998 yılında yürürlüğe giren Hayat Sigortaları Yönetmeliği kapsamında sigorta şirketinin beş yılını doldurmuş bütün sigortalılarına kâr payı getirisini gönderme ve birikimleri hakkında basiretli bir tüccar olarak sigortalılarını haberdar etme yükümlülüğü göz önüne alındığında ilgili yıllarda sigortalısına mevcut birikiminin 2,00TL olduğu bilgisinin ve uyarısının yapılması gerektiği, tazminat miktarının belirlenmesi için dönem itibariyle reel değerini koruyan para birimi olan USD dikkate alınarak hesaplama yapıldığı, davacı tarafından yapılan prim ödemeleri nedeniyle yapılan birikimin USD karşılığının 767,00USD olduğu, şirket getirisinin bilinmemesi nedeniyle herhangi bir gelir tahmini yapılmadan 767,00USD’nin % 2 getiri varsayımı ile de kâr payı ile birlikte tazminatın 1.267,00USD olacağı ve bu alacağın hak ve adalete uygun olduğu, çünkü bu şekilde bir poliçe satın alan insanların 30 yıl süresince gelirinin bir kısmını o tarihlerde paranın satın alım gücüne göre başka şekilde harcama yapmayarak, tasarruf etmeleri ve bunun sonucunda hedeflerinin belli bir gelir veya toplu ödeme olması olup, aksi takdirde hiç kimsenin neticede 2,00TL’lik bir parayı almak için 30 yıl prim ödemesi yapmasının hayatın olağan akışına uygun olmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüyle 1.267,00 USD’nin dava tarihindeki kur üzerinden karşılığı olan 1.904,55TL’nin 03.09.1999 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.

Özel Daire Bozma Kararı:

7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

8. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 13.05.2013 tarihli ve 2012/12154 E., 2013/9726 K. sayılı kararı ile; “…1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına ve davacının talep hakkının doğduğu tarih itibariyle yürürlükte bulunan 7397 Sayılı Sigorta Murakabe Kanunu’nun 19. maddesi hükmü gereğince zamanaşımı süresinin 10 yıl olduğunun tartışmasız olmasına göre, davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazları yerinde değildir.

2- ) Dava, hayat sigortası poliçesinden kaynaklanan alacağın tahsili istemine ilişkin olup mahkemece yazılı gerekçeyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Mahkemece alınan her iki bilirkişi raporunda da, davalı … şirketinin kanuni düzenlemelere aykırı hareket ettiğine dair bir tespit yapılmadığı ve sigorta şirketinin herhangi bir hesap hatası bulunmayıp tüm işlemlerinin tarife teknik ve esaslarına uygun olduğu bildirilmiştir. Öte yandan ilk bilirkişi raporunda davacının, yasa hükümleri ile poliçe genel ve özel şartları uyarınca dava konusu meblağı talep edemeyeceği mütalaa edilmiş iken alınan ikinci bilirkişi raporunda ise, davalı … şirketinin tüm işlemlerinin mevzuata uygun olduğu belirtilmekte birlikte davacı tarafından yatırılan primlerin ABD Doları üzerinden uyarlanması suretiyle davacının 1.267USD alacağının bulunduğu hesaplanmış ve mahkemece de son rapora göre hesaplanan alacak miktarına hükmedilmişse de, taraflar arasındaki sözleşme ve poliçe koşullarına göre davacının talep edebileceği alacak miktarının hesaplanması gerekirken uyarlama yapılamayacağı gözetilmeksizin yapılan hesaplama sonucu düzenlenen bilirkişi raporuna göre hüküm tesisi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir…” gerekçesi ile karar bozulmuştur.

Direnme Kararı:

9. İstanbul Anadolu 14. Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 28.11.2013 tarihli ve 2013/414 E., 2013/887 K. sayılı kararı ile; önceki gerekçelerle direnme kararı verilmiştir.

Direnme Kararının Temyizi:

10. Direnme kararı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

II. UYUŞMAZLIK

11. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; kâr paylı karma hayat sigortası poliçesinde ödenecek tazminat miktarının sabit olarak belirlenmesi karşısında sözleşmenin imzalanmasından itibaren geçen süre de gözetildiğinde tazminat miktarının uyarlanarak belirlenip belirlenemeyeceği noktasında toplanmaktadır.

III. GEREKÇE

12. Dava, kâr paylı karma hayat sigortası sözleşmesinden kaynaklanan ve sigorta süresi sonunda ödenmesi gereken tazminatın uyarlama yapılarak tahsili istemine ilişkindir.

13. Sözleşmeden kaynaklanan yükümlülükler sadece edim yükümlülüklerinden müteşekkil değildir. Tarafların sözleşme kurma amacıyla biraya geldikleri andan, başka bir deyişle sosyal temasın gerçekleştiği andan itibaren taraflar arasında güven ilişkisinin beslediği ve geliştirdiği dürüstlük kuralından kaynaklanan koruma yükümlülükleri doğar. Koruma yükümlülükleri esasında gerekli dikkat ve özenin gösterilmesini ifade etmekte olup, tarafların dürüstlük kuralına dayanan özen gösterme, koruma, açıklama, uyarma, bilgi ve tavsiye verme olarak ortaya çıkan çeşitli yükümlülüklerini kapsamaktadır (Kırca, Çiğdem: Bilgi Vermeden Dolayı Üçüncü Kişiye Karşı Sorumluluk, Ankara, 2004, s. 156. ).

14. Diğer özel hukuk sözleşmelerinde olduğu gibi sigorta sözleşmelerinde de taraflar arasındaki sosyal temas ile ortaya çıkan koruma yükümlülüklerinin kaynağı, Türk Medeni Kanunu’nun 2. maddesindeki dürüstlük kuralı gereğince korunması haklı görülen bir güven ilişkisidir. Gerçekten de sosyal temas, hukuk düzenine riayet edileceğine dair genel ve varsayımsal bir güvenle yaşayan kimseleri somut bir güven ilişkisinin tarafları hâline getirmektedir. Buradaki güven kavramı ise içsel anlamda bir güven olgusunu (psikolojik ) değil, normatif anlamda korunmaya değer olan güveni ifade etmektedir (Demircioğlu, Huriye Reyhan: Güven Esası Uyarınca Sözleşme Görüşmelerindeki Kusurlu Davranıştan Doğan Sorumluluk-Culpa In Contrahendo Sorumluluğu, Ankara, 2009, s. 162 )

15. İnsan ilişkilerinin temelinde yer alarak hukuki işlemlere de yansıyan bu güven duygusu zamanla hukuk sistemi içerisinde kaynağını dürüstlük kuralından alan ve “güven ilkesi” olarak adlandırılan önemli bir kavram hâline gelmiştir. Bu itibarla dürüstlük kuralından kaynaklanan bu güven ilkesi; hukuken korunmaya değer bir çıkarını gerçekleştirmek üzere buluştuğu kişi karşısında bir güven olgusu yaratan kişinin, bu güvenin sonuçlarına katlanması ve bir kez yaratmış bulunduğu güveni artık sarsmamasını ifade etmektedir.

16. Güven ilkesi kavramı, taraflar arasındaki bütün hukuki işlemler için geçerli olan bir kavram olup, güvenin özel önem taşıdığı ve bir tarafını bankanın veya sigortacının oluşturduğu sözleşmelerde daha da önem kazanmaktadır. Zira ticari hayatta güvenilir kişi sıfatının kazanılabilmesi için bu kişinin emek ve zaman harcaması, ilişkilerinde düzenli ve sürekli olarak sözüne sadık kalması ve basiretli davranması gibi çok uzun ve meşakkatli bir ticari faaliyet içerisinde bulunması gerekmektedir. Oysa sigorta şirketlerinin devletten özel izin alarak kurulan ve faaliyete geçen şirketler olduğu, sürekli şekilde devletin gözetim ve denetim altında tutulduğu düşünüldüğünde doğrudan “güvenilir kişi” sıfatını kazandıkları açıktır. Bu sıfat karşı tarafta sözleşmeye ilişkin olarak tüm koruma yükümlülüklerinin tam olarak yerine getirileceğine dair inanç oluşturmaktadır. Ayrıca sigortacının “güvenilir kişi” sıfatı nedeniyle taraflar arasındaki güven ilişkisi hem sözleşme öncesi aşamada hem sözleşme kurulduktan sonra hem de sözleşme sona erdikten sonra artarak devam etmektedir.

17. Taraflar arasında sosyal temas ile oluşan güven ilişkisinden hareketle ortaya çıkan sorumluluk türü ise güven sorumluluğudur. Kendine özgü mahiyet arz eden güven sorumluluğu bir kişinin veya kuruluşun davranışlarıyla başkalarında yarattığı haklı beklentiler nedeniyle oluşan güven ilişkisinden kaynaklanır. Başka bir deyişle güven sorumluluğunu ortaya çıkaran durum, aralarında belli bir ölçüde güven ilişkisi kurulan kişilerin bu haklı güven nedeniyle oluşan beklentilerinin bir nebze boşa çıkmasıdır (Demircioğlu, s. 162. ). Bu itibarla güven sorumluluğu, aralarında belli bir ölçüde güven ilişkisi kurulan kişilerin bu güvene aykırı hareket etmesi neticesinde ortaya çıkan zarardan dürüstlük kuralı gereğince sorumlu olunmasını ifade etmektedir.

18. Güven sorumluluğu TMK’nin 2. maddesindeki dürüstlük kuralına dayanmakta olup, ayrı bir sorumluluk türü olarak kanunda düzenlenmemiş kendine özgü bir sorumluluk hâlidir. Tarafların sözleşme kurmak amacıyla bir araya gelmeleri ve oluşan haklı güvenin ihlali güven sorumluluğunu doğurduğu için, bu husus güven sorumluluğunu sözleşme sorumluluğuna yaklaştırmaktadır (Demircioğlu, s. 173. ). Başka bir deyişle güven sorumluluğu, sözleşme sorumluluğu hükümlerine dayanan kendine özgü bir sorumluluk hâlidir. Bu durumda güven sorumluluğunun ihlali hâlinde öncelikle sözleşmeye aykırılık hükümleri uygulanacak, hüküm bulunmaması hâlinde dava tarihi itibariyle somut olaya uygulanması gereken 818 Sayılı Borçlar Kanunu’nun (818 Sayılı BK ) 98/2 maddesi gereğince haksız fiil sorumluluğuna ilişkin hükümler kıyas yoluyla uygulanacaktır. Bu itibarla güven sorumluluğu kapsamında güvenin korunması, haklı güveni boşa çıkan kişiye bundan dolayı uğradığı zararların giderilmesi için bir tazminat hakkı tanınmasıyla sağlanacaktır. 818 Sayılı BK’nin 42/2 maddesi gereğince uğranılan zararın miktarı tam olarak ispat edilemiyorsa, hâkim olayların olağan akışını ve zarar görenin aldığı önlemleri göz önünde tutarak zararın miktarını hakkaniyete uygun olarak belirleyecektir.

19. Yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; taraflar arasında davacının sigorta ettiren ve sigortalı olduğu 03.09.1969 tarihli 30 yıl süreli kar paylı karma hayat sigortası sözleşmesi kurulduğu ve 8879 numaralı hayat sigortası poliçesi düzenlendiği anlaşılmaktadır. Poliçede aylık net primin 100,00TL olduğu, lehtarlara ecel ile vefatta 15.000,00TL ve kaza ile vefatta 30.000,00TL ödeneceği, vefat gerçekleşmezse sigorta süresi sonunda sigortalıya en az 76.832,20TL yaşlılık tazminatı ödemesi yapılacağı, sigortalının süre sonunda yaşlılık tazminatı yerine hayat boyu irat seçeneğinden faydalanarak hayatı boyunca tekaüdiye (emekli aylığı ) alabileceği, sigortadan ayrılma hâlinde satın alma bedelleri de yıllara göre belirtilerek poliçedeki tazminat miktarlarının asgari olduğu ve kâr payına ilişkin bildirim yapılacağı ve beş yıldan uzun olmamak üzere belirli aralıklarla kâr payı dağıtılacağı belirtilmiştir.

20. Karma hayat sigortası, belirlenen belli bir süre içinde sigortalının ölümü hâlinde ölüme ilişkin sigorta bedelinin, süre sonunda hayatta kalması hâlinde ise yaşamaya ilişkin sigorta bedelinin ödendiği sigorta türüdür. Kâr paylı karma hayat sigortası ise sigortalının, sigortacının kârına katılma hakkı sağlayan sigorta sözleşmeleridir. Bu sözleşmelerde sigorta süresi sonunda ödenen tazminat veya sigortalının ölümünde lehtarlara ödenen tazminat miktarının içinde, ödenmiş olan primlerin uygun yatırım araçlarında değerlendirilmesiyle elde edilmiş kârlar da bulunmaktadır. Kar paylı hayat sigortalarının özünde, sigortalının yatırım fonlarına katıldığı varsayılmakta ve ödenen primden masraflar, sigorta türüne göre vade sonunda elde edeceği tazminat miktarları ve aldığı opsiyonlar karşılandıktan sonra kalan miktar yatırım fonunda değerlendirilmektedir.

21. Davacı tarafından 30 yıl boyunca tüm primler aralıksız olarak ödenmiş ve sürenin sonunda yaptığı başvurusu üzerine davacıya poliçenin enflasyona endeksli olmadığından bahisle kâr payı da dâhil edilerek 2,00TL teklif edilmiştir. Oysa sözleşmenin kurulmasından önce davacıya süre sonunda ödenecek tazminatların enflasyona endeksli olmadığı ve geçen süre zarfında enflasyon karşısında eriyebileceği yönünde bilgilendirme yapılmamış, uyarıda ve tavsiyede bulunulmamıştır. Bununla birlikte poliçede kâr payına ilişkin bildirim yapılacağı ve beş yıldan uzun olmamak üzere belirli aralıklarla kâr payı dağıtılacağı belirtilmesine rağmen sözleşme süresince davacıya kâr payına ilişkin bildirim yapılmadığı gibi ödeme de yapılmamıştır. Öte yandan davalı şirketin unvan ve adres değişikliğinin davacıya bildirilmediği, sözleşme süresi sonunda tazminatın ödenmesine ilişkin bir açıklama yapılmadığı, davacının avukat olan kızının girişimleri ile davalı şirkete ulaşılabildiği dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Bu itibarla davalı şirketin hem sözleşme öncesinde, hem sözleşme süresince hem de sözleşme sonrasında dürüstlük kuralından kaynaklanan koruma yükümlülüklerini ihlal ettiği açıktır.

22. Bununla birlikte poliçe enflasyona endeksli olmasa da; davacıya sözleşmenin kâr paylı karma hayat sigortası olduğunun ve poliçede belirtilen tazminatların asgari bedeli belirttiğinin, belirli aralıklarla kar payı dağıtımı yapılacağının, ayrıca süre sonunda yaşlılık tazminatı yerine hayatı boyunca tekaüdiye (emekli aylığı ) alabileceğinin belirtilmesi ve 30 yıllık sigorta süresi boyunca davalı sigortacının sessiz kalması davacıda primlerinin belli bir kısmının yatırım yapılarak değerlendirildiği ve tazminatın enflasyon karşısında erimeyeceği yönünde güven oluşturmuştur. Gerçekten de davacının ödediği primler, sözleşme süresince artırılmamış olsa dahi sigortacının anılan davranışları ile; ödenen primlerin bir kısmıyla yatırım yapılacağı ve davacıya ödenmeyen kâr paylarının da tazminata eklenerek değerlendirileceği ve tazminatın enflasyon karşısında değer kaybına uğramayacağı hususunda güven oluşturulduğu kabul edilmelidir. Zira hiç kimsenin neticede 2,00TL’lik bir parayı almak için 30 yıl boyunca prim ödemesi yapması hayatın olağan akışına uygun değildir.

23. Bu itibarla toplum nezdinde “güvenilir kişi” sıfatına haiz olan ve üzerine düşen koruma yükümlülüklerini yerine getirmeyen davalı …, güven sorumluluğu kapsamında, davacının haklı güveninin boşa çıkarılması nedeniyle uğradığı zararı gidermek zorundadır. O hâlde somut olayda davacının güveninin boşa çıkması nedeniyle uğradığı zarar miktarının belirlenmesi noktasında ve hâkimin hukuk yaratması kapsamında davacının da talebi gözetilerek uyarlama yapılabileceği kabul edilmelidir. Zira bu durum hâkimin; insana, tabiata, gerçeğe, olağana sırt çevirmeden ve katı kalıplar içinde sıkışıp kalmadan uyuşmazlığa insan kokusu taşıyan bir çözüm getirme zorunluluğunun da vücut bulmuş karşılığı olacaktır. (Y. 1.H.D. 31.12.1976 tarih, 1976/9370 E., 1976/13138 K. )

24. Bu durumda mahkemece, zarar miktarının belirlenmesi noktasında uyarlama yapılabileceği yönündeki direnme kararının hakkaniyete uygun olduğu kabul edilmelidir.

25. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; taraflar arasında düzenlenen kâr paylı karma hayat sigortasının enflasyona endeksli olmadığı, davacının 30 yıl boyunca sabit prim ödemesi yaptığı ve bu nedenle tazminatın değer kaybına uğradığı, denkleştirici adalet ilkesinin geçersiz sözleşmeler kapsamında uygulama alanı bulduğu, taraflar arasında geçerli bir sözleşme ilişkisi bulunduğundan davacının tazminatı denkleştirici adalet ilkesi kapsamında talep edemeyeceği, bu nedenle direnme kararının Özel Dairenin bozma kararında gösterilen nedenlerle bozulması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.

26. Bu itibarla mahkemenin direnme kararı usul ve kanuna uygundur. Ne var ki, Özel Dairece tazminat miktarı yönünden bir inceleme yapılmadığından bu yöne ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın Özel Daireye gönderilmesi gerekmektedir.

IV. SONUÇ:

Açıklanan nedenlerle;

Direnme uygun olup, davalı vekilinin tazminat miktarına yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın 11. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE,

SONUÇ : 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3. maddesi atfıyla uygulanmakta olan 1086 Sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 440/III-2 maddesi gereğince karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 07.10.2020 tarihinde oy çokluğu ile kesin olarak karar verildi.

KARŞI OY

Dava, hayat sigorta poliçesinden kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir.

Davacı, 30 yıl boyunca primlerini düzenli olarak ödediğini, 03.09.1969 tarihinde düzenlenen poliçe uyarınca yaptığı başvuru sonucunda 2,00TL tahakkuk ettirildiğine dair cevap ve ibraname gönderildiğini, denkleştirici adalet ilkesi nazara alınarak ödeme yapılması gerektiğini ileri sürerek şimdilik 2.000,00TL’nin davalıdan tahsilini talep etmiş, davalı vekili, sigorta primlerini hiç artırmadan 100,00TL olarak ödeyen davacının, poliçe uyarınca kâr paylarının da ilavesiyle alabileceği bedelin 2,00TL olduğunu belirterek davanın reddini savunmuş, mahkemece yapılan yargılama sonucunda yazılı gerekçeyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Özel Dairece yukarıda yazılı gerekçeyle hüküm bozulmuş, mahkemece direnme kararı verilmiştir.

Taraflar arasında 03.09.1969 başlangıç tarihli serbest meslek hayat sigorta poliçesi düzenlenmiş olup, süresi 30 yıl, bitim tarihi 3 Eylül 1999’dur. Poliçede kâr paylı olduğu hususu

da yazılı olup, ecel ile veya kaza ile ölüm hâlinde ödenecek tazminat ile sigorta süresi sonunda ödenecek tazminatlar kapitalizasyon tablosunda gösterilmiş, 30 yıllık süre sonunda 76.832,20TL ödenecek toplu tazminat belirlenmiştir. Böylece, dava konusu poliçenin karma sözleşme niteliğinde olduğu anlaşılmaktadır. TTK’nın 1322. maddesi hükmüne uygun Hayat Sigortası Genel Şartları’nın 2. maddesinde de sözleşmede belirtilen belli bir süreden fazla yaşama ihtimalinin de ölüm ihtimali ile birlikte sigorta edilebileceği düzenlenmiş olmakla, sigorta poliçesinin bu düzenlemelere uygun ve yatırım fonksiyonu ve hayat sigorta fonksiyonunu birlikte taşıdığı, kâr paylı hayat sigortası olduğu tartışmasızdır. Ancak sigorta poliçesi, salt yatırım amacına hizmet etmemekte, 30 yıllık sürenin bittiği tarihte belli miktar ödemeyi gerektirmektedir.

19.12.1996 gün ve 22842 Sayılı Resmî Gazete’de yayınlanan Hayat Sigortaları Yönetmeliğinde, Hazine Müsteşarlığınca onaylanan ve yönetmelikte açıklanan kesintilerden dolayı kalan prim tutarı, poliçenin süresine bağlı olarak tablolara istinaden belli oranlarda tenzil edilerek kâr payı ile birlikte sigortalıya ödenmektedir. Yönetmeliğin İkinci Bölüm 5-11. maddelerinde primler, riziko primi, birikim primi, tarife primi, gider payı, aracı komisyonu tanımlamaları yapılmış, 13. maddede hayat sigortası tarifesinde birikim primi, kâr payı dağıtım planına da yer verilmiş, 16/1-c maddesinde sigorta teminatları ve birikimlerin enflasyona karşı korunmasını sağlamak amacıyla enflasyona endeksli belirlenebileceğine yer verilmiştir. 8. maddede tanımlanan tarife priminin aynı zamanda riziko primi komisyonlarının, gider paylarının ve birikim primlerinin toplamından ibaret olduğu belirtilmiştir.

Dava konusu dönemde uygulanan Hayat Sigortaları Yönetmeliğinin 13. maddesinde, Hayat Sigortaları Tarifelerine göre sigortacının yükümlülükleri belirlenmektedir.

Dava konusu karma nitelikli poliçede teminatlar enflasyona endeksli olarak düzenlenmemiş, ödenen primler de sigorta sözleşmesinin yukarıda açıklanan karma vasfı nedeniyle salt yatırım amacıyla ödenen primler olmayıp, kaza nedeniyle veya eceliyle ölüm tazminatlarına da yöneliktir. Sigorta Murakabe Kanunu 26/6. maddesindeki zorunluluk uyarınca sigorta şirketi nezdinde, uygulayacakları tarifeler müşterilerin emrine hazır tutulmakta ve Müsteşarlık marifetiyle denetimler yapılmaktadır. Her iki bilirkişi raporunda da, davalı sigortacının yönetmelik hükümlerine aykırı hareket ettiğine ve ruhsat iptali gibi bir cezai müeyyideye de tabi tutulduğuna dair bir durum olmadığı belirlenmiştir, böyle bir iddia da yoktur. Davacı, 30 yıl boyunca sabit aylık 100,00TL prim ödemelerini kesintiye uğratmadan yapmış ve primlerde bir değişiklik yapılmamıştır. Poliçe, hayat sigorta poliçesi olup, öncelikle ölüm-sakatlık, hastalık rizikolarındaki teminatları sağlayan, ikinci olarak gider, komisyonlar düşüldükten sonra bakiye birikim primi nispetinde ödeme sağlayan, karma özellik taşıyan poliçedir. Davalı sigortacının yaptığı hesaplamalarda bir hesap hatası olmadığı, tüm işlemlerinin tarife esaslarına uygun olduğu bilirkişi raporlarıyla sabittir. Poliçede prim artışı yapılmamış, 30 yıl boyunca sabit ödeme yapıldığından süre sonunda ödenecek tazminat değer kaybına uğramış ise de poliçede enflasyonun ödenecek tazminata etkisinin dikkate alınması gerektiğine dair uyarı yükümlülüğü sigortacıya yüklenmemiştir. Sigortalı bu kadar uzun sürede ve aylık sabit 100,00TL prim ödeyerek, prim artışı yapılmaması nedeniyle enflasyon karşısında değer kaybı sorumluluğunu üzerine almıştır. Sigorta şirketi, sigortalıların her zaman denetimine açık ve Müsteşarlık marifetiyle de denetlenen tarifelerine uygun işlemlerini sürdürmüştür. Poliçede kapitalizasyon tablosunda süre sonu ödenecek tazminat bellidir. Poliçede, sütunda kayıtlı kıymetlerin asgari olup, kâr paylı sigorta sisteminden yararlanılacağı poliçenin kâr paylı hayat sigortası yani karma nitelikli olduğunu göstermekte olup, sigortalıya bildirilen tazminat miktarı içinde kâr payı da dahildir, bu husus sigortalıya gönderilen 05.05.2009 tarihli yazıdan da anlaşılmaktadır, bu hususta uyuşmazlık da yoktur.

Davacı 2,00TL’nin denkleştirici adalet ilkesi uyarınca istemde bulunmuştur. Denkleştirici adalet ilkesi geçerli bir sözleşmeye dayanmaksızın bir kişinin mal varlığından istifade ederek kendi mal varlığını artıran kişinin elde ettiği kazanımı geri vermesini ifade eder. Geçerli ve sabit primli, enflasyona endeksli olmayan poliçeye dayalı tazminatın denkleştirici adalet ilkesine göre ödenmesi isteminde bu ilkenin uygulanırlığı sözkonusu olmayıp sözleşmenin değişen şartlara uyarlanması kapsamında veya munzam zarar kapsamında da hükmedilebilecek bir talep de değildir. Poliçede kâr paylarının zeyilname ile bildirileceği, Yönetmeliğin 45. maddesinde birikim primi miktarının sigorta ettirene en az bir kez gönderileceği belirtilmiş ise de, dava, sigorta şirketinin bu bildirimleri zamanında yapmadığından zarara uğradığından bahisle istenen tazminat istemine ilişkin de değildir. İkinci bilirkişi raporunda farklı bakış açısıyla yapılan ödemeler ABD dolarına çevrilmiş 767 Dolar, %2 getiri varsayımı ile 1.267 Dolar belirlenmiş, davacı da buna göre talebini ıslah etmiştir. TL olarak düzenlenen ve sabit prim ödemeli ve 30 yıllık dönem sonunda ödenecek tazminatın kapitalizasyon tablosunda belirlendiği poliçeye dayalı bu istemde sözleşmeye güven ilkesinden hareketle sonuca varmak da mümkün görünmemektedir. Meblağ sigortası olan ve öncelikle hayat sigortası vasfında düzenlenen poliçede gösterilen bedeli tazminle mükellef olan sigorta şirketinin kâr payı dağıtımına ilişkin planları ve birikim priminin yer aldığı tarifeleri Müsteşarlık marifetiyle denetlenmekte ve dava konusu dönemde yürürlükte olan Sigorta Murakabe Kanunu 26. maddesi uyarınca tarifeler müşterilerin emrine hazır tutulmaktadır.

Özel Daire Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin istikrarlı uygulaması (31.05.2011 tarih 2009/13235 E.-2011/6623 K., 24.10.2011 tarih 2010/3216 E.-2011/14352 K. sayılı kararları ) da aynı olup, belirtilen ve Özel Dairenin bozma ilamındaki gerekçelerle yerel mahkeme kararının bozulması görüşünde olduğumuzdan sayın çoğunluğun direnme uygun görüşüne katılamıyoruz.