Erken Emeklilik İçin Gerekli Olan Bir Günlük Hizmet Tespiti (Sigortalılık Başlangıç Tarihinin Tespiti) Davası

  Haberler, Mahkeme Kararı

Sigortalılık Başlangıç Tarihinin Tespiti Davası

5510 sayılı Kanun’un geçici 7. maddesi uyarınca, uygulama yeri bulan 506 sayılı Kanun’un 2. ve 6. maddelerinde öngörülen koşulların oluşmasıyla birlikte çalıştırılanlar, kendiliğinden sigortalı sayılırlar.

Çalıştırılanların, başka hiçbir işleme gerek kalmaksızın sigortalı niteliğini kazanmaları 506 sayılı Kanun’un 6. maddesinin birinci fıkrasında yer alan açık hüküm gereğidir (5510 sayılı Kanun 4 ve 92. maddeleri).

Ne var ki, sigortalıların bazı haklardan yararlanmaları öncelikle Kuruma bildirilmeleri, belirli süre prim ödemiş olmaları ve Kanunun gerektirdiği bilgilerin açık bir şekilde bilinmesi koşullarına da bağlıdır.

Bu bilgi ve belgelerin Kuruma ulaştırılmaması veya eksik ulaştırılması hâlinde ise bildirimsiz (kaçak) çalıştırma olgusu ortaya çıkacaktır. Bu durum, prim ve gelir vergisi ödememek için işverenlerce sıklıkla başvurulan bir yol olup, ülkenin gerçeklerinden biridir. İşte bu noktada, işçinin birtakım yasal haklardan yararlanabilmesi için sigortalı hizmetinin tespitini istemesi gereği ortaya çıkmaktadır.

Zira, 1982 Anayasasının 12. maddesine göre; “Herkes kişiliğine bağlı, dokunulmaz devredilmez, vazgeçilmez, temel hak ve hürriyetlere sahiptir.” 60. maddede ise; “Herkes sosyal güvenlik hakkına sahiptir” hükmüne yer verilmiştir. Bu iki hüküm birlikte değerlendirildiğinde, sosyal güvenlik hakkının kişiye sıkı sıkıya bağlı dokunulmaz ve vazgeçilemez bir hak olduğu sonucuna ulaşılmaktadır. 

Çalışanlar, işe alınmalarıyla kendiliğinden sigortalıdır. Bu suretle sigortalı olmak hak ve yükümünden kaçınılamaz ve vazgeçilemez. İşveren, işçi ile imzaladığı sözleşmelere sosyal sigorta yardım ve yükümlerini azaltmak veya başkasına devretmek yolunda hükümler koyamaz. Bu haliyle sigortalı olmak, kişi bakımından sadece bir hak olmayıp aynı zamanda bir yükümlülüktür.

Bu nedenle, kamu düzenini ilgilendiren hizmet tespiti davalarında hakimin özel bir duyarlılık göstererek delilleri kendiliğinden toplaması ve sonucuna göre karar vermesi gerekir. Zira, sigortalı tarafından hizmet tespiti davasının açılması ile Sosyal Sigortalar Kurumu bir çalışma ilişkisinden haberdar olacak gerektiğinde müfettiş incelemesi yaparak resen prim tahakkuk ettirip, tahsil edecektir. Dolayısıyla, hizmet tespiti davaları kurumun hak alanını da doğrudan ilgilendirmektedir. (Yargıtay HGK E. 2005/21-409, K. 2005/413, T. 29.6.2005) 

İşe başlama tarihi, sigortalılık süresi, prim ödeme gün sayısı, belli bir yaşa gelme emeklilik şartlarındandır.

İşte gerçek başlangıç tarihinin mahkeme kararıyla tespit edilmesi, erken emekliliğe imkan sağlamaktadır.

Esas Alınacak Kanun

1 Ekim 2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun (5510 sayılı Kanun) geçici 7. maddesinin birinci fıkrasında; “Bu Kanunun yürürlük tarihine kadar 17/07/1964 tarihli ve 506 sayılı, 02/09/1971 tarihli ve 1479 sayılı, 17/10/1983 tarihli ve 2925 sayılı, bu Kanunla mülga 17/10/1983 tarihli ve 2926 sayılı, 08/06/1949 tarihli ve 5434 sayılı Kanunlar ile 17/07/1964 tarihli ve 506 sayılı Kanun’un Geçici 20’inci maddesine göre sandıklara tabi sigortalılık başlangıçları ile hizmet süreleri, fiili hizmet süresi zammı, itibari hizmet süreleri, borçlandırılan ve ihya edilen süreler ve sigortalılık süreleri tabi oldukları Kanun hükümlerine göre değerlendirilirler” yönünde düzenleme bulunmaktadır. Bu durumda, 01.10.2008 tarihinden önceki döneme ilişkin hizmet tespiti uyuşmazlıklarında 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu (506 sayılı Kanun); bu tarihten sonraki dönem bakımından ise 5510 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanması gerekecektir.

Davacı 

Sigortasız bir işçinin sigortalı olarak kabul edilebilmesi için; 

a) Çalışma ilişkisinin kural olarak hizmet sözleşmesine dayanması,

b) İşin işverene ait iş yerinde ya da iş yerinden sayılan yerlerde iş organizasyonu içerisinde yapılması,

c) işçinin 506 sayılı Kanun’un 3. maddesinde (5510 sayılı Kanun’un 6. maddesi) belirtilen istisnalardan olmaması şeklinde sıralanabilir.

Sigortalı olabilmek için bu koşulların bir arada bulunması zorunludur. Dolayısıyla sigortalı olarak çalışabilmenin temel koşulu, hizmet sözleşmesine dayalı çalışmanın bulunmasıdır. Bu anlamda bir sözleşme, hizmet sözleşmesi olarak kabul edilmediğinde sigortalılıktan söz edilmesi de mümkün olmayacaktır.

Bir Günlük Hizmet Tespit Davasının yasal dayanağını 5510 sayılı Kanunun geçici 7.maddesi yollamasıyla uygulanan mülga 506 sayılı Kanunun 79/10 ve 108. maddeleri oluşturmaktadır.

506 sayılı Kanunun 108. maddesine göre “malullük, yaşlılık ve ölüm sigortalarının uygulanmasında nazara alınacak sigortalılık süresinin başlangıcı, sigortalının, yürürlükten kaldırılmış 5417 ve 6900 sayılı Kanunlara veya bu Kanuna tabi olarak ilk defa çalışmaya başladığı tarihtir.”

Olağan olarak sigortalılık niteliği, 506 sayılı Kanunun 2. maddesine göre hizmet akdinin kurulması ve 6. madde gereğince çalışmaya başlaması ile edinilir.

Fiili çalışma saptanmadıkça, sadece hizmet akdine dayanılması halinde sigortalılık söz konusu olamaz.

Yöntemince düzenlenip süresi içerisinde Kuruma verilen işe giriş bildirgesi, kişinin işe alınmış olduğunu gösterirse de fiili çalışmanın varlığının ortaya konulması açısından tek başına yeterli kabul edilemez.

Sigortalılıktan söz edebilmek için, çalışmanın varlığı, Yargıtay uygulamasında 506 sayılı Yasanın 79/10. maddesine dayalı sigortalılığın tespiti davaları yönünden kabul edilen ilkelere uygun biçimde belirlenir.

Zira, sigortalılığın başlangıcına yönelik her dava, sigortalılığın tespiti istemini de içerir. Aksine düşünce, özellikle yaşlılık aylığının kabulü için öngörülen sigortalılık süresi yönünden çalışanlar ile çalışmayanlar arasında adaletsiz ve haksız bir durum yaratır.

Bu nedenle, işe giriş bildirgesinin verildiği ancak yasal diğer belgelerin bulunmadığı durumlarda çalışma olgusunu ortaya koyabilecek inandırıcı ve yeterli kanıtlar aranır, kamu düzenine dayalı bu tür davalarda Hakim, görevi gereği doğrudan soruşturmayı genişleterek sigortalılık koşullarının oluşup oluşmadığını belirler.

Dava Açma Süresi 

Bu süre iki duruma göre farklılık gösterir.

Eğer SGK’ya bildirge verilmiş ancak sigorta primi işveren tarafından hiç ödenmemişse işe giriş tarihi sonrası kesintisiz süren çalışma yönünden hak düşürücü süre işlemez, sigortasız işçi istediği tarihte her zaman dava açabilir.

Nedir bu bildirgeler? 

Fiili veya gerçek çalışmayı ortaya koyacak belgeler, işe giriş bildirgesiyle birlikte 506 sayılı Yasa’nın 79. maddesinde belirtilen sigortalının gün sayısını, kazanç durumunu, çalışma tarihleriyle birlikte ortaya koyan aylık sigorta gün bilgileri ile Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği’nin 17. maddesinde belirtilen 4 aylık prim bordroları gibi Kuruma verilmesi zorunlu belgelerdir.

  • İşe giriş belgesi,
  • Aylık sigorta primleri belgesi
  • Dönem bordroları. 

Bu belgelerden birisinin dahi kuruma verilmiş olması halinde kesintisiz geçen çalışma için hak düşürücü sürede işlemez. Sigortasız işçi her zaman dava açabilir. 

Diğer yandan SGK müfettiş raporu ile ya da SGK’nın yetkili elemanlarınca bir fiili ya da kaydi çalışma olgusu tespit edilmişse, kesintisiz süren çalışma yönünden hak düşürücü süre yoktur. Her zaman dava açılabilir. 

Yok eğer, SGK’ya hiç bildirge verilmemiş ise sigortasız işçi yönünden tespiti istenen hizmetin görüldüğü yılın sonundan başlayarak 5 yıldır. Bu süre hak düşürücü süredir.

Sigortasız işçi farklı işverenlere ait işyerlerinde ya da aynı işverene ait işyerlerinde kesintili çalışması halinde hak düşürücü süre, her bir işyerinde kesintisiz çalışmanın sona erdiği yılın son gününden itibaren hakdüşürücü süre başlar.

Dava açmadan önce arşiv kayıtlarında sigorta bildirgesinin olup olmadığı ya da müfettiş raporunun olup olmadığı haricen araştırılması çok önemlidir. 

Hizmet tespit talepleri, işçi ücret alacağı, kıdem, ihbar tazminatı talepleri ile birlikte bir davada ileri sürülemez, birlikte açılamaz. Ayrı ayrı dava açılması gerekir. (Yargıtay HGK 04.05.2016 T, 2014/926 E, 2016/582 K)

Davalı 

Her ne kadar, 6552 sayılı Kanunun 11.09.2014 günü yürürlüğe giren 64. maddesiyle 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanununun 7. maddesine eklenen 4. fıkrada, hizmet akdine tabi çalışmaları nedeniyle zorunlu sigortalılık sürelerinin tespiti talebi ile işveren aleyhine açılan davalarda, davanın Kuruma resen ihbar edileceği, ihbar üzerine davaya davalı yanında feri müdahil olarak katılan Kurumun, yanında katıldığı taraf başvurmasa dahi kanun yoluna başvurabileceği belirtilmişse de, kanun koyucunun gerçekleştirdiği düzenlemede öngörülen 506 sayılı Kanunun 79/10. veya 5510 sayılı Kanunun 86/9. maddelerine dayalı hizmet akdine tabi çalışmaları nedeniyle zorunlu sigortalılık sürelerinin tespiti niteliğinde olmayıp, işverence yasal süresinde verilmekle zorunlu sigortalılık tescilinin dayanağını oluşturan bildirgede işe giriş günü olarak yazılı tarihin kabul edilmemesi yönündeki Kurum işleminin iptali ile anılan 1 günlük çalışma süresinin geçerliliğinin tespiti niteliğinde olduğundan ve özellikle bu tür uyuşmazlıklarda işverenin taraf olarak yer alması zorunluluğu da bulunmadığından, bu davalar işverene değil, doğrudan Sosyal Güvenlik Kurumu’na açılır.

Görevli Mahkeme 

İş Mahkemeleri Kanunun 5. maddesine göre “İş mahkemeleri, ……Sosyal Güvenlik Kurumu..nun taraf olduğu iş ve sosyal güvenlik mevzuatından kaynaklanan uyuşmazlıklara… ilişkin dava ve işlere bakar.”

Yetkili Mahkeme 

Görevli mahkeme iş mahkemesi olmakla birlikte yetkili mahkeme Sosyal Güvenlik Kurumu’nun şubesinin bulunduğu yer veya Sosyal Güvenlik Kurumu merkezinin bulunduğu yer mahkemelerinden birinde dava açılabilir. Buna ilişkin emsal Bölge İstinaf Mahkemesi kararı 

Sosyal Güvenlik Kurumuna Başvuru Zorunluluğu 

Dava açılmadan önce Sosyal Güvenlik Kurumuna müracaat edilmesi zorunludur. Yapılan müracaata altmış gün içinde Kurumca cevap verilmezse talep reddedilmiş sayılır. Kuruma karşı dava açılabilmesi için taleplerin reddedilmesi veya zımni reddedilmiş sayılması şarttır.

Bu nedenle, 5521 Sayılı Kanun’un 7/3 maddesine uygun bir şekilde, dava açılmadan önce davaya konu talep hakkında, Sosyal Güvenlik Kurumuna müracaat ve Kurum tarafından bu müracaata konu talebine reddine dair bir işlem zorunludur.

Diğer yandan, 108. maddenin 2. fıkrasına göre “Tahsis işlerinde nazara alınan sigortalılık süreleri, bu sürenin başlangıç tarihi ile, sigortalının tahsis yapılması için yazılı istekte bulunduğu tarih, tahsis için istekte bulunmuş olmayan sigortalılar için de ölüm tarihi arasında geçen süredir.”

İspat Yükü 

Sosyal güvenlik hukukunun hem kamu hukuku hem de özel hukuk alanında kalan özellikleri dikkate alındığında, özellikle hizmet tespiti davalarında kendiliğinden araştırma ilkesinin ağır bastığı görülür. Gerçekten hizmet tespiti davaları, taraflarca hazırlama ilkesi kapsamı dışında olup, kendiliğinden araştırma ilkesi söz konusudur.

Sigortalılık başlangıç tarihi davalar kamu düzenini ilgilendirdiği ve bu nedenle özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesi icap ettiği Yargıtay’ın yerleşmiş içtihadı gereği olduğundan, kamu düzenini ilgilendiren hizmet tespiti davalarında, hâkimin özel bir duyarlılık göstererek delilleri kendiliğinden toplaması ve sonucuna göre karar vermesi gerekir. Kendiliğinden araştırma ilkesinin uygulandığı bu davalarda ispat yükü, bir tarafa yüklenemez.

Hizmet tespiti davalarının amacı, hizmetlerin karşılığı olan sosyal güvenlik haklarının korunması olduğundan, tespiti istenen dönemde kişinin sigortalı niteliği taşıyıp taşımadığı ile yapılan işin Kanun kapsamına girip girmediği araştırılmalıdır. Çalışma iddiasının gerçeğe uygunluğu ancak bu koşullar varsa inceleme konusu yapılabilecektir.

Çalışma olgusu her türlü delille ispatlanabileceğinden bu davalarda işyerinde tutulması gerekli dosyalar ile Kurumdaki belge ve kanıtlardan yararlanılmalı, ücret bordroları getirtilmeli, müfettiş raporları olup olmadığı araştırılmalı, mümkün oldukça tespiti istenen dönemde işyerinin yönetici ve görevlileri, işyerinde çalışan öteki kişiler ile o işyerine komşu ve yakın işyerlerinde, tarafları veya işyerini bilen veya bilebilecek durumda olanlar zabıta marifetiyle araştırılarak saptanmalı, sigortalının hangi işte hangi süre ile çalıştığı, çalışmanın konusu, sürekli, kesintili, mevsimlik mi olduğu, başlangıç ve bitiş tarihleri ve alınan ücret konularında beyanları alınarak, tanıkların sözleri değerlendirilirken bunların inandırıcılığı üzerinde durulmalı, verdikleri bilgilere nasıl vakıf oldukları, işveren ve işçiyle, işyeriyle ilişkileri, bazen uzun yılları kapsayan bilgilerin insan hafızasında yıllarca eksiksiz nasıl taşınabileceği düşünülmeli, beyanları diğer yan delillerle desteklenmelidir.

Bu amaçla tanıkların hizmet tespiti istenen tarihte işyeri veya komşu işyeri sigortalısı ya da işvereni olup olmadıkları araştırılmalı, davalı Kurumdan, bu kişilerin belirtilen tarihte sigortalılık bildirimlerinin hangi işyerinden yapılmış olduğu da sorularak, elde edilen bilgilerin ifadelerde belirtilen olgularla örtüşüp örtüşmediği de irdelenmeli, işyerinin kapsam, kapasite ve niteliği ile bu beyanlar kontrol edilmelidir.

Diğer taraftan bu davalarda, işverenin çalışma olgusunu kabulü ya da reddinin tek başına hukuki bir sonuç doğurmayacağı da göz önünde tutulmalıdır. (Yargıtay HGK 04.07.2012 tarihli 2012/21-137 E., 2012/433 K.; 25.09.2013 tarihli ve 2013/21-182E., 2013/1401 K.; 29.11.2017 tarihli ve 2015/10-3342 E., 2017/1542 K.; 27.06.2018 tarihli ve 2016/21-2358 E., 2018/1289 K.; 12.03.2019 tarihli ve 2015/10-1862E., 2019/280 K.; 14.11.2019 tarihli ve 2016/10-374 E., 2019/1184 K; 16.12.2020 tarihli ve 2017/21-2336 E., 2020/1044 K. sayılı kararları) 

506 sayılı Kanunun 108. maddesi gereğince sigortalılık başlangıç tarihinin belirlenmesine ilişkin açılan her dava, sigortalılığın saptanması istemini de içerdiğinden, aynı Kanunun 79/10. maddesi kapsamında bir günlük çalışmanın belirlenmesi davasıdır. Bu nedenle hizmet tespiti davalarındaki kanıtlama yöntem ve ilkeleri benimsenip uygulanmalı, başka bir anlatımla, sigortalılıktan söz edilebilmesi için, çalışmanın varlığı, hizmet tespiti davaları yönünden kabul edilen yöntem ve ilkelere uygun biçimde saptanmalıdır.

Sigortalılığın tespitinde, yöntemince düzenlenerek yasal hak düşürücü süre içerisinde Kuruma verilen sigortalı işe giriş bildirgesi, ilgilinin işe alındığını gösteren yazılı delil niteliğinde ise de sigortalılığın kabulü açısından tek başına yeterli kabul edilemez ve bu kapsamda çalışma olgusunun da inandırıcı ve yeterli delillerle ispatlanması gerekmektedir. Bu amaçla; sigortalı işe giriş bildirgesinin Kuruma veriliş tarihi, bildirgedeki kimlik bilgilerinin, varsa imza ve fotoğrafın davacıya ait olup olmadığı, davacıya verilen sigorta sicil numarasının hangi yılın serilerinden olup sonraki dönemde gerçekleşen hizmetlerinde kullanılıp kullanılmadığı saptanmalıdır.

Bu tür davalar kamu düzeni ile ilgili olduğundan özel bir duyarlılıkla ve özenle yürütülmeleri zorunlu olup mahkemece tarafların sunduğu deliller ile yetinilmeyerek, kendiliğinden araştırma ilkesi benimsenmek suretiyle, sigortalılığın kabulü ve hüküm altına alınabilmesi için hizmet akdinin ve eylemli çalışmanın varlığı ortaya konulmalıdır.

Bu amaçla hizmeti ortaya koyabilecek belgeler, varsa Kurum görevlileri tarafından düzenlenen rapor ve tutanaklar getirtilmeli, yine davalı iş yerinde aynı dönemde bildirimleri yapılan sigortalılar tanık sıfatıyla dinlenilmeli, gerektiğinde aynı çevrede faaliyet yürüten işverenler ve bunların çalıştırdığı kimseler yeniden Kurum ve Kolluk marifetiyle yöntemince belirlenerek bilgi ve görgülerine başvurulmalı, böylelikle iddianın somut ve inandırıcı bilgilere dayalı biçimde kanıtlanıp kanıtlanmadığı değerlendirilmelidir.

Hizmet tespiti davalarının amacı hizmetlerin karşılığı olan sosyal güvenlik haklarının korunmasıdır. Bu tür davalarda, öncelikle davacının çalışmasına ilişkin belgelerin, işveren, tarafından verilip verilmediği, ya da çalıştıklarının kurumca tespit edilip edilmediği yöntemince araştırılmalıdır.

Bu yasal koşul oluşmuşsa işyerinin o dönemde gerçekten var olup olmadığı, Kanunun kapsamında veya kapsama alınacak nitelikte bulunup bulunmadığı eksiksiz bir şekilde belirlenmeli daha sonra çalışma iddiasının gerçeğe uygunluğu özel bir duyarlılıkla araştırılmalıdır.

Çalışma olgusu her türlü delille ispatlanabilirse de çalışmanın konusu, sürekli kesintili mevsimlik mi olduğu, başlangıç ve bitiş tarihleri ve alınan ücret konularında tanıkların sözleri değerlendirilirken bunların inandırıcılığı üzerinde durulmalı, verdikleri bilgilere nasıl vakıf oldukları, işveren ve işçiyle, işyeriyle ilişkileri, bazen uzun yılları kapsayan bilgilerin insan hafızasında yıllarca eksiksiz nasıl taşınabileceği düşünülmeli ve tanıklar buna göre isticvap olunmalı, işyerin kapsam kapasite ve niteliği ile bu beyanlar kontrol edilmeli, mümkün oldukça işyerinin müdür ve görevlileri, işyerinde çalışan öteki kişiler ile o işyerine komşu ve yakın işyerlerinde bu yeri bilen ve tanıyanlar dahi dinlenerek tanık beyanlarının sağlığı denetlenmeli ve çalışma olgusu böylece bir kuşku ve duraksamaya yer bırakmayacak sağlıklı bir biçimde belirlendikten sonra ücret konusu üzerinde durulmalı tespiti istenilen sürenin evvelinde ve sonrasında beyyine başlangıç sayılabilecek ödeme belgeleri ve sair bu nitelikte bir belge yoksa Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanunun 288. maddesinde yazılı sınırları taşan ücret alma iddialarında yazılı delil aranmalı bu sınırlar altında kalan ücret alma iddialarında ücret miktarları tanıklardan sorulmalı 506 sayılı Kanunun 3B ve D maddelerinde olduğu gibi ücretin sigortalı sayılmanın koşulu olan durumlarda ücret alma olgusunun var olup olmadığı özellikle saptanmalıdır.

Bu davalarda işverenin çalışma olgusunu kabulü ya da reddinin tek başına hukuki bir sonuç doğurmayacağı da göz önünde tutulmalıdır. ( Yargıtay HGK 29.06.2005 gün ve 2005/21-409- 413, 23.12.2009 gün ve 2009/10-581-619, 10.02.2010 gün ve 2010/10-72-72, 21.09.2011 gün ve 2011/10-527– 552, Yargıtay 10. HD E. 2020/8356, K. 2020/6960, T. 25.11.2020) 


1 Günlük Hizmet Tespit Davası, Sigortalılık Başlangıç Tarihinin Tespiti Davası Dilekçe Örneği

…………..  NÖBETÇİ İŞ MAHKEMESİ’NE

DAVACI : ………………….(TCKN : ………………..)

VEKİLİ : Av. AHMET CAN

DAVALI : SOSYAL SİGORTALAR KURUMU

KONU : Müvekkilin sigortalılık başlangıç tarihinin 20.02.1988 olarak tespiti talebimizdir.

AÇIKLAMALAR           :

1-) Müvekkil ……. SGK işyeri sicil Numaralı  ……………..ünvanlı işyerinde 20.02.1988 tarihinde işe alınmıştır.

2-) Bu tarihte çalıştığına dair işveren ………..Ünvanlı işyeri  tarafından işe giriş bildirgesi davalı kuruma verilmiştir.

3-) Ancak, davalı kurum 20.02.1988  tarihne dair dönem bordrosunun bulunmadığı gerekçesiyle müvekkilin sigorta başlangıç tarihini 19.06.2002 olarak esas almaktadır.

4-) Müvekkilin söz konusu işyerinde çalıştığı, davalı kuruma verilen Sigortalı İşe Giriş Bildirgesi ile sabittir. (Ek-1 SGK Sigortalı İşe İlk Giriş Bildirgesi).

Yine, ………… tarihli SGK Tescil ve Hizmet Dökümünde müvekkilin ilk işe giriş tarihi 20.02.1988 olarak zaten sigorta kayıtlarında görünmektedir. (Ek-2 SGK Tescil ve Hizmet Dökümü)

Bununla birlikte müvekkile davalı kurum tarafından verilen Sosyal Sigortalar Kurumu Sigorta Sicil Kartı’nda Sigortalı işe İlk defa girdiği tarih bölümünde 20.02.1988 olarak yazmaktadır. (Ek-3 Sigorta Sicil Kartı)

Müvekkilin …………ünvanlı işyeride 20.02.1988 tarihinde çalıştığını, aynı tarihte birlikte çalıştığı iş arkadaşı ……………. ve ……………… alınacak beyanı ile de sabit hale gelecektir.

5-) Müvekkilin sigortalılık başlangıç tarihinin 20.02.1988 olarak tespiti için bu davanın açılması zorunluluğu doğmuştur.

HUKUKİ SEBEPLER : 5510 Sayılı Sosyal Si̇gortalar Ve Genel Sağlik Si̇gortasi Kanunu, İş Kanunu Ve İlgili Mevzuat

HUKUKİ DELİLLER   :

1-) SGK İş Yeri Sigorta Dosyası,

2-) SGK Sigortalı İşe İlk Giriş Bildirgesi (Ek-1)

3-) SGK Tescil ve Hizmet Dökümü (Ek-2)

4-) Sigorta Sicil Kartı (Ek-3)

5-) Tanık Beyanları

6-) Bilirkişi İncelemesi

7-) Kanuni Ve Takdiri Diğer Deliller

NETİCE VE TALEP    : Yukarıda açıklanan nedenlerle, davamızın kabulü ile müvekkilin 20.02.1988 tarihinde ……….. SSK Sicil No’lu ………………….Ünvanlı işyerinde 1 gün süre ile çalışmış olduğundan  sigortalılık başlangıç tarihinin 20.02.1988 olarak tespitini, yargılama giderlerinin ve vekalet ücretinin davalı kuruma yükletilmesine karar verilmesini talep ederiz.

Saygılarımızla.

DAVACI VEKİLİ

AV. AHMET CAN


1 Günlük Hizmet Tespit Davası, Sigortalılık Başlangıç Tarihinin Tespiti Davası Emsal Yerel Mahkeme Kararı

                        T.C.

                     ADANA

  1. İŞ MAHKEMESİ

GEREKÇELİ KARAR

ESAS NO                : 2012/435

KARAR NO            : 2013/252

HAKİM                   : *****

KATİP                     : *****

DAVACI                  : *****

VEKİLİ                   : Av. AHMET CAN – ADANA

DAVALI                   : SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞI -ANKARA

VEKİLİ                   : *****SGK Adana İl Müdürlüğü

DAVA                       : Tespit

DAVA TARİHİ        : 17/08/2012

KARAR TARİHİ    : 13/05/2013

KARAR YAZIM TARİHİ : 15/05/2013

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ : Davacı vekili Mahkememize verdiği dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin *****.01 işyeri sicil numaralı ***** ünvanlı işyerinde 18/03/1990 tarihinde çalıştığını,bu tarihte çalıştığına dair işveren *****tarafından işe giriş bildirgesi davalı kuruma verildiğini, ancak davalı Kurum 18/03/1990 tarihine dair dönem bordrosunun bulunmadığı gerekçesi ile müvekkilin sigorta başlangıç tarihini 01/01/2003 olarak esas aldığını belirtilen nedenlerle müvekkilinin sigortalılık başlangıç tarıhinin 18/03/1990 olarak tespit edilmesini talep etmiştir.

Davalı SGK vekili Mahkememize verdiği cevap layihasında özetle; davacının müvekkil Kurum’da ***** sigorta sicil numarası ile SGK sigortalısı olarak tescilli olup davacıya ait şahsi sicil dosaysının ve müvekkil Kurum kayıtlarının tetkikinde, *****sicil numaralı ***** ünvanlı işyerinden, davacı adına 18/03/1990 işe başlangıç tarihli işe giriş bildirgesinin 27/03/1990 tarih ve 117465 sayı ile müvekkil Kurum kayıtlarına geçtiğini ancak bu işyerinden bu döneme ilişkin olarak davacı adına bordro verilmediğini bu nedenle davacıya anılan tarih için hizmet verilemediğinin tespit edildiğini, Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 24/06/1999 tarih 1999/4409-4842sayılı kararına göre 506 sayılı Yasa’nın 2. maddesinin belirlendiği biçimde eylemli olarak çalışması gerektiği, bu durumun özellikle SGK’nın 6. maddesinde vurgulandığı, bu bakımdan davacının işyerinde eylemli olarak çalışıp çalışmadığının araştırılması gerektiğini, bu nedenle salt işe giriş bildirgesinin mevcut olmasının fiili çalışmayı kanıtlamadığından davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

Davacının SGK.’da mevcut şahsi sicil dosyasının onaylı bir örneği getirtilerek dosyaya konulmuştur. Kurumun 12/12/2012 tarih ve 21547270 sayılı cevabi yazısında işyerinin 18/03/1990 tarihinde kanun kapsamına alındığı, 18/03/1990 tarihinde kanun kapsamından çıkarıldığı görülmüştür.

***** Belediye Başkanlığına müzekkere yazılarak ve veraset ilamı sureti de eklenerek *****’e ait …… Caddesindeki inşaanı başlama ve bitiş tarihleri istenmiş, 26/03/2013 tarih ve 312 sayılı cevabi yazıda başlama tarihinin 05/06/1975 olup bitiş tarihinin belli olmadığı, inşaat ruhsatının ekte gönderilmiş olduğu görülmüştür.

Davacı tanıkları ***** Asliye Hukuk Mahkemesince dinmişlerdir. Tanık *****; *****’e ait işyerinde 1990 yılının ilk aylarında davacı ile birlikte çalışmaya başladığını, sigortalı olarak çalışmaya başladıklarını ancak işe giriş bildirgelerinin verilmesine rağmen primlerinin ödenmediğini, tam gün mesai ile dava dışı işveren ait işyerinde çalıştığını bu çalışmasının 2 ay sürdüğünü, tanık *****; *****’e ait işyerinde 1990 yılının 3. ayında çalışmaya başladığını, sigortasını yapmadığı için 1 hafta 10 çalıştığını, sonrasında ayrıldığını davacınında kendisiyle aynı tarihlerde işe başladığını ve çalışmaya devam ettiğini ancak sigortalımı sigortasızmı çalışıp çalışmadığını bilmediğini beyan etmişlerdir.

Mütevvefa İşveren *****in eşi ***** ifadesinde, eşi *****in 21 yıl önce vefat ettiğini, *****Binasının karşısında bulunan bodrum dahil 4 katlı binalarının bulunduğunu, bodrum dahil ilk üç katı eski tarihlerde inşa ettiklerini, 4. Katın inşaatına ise 1990 yılının Mart ayında başladıklarını, 4. Katın inşaatının 3 ay kadar sürdüğünü, davacının burada 4. Katın inşaatı başlayıp bitene kadar çalıştığını, amele olarak harç ve tuğla taşıma işi yaptığını, şuanda da bu binada oturduklarını, *****Asliye Hukuk Mahkemesince dinlenen tanıklarında inşaatlarında çalıştığını beyan etmiştir. İşverenin nüfus kaydı dosyaya alınmıştır.

…..Emniyet Müdürlüğüne müzekkere yazılarak … Caddesinde bulunan *****’e ait inşaat işyerinde talimatla dinlenen *****’ın bu işyerine yakın çalışıp çalışmadığı hususu sorulmuş 02/04/2013 tarihli cevabi yazı ekinde bulunan tutanakta 1989-1990 yıllarında belirtilen muhitte yapılan binada kimlerin çalıştığının tespit edilemediği, talimatla dinlendiği tespit edilen ***** ve ***** ile yapılan şifai görüşmede davacı ***** ile inşaat yapımı esnasında birlikte çalıştıklarını beyan ettiklerini belirtildiği görülmüştür.

Bu durumda birlikte çalışan ve aynı zamanda komşu olan tanık ifadeleri, işverenin eşinin samimi ve olaylara dayalı ifadesi, işyerinin dava konusu dönemde kanun kapsamında olması, işe giriş bildirge sureti ve tüm dosya kapsamına göre davacının 18/03/1990 tarihinde *****001 işyeri sicil nolu ***** bina inşaatı işyerinde 1 gün süre ile ve asgari ücret ile çalıştığı anlaşıldığından  davanın kabulüne karar vermek gerektiği anlaşılmakla aşağıda belirtildiği şekilde hüküm kurmak gerekmiştir.

HÜKÜM                   : Yukarıda açıklanan nedenlerle;

1-Davanın kabulüne, buna göre;

Davacının 18/03/1990 tarihinde *****001 işyeri sicil nolu ***** bina inşaatı işyerinde 1 gün süre ile ve asgari ücret ile çalıştığının tespitine,

 2-Davalı Kurum harçtan muaf olduğundan harç alınmasına yer olmadığına    3-Davacı tarafından yapılan 133,55.TL. yargılama giderinin davalı Kurumdan alınarak davacıya verilmesine,

4-Davacı kendisini Avukat ile temsil ettirdiğinden 1.320,00. TL. ücreti vekaletin, davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine.

6-Davacı ve davalı tarafından yatırılan ve kullanılmayan bakiye gider avansının karar kesinleştiğinde iadesine.                                 Yargıtay yolu açık olmak üzere davacı vekili ile davalı vekilinin yüzlerine karşı verilen karar açıkça okunup anlatıldı.13/05/2013

Katip *****                             Hakim *****


1 Günlük Hizmet Tespit Davası, Sigortalılık Başlangıç Tarihinin Tespiti Davası Emsal Yerel Mahkeme Kararını Onayan Yargıtay Kararı 

YARGITAY 21. Hukuk Dairesi

ESAS NO       : 2013/10516

KARAR NO   : 2014/4577                Y A R G I T A Y   İ L A M I

 

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ           : Adana 1. İş Mahkemesi

TARİHİ           : 13/05/2013

NUMARASI   : 2012/435-2013/252

DAVACI         : *****   Vek. Av. Ahmet Can

DAVALI          : Sosyal Güvenlik Kurumu   Vek.Av.*****

Davacı, sigortalılık başlangıç tarihinin 18/03/1990 olduğunun tespitine karar verilmesini istemiştir.

 

Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kabulüne karar vermiştir.

 

Hükmün, davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okundu işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

 

K A R A R

 

Dosyadaki yazılara, hükmün Dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayanağı maddi delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, davalı vekilinin yerinde bulunmayan bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun olan hükmün ONANMASINA, 12/03/2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 

Başkan V.        *****   Üye    *****   Üye    *****   Üye    *****   Üye     *****  


Emsal Yargıtay Kararları 

Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2019/3440 E. , 2020/4213 K.


Mahkemesi :İş Mahkemesi

Dava, sigorta primine esas kazanç (ücret) tutarının tespiti istemine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Hükmün, taraf vekillerince temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Dava, sigorta primine esas kazanç (ücret) tutarının tespitine ilişkin olup, Mahkemece, bozma sonrası aldırmış olduğu ve hükme esas kılınan bilirkişi raporu doğrultusunda davanın kabulüne karar verildiği anlaşılmıştır.
1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere ve hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre, davacı vekilinin tüm, davalılar vekillerinin sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2-Davanın yasal dayanaklarından olan 506 sayılı Kanunun “Prime Esas Ücretler” başlığını taşıyan 77. maddesinin 1. fıkrası ile 5510 sayılı Kanunun “Prime Esas Kazançlar” başlıklı 80. maddesinin 1. fıkrasında, sigortalıların prime esas kazançlarının nasıl belirleneceği açıklanmıştır. Diğer taraftan 506 sayılı Kanunun 79/10. ve 5510 sayıl Kanunun 86/9. maddelerine dayalı olarak açılan bu tür hizmet tespiti davalarında kesinleşen mahkeme ilamı, işverence Kuruma verilmeyen belgelerin yerine geçecek nitelikte olduğundan hükümde ayrıca 77. ve 80. maddelere göre hesaplanacak olan 1 günlük ücretin belirtilmesi de gerekmektedir. 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun; 288. maddesinde, bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukuki işlemlerin, yapıldıkları zamanki miktar veya değerleri belir bir tutarı geçtiği takdirde, senetle kanıtlanması gerektiği, bu hukuki işlemlerin miktar veya değeri, ödeme veya borçtan kurtarma (ibra) gibi herhangi bir sebeple belirli bir tutardan aşağı düşse bile senetsiz kanıtlanamayacağı bildirilmiş, 289. maddesinde, 288. madde uyarınca senetle kanıtlanması gereken konularda yukarıdaki hükümler hatırlatılarak karşı tarafın açık muvafakati durumunda tanık dinlenebileceği, 292. maddesinde de, senetle kanıtlanması zorunlu konularda yazılı bir delil başlangıcı varsa tanık dinlenebileceği açıklanarak delil başlangıcının, dava konusunun tamamen kanıtlanmasına yeterli olmamakla birlikte, bunun var olduğunu gösteren ve aleyhine sunulmuş olan tarafça verilen kağıt ve belgeler olduğu belirtilmiştir. 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 200. ve 202. maddelerinde de bu düzenlemeler korunmuştur.
Kuruma ödenmesi gereken sigorta primlerinin hesabında gerçek ücretin/kazancın esas alınması gerekmekte olup hizmet tespiti davalarının kamusal niteliği gereği, çalışma olgusu her türlü kanıtla ispatlanabilmesine karşın ücret konusunda aynı genişlikte ispat serbestliği söz konusu değildir ve değinilen maddelerde yazılı sınırları aşan ücret alma iddialarının yazılı delille kanıtlanması zorunluluğu bulunmaktadır. Ücret tutarı maddede belirtilen sınırları aştığı takdirde, tespiti gereken gerçek ücretin; hukuksal geçerliliğe sahip olarak düzenlenmiş bulunmaları kaydıyla, sigortalının imzasını içeren aylık ücreti gösteren para makbuzları, banka kayıtları, ticari defter kayıtları, ücret bordroları gibi belgelerle kanıtlanması olanaklıdır. Yazılı delille ispat sınırının altında kalan miktar için tanık dinlenebileceği gibi, tespiti istenen miktar sınırı aşsa dahi varlığı iddia edilen çalışmanın öncesine ve sonrasına ait yazılı delil başlangıcı sayılabilecek belgeler bulunuyorsa tanık dinlenmesi mümkündür. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 20.10.2010 gün ve 2010/10-480 Esas – 2010/523 Karar, 20.10.2010 gün ve 2010/10-481 Esas – 2010/524 Karar, 20.10.2010 gün ve 2010/10-482 Esas – 2010/525 Karar, 19.10.2011 gün ve 2011/10-608 Esas – 2011/649 Karar, 19.06.2013 gün ve 2012/10-1617 Esas – 2013/850 Karar sayılı ilamlarında da aynı görüş ve yaklaşım benimsenmiştir.
Somut olayda; Mahkemece, davacının sondör olarak … şirketinin yurtiçi ve yurtdışında bulunan petrol, gaz arama ve üretim sahalarında diğer davalıların işçileri olarak çalıştığı kabul edilmiş ise de, bu hususta yeterli araştırma ve incelemenin yapılmadığı anlaşılmaktadır. Mahkemece, … Ltd. Şti. (…) ile diğer iki davalı arasındaki asıl-alt işveren ilişkisi bulunup bulunmadığı hususu, bu yönde taraflar arasında açılmış davalar da gözetilmek ve ilişkinin niteliği de irdelenmek suretiyle belirlenip, tüm bu hususlara göre … Ltd. Şti.’nin sorumlu olup olmadığı belirlenmeli ve varılacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekir.
Belirtilen maddi ve hukuki olgular göz ardı edilerek hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O hâlde, davalılar vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ : Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 01/07/2020 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 


YARGITAY HUKUK GENEL KURULU E. 2005/21-409 K. 2005/413 T. 29.6.2005
DAVA : Taraflar arasındaki “hizmet tespiti” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Mersin İş Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 25.02.2004 gün ve 2002/1195-2004/82 sayılı kararın incelenmesi davalı işveren ve SSK vekilleri tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 21.Hukuk Dairesinin 29.11.2004 gün ve 2004/6639-10258 sayılı ilamı ile;

( … Dava 1.1.1994-1.11.2002 tarihleri arasında davalıya ait işyerinde hizmet akdine dayalı olarak geçen ve Kuruma kayıt ve tescil edilmeyen çalışmaların tespiti istemine ilişkindir.

Mahkemece, istek bir kısım tanık sözlerine dayanılarak aynen hüküm altına alınmıştır. Tanık beyanları aynı doğrultuda olmayıp çelişkilidir.

Öte yandan, ifadeleri hükme dayanak alınan tanıklar davacıyla birlikte çalışan ve kayıtlara geçmiş kişiler olmadığı gibi, aynı çevrede benzer işi yapan başka işverenlerin çalıştırdığı ve bordrolara geçmiş kimselerde değildir. Bu bakımdan tanık sözleri çalışma olgusu yönünden somut olgulara dayanmamakta soyut düzeyde kalmaktadır. Giderek, tanık sözlerinin inandırıcı güç ve nitelikte olduğu söylenemez. Ayrıca tesbiti istenilen süreler çok öncelere ilişkin bulunduğundan tanıkların bu sürelerle ilgili bilgileri bu güne değin eksiksiz olarak hafızalarında korumaları da hayatın olağan akışına ve yaşam deneyimlerine uygun düşmez.

Yapılacak iş, davanın nitelikçe kamu düzenine ilişkin olduğu gözönünde tutularak davacı ile birlikte çalışan ve işverenin SSK”na vermiş olduğu dönem bordrolarında kayıtlı kişiler ve olmadığı takdirde benzer işi yapan komşu işverenlerin aynı şekilde kayıtlarına geçmiş kimselerin tesbit edilerek anılan kişilerin bilgilerine başvurulmak ve sonucuna göre karar vermekten ibarettir. HGK.nun 16.9.1999 gün 1999/21-510-527, HGK.nun 30.6.1999 gün 1999/21-549-555, HGK.nun 5.2.2003 gün 2003/21-35-64, HGK.nun 15.10.2003 gün 2003/21-634-572, HGK.nun 3.11.2004 gün 2004/21-480-579, HGK.nun 3.11.2004 gün 2004/21-479-578, HGK.nun 10.11.2004 gün 2004/21-538 ve HGK.nun 1.12.2004 gün 2004/21-629, HGK.nun 3.12.2003 gün ve 2003/710 E-714 K. sayılı kararları da aynı yöndedir.

Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

O halde, davalıların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır… )

Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

KARAR : Dava, 506 sayılı Kanunun 79/10. maddesine dayalı, sigortalı hizmetin tespiti istemine ilişkindir.

İşçilik haklarına dayalı alacak ve tazminat taleplerin tefrikle başka dosya üzerinden yürütülmesine karar verilmiştir.

A- Davacı isteminin özeti:

Davacı vekili 05.11.2002 tarihli dava dilekçesinde; Müvekkilinin 1.1.1994 tarihinden itibaren davalıya ait özel ana okullarında yardımcı öğretmen ve sınıf annesi olarak asgari ücretle çalışmaya başlayıp, işten çıkarılış tarihi olan 01.11.2002 tarihine kadar bu işi yaptığını, işverenden kendisini sigortalı yapmasını isteyen davacının bu nedenle işten çıkarıldığını, asgari ücret ile çalışan davacıya fazla çalışma ücretlerinin ödenmediğini, haksız işten çıkarıldığı halde işçilik haklarının da ödenmediğini, ifadeyle, fazlaya dair haklarının saklı kalması kaydı ile şimdilik iş akdinin bozulduğu tarihten itibaren mevduata uygulanan en yüksek faiz ile birlikte 1.500.000.000. TL. kıdem tazminatının, 150.000.000.TL. ödenmeyen fazla mesai ücretlerinin, davalı işverenden tahsilini; müvekkilinin SSK ya bildirilmeyen çalışmalarının ve davalı işyerinde 11.1.1994 ile 1.11.2002 tarihleri arasında sürekli çalıştığının tesbitini ve bunun diğer çalışmalarıyla birleştirilmesini, istemiş; hizmet tespiti talebi diğer taleplerinden ayrılarak sonuçlandırılmıştır.

B- Davalı Tarafın Cevabının Özeti:

a ) Davalı işveren Rozelin Hara vekili cevabında: öncelikle hizmet tespiti taleplerinin diğer taleplerden ayrılarak davanın görülmesi gerektiğini, işyerinin çocuk kreşi olduğunu, davacının işyerinde sürekli çalışan bir kişi olmadığını, işin yoğun olduğu zamanlarda ayda bir ya da iki kez temizlikçi olarak çağrıldığını, süreklilik arz etmediğini, sigortalı işçi kapsamında olmadığını, ayrıca davanın 5 yıllık hak düşürücü süre içinde de açılmadığını, hafta sonları ve Temmuz -Ağustos aylarında da işyerinde çalışma olmadığını, davanın reddini savunmuştur.

b ) Davalı SSK vekili cevabında; davacının sigorta kaydı olmadığı gibi, diğer davalıya ait işyerinde geçen bir çalışmasına da rastlanmadığını, davacının davasını ispat etmesi gerektiğini, ayrıca her iki davanın ayrılarak görülmesini, davanın reddini savunmuştur.

C- Yerel Mahkeme Kararının Özeti:

Yerel Mahkeme: “Davacı ile davalıların bildirdikleri kanıtların toplandığı, anlaşmazlığın davacının davalı işyerinde 1.1.1994 ile 1.11.2002 tarihleri arasında çalışıp çalışmadığı ve işçilik haklarının ödenip ödenmediği noktasında olduğu, delillere göre davacının davalı işyerinde, 1.1.1994 ile 1.11.2002 tarihleri arasında Temmuz ile Ağustos ayları hariç kesintisiz asgari ücret ile çalıştığı, bu durumun tanık anlatımı, sigorta dosyası, işyeri dosyası ile doğrulandığı, alacak ile tazminat isteminin, hizmet tespitinden tefrik edildiği ” Gerekçesiyle hizmet tespiti davasından alacak ile tazminat davasının tefrik edilerek ayrı bir esasa kaydedilmesine, hizmet tesbiti davasında davacının 01.01.1994 ile 1.11.2002 tarihleri arasında her yıl Temmuz ve Ağustos ayları hariç diğer aylarda asgari ücret ile sürekli çalıştığının tesbitine, diğer hizmetleri ile birleştirilmesine, karar vermiştir.

D- Temyiz Evresi, Bozma Ve Direnme:

Davalı işveren ve SSK vekillerince hüküm temyiz edilmiş;

Özel Dairece; yapılan inceleme ve araştırmanın çalışma olgusunu kabule yeterli olmadığı ifade edilerek, araştırmaya yönelik olarak hüküm bozulmuştur.

Bozma sonrası 07.04.2005 tarihli celsede; Davacı vekili bozmaya karşı: “vekil edenimin iş arkadaşlarını dinlettim. Ayrıca işyeri komşularını da dinlettim. Ev komşularını dinlettim. Dosyaya işyerinde çekilmiş fotoğrafları sundum. Yargıtay 21.Hukuk Dairesi’nin bozma kararına katılmıyorum, deliller toplanmıştır. Mahkemenizin verdiği karar doğrudur bu kararda direnilmesini istiyorum”;

Davalı işveren vekili: “Bozma ilamına uyulsun, davacı vekili Yargıtay’ın aradığı nitelikte tanıklarının dinlendiğini beyan etmektedir. Yargıtay bozması da bu şekildedir.. Dolayısı ile açılan davanın bozmaya uyularak reddine karar verilmesini istiyoruz”;

SSK vekili: “Bozmaya uyulmasını davanın reddine karar verilmesini istiyoruz ” şeklinde beyanda bulunmuşlardır.

Davacı vekili söz alarak, “işyerinin civarında sokak olduğu için hepsi evdir ileride bir işyeri açıldı ama vekil edenim girdikten sonra yeni açılan rakip bir kreştir. Yargıtay bordro tanıklarının dinlenmesini istiyor ancak işveren istediği kişileri bordroda gösterir istemediğini göstermez. Bordroda gösterdiği kişiler de işveren aleyhine tanıklık yapamaz. Bu bakımdan direnilmesini istiyoruz” demiştir.

Mahkemece; “Davacı, davalı işyerinde 1.1.1994 ile 1.11.2002 tarihleri arasında Temmuz ile Ağustos ayları hariç kesintisiz asgari ücret ile çalışmıştır. Bu çalışma, tanık anlatımı, sigorta dosyası, işyeri dosyası ile doğrulanmıştır. Alacak ile tazminat istemi hizmet tesbitinden tefrik edilmiştir. Dosya incelendiğinde, işyerinde çalışan kişiler de dinlenmiştir. İşyerinin civarında başkaca işyeri mevcut değildir. Genelde mahkememizde geçen dosyalarda da görüleceği gibi çalışan kişilerin sigortaları tam gösterilmemektedir. Bu dosyada mahkemece yapılacak bir işlem kalmamıştır. Alacak ve tazminat davası hizmet tesbiti davasından tefrik edilerek ayrı bir esasa kaydedilmiştir.

Mahkememizin 2002/1195 esasında kayıtlı dosyasında verilen kararımız doğrudur. Yargıtay’ın bozma ilamı yerinde değildir.” Gerekçesiyle önceki kararda direnilmiştir.

Hükmü davalı işveren ve SSK vekilleri temyize getirmektedir.

E- Gerekçe:

Dava, 506 sayılı Kanunun 79/10. maddesine dayalı, sigortalı hizmetin tespiti istemine ilişkindir.

Davacı vekili müvekkilinin davalılardan işveren yanında yardımcı öğretmen ve sınıf annesi olarak 01.01.1994 -01.11.2002 tarihleri arasında sigorta kayıtlarına geçirilmeden çalıştırıldığını, bu sürede davacının davalı işyerinde sürekli çalıştığının tespitini istemiş; işveren ve SSK. kayıtlarında davacının yer almadığı ancak tanık beyanları ile çalışmasının sabit olduğu mahkemece kabul edilmiş; hüküm Özel Dairece araştırmaya yönelik olarak bozulmuştur. Mahkeme tüm delilleri topladığını, davanın kabulü kararının yerinde olduğunu ifadeyle önceki kararında direnmiştir.

Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; araştırmanın hükme yeterli olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.

Öncelikle, davanın yasal dayanağını oluşturan 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun 79/10 maddesinin irdelenmesinde ve hukuki niteliği ile ispat koşulları üzerinde durulmasında yarar vardır.

506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun 79/10 maddesinde;

“Yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları kurumca tespit edilemeyen sigortalılar, çalıştıklarını hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içerisinde mahkemeye başvurarak alacakları ilam ile ispatlayabilirlerse, bunların mahkeme kararında belirtilen aylık kazanç toplamları ile prim ödeme gün sayıları nazara alınır” hükmü yer almaktadır.

Sosyal Sigorta sistemimizde işverenlerin, prim ve vergi ödememek veya başka nedenlerle, çalıştırmış oldukları kişileri kuruma ya hiç bildirmedikleri yada çalışmalarını eksik bildirdikleri olgusu göz önüne alınarak yukarıda açıklanan yasal düzenlemeye gidilmiş ve yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları hususu kurumca tespit edilemeyen sigortalılara mahkemeye başvurarak hizmetlerini ispatlama olanağı getirilmiştir.

1982 Anayasasının 12. maddesine göre;

“Herkes kişiliğine bağlı, dokunulmaz devredilmez, vazgeçilmez, temel hak ve hürriyetlere sahiptir.”

60. maddede ise;

“Herkes sosyal güvenlik hakkına sahiptir” hükmüne yer verilmiştir.

Bu iki hüküm birlikte değerlendirildiğinde, sosyal güvenlik hakkının kişiye sıkı sıkıya bağlı dokunulmaz ve vazgeçilemez bir hak olduğu sonucuna ulaşılmaktadır.

506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun 6. maddesinde de, bu ilke aynen benimsenerek, çalışanların işe alınmalarıyla kendiliğinden sigortalı olduğu, bu suretle sigortalı olmak hak ve yükümünden kaçınılamayacağı ve vazgeçilemeyeceği, sözleşmelere sosyal sigorta yardım ve yükümlerini azaltmak veya başkasına devretmek yolunda hükümler konulamayacağı belirtilmiştir. Bu haliyle sigortalı olmak, kişi bakımından sadece bir hak olmayıp aynı zamanda bir yükümlülüktür.

Bu nedenle, kamu düzenini ilgilendiren hizmet tespiti davalarında hakimin özel bir duyarlılık göstererek delilleri kendiliğinden toplaması ve sonucuna göre karar vermesi gerekir. Zira, sigortalı tarafından hizmet tespiti davasının açılması ile Sosyal Sigortalar Kurumu bir çalışma ilişkisinden haberdar olacak gerektiğinde müfettiş incelemesi yaparak resen prim tahakkuk ettirip, tahsil edecektir. Dolayısıyla, hizmet tespiti davaları kurumun hak alanını da doğrudan ilgilendirmektedir.

Öte yandan, hizmet tespiti davalarının amacı hizmetlerin karşılığı olan sosyal güvenlik haklarının korunmasıdır.

Bu tür davalarda, öncelikle davacının çalışmasına ilişkin belgelerin, işveren, tarafından verilip verilmediği, ya da çalıştıklarının kurumca tespit edilip edilmediği yöntemince araştırılmalıdır.

Bu yasal koşul oluşmuşsa işyerinin o dönemde gerçekten var olup olmadığı, Kanunun kapsamında veya kapsama alınacak nitelikte bulunup bulunmadığı eksiksiz bir şekilde belirlenmeli daha sonra çalışma iddiasının gerçeğe uygunluğu özel bir duyarlılıkla araştırılmalıdır.

Çalışma olgusu her türlü delille ispatlanabilirse de çalışmanın konusu, sürekli kesintili mevsimlik mi olduğu, başlangıç ve bitiş tarihleri ve alınan ücret konularında tanıkların sözleri değerlendirilirken bunların inandırıcılığı üzerinde durulmalı, verdikleri bilgilere nasıl vakıf oldukları, işveren ve işçiyle, işyeriyle ilişkileri, bazen uzun yılları kapsayan bilgilerin insan hafızasında yıllarca eksiksiz nasıl taşınabileceği düşünülmeli ve tanıklar buna göre isticvap olunmalı, işyerin kapsam kapasite ve niteliği ile bu beyanlar kontrol edilmeli, mümkün oldukça işyerinin müdür ve görevlileri, işyerinde çalışan öteki kişiler ile o işyerine komşu ve yakın işyerlerinde bu yeri bilen ve tanıyanlar dahi dinlenerek tanık beyanlarının sağlığı denetlenmeli ve çalışma olgusu böylece bir kuşku ve duraksamaya yer bırakmayacak sağlıklı bir biçimde belirlendikten sonra ücret konusu üzerinde durulmalı tespiti istenilen sürenin evvelinde ve sonrasında beyyine başlangıç sayılabilecek ödeme belgeleri ve sair bu nitelikte bir belge yoksa Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanunun 288. maddesinde yazılı sınırları taşan ücret alma iddialarında yazılı delil aranmalı bu sınırlar altında kalan ücret alma iddialarında ücret miktarları tanıklardan sorulmalı 506 sayılı Kanunun 3B ve D maddelerinde olduğu gibi ücretin sigortalı sayılmanın koşulu olan durumlarda ücret alma olgusunun var olup olmadığı özellikle saptanmalıdır.

Bu davalarda işverenin çalışma olgusunu kabulü ya da reddinin tek başına hukuki bir sonuç doğurmayacağı da göz önünde tutulmalıdır.

Yukarıda açıklanan hususlar, yeterli ve gerekli bir araştırmayla ve deliller hep birlikte değerlendirilerek aydınlığa kavuşturulduktan sonra o çalışmanın sigortalı çalışma niteliğinde olup olmadığı, ya da ne zaman bu niteliğe kavuştuğu yönü üzerinde durulmalı ve çalışmayı kapsama alan yasanın yürürlük tarihinden sonraki dönem için hizmetin tespitine karar verilmelidir.

Hizmet tespiti davalarının hukuki niteliği ve ispat şekline ilişkin ilkeler böylece ortaya konulduktan sonra, somut olay bu çerçevede değerlendirildiğinde;

Davacının, çalıştığını ancak çalışmasının kuruma bildirilmediğini iddia ettiği davalı işveren Roselin Hara’ya ait işyeri, Sosyal Sigortalar Kurumuna 23.09.1991 tarihinde verilen işyeri bildirgesinde “Rozelin Hara Çocuk Kulübü” olarak bildirilmiş olup, işyerinin sigortalı çalışmaya başlama tarihi 25.08.1991’dir.

Davacının ise gerek işyeri kayıtlarında gerekse Sosyal Sigortalar Kurumu kayıtlarında kaydına rastlanmadığı yazışmalara verilen cevaplar ile belirgindir.

Böylece davacının çalışmasına ilişkin belgelerin, işveren tarafından kuruma verilmediği, çalıştığının da kurumca tespit edilmediği açıktır. Davalıya ait işyeri ise çalışıldığı iddia edilen dönemde gerçekten vardır ve 506 sayılı Kanun kapsamında olup, kuruma kayıtlıdır.

Bu yasal koşullar oluşmakla geriye çalışma olgusunun varlığının ve ardından da çalışma süresi, işin niteliği, alınan ücret vs. hususların tespiti kalmaktadır.

Yukarıda da açıkça vurgulandığı üzere; çalışma olgusu her türlü delille ispatlanabilir.

Davacı, davalıya ait anaokulu, davalının beyanına göre kreş, kurum kayıtlarına göre Çocuk Kulübü işyerinde yardımcı öğretmen ve sınıf annesi olarak 01.01.1994 -01.11.2002 tarihleri arasında çalıştığı iddiasındadır. Davalıya ait Çocuk Kulübü işyeri Milli Eğitim Bakanlığı izniyle kurulan ancak Sosyal Hizmetler Kurumunun denetiminde bağımsız çalışan özel bir işyeridir. Davacının işyerinde çalıştırıldığını iddia ettiği ve “yardımcı öğretmen-sınıf anneliği” olarak adlandırdığı iş öğretmen statüsünü değil niteliği itibariyle öğretmene yardımcı olmayı, çocukların ve bulundukları ortamın bakım ve temizliğinden sorumlu olmayı ifade eden hizmetli statüsünü göstermektedir.

İşin ve işyerinin nitelikleri gözetildiğinde davacının, Sosyal Hizmetler Kurumu veya Milli Eğitim Bakanlığı kayıtlarında “öğretmen” sıfatıyla yer alması olanaklı değildir. Zaten davacının bu yönde bir iddiası da bulunmamakta; sınıf annesi, yardımcı öğretmen olduğunu ifade etmektedir.

Davacı yanca, çalışma olgusunu ispata yönelik olarak tanıklar bildirilmiş; ayrıca işyerinde işverenle, çocuklarla ve diğer çalışanlarla birlikte çektirilen değişik zamanlara ait fotoğraflar ibraz edilmiştir.

Aynı işyerinde çalıştıklarını ifade eden davacı tanığı Fatma Sertyürekli, aynı zamanda davalının da tanığı olan Zekiye Çelik ve davalı tanığı Aslı Değirmenci davacının çalışma olgusunu açık bir dille ifade etmişlerdir. Diğer tanıkların beyanları da bunları tamamlar niteliktedir.

Davalı işveren savunmasında davacının işyerine ayda bir ya da iki defa temizlik için geldiğini, sürekli çalışmadığını ve sigortalı işçi statüsünde olmadığını ifade etmiştir.

Bu açıklama tevil yolu ile davacının işyeri ile bağlantısını ikrar olup; resimler ve tanık beyanları ile birlikte değerlendirildiğinde davacının davalı işveren yanında sürekli ve ücreti karşılığında çalıştığı olgusu belirgindir.

Davacının yaptığı iş, sektörde bakıcı anne, öğretmen yardımcısı, yardımcı öğretmen, sınıf annesi, hizmetli, hademe gibi tabirlerle ifade olunan; niteliği itibariyle de çocukların ve bulundukları ortam ile kullanılan eşyaların gün içerisinde temizlik ve bakım hizmetlerini içeren bir iştir.

Şu durumda mahkemenin davacının davalı işveren yanında çalışma olgusunun varlığını kabulünde bir isabetsizlik ; usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamaktadır.

Ne var ki, çalışma süresinin ve ücretin tespitine yönelik olarak mahkemece yapılan inceleme hükme yeterli değildir.

Mahkemece; çalışmanın başlangıç ve bitiş tarihleri, kesintili mi sürekli mi olduğu ve alınan ücret konularında tanıklar yeniden dinlenmeli, dinlenen tanıkların sözleri değerlendirilirken bunların inandırıcılığı üzerinde durulmalı, verdikleri bilgilere nasıl vakıf oldukları, işveren ve işçiyle, işyeriyle ilişkileri, bazen uzun yılları kapsayan bilgilerin insan hafızasında yıllarca eksiksiz nasıl taşınabileceği düşünülmeli ve tanıklar buna göre isticvap olunmalı, işyerinin kapsam, kapasite ve niteliği ile bu beyanlar kontrol edilmeli, işyerinin kuruma bildirdiği diğer çalışanların tespiti yoluna gidilmeli, ayrıca SSK tarafından eldeki davanın açılmasından önce veya sonra bu işyerinde yapılmış denetimler olup olmadığı, çalışan sayısının tam olarak tespit edilip edilmediği araştırılmalı, hatta davalı yanca da tanık olarak gösterilen aynı işyerinde çalıştığını ifade eden Zekiye Çelik, Aslı Değirmenci isimli tanıklar ile aynı işyerinde davacı ile beraber çalıştığını ifade eden davacı tanığı Fatma Sertyürekli isimli tanığın işyeri ve SSK kayıtlarında yer alıp almadıklarının da tespiti, gerektiğinde ve mümkün oldukça işyerinin müdür ve görevlileri, işyerinde çalışan öteki kişiler ile o işyerine komşu ve yakın işyerlerinde bu yeri bilen ve tanıyanlar dahi dinlenerek tanık beyanlarının sağlığı denetlenmeli ve çalışma süresi böylece bir kuşku ve duraksamaya yer bırakmayacak sağlıklı bir biçimde belirlendikten sonra ücret konusu üzerinde durulmalı tespiti istenilen sürenin evvelinde ve sonrasında beyyine başlangıç sayılabilecek ödeme belgeleri ve sair bu nitelikte bir belge yoksa Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanunun 288. maddesinde yazılı sınırları aşan ücret alma iddialarında yazılı delil aranmalı bu sınırlar altında kalan ücret alma iddialarında ücret miktarları tanıklardan sorulmalı; buna göre kurum kayıtlarına alınmayan sigortalı hizmet süresinin tespiti yoluna gidilmelidir.

Sonuçta; Mahkemenin, davacının davalıya ait işyerinde çalıştığı olgusunu kabulü yerinde ise de çalışma süresi, çalışmanın kesintili mi sürekli mi olduğu ve ücretin tespitine yönelik araştırma ve incelemesi hükme yeterli bulunmamış; yukarıda açıklanan nedenlerle, usul ve yasaya aykırı bulunan direnme kararının bozulması gerekmiştir.

SONUÇ : Davalı işveren vekili ile SSK vekilinin temyiz itirazlarının kısmen kabulü ile, direnme kararının yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı HUMK.nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının işverene geri verilmesine 29.06.2005 gününde, oybirliği ile karar verildi.


T.C. YARGITAY HUKUK GENEL KURULU E. 1999/21-510 K. 1999/527 T. 16.6.1999
DAVA : Taraflar arasındaki `tesbit` davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İstanbul 1.İş Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 5.11.1998 gün ve 1998/665 E-839 K. sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 21.Hukuk Dairesinin 15.12.1998 gün ve 1998/8604-8784 sayılı ilamı ile;

( … Bir kimsenin sigortalı sayılabilmesi için sigortalı işe giriş bildirgesinin varlığı yeterli değildir. Aynı zamanda o kimsenin 506 Sayılı Yasanın 2. maddesinin belirlediği biçimde eylemli olarak çalışması da koşuldur. Bu yön özellikle Sosyal Sigortalar Kanunun 6. maddesinde vurgulanmıştır. Bu bakımdan davacının işyerinde eylemli olarak çalışıp çalışmadığının yöntemince araştırılması gerektiği ortadadır.

Yapılacak iş, davacının çalıştığı işyerinin 506 Sayılı Yasa kapsamında bulunup bulunmadığı araştırılmak ve kendisi ile birlikte çalışan ve kayıtlara geçmiş kişilerin bilgilerine başvurulmak ve sonucuna göre karar vermekten ibarettir.

O halde, davalının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır… ),

Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

KARAR : Mahkeme ile Daire arasındaki uyuşmazlık, salt işe giriş bildirgesinin 506 sayılı Yasasının 108. maddesi uyarınca; sigortalılık başlangıcı yönünden yeterli olup olmayacağı konusuna ilişkindir. Mahkeme, bildirgenin yeterli olacağını öngörürken, Daire ayrıca, çalışma olgusunun da, ortaya konmasını öngörmektedir.

Gerçekten; 506 sayılı Sosyal Sigortalar Yasa Sistemi; 2. ve 6. maddelerinde açıkça belirlendiği üzere; sigortalılığın oluşumu yönünden çalışma olgusunun varlığı zorunludur. Eylemli veya gerçek biçimde çalışmanın varlığı saptanmadıkça; hizmet akdine dayanılarak dahi, sigortalılıktan söz edilemez. Çalışmayı ortaya koyan belgeler ise, giriş bildirgesi ile birlikte, sözü edilen yasanın 79. maddesinde öngörülen ve sigortalının çalışma gün ve sayısını kazanç durumunu, çalışma tarihleri ile birlikte ortaya koyan aylık sigorta gün bildirgeleri ile Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmenliğinin 17. maddesinde belirtilen dört aylık prim bordroları gibi Kuruma verilmesi zorunlu kanıtlardır.

Yöntemince düzenlenen işe giriş bildirgesi, salt işe alınmayı göstermekle birlikte çalışmanın mevcudiyeti yönünden yalnız başına yeterli kabul edilemez. Sigortalılıktan söz edilebilmek için, çalışmanın varlığı Yargıtay’ın 79/8. maddeye dayalı sigortalılığın tesbit davaları yönünden kabul ettiği ilkelere uygun biçimde belirlenmesi gerekir. Zira sigortalılığın başlangıcına yönelik her dava, sigortalılık tesbit davasını da içerir. Aksine düşünce, özellikle yaşlılık aylığının kabulü için öngörülen sigortalılık süresi yönünden; çalışanlar ile çalışmayanlar arasında adaletsiz ve haksız bir durum yaratır. Bu nedenle; işe giriş bildirgesinin verildiği, ancak, yasal diğer belgelerin bulunmadığı durumlarda; çalışma olgusunu ortaya koyabilecek inandırıcı ve yeterli kanıtlar aranmalı ve Kamu düzenine dayalı bu davalarda, hakim, görevi gereği, doğrudan soruşturmayı genişleterek, sigortalılık koşullarının oluşup oluşmadığını belirlemelidir. Bu davalarda da işyerinde tutulması gerekli dosyalar ile Kurumdaki belge ve kanıtlardan yararlanmalı, ücret bordroları celbedilmeli, müfettiş raporları olup olmadığı araştırılmalı, işyeri çalışanları saptanmalı ve sigortalının hangi işte ne kadar süre ile çalıştığı açıklanmalı gereğinde komşu işyeri çalışanlarının bilgilerine de başvurularak gerçek çalışma olgusu, somut ve inandırıcı bilgilere dayalı kanıtlanmalıdır. Belirtilen nedenlerle direnme kararı bozulmalıdır.

SONUÇ : Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerle dolayı HUMK.nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, 16.06.1999 gününde, oyçokluğu ile karar verildi.

KARŞI OY :

Davacı Ömerül Faruk’a ait işe giriş bildirgesinde işçi ve işverenin imzaları mevcut olup, Kurum kayıtlarına 31.7.1973 tarihinde intikal ettiği anlaşılmaktadır. Bu bildirgeye göre davacı işçinin işe giriş tarihi 24.6.1973’dür.

Mahkemenin davanın kabulüne ilişkin kararını Özel Daire `Bir kimsenin sigortalı sayılabilmesi için işe giriş bildirgesi yeterli değildir aynı zamanda çalışması da şarttır` şeklindeki gerekçe ile bozmuştur.

İşveren tarafından düzenlenerek imzalanan ve Kurum’a verilen sigortalı işe giriş bildirgesinin, işçinin en az 1 gün süreyle o işte çalıştığına karine teşkil edeceği kabul edilmelidir. Bu karinenin aksini ispat etmek Kurum’a düşer.

506 sayılı Kanun’un 6. maddesi bu konuda açıktır. Maddenin 1.fıkrasında `Çalıştırılanlar, işe alınmalarıyla kendiliğinden sigortalı olurlar` denildiğine göre, sigortalı olmak için işe alınmak yeterli şart olarak kabul edilmektedir. İşe alınma kavramı ise çalışma olgusundan farklıdır. Şayet Kanun Koyucu Özel Dairenin kabul ettiği gibi sigortalılık için çalışmayı esas alsaydı, 6. maddedeki ifadenin `çalıştırılanlar çalışmaya başlamakla kendiliğinden sigortalı olurlar` şeklinde kaleme alınması gerekirdi. Bu duşüncemizi bir örnekle şu şekilde açıklayabiliriz. İşçi, adına sigortalı işe giriş bildirgesi düzenlenerek, işe alındıktan hemen sonra, bilfarz fiili olarak çalışmaya başlamadan önce, işyerinde meydana gelen bir kaza sebebiyle yaralansa veya ölse bu olayı bir iş kazası olarak kabul etmeyecek miyiz? Kurum bu kişiye veya haksahiplerine 506 Sayılı Kanun’dan kaynaklanan sosyal sigorta yardımlarını yapmayacak mıdır? Bu sorulara verilecek cevap kuşkusuz evettir.

O halde, işe giriş ile çalışma olgularını birbirinden ayırmak gerekir.

Dairemizin istikrar içinde uyguladığı bu görüşün, yukarıda açıklandığı üzere iş kazalarında arzettiği büyük önem yanında 506 Sayılı Kanun’un 85. maddesinde yer alan `isteğe bağlı sigorta` uygulaması yönünden de yasaya uygun ve işçi lehine çözüm getirdiği görülmektedir.

Gerçekten de anılan maddenin A/b bendinde, isteğe bağlı sigortalılık için kanun koyucu daha önce çalışmış olmak değil 506 Sayılı Kanun’a göre tescil edilmiş olmayı şart olarak yeterli görmüştür. Bu düzenleme yukarıda açıklanan 6. madde hükmü ile de uyum ve benzerlik içersindedir.

Açıklanan sebeplerle, yasa metnine ve yasa koyucunun amacına uygun olduğuna inandığım mahkeme kararının onanması gerektiği düşüncesiyle sayın çoğunluğun görüşüne karşıyım.


YARGITAY HUKUK GENEL KURULU E. 2003/21-35 K. 2003/64 T. 5.2.2003
DAVA : Taraflar arasındaki “hizmet tespiti” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Kartal 1. İş Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 11.06.2002 gün ve 2001/679-2002/247 sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin 03.10.2002 gün ve 2002/6651-7984 sayılı ilamı ile, ( …Bir kimsenin sigortalı sayılabilmesi için sigortalı işe giriş bildirgesinin varlığı yeterli değildir. Aynı zamanda o kimsenin 506 Sayılı Yasanın 2. maddesinin belirlediği biçimde eylemli olarak çalışması da koşuldur. Bu yön özellikle Sosyal Sigortalar Kanunun 6. maddesinde ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 30.06.1999 gün ve 1999/21-549 Esas 1999/555 sayılı kararında da vurgulanmıştır. Bu bakımdan davacının işyerinde eylemli olarak çalışıp çalışmadığının yöntemince araştırılması gerektiği ortadadır.

Yapılacak iş, davacının çalıştığı işyerinin 506 Sayılı Yasa kapsamında bulunup bulunmadığı araştırılmak ve kendisi ile aynı dönemde birlikte çalışan ve SSK. dönem bordrolarında gösterilen kişilerin, bunlar olmadığı takdirde komşu işyerlerinin kayıtlarına geçmiş kişilerin bilgilerine başvurulmak ve sonucuna göre karar vermekten ibarettir.

O halde, davalı Kurumun bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır… ) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

KARAR : Dava, sigortalılığın başlangıç tarihinin tespiti istemine ilişkindir.

Davacı O. Çetin B. vekili, davacının, davalılardan Kemal H.’ya ait işyerinde 506 sayılı yasa kapsamında çalışmak üzere 1.5.1975 tarihinde işe girdiğini, işveren davalı tarafından sigortalı işe ilk giriş bildirgesinin yasal süre içerisinde diğer davalı Kurum’a verildiğini, davalı kurumun davacıya sicil numarası tahsis ettiğini, ancak işveren tarafından aylık sigorta prim bildirgesi ile dönem bordrolarının verilmediğini ileri sürerek, davacının ilk sigortalılık başlangıcının 1.5.1975 olduğunun ve işyerinde asgari ücretle çalıştığının tespitine karar verilmesini istemiştir.

Davalı S.S.K. Başkanlığı vekili, 506 Sayılı Kanunun 2, 6 ve 9. maddeleri uyarınca, sigortalı olmak için, hizmet akdine dayalı bir çalışmanın bulunmasının şart olduğunu, fiili çalışmanın bulunmadığı hallerde sigortalılıktan söz edilemeyeceğini, işe giriş bildirgesinin tek başına çalışmanın varlığını göstermeyeceğini, o nedenle öncelikle, çalışmanın geçtiği dönemde davalı işyerinde sigorta prim bordrosunun davalı kuruma ibraz edilip edilmediğinin, sigortalı prim bordrosu düzenlenmiş ise, davacının bordrolarda adı bulunup bulunmadığının, ayrıca işyerinin 506 S.K. kapsamında olup olmadığının belirlenmesi gerektiğini; davacının kurum kayıtlarında çalışmasının gözükmediğini, kurum kayıtlarının resmi belge niteliğinde olup, aksinin aynı değerde belgelerle ispatı gerektiğini savunarak davanın reddini istemiştir.

Davalı Kemal H.’ya tebligat yapılamamış, hakkındaki dava takip edilmediğinden işlemden kaldırılmıştır.

Yerel mahkemece, davacının davalı Kemal H.’ya ait işyerinde 01.05.1975 tarihinde işe girdiğinin işe giriş bildirgesinin 29.05.1975 günü davalı Kuruma verildiğinin, ancak primlerin yatırılmadığının toplanan delillerden anlaşıldığı gerekçesiyle davanın kabulüne, davacının anılan işyerinde işe başlama tarihinin 01.05.1975 olduğunun ve bu işyerinde bir gün süre ile asgari ücretle çalıştığının tespitine dair verilen karar, Yüksek Özel Dairece yukarıdaki gerekçeyle bozulmuştur.

Davacıya ait 26.05.1975 tarihli işe giriş bildirgesinin davalı Kuruma süresi içerisinde verildiğinde uyuşmazlık bulunmamaktadır. Keza, 506 Sayılı Yasa’nın 108. maddesi uyarınca sigortalılık başlangıcı yönünden salt işe giriş bildirgesi verilmiş olmasının yeterli bulunmadığı, ayrıca Yasa’nın 2. maddesinde öngörülen şekilde fiili çalışmanın da aranması gerekeceği konusunda da Yerel Mahkeme ile Yüksek Özel Daire arasında uyuşmazlık yoktur.

Gerçekten; 506 sayılı Sosyal Sigortalar Yasası’nın 2 ve 6. maddelerinde açıkça belirlendiği üzere, sigortalılığın oluşumu yönünden çalışma olgusunun varlığı zorunludur. Eylemli veya gerçek biçimde çalışmanın varlığı saptanmadıkça, hizmet akdine dayanılarak dahi, sigortalılıktan söz edilemez.

Uyuşmazlık, somut olayda, fiili çalışma olgusunun yöntemince kanıtlanmış olup olmadığı, mahkemece bu yönde yapılan inceleme ve araştırmanın hükme yeterli bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır. O nedenle, burada, fiili çalışmanın varlığının kabul edilebilmesi için hangi kanıt ve olguların bulunması gerektiği üzerinde durulmalıdır

Hemen belirtilmelidir ki, fiili veya gerçek çalışmayı ortaya koyacak belgeler, işe giriş bildirgesiyle birlikte, 506 Sayılı Kanunun 79. maddesinde belirtilen ve sigortalının çalışma gün sayısını, kazanç durumunu çalışma tarihleriyle birlikte ortaya koyan aylık sigorta gün bilgileri ile Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği’nin 17. maddesinde belirtilen dört aylık prim bordroları gibi Kuruma verilmesi zorunlu belgelerdir. Yöntemince düzenlenip süresi içerisinde kuruma verilen işe giriş bildirgesi, kişinin işe alınmış olduğunu gösterirse de, fiili çalışmanın varlığının ortaya konulması açısından tek başına yeterli kabul edilemez. Sigortalılıktan söz edilebilmek için, çalışmanın varlığı, Yargıtay uygulamasında 506 Sayılı Kanunun 79/8. maddesine dayalı sigortalılığın tespiti davaları yönünden kabul edilen ilkelere uygun biçimde belirlenmelidir. Zira, sigortalılığın başlangıcına yönelik her dava, sigortalılığın tespiti istemini de içerir. Aksine düşünce, özellikle yaşlılık aylığının kabulü için öngörülen sigortalılık süresi yönünden çalışanlar ile çalışmayanlar arasında adaletsiz ve haksız bir durum yaratır. Bu nedenle, işe giriş bildirgesinin verildiği, ancak, yasal diğer belgelerin bulunmadığı durumlarda, çalışma olgusunu ortaya koyabilecek inandırıcı ve yeterli kanıtlar aranmalı ve Kamu düzenine dayalı bu tür davalarda, hakim, görevi gereği, doğrudan soruşturmayı genişleterek, sigortalılık koşullarının oluşup oluşmadığını belirlemelidir. Bu davalarda da, işyerinde tutulması gerekli dosyalar ile Kurumdaki belge ve kanıtlardan yararlanılmalı, ücret bordroları getirtilmeli, müfettiş raporları olup olmadığı araştırılmalı, işyeri çalışanları saptanmalı ve sigortalının hangi işte ne kadar süre ile çalıştığı açıklanmalı, gereğinde komşu işyeri çalışanlarının bilgilerine de başvurularak gerçek çalışma olgusu, somut ve inandırıcı bilgilere dayalı biçimde kanıtlanmalıdır.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 16.06.1999 gün ve 1999/21-510-527 ; 30.06.1999 gün ve 1999/21-549-555 sayılı kararları da aynı doğrultudadır.

Yerel mahkemece bu gerekçeye dayalı bozma kararına uyulması gerekirken, direnme hükmü kurulması usule ve yasaya aykırıdır. Direnme kararı bu nedenle bozulmalıdır.

SONUÇ : Davalı S.S.K. Başkanlığı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının yukarıda ve Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı H.U.M.K.nun 429. Maddesi gereğince BOZULMASINA, 05.02.2003 gününde ikinci görüşmede oyçokluğu ile karar verildi.

KARŞI OY YAZISI

Davacı davalıya ait hava alan inşaatı işyerinde 01.05.1975 tarihinde çalışmaya başladığını, işe giriş bildirgesinin verildiğini, ancak prim bildirgesinin verildiğinin belirlenemediğini, bu nedenle 01.05.1975 günü davalı işverene ait işyerinde hizmet akdi ile çalıştığının ve sigortalılık başlangıç tarihinin 01.05.1975 olarak tesbitine karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı işveren davaya cevap vermemiş, SSK. İse davayı kabul etmediğini bildirmiştir.

Mahalli mahkeme davayı kabul etmiştir.

Davalı SS K.nun temyizi üzerine 21. Hukuk Dairesi “..davacının çalıştığı işyerinin 506 sayılı yasa kapsamında bulunup bulunmadığı araştırılarak ve kendisi ile aynı dönemde birlikte çalışan ve SSK. Dönem bordrolarında gösterilen kişilerin, bunlar olmadığı takdirde komşu işyerlerinin kayıtlarını geçmiş kişilerin bilgilerine baş vurulmalı ve sorucuna göre karar vermek” gerektiği gerekçesi ile kararı bozmuştur.

Mahkeme toplaması mümkün delillerin toplandığını bozma gerekçelerinin yerinde olmadığını belirterek eski kararın da direnmiştir.

Davalı S.S.K.nun temyizi üzerine Hukuk Genel Kurul çoğunluğu özel dairenin bozma kararını yerinde bulunmuştur. Mahalli mahkeme, S.S.K’dan mevcut kayıtları celp etmiş, gösterilen ve işyerinde davacı ile birlikte çalıştıklarını açıklayan tanıkları dinlemiş, tanıklar davacının fiili çalışmasını ve iddiaları doğrulamışlardır.

Dosyaya celp edilen, davalı işverene ait işyerinden davacı adına düzenlenen davacının fotoğrafını davacı ve işverenin imzaları taşıyan 01.05.1975 tarihinde işe başlama ile ilgili sigortalı işe giriş bildirgesi yasal süresi içerisinde 29.05.1975 günü kurum kayıtlarına girmiştir.

S.S.K. İstanbul ihtiyarlık Sigorta Müdürlüğün den alınan 04.03.2002 gün 37638 sayılı cevabı yazı ve eki cetvellerden 1974 yıl 4 dönemden sunması ve 1975 yılı prim bordroların mevcut alındığı anlaşılmıştır.

Delil olarak çalışma tarihinde işyerinde çekildiği bildirilen davacıya ait bir fotoğraf ibraz edilmiş, dava tanıkları bu fotoğrafın işyerinde çekildiğini gerek bu fotoğrafın, gerekse iş giriş bildirgesindeki fotoğrafın davacıya ait olduğunu doğrulamışlardır.

Toplanan bu deliller karar vermeye yeterlidir.

21. Hukuk Dairesinin Hukuk Genel Kurulunca benimsenen bozma kararında araştırılması istenen hususların, bazılarının araştırılmasına gerek bulunmamakta, bazılarının tesbiti de imkansız görülmektedir.

Bozma kararında işyerinin kapsama alınıp alınmadığının tesbiti istenmektedir. Davacıya ait sigortalı ise giriş bildirgesinin verildiği tarihte işyerinin yasa kapsamına alındığı S.S.Kurumunca işyeri numarası verilmesinden ve 1974, 4 dönem öncesi pirim bildirgeleri verilmesinden belli olduğu gibi davalı S.S.K işyerinin yasa kapsamında bulunmadığını veya bildirmeye ve davaya konu tarihte işyerinin yasa kapsamından çıkarıldığını savunmuşlardır. Yasa kapsamında olduğu S.S.Kurumu kayıtlarından anlaşılan bir işyeri ile ilgili yasa kapsamında bulunup bulunmadığı araştırılmasının istenmesi dosya içeriğine uygun düşmemektedir. Bozma kararında davacıyla aynı dönemde birlikte çalışan ve S.S.K dönem bordrolarında gösterilen kişilerin tanık olarak dinlenmesi istenmektedir. Kurumdan alınan cevabı yazıda davacının çalıştığı iddia olunan 1975 yılı Mayıs ayı dönem bordrosunun bulunmadığı ve verilmediği anlaşılan dönem bordrosundaki şahısların tesbiti de mümkün olmadığından bu yöndeki bozma yada katılmak mümkün değildir. Dinlenen ve yanlış beyanda bulundukları iddia edilip kanıtlanmayan tanıklarda davacı ile birlikte işyerinde çalıştıklarını doğrulayan kişilerdir.

Bozma kararında komşu işyeri kayıtlarına geçmiş kişilerinde bilgilerine başvurulması istenmektedir. Çalışılan işyeri kayıtları dahi 25 yıl ve işverenin saklama zorunluluğu geçtiğinden elde edilemediği nazara alındığından davacı ile ilişkisi olmayan, işyeri hava alanı inşaatı olduğu için mevcudiyeti dahi belli olmayan komşu işveren kayıtlarında geçmiş kişilerin resen tanık sıfatıyla dinlenmelerinin istenmesi, dosya içeriğine, gerçeklere ve HUMK.nun hükümlerine uygun düşmemektedir.

Mahalli mahkeme hakimi toplanması mümkün tüm yazılı kanıtları toplamış, gösterilen tanıkları dinleniş, yalan beyanda bulundukları iddia edilmeyen ve davacı ile birlikte çalıştıklarını açıklayan tanıklar iddiayı doğrulamışlar, bu delillere değer vererek davayı kabul etmiştir.

Yargıtay 21. Hukuk Dairesi ve Hukuk Genel Kurulu, toplanmayı mümkün olan ve mahalli mahkemece toplanan bu delillerle sonuca gitmesi, bu deliller davanın kabulü için yeterli görülmüyorsa, davanın reddedilmesi için temyiz istemini de nazara alarak mahalli mahkeme kararının esastan bozması gerekirdi.

Kanaatımızca mahalli mahkeme ve kararı dosya içeriğine Hukuk Genel Kurulunun 05.12.2001 gün, 2001/21-1057 Esas ve 2001/1094 Karar sayıl onama kararında ortaya konan prensiplere ve bu karar da belirtilen Yargıtay 10. ve 21. daire kararlarına uygun düştüğünden onanması görüşündeyiz

Bu nedenle Hukuk Genel Kurulunun bozma kararına katılamıyoruz.


YARGITAY HUKUK GENEL KURULU E. 2003/21-634 K. 2003/572 T. 15.10.2003
DAVA : Taraflar arasındaki “tesbit” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Kartal 1.İş Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 18.06.2002 gün ve 2002/59 E- 268 K.sayılı kararın incelenmesi davalı SSK. vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 21.Hukuk Dairesinin 12.12.2002 gün ve 2002/7261-10558 sayılı ilamı ile; ( …Bir kimsenin Sigortalı sayılabilmesi için sigortalı işe giriş bildirgesinin varlığı yeterli değildir. Aynı zamanda o kimsenin 506 Sayılı Yasanın 2.maddesinin belirlediği biçimde eylemli olarak çalışması da koşuldur. Bu yön özellikle Sosyal Sigortalar Kanununun 6.maddesinde ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 30.6.1999 gün ve 1999/21-549 Esas 1999/555 sayılı kararında da vurgulanmıştır. Bu bakımdan davacının işyerinde eylemli olarak çalışıp çalışmadığının yönetimince araştırılması gerektiği ortadadır.

Yapılacak iş, davacının çalıştığı işyerinin 506 Sayılı yasa kapsamında bulunup bulunmadığı araştırılmak ve kendisi ile aynı dönemde birlikte çalışan ve SSK.dönem bordrolarında gösterilen kişilerin bunlar olmadığı takdirde komşu işyerinin kayıtlarına geçmiş kişilerin bilgilerine başvurulmalı, Doğum tarihine göre tesbit döneminde asker olup olmadığı araştırılmalı tanık Cemal müfettiş raporuna göre davacının bildirildiğini belirttiğinden varsa tespit dönemine ait müfettiş raporunda araştırılarak sonucuna göre karar vermekten ibarettir.

O Halde, davalı kurumun bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır… ) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

KARAR : Dava, sigortalılık başlangıcının 1.7.1976 olarak tespiti isteğine ilişkindir.

Davacı, davalılardan M… H… Kolektif şirketinde 1.7.1976 tarihinde hizmet akdi ile çalışmaya başladığını, işe giriş bildirgesinin süresinde kuruma verildiğini, ancak işveren tarafından aylık sigorta prim bildirgesi ve dönem bordrosunun kuruma verilmemesi nedeniyle bu tarihin sigortalılık başlangıcı olarak kabul edilmediğini ileri sürerek sigortalılık başlangıcının 1.7.1976 olduğunun tespitini talep etmiştir.

Davalı M… Kolektif şirketi ortaklarından Hacı Dursun davacının çalışıp çalışmadığını bilmediğini beyan etmiş, diğer ortaklar tebligata rağmen davaya cevap vermemişlerdir.

Davalı Sosyal Sigortalar Kurumu vekili, salt işe giriş bildirgesinin varlığının fiili çalışmayı kanıtlamadığını, davacı için 1976 yılında kuruma aylık bildirge verilmediğini ileri sürerek davanın reddini savunmuştur.

Mahkemenin davanın kabulüne dair verdiği karar yukarıda belirtilen nedenle Özel dairece bozulmuş, mahkemece “1.7.1976 tarihli işe giriş bildirgesinin süresinde kuruma verildiği, davacı için 1976 yılında bordro verilmediğinin kurumca bildirildiği, iş yeri numarası verildiğinden iş yerinin yasa kapsamında olduğu, aynı iş yerinde ve komşu iş yerinde çalışan işçilerin çalışmayı doğruladığı, yaşı itibariyle davacının 1976 yılında asker olamayacağı, iş yerinden bordro verilmediğinden bordro tanıklarının tespit edilip dinlenemeyeceği, müfettiş raporunu davalı kurumun ibraz etmesi gerektiği, toplanan delillerin yeterli olduğu gerekçesiyle davacının 209469 nolu davalı iş yerinde 1.7.1976 yılında çalışmaya başladığına ve 1 gün süreyle asgari ücretli çalıştığına ilişkin” önceki kararda direnilmiştir.

Davacıya ait 1.7.1976 tarihli işe giriş bildirgesi kuruma 8.7.1976 tarihinde verilmiş, 1976 yılı III ve IV dönem bordroları kuruma verilmemiş, davacı için 1.1.1977 tarihinden sonra sigortaya bildirim yapılmıştır.

Uyuşmazlık; 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun 108.maddesi uyarınca sigortalılık başlangıcı yönünden salt işe giriş bildirgesinin verilmiş olmasının yeterli olup olmadığı, ayrıca Kanunun 2.maddesinde öngörülen şekilde fiili çalışmanın da aranmasının gerekip gerekmediği noktasındadır.

Gerçekten; 506 sayılı Kanunun 2 ve 6.maddelerinde açıkça belirtildiği üzere, sigortalılığın oluşumu yönünden çalışma olgusunun varlığı zorunludur. Eylemle veya gerçek biçimde çalışmanın varlığı saptanmadıkça; hizmet aktine dayanılarak dahi, sigortalılıktan söz edilemez.

Öncelikle fiili çalışmanın varlığının hangi kanıt ve olgularla belirleneceği üzerinde durulmalıdır.

Hemen belirtilmelidir ki, fiili veya gerçek çalışmayı ortaya koyacak belgeler, işe giriş bildirgesiyle birlikte, 506 sayılı Kanunun 79.maddesinde belirtilen ve sigortalının çalışma gün sayısını, kazanç durumunu, çalışma tarihleriyle birlikte ortaya koyan aylık sigorta gün bildirgeleri ile Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliğinin 17.maddesinde belirtilen dört aylık dönem bordroları gibi kuruma verilmesi zorunlu belgelerdir. Yöntemince düzenlenip süresi içerisinde kuruma verilen işe giriş bildirgesi, kişinin işe girdiğini göstermekte ise de, fiili çalışmanın varlığının ortaya konulması açısından tek başına yeterli kabul edilemez.Sigortalılıktan söz edebilmek için çalışmanın varlığı, Yargıtay’ın 79/8 maddeye dayalı sigortalılığın tespiti davaları yönünden kabul ettiği ilkelere uygun biçimde belirlenmelidir. Zira sigortalılığın başlangıcına yönelik her dava, sigortalılığın tespiti istemini de içermektedir. Aksine düşünce, özellikle yaşlılık aylığının kabulü için öngörülen sigortalılık süresi yönünden çalışanlar ile çalışmayanlar arasında adaletsiz ve haksız bir durum yaratır.

Bu nedenle; işe giriş bildirgesinin verildiği ancak yasal diğer belgelerin bulunmadığı durumlarda çalışmayı ortaya koyabilecek inandırıcı ve yeterli kanıtlar aranmalı ve kamu düzenine dayalı bu tür davalarda, hakim görevi gereği, doğrudan soruşturmayı genişleterek, sigortalılık koşullarının oluşup oluşmadığını belirlemelidir. Bu davalarda da iş yerinde tutulması gerekli dosyalar ile kurumdaki belge ve kanıtlardan yararlanılmalı, ücret bordroları getirtilmeli, müfettiş raporları olup olmadığı araştırılmalı, aynı dönemde iş yerinde çalışanlar saptanmalı, sigortalının hangi işte hangi süre ile çalıştığı açıklanmalı, gerektiğinde komşu iş yeri çalışanlarının da bilgilerine başvurularak gerçek çalışma olgusu somut ve inandırıcı bilgilere dayalı biçimde kanıtlanmalıdır.

Yargıtay Hukuk Genel kurulunun 16.6.1999 gün ve 1999/21-510-527, 30.6.1999 gün ve 1999/21-549-555, 5.2.2003 gün ve 2003/21-35-64 sayılı kararları da aynı doğrultuda olup, mahkemenin direnme kararında belirttiği Hukuk Genel kurulunun 5.12.2002 gün ve 2001/21-1057-1094 esas karar sayılı onama kararı o davadaki somut olayın özelliği göz önünde tutularak verilmiştir.

Yerel mahkemece bu gerekçeye dayalı bozma kararına uyulması gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Direnme kararı bu nedenle bozulmalıdır.

SONUÇ : Davalı SSK Başkanlığı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda ve Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı HUMK.nun 429.maddesi gereğince BOZULMASINA, 15.10.2003 gününde oybirliği ile karar verildi.

YARGITAY HUKUK GENEL KURULU E. 2004/21-480 K. 2004/579 T. 3.11.2004
DAVA : Taraflar arasındaki “Hizmet, Tespiti” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Bursa 2.İş Mahkemesince davanın reddine dair verilen 6.6.2003 gün ve 529-355 sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine. Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin 22,12.2003 gün ve 9046-10605 sayılı ilamı ile.

( …Davacı, davalı işverene ait işyerinde 1.6.1994-21.6.1996 tarihleri arasında hizmet akdine dayalı olarak sürekli çalıştığının tespitini istemiştir. Mahkemece ilamda belirtildiği şekilde talebin reddine karar verilmiştir.

Mahkemece bu karara ulaşılırken Dairemizin bozma kararına uyulmuşsa da gereği verine getirilmemiştir.

Davacının bordro tanığı olarak bildirdiği N. K. ‘nin 1995 yılında 5-6 ay süre ile çalıştığı ve bu sı{re içinde davacıyı tanımadığını söylediği dikkate alındığında, bu beyanın daha uzun süreyi kapsayan isteme ilişkin dönemi tespite esas olamayacağı ortadadır.

Yapılacak iş, dosyadaki mevcut ve yapılacak araştırma ile tespit edilecek ve istenen süreyi kapsayacak diğer bordro tanıklarının dinlenmesi sureti ile gerekli saptamayı yapmak ve işçilik hakları istemli dosyadaki hükme esas kanıtların da birlikte değerlendirilerek sonucuna göre karar vermekten ibarettir.

Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde eksik araştırma ve incelemeyle hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır… ) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

KARAR : Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

SONUÇ : Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı HUMK’un 429. Maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 3.11.2004 gününde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY HUKUK GENEL KURULU E. 2004/21-538 K. 2004/621 T. 24.11.2004
DAVA : Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

KARAR : 506 sayılı Soysal Sigortalar Kanunu’nun 108. maddesi sigortalılık süresini düzenlemektedir. Bir kimsenin sigortalılık niteliği taşımadığı halde ona ait sigortalılık süresinden söz edilemeyeceği ise ortadadır. Olağan olarak sigortalılık niteliği anılan Kanun’un 2. maddesi gereğince hizmet akdinin kurulması ve aynı Kanun’un 6. maddesi uyarınca çalışmaya başlaması ile edinilir. 506 sayılı Kanun’un 2 ve 6. maddelerinde açıkça belirtildiği üzere, sigortalılığın oluşumu yönünden çalışma olgusunun varlığı zorunludur. Eylemli çalışmanın varlığı saptanmadıkça; sadece hizmet akdine dayanılması halinde dahi, sigortalılıktan söz edilemez.

Öncelikle fiili çalışmanın varlığının hangi kanıt ve olgularla belirleneceği üzerinde durulmalıdır.

Hemen belirtilmelidir ki, fiili veya gerçek çalışmayı kanıtlayacak belgeler, işe giriş bildirgesiyle birlikte, 506 sayılı Kanun’un 79. maddesinde belirtilen ve sigortalının çalışma gün sayısını, kazanç durumunu, çalışma tarihleriyle birlikte ortaya koyan aylık prim ve hizmet belgesi gibi ( geçmiş dönem ve aylara ilişkin ) kuruma verilmesi zorunlu belgelerdir. Yöntemince düzenlenip süresi içerisinde kuruma verilen işe giriş bildirgesi, kişinin işe girdiğini göstermekte ise de, fiili çalışmanın varlığının ortaya konulması açısından tek başına yeterli kabul edilemez. Sigortalılıktan söz edebilmek için çalışmanın varlığı, Yargıtay’ın 506 sayılı Kanun’un 79/10. maddesine dayalı sigortalılığın tespiti davaları yönünden kabul ettiği ilkelere uygun biçimde belirlenmelidir. Zira sigortalılığın başlangıcına yönelik her dava, sigortalılığın tespiti istemini de içermektedir. Aksine düşünce, özellikle yaşlılık aylığının kabulü için öngörülen sigortalılık süresi yönünden çalışanlar ile çalışmayanlar arasında adaletsiz ve haksız bir durum yaratacaktır. Bu nedenle; işe giriş bildirgesinin verildiği ancak yasal diğer belgelerin bulunmadığı durumlarda çalışmayı ortaya koyabilecek inandırıcı ve yeterli kanıtlar aranmalı ve Anayasa’nın 60. maddesinde tanımlanan sosyal güvenlik hakkının niteliği gereği bu tür davalarda, hakim doğrudan soruşturmayı genişleterek, sigortalılık koşullarının oluşup oluşmadığını belirlemelidir. Bu davalarda da iş yerinde tutulması gerekli dosyalar ile kurumdaki belge ve kanıtlardan yararlanılmalı, ücret bordroları getirtilmeli, müfettiş raporları olup olmadığı araştırılmalı, aynı dönemde iş yerinde çalışanlar saptanmalı, sigortalının hangi işte hangi süre ile çalıştığı açıklanmalı, gerektiğinde komşu işyeri çalışanlarının da bilgilerine başvurularak gerçek çalışma olgusu somut ve inandırıcı bilgilere dayalı biçimde kanıtlanmalıdır. Ayrıca, işe giriş bildirgesinin Kuruma veriliş tarihi, sigorta sicil numarasının hangi yıla ait serilerden olduğu araştırılmalı, bildirgede işi giriş tarihi olarak gösterilen tarih ile belirlenen bu tarihler arasında yasanın bildirim için öngördüğü süreleri aşan farklılıkların bulunduğunun anlaşılması halinde ise bunların nedenleri üzerinde durulmalıdır. Çalışmanın eylemli olduğunun anlaşılması halinde ise bu kez, işe giriş bildirgesinin 506 sayılı Kanun’un 79. maddesinde öngörülen hak düşürücü süre içinde Kurum’a verilip verilmediği olgusu da irdelenerek sonucuna göre bir karar verilmelidir.

Yerel mahkemece bu gerekçeye dayalı bozma kararına uyulması gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Direnme kararı bu nedenle bozulmalıdır.

SONUÇ : Temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda ve özel daire kararında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA, 24.11.2004 gününde karar verildi.


YARGITAY 10. Hukuk Dairesi Esas No. 2018/2988 Karar No. 2018/10345 Tarihi: 10.12.2018


DAVA: Dava, hizmet tespiti istemine ilişkindir.
Mahkemece, bozmaya uyularak ilâmında belirtildiği şekilde davanın kabulüne karar verilmiştir.
Hükmün, davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Sigorta başlangıcının tespiti istemine yönelik olarak yapılan incelemede;
506 sayılı Kanunun 108. maddesi gereğince sigortalılık başlangıç tarihinin belirlenmesine ilişkin açılan her dava, sigortalılığın saptanması istemini de içerdiğinden, aynı Kanunun 79/10 maddesi kapsamında bir günlük çalışmanın belirlenmesi davasıdır. Bu nedenle hizmet tespiti davalarındaki kanıtlama yöntem ve ilkeleri benimsenip uygulanmalı, başka bir anlatımla, sigortalılıktan söz edilebilmesi için, çalışmanın varlığı, hizmet tespiti davaları yönünden kabul edilen yöntem ve ilkelere uygun biçimde saptanmalıdır.
6100 sayılı HMK m. 119/1-e gereğince davacının, iddiasının dayanağı olan bütün vakıaları sıra numarası altında açık özetlerini bildirme, m. 194 gereğince de tarafların, dayandıkları vakıaları, ispata elverişli şekilde somutlaştırma yükümlülüğü vardır. Tarafların, dayandıkları delilleri ve hangi delilin hangi vakıanın ispatı için gösterildiğini açıkça belirtmeleri zorunludur.
Bir davada haklı çıkabilmek için soyut veya genel hatlarıyla bir iddiayı ortaya koymak yeterli değildir. Aynı zamanda bu iddiaların, ispata elverişli hale getirilerek zaman, mekân ve içerik olarak somutlaştırılması gerekir. En azından iddianın araştırılabilmesine yönelik somut bilgi ve açıklamaların sunulması gerekir. İddia somutlaştırıldıktan sonra hâkim ve karşı taraf, bunun üzerinden savunma ve yargılama yapabilecektir. Soyut iddialar ve vakıalar üzerinden değerlendirme yapılması mümkün değildir.
Somutlaştırma yükü, genel anlamda tarafların açıklama ödevinin bir parçası ve layihalar teatisi aşamasındaki tezahür şeklidir. Somutlaştırma yükü, basit yargılama ve kendiliğinden araştırma ilkesinin uygulandığı davalarda da geçerlidir.
HMK m. 31 gereğince, Hâkim, uyuşmazlığın aydınlatılmasının zorunlu kıldığı durumlarda, maddi veya hukuki açıdan belirsiz yahut çelişkili gördüğü hususlar hakkında, taraflara açıklama yaptırabilir; soru sorabilir; delil gösterilmesini isteyebilir.
Davaya konu talebin somutlaştırılmaması halinde önce hâkim, m. 31 ve 119/1-e gereğince davayı aydınlatma ödevi ve ön incelemedeki görevi gereği, somut olmayan hususların belirlenmesini davacıdan istemeli, gerekirse tarafa açıklattırma yaptırmalı, bu eksiklik giderildikten sonra yargılamaya devam etmelidir.
Sigortalılığın tespitinde, yöntemince düzenlenerek yasal hak düşürücü süre içerisinde Kuruma verilen sigortalı işe giriş bildirgesi, ilgilinin işe alındığını gösteren yazılı delil niteliğinde ise de sigortalılığın kabulü açısından tek başına yeterli kabul edilemez ve bu kapsamda çalışma olgusunun da inandırıcı ve yeterli delillerle ispatlanması gerekmektedir. Bu amaçla; sigortalı işe giriş bildirgesinin Kuruma veriliş tarihi, bildirgedeki kimlik bilgilerinin, varsa imza ve fotoğrafın davacıya ait olup olmadığı, davacıya verilen sigorta sicil numarasının hangi yılın serilerinden olup sonraki dönemde gerçekleşen hizmetlerinde kullanılıp kullanılmadığı saptanmalıdır.
Bu tür davalar kamu düzeni ile ilgili olduğundan özel bir duyarlılıkla ve özenle yürütülmeleri zorunlu olup mahkemece, öncelikle davacının davasını somutlaştırma yükümlülüğü kapsamında işverenin kim olduğu, işyerinde ne iş yaptığı, başka çalışan olup olmadığı, idarecilerin kim olduğu, işyerinin nerede olduğu ve komşularının kimler olduğunun davacıya sorulup açıklattırılması gerektiği, ayrıca tarafların sunduğu deliller ile yetinilmeyerek, kendiliğinden araştırma ilkesi benimsenmek suretiyle, sigortalılığın kabulü ve hüküm altına alınabilmesi için hizmet akdinin ve eylemli çalışmanın varlığı ortaya konulmalıdır. Bu amaçla hizmeti ortaya koyabilecek belgeler, varsa Kurum görevlileri tarafından düzenlenen rapor ve tutanaklar getirtilmeli, yine davalı iş yerinde aynı dönemde bildirimleri yapılan sigortalılar tanık sıfatıyla dinlenilmeli, gerektiğinde aynı çevrede faaliyet yürüten işverenler ve bunların çalıştırdığı kimseler yeniden Kurum ve Kolluk marifetiyle yöntemince belirlenerek bilgi ve görgülerine başvurulmalı, böylelikle iddianın somut ve inandırıcı bilgilere dayalı biçimde kanıtlanıp kanıtlanmadığı değerlendirilmelidir. (HGK 29.06.2005 gün ve 2005/21-409- 413, 23.12.2009 gün ve 2009/10-581-619, 10.02.2010 gün ve 2010/10-72-72, 21.09.2011 gün ve 2011/10-527– 552)
Bu yasal düzenleme ve açıklamalar ışığı altında inceleme konusu dava değerlendirildiğinde, davacının talep ettiği dönemlere ilişkin fiili çalışmasının olup olmadığının aydınlatılamadığı, davaya konu talebin somutlaştırılmadığı anlaşılmakla; Mahkemece, davacıya talep ettiği yıllara ilişkin nasıl çalıştığı, ücretini ne şekilde aldığı, ara verip vermediği, 15.08.1989 tarihli işe giriş bildirgesi verilen iş yerinde çalışıp çalışmadığı, iddia ettiği çalışmasının yılın tamamına mı ait mi yoksa belirli aylara mı ait olduğu sorulmalı, ara verilmiş ise hak düşürücü süre irdelenmeli, tüm dönemleri kapsayan muhtarlar ve azalar ( dönemleri açık açık yazılmak suretiyle) ayrıca orman bekçisi Hüseyin ve köy sakinleri tanık olarak dinlenilmeli, talep edilen sürenin çok uzun yılları kapsaması nedeniyle çalışma süresi, şekli ve ücret ödemeleri titizlikle belirlenmeli, uyuşmazlık konusu husus, hiçbir kuşku ve duraksamaya yer bırakmayacak biçimde çözümlenip; deliller hep birlikte değerlendirilip takdir edilerek, varılacak sonuç uyarınca bir karar verilmelidir.
Yukarıda açıklanan maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulmaksızın, mahkemece eksik inceleme ve araştırma sonucu davanın kabulüne karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O hâlde, davalılar vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davalılardan …’na iadesine, 10.12.2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.


Ne zaman emekli olurum sorusunun cevabını bu linke tıklayarak bilgilerinizi girip kendiniz de hesaplayabilirsiniz. Bkz: https://uyg.sgk.gov.tr/nezaman/

Av.Ahmet Can 

İletişim Bilgilerimiz : 

Tel : 0 532 409 18 85 

Mail : ahmetcan@ahmetcan.av.tr 

Form : Üzerine Tıklayınız 

İletişime geçmek için 0 532 409 18 85 no’lu telefondan arayabilir, ahmetcan@ahmetcan.av.tr adresine mail gönderebilir ya da bu formu doldurarak telefon numaranızı bırakabilirsiniz. 

Hukuki gelişmelerden haberdar olmak için bültenimize kaydolabilirsiniz