Sigorta Hukuku arşivleri • Can Hukuk Bürosu

Kategori: Sigorta Hukuku

Kendisine yersiz veya fazla ödeme yapılan gelir veya aylık almakta olanlar ve bunların hak sahiplerinin kasıtlı ve kusurlu davranışlarından doğan fazla veya yersiz ödemeler ile Sosyal Güvenlik Kurumunun  hatalı işlemlerinden doğan fazla veya yersiz ödemeler

Kendisine yersiz veya fazla ödeme yapılan gelir veya aylık almakta olanlar ve bunların hak sahiplerinin kasıtlı ve kusurlu davranışlarından doğan fazla veya yersiz ödemeler ile Sosyal Güvenlik Kurumunun  hatalı işlemlerinden doğan fazla veya yersiz ödemeler

Sosyal Güvenlik Kurumunca gelir veya aylık almakta olanlara ve bunların hak sahiplerine, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu kapsamında fazla veya yersiz olarak yapılan ödemeler, tespit edilmekte, tespit edilen fazla ve yersiz ödeme Borç Bildirim Belgesi ile tebliğ edilmekte, bir ay içinde ödenmesi talep edilmekte, ödenmediğinde takip yapılmakta ve tahsil edilmektedir. 

Fazla veya yersiz ödeme, Sosyal Güvenlik Kurumunca, gelir veya aylık almakta olanlara ve bunların hak sahiplerine, fazla veya yersiz olarak yapıldığı tespit edilen Kanun kapsamındaki her türlü ödemedir. 

Kendisine yersiz veya fazla ödeme yapılan gelir veya aylık almakta olanlar ve bunların hak sahiplerinin kasıtlı ve kusurlu davranışlarından doğan fazla veya yersiz ödemeler

a) Sosyal Güvenlik Kurumuna verilen veya ibraz edilen belgelerle gerçeğe aykırı bildirimde bulunulması,

b) Örneği Sosyal Güvenlik Kurumunca hazırlanan belgelerle bildirilmesi taahhüt edilen durum değişikliklerinin bir ay içinde Sosyal Güvenlik Kurumuna bildirilmemesi,

c) Kanunda öngörülen şartlar yerine gelmediği hâlde, sahte bilgi ve belgelerle sağlık hizmetleri ve diğer haklardan, ödeneklerden yararlanılması ile gelir veya aylık bağlatılması,

ç) Sahte hizmet kazandırılmak suretiyle sağlık hizmetleri ve diğer haklardan, ödeneklerden yararlanılması ile gelir veya aylık bağlatılması,

d) Boşanma nedeniyle gelir veya aylık bağlandıktan sonra boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşanması,

e) Gelir ve aylıklarının kesilmesi gerektiği hâlde durumun gizlenmesi ve/veya bildirilmemesi,

f) Sigortalılar ile gelir veya aylık alanlara yapılan ödemelerden, hak sahipliği sona ermesine rağmen herhangi bir kişi tarafından tahsilat yapılması,

kendisine yersiz veya fazla ödeme yapılan gelir veya aylık almakta olanlar ve bunların hak sahiplerinin kasıtlı ve kusurlu davranışlarını oluşturur. 

Kendisine yersiz veya fazla ödeme yapılan gelir veya aylık almakta olanlar ve bunların hak sahiplerinin kasıtlı ve kusurlu davranışlarından doğan fazla veya yersiz ödemeler, tespit edildiği tarihten geriye doğru en fazla on yıllık süreye kadar, her bir ödemenin yapıldığı tarihten itibaren hesaplanacak kanunî faizi ile birlikte tahsil edilir.

Bununla birlikte, Sosyal Güvenlik Kurumunun  yanlış işlem ve ödeme yapmasına sebebiyet veren ve bu suretle adına borç tahakkuk ettirilen ve/veya borç tahakkuk ettirilmesine neden olan kişiler hakkında, ayrıca Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunulur.

Sosyal Güvenlik Kurumunun  hatalı işlemlerinden doğan fazla veya yersiz ödemeler

Kendisine yersiz veya fazla ödeme yapılan gelir veya aylık almakta olanlar ve bunların hak sahiplerinin kasıtlı ve kusurlu davranışları dışında kalan, Sosyal Güvenlik Kurumu çalışanlarının kasıtlı veya kusurlu davranışı, ihmali, dikkatsizliği ve bilgisizliği gibi sebeplerden kaynaklanan yersiz ödemeler Sosyal Güvenlik Kurumunun  hatalı işlemlerini oluşturur.

Sosyal Güvenlik Kurumunun  hatalı işlemlerinden doğan fazla veya yersiz ödemeler tespit edildiği tarihten geriye doğru en fazla beş yıllık süreye kadar, borcun kendisine yersiz veya fazla ödeme yapılan gelir veya aylık almakta olanlar ve bunların hak sahiplerine tebliğ edildiği tarihten itibaren yirmi dört ay içinde ödendiği takdirde faizsiz tahsil edilir.

Sosyal Güvenlik Kurumunun  hatalı işlemlerinden doğan fazla veya yersiz ödemeler tespit edildiği tarihten geriye doğru en fazla beş yıllık süreye kadar, borcun kendisine yersiz veya fazla ödeme yapılan gelir veya aylık almakta olanlar ve bunların hak sahiplerine tebliğ edildiği tarihten itibaren yirmi dört aylık sürenin dolduğu tarihten sonra yapılacak ödemeler, yirmi dört aylık sürenin dolduğu tarihten itibaren hesaplanacak olan kanunî faizi ile birlikte tahsil edilir.

Sosyal Güvenlik Kurumu çalışanlarının kasıtlı veya kusurlu davranışı, ihmali, dikkatsizliği ve bilgisizliği gibi sebeplerden kaynaklanan yersiz ödemelerin, borcun kendisine yersiz veya fazla ödeme yapılan gelir veya aylık almakta olanlar ve bunların hak sahiplerine tebliğ edildiği tarihten itibaren 1 ay içinde borç miktarının def’aten ödenmemesi halinde yirmi dört aylık süre beklenilmeksizin alacağın tahsili için alacak takip dosyası hukuk birimine intikal ettirilir.

Sosyal Güvenlik Kurumu çalışanlarının kasıtlı veya kusurlu davranışı, ihmali, dikkatsizliği ve bilgisizliği gibi sebeplerden kaynaklanan yersiz ödemelerin, borcun kendisine yersiz veya fazla ödeme yapılan gelir veya aylık almakta olanlar ve bunların hak sahiplerine tebliğ edildiği tarihten itibaren 1 ay içinde borç miktarı taksitlendirilmiş ise taksitlerin ödeme planına uygun ve vadesinde düzenli olarak ödenmemesi halinde yirmi dört aylık süre beklenilmeksizin alacağın tahsili için alacak takip dosyası hukuk birimine intikal ettirilir.

Fazla veya yersiz ödemenin tespiti

Fazla veya yersiz ödeme; kontrol, denetim, inceleme, Sayıştay’ca kesin hükme bağlama veya yargılama sonucunda tespit edilir.

Fazla veya yersiz ödemelerin değerlendirilmesi

Kendisine yersiz veya fazla ödeme yapılan gelir veya aylık almakta olanlar ve bunların hak sahiplerinin kasıtlı ve kusurlu davranışlarından doğan fazla veya yersiz ödemeler ile Sosyal Güvenlik Kurumunun  hatalı işlemlerinden doğan fazla veya yersiz ödemelere ait değerlendirilme, daire başkanlıklarında daire başkanınca belirlenen şube müdürleri, il müdürlüklerinde ise il müdürünce belirlenecek il müdür yardımcısı, şube müdürü veya merkez müdürü tarafından yapılır. Değerlendirme işleminde, Değerlendirme Onayı kullanılır.

Sebepsiz zenginleşme hukuksal temeline dayalı bu tür davalarda öngörülen bir yıllık zamanaşımı süresinin başlangıcı Sosyal Güvenlik Kurumu… açısından, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 16.09.1987 tarihli ve 1987/9-68 E., 1987/618 K. sayılı kararında da vurgulandığı gibi, .. Sosyal Güvenlik Kurumu …dava açma konusunda yetkili kılınan kişi veya organlarının verdiğini geri almaya (istirdada) hakkı olduğunu öğrendiği tarihtir. Nitekim aynı hususlara Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 12.11.2014 tarihli ve 2013/4-1227 E., 2014/906 K. sayılı kararlarında da yer verilmiştir. Zamanaşımının başlangıç tarihini tayin hususunda dava açma konusunda emir vermeye yetkili makamın ve bu makamın fiil ve zararı öğrenme tarihinin tespiti, .. idarenin emir vermeye yetkili makamının “işbu davanın açılması için verdiği olur tarihi”nin belirlenmesi gerekmektedir.” (Y.HGK. 2017/1050 E.  ,  2020/696 K. 29.09.2020 tarihli kararı) demek suretiyle değerlendirme onayının zamanaşımının başlangıcında önemi ortaya çıkmaktadır. 

Alacak takip dosyası

Sosyal Güvenlik Kurumunca tespit edilecek her türlü fazla veya yersiz ödeme için Borç Tablosu ve Alacak Takip Tablosu düzenlenir.

Değerlendirme sonucu, Sosyal Güvenlik Kurumunun  hatalı işlemlerinden doğan fazla veya yersiz ödemelerin çok sayıda kişiyi ilgilendirmesi durumunda, Borçlular Tablosu düzenlenir.

Yargı kararları ve Sayıştay ilamlarıyla tespit edilen fazla veya yersiz ödemelerden kaynaklanan Sosyal Güvenlik Kurumu alacakları için merkezde Strateji Geliştirme Başkanlığınca, taşrada ise Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğü veya Merkez Müdürlüğünce alacak takip dosyası oluşturulur.

Sayıştay denetçileri tarafından düzenlenen sorgular ihbar kabul edilerek, Sosyal Güvenlik Kurumunca denetim veya inceleme başlatılabilir.

Fazla veya yersiz ödemeden kaynaklanan alacağın tahakkuk ettirilmesi

Düzenlenen borç tablosu üzerinde kendisine yersiz veya fazla ödeme yapılan gelir veya aylık almakta olanlar ve bunların hak sahiplerinin kasıtlı ve kusurlu davranışı sebebiyle yapılan fazla veya yersiz ödemelerin her biri için, ödemenin yapıldığı tarihten hatalı işlemin tespit edildiği tarihe kadar kanunî faiz hesaplanır. 

Fazla veya yersiz ödemelerin geri alınmasında 4/12/1984 tarihli ve 3095 sayılı Kanunî Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun hükümleri uygulanır.

Yapılan ödemeler ve hesaplanan faiz toplamı kendisine yersiz veya fazla ödeme yapılan gelir veya aylık almakta olanlar ve bunların hak sahipleri adına borç kaydedilir. 

Bu şekilde tahakkuk ettirilecek borçlarda daha sonra hesaplanacak faizler için faiz başlangıç tarihi borcun tespit edildiği tarihtir.

Sosyal Güvenlik Kurumunun  hatalı işlemlerinden kaynaklanan fazla veya yersiz ödemeler için de borç tablosu düzenlenir. Ancak, Sosyal Güvenlik Kurumunun  hatalı işlemlerinden doğan fazla veya yersiz ödemeler için borcun tahakkuk ettirilmesi sırasında herhangi bir faiz hesaplanmaz. Bu şekilde tahakkuk ettirilen borçlar için faiz başlangıç tarihi, borcun kendisine yersiz veya fazla ödeme yapılan gelir veya aylık almakta olanlar ve bunların hak sahiplerine tebliğ edildiği tarihi takip eden yirmi dördüncü ayın bittiği tarihtir.

Fazla veya yersiz ödemelerin tebliği

Fazla veya yersiz ödemeden kaynaklanan alacaklar, merkezde ilgili birimlerce, taşrada ise sosyal güvenlik Sosyal Güvenlik Kurumu il müdürlüklerince düzenlenen Borç Bildirim Belgesi ile 7201 sayılı Tebligat Kanununa göre kendisine yersiz veya fazla ödeme yapılan gelir veya aylık almakta olanlar ve bunların hak sahiplerine tebliğ edilir.

Yargılama sonucunda hükme bağlanan ve taraflara tebliğ edilen fazla veya yersiz ödemelerden kaynaklanan alacaklara ilişkin kararın kesinleşmesi beklenmeksizin, takip işlemlerine başlanır. 

Fazla veya Yersiz Ödemeye İtiraz 

İtiraz merkezde ilgili birimce, taşrada ise il müdürlüklerince başvuru tarihinden itibaren on iş günü içinde değerlendirme onayını veren merciin amiri tarafından karara bağlanır. 

İtiraz ve itirazı değerlendirme süresi ödeme süresini değiştirmez.

Fazla veya Yersiz Ödemenin Tahsili

Sosyal Güvenlik Kurumunca kendisine yersiz veya fazla ödeme yapılan gelir veya aylık almakta olanlar ve bunların hak sahiplerine fazla veya yersiz olarak yapıldığı tespit edilen ödemeler, kendisine yersiz veya fazla ödeme yapılan gelir veya aylık almakta olanlar ve bunların hak sahiplerinin Sosyal Güvenlik Kurumundan birikmiş aylık, gelir ve diğer her türlü alacaklarından mahsup edilmek, gelir ve aylıklarından kesinti yapılmak suretiyle tahsil edilir. 

Kendisine yersiz veya fazla ödeme yapılan gelir veya aylık almakta olanlar ve bunların hak sahiplerinin Sosyal Güvenlik Kurumundan herhangi bir alacağının bulunmaması hâlinde, fazla ve yersiz ödeme genel hükümlere göre tahsil edilir.

Fazla veya yersiz ödeme tutarı; kendisine yersiz veya fazla ödeme yapılan gelir veya aylık almakta olanlar ve bunların hak sahiplerinin Sosyal Güvenlik Kurumundan tahakkuk etmiş herhangi bir alacağı yoksa veya alacaklarından mahsup edildikten sonra kalan borcu varsa ve Sosyal Güvenlik Kurumundan gelir ve aylık almaya devam ediyorsa, kesintinin başlayacağı ödeme dönemi başı itibariyle kanunî faizi ile birlikte hesaplanan borç, gelir ve aylıklardan %25 oranında kesilmek suretiyle tahsil edilir.

 

 

 

 

SGK, ilaç teminine ilişkin olarak imzalanan protokol hükümlerine aykırılıktan kaynaklı olarak, kasten hareket etmeyen eczane hakkında ceza koşulu işlemini uygulayamaz. 

SGK, ilaç teminine ilişkin olarak imzalanan protokol hükümlerine aykırılıktan kaynaklı olarak, kasten hareket etmeyen eczane hakkında ceza koşulu işlemini uygulayamaz. 

Y.3. HD. 2020/974 E.  ,  2020/5345 K. 05.10.2020 tarihli kararı 

Taraflar arasında ilk derece mahkemesinde görülen muarazanın men’i davasının kabulüne dair verilen hüküm hakkında bölge adliye mahkemesi tarafından yapılan istinaf incelemesi sonucunda; davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

Y A R G I T A Y  K A R A R I

Davacı, ilgili eczanenin sahibi ve mesul müdürü olduğunu, davalı SGK ile Türk Eczacılar Birliği arasında imzalanan tek tip sözleşmeyi kendisinin de ek protokol imzalayarak taraf olduğunu,2008 yılı protokolünün 6.13.19 maddesi çerçevesinde davalı kurumca cezai işlem uygulandığını, ancak olaya konu fiiller incelendiğinde reçete ve rapordaki tahribatın kendisinin kastı ile yapıldığına dair hiçbir emare bulunmadığını, reçete ve raporların ilgili hastalara ait olup ilaçların bu hastalarca kullanıldığını, davalı kurumun 2008 yılından itibaren tüm işlemleri bilgisayar üzerinden TC kimlik numarası kullanarak yaptığını, kendisinin eczacı olarak ibraz edilen reçeteyi şekil ve içerik bakımından kontrol edip sözleşme uyarınca da ilaçları hasta yakınına teslim ettiğini ileri sürerek, sözleşmenin feshi işleminin iptalini, sözleşmenin eski hale getirilmesini ve sözleşmenin devamına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı, SGK başmüfettişinin denetim raporuna göre davacı eczanenin usulsüzlük yaptığı belirlenerek eczane hakkında 2008 yılı İlaç Temin Protokolü’nün 6.13.19 maddesi uyarınca davacının sözleşmesinin feshedildiğini ve 2 yıl süre ile yeniden sözleşme yapılmamasının kararlaştırıldığını, yürütülen soruşturma ve karne sahiplerinin ifadelerinin reçete üzerindeki imzaların kendilerine ait olmadığını ve bu ilaçların kendilerine teslim edilmediğini gösterdiğini, raporların şeklen sahih içerik olarak sahte olduğunu, rapor sahibi kişilerin ilgili hastanelere müracaatları olmadığı, herhangi bir tetkike tabi tutulmadıkları gibi raporda bahsi geçen rahatsızlıkları taşımadıklarının tespit edildiğini, davacının sözleşme ile yükümlendiği edimleri yerine getirmediğini davacının, şeklen sahih içerik olarak sahte raporun düzenlenmesine iştirak etmediği kabul edilse dahi rapor ve sağlık karnesi sahibi olmayan kişilere ilaç teslimi yapmakla zararın oluşmasına sebebiyet verdiğini, kastı ve kusuru olmadığını davacının ispat etmesi gerektiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.

İlk Derece Mahkemesince, davanın kabulü ile, davalı SGK Başkanlığının 2008 yılı Eczane Protokolü”nün 6.3.19 maddesi hükmü uyarınca reçete bedeli 5.073,50TL ile reçete bedelinin 10 katı olan 50.735,00 TL cezai şart uygulanmasına, sözleşmenin feshine ve iki yıl süreyle sözleşme yapılmamasına ilişkin kararın hukuka uygun olmadığının tespiti ile çekişmenin giderilmesine karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesinin bu kararına karşı davalı vekili istinaf isteminde bulunmuştur.

Bölge Adliye Mahkemesince, davacı eczacının davalı kurum ile sözleşme serbestisi içerisinde ilaç temin sözleşmesi imzaladığı, sözleşmenin imzası esnasında bu şartların mevcut olduğu, sözleşmeye aykırılık gerçekleştiğinden bunun genel işlem şartı olduğunun ileri sürülmesinin doğru görülmediği, davacı eczacının reçetedeki ilaçları hastalara ya da hasta yakınlarına vermekle sahteciliğe fiili olarak ortak olduğu, bu usulsüzlükten menfaat temin edenin eczacı olduğu, davacının sahte reçete düzenleme fiilinde elbirliği içinde hareket ettiğinin kabulü gerektiği, kabule göre ise, sahte reçetede belirtilen ilaç bedellerinden SGK’nın sorumlu tutulmasının da yerinde olmadığı gerekçesi ile;

Davacının istinaf talebinin kabulüne,

… 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 30/09/2017 tarih, 2009/81 Esas, 2017/180 Karar sayılı kararının kaldırılmasına,

Davacının davasının reddine karar verilmiş; bu karar davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

1-Uyuşmazlık;taraflar arasında ilaç teminine ilişkin olarak imzalanan protokol hükümlerine aykırılıktan kaynaklı olarak, davacı eczane hakkında uygulanan cezai işlemin yerinde olup olmadığı, bu kapsamda sözleşmenin feshi gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.

2008 yılı eczane protokolünün 6.3.19. maddesinde ‘’Eczacı yada eczane çalışanlarınca Kurumu zarara uğratmak amacıyla kasıtlı olarak Kuruma sahte ilaç fiyat kupürü veya sahte reçete veya sahte rapor fatura edildiğinin tespiti halinde reçete bedelinin 10 katı tutarında cezai şart uygulanarak sözleşme feshedilir ve 2 yıl süre ile sözleşme yapılmaz. Uygulanacak cezai şart 10.000 YTL’den az olamaz.

Ancak, söz konusu sahte kupür veya sahte reçete veya sahte raporun eczacının kastı dışında üçüncü kişilerin dahli ile Kuruma fatura etme işlemi gerçekleştirilmiş ise bu madde hükmü uygulanmaz. ‘’ denilmektedir.

01.02.2012 tarihinde yürürlüğe giren 2012 protokolü ve 01.01.2016 tarihinde yürürlüğe giren 2016 protokolü ile dava konusu cezai işlemin dayanağı olan 2008 yılı protokolünün 6.3.19. maddesinin değiştirildiği,2012 ve 2016 yılı protokollerinde 2008 yılı protokolünün 6.3.19 maddesine karşılık gelen 5.3.10. maddesinde ise ‘’Eczacı ya da eczane çalışanlarınca Kurumu zarara uğratmak amacıyla kasıtlı olarak Kuruma sahte ilaç fiyat kupürü/sahte karekod, sahte reçete veya sahte rapor fatura edildiğinin tespiti halinde reçete bedelinin 10 katı tutarında cezai şart uygulanarak eczacı uyarılır. Tekrarı halinde reçete bedelinin 20 katı tutarında cezai şart uygulanarak sözleşme feshedilir ve 1 yıl süreyle sözleşme yapılmaz.

Ancak, söz konusu sahte ilaç fiyat kupürü/sahte karekod, sahte reçete veya sahte raporun eczacı ya da eczane çalışanları dışında üçüncü kişilerin dahli ile Kuruma fatura edildiğinin yapılacak araştırma ve/veya inceleme sonucunda tespit edilmesi halinde bu madde hükmü uygulanmaz.’’ düzenlemesine yer verilmiştir.

Yine 2016 yılı protokolünün 6.10. maddesinde “”Bu protokolün yürürlük tarihinden önceki dönemlerde geçerli olan protokol hükümlerine göre Kuruma fatura edilen ve kontrolleri kurum tarafından bu Protokol yürürlük tarihinden sonra yapılan reçeteler için, ya da reçete kontrolleri yapılmış olmakla birlikte fesih uyarı ve cezai şarta ilişkin işlemlerin henüz tamamlanmadığı durumlarda tespit edilen fiiller için Kurumca bu Protokol hükümleri uygulanır. Ancak eczacı tarafından Kurumdan tebligat tarihinden itibaren bir defaya mahsus olmak üzere yazılı olarak talep edilmesi halinde, ilgili protokol hükümleri uygulanır.”” 6.12. maddesinde “”Bu protokolün yürürlük tarihinden önce herhangi bir nedenle Kurumca veya Kuruma devredilen kurumlarca sözleşmesi feshedilen ve/veya cezai şart uygulanan eczacının bu işleme karşı dava açmış olması ve açılan davanın Protokolün yürürlüğe girdiği tarihte kesinleşmemiş olması halinde yazılı talebi ile; Kurumca tespit edilen ve sözleşmesinin feshedilmesi ve/veya cezai şart uygulanmasına ilişkin fiil/fiiller için Protokolün (5) ve (6) numaralı maddelerinde yer alan hükümler uygulanır. Ancak Kurumca tahsil edilmiş olan cezai şart ve yersiz ödeme tutarları geri ödenmez, mahsup edilmez…””hükmü bulunmaktadır.

Yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olaya bakıldığında ise; davacı eczacı hakkında davalı Kurum müfettişleri tarafından yürütülen soruşturma neticesinde 30.12.2008 tarihli ve 6 sayılı rapor ile,2008 yılı eczane protokolünün 6.3.19 maddesi uyarınca reçete bedelinin 10 katı tutarında olan bedel (5.073,50 TL) 50.735,00 TL cezai şart uygulanmasına ve sözleşmenin 2 yıl süre ile feshedilmesine karar verildiği görülmektedir.Dosya kapsamında yer alan müfettiş raporunda söz konusu cezai işleme dayanak gösterilen davalı Kurum sigortalısı …. ile …..’in ifadeleri de incelendiğinde de görüleceği üzere, davalı Kurumca her ne kadar davacı eczacı hakkında 2008 yılı protokolünün 6.3.19 maddesine göre cezai işlem uygulanmış ise de, söz konusu hastaların alınan beyanlarında sağlık karnelerinin 3.bir kişide olduğunu, bu kişi tarafından işlem yapıldığı yönündeki beyanları, … 2.Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2010/39 Esas sayılı dosyasında davacı eczacı hakkında verilen mahkeme kararı ve özellikle 2008 yılı protokolünün 6.3.19 maddesinde yer alıp 2012 ve 2016 protokollerinin bu maddeye karşılık gelen 5.3.10 maddesinde de açık bir şekilde davacı eczacı ya da çalışanlarının ‘’kastının ‘’ bulunması olgusu bir arada değerlendirildiğinde dosya kapsamı itibariyle davacı eczacının kastı ispat edilememiş olmakla, ilk derece mahkemesince verilen davanın kabulü yönündeki karar doğru olup, bölge adliye mahkemesince davalının istinaf talebinin esastan reddine karar verilmesi gerekirken, hatalı değerlendirme ve varsayımsal nedenlerle ilk derece mahkemesi kararının kaldırarak davanın reddine dair hüküm tesisi doğru görülmemiş, bu husus hükmün bozulmasını gerektirmiştir.

 

SGK yersiz ödeme işleminde çözümü özel veya teknik bir bilgiyi gerektiren konuda mesleği itibariyle uzman bilirkişi oy ve görüşünün alınması zorunludur.

Sgk’nın yersiz ödeme nedeniyle kesinti yaptığı fatura ödeme işlemlerinde, SGK işleminin haksız veya hukuka aykırı olup olmadığının tespiti için 6100 sayılı HMK’nın 266. maddesi hükmüne göre, çözümü özel veya teknik bir bilgiyi gerektiren konuda bilirkişi oy ve görüşünün alınması zorunludur.

Her halde seçilecek bilirkişinin mesleği itibarıyla konunun uzmanı olması gerekir.

Bilirkişiler, raporlarını hazırlarken raporun dayanağı olan somut ve özel nedenleri bilimsel verilere uygun olarak göstermek zorundadır.

Bilirkişi raporu aynı zamanda Yargıtay denetimine de elverişli olacak şekilde bilgi ve belgeye dayanan gerekçe ihtiva etmelidir. Ancak bu şekilde hazırlanmış raporun denetimi mümkün olup, hüküm kurmaya dayanak yapılabilir.

İtirazları giderecek şekilde, kesinti nedenleri doğru değerlendirilerek rapor hazırlanmalıdır.

Mahkeme, bilirkişi raporundaki eksiklik yahut belirsizliğin tamamlanması veya açıklığa kavuşturulmasını sağlamak için, bilirkişiden ek rapor alabilir; ayrıca gerçeğin ortaya çıkması için gerekli görürse, yeni görevlendireceği bilirkişi aracılığıyla, tekrar inceleme yaptırabilir.

Bilirkişi raporu kural olarak hâkimi bağlamaz. Hâkim, raporu serbestçe takdir eder. Hâkim, raporu yeterli görmezse, bilirkişiden ek rapor isteyebileceği gibi gerçeğin ortaya çıkması için önceki bilirkişi veya yeniden seçeceği bilirkişi vasıtasıyla yeniden inceleme de yaptırabilir. Bilirkişi raporları arasındaki çelişki varsa hâkim çelişkiyi gidermeden karar veremez.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2020/1392 E. , 2020/8247 K.
Davacı; imzaladığı sağlık hizmeti satın alma sözleşmesine istinaden davalı kurum hastalarına göz alanında sağlık hizmeti verdiğini, davalı kurumun denetimleri sırasında cerrahi izin belgesi olmadığı halde cerrahi müdahale yapıldığı, yine 23 hak sahibine işlem yapılmadığı halde fatura edildiği gerekçesiyle sözleşmeye aykırılıktan cezai şart kesildiğini, yapılan işlemde damla kullanıldığından 23 hastada ameliyat olmadığı izlenimi oluştuğunu, işlemlerin mevzuata uygun olarak davalı kuruma faturalandırıldığını, ruhsat dışında işlem yapıldığı iddiasıyla verilen cezanın da haksız olduğunu, yapılan işlem için cerrahi operasyon gerekmediğini, sözleşmeye aykırılık bulunmadığını belirterek; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, şimdilik kesilen cezai şart tutarı ile haksız bir şekilde geri ödemek zorunda bıraktırılan Sağlık Hizmetleri Bedellerinin 5.000 TL’sinin ödeme tarihinden itibaren uygulanacak yasal faizi ile birlikte iadesine ve cerrahi işlem olarak kabul edilerek ödenmeyen 3 adet faturaya ilişkin 3.000 TL’nin fatura tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesini talep etmiş, 28/10/2016 tarihinde ıslah ile dava değerini 76.799,75 TL’ye yükseltmiştir.
Davalı; Sağlık Hizmeti Satın Alma Sözleşmesine aykırı eylemlerin kurum muhakkikleri tarafından tespit edildiğini, davacının tespit edilen eylemlerinin sözleşmenin 3.1.6, 5.1.1, 5.1.10 ve 5.1.12 maddelerine açıkça aykırı olduğunu, tahakkuk ettirilen kurum zararı ve cezai şartın sözleşmeye uygun olarak yapıldığını, 20.000 TL cezai şart bedeli ile 56.799,75 TL kurum zararı ve faiz toplamından oluşan toplam 76.799,75 TL’nin davacıdan 10/06/2010 tarihinde tahsil edildiğini savunarak, davanın reddini dilemiştir.
İlk derece mahkemesince; 3.030,60 TL fatura tutarı kesintisi ve 15.153 TL cezai şart kesintisinin yerinde olmadığı, toplam 51.324,32 TL fatura tutarı kesintisi ve buna ilişkin 10.000 TL cezai şartın yerinde olduğu şeklindeki bilirkişi raporu doğrultusunda davanın kısmen kabulüne, kesilen ceza ve faturalardan ödemesi yapılan toplam 76.799,75 TL’den 61.324,32 TL’nin mahsubu ile (haksız olarak kesildiği anlaşılan) bakiye 15.475,43 TL’nin ödeme tarihi olan 10/06/2010 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, toplam 51.324,32 TL fatura tutarı kesintisi ve buna ilişkin 10.000 TL cezai şartın yerinde olduğu anlaşıldığından bu miktara (toplam 61.324,32 TL) ilişkin davanın reddine karar verilmiş; karara karşı taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
Bölge adliye mahkemesince; bilirkişi raporlarının çeliştiği, çelişki giderilmeden verilen kararın hatalı olduğu, ayrıca davacı vekili 2010 ve 2011 yılı ocak-nisan arası dönemde davalı ile mutabakata varıldığını belirttiği halde bilirkişilerce incelenmediği, bu hususun dava kapsamında bulunup bulunmadığı, bulunuyorsa bunun kararda dikkate alınması gerektiğine değinilerek, taraf vekillerinin sair istinaf nedenleri incelenmeksizin kararın kaldırılmasına karar verilmiştir.
Kaldırma kararı sonrasında ilk derece mahkemesince; davacı vekilince, bilirkişi heyetine göz hekimi uzman doktor atanmasını istenmişse de, kaldırma kararında bu yönde bir eleştiri bulunmadığı takdiri ile kaldırma kararı sonrası, hastane müdürü, hesap bilirkişisi ve mali müşavir bilirkişiden alınan 21/12/2017 tarihli asıl, aynı içerikteki 19/03/2018 tarihli ek bilirkişi raporuna itibar edilerek davanın kısmen kabulüne, hükme esas alınan bilirkişi raporu doğrultusunda toplam 51.324,32 TL fatura tutarı kesintisi ve buna ilişkin 10.000 TL cezai şartın yerinde olduğu anlaşıldığından bu miktara (toplam 61.324,32 TL) ilişkin davanın reddine, kesilen ceza ve faturalardan ödemesi yapılan toplam 76.799,75 TL’den 61.324,32 TL’nin mahsubu ile (haksız olarak kesildiği anlaşılan) bakiye 15.475,43 TL’nin ödeme tarihi olan 10/06/2010 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiş; karara karşı, taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
Bölge adliye mahkemesince; mevcut raporlar arasındaki çelişkileri gideren bilirkişi heyeti rapor ve ek raporuna dayanılarak hüküm verildiği, rapor ve ek raporda bilirkişilerin gözle ilgili görüşlere yer verdiği gibi işlemlerin niteliklerine bakıldığında cerrahi müdahale olduğunun açıkça görülebileceği gerekçesiyle, taraf vekillerinin istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiş; karar, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
6100 sayılı HMK’nın 266. maddesi hükmüne göre, çözümü özel veya teknik bir bilgiyi gerektiren konuda bilirkişi oy ve görüşünün alınması zorunludur. Her halde seçilecek bilirkişinin mesleği itibarıyla konunun uzmanı olması gerekir.
HMK’nın 281. maddesinde, tarafların, bilirkişi raporunda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını; belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilecekleri; mahkemece, bilirkişi raporundaki eksiklik yahut belirsizliğin tamamlanması veya açıklığa kavuşturulmasını sağlamak için, bilirkişiden ek rapor alabileceği; ayrıca gerçeğin ortaya çıkması için gerekli görürse, yeni görevlendireceği bilirkişi aracılığıyla, tekrar inceleme yaptırabileceği açıklanmıştır.
Somut olayda; davalı kurumun, davacıya gönderdiği 10/06/2010 tarihli ve 8609277 sayılı yazıyla; “…ameliyathanede anestezi uzmanı olmadığı halde işlem yapılması ve bunun kuruma fatura edilmesi nedeniyle sözleşmeye aykırılıktan 51.324,32 TL yersiz ödeme ve 10.000 TL cezai şart ile 23 hak sahibi hakkında işlem yapılmadığı halde yapılmış gibi gösterilmesi nedeniyle işlem bedeli olan 3.030,60 TL ile 5 katı cezai şart bedeli olan 15.153,00 TL’nin alacaklardan tahsiline karar verilmiştir. Bu uyarı merkezinize yapılan birinci uyarıdır.” denilmektedir.
Davacı, davalı kurumun her iki işlemi için de dava açmış olup, temyize konu edilen kısım; ilk derece mahkemesince davacının cerrahi izin belgesi olmadığı halde hastalara ameliyat (cerrahi müdahale) yaparak bunun davalı Kuruma fatura edildiğinden bahisle sözleşmeye aykırı işlem nedeniyle düzenlenen 51.324,32 TL ve 10.000 TL’lik cezai şarta yönelik davanın reddine ilişkindir.
Hastane saymanı, avukat, mali müşavir bilirkişilerden ve ardından mali müşavir, hastane yöneticisi hukukçu ve SGK uzmanı iktisatçı bilirkişiden ve kaldırma kararı sonrası hastane müdürü, yeminli mali müşavir ve hesap bilirkişisinden alınan 3 ayrı heyet raporunda; Ağır ceza mahkemesindeki yargılama sırasında ATK’nın yazısında Ankara Üniversitesi Göz Ana Bilim Dalı Başkanlığının yapılan işlemlerin “cerrahi müdahale” olduğu yönünde verdiği görüşe göre, davacı hakkında yapılan denetim sırasında cerrahi izin belgesi olmadığı halde davacının cerrahi müdahale yaptığı, cerrahi müdahale sırasında anestezi uzmanı bulundurmadığı, bu nedenle kurum işleminin(temyize konu olan) yasal mevzuata uygun olduğu belirtilmiş ve her ne kadar gerek ilk derece mahkemesince, gerekse bölge adliye mahkemesince, bilirkişi raporları yeterli görülerek yeniden bilirkişi incelemesi yapılmasına gerek görülmemiş ve alınan son heyet raporu ve ek rapora itibar edilmek suretiyle hüküm tesisi yoluna gidilmiş ise de, hükme esas alınan raporu düzenleyen bilirkişilerin mesleği itibariyle konunun uzmanı olmadığı, tıbbi ve teknik bilgi gerektiren konuda Ağır ceza mahkemesinde alınan rapora değinilerek uzman olmadıkları konuda görüş açıkladıkları anlaşılmaktadır.
O halde ilk derece mahkemesince; aralarında göz ile anestezi ve reanimasyon hekimlerinin de yer alacağı konusunda uzman bilirkişilerden oluşturulacak kuruldan davacıya ait merkezde davalı kuruma bağlı hastalar hakkında yapılan tedavilerin, cerrahi müdahale olup olmadığını, gerek tedavi evrakları gerekse Sağlık Uygulama Tebliği ve ilgili mevzuat hükümlerini değerlendiren, ceza davasında belirlenen maddi olguları da dikkate alan denetime elverişli rapor alınması ve hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, yetersiz bilirkişi raporları esas alınarak yazılı şekilde karar verilmiş olması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2020/1394 E. , 2020/8017 K.
Davacı; davalı kurum ile aralarında özel sağlık hizmeti sunucularından sağlık hizmeti satın alma sözleşmesi imzaladığını, davalı kurumun 29/12/2016 gün ve 7060831 sayılı yazısıyla 2012 yılı özel sağlık hizmeti sunucularından satın alma sözleşmesinin (11.1.16) maddesine istinaden tesis edilen 126.000 TL cezai şart bedelinin mevzuata aykırı olduğunu ileri sürerek; söz konusu cezai işlemin iptali ile davalıya borçlu olmadığının tespitini talep etmiştir.
Davalı; Sosyal Güvenlik Merkezince düzenlenen 27/10/2016 tarih ve 11085 sayılı Sağlık Hizmet Sunucusu İnceleme Raporu ile; davacı şirkete ait hastanede çalışan 23 sigortalıya aynı tarihte farklı şikayetleri olmasına rağmen aynı tetkiklerin istenildiği, tetkiklerin tedavi amacı dışında ağır ve tehlikeli işlerde çalışacaklara ait işe giriş periodik muayene formu düzenleme amaçlı yapıldığı, davacının kurumca finansmanı karşılanmayan sağlık hizmetlerini, kurumca finansmanı karşılanan sağlık hizmetleri gibi göstererek kuruma fatura ettiği tespit edildiğinden, dava konusu işlemde hukuka aykırı bir yön bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
İlk derece mahkemesince; davacı şirkete ait sağlık hizmeti sunucusu tarafından muayene edilen 23 kişinin 04/05/2012 tarihinde hastanenin kadın hastalıkları ve doğum bölümüne başvurdukları, bu 23 kişiden 2 hastanın epikrizlerinde belirtildiği üzere, “gebelik” durumlarının söz konusu olduğu, geri kalan 21 hastaya konulan tanı ve hasta şikayetlerinin benzer olduğu, her hastaya aynı tetkiklerin yapıldığı ve verilen hizmet karşılığı olarak Sosyal Güvenlik Kurumu’na 811,30 TL fatura edildiği, istenilen ELİSA tetkiklerinin (Anti HBS ab-Anti Hİ-HBsAg-Anti HCV), söz konusu 21 hastanın başvurularında geçen demir eksikliği
anemisi, sistit, vajinit, düzensiz menstruasyon ve benzeri tanılarda istenme endikasyonlarının bulunmadığı, yapılan tetkiklerin, işçilerin işe devam süresince çalıştırılmalarında bir sakınca olmadığının en az yılda bir defa hekim raporu ile tespitinde istenilen laboratuvar tetkikleri ile aynı olduğu, bu bağlamda Sosyal Güvenlik Kurumu ile yapılan sözleşme hükmünün 11.1.16 maddesine aykırılık nedeniyle uygulanan 126.000 TL cezai şart ve 811,30 TL yersiz ödeme işleminin mevzuata uygun olduğu gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
İlk derece mahkemesi kararına karşı taraflarca istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
Bölge adliye mahkemesince; kararın usul ve yasaya uygun bulunduğu gerekçesiyle davacı tarafın istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş; karar, taraflarca temyiz edilmiştir.
Dava; davalı kurum tarafından davacı … hizmeti sunucusu hakkında 2012 yılı sözleşmesinin (11.1.16) maddesine istinaden tesis edilen cezai işlemin iptali ile davacının davalı kuruma borçlu olmadığının tespiti istemine ilişkindir.
1-6100 sayılı HMK’nın 266. maddesi hükmüne göre, çözümü özel veya teknik bir bilgiyi gerektiren konularda bilirkişi oy ve görüşünün alınması zorunludur. Her halde seçilecek bilirkişinin mesleği itibarıyla konunun uzmanı olması gerekir.
Bilirkişiler, raporlarını hazırlarken raporun dayanağı olan somut ve özel nedenleri bilimsel verilere uygun olarak göstermek zorundadır. Bilirkişi raporu aynı zamanda Yargıtay denetimine de elverişli olacak şekilde bilgi ve belgeye dayanan gerekçe ihtiva etmelidir. Ancak bu şekilde hazırlanmış raporun denetimi mümkün olup, hüküm kurmaya dayanak yapılabilir.
Somut olayda, hükme esas alınan Sayıştay emekli uzman denetçisi, emekli hastane müdürü ve göğüs hastalıkları uzmanından oluşan bilirkişi heyeti; 23 kişinin aynı tarihte benzer şikayetler ile hastanenin kadın hastalıkları bölümüne başvurduğu, 2 hastanın epikrizlerinde belirtildiği üzere gebelik durumu olduğu, ancak 21 hastaya konulan tanı ve hasta şikayetlerinin benzer olduğu, her hastaya aynı tetkiklerin yapıldığı, istenilen elisa tetkiklerinin (Anti HBS Ab-Anti HİV-HBsAg-Anti HCV) belirtilen demir eksikliği anemisi, sistit, vajinit, düzensiz menstürasyon vb. tanılarda istenme endikasyonlarının bulunmadığı, yapılan tetkiklerin işçilerin işe devam süresince çalıştırılmalarında bir sakınca olmadığının en az yılda 1 defa hekim raporu ile tespitinde istenilen labratuvar tetkikleri ile aynı olduğu ve SGK ile yapılan sözleşme hükmünün 11.1.16 maddesine aykırı olduğu için uygulanan 126.000 TL cezai şart ve 811,30 TL yersiz ödeme işleminin mevzuata uygun olduğu yönünde görüş bildirilmiş ise de, dosya arasında yer alan hasta muayene kayıtlarından ve hasta epikrizlerinden davacı … hizmet sunucusuna başvuran hastalardan … TC nolu … ile … TC nolu Günay HAPİP isimli hastalardan tetkik istenmediği, … TC nolu … isimli hastadan diğer tetkiklerin yanısıra talesemi nedeniyle hemoglobin elektrofezi tetkikinin de istendiği, hastaların bir kısmından akciğer grafisi istenmediği halde hükme esas alınan bilirkişi raporunda 23 hastanın tamamından aynı tetkiklerin istendiğinin belirtildiği görülmüştür. Bu durumda, hükme esas alınan bilirkişi raporu; heyette yer alan bilirkişilerin uzmanlık alanları ve rapor içeriği itibariyle, hüküm kurmaya elverişli değildir.
Hal böyle olunca, ilk derece mahkemesince; yukarıda açıklanan maddi ve hukuki olgular çerçevesinde, önceki bilirkişiler dışında aralarında kadın hastalıkları uzmanı ve işyeri hekiminin de bulunduğu yeni bir bilirkişi heyetinden, davacı tarafın itirazlarını da karşılar şekilde, Yargıtay ve taraf denetimine elverişli bilirkişi raporu alınması ve hasıl olacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken; gerek heyet teşkili gerekse içeriği itibariyle yetersiz bilirkişi raporu hükme esas alınmak suretiyle yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
İlk derece mahkemesi kararının, yukarıda açıklanan nedenlerle bozulmasına karar verilmiş olduğundan, HMK’nın 373/1 maddesi uyarınca, işbu karara karşı yapılan istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin bölge adliye mahkemesi kararının da kaldırılmasına karar verilmiştir.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2020/10642 E. , 2020/7930 K.

Davacı; şirketlerinin 01/02/2015 dönemine ait kurum alacaklarından 919.461,16 TL, 01/01/2016 dönemine ait kurum alacaklarından 1.133.839,73 TL, 01/02/2016 dönemine ait kurum alacaklarından 1.227.226,46 TL kesinti yapılacağını öğrendiklerini, yapılacak kesintilerin haksız olduğunu, hukuka ve sözleşmeye uygun olmadığını, faturalarda hiç bir usulsüzlük olmadığını, söz konusu kesintilerle ilgili borçlu olmadığının tespitini istemiştir.
Davalı; davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece; aldırılan ve birbirine tutarlı bilirkişi raporlarında davalı kurumun davacı hastane alacaklarından mahsup yoluyla yaptığı kesinti işleminin 4.223,61 TL’lik kısmının yerinde olduğu, 2.049.077,29 TL’lik kısmının yerinde olmadığı kanaati bildirildiğinden davanın kısmen kabulü ile davacı şirketin, davalı kuruma 2.049.077,29 TL borçlu olmadığının tespitine, 4.223,61 TL yönünden talebin reddine karar verilmiş, hüküm süresi içinde davalı tarafından istinaf edilmiştir.
Bölge adliye mahkemesince; davalı tarafın istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, hüküm süresi içinde davalı tarafça temyiz edilmiştir.
Uyuşmazlık, davalı kurum mensubu hastalara, davacı hastane tarafından yapılan tedavi hizmetlerinin taraflar arasındaki sözleşmelere, SUT hükümlerine ve ilgili mevzuata aykırı olduğu gerekçesiyle hakkında fatura kesintisi işlemi uygulanmasının yerinde olup olmadığına ilişkindir.
Davacı hastanede tedavi hizmeti alan kurum mensubu bir kısım hastaların tedavilerine ilişkin faturalarda, davalı kurum tarafından kesinti yapılmıştır. İlk derece mahkemesince alınan bilirkişi raporunda kesintilerin büyük bir kısmının yersiz olduğu kanaatine varılmıştır. Her ne kadar alınan bilirkişi raporunda her hasta yönünden kesintiler ayrı ayrı değerlendirilmişse de bazı hastaların kesinti sebepleri ile bilirkişi heyetinin kesintinin yerinde olup olmadığına ilişkin değerlendirmesi birbirleriyle uyumlu değildir. Bu hususta davalı tarafın açık itirazı olmasına rağmen itirazları giderecek şekilde ek rapor alınmadan karar verilmiştir. Örneğin kesintiye konu hastalardan …,…,… yönünden bilirkişi heyeti “hastaya yapılan tıbbi bakım ve tedavilerin 5510 Sayılı Kanun’un 63. maddesinde sayılan tıbbi bakım ve tedaviler olduğu ve SUT 2.2.2 de yer alan yatarak tedavilerde ödeme esaslarına uygun olarak fatura edildiği gerekçesiyle kesinti yersizdir” demesine rağmen, davalı kurum tarafından bildirilen kesinti nedeni “ruhsattaki yatak sayısından fazla faturalandırma gerekçesi ile tedavi bedelinin tamamının kesinti yapılması” şeklindedir. Bu durumda hastaların kesinti nedenleri doğru değerlendirilmemiştir. Açıklanan eksik ve yanılgılı değerlendirme yapılan hususlar yönünden, tarafların tüm delilleri, bilirkişi raporuna karşı yapılan itirazlar da dikkate alınarak, taraflar arasındaki sözleşme ve SUT hükümleri ile ilgili diğer mevzuat hükümleri değerlendirilmek suretiyle ek rapor alınarak hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde eksik inceleme ile hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2020/1525 E. , 2020/7792 K.
Davacı; asıl dava dilekçesinde; davalı kurum ile yapılan sözleşme kapsamında sağlık hizmeti verdiğini, kurum tarafından 27 hasta bakımından hastanın yatarak tedavi görmediği halde yatış gösterilerek kuruma fatura edildiği iddiasıyla aleyhine toplamda 216.000 TL tutarında cezai işlem düzenlendiğini, ve 223.539,84 TL tutarında kesinti uyguladığını, kurum işlemine konu tedavilerin hastaların geçireceği operasyonlar öncesinde tespit edilen riskler doğrultusunda gerçekleştirildiğini, operasyon sırasında ya da sonrasında yapılmadığını ve paket ücretine dahil olmadığını, bu nedenle ayrıca fatura edildiğini, 27 adet hasta için açıkça kuruma açıklama yapılmasına rağmen savunmasının dikkate alınmadığını belirterek, kurumun kesinti işleminin iptalini istemiştir.
Davacı; birleşen dava dilekçesinde; davalı kurumun … isimli hastanın iç hastalıkları kliniğinde yatmadığı halde yatış gösterilerek kuruma yersiz faturalama yapıldığı gerekçesiyle aleyhine 8000 TL tutarında cezai işlem düzenlediğini, toplamda 8.322,15 TL kesinti uygulandığını, hastaya yapılan işlemin ameliyat öncesi bir işlem olup, ameliyat sırasındaki yahut ameliyattan sonraki ek bir işlem olmadığını, bu nedenle paket işleme dahil olmadığını belirterek kurumun kesinti işleminin iptaline karar verilmesini istemiştir.
Davalı; asıl ve birleşen davada; cezai işleme konu hastaların dahiliye kliniğinde yatmış gibi görünmelerine rağmen yatmadıklarını, bu hastaların cerrahi operasyonlarda
paket dahilinde ödenen eritrosit süspansiyonlarının hizmet bedeline dahil olmasına rağmen ayrıca kuruma fatura edildiğini, taraflar arasındaki sağlık hizmeti satın alma sözleşmesinin 11.1.16 maddesi uyarınca asıl davada 216. 000,00 TL turatında cezai işlem bedeli ile 7.539, 84 TL yersiz ödeme bedelinin faiziyle tahsili gerektiğini, birleşen davada ise 8000 TL cezai işlem bedeli ile 322,15 TL yersiz ödemenin tahsili gerektiğini, kurum işleminin hukuka uygun olduğu belirtilerek davanın reddini istemiştir.
İlk derece mahkemesince; bilirkişi raporları, dava dışı hastaların beyanları doğrultusunda asıl ve birleşen davada işleme konu olan toplam 28 hastadan 25 hastanın davacı şirkete ait hastanede yatarak Eritrosit Süspansiyon tedavisi almadığı halde almış gibi gösterilerek kuruma fatura edildiği, 25 hasta yönünden 6.931,97 TL işlem bedeli ile tahakkuk ettirilen 206.931,97 TL para cezasının yerinde olduğu …, … ve …’in davacıya ait hastanede yatarak Eritrosit Süspansiyon tedavisi gördüğü, bu 3 hasta yönünden 940,02 TL yersiz ödeme ve 24.000,00 TL para cezası düzenlenmesine dair kurum işleminin yerinde olmadığı gerekçesiyle asıl davanın kısmen kabulüne, birleşen davanın ise reddine karar verilmiş; hüküm, davacı ve davalı tarafça istinaf edilmiştir.
Bölge adliye mahkemesince; asıl davada davalı lehine hesaplanan vekalet ücresinin fazla hükmedildiği, yargılama giderlerinin ise nasıl hesaplandığının belirsiz olduğu, davalı harçtan muaf olduğundan harcın davacıya iadesi gerektiği belirtilerek davacının asıl davaya ilişkin vekalet ücretine yönelik istinaf talebinin kabulüne, bunun dışındaki tüm istinaf itirazları ile birleşen davaya yönelik tüm istinaf itirazlarının reddine; davalı vekilinin ise, asıl davaya ilişkin yargılama giderlerine yönelik istinaf talebinin kabulüne, bunun dışındaki tüm istinaf itirazlarının yerinde bulunmadığından reddine karar verilerek ilk derece mahkemesi kararı kaldırılarak asıl davanın kısmen kabulüne, birleşen davanın ise reddine karar verilmiş; hüküm, her iki tarafça temyiz edilmiştir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 266. maddesine göre, çözümü özel veya teknik bir bilgiyi gerektiren konularda bilirkişi oy ve görüşünün alınması zorunludur. Genel hayat tecrübesi ve kültürünün sonucu olarak herkes gibi hakimin de bildiği konularda bilirkişi dinlenmesine karar verilemeyeceği gibi, hakimlik mesleğinin gereği olarak hakimin hukuki bilgisi ile çözümleyebileceği konularda da bilirkişi dinlenemez. Her halde seçilecek bilirkişinin mesleği itibarıyla konunun uzmanı olması gerekir. Aynı kanunun 281. maddesine göre de taraflar, bilirkişi raporunda eksik gördükleri hususların bilirkişiye tamamlattırılmasını; belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilir; mahkeme, bilirkişi raporundaki eksiklik yahut belirsizliğin tamamlanması veya açıklığa kavuşturulmasını sağlamak için, bilirkişiden ek rapor alabilir; ayrıca gerçeğin ortaya çıkması için gerekli görürse, yeni görevlendireceği bilirkişi aracılığıyla, tekrar inceleme yaptırabilir.
Bilirkişiler, raporlarını hazırlarken raporun dayanağı olan somut ve özel nedenleri bilimsel verilere uygun olarak göstermek zorundadır. Bilirkişi raporu aynı zamanda Yargıtay denetimine de elverişli olacak şekilde bilgi ve belgeye dayanan gerekçe ihtiva etmelidir. Ancak bu şekilde hazırlanmış raporun denetimi mümkün olup, hüküm kurmaya dayanak yapılabilir.
Davalı kurum tarafından asıl dava konusu 27 hasta ile birleşen dava konusu 1 hasta bakımından uygulanan eritrosit süspansiyonlarının hastane tarafından gerçekleştirilen operasyonlar kapsamında hizmet bedeline dahil olduğu, buna rağmen bedellerinin ayrıca tahsili amacıyla gerçeğe aykırı olarak hastaların dahiliye kliniğinde yatmış gibi gösterildiği ve kuruma fatura edildiği gerekçesiyle davacı aleyhine iki ayrı işlem uygulanmış, 06706/2014 tarihli 2964108 sayılı kurum yazısı ile 27 adet hasta için 216.000 TL tutarında cezai şart bedeli ile 7539,84 TL tutarında yersiz ödeme bedelinin; 06/06/2014 tarihli 2953874 sayılı kurum yazısı ile de 1 hasta için 8000 TL tutarında cezai şart bedeli ile 322,15 TL tutarında yersiz ödeme bedelinin tahsil edileceği bildirilmiştir.
26/07/2016 tarihli bilirkişi raporunda; kurum işleminin yerinde olduğu belirtilmiş, tarafların itirazları sonrasın sunulan 14/03/2018 tarihli ek raporda hastaların dahiliyede yattıklarına dair beyanları olmadığı, kan tedavisi aldıkları paket işlem dahilinde olan uygulamanın kuruma fatura edilmesi sebebiyle kurum işleminin yerinde olduğu ancak 3 hasta bakımından dahiliyede yatış yapıldığı belirtildiğinden bu hastalar bakımından uygulanan 24000 TL cezai şart bedeli ile 940,22 TL yersiz ödeme bedeli tahsilinin yerinde olmadığı belirtilmiş, mahkemece bu rapor hükme esas alınmıştır. Ancak hem ek raporda hem de kök raporda hastalara uygulanan tedavi evrakları ile sistem kayıtları incelenmemiş, taraflar arasındaki sözleşme hükümleri ile Sağlık Uygulama Tebliği hükümleri somut uyuşmazlık bakımından irdelenmemiş ve cezai şart uygulanacağının kabul edilmesi durumunda da hangi sözleşme hükmüne göre ne şekilde hesaplama yapılacağı değerlendirilmemiş, yalnızca hasta beyanlarına dayalı olarak başkaca inceleme yapılmaksızın 25 hasta bakımından kurum işleminin yerinde olduğu, 3 hasta bakımından yerinde olmadığı belirtilmiştir.
Yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda, mahkeme bilirkişi raporuyla bağlı olmayıp bilirkişi raporunun Yargıtay denetimine de elverişli olacak şekilde bilgi ve belgeye dayanan gerekçe ihtiva etmesi gerekmektedir. Bu durumda mahkemece uyuşmazlık konusu işlem bakımından alanında uzman bilirkişilerden oluşacak heyetten hastalara ait tedavi kayıtları ile sistem kayıtları incelenip Sağlık Uygulama Tebliği ve özellikle taraflar arasındaki sözleşme hükümleri dikkate alınarak kesinti işlemine konu tedavilerin davalı tarafından ödenmesi gerekip gerekmediği, uygulamaların paket işlem dahilinde kabul edilip edilemeyeceği, paket işlem dahilinde ise kurumca uygulanan cezai şart unsurlarının somut olaya uygun düşüp düşmediği, cezai şart bedelinin hesaplanmasının hangi hükme dayalı olarak yapılması gerektiği hususları tartışılarak, tarafların itirazları da karşılanmak suretiyle, tereddüde yer vermeyecek şekilde, ayrıntılı, açıklayıcı, hüküm kurmaya elverişli ve Yargıtay denetimine uygun bir rapor aldırılarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yetersiz ve denetime elverişsiz bilirkişi raporuna dayalı olarak yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; tarafların temyiz itirazlarının kabulü ile 6100 sayılı HMK’nın 371. maddesi uyarınca temyiz olunan bölge adliye mahkemesi kararının BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz eden davacıya iadesine, dosyanın bölge adliye mahkemesine gönderilmesine,14/12/2020 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2020/1135 E. , 2020/6542 K.
Davacı; hastanelerinde yatarak tedavi gören SGK mensuplarına sunulan sağlık hizmetleri sırasında hastalara aynı gün veya bir gün aralıklarla aynı ilaçların yer aldığı reçetelerin düzenlenmesi sonucu SGK’nın zarara uğratıldığı gerekçesi ile yapılan inceleme sonucunda 156 reçete nedeniyle yersiz ödendiği ileri sürülen 350.677,86 TL’nin yasal faizi ile birlikte hastane alacaklarından mahsup edileceğinin bildirildiğini, bildirilen kesintinin 01/07/2013 – 31/07/2013 dönemine ait fatura bedellerinden mahsup edilerek faizi ile birlikte toplam 420.876,47 TL tahsil edildiği, 420.876,47 TL’nin kesinti yapılarak eksik ödeme yapıldığı tarihten itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir.
Davalı, sigortalıların reçete yazımlarında çeşitli usulsüzlükler olduğunun tespit edilmesi üzerine bu reçeteler karşılığı olan 350.667,86 TL tutarındaki yersiz ödemenin davacının alacaklarından mahsup edilmesinin yerinde olduğunu beyanla davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece; reçetelerde mevcut protokol ve hasta dosya numaralarının hastane kayıtlarıyla uyuşmadığı tutarsızlık gösterdiği, enfeksiyon hastalıkları bölümünde görevli Prof. Dr. … , Prof. Dr. … , Doç Dr. … , Yrd. Doç. Dr. … , Yrd. Doç. Dr. … reçete onaylarını yaparken gerekli özeni göstermedikleri, birkaç gün ara ile aynı hastalara yazılan aynı ilaçların ait olduğu reçetelere onay yaptıklarının anlaşılmasına, hastane çalışanları tarafından zamanından önce veya zamanı dolmadan reçetelerin düzenlendiği, reçete onaylarının dikkatsizce yapıldığı, onaylanan bu reçetelerin hastane eczanesinde yoktur kaşesi ile dışarı çıkarılarak kurum zararına yol açıldığı anlaşılmakla davacının davasının reddine karar verilmiş, hüküm süresi içinde davacı tarafından istinaf edilmiştir.
Bölge adliye mahkemesince; hükme esas alınan bilirkişi raporunun hüküm kurmaya yeter açıklık taşıdığı, bu nedenle inceleme konusu kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından, davacı vekilinin yerinde bulunmayan istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, hüküm süresi içinde davacı tarafça temyiz edilmiştir.
1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2-6100 sayılı HMK’nın 266. maddesi hükmüne göre, çözümü özel veya teknik bir bilgiyi gerektiren konularda bilirkişi oy ve görüşünün alınması zorunludur. Genel hayat tecrübesi ve kültürünün sonucu olarak herkes gibi hakimin de bildiği konularda bilirkişi dinlenmesine karar verilemeyeceği gibi, hakimlik mesleğinin gereği olarak hakimin hukuki bilgisi ile çözümleyebileceği konularda da bilirkişi dinlenemez. Her halde seçilecek bilirkişinin mesleği itibarıyla konunun uzmanı olması gerekir.
HMK’nun 281. maddesinde, tarafların, bilirkişi raporunda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını; belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilecekleri; mahkeme, bilirkişi raporundaki eksiklik yahut belirsizliğin tamamlanması veya açıklığa kavuşturulmasını sağlamak için, bilirkişiden ek rapor alabileceği; ayrıca gerçeğin ortaya çıkması için gerekli görürse, yeni görevlendireceği bilirkişi aracılığıyla, tekrar inceleme yaptırabileceği açıklanmıştır.
Bilirkişiler, raporlarını hazırlarken raporun dayanağı olan somut ve özel nedenleri bilimsel verilere uygun olarak göstermek zorundadır. Bilirkişi raporu aynı zamanda Yargıtay denetimine de elverişli olacak şekilde bilgi ve belgeye dayanan gerekçe ihtiva etmelidir. Ancak bu şekilde hazırlanmış raporun denetimi mümkün olup, hüküm kurmaya dayanak yapılabilir.
Bilirkişi raporu kural olarak hâkimi bağlamaz. Hâkim, raporu serbestçe takdir eder. Hâkim, raporu yeterli görmezse, bilirkişiden ek rapor isteyebileceği gibi gerçeğin ortaya çıkması için önceki bilirkişi veya yeniden seçeceği bilirkişi vasıtasıyla yeniden inceleme de yaptırabilir. Bilirkişi raporları arasındaki çelişki varsa hâkim çelişkiyi gidermeden karar veremez.
Somut uyuşmazlıkta, davacı üniversite hastanesinde yatan hastaların tedavileri sırasında mükerrer reçetelerin yazıldığı ve bunların hastane eczanesinde bulunmadığı gerekçesiyle serbest eczanelerden temin edilmesi nedeniyle davalı kurumun karşıladığı reçete bedellerinin davacı hastanenin alacaklarından kesinti yapılması suretiyle kurumca tahsilinin yerinde olup olmadığına dair mahkemece iki ayrı heyetten alınan bilirkişi raporunda; davacı hastane doktorları ve çalışanlarının yersiz ödemeye neden oldukları belirtilerek kesintilerin yerinde olduğu görüşü bildirilmiştir. Ancak yazılan reçetelerin gerçekten mükerrer olup olmadığı; tek tek, hasta bazında değerlendirilmediği gibi davacının bu husustaki itirazlarını giderir şekilde de rapor düzenlenmemiştir. Hal böyle iken denetime elverişli olmayan bu raporların hükme esas alınması hatalı olmuştur. Bu nedenle mahkemece; SUT hükümleri ve ilgili mevzuat hükümlerinde yetkin; eczacı, kesintiye konu reçetelerin düzenlendiği enfeksiyon hastalıkları branşında uzman doktor ve sosyal güvenlik uzmanı kişilerden oluşan üç kişilik bilirkişi heyetinden tedavi kayıtları ve yazılan reçeteler her hasta bazında tek tek değerlendirilmek suretiyle, rahatsızlıklarına göre hastalar adına, davacı hastane doktorları tarafından, yazılan reçetelerin mükerrer olup olmadığı, kesinti yapılan her reçete yönünden hastaların yatan hasta olup olmadığı, yatan hasta değillerse kesintinin
yerinde olup olmadığı tartışılarak, tarafların mahkemece alınan bilirkişi raporlarına karşı yaptıkları itirazlar da karşılanmak suretiyle, tereddüde yer vermeyecek şekilde, ayrıntılı, açıklayıcı, hüküm kurmaya elverişli ve Yargıtay denetimine uygun bir rapor aldırılarak, varılacak sonuç dairesinde bir hüküm kurulması gerekirken yetersiz bilirkişi raporu benimsenerek yazılı şekilde karar verilmiş olması doğru görülmemiş, kararın bu sebeple bozulması gerekmiştir.

Y.3.HD. 2020/1387 E.,2020/6152 K. 03/11/2020 Tarihli Kararı 

Davacı; davalı kurumca önceden savunması alınmadan, 22.04.2014 tarihli yazı ile, 2012 yılı Sağlık Uygulama Tebliği’nin 3.1.3. maddesinde yer alan acil hal tanımı yapılarak bu yıla ait veriler üzerinde inceleme yapıldığını ve acil serviste yapılmaması gereken işlem ve tedavilere ait fatura bedellerinin acil servis branşından kuruma fatura edildiğinin tespiti sonucu 144.598,73 TL fatura bedeli ve 10.695,68 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 155.294,41 TL yersiz ödemenin kurum alacağından mahsup edileceğinin bildirildiğini, komisyon incelemesinde hangi faturalarda hangi ödemelerin yersiz olarak kabul edildiğinin belli olmadığını, kendisinin tacir olup fatura alan kişinin 8 gün içinde itirazda bulunma hakkı olduğunu, oysaki fatura içeriğine de herhangi bir itirazın bulunmadığını, şirketin SUT’ta tanımlanan acil hal tanımı dışına çıkmadığını belirterek, yersiz ödemeden kaynaklanan borcun bulunmadığının tespitine karar verilmesini istemiştir.

Davalı; Risk Analizi ve Sürekli Denetim Grup Başkanlığı’nın 13.03.2013 tarih …sayılı yazısı ile merkez müdürlükte oluşturulan komisyon tarafından yapılan inceleme sonrasında, acil branşındaki hatalı faturalandırmalar nedeniyle davacı kuruma borç çıkartıldığını belirterek haksız davanın reddini dilemiştir.

Mahkemece; alınan bilirkişi raporu doğrultusunda; tedavi ücretleri yeşil alan muayenesi kabul edilerek kesintiye tabi tutulan hasta sayısının 8870 belirlendiği, bunların tedavi bedelleri tutarı 144.598,73 TL için kesinti uygulandığı, bunlardan 5829 kişinin muayene ve tetkik bedellerinin 520.020 SUT kodlu Acil Poliklinik Muayenesi kapsamında değerlendirilerek 95.755,68 TL hesaplandığı, kalan 3041 hastaya yapılan muayene ve müdahalelerin 520.021 kodlu Yeşil Alan Muayenesi olup, kesinti uygulanan 48.843,05 TL’nin mevzuata uygun olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 144.598,73 TL anapara10.695,68 TL işlemiş faiz kesintisinin 95.755,68 TL lik bölümü ile bu miktar için uygulanan faiz yönünden davacının borçlu olmadığının tespitine dair verilen karar, taraf vekillerinin temyizi üzerine; Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin, 06/12/2017 tarihli, 2016/14486 Esas, 2017/12134 Karar sayılı ilamıyla “Davacı, davalının 22.04.2014 tarihli yazısında yersiz ödeme olduğunu belirttiği toplam 155.294,41 TL’den dolayı borçlu olmadığının tespitini istemiştir. Davalının 22.04.2014 tarihli yazısı incelendiğinde toplam 155.294,41 TL’nin 144.598,73 TL’sinin anapara, 10.695,68 TL’sinin faiz olduğu anlaşılmaktadır. Mahkeme gerekçesinde ise 95.755,68 TL anapara yönünden davacının borçlu olmadığı tespit edilmiş ancak bu bedelin belirtilen işlemiş faizi tespit edilip hükme geçirilmeksizin “95.755,68 TL ve işlemiş faizleri yönünden davacının borçlu olmadığının tespitine,” denilmek suretiyle hüküm tesis edilmiştir. Anılan durumun infazda tereddüt doğuracağı anlaşılmakla, kabul edilen anaparaya, işlemiş faiz de kabul edilecekse, bunun tespiti yapılmadan ve hükme dercedilmeden infazda tereddüt yaratacak tarzda yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.” gerekçesi ile sair hususlar incelenmeksizin hükmün bozulmasına karar verilmiştir.

Mahkemece, bozmaya uyulduğu belirtilerek, davanın kısmen kabulü ile, 95.755,68 TL nin 16.627,13 TL yasal faiz olmak üzere toplam:112.382,81 TL yönünden davacının borçlu olmadığının tespitine. Fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiş; hüküm, davacı ve davalı vekilince temyiz edilmiştir.

1-6100 sayılı HMK’nın 266. maddesi hükmüne göre, çözümü özel veya teknik bir bilgiyi gerektiren konularda bilirkişi oy ve görüşünün alınması zorunludur. Genel hayat tecrübesi ve kültürünün sonucu olarak herkes gibi hakimin de bildiği konularda bilirkişi dinlenmesine karar verilemeyeceği gibi, hakimlik mesleğinin gereği olarak hakimin hukuki bilgisi ile çözümleyebileceği konularda da bilirkişi dinlenemez. Her halde seçilecek bilirkişinin mesleği itibarıyla konunun uzmanı olması gerekir.

HMK’nun 281. maddesinde, tarafların, bilirkişi raporunda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını; belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilecekleri; mahkeme, bilirkişi raporundaki eksiklik yahut belirsizliğin tamamlanması veya açıklığa kavuşturulmasını sağlamak için, bilirkişiden ek rapor alabileceği; ayrıca gerçeğin ortaya çıkması için gerekli görürse, yeni görevlendireceği bilirkişi aracılığıyla, tekrar inceleme yaptırabileceği açıklanmıştır.

Bilirkişiler, raporlarını hazırlarken raporun dayanağı olan somut ve özel nedenleri bilimsel verilere uygun olarak göstermek zorundadır. Bilirkişi raporu aynı zamanda Yargıtay denetimine de elverişli olacak şekilde bilgi ve belgeye dayanan gerekçe ihtiva etmelidir. Ancak bu şekilde hazırlanmış raporun denetimi mümkün olup, hüküm kurmaya dayanak yapılabilir.

Bilirkişi raporu kural olarak hâkimi bağlamaz. Hâkim, raporu serbestçe takdir eder. Hâkim, raporu yeterli görmezse, bilirkişiden ek rapor isteyebileceği gibi gerçeğin ortaya çıkması için önceki bilirkişi veya yeniden seçeceği bilirkişi vasıtasıyla yeniden inceleme de yaptırabilir. Bilirkişi raporları arasındaki çelişki varsa hâkim çelişkiyi gidermeden karar veremez.

Somut uyuşmazlıkta, mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporu; davacı hastanenin faturalarında yapılan kesintilere konu hastalara ilişkin, yeterli gerekçe sunulmadan, hastaların tedavi kayıtları her hasta yönünden tek tek değerlendirilmeden düzenlenmiştir. Denetime elverişli olmayan ve eksik incelemeye dayalı bu raporun hükme esas alınması hatalıdır. 

Bu nedenle mahkemece; taraflar arasındaki sözleşmeler, SUT hükümleri ve ilgili mevzuat hükümlerinde yetkin; hastane yöneticisi, kesintiye konu acil branşında uzman doktor ve sosyal güvenlik uzmanı kişilerden oluşan üç kişilik bilirkişi heyetinden tedavi kayıtları her hasta bazında tek tek değerlendirilmek suretiyle, hastaların rahatsızlıklarına göre davacı tarafından verilen tedavi hizmetlerinin yerinde olup olmadığı tartışılarak, tarafların önceki rapora karşı yaptıkları itirazlar da karşılanmak suretiyle, tereddüde yer vermeyecek şekilde, ayrıntılı, açıklayıcı, hüküm kurmaya elverişli ve Yargıtay denetimine uygun bir rapor aldırılarak, kurum tarafından her fatura döneminde yapılan örnekleme yoluyla kesintiler de dikkate alınarak mükerrer kesintiye neden olmayacak şekilde, ayrıca kurumun yaptığı kesinti miktarına ilişkin istediği faiz oranının 10.695,68 TL olduğu, faize ilişkin bu talepten fazlasına da hükmedilemeyeceği de dikkate alınarak varılacak sonuç dairesinde bir hüküm kurulması gerekirken yetersiz bilirkişi raporu benimsenerek yazılı şekilde karar verilmiş olması doğru görülmemiş, kararın bu sebeple bozulması gerekmiştir. 

 

Y.3.HD.  2020/1127 E.  ,  2020/5714 K. 08/10/2020 tarihli kararı 

Davacı; sahibi oldukları sağlık merkezinin kurum alacaklarından mahsup yolu ile yersiz ödeme adı altında yapılan kesintinin hukuka aykırı olduğunu, sağlık merkezlerine müracaat eden davaya konu tüm kişilere gerekli sağlık hizmetinin verildiğini, teşhis ve tedavilerinin yapıldığını, talep edilen yersiz ödemenin madde 4 de anılan yönetmelik hükmüne açıkça aykırı olduğunu, bu nedenlerle müvekkili şirkete davalı tarafından 24/12/2014 tarihinde tebliğ edilen 10/09/2014 tarih ve 447008 sayılı yazı ile talep edilen 52.577,19 TL cezai şart ve 134 hasta için daha önce ödediği bedele dair yersiz ödeme iddiası ile istirdadına yönelik talebi hukuka aykırı olduğundan belirtilen miktar yönünden borçlu olmadıklarının tespiti ile mahsup yolu ile yapılan 353.352,03 TL’ nin kesinti tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan istirdadına karar verilmesini talep ettiklerini bildirmiştir.

Davalı; 2012 yılı … Özel Sağlık Hizmeti Sunucularından Sağlık Hizmeti Alım Sözleşmesinin 7.5. Reklam, Kampanya ve Yönlendirme Yasağı maddesinin 7.5.3 ve 7.5.4 alt maddelerine aykırı davrandığı anlaşılmış olduğundan aynı sözleşmenin 11.1.2 maddesi gereği her bir fiil ile ilgili olarak bir ceza (kişi bazlı ve 10.000,00 TL olmak üzere) raporun 11 numaralı ekindeki tabloda adı belirtilenler ile ilgili olarak, 11.3.6 maddesi gereği 52.577,19 TL ceza-i şart uygulandığını, bu nedenlerle davanın reddine karar verilmesini talep ettiklerini bildirmiştir.

Mahkemece; göz rahatsızlığı bulunan hastaların özellikle yürütülen bir faaliyet ile tespit edildiği, bunun zaman zaman köy muhtarları aracılığı ile yapılmaya çalışıldığı, tespit edilen hastaların bölgesine göre belirlenen zamanlarda toplu olarak servis konulmak suretiyle hastaneye getirildiği, köy kahvehanelerinde broşür dağıtıldığı, bu durumun taraflar arasında akdedilen 2012 yılı Sosyal Güvenlik Kurumu Özel Sağlık Hizmeti Sunucularından Sağlık Hizmeti Satın Alım Sözleşmesinin Reklam, Kampanya ve Yönlendirme Yasağı başlıklı maddesine aykırılık oluşturduğunun açık olduğu, davacının istirdat talebinin yasal koşullarının oluşmadığı anlaşılmakla, davanın reddine karar verilmiş; hüküm süresi içinde davacı tarafından istinaf edilmiştir.

Bölge adliye mahkemesince; tüm dosya kapsamı gereğince davacı hastanenin taraflar arasındaki 2012 yılı sağlık hizmeti satın alım sözleşmesinin reklam, kampanya ve yönlendirme yasağı başlıklı maddesine aykırı davrandığı, değişik bölgelerdeki hastaların tespit ederek broşür vermek suretiyle reklam ve kampanya düzenleyerek ve bu hastaların hastaneye ulaşımını da sağlayarak yasağa aykırı davrandığı sabittir. Kurumca uygulanan cezai şart ve fatura bedelinin tahsili işlemleri hukuka ve sözleşmeye uygun olup istinaf talebinin esastan reddine karar verilmiş, hüküm süresi içinde davacı tarafça temyiz edilmiştir.

1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki sair temyiz itirazları yerinde değildir.

2-6100 sayılı HMK’nın 266. maddesi hükmüne göre, çözümü özel veya teknik bir bilgiyi gerektiren konularda bilirkişi oy ve görüşünün alınması zorunludur. Genel hayat tecrübesi ve kültürünün sonucu olarak herkes gibi hakimin de bildiği konularda bilirkişi dinlenmesine karar verilemeyeceği gibi, hakimlik mesleğinin gereği olarak hakimin hukuki bilgisi ile çözümleyebileceği konularda da bilirkişi dinlenemez. Her halde seçilecek bilirkişinin mesleği itibarıyla konunun uzmanı olması gerekir.

HMK’nun 281. maddesinde, tarafların, bilirkişi raporunda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını; belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilecekleri; mahkeme, bilirkişi raporundaki eksiklik yahut belirsizliğin tamamlanması veya açıklığa kavuşturulmasını sağlamak için, bilirkişiden ek rapor alabileceği; ayrıca gerçeğin ortaya çıkması için gerekli görürse, yeni görevlendireceği bilirkişi aracılığıyla, tekrar inceleme yaptırabileceği açıklanmıştır.

Bilirkişiler, raporlarını hazırlarken raporun dayanağı olan somut ve özel nedenleri bilimsel verilere uygun olarak göstermek zorundadır. Bilirkişi raporu aynı zamanda Yargıtay denetimine de elverişli olacak şekilde bilgi ve belgeye dayanan gerekçe ihtiva etmelidir. Ancak bu şekilde hazırlanmış raporun denetimi mümkün olup, hüküm kurmaya dayanak yapılabilir.

Bilirkişi raporu kural olarak hâkimi bağlamaz. Hâkim, raporu serbestçe takdir eder. Hâkim, raporu yeterli görmezse, bilirkişiden ek rapor isteyebileceği gibi gerçeğin ortaya çıkması için önceki bilirkişi veya yeniden seçeceği bilirkişi vasıtasıyla yeniden inceleme de yaptırabilir. Bilirkişi raporları arasındaki çelişki varsa hâkim çelişkiyi gidermeden karar veremez.

Somut uyuşmazlıkta, davalı kurum tarafından yapılan teftiş sırasında dinlenen hastalar ve diğer kişilerin beyanlarına göre davacı hastanenin 2012 yılı Sosyal Güvenlik Kurumu Özel Sağlık Hizmeti Sunucularından Sağlık Hizmeti Alım Sözleşmesi’nin 7.5. maddesinde yer alan reklam, kampanya ve yönlendirme yasağını ihlal ettiği anlaşılmaktadır. Ancak cezai şartve tedavi bedeli kesintilerinin miktarının belirlenmesi yönünden mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporu; hastalara fatura konusu tedavilerin yapılıp yapılmadığına dair tedavi kayıtları incelenmeden ve her hasta yönünden tek tek değerlendirilme yapılmadan düzenlenmiştir. Denetime elverişli olmayan bu raporun hükme esas alınması hatalıdır. Bu nedenle mahkemece yapılacak olan taraflar arasındaki sözleşmeler, SUT hükümleri ve ilgili mevzuat hükümlerinde yetkin; hastane yöneticisi, kesintilere konu tıbbi branşlarda uzman doktor ve sosyal güvenlik uzmanı kişilerden oluşan üç kişilik bilirkişi heyetinden tedavi kayıtları her hasta bazında tek tek değerlendirilmek suretiyle, hastaların rahatsızlıklarına göre davacı tarafından verilen tedavi hizmetlerinin yerinde olup olmadığı tartışılarak, tarafların önceki rapora karşı yaptıkları itirazlar da karşılanmak suretiyle, 2012 sözleşmesinin 10.1. maddesinin dava konusu olaya uygulanmasının yerinde olup olmadığı da belirtilerek, tereddüde yer vermeyecek şekilde, ayrıntılı, açıklayıcı, hüküm kurmaya elverişli ve Yargıtay denetimine uygun bir rapor aldırılarak, varılacak sonuç dairesinde bir hüküm kurulması gerekirken yetersiz bilirkişi raporu benimsenerek yazılı şekilde karar verilmiş olması doğru görülmemiş, kararın bu sebeple bozulması gerekmiştir.

İlk derece mahkemesi kararının, yukarıda açıklanan nedenlerle bozulmasına karar verilmiş olduğundan, HMK’nın 373. maddesinin birinci fıkrası uyarınca, iş bu karara karşı davacı tarafından yapılan istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin bölge adliye mahkemesi kararının da kaldırılmasına karar verilmiştir.

Y.3. HD. 2020/1070 E.  ,  2020/5193 K. 30.09.2020 tarihli kararı 

Davacı vekili; taraflar arasında Sağlık Hizmetleri Protokolü olduğunu, bu sözleşme uyarınca hastalara uygulanan tedavi bedellerinin MEDULA sistemine kaydedildiğini ve davalı kurumca müvekkile ödendiğini, ancak PRP tedavinin maliyet etkin olmadığı gerekçesiyle davalının Mart-Nisan-Mayıs-Ekim 2013 ve Şubat-Mart 2014 dönemi faturalarından 312.999,70 TL yersiz kesinti yaptığını, kesinti işleminin haksız olduğunu ileri sürerek davalı kurumca haksız ve hukuka aykırı olarak yapılan toplam 312.999,70 TL’nin kesinti tarihinden itibaren işletilecek avans faiziyle birlikte davalıdan tahsilini ve davalının %20 kötü niyet tazminatına hükmedilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı; SGK Üniversiteler Sağlık Hizmetleri Protokolü, ilgili döneme ait Sağlık Uygulama Tebliği, 2011/62 (Değişik 2012/36-2013/23) sayılı Ödeme Genelgesi ve ilgili diğer mevzuat uyarınca davacının iddia ettiği dönemlere ait faturalarla ilgili olarak ödenmesine yönelik herhangi bir hüküm bulunmadığı için kesinti yapıldığını, İtiraz İnceleme Komisyonu ve Sağlık Kurumu İhtisas/Mevzuat İnceleme Komisyonları kararı ile kesintilerin

uygun bulunduğunu, %20 tazminat istemenin haksız olduğunu, davalının kötü niyetli olmadığını, davacının protokole ve sözleşmeye uygun olarak almadığı cihazların bedellerini kurumdan istemesinin yersiz ve yapılan kesintinin sözleşme ve mevzuata uygun olduğunu savunarak davanın ve tazminat isteminin reddine karar verilmesini dilemiştir.

Mahkemece; davanın kısmen kabulüne, davalı kurum tarafından davacı Üniversite Hastanesinden yapılan kesinti bedeli olan 312.999,70 TL alacağın kesinti tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, kötü niyet tazminatı talebinin yasal şartları oluşmadığından reddine karar verilmiştir.

Mahkemece verilen karara karşı taraflarca istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.

Bölge Adliye Mahkemesince; ilk derece mahkemesince verilen kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu gerekçesi ile HMK 353/1-b maddesi gereğince istinaf kanun yolu başvurusunun ayrı ayrı esastan reddine karar verilmiş, hüküm; taraflarca temyiz edilmiştir.

1- Davacı vekilinin, davalının %20 kötü niyet tazminatına mahkum edilmesi istemine yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;

Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı bilgi ve belgelere, özellikle temyiz olunan bölge adliye mahkemesi kararında yazılı gerekçelere göre, davacı vekilinin yerinde bulunmayan bütün temyiz itirazlarının reddi gerekir.

2- Davalı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine gelince;

Taraflar arasındaki uyuşmazlık, yanlar arasında fatura edilen tıbbi malzeme bedelinin ilgili mevzuat uyarınca SGK’ca karşılanıp karşılanmayacağına ilişkin anlaşmazlık çıkmasından, davalı kurum tarafından davacının hastalarına uyguladığı tedavide kullanmış olduğu PRP Ayırıcı Kit adlı malzeme bedelinin mevzuat hükümlerine aykırı olarak faturalandırıldığı gerekçesiyle, davacı hastanenin, kurumdan olan alacaklarından mahsup edilmesinden kaynaklanmaktadır.

Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda; davacı hastanenin kullandığı tıbbi malzemenin tebliğ hükmünde yapılan tıbbi malzeme tanımına uygun olduğu, bu malzemenin ödenmeyeceğine dair tebliğde hüküm bulunmadığı, davalı kurumun iç yazışma olarak kendi birimlerine gönderdiği görüşte bahsedilen “malzemenin maliyet etkin olmadığı ve bu nedenle ödenmeyeceği” görüşünün tebliğde yer almadığı, taraflar arasında yapılan sözleşmeye ve yasaya aykırı bir durum olmadığı gerekçesi ile davalı kurumun, davacı hastane alacaklarından yersiz kesinti yaptığı kanaati bildirilmiştir. Ancak, davalının mahkemeye sunduğu, davacı hastaneye ait PRP Ayırıcı Kit adlı malzeme faturalarında “SUT kodu yoktur” ifadesinin yer aldığı hususu hüküm yerinde tartışılıp değerlendirilmediği gibi, davalının rapora karşı yaptığı itirazlarının da gerekçeli bir şekilde karşılanmadığı anlaşılmaktadır. O halde öncelikle, taraf itirazlarını karşılar şekilde, PRP tedavi yönteminin (Ayırıcı Kit adlı malzemenin) davacı hastanenin faturalandırma yaptığı ilgili dönemde uygulanan SUT(Sağlık Uygulama Tebliği) ve ilgili yasal mevzuat uyarınca bedeli ödenecek tıbbi malzeme kapsamında olup olmadığının tespiti gerekmektedir. Öyle olunca, bu hali ile bilirkişi raporu yetersiz olup mahkemece taraflar arasındaki sözleşmeler, SUT hükümleri ve taraf delilleri değerlendirilerek yeniden SUT hükümleri konusunda uzman bir heyetten gerekçeli, Yargıtay ve taraf denetime elverişli rapor alınıp sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yetersiz bilirkişi raporu ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.

SGK 3 aylık sürede faturaların incelemesini tamamlayamadığı takdirde kusurlu davrandığı kabul edilir.

  • Sağlık hizmeti sunucuları, sunmuş oldukları hizmetlere ilişkin bir ay içinde düzenledikleri fatura ve eki belgeleri izleyen ayın onbeşine kadar Kuruma teslim ederler.

  • Fatura teslim tarihi; süresi içinde teslim edilen faturalar için teslim edildiği ayın onbeşinci günü, süresi içinde teslim edilmeyen faturalar için ise teslim edildiği ayı takip eden ayın onbeşinci günü olarak kabul edilir.

  • Fatura bedelinin tamamı, fatura teslim tarihinden itibaren, altmış gün içinde, sağlık hizmet sunucularına avans olarak ödenir.

  • Fatura ve eki belgeler, fatura teslim tarihinden itibaren üç ay içinde incelenerek avans hesabı kapatılır.

  • SGK 3 aylık sürede faturaların incelemesini tamamlayamadığı takdirde kusurlu davrandığı kabul edilir. Bu durumda SGK tarafından yapılan ödeme, yersiz ödeme olarak kabul edilemez ve faiz kesintisi uygulanamaz.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2020/7128 E. , 2021/1907 K.
MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasındaki alacak davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde taraf vekillerince temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı; taraflarca imzalanan özel sağlık hizmeti sunucularından sağlık hizmeti satın alma sözleşmesi gereğince verilen hizmete istinaden davalı kuruma teslim edilen 2013 yılı Ocak dönemi faturalarından 57.449,88 TL mutabakat faiz kesintisi adı altında kesinti yapıldığını, yapılan kesintinin haksız olduğunu ileri sürerek, bu bedelin fatura tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı; davaya cevap vermemiştir.
Mahkemece; hükme esas alınan bilirkişi raporu doğrultusunda, davacı hastanenin 2013 yılı Ocak ayı döneminde faturalandırdığı 18.008.879,41 TL tutarındaki sağlık hizmeti bedelini avans olarak aldığı, 17.751.525,35 TL’lik kısmı yönünden mutabakata varıldığı, 257.354,06 TL avans artığına gecikme zammı değil yasal faiz uygulanması gerektiği gerekçesiyle, davanın kısmen kabulüne, 26.696,07 TL alacağın dava tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, davacının fazlaya ilişkin isteminin ise reddine karar verilmiş, hüküm taraflarca temyiz edilmiştir.
1) Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, davalının temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2) Davacının temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Dava; davacı sağlık kuruluşunun 2013 Ocak dönemi için davalı kuruma fatura ettiği miktara karşılık davalı tarafından avans ödemesi yapıldıktan sonra, taraflar arasında varılan mutabakat gereği davalı tarafından tahsil edilecek alacağın ortaya çıkması üzerine, bu alacağa tahakkuk ettirilen faiz kesintisinin iadesi istemine ilişkindir.
5510 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun 97. maddesinin 7.bendinde 3 aylık süre içinde avans hesabının kapatılacağı düzenlenmiş olup, davalının dosya içerisinde bulunan 14/04/2016 tarihli yazısından Ocak 2013 dönemi avans ödeme tarihinin 10/04/2013, mutabakat tarihinin ise 22/07/2014 olduğunun anlaşılmaktadır. Bu haliyle davalı kurumun 3 aylık sürede faturaların incelemesini tamamlayamayarak kusurlu davrandığı açıktır. Sosyal Güvenlik Kurumu Özel Sağlık Sunucularından Sağlık Hizmeti Satın Alma Sözleşmesinin uygulanmasına ilişkin hem 2009/44 sayılı Genelgenin 7.2.2 maddesinde, hem de 2011/62 sayılı Genelgenin 1.11.7 maddesinde fazla ödemenin varsa kurum alacağından mahsup edileceği belirtildiğinden, bu düzenlemeye bağlı olarak yapılan ödemenin yersiz kabul edilemeyeceği gibi, faiz kesintisi uygulanmasının yasal dayanağının olduğundan da söz edilemeyecektir.
Hal böyle olunca; mahkemece, yukarıda açıklanan maddi ve hukuki olgular gözetilerek, davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme içeren bilirkişi raporu benimsenerek yazılı şekilde davanın kısmen kabulüne dair hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda birinci bendde açıklanan nedenlerle davalının temyiz itirazlarının reddine, ikinci bendde açıklanan nedenlerle hükmün HUMK’nın 428. maddesi gereğince davacı yararına BOZULMASINA, 6100 sayılı HMK’nun Geçici Madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK’nın 440. maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren 15 günlük süre içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 25/02/2021 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından Özel Sağlık Hizmeti Sunucularına Kurum Zararı Olarak Kesilen Ceza Koşulu 

Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından Özel Sağlık Hizmeti Sunucularına Kurum Zararı Olarak Kesilen Ceza Koşulu 

Ancak, sözleşme ile belirlenmiş olan ceza koşulları açık ve net olarak belirlenmemiş ise ve ceza miktarları fiillerin ağırlığına göre kademelendirilmemiş ise, SGK, ceza koşullarını kurum zararı olarak talep edemez. 

5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 73. maddesinde; bu Kanuna göre sağlık hizmetlerinin, Kurum ile yurt içindeki veya yurt dışındaki sağlık hizmeti sunucuları arasında yapılan sözleşmeler yoluyla ve/veya bu Kanun hükümlerine uygun olarak genel sağlık sigortalısı ve bakmakla yükümlü olduğu kişilerin sözleşmesiz sağlık hizmeti sunucularından satın aldıkları sağlık hizmeti giderlerinin ödenmesi suretiyle sağlanacağı hususu düzenlenmiştir.

Kanun’un “İdari yaptırımlar ve fesih” başlıklı 103. maddesinin 1. fıkrasında; “Kurumca yapılan inceleme neticesinde;

  1. a) Sağlık hizmeti sunulmadığı halde sağlık hizmetini fatura ettiği,
  2. b) Faturayı veya faturaya dayanak oluşturan belgeleri, gerçeğe aykırı olarak düzenlediği,
  3. c) 64 üncü madde gereğince kapsam dışı tutulan sağlık hizmetlerini, kapsam içinde olan sağlık hizmetleri gibi gösterdiği,
  4. d) Sağlık hizmetlerine hak kazanmayan kişilere, sağlık hizmeti sunarak Kuruma fatura ettiği,
  5. e) 73 üncü madde gereğince belirlenen tavanın üzerinde ilave ücret aldığı,

tespit edilen sağlık hizmeti sunucuları hakkında genel hükümlere göre takip yapılır. Bu fiiller nedeniyle Kurumun yersiz ödediği tutar 96 ncı maddeye göre geri alınır. Ayrıca bu fiilleri işleyen veya sağlık hizmeti satın alınmasına ilişkin sözleşmelerde belirtilen hükümlere aykırı davrandığı tespit edilen sağlık hizmeti sunucularının Kurum ile yaptıkları sözleşmeleri feshedilebilir ve Kurumca belirlenecek süre içinde tekrar sözleşme yapılmaz.

71 inci maddede yer alan kimlik tespiti yükümlülüğünü yapmayan ve bu nedenle bir başka kişiye sağlık hizmeti sunulması nedeniyle Kurumun zarara uğramasına sebebiyet veren sağlık hizmeti sunucularından uğranılan zarar geri alınır.” düzenlemesi yer almaktadır.

Aynı maddenin, 10/9/2014 tarihli 6552 sayılı Kanunun 54. maddesi ile eklenen 4. fıkrasında ise “Kurum tarafından sözleşmesi feshedilmiş sağlık hizmeti sunucusuyla feshe neden olan fiillere bağlı olarak oluşan Kurum alacakları tahsil edilmeden ve fesih süresi tamamlanmadan yeni bir sözleşme yapılmaz. Söz konusu sağlık hizmeti sunucusunun devri hâlinde ise feshe neden olan Kurum alacakları tahsil edilmeden ve en az bir yıllık fesih süresi geçmeden devralan sağlık hizmeti sunucusu ile sözleşme yapılmaz. Sözleşme yapılmayan veya sözleşmesi feshedilen sağlık hizmeti sunucusunun muayene ve işlemlere ilişkin fatura bedelleri ödenmez.” hükmü yer almaktadır.

5510 sayılı 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’un 96. maddesinde; “Kurumca işverenlere, sigortalılara, isteğe bağlı sigortalılara gelir veya aylık almakta olanlara ve bunların hak sahiplerine, genel sağlık sigortalılarına ve bunların bakmakla yükümlü olduğu kişilere, fazla veya yersiz olarak yapıldığı tespit edilen bu Kanun kapsamındaki her türlü ödemeler;

a) Kasıtlı veya kusurlu davranışlarından doğmuşsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla on yıllık sürede yapılan ödemeler, bu ödemelerin yapıldığı tarihlerden,

b) Kurumun hatalı işlemlerinden kaynaklanmışsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla beş yıllık sürede yapılan ödemeler toplamı, ilgiliye tebliğ edildiği tarihten itibaren yirmidört ay içinde yapılacak ödemelerde faizsiz, yirmidört aylık sürenin dolduğu tarihten sonra yapılacak ödemelerde ise bu süre sonundan, itibaren hesaplanacak olan kanunî faizi ile birlikte, ilgililerin Kurumdan alacağı varsa bu alacaklarından mahsup edilir, alacakları yoksa genel hükümlere göre geri alınır.

Alacakların yersiz ödemelere mahsubu, en eski borçtan başlanarak borç aslına yapılır, kanunî faiz kalan borca uygulanır. Bu hüküm ilgili hak sahiplerinin muvafakat etmeleri kaydıyla, aynı dosyadan diğer bir hak sahibine yapılan yersiz ödemelere mahsubunda da uygulanır.

Yersiz ödemenin gelir ve aylıklardan kesilmesinde, kesintinin başlayacağı ödeme dönemi başı itibarıyla kanunî faizi ile birlikte hesaplanan borç tutarı, gelir ve aylıktan % 25 oranında kesilmek suretiyle uygulanır.

Yersiz ödemelerin tespiti ile geri alınmasına ve bu maddenin uygulanmasına ilişkin usûl ve esaslar, Kurum tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.” hükmü bulunmaktadır.

Bu maddeye istinaden çıkarılan ve 27.09.2008 tarih ve 27010 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Fazla Veya Yersiz Ödemelerin Tahsiline İlişkin Usul Ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin 2 nci maddesine göre bu Yönetmelik, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu kapsamında yapılan her türlü fazla veya yersiz ödemeyi kapsamaktadır.

Yönetmeliğin “Fazla veya yersiz ödemelerde uygulanacak faiz” başlıklı 12. maddesinde; “Fazla veya yersiz ödemelerin geri alınmasında 4/12/1984 tarihli ve 3095 sayılı Kanunî Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun hükümleri uygulanır.” düzenlemesi yer almaktadır.

Hukukumuzda idarenin düzenleme yetkisi konu bakımından sınırlandırılmamıştır. İdareler bir kanuna dayanmak ve kanunlara ve varsa ilgili düzenleyici işlemin bir üst normuna uygun olmak şartıyla düzenleme yapabilmektedir.

Sosyal Güvenlik Kurumu Özel Sağlık Hizmeti Sunucularında Sağlık Hizmeti Satın Alım Sözleşmesinde öngörülen yükümlülüklerin yerine getirilmemesi halinde uygulanacak olan cezalar, idari yaptırım niteliğinde değildir. Bu yüzden SGK ceza koşullarını, yasal düzenlemelerle değil karşılıklı imzalanan sözleşme ile belirlemektedir (Danıştay, 15D., 15.11.2018, 412/7564).

SGK’nın sözleşme hükümlerine uyulması ve uygulamada birliğin sağlanarak hasta mağduriyetinin önlenmesi amacıyla ceza koşulları belirlemesi açık ve net olarak belirlenmiş olmalıdır. Ceza koşulunun uygulanma şartlarının açık ve net olarak belirlenmemesi, ceza uygulanmasını engeller.

Diğer yandan, Sosyal Güvenlik Kurumu Özel Sağlık Hizmeti Sunucularında Sağlık Hizmeti Satın Alım Sözleşmesinde öngörülen yükümlülüklerin yerine getirilmemesi halinde uygulanacak olan ceza miktarları fiillerin ağırlığına göre kademelendirilmiş olması zorunludur. 

Ceza koşulları açık ve net olarak belirlenmiş ve ceza miktarları fiillerin ağırlığına göre kademelendirilmiş olması halinde, Sosyal Güvenlik Kurumu, belirlediği ceza koşullarını kurum zararı olarak Özel Sağlık Hizmeti Sunucularından talep edebilir. 

Ancak, sözleşme ile belirlenmiş olan ceza koşulları açık ve net olarak belirlenmemiş ise ve ceza miktarları fiillerin ağırlığına göre kademelendirilmemiş ise, SGK, Özel Sağlık Hizmeti Sunucularından, ceza koşullarını kurum zararı olarak talep edemez. 

Sgk’nın Kesinti Yapıp Eksik Ödediği Bedellerin İadesi

Sgk’nın Eksik Ödediği Bedellerin İadesi 

SGK’nın sözleşme ile belirlediği bazı durumlar yersiz ödeme olarak kabul edilip, tedavi, hizmet, ilaç ve cihaz/malzeme bedeli ödenmez. Bunlar hastanın raporunun eksik olması, Kurumca belirlenen usul ve esaslar ile reçete düzenleme ve yazılım esaslarına uyulmaması, reçetenin süresi içinde MEDULA sistemine kaydedilmemesi, reçetenin veya raporun fatura ekinde bulunmaması, reçete ekinde bulunması gereken barkod veya fiyat etiketi bilgilerinin eksik olması, hasta T.C. Kimlik Numarasının hatalı girilmesi, belirlenen süre içinde reçetenin teslim edilmemesi, mahkeme kararı ile ödeme işlemlerinin iptal edilmesi ya da yürürlüğünün durdurulması gibi nedenlerdir. 

SGK’nın kesinti nedenleri bazı durumlarda sözleşme hükümlerine aykırı olabildiği gibi yasal düzenlemelere de aykırı olabilmektedir. 

SGK ile sözleşme imzalamış olan ancak tedavi, hizmet, ilaç ve cihaz/malzeme bedeli haksız ve hukuka aykırı olarak kesilip ödenmeyen  birinci, ikinci ve üçüncü basamak resmi sağlık kuruluşları, iş yeri hekimlikleri, evde bakım hizmetleri sunumu hakkında yönetmelik kapsamında hizmet veren merkezler, ayakta teşhis ve tedavi yapılan özel sağlık kuruluşları hakkında yönetmelik kapsamında açılan özel poliklinikler, ağız ve diş sağlığı hizmeti sunulan özel sağlık kuruluşları hakkında yönetmelik kapsamında açılan ağız ve diş sağlığı hizmeti veren özel sağlık kuruluşlar, serbest eczaneler, özel hastaneler yönetmeliğine göre ruhsat almış hastaneler, ayakta teşhis ve tedavi yapılan özel sağlık kuruluşları hakkında yönetmelik kapsamında açılan tıp merkezleri ve dal merkezleri, diyaliz merkezleri, özelleşmiş tedavi merkezleri, tanı, tetkik ve görüntüleme merkezleri ile laboratuvarları, optisyenlik müesseseleri ve tıbbi cihaz ve malzeme tedarikçileri haksız ve hukuka aykırı kesinti sebepleriyle birlikte dava konusu yapabilmektedirler. 

Sözleşme ile belirlenen hükmün SGK tarafından bir genelge ile tek taraflı olarak değiştirilmesinin mümkün olmadığı, SGK’nın belirlenen hizmet bedelini eksik ödediği ve eksik ödeme nedeni ile oluşan farkın SGK’dan istenebileceğine ilişkin davada; 

T.C.

ANKARA

9. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ

GEREKÇELİ KARAR

ESAS NO : 2015/7 

KARAR NO : 2016/492

DAVACI : ………………….SAĞLIK HİZMETLERİ TİC. LTD. ŞTİ. 

VEKİLİ : Av. AHMET CAN – Reşatbey Mah. Türkkuşu Cad. N:1 Günep Panorama B1005 B/Blok K:10 D:5 01120 Seyhan/ ADANA

DAVALI : SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞI -Ziyabey Caddesi No:606520 Balgat Çankaya/ ANKARA

VEKİLİ : 

DAVA : İtirazın İptali 

DAVA TARİHİ : 08/01/2015

KARAR TARİHİ : 29/11/2016

KARAR YAZ. TAR. : 20/12/2016

DAVA:

Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin ….’de özel diyaliz merkezi işletmekte olduğunu, davalı ile anlaşmalı olarak davalı mensuplarına hizmet verdiğini, davalının 04/09/2008’e kadar seans ücreti olarak 138,00 TL uygulamakta iken bu tarihten itibaren seans başına 111,60 TL uyguladığını ve müvekkiline eksik ödeme yapıldığını, diğer diyaliz kuruluşlarının şikayeti üzerine eski uygulamaya dönüldüğünü, ancak müvekkiline toplam 10.178,00 TL eksik ücret ödediğini, bu paranın geçmiş günler faizinin 8.969,08 TL olduğunu, toplam 19.147,08 TL’nin tahsili için Ankara 17. İcra Müdürlüğü’nün 2014/11567 sayılı dosyası ile girişilen icra takibinin davalının itirazı ile durduğunu ileri sürerek, itirazın iptali ile %20 icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. 

CEVAP:

Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; diyaliz tedavi ücretlerinin 2007 SUT’ta hem sağlık kurumları fiyat listesinde hem de paket işlem fiyat listesinde yer aldığını, hemodiyaliz tedavilerinin liste fiyatlarının listesinden farklı olarak diyaliz merkezleri yönetmeliğindeki zorunlu laboratuvar tetkiklerini ve nakil ücretlerini de kapsadığını, SUT 19.5.1.numaralı maddesinde hemodiyaliz tedavilerinin tanımlandığını, buna göre böbrek yetmezliği için yapılan asetatlı ve bikarbonatlı hemodiyaliz tedavi giderlerinin, paket işlem fiyat listesinde yer alan fiyatlar üzerinden fiyatlandırılacağının belirtildiğini, Danıştay 10. Dairesi’nin bu düzenlemeyi durdurduğunu, kurumca yapılan uygulamanın Danıştay kararı doğrultusunda zorunlu olarak yapıldığını, 2007 SUT’un yürürlüğe girmesinden itibaren özel sağlık kurumları ile yeniden sözleşme yapıldığını, sözleşmenin (3) ve (4.8)numaralı maddelerinde, “sağlık kurumu/kuruluşu SUT, Ödeme Genelgesi, Kurumca belirlenecek diğer usul ve esaslar ile kuruluş ve faaliyetiyle ilgili tabi oldukları mevzuat hükümlerine uymakla yükümlüdür.” denildiğini savunarak, davanın reddini istemiştir. 

KANITLAR VE DEĞERLENDİRİLMESİ:

Dava, sağlık hizmeti alım sözleşmesine dayalı eksik ödemenin tahsili için girişilen icra takibine yapılan itirazın iptali istemine ilişkindir. 

Uyuşmazlık, davaya konu icra takibi kapsamında davacının davalıdan bir alacağı bulunup bulunmadığı ve miktarı noktalarında toplanmıştır. 

Konusunda uzman bilirkişilerden alınan 27 kasım 2015 tarihli raporda özetle, dosyamıza konu olan işlemin, SGK Genel Sağlık Sigortası Genel Müdürlüğü’nün 04/09/2008 tarih ve 2008/80 sayılı genelgesi ile başladığı, söz konusu genelgenin, Danıştay 10. Dairesince; 09.07.2008 tarih ve 2007/7297 E. Sayılı Karar ile; Kurumumuzca 25.05.2007 tarih ve 26532 sayılı mükerrer Resmi Gazete’de yayımlanan “Sosyal Güvenlik Kurumu Sağlık Uygulama Tebliği’’nin (24.1), (24.2) numaralı maddelerinin ve (24.2.2) numaralı maddesinin “(24.2.2.6) Paket İşleme Dahil Olmayan Tıbbi Malzemeler” bölümü hariç diğer kısımları ile eki Paket İşlem Fiyat Listesinin, 09.07.2008 tarih ve 2007/7391 E. Sayılı Karar ile; Sosyal Güvenlik Kurumu Sağlık Uygulama Tebliğinin (5) numaralı maddesinin son fıkrasında yer alan “hasta tarafından karşılanacak olup, verilen hizmetlerin Tebliğ eki Paket İşlem Fiyat Listesinde yer alması durumunda bu liste fiyatları, yer almıyorsa” ibaresinin, yürütülmesinin durdurulduğu, bilgi edinilmesi ve 04.09.2008 tarihinden itibaren söz konusu Danıştay kararı doğrultusunda işlem yapılması gerektiği hususunda bilginizi ve gereğini rica ederim.” biçiminde olup, davalı Kurumca yapılan bu işlemin, İYUK m.28 gereğince, idare tarafından uygulanması zorunlu olan bir karar olduğu, kararın yayınlanması ile birlikte, davalı ile sözleşmesi bulunan sağlık hizmet sunucuları için, vermiş oldukları hizmetlerin bedellerinin, yukarıda tanımlanan Hizmet Başına Ödeme Yöntemi ile faturalandırılması gerektiği, yani 26 gün süre ile uygulanan 105,60 TL diyaliz bedelinin fiks bir fiyat olmadığı, eğer davacı tarafından uygulanmışsa, hastalara uygulanan ilaçlar, yatak ücreti, hasta taşıma, laboratuvar ve patoloji tetkiklerinin de bu fiyata ek olarak fiyatlandırılması, fiyatın daha yukarıya çıkmasının mümkün olduğu, dosyada örneği bulunan dava konusu döneme ait 087786 sıra nolu faturanın tetkikinde de görüleceği üzere, 357 adet “Yatak Ücreti” Ek 8 gereği birim fiyata ilave edilmiştir davacı Sağlık hizmet sunucusunun fiyatlandırılabilecek ek hizmetleri faturalandırmamasının nedeninin, bu hizmetlerin hastalara sunulmamış olması ya da ihmal olduğu, davalı Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığının, Danıştay 10. Dairesinin 09.07.2008 tarih ve 2007/7297 E. Sayılı Kararı gereği 04.09.2008-30.09.2008 tarihleri arasında 26 gün süre ile uygulanan hemodiyaliz tedavi bedeli ile ilgili olarak yaptığı ödemenin, ödeme döneminde yürürlükte olan mevzuata uygun olduğu, davacı tarafça eksik ödendiği iddia edilen 10.178,00TL tedavi bedeli ve fer’ilerinin ödenmediğine dair itirazın yerinde olmadığı yönünde görüş bildirilmiştir. 

Davacı vekilinin itirazı üzerine alınan 08/09/2016 tarihli raporda özetle, yanlar arasındaki uyuşmazlığın diyaliz seans ücretinin sözleşmeyle EK-9 fiyat listesindeki 138,00 TL belirlenmesine rağmen 04/09/2008-30/09/2008 tarihlerini kapsayan 26 günlük dönemde kurumca 105,60 TL olarak uygulanması sonucu oluşan fiyat farkına ilişkin olduğu, Sosyal Güvenlik Kurumu Özel Sağlık Kurumundan/Kuruluşundan Sağlık Hizmeti Satın Alma Sözleşmesi uyarınca davacının davalı Kurum mensubu hastalara sağlık hizmeti verdiği, ücretin Sağlık Uygulama Tebliğinin EK-9 listesinde yer alan paket işlem ücretinden ödeneceği, EK-9 paket işlem ücret listesinin P704230 paket kodu ile Bikarbonatlı Hemodiyaliz tetkiklerinin malzeme dâhil seans ücretinin 138,00 TL olarak belirlendiği, 25/05/2007 tarihli resmi gazetede yayımlanarak 15/06/2007 tarihinde yürürlüğe giren ve 01/10/2008 tarihine kadar yürürlükte kalan Sosyal Güvenlik Kurumu Sağlık Uygulama Tebliği (SUT) ile EK-9 listesinin uygulanmaya başlandığının görüldüğü, Danıştay 10. Dairesi’nin 09.07.2008 gün ve 2007/7297 sayılı kararıyla 25/05/2007 tarih ve 26532 mükerrer sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Sosyal Güvenlik Kurumu Sağlık Uygulama Tebliğinin 24.1, 24.2, 24.2.2 nci maddesinin 24.2.2.6 Paket işleme dâhil olmayan tıbbi malzemeler bölümü hariç diğer kısımları ile eki Paket Fiyat Listesinin (EK-9) yürütülmesinin durdurulmasına karar verildiğinin görüldüğü, davalı Kurumun yürütmenin durdurulması kararı üzerine 04/09/2008 tarih ve 34457 sayılı genelgeyi yayımlayarak EK-9 Paket işlem fiyat listesinin uygulanmasını durdurduğu ve EK-8 Paket işlem fiyatlarını uygulamaya başladığı, 29/09/2008 gün ve 27102 sayılı mükerrer resmi gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Sağlık Uygulama Tebliği ile 01/10/2008 tarihinde Ek-9 fiyat listesini yeniden uygulamaya başlandığının görüldüğü, konuya ilişkin olarak Adana 1 Asliye Ticaret Mahkemesinin 18/09/2012 tarih ve 2011/515E 2012/265K sayılı kararı, Adana 1 Asliye Ticaret Mahkemesinin 18/09/2012 tarih ve 2011/504E 2012/264K sayılı kararlarında, davalı kurumun biokarbonatlı hemodiyaliz için uyguladığı 138,00 TL seans ücreti yerine 111,60 TL ödenmesinin yerinde olmadığı, bu nedenle oluşan zararın davalıdan alınması gerektiğinin kabul edildiği, davacının 30/09/2008 tarih ve 087786 sayılı 51.757,06 TL’lik fatura kestiği,fatura içindeki dava konusu 411 seans bulunduğu, davacı tarafından verilmiş olan hasta takip listesine göre bu fatura tutarının 69 hasta tedavisine ait olduğu, dava dilekçesinde 19.147,08 TL’nin talep edildiği, bu rakamın toplam 411 seanstan 01/09/2008- 02/09/2008- 03/09/2008 tarihleri için 54 seansa 138,00 TL’den, 04/09/2008 ile 30/09/2008 tarihleri arasındaki 357 adet seans için ise 111,60 TL’den ödendiği; seans başına 26,40 TL eksik ödeme yapıldığı, 357×26,40+%8KDV = 10.178,78 TL + 8.969,08 TL faizden oluştuğu, 138,00 TL – 111,60 TL = 26,40 TL x 357+KDV 10.178,78 TL fiyat farkının davalıdan alınarak davacıya iadesi gerektiği yönünde görüş bildirilmiştir. 

08/09/2016 tarihli bilirkişi raporu dosya içeriğine uygun ve denetime elverişli bulunduğundan hüküm kurmaya yeterli görülmüştür. 

Toplanan tüm kanıtlardan, tarafların sözleşme ile seans birim ücretini 138,00 TL olarak belirledikleri genelge ile özel hukuka ait sözleşmenin hükümlerinin tek taraflı olarak değiştirilmesinin mümkün olmadığı davalı idarenin sözleşme ile 138,00 TL olarak belirlenen seans birim ücreti yerine 111,60 TL ödemesinin doğru olmadığı davacının eksik ödeme nedeni ile oluşan 10.178,00 TL farkı davalıdan isteyebileceği sonuç ve kanaatine varılmıştır (Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin 27/03/2013 tarih, 2012/26451 Esas 2013/7754 sayılı Kararı) .

Davacı vekili fatura tarihinden takip tarihine kadar birikmiş faiz isteminde bulunmuştur. Davanın sözleşmeden kaynaklandığı, davacının takip tarihinden önce davacıyı temerrüte düşürdüğü kanıtlanmadığından birikmiş faiz istemi yerinde görülmemiştir.

Davacı vekili davalı tarafın takibe haksız olarak itiraz ettiğini bu nedenle %20 oranında icra inkar tazminatının davalıdan tahsilini istemiştir. Davalı tarafın icra takibine yapılan itirazda haksız olduğu ve alacak likit olduğundan İİK’nun 67/2.maddesi gereğince hükmolunan şeyin %20’si oranında icra inkar tazminatının davalıdan tahsili gerektiği düşünülmüştür. 

İddia, savunma, taraflarca sunulan kanıtlar, büyük ölçüde yararlanılan 08/09/2016 tarihli bilirkişi raporuna göre, davanın kısmen kabulüne karar vermek gerekmiştir. 

HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;

Davanın KISMEN KABULÜNE,

Davalı aleyhine Ankara 17. İcra Müdürlüğü’nün 2014/11567 sayılı dosyası ile girişilen icra takibinin 10.178,00 TL üzerinden kısmen iptaline, 

Hükmolunan 10.178,00 TL’ye takip tarihinden itibaren değişen oranlarda avans faizi yürütülmesine, 

İİK’nun 67/2. maddesi uyarınca hükmolunan şeyin %20’si oranında icra inkar tazminatının davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, 

Fazla istemin reddine, 

2-Davalı harçtan muaf olduğundan harç alınmasına yer olmadığına, 

3-Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca hesaplanan 1.800,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,

4-Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca hesaplanan 1.800,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,

5-HMK’nun 332. maddesi gereğince davacı tarafça yapılan 66,55 TL yargılama gideri ve 2.000,00 TL bilirkişi ücreti olmak üzere 2.066,55 TL yargılama giderinden kabul ve ret oranı dikkate alınarak 1.098,51 TL yargılama giderinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, fazla kısmın davacı üzerinde bırakılmasına, 

6-HMK’nun 333.maddesi uyarınca kullanılmayan fazla gider avansının karar kesinleştiğinde yatırana iadesine, 

Dair verilen karar, taraf vekillerinin yüzüne karşı HMK’nun 341 ile 6723 sayılı yasanın 34. ve HMK’nun 345. maddesi uyarınca tebliğ tarihinden itibaren 2 haftalık yasal süre içerisinde İstinaf yasa yolu açık olduğu bildirilerek açıkça okunup, usulen anlatıldı. 29/11/2016       

 

Yargıtay 13. HD., E. 2014/33458 K. 2015/28075 T. 30.9.2015 kararında da “Davacı, davalı kurum ile anlaşmalı olarak diyaliz hizmeti verdiğini, davalı kurumun 04/09/2008 tarihine kadar 2008 yılında geçerli olan ilaç, yatak, malzeme ve zorunlu tetkikler dahil seans ücreti olarak 138,00.TL birim fiyat üzerinden ödeme yapmakta iken….’ın 09/07/2008 tarihinde 2007/297 esas sayılı dosyası üzerinden, sağlık hizmetlerinin paket olarak fiyatlandırılmasına ilişkin bazı SUT hükümlerinin yürütmesinin durdurulmasına karar verildiğini, davalı kurumun da…. kararını gerekçe göstererek 04/09/2008-30/09/2008 tarihleri arasında seans ücreti olarak 111,60.TL birim fiyat uyguladığını, ancak bu tarihten sonra tekrar eski fiyat uygulamasına döndüğünü, böylece kendilerine söz konusu tarihler arasında eksik ödeme yapıldığını ileri sürerek 25.830,00.TL’nin faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı, davanın reddini dilemiştir. Mahkemece, davanın kabulü ile 25.830,00.TL,’nin dava tarihinden itibaren işleyecek reeskont faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiş, hüküm davalı tarafından temyiz edilmiştir. 1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalının aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekir. 2-Harçlar Kanunu’nun 13/j. maddesi gereği, davalının harçtan muaf tutulması gerekirken bakiye harcın davalıdan tahsiline ve davacı tarafından yatırılan harcın da davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir. Ne var ki, bu yanlışlıkların giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, usulün 438/7.maddesi uyarınca hükmün düzeltilerek onanmasına karar verilmesi gerekmiştir.” denmiştir. 

YARGITAY 13. HD., E. 2018/1504 K. 2020/1134 T. 4.2.2020 kararında “ Davacılar, davalı ile aralarında ayrı ayrı … hizmeti satın alma sözleşmesi olduğunu, bu sözleşme gereği SGK lı diyaliz hastalarına tedavi hizmeti verdiklerini, tedavi ücretlerinin … uygulama tebliği eklerinde yer alan cetvellere göre ödendiğini, 2005 yılından sonra paket işlem fiyat listesi esasına geçildiğini, bikarbonatlı hemodiyaliz tedavilerinde seans ücretinin 138,00 TL olarak belirlendiğini ancak davalının 4-30 Eylül 2008 tarihleri arasında 26 günlük dönemde mevcut sözleşme hükümleri dışına çıkılarak seans ücretlerinin 111,60 TL olarak ödendiğini, daha sonra tekrar 138,00 TL ücret uygulamasına dönüldüğünü, 4-30 Eylül arası dönemdeki eksik ödemeden doğan zararların her bir davacıya ayrı ayrı ödenmek suretiyle faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemişlerdir. Davalı, davanın reddini dilemiştir. Mahkemece, … Tıp Sağ. Hiz. San. Tic. A.Ş’ye 38.834,40 TL+KDV olmak üzere toplam 41.941,15 TL’nin, … … Tıp Sağ. Hiz. AŞ’ye 21.516,00 TL+KDV olmak üzere toplam 23.237,28 TL’nin, … … Tıp Sağ. Hiz. AŞ’ye 32.472,00+KDV olmak üzere toplam 35.069,76 TL’nin, …’ye 12.751,20 TL+KDV olmak üzere toplam 13.771,30 TL’nin, … … Tıp Sağ. Hiz. LTd. Şti’ne 26.401,79 TL+KDV olmak üzere toplam 28.513,94 TL’nin dava tarihinden itibaren ayrı ayrı işleyecek reeskont faizleriyle birlikte davalıdan alınarak davacılara ödenmesine karar verilmiş; hükmün, taralarca temyizi üzerine Dairemizin 15.11.2017 tarihli 2015/30041 Esas, 2017/11171 Karar sayılı ilamıyla faiz başlangıcı yönünden düzeltilerek onanmasına karar verilmiş, bu kez taraflar karar düzeltme talebinde bulunmuşlardır. 1-Dosyadaki yazılara mahkeme kararında belirtilip Yargıtay ilamında benimsenen gerektirici sebeplere göre HUMK’nun 440. maddesinde sayılan nedenlerden hiçbirine uygun olmayan davalının tüm, davacıların ise aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair karar düzeltme isteklerinin reddi gerekir. 2-Davacılar arasında ihtiyari dava arkadaşlığı söz konusu olduğundan her bir davacı için ayrı ayrı vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken bütün davacılar lehine tek nispi vekalet ücretine hükmedilmesi usule aykırıdır. Ne var ki, bu husus yeniden yargılama yapılmasını gerektirmeyip hükmün düzeltilerek onanması HMUK’un 438/7. maddesi hükmü gereğidir. Kararın bu yönden de düzeltilmesine karar verilmesi gerekirken, zuhulen bu yönden onanmasına karar verildiği bu kez yapılan karar düzeltme incelemesi sonucu anlaşılmakla, Dairemizin 15.11.2017 tarih, 2015/30041 Esas, 2017/11171 Karar sayılı düzeltilerek onama ilamına 3.bent eklenerek mahkeme kararının 3.bendinde yer alan, “Davacılar kendisini vekille temsil ettirdiğinden …Ü.T. uyarınca tespit olunan 13.802,70 TL. vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacılara verilmesine” cümlesinin çıkarılarak yerine “Karar tarihinde yürürlükte bulunan …Ü.T. gereğince … Tıp … Hiz. San. Tic. A.Ş için 4.914-TL., … … Tıp … Tic. A.Ş. için 2.789-TL., … … Tıp Sağ. San. Tic. A.Ş için 4.208-TL., … Diyaliz Merk A.Ş için 1.653-TL., … … Tıp … Hiz. Ltd. Şti. için 3.168-TL. vekalet ücretinin davalıdan tahsili ile davacılara verilmesine” cümlesinin yazılmasına ve davacılar lehine hükmedilen vekalet ücreti bakımından mahkeme kararının düzeltilerek onanmasına karar vermek gerekmiştir.” denmiştir. 

YARGITAY 13. HD., E. 2015/30041 K. 2017/11171 T. 15.11.2017 kararında “Davacılar, davalı ile aralarında ayrı ayrı sağlık hizmeti satın alma sözleşmesi olduğunu, bu sözleşme gereği SGK lı diyaliz hastalarına tedavi hizmeti verdiklerini, tedavi ücretlerinin sağlık uygulama tebliği eklerinde yer alan cetvellere göre ödendiğini, 2005 yılından sonra paket işlem fiyat listesi esasına geçildiğini, bikarbonatlı hemodiyaliz tedavilerinde seans ücretinin 138,00 TL olarak belirlendiğini ancak davalının 4-30 eylül 2008 tarihleri arasında 26 günlük dönemde mevcut sözleşme hükümleri dışına çıkılarak seans ücretlerinin 111,60 TL olarak ödendiğini, sonra tekrardan 138,00 TL ücret uygulamasına dönüldüğünü, 4-30 eylül arası dönemdeki eksik ödemeden doğan zararların her bir davacıya ayrı ayrı ödenmek suretiyle faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir. Davalı, davanın reddini dilemiştir. Mahkemece, … Tıp Sağ. Hiz. San. Tic. AŞ’ye 38.834,40 TL+KDV olmak üzere toplam 41.941,15 TL’nin, …Tıp Sağ. Hiz. AŞ’ye 21.516,00 TL+KDV olmak üzere toplam 23.237,28 TL’nin, … Tıp Sağ. Hiz. AŞ’ye 32.472,00+KDV olmak üzere toplam 35.069,76 TL’nin, …’ye 12.751,20 TL+KDV olmak üzere toplam 13.771,30 TL’nin, … Tıp Sağ. Hiz. LTd. Şti’ne 26.401,79 TL+KDV olmak üzere toplam 28.513,94 TL’nin dava tarihinden itibaren ayrı ayrı işleyecek reeskont faizleriyle birlikte davalıdan alınarak davacılara ödenmesine, karar verilmiş; hüküm, taraflarca temyiz edilmiştir.1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalının tüm, davacıların aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekir. 2-Davacılardan Özel …Tıp Sağlık Hizmetleri Sanayi ve Ticaret A.Ş. şirketlerinin, davalıdan dava açmadan önce ihtarname ile doğan zararını belirterek bu zararın ödenmesini talep ettiği ve davalı kurumun bu talepleri yolladığı cevabi yazılarla reddettiği anlaşılmaktadır. Dosya kapsamından davalı kurum tarafından sadece bu üç davacıya ihtarname yollandığı diğer davacıların yolladığı ihtarnamelerin tebliğine ilişkin bir belge olmadığı da anlaşılmakla birlikte, Özel … Tıp Sağlık Hizmetleri Sanayi Ve Ticaret A.Ş. yönünden en geç davalının cevabi yazı yazdığı tarihlerde temerrüdün oluştuğu göz önünde bulundurularak mahkemece, kabul edilen miktarların davacılardan temerrüt tarihlerinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesi gerekirken mahkemece, dava tarihinden itibaren yasal faize hükmedilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. Ne var ki, bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden kararın düzeltilerek onanması HUMK.’nun 438/7. maddesi hükmü gereğidir. SONUÇ: Yukarıda birinci bentte belirtilen nedenlerle davalının tüm, davacıların sair temyiz itirazlarının reddine, ikinci bentte açıklanan nedenlerle mahkeme kararının hüküm bölümünün 1. fıkrasında yer alan tüm söz ve rakamların hükümden çıkartılarak yerine “ … Tıp Sağ. Hiz. San. Tic. AŞ’ye 38.834,40 TL+KDV olmak üzere toplam 41.941,15 TL’nin, … Tıp Sağ. Hiz. AŞ’ye 21.516,00 TL+KDV olmak üzere toplam 23.237,28 TL’nin, …’ye 12.751,20 TL+KDV olmak üzere toplam 13.771,30 TL’nin temerrüt tarihi olan 23.08.2012 tarihinden itibaren itibaren ayrı ayrı işleyecek reeskont faizleriyle birlikte, … Tıp Sağlık Hizmetleri A.Ş’ ye 32.472,00+KDV olmak üzere toplam 35.069,76 TL’ nin, … Tıp Sağlık Hizmetleri Ltd.Şti’ ye 26.401,79 TL+KDV olmak üzere toplam 28.513,94 TL nin dava tarihinden itibaren ayrı ayrı işleyecek reeskont faizleriyle birlikte davalıdan alınarak davacılara ödenmesine” söz ve rakamlarının yazılmasına, hükmün değiştirilmiş ve düzeltilmiş bu şekliyle ONANMASINA.. 15/11/2017 tarihinde karar verilmiştir. 

YARGITAY 13. HD., E. 2014/43489 K. 2015/37130 T. 17.12.2015 kararında “Davacı, aralarındaki sözleşme gereğince davalı kurum mensubu olan diyaliz hastalarına hizmet verdiklerini, 04.09.2008 tarihine kadar SUT Ek-9 listesine göre seans ücreti olarak 138,00 TL üzerinden ödeme yapılırken 04.09.2008 – 30.09.2008 tarihleri arasında davalı kurumun seans ücreti olarak 111,00 TL ödediğini, bunun haksız olduğunu, sözleşmeye ve hukuka aykırı olduğunu ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla eksik ödenen 23.408,00 TL’nin 31.10.2008 tarihinden itibaren işleyecek reeskont faiziyle davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.Davalı, davanın reddini dilemiştir.Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş; hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir.Dava, davacı şirket tarafından tedavi edilen davalı kurum hastalarına 04.09.2008 tarihine kadar bikarbonatlı hemodiyaliz tedavisinde seans ücretinin 138 TL olarak uygulanmakta iken, bu tarihten sonra 26 gün süre ile seans ücretinin 111,60 TL olarak uygulanması sonucu ortaya çıkan 23.408,00 TL hizmet bedeli farkı talebinden ibarettir. Mahkemece, birbirini teyid eden iki bilirkişi raporuna itibar edildiği belirtilerek davanın reddine karar verilmiştir. Söz konusu bilirkişi raporlarında davalı K… …ın vermiş olduğu yürütmeyi durdurma kararına istinaden uygulama yaptığı ve taraflar arasındaki sözleşme ile davalının sözleşmede herhangi bir bildirime gerek olmaksızın ücret ve koşullarda tek taraflı olarak değişiklik yapma hakkını saklı tutmuş olması nedeniyle davacının alacağı bulunmadığı yönünde görüş bildirilmiştir. Hemen belirtilmelidir ki; sözleşme ile davalıya tanınan ücret ve koşullarda tek taraflı olarak değişiklik yapma hak ve yetkisi sınırsız olmayıp, dürüstlük kuralına uygun olarak kullanılması gerekmektedir. Öte yandan iki bilirkişi raporunda davanın kabulü halinde davacının alacaklı olduğu miktar farklı tespit edilmiştir. Bu hali ile hükme esas alınan bilirkişi raporları hüküm kurmaya elverişli değildir. Hal böyle olunca, mahkemece Dairemizin dava konusu uyuşmazlığa benzer nitelikteki dosyalar hakkında daha önce vermiş olduğu kararlar da gözetilmek suretiyle konusunda uzman bilirkişi ya da bilirkişi heyetinden taraf, mahkeme ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınıp sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yetersiz bilirkişi raporlarına dayanarak davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.” hükmü verilmiştir. 

YARGITAY 13. HD., E. 2014/35084 K. 2015/35225 T. 2.12.2015 kararında “ Davacı, aralarındaki sözleşme gereğince davalı kurum mensubu olan diyaliz hastalarına hizmet verdiğini, 04.09.2008 tarihine kadar… ek-9 listesine göre seans ücreti olarak 138,00 TL üzerinden ödeme yapılırken 04.09.2008 – 30.09.2008 tarihleri arasında davalı kurumun seans ücreti olarak 111,00 TL ödediğini, bunun haksız olduğunu, sözleşmeye ve hukuka aykırı olduğunu ileri sürerek şimdilik 17.743,86 TL’ nın, yargılama sırasında verilen ıslah dilekçesi ile toplam 19.009,73 TL’ nın …’ nın kısa vadeli reeskont işlemlerine uyguladığı değişken oranlı reeskont faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir. Davalı, davanın reddini dilemiştir. Mahkemece, davanın kabulü ile KDV dahil toplam 19.009,73 TL alacağın davalıdan tahsiline, hükmedilen miktarın 17.743,86 TL’ sına dava tarihinden, bakiye 1.265.87 TL’ sına ıslah tarihi olan 18.04.2014 tarihinden itibaren yasal fazi uygulanmasına karar verilmiş; hüküm taraflarca temyiz edilmiştir. 1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalının tüm temyiz itirazlarının reddi gerekir. 2-Davacının temyiz itirazı yönünden; Davalı tacir olup, dava konusu verdiği hizmet ile ilgili bulunduğundan davacı, alacağını talebindeki….’ nın kısa vadeli reeskont işlemlerine uyguladığı değişken oranlı reeskont faizinin karşılığı olan avans faizi ile tahsilini isteyebilir. Bu durumda mahkemece, hükmedilen alacağa avans faizi yürütülecek şekilde karar verilmesi gerekirken yasal faizi ile tahsiline karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. Ne var ki, bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden kararın düzeltilerek onanması HUMK. 438/7. maddesi hükmü gereğidir. SONUÇ: Yukarıda 1.bentte açıklanan nedenlerle davalının temyiz itirazlarının reddine, 2.bent gereğince mahkeme kararının hüküm bölümünün 1. bendindeki “yasal” kelimesinin çıkarılarak yerine “avans” kelimesinin yazılmasına, kararın değiştirilmiş ve düzeltilmiş bu şekliyle ONANMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, HUMK’nun 440/1 maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 02/12/2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.” 

Yargıtay 11. HD., E. 2015/8848 K. 2015/10122 T. 7.10.2015 kararında da “Davacı vekili, müvekkili şirket tarafından işletilen diyaliz merkezinde, davalı kurum mensubu hastalara da evlerinden alınıp, tedavi uygulandıktan sonra evlerine götürülmek suretiyle hizmet verildiğini, devlet ve üniversite hastanelerinde tedavi gören diyaliz hastalarının evlerinden alınması ve tedaviden sonra yeniden evlerine götürülmesi hizmetinin devlet tarafından karşılandığını, 2007 yılından itibaren Türkiye’deki diyaliz hastalarının %72’sine hizmet veren özel diyaliz merkezlerinde tedavi olan hastaların ulaştırma giderlerinin davalı tarafından ödenmediğini, davalının 2007 SUT’da diyaliz hastalarının tedavi giderlerine hasta nakil ücretinin de dahil olduğu talimatı verilmesine rağmen büyükşehir belediyesi sınırlarında oturan hastaların nakil ücretlerinin ödenmediğini, … mensubu hastalara 2007-2012 döneminde 119.907 seans hemodiyaliz tedavisi uygulandığını ve anılan tarihler kapsamında hastaların nakli için yapılan harcamaların 1.432.621,57 TL olduğunu ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 50.000,00 TL’nin davalıdan tahsilini talep ve dava etmiş, ıslah dilekçesi ibraz ederek talebini 1.432.888,65 TL’ne yükseltmiştir. Davalı vekili, 5510 sayılı Yasa’nın 65. maddesi ile ilgili yönetmeliğin 4.1. maddesine göre belediye veya büyükşehir belediyesi mücavir alanı dışında kalan hasta ve refakatçilerine yol giderlerinin kurum tarafından karşılandığını, sadece 2007 SUT’ta hemodiyaliz için belirlenmiş olan bedelin kapsamı içinde nakil ücreti yer almakta olup, zaten diyaliz merkezince karşılanması gerektiğini, 2008 yılı ve sonrasında uygulanan SUT eki 9. listede hemodiyaliz tedavisinin paket seans bedelinin 138,00 TL olarak belirlendiğini ve paket fiyat açıklama kısmından hasta nakli çıkartılarak uygulamanın önceden olduğu gibi devam ettiğini, 2007 yılı için belirlenen paket fiyata hasta nakli dahil edilmişken 2006 ve 2008 yıllarında paket ücretine hasta nakli dahil edilmemiş olmasına rağmen paket fiyatta herhangi bir azalma ya da artış olmamasının hasta naklinin fiyata doğrudan etkisinin olmadığını gösterdiğini, 2007 yılındaki SUT’un eki paket fiyat listesinin açıklama kısmına da hasta nakil ücretinin dahil olduğu ibaresinin bilgilendirme amaçlı konulduğunu, kanunen yerleşim yeri içerisinde yol gideri ödenmesine imkan olmadığını kaldı ki, şartları taşıyan hastaların yol giderlerinin belgelendirilmiş olması halinde sadece hasta adına ödendiğini savunarak, davanın reddini istemiştir. Mahkemece iddia, savunma, toplanılan deliller, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, …’nın “Hasta Taşıma Hizmeti Alımı” genelgelerinde hasta nakil ücretlerinin devlet tarafından karşılanmasını kabul ettiği, 5510 sayılı Kanun’un 72. maddesine göre devletin doğrudan veya dolaylı olarak tedavi hizmetlerini sübvanse etmesi külfetinin yüklendiği, bu itibarla aynı Yasa’nın 65. maddesi uyarınca belediye mücavir alanları sınırları içinde oturanların aynı sınırlar içindeki sağlık hizmetlerinden faydalanmaları halinde yol giderinin ödenmeyeceği hükmünün Anayasa’nın eşitlik ilkesine de aykırı olduğu, davalının sağlık teminatı altında bulunan hastaların tedavisinde hastayı evinden alıp tedavi yerine getiren ve tedaviden sonra yeniden evine bırakarak kamu hizmeti veren sağlık kuruluşlarının hasta nakil ücretlerini kendilerinin karşılamasının hukuki dayanağının bulunmadığı, diyaliz hastalarının ancak başkalarının yardımı ve motorlu araç ile götürülmek suretiyle tedavi edilebildiği gerekçesiyle, davanın kabulü ile 1.432.888,65 TL’nin 50.000,00 TL’sinin dava tarihinden, 1.382,888,65 TL’sinin ıslah tarihinden itibaren işleyecek kanuni faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.  Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir. Dava, davacı tarafça … mensubu hemodiyaliz hastalarına 2007-2012 döneminde verilen tedaviler nedeniyle hastaların nakli için yapılan harcamaların tahsili istemine ilişkin olup, mahkemece yukarıda özetlenen gerekçe ile davanın kabulüne karar verilmiştir. Ancak, 5510 sayılı Yasa’nın 65. maddesinde ”Hekimin veya diş hekiminin muayene veya tedavi sonrası tıbben göreceği lüzum üzerine genel sağlık sigortalısı ve bakmakla yükümlü olduğu kişilerin sağlık hizmetinden yararlanmaları için muayene ve tedavi edildikleri yerleşim yeri dışına yapılan sevkinde, ayakta tedavilerde kendisinin ve bir kişi ile sınırlı olmak üzere refakatçisinin gidiş ve dönüş yol gideri ve gündelikleri; yatarak tedavilerde ise gidiş ve dönüş tarihleri için gündelikleri ile yol gideri Kurumca karşılanır.” hükmü düzenlenmiş, Genel Sağlık Sigortası İşlemleri Yönetmeliği’nin Tanımlar başlıklı 4’üncü maddesinde yerleşim yeri ” belediye/büyükşehir mücavir alanı” olarak tanımlanmıştır. Ayrıca, taraflar arasında akdedilen Sağlık Hizmeti Satın Alım Sözleşmesi’nin 6.2.1. maddesinde ”SHS, Kurum tarafından çıkarılan mevzuat hükümleri ile kuruluş ve faaliyetleriyle ilgili olarak … tarafından çıkarılan mevzuat hükümlerine uymakla yükümlüdür.” 12.1 maddesinde de ”SHS, Kurumun ücret, koşullar ve şekil şartlarında tek taraflı olarak değişiklik yapma hakkına sahip olduğunu ve yapılan değişikliklere aynen uymayı kabul ve taahhüt eder.” hükümleri düzenlenmiştir.  Öte yandan, 2007 SUT’unun (EK-9) Paket İşlem Fiyat Listesinde yer alan … kod’lu hemodiyaliz işleminin açıklama bölümünde ”Diyaliz merkezleri yönetmeliğindeki zorunlu laboratuvar tetkikleri, malzeme, ilaç ve hasta nakil ücreti dahil, seansı” açıklaması ve ayrıca 2007 yılı SUT’unun 24.2.2.2. Paket İşlemlerin Kapsamı maddesinde ”Paket işlem fiyatlarına; yatak ücreti, poliklinik, operasyon… vb. gibi tedavi kapsamında yapılan tüm işlemler dahildir.” düzenlemeleri doğrultusunda 2007 yılı SUT’unun yürürlüğe girdiği 15/06/2007 tarihi ile 2008 yılı SUT’unun yürürlüğe girdiği 01/10/2008 tarihleri arasında hasta nakil ücreti paket işlem fiyatına dahildir. Oysa, 2008 yılı ve sonrası yayımlanan SUT’ların Paket İşlem Fiyat Listesinden hasta nakli çıkarıldığından, bu SUT’ların hemodiyaliz işlemi açıklama kısmında hasta nakli yer almamaktadır. Bu itibarla, her ne kadar mahkemece, benimsenen bilirkişi raporundaki değerlendirmeler doğrultusunda, … ”Hasta Taşıma Hizmeti Alımı” Genelge’lerinde hasta nakil ücretlerinin devlet tarafından karşılanmasının kabul edildiği, 5510 sayılı Yasa’nın 72. maddesi uyarınca devletin doğrudan veya dolaylı olarak tedavi hizmetlerini sübvanse etmesi külfeti yüklendiği, bu nedenle aynı Yasa’nın 65. maddesine göre belediye mücavir alanları sınırları içinde oturanların aynı sınırlar içindeki sağlık hizmetlerinden faydalanmaları halinde yol giderinin ödenmeyeceğine dair hükmün Anayasa’nın eşitlik ilkesine aykırı olduğu, sağlık kuruluşlarının hasta nakil ücretlerini kendilerinin karşılamasının hukuki dayanağının bulunmadığı şeklindeki gerekçeler ile, dava konusu talebin yukarıda açıklanan mevzuat ve sözleşme hükümleri karşısında, hem yasal bir dayanağının bulunmadığı, hem de taraflar arasında akdedilen sözleşme hükümlerine de aykırı olduğu nazara alınmaksızın, yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davalı yararına BOZULMASINA, 07/10/2015 tarihinde” karar verilmiştir. 

Yargıtay 13. HD., E. 2015/11065 K. 2016/21809 T. 23.11.2016 kararında “Davacı, davalı kurum ile aralarında yapılan sözleşme ile …. kurumuna bağlı hastalara şirket tarafından diyaliz hizmeti verildiğini, taraflar arasında imzalanmış bulunan 2008 yılı Sağlık Hizmeti Satın Alma Sözleşmesi gereği branş listesinde yazılı hemodiyaliz hizmet satın alınma işleminin kararlaştırıldığını, sağlık hizmetleri ücret tarifesinde zorunlu tüm tahlil ve hasta nakil dahil seans ücretinin 138,00TL olarak belirlendiğini; ancak davalının bu sözleşmeye rağmen Danıştay kararını esas alarak seans başına 111,60 TL bedel ödemesi yaptığını, bu işlem nedeni ile KDV dahil 18.760,89 TL zararının meydana geldiğini ileri sürerek 18.760,89 TL’nin fatura kesim tarihinden itibaren Merkez Bankası kısa vadeli reeskont işlemlerine uygulanan faiz oranıyla ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.

Davalı, davanın reddini dilemiştir. Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş; hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir. 1-Davacı, davalı kurum ile aralarında imzalanmış olan Sağlık Hizmeti Satın Alma Sözleşmesine göre, hemodiyaliz uygulaması başlıklı hemodiyaliz malzemeleri ile ilaç diyaliz merkezleri yönetmeliğindeki zorunlu tüm tahlillerin ve hasta nakli dahil seans ücretinin 138,00 TL olarak belirlenmesine rağmen, davalının seans başına 111.60 TL ödemesi nedeniyle oluşan zararının tahsili istemine ilişkindir. 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren TTK’nın 5. maddesinde “Aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın asliye ticaret mahkemesi tüm ticari davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevlidir.” hükmü yer almaktadır. 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanununun 5/3. Maddesine göre de; Asliye Ticaret Mahkemesi ile Asliye Hukuk Mahkemesi ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişki görev ilişkisi olup, bu durumda göreve ilişkin usul hükümleri uygulanır. Anılan yasa hükümleri gereği, davalı tarafın tacir sıfatı bulunmadığından davaya bakmaya görevli mahkeme genel mahkemelerdir. Görev kamu düzeni ile ilgili olup, yargılamanın her safhasında ve re’sen nazara alınmalıdır. Hal böyle olunca, mahkemece Asliye Hukuk Mahkemesine görevsizlik kararı verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bozmayı gerektirir. 2-Bozma nedenine göre davalının sair temyiz itirazlarının incelenmesine bu aşamada gerek görülmemiştir. SONUÇ: Yukarıda 1 nolu bentte açıklanan nedenle kararın BOZULMASINA, 2 nolu bentte açıklanan nedenle davalının sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, HUMK’nun 440/1 maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 23/11/2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.” 

Yargıtay 13. HD., E. 2014/35667 K. 2015/26612 T. 08.09.2015 kararında “Davacı, davalı kurum ile aralarında yapılan sözleşme ile SGK kurumuna bağlı hastalara davacı şirket tarafından diyaliz hizmeti verildiğini, taraflar arasında imzalanmış bulunan 2006 yılı Sağlık Hizmeti Satın Alma Sözleşmesi’nin hemodiyaliz uygulaması başlıklı 701,230 kodlu hemodiyaliz malzemeleri ile ilaç diyaliz merkezleri yönetmeliğindeki zorunlu tüm tahlillerin ve hasta nakli dahil seans ücretinin 138,00 TL olarak belirlendiğini; ancak davalının bu sözleşmeye rağmen Danıştay kararını esas alacağını söyleyerek davacıya 01.09.2008-30.09.2008 tarihleri arasında seans başına 111,60 TL bedel ödemesi yaptığını, bu işlem nedeni ile KDV dahil 44.309,00 TL zararının meydana geldiğini ileri sürerek ıslahen 47.102,83 TL’nin fatura kesim tarihinden itibaren işleyecek ticari reeskont faizi ile birlikte davalıdan tahsilini istemiştir. Davalı davanın reddini dilemiştir. Mahkemece davanın kabulü ile 44.309,00 TL’nin dava tarihi 15.04.2013 tarihinden itibaren, 2.793,83 TL’nin ise ıslah tarihi olan 30.01.2014 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine karar verilmiş, hüküm davalı tarafından temyiz edilmiştir.

Dava konusu olay, davacının, davalı kurum ile aralarında imzalanmış olan 2006 yılı Sağlık Hizmeti Satın Alma Sözleşmesine göre, hemodiyaliz uygulaması başlıklı hemodiyaliz malzemeleri ile ilaç diyaliz merkezleri yönetmeliğindeki zorunlu tüm tahlillerin ve hasta nakli dahil seans ücretinin 138 TL olarak belirlenmesine rağmen, davalının Danıştay kararını esas alacağını ileri sürerek 01.09.2008-30.09.2008 tarihleri arasında seans başına 111.60 TL ödenmesi nedeniyle zararının doğduğunu ileri sürerek, 44.309,00 TL’nin faizi ile davalıdan tahsili istemine ilişkin olup, davalı tacir olmadığı gibi, davanın Türk Ticaret Kanunu’nda düzenlenen mutlak ticari dava niteliğinde bulunmadığı da gözetildiğinde davanın, görüm ve çözüm yerinin Asliye Hukuk Mahkemesi olduğunun kabulü zorunludur. Bu itibarla eldeki davaya Asliye Hukuk Mahkemesi olarak bakılması ve hasıl olacak sonuca uygun karar verilmesi gerekir. Mahkemenin değinilen bu hususları gözardı ederek, davaya Ticaret Mahkemesi sıfatıyla bakarak yazılı şekilde karar vermiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir. 2-Bozma nedenine göre, davalının temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir. SONUÇ :Birinci bentte açıklanan nedenlerle, temyiz edilen kararın BOZULMASINA, ikinci bentte açıklanan nedenlerle, davalının temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, 08/09/2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.” 

Sigorta primi ödenmeyen işçinin tazminat alacağı

İşçinin hiç sigorta bildirimi yapılmasa da sigortasız çalıştırılmış olması ihtimali bulunduğundan 6100 sayılı HMK 24/2 maddesi gereğince hizmet tespiti davası açmaya zorlanmadan davanın alacak yönünden çözümlenmesi yoluna gidilmelidir. Ancak açılmış bir hizmet tespiti davası varsa bunun da sonucu beklemelidir.

Tanıkların aynı dönemde çalışmış sigortalı kişiler olmasına özen gösterilmelidir. Çalıştığını gösteren işveren kayıtları veya onun adına iş yaptığını gösteren başkaca deliller bulunması halinde ispatlandığı ölçüde sürelere itibar edilmelidir.

Çalışmanın kısmen aralıklı bildirilmesi hallerinde de işten ayrılma bildirgeleri getirtilmeli, ara dönemlerde çalışıp çalışmadığı, hizmetinin kesintisiz olup aynı dönemde çalışmış sigortalı tanık beyanlarıyla net bir şekilde ortaya konulmalıdır.

Yakın akrabaların komşuların tanıklıklarına da o işyerinde çalışmadıklarından ihtiyatlı yaklaşılmalı ispat için yan deliller aranmalıdır. Aksinin yani kesintisiz çalıştığının ispat edilememesi halinde kayıtlara üstünlük tanınmalı ve hizmet süresi kesintisiz değil aralıklı çalışma kabul edilmelidir.

İşverenle herhangi bir husumeti bulunmadığı anlaşılan tanığın iş yerinde tam olarak hangi tarihler arasında çalıştığının tespiti için hizmet döküm cetveli getirtilerek dosya kapsamı, davacı işçinin iddiası ve bu tanık beyanına göre davacının davalı bünyesinde hizmeti bulunup bulunmadığı belirlenmeli ve çıkacak sonuca göre alacak kalemleri hakkında karar verilmelidir.

(Kapatılan)22. Hukuk Dairesi 2017/27177 E. , 2020/1428 K.
“İçtihat Metni”
MAHKEMESİ:İş Mahkemesi
DAVA TÜRÜ: ALACAK
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle, temyiz talebinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı İsteminin Özeti:Davacı vekili, davacının 15.02.2009-30.04.2012 tarihleri arasında davalıya ait olan …Tekstil isimli işyerinde satış danışmanı olarak çalıştığını,iş sözleşmesinin haksız olarak feshedildiğini beyanla kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, yıllık izin ücreti, ücret alacağı, fazla mesai alacağı, hafta tatili alacağı ile genel tatil alacağının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmektedir.Davalı Cevabının Özeti:
Davalı vekili, davacının müvekkili bünyesinde çalışması bulunmadığını beyanla davanın reddini istemiştir.Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkemece, yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmiştir.
Temyiz:Karar, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Gerekçe:
1-Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddine karar verilmiştir.
2-Taraflar arasında davacının davalı bünyesinde çalışması bulunup bulunmadığı konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır. Hizmet süresinin uyuşmazlık konusu olması ya işveren tarafından çalışmanın hiç bildirilmemesinden ya eksik bildirilmesinden ya kayıtların düzgün tutulmamasından ya da aralıklı kesintili çalışmalarda çalışmanın kesintisiz olup olmadığının belirsizliğinden kaynaklanmaktadır. Çalışmanın hiç bildirilmemesi durumlarında ispata daha ihtiyatlı yaklaşmak gerekir. İşçinin hiç sigorta bildirimi yapılmasa da sigortasız çalıştırılmış olması ihtimali bulunduğundan 6100 sayılı HMK 24/2 maddesi gereğince hizmet tespiti davası açmaya zorlanmadan davanın alacak yönünden çözümlenmesi yoluna gidilmelidir. Ancak açılmış bir hizmet tespiti davası varsa bunun da sonucu beklemelidir. Tanıkların aynı dönemde çalışmış sigortalı kişiler olmasına özen gösterilmelidir. Çalıştığını gösteren işveren kayıtları veya onun adına iş yaptığını gösteren başkaca deliller bulunması halinde ispatlandığı ölçüde sürelere itibar edilmelidir. Çalışmanın kısmen aralıklı bildirilmesi hallerinde de işten ayrılma bildirgeleri getirtilmeli, ara dönemlerde çalışıp çalışmadığı, hizmetinin kesintisiz olup aynı dönemde çalışmış sigortalı tanık beyanlarıyla net bir şekilde ortaya konulmalıdır. Yakın akrabaların komşuların tanıklıklarına da o işyerinde çalışmadıklarından ihtiyatlı yaklaşılmalı ispat için yan deliller aranmalıdır. Aksinin yani kesintisiz çalıştığının ispat edilememesi halinde kayıtlara üstünlük tanınmalı ve hizmet süresi kesintisiz değil aralıklı çalışma kabul edilmelidir.
Somut uyuşmazlıkta Mahkemece, davacının SGK hizmet dökümünde 07.10.2011-13.10.2011 tarihleri arasında 6 gün, 13.12.2011-29.12.2011 tarihleri arasında 16 günlük farklı iş yerlerinde çalışmasının da bilindiği ve davacı iddiası ile SGK hizmet dökümünün çelişki teşkil ettiği , davacı tanık beyanlarının soyut ve yetersiz olduğu yukarıda açıklanan hususlarda dikkate alındığında taraflar arasındaki iş akdinin varlığının ispatlanamadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir. Ne var ki; davacı … … beyanında 2010 yılında 7 – 8 ay kadar davalı yanında satış danışmanı olarak çalıştığını, kendisi işe başladığında davacının davalı yanında çalışmakta olduğunu , kendisi ayrıldığında davacının çalışmaya devam ettiğini belirtmiştir. Davalı vekilinin de, davacı … …’ın müvekkili bünyesinde çalıştığına dair beyanına bir itirazda bulunmadığı anlaşılmakla Mahkemece davacı tanığının beyanına itibar edilmemesinin bir gerekçesi bulunmamaktadır. Mahkemece, işverenle herhangi bir husumeti bulunmadığı anlaşılan bu tanığın davalı iş yerinde tam olarak hangi tarihler arasında çalıştığının tespiti için hizmet döküm cetveli getirtilerek dosya kapsamı, davacı iddiası ve bu tanık beyanına göre davacının davalı bünyesinde hizmeti bulunup bulunmadığı belirlenmeli ve çıkacak sonuca göre alacak kalemleri hakkında karar verilmelidir. Anılan yönler gözetilmeksizin yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır.” SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebeplerden BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 03.02.2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

SGK ceza koşulunu uygulayabilmek hastaların ilaçları almadığını ispat etmek zorundadır.

SGK ceza koşulunu uygulayabilmek hastaların ilaçları almadığını ispat etmek zorundadır.

Reçete muhteviyatı ilaçların reçete sahibine ya da ilacı alana teslim edildiğine ilişkin imzanın, reçete sahibine veya ilacı alana ait olmaması ve hastanın ilacı almadığını beyan etmesi zorunludur.

Hastalar, reçete arkasındaki imzaların kendilerine ait olmadığını söylemiş olsalar da ilaçların sürekli kullandıkları ilaçlar olduğunu ve alıp almadıklarını hatırlamadıklarını da beyan etmişlerse, cezai koşuluna ilişkin şartlar gerçekleşmemiş kabul edilir.

YARGITAY 3. HUKUK DAİRESİ E. 2020/5493 K. 2021/3828 T. 8.4.2021
DAVA : Taraflar arasındaki alacak davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın reddine yönelik olarak verilen kararın, süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

KARAR : Davacı; … Eczanesi’nin sahibi olduğunu, 4 hastaya ait 5 adet reçete arkasındaki imzanın, hasta ya da yakınına ait olmaması nedeniyle 2009 tarihli protokolün 6.3.3 maddesi gereği, Kurum alacaklarından cezai şart ve reçete bedeli olarak toplam 7.209,78 TL mahsup edildiğini, işlemin haksız olduğundan iptali gerektiğini ayrıca dava açılmadan önce yürürlüğe giren ve lehe olan 2012 protokolünün uygulanması için kuruma başvurduğu halde bu talebinin reddedildiğini beyanla, 7.209,78 TL alacağının ticari faizi ile birlikte davalıdan tahsilini istemiştir.

Davalı, davanın reddine karar verilmesini dilemiştir.

Mahkemece; davanın reddine dair verilen karar, davacı vekilinin temyizi üzerine; Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin, 06/12/2017 tarihli, 2015/30482 esas, 2017/12175 karar sayılı ilamıyla “…davacı, yargılama sırasında 2012 protokolünün uygulanmasını da talep etmiş olup mahkemece bu doğrultuda da değerlendirme yapılması gerekmektedir. 2012 yılı eczane protokolüne ek protokolün 7. maddesiyle 1.2.2012 tarihinde imzalanan protokolden önceki protokollerde sözleşmenin feshi ve ceza-i şart gerektiren maddelerden bu protokolde kaldırılmış olanlar nedeniyle ceza uygulanmış olan işlemler konusu kalmadığından durdurulur ve işlem yapılmaz.’ hükmü getirilmiştir. Bunun yanında 2012 protokolü ile birlikte 2016 da yürürlüğe giren protokolünde ilgili maddesi ve olaya uygulanıp uygulanamayacağı üzerinde de durulmalıdır.” gerekçesi ile bozulmuştur.

Mahkemece, bozmaya uyulduğu belirtilerek, müfettiş raporunda hastanın alınan ifadesinde, reçetedeki ilaçları kullanıp kullanmadığını hatırlamadığını, reçete arkasındaki yazı ve imzanın kendisine ait olmadığını beyan ettiği ve hasta tarafından ilacı aldığına ilişkin delilin bulunmadığı, cezai şart maddesinin uygulama yeri bulmasının mevzuata uygun olduğu, 2012 ve 2016 protokollerinin eldeki davada uygulanamayacağı, alınan bilirkişi raporları ile de davalı kurum tarafından yapılan kesintilerin yerinde olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekilince temyiz edilmiştir.

Davacı hakkında Kurumca uygulanan; Sosyal Güvenlik Kurumu Kapsamındaki Kişilerin Türk Eczacıları Birliği Üyesi Eczanelerden İlaç Teminine İlişkin 2009 Protokolü’nün 6.3.3. maddesi, 2012 protokolünün 5.3.2. maddesinde “ ( Değişik: 29/06/2012-2012/1 Ek Protokol 5.md. Yürürlük:01/07/2012 ) Eczacının Kuruma fatura ettiği reçetelerde ( e-reçete olarak düzenlenenler hariç ) bulunması gereken ve reçete muhteviyatı ilaçların reçete sahibine ya da yakınına teslim edildiğine ilişkin imzanın, reçete sahibine veya ilaçların teslim edildiği yakınına ait olmadığının tespit edilmesi halinde, reçete bedelinin 5 ( beş ) katı tutarında cezai şart uygulanarak eczacı yazılı olarak uyarılır, tekrarı halinde reçete bedelinin 5 ( beş ) katı tutarında cezai şart uygulanarak sözleşme feshedilir ve 1 ( bir ) ay süre ile sözleşme yapılmaz. Ancak hastanın ilacı aldığını beyan etmesi durumunda bu madde hükmü uygulanmaz.” şeklinde ve 2016 protokolünün 5.3.2. maddesinde “ ( Değişik: 22/05/2019-2019/1 Ek Protokol 13.md. Yürürlük:01/04/2019 ) Eczacının Kuruma fatura ettiği reçetelerde ( e-reçete olarak düzenlenenler hariç ) bulunması gereken ve reçete muhteviyatı ilaçların reçete sahibine ya da ilacı alana teslim edildiğine ilişkin imzanın, reçete sahibine veya ilacı alana ait olmadığının tespit edilmesi halinde, reçete bedelinin 2 ( iki ) katı tutarında cezai şart uygulanarak eczacı yazılı olarak uyarılır, tekrarı halinde reçete bedelinin 5 ( beş ) katı tutarında cezai şart uygulanarak sözleşme feshedilir ve 1 ( bir ) ay süre ile sözleşme yapılmaz. Ancak hastanın veya ilacı teslim alan kişinin ilacı aldığını beyan etmesi durumunda bu madde hükmü uygulanmaz.” şeklinde düzenlenmiştir.

Her ne kadar mahkemece sonraki protokollerin uyuşmazlığa uygulanamayacağı kanaatine varılmışsa da, Sosyal Güvenlik Kurumu Kapsamındaki Kişilerin Türk Eczacıları Birliği Üyesi Eczanelerden İlaç Teminine İlişkin 2012 protokolünün 6.10. maddesi, 2016 protokolünün 6.12. maddesi gereğince dava konusu uyuşmazlığa ilişkin 2012 ve 2016 protokollerinin uygulanması mümkündür. Bu protokollerin yukarıda bahsi geçen ilgili maddelerine göre eczacıya cezai işlem uygulayabilmek için reçete muhteviyatı ilaçların reçete sahibine ya da ilacı alana teslim edildiğine ilişkin imzanın, reçete sahibine veya ilacı alana ait olmaması ve hastanın ilacı almadığını beyan etmesi gerekmektedir.

Somut uyuşmazlıkta hastalar; davacı hakkında açılan ceza davasında ve Kurum tarafından alınan beyanlarında, reçete arkasındaki imzaların kendilerine ait olmadığını söylemişler ancak ilaçların sürekli kullandıkları ilaçlar olduğunu ve alıp almadıklarını hatırlamadıklarını da beyan etmişlerdir. Hal böyle olunca davalı Kurum, hastaların ilaçları almadığını ispat edemediğinden cezai işlem uygulanmasını gerektirir iki koşuldan biri gerçekleşmemiştir. Bu nedenle davanın kabulü gerekirken yanılgılı değerlendirme ile davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz edilen hükmün davacı yararına BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 6100 Sayılı HMK’nın Geçici Madde 3 atfıyla 1086 Sayılı HUMK’nın 440. maddesi gereğince karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 08.04.2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

 

Sahte reçetelerin SGK’ya fatura edilmesinde Eczacının kastı ve kusuru yoksa, SGK tarafından düzenlenen ceza koşulu ve uyarı işleminin iptaline karar verilir.

Sahte reçetelerin SGK’ya fatura edilmesinde Eczacının kastı ve kusuru yoksa, SGK tarafından düzenlenen ceza koşulu ve uyarı işleminin iptaline karar verilir.

Ancak, sahte reçete bedellerinin ödenmesinden SGK sorumlu değildir. Üçüncü kişilerin suç teşkil eden eylem ve fiillerinden SGK sorumlu tutulamaz. Eczacı reçete bedelini ve faizin ancak sahtecilik yapan kişilerden isteyebilir.

YARGITAY 3. HUKUK DAİRESİ E. 2020/1336 K. 2020/6618 T. 16.11.2020

ÖZET : Dava, davalı kurum tarafından uygulanan cezai işlemin, taraflarca imzalanan protokole aykırı olduğu gerekçesiyle iptali ve muarazanın meni istemine ilişkindir.Olayda; davacı eczacının, reçeteyi davalı kuruma fatura etmesinde kusurunun olmadığı, dosya kapsamı ile sabittir. Ancak; davacının reçete bedelini, sorumlu olmayan davalı kurumdan tahsil etmesi mümkün değildir. Zira, üçüncü kişilerin suç teşkil eden eylem ve fiillerinden davalı kurum sorumlu tutulamaz. Davacı, reçete bedelini ve faizin ancak sahtecilik yapan kişilerden isteyebilir.

İlk derece mahkemesince; protokolün 4.3.6 maddesi uyarınca tesis edilen reçete bedelinin tahsiline dair işlem yönünden davanın reddine, protokolün 5.3.10 maddesi uyarınca tesis edilen cezai şart bedeli ve uyarıya dair işlem yönünden davanın kabulüne karar verilmesi gerekir. Açıklanan nedenlerle, yanılgılı değerlendirme ile davanın tümden kabulüne karar verilmesi hatalı olup kararın bozulması gerekir.

DAVA : Taraflar arasında ilk derece mahkemesinde görülen muarazanın önlenmesi davasının kabulüne dair verilen karar hakkında bölge adliye mahkemesi tarafından yapılan istinaf incelemesi sonucunda; davalı tarafın istinaf başvurusunun esastan reddine yönelik olarak verilen kararın, süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

KARAR : Davacı; … Eczanesinin sahibi ve sorumlu müdürü olduğunu, davalı kurumun kasıtlı olarak sahte reçete fatura edildiğini gerekçe göstermek suretiyle 2016 yılı protokolünün 5.3.10 maddesi uyarınca 9.992,70 TL cezai şart ile aynı protokolün 4.3.6. maddesi gereğince 999,27 TL reçete bedeli olmak üzere toplam 10.991,97 TL’nin alacaklarından kesilmesine ve uyarı cezası ile cezalandırılmasına dair işlem tesis ettiğini ileri sürerek; söz konusu işlemin iptali ile muarazanın menini talep etmiştir.

Davalı, davanın reddini istemiştir.

İlk derece mahkemesince; davalı kurumca hazırlanan soruşturma raporunda, ilaç kullanım raporlarının gerçeği yansıtmadığı, bu nedenle dava dışı hasta adına yazılan reçeteninde sahte olduğunun kabul edildiği, ancak doktorlar tarafından düzenlenen ilaç kullanım raporunun davacının dahli ile hazırlandığına ilişkin herhangi bir belgenin bulunmadığı gerekçesiyle, davanın kabulüne karar verilmiş; karara karşı, davalı tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.

Bölge adliye mahkemesince; davacı eczacı ya da çalışanlarının kurumu zarara uğratmak amacıyla kasıtlı olarak sahte reçete fatura ettiklerinin yasal delillerle ispatlanamamış olması dikkate alındığında, mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle, davalı tarafın istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş; karar, davalı tarafından temyiz edilmiştir.

1- )Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı bilgi ve belgelere, özellikle temyiz olunan bölge adliye mahkemesi kararında yazılı gerekçelere göre, davalı tarafın sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.

2- )Dava, davalı kurum tarafından uygulanan cezai işlemin, taraflarca imzalanan protokole aykırı olduğu gerekçesiyle iptali ve muarazanın meni istemine ilişkindir.

Dosyadaki bilgi ve belgelerden; dava konusu uyuşmazlığa ilişkin işlemin, … adına 29/11/2011 tarihinde aile hekimi … tarafından düzenlenen 999,27 TL’lik reçeteden kaynaklandığı, reçetenin kaynağı olan ilaç kullanım raporunun ise Özel … Tıp Merkezinde görevli Dr. … tarafından düzenlendiği, söz konusu reçetenin davacının sahibi olduğu … Eczanesi tarafından karşılanarak kuruma fatura edildiği, ilaç kullanım raporunun ve rapora istinaden yazılan reçetenin sahte olduğunun davalı kurum müfettişlerince tespit edildiği, ilaç kullanım raporunun ve reçetenin davacı eczanenin dahli ile düzenlendiğine ilişkin herhangi bir belgenin bulunmadığı, davalı kurum tarafından bir adet reçete için 2016 yılı Eczane Protokolünün 5.3.10 ve 4.3.6. maddeleri gereği reçete bedelinin 10 katı tutarında olan 9.992,70 TL cezai şart ve 1 adet reçete bedeli 997,27 TL olmak üzere toplam 10.991,97 TL para cezası uygulanmasına ve davacının sahibi bulunduğu … Eczanesinin yazılı olarak uyarılmasına karar verildiği görülmüştür.

Taraflar arasında imzalanan 2016 Yılı Eczane Protokolünün 5.3.10. maddesi; “Eczacı ya da eczane çalışanlarınca Kurumu zarara uğratmak amacıyla kasıtlı olarak Kuruma sahte ilaç fiyat kupürü/sahte karekod, sahte reçete veya sahte rapor fatura edildiğinin tespiti halinde reçete bedelinin 10 ( on ) katı tutarında cezai şart uygulanarak eczacı uyarılır. Tekrarı halinde reçete bedelinin 20 ( yirmi ) katı tutarında cezai şart uygulanarak sözleşme feshedilir ve 1 ( bir ) yıl süreyle sözleşme yapılmaz. Ancak, söz konusu sahte ilaç fiyat kupürü/sahte karekod, sahte reçete veya sahte raporun eczacı ya da eczane çalışanları dışında üçüncü kişilerin dahli ile Kuruma fatura edildiğinin yapılacak araştırma ve/veya inceleme sonucunda tespit edilmesi halinde bu madde hükmü uygulanmaz.”;

Aynı protokolün 4.3.6 maddesi “Protokolün ( 5.3 ) numaralı maddesindeki fiilerin tespit edildiği reçetede fiili ilgilendiren reçete veya ilaç bedeli ödenmez ( 5.3.3, 5.3.6 ve 5.3.14 maddeleri hariç ). Kurumca yapılan yersiz ödemeler varsa, ödeme tarihinden itibaren hesaplanacak yasal faiz ile birlikte eczacının Kurumda tahakkuk etmiş alacağından mahsup edilir. Eczacının alacağının yersiz ödeme tutarını karşılamaması veya alacağının olmaması halinde genel hükümlere göre tahsil edilir.” hükmünü içermektedir.

Somut olayda; davacı eczacının, reçeteyi davalı kuruma fatura etmesinde kusurunun olmadığı, dosya kapsamı ile sabittir. Esasen bu husus derece mahkemelerinin de kabulündedir. Ancak; davacının reçete bedelini, sorumlu olmayan davalı kurumdan tahsil etmesi mümkün değildir. Zira, üçüncü kişilerin suç teşkil eden eylem ve fiillerinden davalı kurum sorumlu tutulamaz. Davacı, reçete bedelini ( ve faizini ) ancak sahtecilik yapan kişilerden isteyebilir.

Buna göre, ilk derece mahkemesince; protokolün 4.3.6 maddesi uyarınca tesis edilen reçete bedelinin tahsiline dair işlem yönünden davanın reddine, protokolün 5.3.10 maddesi uyarınca tesis edilen cezai şart bedeli ve uyarıya dair işlem yönünden davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile davanın tümden kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.

İlk derece mahkemesi kararının, yukarıda açıklanan nedenlerle bozulmasına karar verilmiş olduğundan, HMK’nın 373/1 maddesi uyarınca, işbu karara karşı yapılan istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin bölge adliye mahkemesi kararının da kaldırılmasına karar verilmiştir.

SONUÇ : Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle davalının sair temyiz itirazlarının REDDİNE, ikinci bentte açıklanan nedenlerle 6100 Sayılı HMK’nın 373/1. maddesi uyarınca temyiz olunan bölge adliye mahkemesi kararının KALDIRILMASINA, aynı Kanun’un 371. maddesi uyarınca ilk derece mahkemesi kararının davalı yararına BOZULMASINA, dosyanın ilk derece mahkemesine, kararın bir örneğinin de bölge adliye mahkemesine gönderilmesine, kesin olmak üzere 16.11.2020 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

 

Sözleşmenin uygulanmasından kaynaklanan ceza koşulu cezanın tebliğ tarihinden itibaren hesaplanacak kanuni faizi ile birlikte istenebilir.

Sözleşmenin uygulanmasından kaynaklanan ceza koşulu cezanın tebliğ tarihinden itibaren hesaplanacak kanuni faizi ile birlikte istenebilir.

YARGITAY 3. HUKUK DAİRESİ E. 2020/543 K. 2020/6149 T. 3.11.2020
DAVA : Taraflar arasında asıl ve birleşen davada ilk derece mahkemesinde görülen alacak davasının asıl dava yönünden kısmen kabulüne, birleşen dava yönünden reddine dair verilen karar hakkında bölge adliye mahkemesi tarafından yapılan istinaf incelemesi sonucunda; asıl davada davalı, birleşen davada davacı, olan tarafın istinaf başvurusunun kabulüne yönelik olarak verilen karar, asıl davada davacı birleşen davada davalı vekili tarafından duruşmalı olarak temyiz edilmekle, duruşma günü olarak belirlenen 03/11/2020 tarihinde davacı …, davacı vekilleri Av. … ve Av. … ile davalı vekili Av. … geldi. Açık duruşmaya başlandı ve hazır bulunanların sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için saat 14.00’e bırakılması uygun görüldüğünden, belli saatte dosyadaki bütün kağıtlar okunarak, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlenip, gereği düşünüldü:

KARAR : Asıl davada davacı birleşen davada davalı; … Eczanesi sahibi ve mesul müdürü olduğunu, davalı tarafından 31/05/2005 tarihli yazı ile sözleşmesinin feshedildiğini ve davalıya fatura ettiği 265.000,00 TL reçete bedeli alacağı ödemesinin de durdurulduğunu, kuruma fatura ettiği reçeteler nedeniyle hakkında Şişli Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 2005/50402 soruşturma sayılı numarasında takipsizlik kararı verildiğini, diğer bir kısım sanıklar hakkında İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2006/82 E sayılı dosyasında dava açıldığını, böylece davalının yaptığı fesih ve ödemenin durdurması işlemlerinin haksız olduğunun ortaya çıktığını, protokol uyarınca reçeteleri karşılayıp, faturalandırdığını, herhangi bir usulsüzlük yapmadığını, davalı kurum ile Türk Eczacılar Birliği arasında yapılan 01/01/2006 başlangıç tarihli protokolde belirtildiği üzere alacakların ödenmesi gerektiğini, ancak davalı tarafın gönderdiği yazıda 1.200.000,00 TL alacaklı olduğunu bildirip, ödenmesini talep ettiğini, davalının talebinin haksız olduğunu beyanla alacağı olan 265.000,00 TL’nin 01/11/2006 olan temerrüt tarihinden itibaren işleyen yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline ve birleşen davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

Asıl davada davalı birleşen davada davacı; davalı hakkında yapılan soruşturma ve incelemeler sonucunda sahte faturalar tanzim edildiği, reçetelere ilave yapılarak sahtecilik yapıldığı ve bu nedenle kurumun zarara uğratıldığı, teftiş kurulu başkanlığınca reçetelerin incelenmesinde; Bağ-Kur sigortalısı … ait reçete ile yüklü miktarda ilaç aldığının tespit edildiği ve ilgilinin alınan beyanında reçetedeki ilaçların kendisi tarafından kullanılmadığı ve karnesinin … isimli kişi tarafından usulsüz kullanıldığını beyan ettiği bunun üzerine, Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulduğunu, ödemelerin bu nedenle askıya alındığını, yapılan denetim sonucunda eczanenin kurumla anlaşması olmadığı halde Bağ-Kur reçetelerini karşıladığı ve bu reçeteleri kurumla sözleşmesi bulunan … Eczanesi şifresi ile bilgisayara kayıt yaparak kuruma gönderildiğini, bu reçete içerikleri incelendiğinde davalıya ait … Eczanesinin sürsaj etiketlerinin tespit edildiğinin, bunun sonucunda toplam 16 yıl süre ile davalının sözleşmesinin feshedildiğini, davalıya ödenmemesi gereken 969.486,34TL’dan asıl davada talep ettiği reçete bedelleri mahsup edildikten sonra reçete bedelleri olarak bakiye 702.285,85TL ile teftişe konu olmayan reçete bedelleri olan 67.202,75 TL toplamı 769.485,60TL asıl alacak ile geçen süre itibariyle işlemiş olan 450.017,97TL faiz alacağı ve 4.868,07 TL cezai şart alacakları toplamının 1.224.371,64 TL olup, bu alacağın davalıdan tahsili gerektiğini beyanla bu miktarın temerrüt tarihinden itibaren reeskont faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

Mahkemece; incelenen ceza dosyası kapsamında sahteciliğin sabit olduğu, ancak bu sahteciliğin davacı eczacı tarafından yapılmadığı, … eczanesinde çalışan kişinin hasta yakınlarıyla irtibat kurarak işlemleri yaptığı, sahteciliğin … Eczanesi üzerinden yapılmış olduğu, ilavelerin hasta yakınları ve doktorlar tarafından yapıldığı, davacı hakkında verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kesinleştiği, ilaçların gerçekte reçete uyarınca teslim edildiği hususunun sabit olduğu, ilaçlar teslim edilip faturalandırıldığına göre davacının hak ettiği alacakların ödenmesi gerektiği, 17/02/2016 tarihli rapor ile 14/04/2017 tarihli ek rapor ve 18/09/2017 tarihli rapor incelendiğinde; uzmanlık alanları itibariyle sağlıklı değerlendirme yapılmadığı, bu nedenle itibar edilemeyeceği, davacının davalı kurumdan 216.449,03TL bakiye alacağının bulunduğu, davalı kurum ile anlaşması olmayan TDK 29 Mayıs Hastanesi tarafından tanzim edilen reçete bedellerinin davacının alacağından mahsup edildiği ve bunun raporla tespit edildiği üzere yerinde olduğu, bu nedenle asıl davanın kısmen kabulüne, birleşen davanın ise reddine karar verilmiş; hüküm süresi içinde taraflarca istinaf edilmiştir.

Bölge adliye mahkemesince; davacı eczane tarafından fatura edilen 93 adet reçeteyle ilgili ceza yargılamasında reçetelerin sahte oldukları uzmanlarca tespit edildiği, yapılan işlemlerin davacı eczane kalfası tarafından yapıldığı iddia edilse de eczacı kalfasının eczacının denetiminde eczacıya yardımcı kişi olduğu, bu eylemlerden davacı eczane mesul müdürünün de sorumlu olduğuna ilişkin yerleşmiş Yargıtay içtihatları bulunduğundan sahte reçetelerle ilgili eczane sahibinin sorumluluğu olduğu açık olmakla, davacı-birleşen dosya davalısının istinaf taleplerinin reddine, birleşen dosya davacısı SGK’nın her iki dosya yönünden istinaf talebinin kabulüyle kararın kaldırılarak asıl davanın reddine, birleşen davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm süresi içinde asıl davada davacı birleşen davada davalı tarafça temyiz edilmiştir.

1- )Asıl dava yönünden;

Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı bilgi ve belgelere, özellikle dava konusu eylemlerin kalfası tarafından gerçekleştirildiğine dair davacının ikrarı dikkate alınmakla, yerinde bulunmayan bütün temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan bölge adliye mahkemesi kararının 6100 Sayılı HMK’nın 370. maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,

2- )Birleşen dava yönünden;

Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.

3- )Davalının sahibi ve mesul müdürü olduğu … Eczanesi’nce kuruma fatura edilen 93 adet sahte reçete olduğu, yapılan ceza yargılamasındaki beyanlar ve dosya kapsamında toplanan delillerden anlaşılmakla, her ne kadar davacının kalfası hakkında yapılan ceza yargılamasında hakkında delil yetersizliğinden beraat kararı verilmişse de 818 Sayılı BK 53 maddesi ( 6098 Sayılı TBK 74.md. ) gereğince, kural olarak, ceza mahkemesince verilen beraat kararları hukuk hakimini bağlamaz ise de; verilecek mahkumiyet kararı ve belirlenen maddi olgular hukuk hakimi yönünden bağlayıcıdır hükmü gereğince davalının sözleşmeye aykırı bir davranışı olup olmadığı araştırılmalıdır. Somut uyuşmazlıkta davacı hastaların kimlik kontrollerini yapmayarak ve reçete muhteviyatı ilaçları hasta ya da yakınına teslim etmeyerek sözleşmeye aykırı davranmıştır. Bu durumda davalıdan, 2016 sözleşmesinin 5.4.2. maddesi uyarınca, reçete bedelleri yersiz ödeme olarak kurumca geri istenebilir. Bu madde de yer alan “Bu sözleşme kapsamında eczaneye yapılan yersiz ödemeler ödeme tarihinden itibaren, sözleşmenin uygulanmasından kaynaklanan ceza koşulu ise tebliğ tarihinden itibaren hesaplanacak kanuni faizi ile birlikte, eczanenin Kurumda tahakkuk etmiş alacağından mahsup edilir. Kurumda tahakkuk etmiş alacağı veya yeterli alacağı bulunmayan eczaneler için Kurum alacağı söz konusu faizi ile birlikte genel hükümlere göre tahsil edilir.” hükmü uyarınca da yersiz ödemeler nedeniyle davalıdan işlemiş faiz alacağı oranı olarak ve dava tarihinden itibaren işleyecek faiz oranı olarak yasal faiz talep edilmesi gerekir. Tüm bu hususlar dikkate alındığında dosya kapsamında alınan bilirkişi raporlarında işlemiş faiz alacağı yönünden davacının talebinin yerinde olduğu bildirilmiş ise de bu raporlar faiz hesaplaması yönünden denetime elverişli değildir. Bu durumda dosyanın faiz hesaplamasında uzman bir bilirkişiye tevdi ile denetime elverişli bir şekilde, hesaplama yöntemleri tek tek gösterilmek suretiyle rapor alınması suretiyle belirlenen miktara göre işlemiş faiz alacağına ve dava tarihinden itibaren asıl alacağa yasal faiz işletilmesine karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedeni yapılmıştır.

SONUÇ : Asıl davada; yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle; yerinde bulunmayan bütün temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan bölge adliye mahkemesi kararının 6100 Sayılı HMK’nın 370. maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Birleşen davada ise; ikinci bendde açıklanan nedenlerle; sair temyiz itirazlarının reddine, üçüncü bendde açıklanan nedenlerle temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının HMK’nın 371. maddesi uyarınca davalı yararına BOZULMASINA, 2.540 TL duruşma avukatlık parasının asıl davanın davalısı birleşen davanın davacısından alınarak asıl davanın davacısı birleşen davanın davalısına ödenmesine, peşin alınan harcın asıl davanın davacısı birleşen davanın davalısına istek halinde iadesine, HMK’nın 373. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca dosyanın kararı veren bölge adliye mahkemesine gönderilmesine, 03.11.2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

 

Sayıca çok olsa da SGK teftişi sırasında dinlenen cezai işleme konu reçetelerin sahibi bütün hastaların tanık sıfatıyla beyanları alınmalıdır.

Sayıca çok olsa da SGK teftişi sırasında dinlenen cezai işleme konu reçetelerin sahibi bütün hastaların tanık sıfatıyla beyanları alınmalıdır.

YARGITAY 3. HUKUK DAİRESİ E. 2020/732 K. 2020/4382 T. 17.9.2020
DAVA : Taraflar arasında ilk derece mahkemesinde görülen reçete bedeli kesintisi, cezai şart bedelinin tahsili ve uyarı işlemlerinin iptali davasının yapılan yargılaması neticesinde davanın kısmen kabulüne dair verilen karar hakkında bölge adliye mahkemesine taraflarca yapılan istinaf incelemesi sonucunda; davacı tarafın istinaf başvurusunun esastan reddine, davalı tarafın istinaf başvurusunun kısmen kabulüne yönelik olarak verilen kararın süresi içinde taraf vekillerince temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

KARAR : Davacı; … Eczanesi’nin sahibi ve mesul müdürü olduğunu, davalı yanın 2012 ve 2013 yıllarına ilişkin eczanesinden fatura edilen reçetelerle ilgili olarak 29 adet reçete için 2012 Eczane Protokolünün 4.3.6, 5.3.6 maddeleri gereğince hastalardan ilaç katılım payı ve/veya poliklinik muayene katılım payının alınmadığı gerekçesiyle 14.936,71 TL ceza-i şart, 12.734,78 TL reçete bedeli ile 1 adet sahte reçete nedeniyle 23,22 TL yersiz ödenti olmak üzere toplam 27.694,71 TL’nin tahsili ve uyarı işlemi uyguladığını, kurum tarafından tek bir fiil nedeni ile ayrı protokol hükümlerinin uygulandığını ileri sürerek, uygulanan uyarı, reçete bedeli ile kurum zararı ve cezai şart işleminin iptaline karar verilmesini istemiştir.

Davalı; kurum tarafından yapılan işlemlerin mevzuata uygun olduğunu savunarak, haksız davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.

Mahkemece, reçetenin usulüne uygun düzenlenmediği tespit ve iddiası konusunda eczacı veya çalışanının kasıt veya kusurunun tespit edilemediği, üçüncü kişiler tarafından sahte olarak tanzim edilen reçete, kupür veya raporun eczacı tarafından kuruma fatura edilmesi işleminden dolayı eczacının cezalandırılmasında hukuka uyarlılığın bulunmadığı, yirmidokuz hastaya ait ilaç katılım payları ve/veya poliklinik muayene katılım paylarına ilişkin olarak davacı tarafından ibraz edilen belgelere göre yedi reçetenin toplam tutara 3.297,44 TL ve cezai şart karşılığı da 3.508,20 TL olduğu, bu miktarın istenmesinin yerinde olmadığı, yirmiiki reçeteye ilişkin bedel ve cezai şart uygulamasının ise yerinde olduğu kanaatine varılarak açılan davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, hüküm süresi içinde taraflarca istinaf edilmiştir.

Bölge adliye mahkemesince; tüm dosya kapsamı, mevcut deliller ve denetime açık olarak düzenlenen bilirkişi raporu ve istinaf sebepleri birlikte değerlendirildiğinde; davacı eczacının yazılı beyanda bulunan hastalar dışında reçete bedeli ve muayene katılım bedeli tahsil etmeyerek sözleşmeye aykırı davrandığı, ancak yazılı beyanda bulunan hastalar yönünden sözleşmeye herhangi bir aykırılığın bulunmadığı, ne var ki mahkemece davacının borçlu olmadığı kabul edilen reçete bedeli (3.297.44 TL ), cezai şart (3.508.20 TL ) ve yersiz ödemeye (23.22 TL ) ilişkin alacak kalemleri toplamının 6.828,86 TL olmasına rağmen, kararda söz konusu alacak kalemleri toplamının 6.829,46 TL olarak belirtilmiş olmasının maddi hataya dayalı olduğu anlaşılmakla davacının tüm istinaf sebeplerinin reddine, davalının istinaf taleplerinin kısmen kabulüne karar verilmiş, hüküm süresi içinde taraflarca temyiz edilmiştir.

1- )Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, tarafların aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki sair temyiz itirazları yerinde değildir.

2- )Uyuşmazlık, davacı eczanenin, dava dışı 29 hastadan, ilaç katılım payı ve/veya poliklinik muayene katılım payını almadığı gerekçesi ile hakkında davalı kurum tarafından uygulanan cezai şart, reçete bedeli kesintisi ve uyarı işlemlerinin yerinde olup olmadığına ilişkindir.

Davalı kurum tarafından, davacı eczacı hakkında; Sosyal Güvenlik Kurumu Kapsamındaki Kişilerin Türk Eczacıları Birliği Üyesi Eczanelerden İlaç Teminine İlişkin 2012 Yılı Protokolü’nün 5.3.6 ve 4.3.6. maddeleri gereğince cezai şart ile fatura bedeli kesintisi ve uyarı işlemi uygulanmıştır. Davaya konu 2012 protokolünün 5.3.6. maddesi uygulanan eylemle ilgili 01.04.2016 tarihinde yürürlüğe giren eczanelerden ilaç teminine ilişkin 2016 protokolünün 5.3.6. maddesinde “Kurumun mahsup suretiyle tahsilini yaptığı haller hariç olmak üzere, alınması gereken ilaç katılım payları ve/veya poliklinik muayene katılım payını ve/veya eşdeğer ilaç uygulaması nedeniyle oluşan fiyat farklarını tahsil etmeyen veya hastaya iade eden eczacılara, ilk tespitte 500 (beşyüz ) TL cezai şart uygulanarak eczane yazılı olarak uyarılır, yazılı uyarıya rağmen tekrarı halinde sözleşme feshedilir ve 1 (Bir ) ay süre ile sözleşme yapılmaz. Tespit işlemi Kurumca yapılabileceği gibi ilgili eczacı odası tarafından da yapılabilir. Tespit işleminin, ilgili eczacı odası tarafından yapılması ve Türk Eczacıları Birliği Merkez Heyetince onaylanarak Kuruma yazılı olarak bildirilmesi halinde Kurum tarafından madde hükümleri uygulanır. Eczacı odası tespiti ve TEB Merkez Heyeti onayına istinaden yapılan işlemlerin yargı kararı ile haksız yapıldığına karar verilmesi durumunda, eczacının uğradığı her türlü maddi ve manevi zarar, tespiti yapan eczacı odası ile Türk Eczacıları Birliğince müteselsilen karşılanır. Ancak Kurum aleyhine dava açılması halinde, açılan dava Türk Eczacıları Birliğine ihbar edilir. Eczacı tarafından, poliklinik muayene katılım payı tahsil edilmemesi veya iade edilmesi halinde uygulanacak cezai şart tutarının hesaplanmasında (6.17 ) numaralı madde hükmünün son fıkrası uygulanmaz.” ve 4.3.6. maddesinde “Protokolün (5.3 ) numaralı maddesindeki fiillerin tespit edildiği reçetede fiili ilgilendiren reçete veya ilaç bedelleri ödenmez (5.3.3, 5.3.6 ve 5.3.14 maddeleri hariç ). Kurumca yapılan yersiz ödemeler varsa, ödeme tarihinden itibaren hesaplanacak yasal faizi ile birlikte eczacının Kurumda tahakkuk etmiş alacağından mahsup edilir. Eczacının alacağının yersiz ödeme tutarını karşılamaması veya alacağının olmaması halinde, genel hükümlere göre tahsil edilir.” hükümleri düzenlenmiştir. Yine aynı protokolün 6.12. maddesinde “Bu Protokolün yürürlük tarihinden önce herhangi bir nedenle Kurumca veya Kuruma devredilen kurumlarca sözleşmesi feshedilen ve/veya cezai şart uygulanan eczacının bu işleme karşı dava açmış olması ve açılan davanın Protokolün yürürlüğe girdiği tarihte kesinleşmemiş olması halinde yazılı talebi ile; Kurumca tespit edilen ve sözleşmesinin feshedilmesi ve/veya cezai şart uygulanmasına ilişkin fiil/fiiller için bu Protokolün (5 ) ve (6 ) numaralı maddelerinde yer alan hükümler uygulanır. Ancak Kurumca tahsil edilmiş olan cezai şart ve yersiz ödeme tutarları geri ödenmez, mahsup edilmez. Bu protokolden önceki protokollerde sözleşmenin feshi ve cezai şart gerektiren maddelerden bu protokolde kaldırılmış olanlar nedeniyle sözleşme feshi ve/veya cezai şart uygulanmış olan işlemler, konusu kalmadığından durdurulur ve işlem yapılmaz. Bu Protokolün yürürlük tarihinden önce (5.3 ) numaralı maddede sayılan fiillerden dolayı sözleşmesi feshedilen ve/veya cezai şart uygulanan eczanelerin yazılı talebi üzerine, bu Protokoldeki cezai şart ve fesih hükümleri uygulanır. Ancak eczanenin feshine ilişkin fiil için; bu Protokol hükümlerinde eczacının yazılı olarak uyarılması ve/veya “tekrarı halinde” yeni bir yaptırım belirtilmiş ise, bu Protokolün yürürlük tarihinden önce yapılmış fesih işlemi “yazılı olarak uyarı” ve/veya fesih işlemine esas fiil ise tekrara dayalı yaptırımlar için ilk fiil olarak kabul edilir. Bu madde hükmü uygulanırken daha önce Kuruma devredilen kurumlar ile yapılan protokoller gereği sözleşmesi feshedilen eczacı için, fesih tarihinden itibaren geçen süre bu Protokol hükümlerine göre sözleşme yapılmayacak süreden düşülür.” denilmiştir.

Dava konusu cezai işlemin dayanağı olan protokol maddesinde değişiklik olduğu sabit olup, 2016 yılında yürürlüğe giren protokolün ilgili maddesinin olaya uygulanıp uygulanamayacağı üzerinde durulmalıdır. Davacı her ne kadar, davalı kuruma, hakkında 2016 protokolünün uygulanması için başvurmamışsa da, yargılama aşamasında ek rapora karşı verdiği beyan dilekçesinde uyuşmazlığa 2016 protokolünün uygulanmasını istediğini belirtmiştir. Bu durumda davacının, kurumdan yazılı talepte bulunulup bulunmadığının araştırılmasına gerek kalmamıştır. Artık somut uyuşmazlıkta 2016 protokolünün değerlendirilmesi gerekmektedir. Ayrıca davacı tarafından dosyaya sunulan bir kısım hastalara ait yazılı beyanlarda ilaç katılım paylarını ödediklerini beyan ettikleri anlaşılmakta ve davacının da beyan dilekçelerinde uyuşmazlığa konu tüm hastaların dinlenmesini talep ettiği görülmüştür. Bu durumda mahkemece teftiş sırasında dinlenen, cezai işleme konu reçetelerin sahibi, 29 hastanın da tanık sıfatıyla beyanları alınarak ilaç katılım payları ve/veya poliklinik muayene katılım payını ödeyip ödemedikleri sorulduktan sonra tarafların tüm delilleri, 2016 protokolünün yukarıda belirtilen ilgili maddeleri değerlendirilmek suretiyle hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde eksik inceleme ile hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

İlk derece mahkemesi kararının, yukarıda açıklanan nedenlerle bozulmasına karar verilmiş olduğundan, HMK’nın 373. maddesinin birinci fıkrası uyarınca, iş bu karara karşı davacı tarafından yapılan istinaf başvurusunun esastan reddine, davalı tarafından yapılan istinaf başvurusunun kısmen kabulüne ilişkin bölge adliye mahkemesi kararının da kaldırılmasına karar verilmiştir.

SONUÇ : Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle tarafların ikinci bendin kapsamı dışındaki sair temyiz itirazlarının REDDİNE, ikinci bentte açıklanan nedenlerle 6100 Sayılı HMK’nın 373/1. maddesi uyarınca temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının KALDIRILMASINA, aynı Kanun’un 371. maddesi uyarınca İlk Derece Mahkemesi kararının taraflar yararına BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz eden davacıya iadesine, dosyanın ilk derece mahkemesine, kararın bir örneğinin de bölge adliye mahkemesine gönderilmesine, 17.09.2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. Başkan

Yersiz ödeme, ceza koşulu ve sözleşme feshi için, bu eylemleri gerektiren fiillerde Eczacının kastı ispat edilemelidir. Eylemde kast unsuru eksikse, sözleşme feshedilemez.

Yersiz ödeme, ceza koşulu ve sözleşme feshi için, bu eylemleri gerektiren fiillerde Eczacının kastı ispat edilemelidir. Eylemde kast unsuru eksikse, sözleşme feshedilemez.

YARGITAY 3. HUKUK DAİRESİ E. 2020/974 K. 2020/5345 T. 5.10.2020

DAVA : Taraflar arasında ilk derece mahkemesinde görülen muarazanın men’i davasının kabulüne dair verilen hüküm hakkında bölge adliye mahkemesi tarafından yapılan istinaf incelemesi sonucunda; davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

KARAR : Davacı,ilgili eczanenin sahibi ve mesul müdürü olduğunu, davalı SGK ile Türk Eczacılar Birliği arasında imzalanan tek tip sözleşmeyi kendisinin de ek protokol imzalayarak taraf olduğunu,2008 yılı protokolünün 6.13.19 maddesi çerçevesinde davalı kurumca cezai işlem uygulandığını, ancak olaya konu fiiller incelendiğinde reçete ve rapordaki tahribatın kendisinin kastı ile yapıldığına dair hiçbir emare bulunmadığını,reçete ve raporların ilgili hastalara ait olup ilaçların bu hastalarca kullanıldığını,davalı kurumun 2008 yılından itibaren tüm işlemleri bilgisayar üzerinden TC kimlik numarası kullanarak yaptığını,kendisinin eczacı olarak ibraz edilen reçeteyi şekil ve içerik bakımından kontrol edip sözleşme uyarınca da ilaçları hasta yakınına teslim ettiğini ileri sürerek, sözleşmenin feshi işleminin iptalini, sözleşmenin eski hale getirilmesini ve sözleşmenin devamına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı, SGK başmüfettişinin denetim raporuna göre davacı eczanenin usulsüzlük yaptığı belirlenerek eczane hakkında 2008 yılı İlaç Temin Protokolü’nün 6.13.19 maddesi uyarınca davacının sözleşmesinin feshedildiğini ve 2 yıl süre ile yeniden sözleşme yapılmamasının kararlaştırıldığını,yürütülen soruşturma ve karne sahiplerinin ifadelerinin reçete üzerindeki imzaların kendilerine ait olmadığını ve bu ilaçların kendilerine teslim edilmediğini gösterdiğini, raporların şeklen sahih içerik olarak sahte olduğunu, rapor sahibi kişilerin ilgili hastanelere müracaatları olmadığı,herhangi bir tetkike tabi tutulmadıkları gibi raporda bahsi geçen rahatsızlıkları taşımadıklarının tespit edildiğini,davacının sözleşme ile yükümlendiği edimleri yerine getirmediğini davacının, şeklen sahih içerik olarak sahte raporun düzenlenmesine iştirak etmediği kabul edilse dahi rapor ve sağlık karnesi sahibi olmayan kişilere ilaç teslimi yapmakla zararın oluşmasına sebebiyet verdiğini, kastı ve kusu olmadığını davacının ispat etmesi gerektiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.

İlk Derece Mahkemesince,davanın kabulü ile,davalı SGK Başkanlığının 2008 yılı Eczane Protokolü”nün 6.3.19 maddesi hükmü uyarınca reçete bedeli 5.073,50TL ile reçete bedelinin 10 katı olan 50.735,00 TL cezai şart uygulanmasına, sözleşmenin feshine ve iki yıl süreyle sözleşme yapılmamasına ilişkin kararın hukuka uygun olmadığının tespiti ile çekişmenin giderilmesine karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesi’nin bu kararına karşı davalı vekili istinaf isteminde bulunmuştur.

Bölge Adliye Mahkemesince,davacı eczacının davalı kurum ile sözleşme serbestisi içerisinde ilaç temin sözleşmesi imzaladığı,sözleşmenin imzası esnasında bu şartların mevcut olduğu,sözleşmeye aykırılık gerçekleştiğinden bunun genel işlem şartı olduğunun ileri sürülmesinin doğru görülmediği, davacı eczacının reçetedeki ilaçları hastalara ya da hasta yakınlarına vermekle sahteciliğe fiili olarak ortak olduğu,bu usulsüzlükten menfaat temin edenin eczacı olduğu,davacının sahte reçete düzenleme fiilinde elbirliği içinde hareket ettiğinin kabulü gerektiği,kabule göre ise,sahte reçetede belirtilen ilaç bedellerinden SGK’nın sorumlu tutulmasının da yerinde olmadığı gerekçesi ile;

Davacının istinaf talebinin kabulüne,

… 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 30/09/2017 tarih, 2009/81 Esas, 2017/180 Karar sayılı kararının kaldırılmasına,

Davacının davasının reddine karar verilmiş;bu karar davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

1- )Uyuşmazlık;taraflar arasında ilaç teminine ilişkin olarak imzalanan protokol hükümlerine aykırılıktan kaynaklı olarak,davacı eczane hakkında uygulanan cezai işlemin yerinde olup olmadığı,bu kapsamda sözleşmenin feshi gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.

2008 yılı eczane protokolünün 6.3.19. maddesinde ‘’Eczacı yada eczane çalışanlarınca Kurumu zarara uğratmak amacıyla kasıtlı olarak Kuruma sahte ilaç fiyat kupürü veya sahte reçete veya sahte rapor fatura edildiğinin tespiti halinde reçete bedelinin 10 katı tutarında cezai şart uygulanarak sözleşme feshedilir ve 2 yıl süre ile sözleşme yapılmaz. Uygulanacak cezai şart 10.000 YTL’den az olamaz.

Ancak, söz konusu sahte kupür veya sahte reçete veya sahte raporun eczacının kastı dışında üçüncü kişilerin dahli ile Kuruma fatura etme işlemi gerçekleştirilmiş ise bu madde hükmü uygulanmaz. ‘’ denilmektedir.

01.02.2012 tarihinde yürürlüğe giren 2012 protokolü ve 01.01.2016 tarihinde yürürlüğe giren 2016 protokolü ile dava konusu cezai işlemin dayanağı olan 2008 yılı protokolünün 6.3.19. maddesinin değiştirildiği,2012 ve 2016 yılı protokollerinde 2008 yılı protokolünün 6.3.19 maddesine karşılık gelen 5.3.10. maddesinde ise ‘’Eczacı ya da eczane çalışanlarınca Kurumu zarara uğratmak amacıyla kasıtlı olarak Kuruma sahte ilaç fiyat kupürü/sahte karekod,sahte reçete veya sahte rapor fatura edildiğinin tespiti halinde reçete bedelinin 10 katı tutarında cezai şart uygulanarak eczacı uyarılır.Tekrarı halinde reçete bedelinin 20 katı tutarında cezai şart uygulanarak sözleşme feshedilir ve 1 yıl süreyle sözleşme yapılmaz.

Ancak,söz konusu sahte ilaç fiyat kupürü/sahte karekod,sahte reçete veya sahte raporun eczacı ya da eczane çalışanları dışında üçüncü kişilerin dahli ile Kuruma fatura edildiğinin yapılacak araştırma ve/veya inceleme sonucunda tespit edilmesi halinde bu madde hükmü uygulanmaz.” düzenlemesine yer verilmiştir.

Yine 2016 yılı protokolünün 6.10. maddesinde “”Bu protokolün yürürlük tarihinden önceki dönemlerde geçerli olan protokol hükümlerine göre Kuruma fatura edilen ve kontrolleri kurum tarafından bu Protokol yürürlük tarihinden sonra yapılan reçeteler için, ya da reçete kontrolleri yapılmış olmakla birlikte fesih uyarı ve cezai şarta ilişkin işlemlerin henüz tamamlanmadığı durumlarda tespit edilen fiiller için Kurumca bu Protokol hükümleri uygulanır. Ancak eczacı tarafından Kurumdan tebligat tarihinden itibaren bir defaya mahsus olamak üzere yazılı olarak talep edilmesi halinde, ilgili protokol hükümleri uygulanır.”” 6.12. maddesinde “”Bu protokolün yürürlük tarihinden önce herhangi bir nedenle Kurumca veya Kuruma devredilen kurumlarca sözleşmesi feshedilen ve/veya cezai şart uygulanan eczacının bu işleme karşı dava açmış olması ve açılan davanın Protokolün yürürlüğe girdiği tarihte kesinleşmemiş olması halinde yazılı talebi ile; Kurumca tespit edilen ve sözleşmesinin feshedilmesi ve/veya cezai şart uygulanmasına ilişkin fiil/fiiller için Protokolün ( 5 ) ve ( 6 ) numaralı maddelerinde yer alan hükümler uygulanır. Ancak Kurumca tahsil edilmiş olan cezai şart ve yersiz ödeme tutarları geri ödenmez, mahsup edilmez…””hükmü bulunmaktadır.

Yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olaya bakıldığında ise;davacı eczacı hakkında davalı Kurum müfettişleri tarafından yürütülen soruşturma neticesinde 30.12.2008 tarihli ve 6 Sayılı rapor ile,2008 yılı eczane protokolünün 6.3.19 maddesi uyarınca reçete bedelinin 10 katı tutarında olan bedel ( 5.073,50 TL ) 50.735,00 TL cezai şart uygulanmasına ve sözleşmenin 2 yıl süre ile feshedilmesine karar verildiği görülmektedir.Dosya kapsamında yer alan müfettiş raporunda söz konusu cezai işleme dayanak gösterilen davalı Kurum sigortalısı M.A. ile A.Ş.’in ifadeleri de incelendiğinde de görüleceği üzere,davalı Kurumca her ne kadar davacı eczacı hakkında 2008 yılı protokolünün 6.3.19 maddesine göre cezai işlem uygulanmış ise de,söz konusu hastaların alınan beyanlarında sağlık karnelerinin 3.bir kişide olduğunu,bu kişi tarafından işlem yapıldığı yönündeki beyanları, … 2.Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2010/39 Esas sayılı dosyasında davacı eczacı hakkında verilen mahkeme kararı ve özellikle 2008 yılı protokolünün 6.3.19 maddesinde yer alıp 2012 ve 2016 protokollerinin bu maddeye karşılık gelen 5.3.10 maddesinde de açık bir şekilde davacı eczacı ya da çalışanlarının ‘’kastının ‘’ bulunması olgusu birarada değerlendirildiğinde dosya kapsamı itibariyle davacı eczacının kastı ispat edilememiş olmakla, ilk derece mahkemesince verilen davanın kabulü yönündeki karar doğru olup, bölge adliye mahkemesince davalının istinaf talebinin esastan reddine karar verilmesi gerekirken,hatalı değerlendirme ve varsayımsal nedenlerle ilk derece mahkemesi kararının kaldırarak davanın reddine dair hüküm tesisi doğru görülmemiş,bu husus hükmün bozulmasını gerektirmiştir.

SONUÇ : Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle 6100 Sayılı HMK’nın 371. maddesi uyarınca temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının davacı yararına BOZULMASINA, HMK’nın 373/2 maddesi uyarınca dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesi’ne; kararın bir örneğinin de İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 05.10.2020 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Eczacının kurumu zarara uğratmak kastıyla hareket edip etmediği cezai şartın unsurlarının oluşup oluşmadığı ceza soruşturması sonucunda belli olur.

SGK yersiz ödeme ve ceza koşulunu gerektiren fiil aynı zamanda resmi evrakta sahtecilik veya dolandırıcılık gibi bir suç unsuru da teşkil ediyorsa, hukuk mahkemesi ceza mahkemesinin beraat kararı ile bağlı değilse de, ceza mahkemesince verilecek mahkumiyet kararı ve ceza mahkemesinde kabul edilen maddi vakıalar hukuk mahkemesini bağlayacağından, Cumhuriyet Savcılığı tarafından yürürtülen soruşturma sonucunda eczacı yada çalışanları konusunda açılmış bir ceza davası varsa, ceza davasının sonucunun beklenmesi gerekir.

Eczacının kurumu zarara uğratmak kastıyla hareket edip etmediği cezai şartın unsurlarının oluşup oluşmadığı ceza soruşturması sonucunda belli olur.

YARGITAY 13. HUKUK DAİRESİ E. 2016/27159 K. 2019/12081 T. 4.12.2019
DAVA : Taraflar arasındaki muarazanın önlenmesi ve menfi tespit davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.

KARAR : Davacı, kurumca yapılan teftişte 2012 protokolünün 4.36 gereği yersiz ödeme ve 5.3.10 gereği reçete küpürlerinin sahte olduğundan bahisle hakkında haksız ceza tesis edildiğini, söz konusu ilaç ve reçetelerin hemofili hastalarının kullandığı ve gerek eczacı odası ve gerekse … İl Müdürlüğü tarafından kontrol altında bulunan sürekli denetime tabi, turuncu reçeteler olduğunu, eşit paylaşım esasına göre dağıtılıldığını, kendisine gelen bu reçeteye konu ilacı ecza deposundan getirerek hastaya verdiğini, daha sonra eczası odasına faturayı onaylattığını, İl … Müdürlüğünde bulunan deftere kaydettirdiğini, küpürün sahte olup olmadığının bilmesinin kesinlikle mümkün olmadığını ileri sürerek hakkında tesis edilen 13.807,92 TL’lık reçete tutarı ile 138.079,20 TL cezai şart olmak üzere toplam 151.882,12 TL’den borçlu olmadığının tespiti ile cezasının iptaline kararı verilmesini istemiştir.

Davalı, uygulanan cezai şartın sözleşme ve mevzuata uygun olduğunu savunarak davanın reddini dilemiştir.

Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş; hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir.

1-)Dava, davalı Kurum tarafından 2012 yılı Eczane Protokolünün 5.3.10. maddesi uyarınca davacı hakkında uygulanan 138.079,20 TL cezai şart bedeli ile 13.807,92 TL reçete bedelinin tahsili yönündeki işlemden dolayı borçlu olmadığının tespiti ile işlemin iptali istemine ilişkindir. Davaya konu cezai işlemin dayanağının Kurum müfettişlerince hazırlanan inceleme raporu olduğu anlaşılmaktadır. Davalı, Kurum işleminin hukuka uygun olduğunu savunarak davanın reddini dilemiştir. Mahkemece hükme esas alınan 11.01.2016 tarihli bilirkişi kurul raporunda; hastanın teftiş sırasında verdiği ifadede ilacı kullandığını beyan ettiği, cezanın kesilme nedeninin üretici ilaç firmasının ilaç küpürünün kendilerine ait olmadığı yönünde beyanı olduğu,bu beyanın küpürün sahte olduğu kanaatine varılması için yeterli olmadığı ve kesilen cezanın yersiz olduğu görüşünü belirtmiştir. Her ne kadar mahkemece, bilirkişi heyetinin hazırlamış olduğu rapor, denetime ve hüküm kurmaya elverişli görülmüş, davanın kabulüne karar verilmiş ise de; davaya konu işlemler nedeniyle davacı eczacı ve/veya çalışanları hakkında ceza soruşturması olduğu ve bu soruşturmanın akıbetinin beklenmediği anlaşılmaktadır.

Dava tarihinde yürürlükte bulunan 6098 Sayılı BK’nun 74.maddesi uyarınca hukuk mahkemesi ceza mahkemesinin beraat kararı ile bağlı değilse de, ceza mahkemesince verilecek mahkumiyet kararı ve ceza mahkemesinde kabul edilen maddi vakıalar hukuk mahkemesini bağlar. Bu nedenle … Cumhuriyet Savcılığı tarafından yürürtülen 2014/12769 Esas numaralı soruşturma sonucunda eczacı yada çalışanları konusunda açılmış bir ceza davası olup olmadığı mahkemece belirlenmeli ve var ise ceza davasının sonucunun beklenmesi gerekir. Davacı eczacının, kurumu zarara uğratmak kastıyla hareket edip etmediği, bir başka ifadeyle hakkında uygulanan cezai şartın unsurlarının oluşup oluşmadığı ceza soruşturması sonucunda belli olacaktır. Hal böyle olunca, ceza soruşturması sonucunun HMK’nun 165. maddesi de gözetilerek bekletici mesele yapılması ve hasıl olacak sonuca uygun karar verilmesi zorunludur. Bu yön gözetilmeden yazılı şekilde işin esasına girilmesi usul ve yasaya aykırıdır ve bozmayı gerektirir.

2-)Bozma nedenine göre davalının sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir.

SONUÇ : Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle temyiz olunan kararın davalı yararına BOZULMASINA, (2) numaralı bent uyarınca davalının sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, HUMK’nun 440/I maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 04/12/2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.

SGK Yersiz ödeme kesintisine, temerrüd tarihinden itibaren değil, ödeme tarihlerinden itibaren faiz işletilir.

SGK Yersiz ödeme kesintisine, temerrüd tarihinden itibaren değil, ödeme tarihlerinden itibaren faiz işletilir.

YARGITAY 13. HUKUK DAİRESİ E. 2018/4587 K. 2020/3891 T. 21.5.2020
DAVA : … vekili avukat … ile … vekili avukat … aralarındaki dava hakkında … Anadolu 10. Asliye Hukuk Mahkemesinden verilen 16/04/2015 tarih ve 2010/131-2015/161 Sayılı hükmün Dairemizin 16/04/2018 tarih ve 2015/26086-2018/4585 Sayılı ilamıyla onanmasına karar verilmişti. Süresi içinde taraflar avukatınca kararın düzeltilmesi istenilmiş olmakla dosya incelendi, gereği konuşuldu.

KARAR : Davacı, davalının eczane sahibi olduğunu, reçeteler ile ilaç küpürlerindeki farklılıktan dolayı reçete evrak kolilerinin denetim birimi tarafından incelendiğini, bir kısım orjinalliğinden şüpheye düşülen ilaç küpürlerinin firmalarından sorulduğunu, firmalardan gelen cevabi yazılara göre 258 adet sahte küpür tespit edildiğini, sahte küpürlerin tutarının 141.810,41 TL olduğunu, bunun 99.836,26 TL’sinin sistem üzerinden eczaneden tahsil edildiğini, bakiye 41.974,15 TL alacakları kaldığını, daha önce verilmiş olan 165.201,79 TL avans ile birlikte davalıdan toplam 207.175,94 TL alacaklı olduklarını belirterek 207.175,94 TL kurum alacağının ödeme tarihlerinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı, cevap dilekçesi vermemiştir

Mahkemece, davanın kabulüne, 207.175,94 TL’nin 25/03/2010 dava tarihinden işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tâhsiline karar verilmiş; hüküm, davacı ve davalı tarafından temyiz edilmiş, dairemizce karar onanmış, taraflar bu sefer karar düzeltme isteminde bulunmuştur.

1-)Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalının karar düzeltme itirazlarının reddi gerekir.

2-)Somut uyuşmazlıkta, davacı kurum, davalının kurumlarına sahte küpür içeren reçete fatura etmesi nedeniyle sahte küpürlü fatura edilen ilaç bedellerinden tahsil edilemeyen bakiye 41.974,15 TL alacak ve 165.201,79 TL yersiz avans ödemesi olmak üzere toplam 207.175,94 TL kurum alacağının ödeme tarihlerinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Mahkemece, bilirkişi kurulunun asıl ve ek raporuna göre, ilaç kupürlerinin sahte olduğu anlaşıldığından, sahte kupürlü fatura edilen ilaç bedelinden tahsil edilemeyen bakiye 41.974,15 TL alacak ve 165.201,79 TL yersiz avans ödemesinin istirdadı istemine yönelik davanın kabulüne 207.175,94 TL’nin 25/03/2010 dava tarihinden işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tâhsiline karar verilmiştir.

2007 yılına ilişkin SGK Protokolünün Fatura inceleme ve ödeme başlıklı 4.3 maddesinin, 4.3.7 Sayılı alt maddesinde “Protokolün (6.3) numaralı maddesindeki fiillerin tespit edildiği reçetede fiili ilgilendiren reçete veya ilaç bedelleri ödenmez. Kurumca yapılan yersiz ödemeler varsa, ödeme tarihinden itibaren hesaplanacak yasal faizi ile birlikte eczacının Kurumda tahakkuk etmiş alacağından mahsup edilir. Eczacının alacağının yersiz ödeme tutarını karşılamaması veya alacağının olmaması halinde, genel hükümlere göre tahsil edilir. ” şeklinde düzenlemeye yer verilmiştir.

TBK. 117/1 maddesi gereğince, muaccel bir borcun borçlusu alacaklının ihtarı ile mütemerrit olur. Aynı maddenin ikinci fıkrasında ise; “Borcun ifa edileceği gün, birlikte belirlenmiş veya sözleşmede saklı tutulan bir hakka dayanarak taraflardan biri usulüne uygun bir bildirimde bulunmak suretiyle belirlemişse, bu günün geçmesiyle borçlu temerrüde düşmüş olur.” şeklinde düzenleme yapılmış olup, bu yasal düzenleme kapsamında olmak üzere, yersiz avans ödemesi varsa, ödeme tarihlerinden itibaren faiz işletilmesi sözleşmede kararlaştırılmış olması nedeniyle, davalının bu tarih itibariyle temerrüde düştüğü gözetilerek, avans ödemelerinin yapıldığı tarihlerden itibaren faiz işletilmesine karar verilmesi gerekirken, mahkemece bu yön gözardı edilerek, aksi kanaatle tüm alacağa dava tarihinden itibaren faize hükmedilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.

Ne var ki, bu yanlışlığın giderilmesi, yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, kararın düzeltilerek onanması, HMK.’nun 370. maddesi hükmü gereğidir. Kararın bu nedenle düzeltilerek onanması gerekirken, zuhulen onandığı bu kez yapılan inceleme ile anlaşıldığından, davacının karar düzeltme talebinin kabulüyle Dairemizin 16/04/2018 tarih, 2015/26086 Esas ve 2018/4585 Karar sayılı onama ilamının kaldırılarak Mahkeme hükmünün düzeltilerek onanmasına karar verilmesi gerekmiştir.

SONUÇ : Yukarıda 1. bentte açıklanan nedenlerle davalının karar düzeltme itirazlarının reddine, 2. bentte açıklanan nedenlerle Dairemizin 16/04/2018 tarih, 2015/26086 Esas ve 2018/4585 Karar sayılı onama ilamının kaldırılmasına, Mahkeme kararının hüküm bölümünün 2. bendinde yer alan “ …207.175,94 TL’nin 25/03/2010 dava tarihinden…” ibaresinin hükümden çıkartılarak yerine “…. 207.175,94 TL’nin 15.162,21TL’si için 30.11.2006 tarihinden, 42.538,98TL’si için 28.06.2006 tarihinden, 55.180,07 TL’si için 12.01.2007 tarihinden, 52.320,55TL’si için 02.05.2007 tarihinden itibaren, geriye kalan miktar olan 41.974,15 TL alacak için ise dava tarihinden itibaren…. ” ibaresinin yazılmasına, hükmün düzeltilmiş bu şekliyle ONANMASINA, aşağıda dökümü yazılı 38,50 TL. kalan harcın davalıdan alınmasına, 21/05/2020 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 

Cezai işleme dayanak teşkil eden soruşturma raporunda hasta ya da hasta yakınına teslim edilmediği bildirilen reçetelere dair olarak hasta yakınları tanık olarak dinlenmelidir.

Cezai şartla ilgili olarak, SGK’nın cezai işleme dayanak oluşturan soruşturma raporundaki tespitler yönünden Mahkeme tarafından değerlendirme yapılmalıdır.

Cezai işleme dayanak teşkil eden soruşturma raporunda hasta ya da hasta yakınına teslim edilmediği bildirilen reçetelere dair olarak hasta yakınları tanık olarak dinlenmelidir.

YARGITAY 13. HUKUK DAİRESİ E. 2015/36953 K. 2018/2946 T. 12.3.2018

DAVA : Taraflar arasındaki kurum işleminin iptali ( muarazanın men’i ) davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde taraflar avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR : Davacı, davalı kurum görevlileri tarafından düzenlenen 28.10.2011 tarihli rapor ile kurumla eczane arasında imzalanan sözleşmenin 6.3.19. maddesi gereğince sözleşmenin 2 yıl süre ile feshedilmesi, sözleşmenin 6.3.10. maddesi gereğince 6 ay süre ile sözleşmenin feshedilmesi, 6.3.24. maddesi gereğince 1 yıl süre ile sözleşmenin feshedilmesi öngörülmüş olup, birden fazla feshin söz konusu olduğu durumlarda en uzun süreli feshin uygulanması gerektiğinden bahisle sözleşmesinin 2 yıl süre ile feshedildiğini ve toplam 706.548,79-TL cezai şart bedelinin yasal faizi ile birlikte davalı kurumdaki alacağından tahsil edilmek üzere SGK Bütçe Muhasebe sistemine kaydedildiğinin bildirildiğini, sözleşmenin feshi için yeterli ve gerekli araştırma ve inceleme yapılmadığını, objektjf olmayan değerlendirme sonucu düzenlenen rapora istinaden yapılan bu işlemin tamamen hukuka aykırı olduğunu, iptale konu işlemde belirtilen ve yaptırım gerektiren hiçbir fiilin kendisi veya çalışanları tarafından gerçekleştirilmediğini, müfettiş raporunda sahte reçete, sahte rapor ve sahte küpürden bahsedilmiş ise de yapılan incelemede adı geçen hastaların tamamının gerçekten hasta olduğunu, bahse konu recetelerdeki ilaçların da tamamını teslim aldıklarının sabit olduğunu, dolayısıyla iddia edildiği gibi ortada sahte reçete, küpür veya raporun olmasının mümkün olmadığını belirterek, Sosyal Güvenlik Kurumu İl Müdürlüğü’nce tesis edilen 29.02.2012 tarih B.13.2.SGK.4.38.20.01.21/4.050.628 Sayılı sözleşmenin feshi ve toplam 706.548,79-TL cezai şartın tahsiline dair işleminin iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı, davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, davanın kısmen kabulüyle davalı kurumca tesis edilen 29/09/2012 tarihli ve B.13.2. SGK.4.38.20.01.21/4.050.628 Sayılı ve sözleşmenin feshi ve cezai şarta dair işlemin, davacı eczane ile kurum arasında imzalanmış olan 2011 yılı eczane protokolünün 6.3.19 maddesine göre taraflar arasındaki sözleşmenin iki yıl süreyle feshi ve 603.234,00-TL tutarındaki cezai şart bedelinin tahsiline yönelik kısmın iptaline, fazlaya dair talebin reddine, ( sözleşmenin 6.3.10 maddesine göre 21.745,30-TL cezai şart ile 6.3.24 maddesine göre bir yıl süreli feshe dair işlemin geçerli olduğuna ) karar verilmiş; hüküm, davacı ve davalı tarafca temyiz edilmiştir.

1- )Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalının tüm, davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekir

2- )Dava, 76 adet reçete ile ilgili reçete sahibi hastaların söz konusu hastalıklara sahip olmamasına rağmen içerik olarak sahte olan rapor ve reçetelere istinaden kuruma fatura edilen 60.323,40 TL tutarındaki ilaç bedelinin ve sözleşmenin 6.3.19.maddesi gereği reçete bedelinin 10 katı tutarındaki 603.234,00 TL ceza tutarının ve sözleşmenin 2 yıl süre ile feshi işleminin ve bu reçetelerle ilgili ilaç firması temsilcilerinin reçete sahibi hastaları davacının yetkilisi olduğu eczaneye yönlendirilmesi sonucu kuruma reçete bedellerinin fatura edildiğinin tespit edilmesi sebebiyle sözleşmenin 6.3.24.maddesi gereği sözleşmenin 1 yıl süre ile feshedilmesi ve 17 adet reçete ile ilgili reçetede yazılı ilaçların hasta veya yakınına teslim edilmemesi sebebiyle 2011 yılı sözleşmesinin 6.3.10.maddesi gereği reçete bedeli olan 4.349,06 TL’nin 5 katı tutarında 21.745,30 TL tutarındaki cezai şarta dair kurum işleminin iptaline yöneliktir.Mahkemece bilirkişi kurulundan alınan rapor denetime elverişli ve hüküm kurmaya yeterli kabul edilerek, bilirkişi kurulu raporu doğrultusunda davanın kısmen kabulüne ve 2011 yılı eczane protokolünün 6.3.19.maddesine göre taraflar arasındaki sözleşmenin 2 yıl süre ile feshi ve 603.234,00 TL tutarındaki cezai şart bedelinin tahsiline yönelik kısmın iptaline, fazlaya dair talebin reddine, sözleşmenin 6.3.10.maddesinde göre 21.745,30 TL cezai şart ile 6.3.24.maddesine göre 1 yıl süreli feshe dair işlemin geçerli olduğuna karar verilmiştir.Öncelikle, davaya konu, 2011 yılı protokolünün 6.3.24 maddesinin, 01.01.2016 tarihinde yürürlüğe giren 2016 protokolünün, protokolün yürürlüğe girdiği 01.01.2016 tarihinden itibaren yürürlükten kaldırıldığı sabit olmakla beraber 6.12 maddesinde “Bu Protokolün yürürlük tarihinden önce herhangi bir sebeple Kurumca veya Kuruma devredilen kurumlarca sözleşmesi feshedilen ve/veya cezai şart uygulanan eczacının bu işleme karşı dava açmış olması ve açılan davanın Protokolün yürürlüğe girdiği tarihte kesinleşmemiş olması halinde yazılı talebi ile; Kurumca tespit edilen ve sözleşmesinin feshedilmesi ve/veya cezai şart uygulanmasına dair fiil/fiiller için bu Protokolün ( 5 ) ve ( 6 ) numaralı maddelerinde yer alan hükümler uygulanır. Ancak, Kurumca tahsil edilmiş olan cezai şart ve yersiz ödeme tutarları geri ödenmez, mahsup edilmez.

Bu protokolden önceki protokollerde sözleşmenin feshi ve cezai şart gerektiren maddelerden bu protokolde kaldırılmış olanlar sebebiyle sözleşme feshi ve/veya cezai şart uygulanmış olan işlemler, konusu kalmadığından durdurulur ve işlem yapılmaz.

Bu Protokolün yürürlük tarihinden önce ( 5.3 ) numaralı maddede sayılan fiillerden dolayı sözleşmesi feshedilen ve/veya cezai şart uygulanan eczanelerin yazılı talebi üzerine, bu Protokoldeki cezai şart ve fesih hükümleri uygulanır.” hükmünün düzenlendiği yazılıdır. Hal böyle olunca, 2016 yılı protokolü mahkemece değerlendirilmeli ve sonucuna uygun karar verilmelidir.

3- )Öte yandan 17 adet reçetede yazılı ilacın hasta veya yakınına teslim edilmemesi sebebiyle sözleşmenin 6.3.10.maddesi gereği reçete bedelinin 5 katı tutarındaki 21.745,30 TL tutarındaki cezai şartla ilgili olarak, davalı idarenin cezai işleme dayanak oluşturan soruşturma raporundaki tespitler yönünden Mahkeme tarafından bir değerlendirme yapılmadığı gibi aynı soruşturma sırasında beyanı alınan hasta yakınları da Mahkemece dinlenmemiştir. O halde Mahkemece, cezai işleme dayanak teşkil eden soruşturma raporunda hasta ya da hasta yakınına teslim edilmediği bildirilen reçetelere dair olarak hasta yakınlarının tanık olarak dinlenilmesi, gerek görülmesi halinde tüm dosya kapsamı gözetilerek uzman bilirkişi heyetinden rapor alınması ve hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmiş olması da usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.

SONUÇ : Yukarıda birinci bentte açıklanan sebeplerle davalının tüm ve davacının sair temyiz itirazlarının reddine, ikinci ve üçüncü bentte açıklanan sebeplerle hükmün davacı yararına BOZULMASINA, peşin alınan 27,70 TL harcın istenmesi halinde davacıya iadesine, HUMK’nun 440/I maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 12.03.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

SGK ceza koşulu işleminin iptali nitelik itibariyle değeri para ile ölçülebilecek mahiyette olup açık kanuni düzenleme uyarınca nispi harca tabidir. Bu nedenle, dava değeri üzerinden hesaplanacak karar ve ilâm harcının dörtte birinin peşin olarak ödenmesi gerekir.

SGK ceza koşulu işleminin iptali nitelik itibariyle değeri para ile ölçülebilecek mahiyette olup açık kanuni düzenleme uyarınca nispi harca tabidir. Bu nedenle, dava değeri üzerinden hesaplanacak karar ve ilâm harcının dörtte birinin peşin olarak ödenmesi gerekir.

Dava kabul edilecek olur ise, kabul edilecek dava değeri nispetince borçlu olunmadığı tespit olunacak ve bu miktar üzerinden mahsupla mahrum kaldığı alacağına kavuşacak olan davacının değeri para ile ölçülebilir mahiyetteki davada 492 Sayılı Harçlar Kanunu’nun 28. maddesinin 1/a bendi gereğince dava değeri üzerinden hesaplanacak karar ve ilâm harcının dörtte birini peşin olarak ödemesi gereklidir.

Bu yükümlülük yerine getirilmediğinden aynı Kanun’un 32. maddesi gereğince mahkemece herhangi bir işlem yapılamaz.

YARGITAY HUKUK GENEL KURULU E. 2017/13-1984 K. 2018/1172 T. 6.6.2018

DAVA : Taraflar arasındaki “cezai işlemin iptali” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Adana 1. Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 29.12.2011 gün ve 2011/156 E., 2011/793 K. sayılı kararın davalı Sosyal Güvenlik Kurumu vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 04.10.2012 gün ve 2012/8314 E., 2012/22026 K. sayılı kararı ile;

“Davacı, davalı ile aralarında kurum mensuplarına ilaç verme sözleşmesi bulunduğunu, sağlık raporu ve reçete ile gelen hastaya sisteminde onay vermesi üzerine ilacı usule uygun şekilde teslim ettiğini, 2010 kasım ayından bazı kişilerin dolandırıcılık amacıyla sahte rapor ve reçete ile ilaç aldıklarının ortaya çıktığını, eczacı olarak bir kusuru bulunmadığını, davalı kurumun ilaç bedelinin yersiz ödeme olduğu gerekçesi ile iadesi yönünden karar aldığını, işlemin haksız olduğunu ileri sürerek işlemin iptali ile muarazanın giderilmesine karar verilmesini istemiştir.

Davalı, yapılan işlemin sözleşmeye uygun olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş; hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir.

Davacı tarafından verilen ilaca dair sağlık raporu ve reçetenin sahte olduğu Adana 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2011/180 esas, 2011/231 karar sayılı dava dosyasında yapılan yargılama sonunda anlaşılmıştır. Davalı idarenin 2009 yılı eczane protokolünün 6.3.19 ve 4.3.6 maddeleri uyarınca yapmış olduğu işlem sözleşmeye uygundur. Mahkemece, davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yanlış değerlendirme sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir…”

gerekçesi ile bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü:

KARAR : Dava, sözleşmeye aykırılık iddiası ile tesis edilen cezai işleminin iptali istemine ilişkindir.

Davacı vekili müvekkilinin SGK ile ilaç temini anlaşması bulunan Kübra Eczanesinin sahibi olduğunu, davalının müvekkiline ait eczaneden Kuruma fatura edilen 11.935,23 TL tutarındaki reçetenin ve dayanağı sağlık raporunun sahte olduğu, bu durumun sözleşmeye aykırılık teşkil ettiği, kurum zararının tahsili gerektiği iddiasına dayanılarak 26.01.2011 tarih ve 1566410 Sayılı karar ile reçete bedeli miktarınca müvekkilinin alacaklarından kesinti yapılacağını bildirdiğini, Kurumun bu cezai işleminin haksız, hukuka ve sözleşmeye aykırı olduğunu, gerçekleşen olay bakımından müvekkilinin kasıt veya ihmalinin bulunmadığını ileri sürerek cezai işlemin iptaline ve sözleşmenin aynı şartlarda devamına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili kurum işleminde hukuka aykırılık bulunmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece Kurum işleminin dayanağı olan taraflar arasındaki protokolün 4.3.6 maddesinin 6.3 maddesindeki fiillerin tespiti hâlinde uygulanacak yaptırımlar açısından belirleyici olduğu ancak yapılan bildirimde davacının ve çalışanların kastının olmadığı anlaşıldığından herhangi bir cezai şarta gerek duyulmadığının belirtildiği, bu maddelerin uygulanmaması sebebiyle ilgili kesintinin hukuki dayanağının da kalmadığı, davacının şikâyetçi sıfatıyla yer aldığı ceza yargılamasında da eczanenin kendisine gelen reçete ve raporların şeklen usulüne uygun olup olmadığı yönünden inceleme dışında teknik anlamda sahtelik araştırması yapmasının mümkün olmadığının belirtildiği de gözetildiğinde, kurum tarafından reçete bedelinin tahsiline yönelik işlemin hukuka uygun olmadığı gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiştir.

Davalı vekilinin temyiz itirazları üzerine hüküm Özel Dairece yukarda karar başlığında yazılı gerekçeler ile bozulmuştur.

Yerel mahkemece önceki gerekçeler tekrar edilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir.

Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olay bakımından davalı Kuruma fatura edilen sahte reçete bedelinin, sahteliğe iştirak etmediği çekişmesiz olan davacı eczanenin Kurumdan olan alacaklarından mahsup suretiyle tahsil edilmesinin mümkün olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.

Yapılan görüşmeler sırasında işin esasının incelenmesinden önce SGK’nın Kuruma fatura edilen reçete bedelinin davacı alacaklarından mahsubu yönündeki işleminin iptalinin konu edildiği davanın açılması sırasında davacı tarafın maktu harç yatırdığı anlaşılmakla, bu durumun usul yönünden hükmün bozulmasını gerektirip gerektirmediği ön sorun olarak tartışılmıştır.

Bilindiği üzere kamu hizmetlerinin kurulması ve yürütülmesi için gerekli olan mali kaynağın sağlanması amacıyla devletin egemenlik gücüne dayanarak koyduğu mali yükümlülüklerden kaynaklanan alacakları genel olarak kamu alacakları olarak nitelendirilir.

Devletin kamu alacağını oluşturan gelir kaynaklarından birini de, kamu hizmetlerinden yararlananların ödedikleri harçlar oluşturmaktadır. Harçların oluşturduğu yükümlülük, teoride, “masrafı karşılama” ve “faydalanma” ilkelerine dayandırılmaktadır. Masrafları karşılama ilkesine göre harç, hizmetin gerektirdiği maliyetle ölçülürken; faydalanma ilkesinde hizmetin maliyeti değil, yükümlü için taşıdığı değer esas alınmaktadır.

Bu açıklamalar karşısında harç; bazı kamu hizmetlerinden yararlanan ve hatta kanun hükmü ile yararlanmak zorunda bırakılan özel ve tüzel kişilerin, özel menfaatlerine dair olarak, kamu kuruluşlarının hizmetlerinden yararlanmaları karşılığında, belli bir ölçüde bu hizmetlerin maliyetine katılmaları amacıyla konulan ve zor unsuruna dayanan mali yükümlülükler olarak tanımlanabilir ( Pınar, B.: Yargı ve İcra Harçları, Ankara 2009, s.1-3 ).

Diğer bir deyişle harç, muhtelif kanunların konusunda bulunan adli ve idari hizmetlerde ve bu hizmetin gerektirdiği kırtasiye ve formalite masraflarını karşılamak mülahazasıyla hakiki ve hükmi şahıslardan Hazinece alınan bir paradır. Yapılan işler ve görülen hizmet amme hizmetinden ziyade, kişilerin şahsına ve menfaatine ilişkindir ( Y.İ.B.K. 23.12.1976 gün ve 1976/11-7 E.-6 K.; diğer bir tanım için bakınız Y.İ.B.K. 07.12.1964 gün ve 1964/3 E.-5 K. ).

Harçlar konusunda genel düzenleme içeren, 492 Sayılı Harçlar Kanunu’nun gerekçesinde “harç” tanımı “fertlerin özel menfaatlerine dair olarak, kamu kurumları ve hizmetlerinden yararlanmaları karşılığında yaptıkları ödemelerdir” biçiminde yapılmıştır ( Bu harç tanımını benimseyen Anayasa Mahkemesi kararları:31.03.1987 gün ve 1986/20 E.-1987/9 K.; 14.02.1991 gün ve 1990/18 E.-1991/14 K.; 28.09.1995 gün ve 1995/24 E.-52 K.; Benzeri tanımı içeren …K.’nın 12.05.1982 gün ve 1982/5-341 E,-493 K. sayılı ilamı ).

Buna göre, bir hizmetin harç konusu olabilmesi için; kişilerin bir kamu kurumundan yararlanmaları, kişilere kamu eliyle özel bir yarar sağlanması ve kamu idaresinin kişilerin özel bir işiyle uğraşması gerekmektedir ( Y.İ.B.K. 7.12.1964 gün ve 1964/3 E.-5 K.; Anayasa Mahkemesi’nin 31.03.1987 gün ve 1986/20 E.-1987/9 K. sayılı kararları ).

Bir kamu hizmetinden dolayı harç alınabilmesi, bu hizmetin kanunla belirlenmesine ve bu hususla ilgili harç alınmasına dair düzenlemelerin de kanunda yer almasına bağlıdır.

Nitekim, 2709 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 73’üncü maddesinin üçüncü bendi “Vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülükler kanunla konulur, değiştirilir veya kaldırılır” hükmünü içermektedir.

Bu Anayasa kuralının vergi, resim ve harç gibi parasal yükümlülüklerin veya bunlardan bağışıklığın, kapsam ve içeriğinin hiçbir kuşkuya yer vermeyecek biçimde ve açıkça gösterilmesi amacına yönelik bulunduğu bellidir.

O hâlde, harca dair bir kanun hükmünün yorumu ve uygulanmasında, bu ilke ve amaç gözden uzak tutulmamak gerekir. Aksi hâlde, kişi ve kurumların yasal dayanağı olmayan bir yükümlülük altına sokulmaları veya Devletin önemli bir gelir kaynağından yoksun bırakılması gibi, kanun koyucunun amacına aykırı ve sakıncalı sonuçların doğmasına yol açılmış olur ( …K.’nun 12.05.1982 gün ve 1982/5-341 E,-493 K. sayılı ilamı ).

Bu kanunilik ilkesine paralel olarak, Harçlar Kanunu’nun 1. maddesinde, bu Kanuna göre alınacak harçlar arasında, diğer harçlar yanında yargı harçları da bulunmaktadır. Aynı Kanun’un 2. maddesinde ise, yargı işlemlerinden bu Kanun’a bağlı ( 1 ) sayılı Tarifede yazılı olanları, yargı harçlarına tabi olduğu vurgulanmıştır.

Yargı harcı, Devletin mahkemeler aracılığıyla yaptığı hizmete, ondan yararlananların katkısıdır ( Y.İ.B.K. 16.12.1983 gün ve 1983/5 E.-6 K. ). Yargı harçlarının konusuna giren, yani yargı harcına tabi işlemleri, genel olarak mahkeme harçları, icra ve iflas harçları olmak üzere ikiye ayırmak mümkündür.

Yargı harçlarının konusunu oluşturan harçlardan ilki mahkemelerde ödenecek harçlar olup; bunlar başvurma harcı, celse harcı ile karar ve ilam harcıdır.

Gereksiz davaların açılmasının ve diğer tarafın haksız yere ızrar edilmesinin önlenmesi için ihdas edilen karar ve ilam harcı, yargılama giderlerinin de önemli bir kısmını oluşturmaktadır.

Karar ve ilam harcı, maktu ve nispi olmak üzere iki çeşittir ( 492 Sayılı Harçlar Kanunu m.15, 21 ).

Bu anlamda davanın maktu veya nispi harca tabi olup olmaması, kural olarak dava konusunun para ile değerlendirilebilir olup olmamasına göre değişmektedir.

Nispi harç, konusu belli bir değerle ( para veya para ile değerlendirilebilen bir şey ) ilgili davalarda, hüküm altına alınan değer üzerinden Tarifedeki belli nisbete göre alınan harçtır ( 1 Sayılı Tarife, madde III/1-a ).

Maktu harç ise konusu belli bir değerle tespit edilemeyen davalarda ve davanın reddine dair kararlardan alınan harçtır ( 1 Sayılı Tarife, madde III/2-a ).

Harçlar Kanunu’nun “Nispi harçlarda ödeme zamanı” başlığını taşıyan 28. maddesinin birinci bendinde nispi harçlarda ödeme zamanı düzenlenmiş olup, aynı maddenin ( a ) bendinde ise, karar ve ilam harcının ödeme zamanı öngörülmüştür. Anılan Kanun’un “Karar ve İlam Harcı” başlığını taşıyan 28/1-a maddesinde aynen; “Karar ve ilam harçlarının dörtte biri peşin, geri kalanı kararın verilmesinden itibaren iki ay içinde ödenir” hükmünü taşımaktadır ( YHGK’nın 24.03.2010 gün ve 2010/12-158 esas, 2010/178 Sayılı kararı ).

Kanun’un 32. maddesinin birinci cümlesi olan “Yargı işlemlerinden alınacak harçlar ödenmedikçe müteakip işlemler yapılmaz” hükmü yer almaktadır. Bu hükmün, itiraz yoluyla Anayasa’ya aykırılığının, yerel mahkemelerce ileri sürülmesi üzerine, Anayasa Mahkemesi, 17.03.2010 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 2009/27 E., 2010/9 K. sayılı kararı ile, 492 Sayılı Kanun’un 32. maddesinin birinci cümlesinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın ( iptal isteminin ) reddine karar vermiştir. Anayasa Mahkemesi, Kanun’un 32. maddesinin birinci cümlesinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın ( iptal isteminin ) reddine dair kararının gerekçesinde ise:

“Yargılama sürecinde, yasayla harca tabi kılınmış bir hizmetten yararlanmak isteyen ilgili ( davalı veya davacı ), genel kurallar uyarınca harcını ödeyerek bu hizmetten yararlanabilir. Dava açan veya yargılama sırasında harca tabi bir işlemin yapılmasını isteyen tarafın, harç ödemeden devam eden işlemlerin yapılmasını isteyerek bireysel bir menfaat elde etmesi, harçların konuluş amaçlarına aykırılık oluşturur.

Yargı işlemlerinden alınacak harçlar ödenmedikçe müteakip işlemlerin yapılmayacağını belirten kural, bireylerin özel menfaatleriyle ilgili olarak yargı hizmetinden yararlanmalarını, bu hizmetin karşılığı olan harcın ödenmesi koşuluna bağladığından, hak arama özgürlüğünü sınırlandıran bir nitelik taşımamaktadır.

Açıklanan sebeplerle itiraz konusu kural, Anayasa’nın 36. maddesine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.” ifadelerine yer verilmiştir.

6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 120. maddesine göre de “Davacı, yargılama harçları ile her yıl Adalet Bakanlığınca çıkarılacak gider avansı tarifesinde belirlenecek olan tutarı, dava açarken mahkeme veznesine yatırmak zorundadır.”

Nitekim Hukuk Genel Kurulunun 04.12.2013 gün, 2013/21-445 E., 2013/1625 K. sayılı kararında da aynı hususlara işaret edilmiştir.

Bu açıklamalardan sonra somut olay incelendiğinde, dava kabul edilecek olur ise, kabul edilecek dava değeri nispetince borçlu olunmadığı tespit olunacak ve bu miktar üzerinden mahsupla mahrum kaldığı alacağına kavuşacak olan davacının değeri para ile ölçülebilir mahiyetteki davada 492 Sayılı Harçlar Kanunu’nun 28. maddesinin 1/a bendi gereğince dava değeri üzerinden hesaplanacak karar ve ilâm harcının dörtte birini peşin olarak ödemesi gereklidir. Bu yükümlülük yerine getirilmediğinden aynı Kanun’un 32. maddesi gereğince mahkemece herhangi bir işlem yapılamayacağından, davacının maktu yatırdığı peşin harcın usul ve yasaya uygun şekilde tamamlatıldıktan sonra işin esası hakkında karar verilmesi gerektiği göz ardı edilerek hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup kararın bozulmasını gerektirir.

Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmelerde Kurum işleminin iptali isteminin nitelik itibari ile değeri para ile ölçülebilecek mahiyette olmadığı, bu sebeple davacının davanın açılması sırasında maktu harç yatırmasının yerinde olduğu, hâl böyle olunca ön sorunun bulunmadığının kabul edilmesi gerektiği ileri sürülmüş ise de, bu görüş yukarda açıklanan sebeplerle Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.

Sonuç itibariyle direnme kararının, işin esası incelenmeksizin, açıklanan bu usuli sebeple bozulması gerekmiştir.

SONUÇ : Direnme kararının 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun Geçici 3’üncü maddesine göre uygulanmakta olan 1086 Sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429’uncu maddesi gereğince usul yönünden BOZULMASINA, bozma nedenine göre davalı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine bu aşamada yer olmadığına, aynı Kanun’un 440’ıncı maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 06.06.2018 gününde oy çokluğu ile karar verildi.

Yersiz ödeme ve ceza koşuluna ilişkin fiilin doğru ve yerinde olabilmesi için, eczacı yada eczane çalışanı tarafından SGK’yı zarar uğratmak amacıyla kasıtlı olarak gerçekleştirmesi ve iştirak etmesi zorunludur.

Yersiz ödeme ve ceza koşuluna ilişkin fiilin doğru ve yerinde olabilmesi için, eczacı yada eczane çalışanı tarafından SGK’yı zarar uğratmak amacıyla kasıtlı olarak gerçekleştirmesi ve iştirak etmesi zorunludur.

Sahte reçete veya sahte raporun eczacının kastı dışında üçüncü kişilerin dahli ile SGK’ya Kuruma fatura edilmesi halinde ceza koşulu uygulanamaz.

Ceza işleminin dayanağı olan ve Sgk müfettişlerince hazırlanan inceleme raporunda, raporun konusunu teşkil eden eylemler nedeniyle savcılığa suç duyurusunda bulunulması talep edilmişse, başlatılan bir soruşturma olup olmadığı tespit edilmelidir.

Ceza koşulunda adı geçen hasta sigortalıların tanık olarak mahkemede ifadeleri alınmalıdır.

Konunun uzmanlarından oluşan bilirkişi kurulundan; toplanan delilleri irdeleyen, her bir hasta ve eylemi ayrı ayrı değerlendiren; taraf, mahkeme ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınması zorunludur.

YARGITAY 3. HUKUK DAİRESİ E. 2020/1339 K. 2020/7945 T. 17.12.2020

DAVA : Taraflar arasındaki muarazanın giderilmesi davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

KARAR : Davacı; sahibi ve mesul müdürü olduğu … Eczanesinin ilaç teminine dair reçetelerini inceleyen davalı kurumun 12/02/2014 tarihli yazısıyla; bir kısım reçetelerde yazan ilaçların reçete sahibine ya da yakınına teslim edildiğine ilişkin imzanın, reçete sahibine veya ilaçların teslim edildiği yakınına ait olmadığı, hasta veya hasta yakınına teslim edilmeyen ilaçlara ait fiyat kupürlerinin yer aldığı reçetelerin kuruma fatura edildiği, bir kısım reçetelerde eczacı yada eczane çalışanlarınca kurumu zarara uğratmak amacıyla kasıtlı olarak kuruma sahte ilaç fiyat kupürü veya sahte reçete veya sahte rapor fatura edildiği gerekçesiyle aleyhine 81.046,30 TL cezai şart uygulanmasına ve yazılı olarak uyarı cezası verilmesine ilişkin işlemin tesis edileceğinin bildirdiğini ileri sürerek; sözleşmeye aykırı davranışının bulunmaması nedeniyle davalı kurumca yapılan işleminin iptali ile muarazanın bu şekilde giderilmesine karar verilmesini istemiştir.

Davalı; davaya konu işlemin hukuka ve protokol hükümlerine uygun olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.

Mahkemece; sigortalının alınan ifadelerinde …,…Tıp Merkezinde reçetelerini düzenlettikleri, reçetelerde yazılı olan ilaçların hak sahibi yada yakınları tarafından teslim alındığı, reçete arkasındaki imzaların hastalara veya yakınlarına ait olduğu, düzenlenen reçetelerden dolayı eczacının cezalandırılmasının haksız olduğu, kurum tarafından yapılan işlemin yerinde olmadığı, ayrıca 04/03/2015 tarihli bilirkişi raporunda da kurum işleminin yerinde olmadığı yönünde görüş de bildirildiği gerekçesiyle, davanın kabulüyle davaya konu 81.046,30 TL ‘lik cezai işlemin iptaline karar verilmiş; karar, davalı tarafça temyiz edilmiştir.

Dava, davalı kurum ile Türk Eczacıları Birliği arasında imzalanan ve davanın dayanağını teşkil eden 2012 yılı Eczane Protokolünün 5.3.10. maddesi ve 2009 yılı Eczane Protokolünün 6.3.3, 6.3.10 maddeleri uyarınca davacı eczacı hakkında uygulanan uyarı cezası ile cezai şart bedelinin tahsili yönündeki işlemin iptali istemine ilişkindir.

2009 yılı Eczane Protokolünün 6.3.3.maddesinde; “Eczanenin Kuruma fatura ettiği reçetelerde bulunması gereken ve reçete muhteviyatı ilaçların reçete sahibine yada yakınına teslim edildiğine ilişkin imzanın, reçete sahibine veya ilaçların teslim edildiği yakınına ait olmadığının tespit edilmesi halinde, reçete bedelinin 5 katı tutarında cezai şart uygulanarak eczacı yazılı olarak uyarılır, tekrarı halinde reçete bedelinin 5 katı tutarında cezai şart uygulanarak sözleşme feshedilir ve 1 ( bir ) ay süre ile sözleşme yapılmaz.”düzenlemesi mevcuttur.

Aynı protokolün 6.3.10 maddesi ise; “Hasta veya hasta yakınına teslim edilmeyen ilaçlara ait fiyat kupürlerinin yer aldığı reçetelerin Kuruma fatura edildiğinin tespiti halinde kupür bedelinin 5 katı tutarında cezai şart uygulanarak eczane yazılı olarak uyarılır. Tekrarı halinde ilaç bedelinin 5 katı tutarında cezai şart uygulanarak sözleşme feshedilir ve 6 ( altı ) ay süre ile sözleşme yapılmaz. ( Kurum tarafından yapılacak soruşturma neticesinde hastaya teslim edilmek üzere eczanede bekletildiği saptanan ilaçlar hariçtir )” şeklinde düzenlenmiştir.

2012 yılı Eczane Protokolünün 5.3.10 maddesinde “Eczacı ya da eczane çalışanlarınca Kurumu zarara uğratmak amacıyla kasıtlı olarak Kuruma sahte ilaç fiyat küpürü/sahte karekod sahte reçete veya sahte rapor fatura edildiğinin tespiti halinde reçete bedelinin 10 katı tutarında cezai şart uygulanarak eczacı uyarılır… Ancak, söz konusu sahte küpür veya sahte reçete veya sahte raporun eczacı ya da eczacı çalışanları dışında üçüncü kişilerin dahili ile Kuruma fatura edildiğinin yapılacak araştırma ve/veya inceleme sonucunda tespit edilmesi halinde bu madde hükmü uygulanmaz.” hükmü bulunmaktadır.

Davaya konu 2009 protokolünün 6.3.3. maddesi uygulanan eylemle ilgili 01.04.2016 tarihinde yürürlüğe giren eczanelerden ilaç teminine ilişkin 2016 protokolünün 5.3.2. maddesinde “Eczanenin Kuruma fatura ettiği reçetelerde ( e-reçete olarak düzenlenenler hariç ) bulunması gereken ve reçete muhteviyatı ilaçların reçete sahibine ya da ilacı alana teslim edildiğine ilişkin imzanın, reçete sahibine veya ilacı alan yakınına ait olmadığının tespit edilmesi halinde, reçete bedelinin 2 ( iki ) katı tutarında cezai şart uygulanarak eczacı yazılı olarak uyarılır, tekrarı halinde reçete bedelinin 5 ( beş ) katı tutarında cezai şart uygulanarak sözleşme feshedilir ve 1 ( bir ) ay süre ile sözleşme yapılmaz. Ancak hastanın ilacı aldığını beyan etmesi durumunda bu madde hükmü uygulanmaz.” hükmü ve 6.3.10. maddesi uygulanan eylemle ilgili 01.04.2016 tarihinde yürürlüğe giren eczanelerden ilaç teminine ilişkin 2016 protokolünün 5.3.5. maddesinde “Kurum, İl Sağlık Müdürlüğü veya Eczacı Odası tarafından eczanede yapılan denetimde, reçete sahibi veya ilacı alan kişiye teslim edilmeyen ilaçlara ait reçetelerin Kuruma fatura edildiğinin tespiti halinde ilaç bedelinin 2 ( iki ) katı tutarında cezai şart uygulanarak eczacı uyarılır. Tekrarı halinde ilaç bedelinin 10 ( on ) katı tutarında cezai şart uygulanarak sözleşme feshedilir ve 6 ( altı ) ay süre ile sözleşme yapılmaz. Ancak, Kurum tarafından yapılacak soruşturma neticesinde hastaya teslim edilmek üzere hastanın ilaç alım tarihinden itibaren 60 ( altmış ) günü geçmeyecek sürede ilaçların eczanede bekletildiğinin saptanması halinde bu madde hükmü uygulanmaz.” hükmü getirilmiş olup, yine aynı protokolün 6.12. maddesinde “Bu Protokolün yürürlük tarihinden önce herhangi bir nedenle Kurumca veya Kuruma devredilen kurumlarca sözleşmesi feshedilen ve/veya cezai şart uygulanan eczacının bu işleme karşı dava açmış olması ve açılan davanın Protokolün yürürlüğe girdiği tarihte kesinleşmemiş olması halinde yazılı talebi ile; Kurumca tespit edilen ve sözleşmesinin feshedilmesi ve/veya cezai şart uygulanmasına ilişkin fiil/fiiller için bu Protokolün ( 5 ) ve ( 6 ) numaralı maddelerinde yer alan hükümler uygulanır. Ancak Kurumca tahsil edilmiş olan cezai şart ve yersiz ödeme tutarları geri ödenmez, mahsup edilmez. Bu protokolden önceki protokollerde sözleşmenin feshi ve cezai şart gerektiren maddelerden bu protokolde kaldırılmış olanlar nedeniyle sözleşme feshi ve/veya cezai şart uygulanmış olan işlemler, konusu kalmadığından durdurulur ve işlem yapılmaz.” hükmü düzenlenmiştir.

2012 yılı protokolünün 5.3.10. maddesinin ise davacı eczacı hakkında uygulanabilmesi için; fiilin eczacı yada eczane çalışanı tarafından kurumu zarar uğratmak amacıyla kasıtlı olarak gerçekleştirilmesi gerekmekte olup, sahte kupür, sahte reçete veya sahte raporun eczacının kastı dışında üçüncü kişilerin dahli ile Kuruma fatura edilmesi halinde madde hükmü uygulanmayacağından, davacı eczacının sahtecilik fiiline iştirakinin saptanması gerekmektedir.

Davaya konu işlemin dayanağı olan ve davalı kurumun müfettişlerince hazırlanan inceleme raporunda, raporun konusunu teşkil eden eylemler nedeniyle savcılığa suç duyurusunda bulunulması talep edilmiştir. Ne var ki, bu nedenle başlatılan bir soruşturma olup olmadığı dosya kapsamında anlaşılmamıştır.

Diğer taraftan, mahkeme gerekçesinde her ne kadar sigortalıların alınan ifadelerinden bahsetmiş ise de; sigortalıların tanık olarak mahkemede ifadelerinin alınmadığı görülmüştür.

O halde mahkemece; uyuşmazlığın aydınlatılması için HMK’nın 31.maddesinde düzenlenen hakimin davayı aydınlatma ödevi gözetilerek davaya konu işlemin dayanağı olan inceleme raporu uyarınca suç duyurusunda bulunup bulunulmadığı hususunda davalı kuruma açıklama yaptırılması, suç duyurusunda bulunulmuş ise akıbetinin araştırılması, aynı ödev kapsamında davaya konu işleme ifadeleri esas alınan tüm hastaların tanık sıfatıyla dinlenmesi sonrasında konunun uzmanlarından oluşan bilirkişi kurulundan; toplanan delilleri irdeleyen, her bir hasta ve eylemi ayrı ayrı değerlendiren; taraf, mahkeme ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınması ve ulaşılacak sonuca göre uyuşmazlığın esası hakkında bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmiş olması, usul ve kanuna aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün HUMK nın 428. maddesi gereğince davalı yararına BOZULMASINA, 6100 Sayılı HMK’nun geçici madde 3 atfıyla 1086 Sayılı HUMK.nun 440.maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren 15 günlük süre içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 17.12.2020 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

 

SGK Ceza işlemi için aynı zamanda resmi belgede sahtecilik ve dolandırıcılık suçlarından dolayı ceza davası açılmışsa, her ne kadar hukuk mahkemesi ceza mahkemesinin beraat kararı ile bağlı değilse de, ceza mahkemesince verilecek mahkumiyet kararı ve ceza mahkemesinde kabul edilen maddi vakıalar hukuk mahkemesini bağlar.

Sigortalıların bir kısmının müfettiş raporundaki beyanları ile ceza yargılamasındaki beyanlarının çeliştiği durumda cezai işleme esas alınan sigortalıların mahkemece tanık olarak dinlenmesi gerekir.

Ceza işlemi için aynı zamanda resmi belgede sahtecilik ve dolandırıcılık suçlarından dolayı ceza davası açılmışsa, her ne kadar hukuk mahkemesi ceza mahkemesinin beraat kararı ile bağlı değilse de, ceza mahkemesince verilecek mahkumiyet kararı ve ceza mahkemesinde kabul edilen maddi vakıalar hukuk mahkemesini bağlar.

Eczacının, SGK’yı zarara uğratmak kastıyla hareket edip etmediği, hakkında uygulanan cezai şartın unsurlarının oluşup oluşmadığı ceza davası sonucunda belli olur.

YARGITAY 3. HUKUK DAİRESİ E. 2020/10562 K. 2021/245 T. 20.1.2021
DAVA : Davacı … ile davalı … ( … Eczanesi ) arasındaki itirazın iptali davasına dair Ankara 1.Asliye Hukuk Mahkemesi’nden verilen 06/11/2014 tarihli ve 2013/85 E. -2014/592 K. sayılı hükmün onanması hakkında Dairemizin 15/01/2020 tarihli ve 2016/27197 E.- 2020/151K. sayılı ilamına karşı taraf vekillerince süresi içinde kararın düzeltmesi istenilmiştir.

Düzeltme isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

KARAR : Davacı; müfettişlerce hazırlanan soruşturma raporlarına göre, davalı tarafından … Cerrahisi Dal Merkezi çalışanları ile ortak hareket etmek suretiyle usulsüz reçeteler düzenlendiğini, reçete arkasındaki imzaların reçete sahibi kişilere ait olmadığını, sigortalıların bilgisi dışında reçete düzenlendiğinin belirlendiğini, bu nedenlerle sözleşmenin 6.3.3. ve 6.3.19. maddeleri uyarınca davalıya borç bildiriminde bulunulduğunu, ödenmemesi üzerine davalı hakkında Ankara 24.İcra Müdürlüğü’nün 2011/13368 Esas dosyası ile 223.819,26 TL cezai şart, 18.386,00 TL yersiz ödeme ve 6.233,30 TL faiz olmak üzere toplamda 248.438,56 TL borcun tahsili amacıyla takip başlatıldığını, yapılan takibe davalı tarafından haksız itiraz edildiğinden itirazın iptali ile takibin devamına karar verilmesini istemiştir.

Davalı; sigortalının bilgisi dışında reçete yazılmış ise bunun tarafınca tespit edilemeyeceğini, ilaç alımı sırasında karne sahibinin görülmesinin gerekli olmadığını, ilaç alım sırasında reçete arkasının imzalandığını, reçetelerin sahte olmadığını, hastaların doktora gittikleri ve ilaçları aldıkları yönünde beyanda bulunduklarını, hakkında ceza davası açıldığını ve henüz sonuçlanmadığını, müfettiş raporunun esas alınamayacağını ileri sürerek davanın reddine karar verilmesini dilemiştir.

Mahkemece, yargılama sırasında alınan bilirkişi raporuna itibar edilerek, hasta … ait reçetelerin adına çıkarılan sağlık raporuna uygun olarak düzenlendiğinden bu olayla ilgili cezai şartın tahsili işleminin yerinde olmadığı, kuruma fatura edilen 21 adet reçeteye yönelik hastaların ilaçları aldıklarını beyan etmeleri nedeniyle cezai şartın tahsiline yönelik işlemin yerinde olmadığı, 36 adet reçetenin sigortalının bilgisi dışında düzenlenerek kurumun zarara uğratılması eyleminde ise, sigortalıların reçetelerdeki imzaların kendilerine ait olmadığı ve reçetelerdeki ilaçları almadıkları yönündeki beyanlarına itibar edilerek bu yöndeki cezai şartın davacıdan tahsili işleminin yerinde olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, Ankara 24. İcra Müdürlüğü’nün 2011/13368 esas sayılı dosyasında davalı borçlunun 27.383,10 TL cezai şart, 1.408,17 TL işlemiş faiz, 2.738,31 TL yersiz ödeme olmak üzere toplam 31.529,58 TL yönelik itirazının iptali ile faiz dışındaki alacaklara takip tarihinden itibaren yasal faiz uygulamak suretiyle takibin devamına, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiş, hükmün taraflarca temyiz edilmesi üzerine 13. Hukuk Dairesi’nin 15/01/2020 tarihli, 2016/27197 E. ve 2020/151 K. sayılı ilamı ile kararın onanmasına karar verilmiştir.

Onama kararına karşı taraflarca karar düzeltme isteminde bulunulmuştur.

1- )Dosya kapsamına, toplanan delillere, mevcut delillerin mahkemece takdir edilerek karar verilmiş olmasına, takdirde de bir isabetsizlik bulunmamasına göre davacının tüm, davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan karar düzeltme istemleri yerinde değildir.

2- )Uyuşmazlık, sahte ilaç raporuna dayanılarak reçete düzenlenmesi, reçete arkasındaki imzaların sigortalılara ait olmaması ve 36 reçetenin sigortalıların bilgisi dışında düzenlenmiş olması nedeni ile davalı hakkında 6.3.3. ve 6.3.19.maddeleri uyarınca uygulanan cezai işlemlerin tahsili amacıyla başlatılan icra takibine vaki itirazın iptaline ilişkindir.

Somut olayda, davalı eczane hakkında 36 adet reçetenin, sigortalıların bilgisi dışında düzenlenmiş olması nedeni ile cezai işlem uygulanmış, ilgili cezai işlemin, sigortalıların müfettiş raporundaki beyanları esas alınarak tesis edildiği anlaşılmıştır. Ne var ki, sigortalıların bir kısmının müfettiş raporundaki beyanları ile ceza yargılamasındaki beyanlarının çeliştiği belirlenmiştir. Bu durumda, 6100 Sayılı HMK’nın 31.maddesi uyarınca, hakimin davayı aydınlatma ödevi kapsamında cezai işleme esas alınan sigortalıların mahkemece tanık olarak dinlenmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.

3- )Dava tarihinde yürürlükte bulunan 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 74. maddesi uyarınca hukuk mahkemesi ceza mahkemesinin beraat kararı ile bağlı değilse de, ceza mahkemesince verilecek mahkumiyet kararı ve ceza mahkemesinde kabul edilen maddi vakıalar hukuk mahkemesini bağlar. Somut olayda, her ne kadar mahkemece, bilirkişi heyetinin hazırlamış olduğu rapor, denetime ve hüküm kurmaya elverişli görülmüş, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş ise de; davaya konu işlemler nedeniyle davacı eczacı ve çalışanları hakkında resmi belgede sahtecilik, dolandırıcılık suçlarından kamu davası açıldığı, Diyarbakır 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2008/50 Esas sayılı dosyasında devam eden yargılamada davalı ve çalışanları hakkında mahkumiyetlerine karar verildiği, ancak kararın istinaf aşamasında olup henüz kesinleşmediği anlaşılmıştır.

Davalı eczacının, kurumu zarara uğratmak kastıyla hareket edip etmediği, bir başka ifadeyle davalı hakkında uygulanan cezai şartın unsurlarının oluşup oluşmadığı ceza davası sonucunda belli olacaktır. Hal böyle olunca, ceza davasının sonucunun HMK’nın 165. maddesi de gözetilerek bekletici mesele yapılması ve hasıl olacak sonuca uygun karar verilmesi zorunludur. Bu yön gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.

Ne var ki, mahkeme kararının açıklanan bu gerekçeler ile davalı yararına bozulması gerekirken, zuhulen onandığı bu defa yapılan inceleme ile belirlendiğinden, davalının karar düzeltme isteğinin kabulüne karar vermek gerekmiştir.

SONUÇ : Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle davacının bütün, davalının sair düzeltme isteminin reddine, ikinci ve üçüncü bentte açıklanan nedenlerle davalının karar düzeltme isteminin kabulüyle 13.Hukuk Dairesi’nin 15/01/2020 tarihli, 2016/27197 E. ve 2020/151 K. sayılı onama kararının kaldırılmasına ve hükmün yukarıda açıklanan gerekçeler ile davalı yararına BOZULMASINA, peşin alınan karar düzeltme harcının istek halinde düzeltme isteyen davalıya iadesine, 20.01.2021 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

SGK işleminin konusunu oluşturan reçetelerde adı geçen hastalar mahkemece tanık olarak dinlenmek zorundadır. Hasta tanıkların ifadelerinden sonra sözleşme maddesinin ihlal edilip edilmediği ceza koşulunun yerinde olup olmadığı değerlendirilir.

Hakimin davayı aydınlatma ödevi kapsamında olmak üzere SGK işleminin konusunu oluşturan reçetelerde adı geçen hastalar mahkemece tanık olarak dinlenmek zorundadır. Hasta tanıkların ifadelerinden sonra sözleşme maddesinin ihlal edilip edilmediği ceza koşulunun yerinde olup olmadığı değerlendirilir.

YARGITAY 3. HUKUK DAİRESİ E. 2020/2596 K. 2021/2909 T. 18.3.2021

DAVA : Taraflar arasında ilk derece mahkemesinde görülen cezai şart uygulanması ve sözleşmenin süreli feshi işlemlerinin iptali davasında; cezai şart yönünden davanın kabulüne, fesih işlemi yönünden karar verilmesine yer olmadığına dair verilen karar hakkında bölge adliye mahkemesince yapılan istinaf incelemesi sonucunda; davalı tarafın istinaf başvurusunun kabulüne yönelik olarak verilen kararın süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

KARAR : Davacı; … Eczanesi’nin sahibi olduğunu, Sosyal Güvenlik Kurumu Kapsamındaki Kişilerin Türk Eczacıları Birliği Üyesi Eczanelerden İlaç Teminine İlişkin 2012 Protokolü’nün 5.3.6, 5.3.14 ve 4.3.6 maddeleri uyarınca hakkında uygulanan 3.000 TL cezai şart ve sözleşmenin 3 ay süreyle feshi işlemlerinin iptali ile muarazanın önlenmesine karar verilmesini istemiştir.

Davalı; Kurum mensubu … isimli hastalardan ilaç fiyat farkı tahsil edilmediği için 2012 protokolünün 5.3.6 maddesi gereğince 3.000 TL cezai şart ve 4.3.6 maddesi uyarınca reçete bedellerinin tahsili işlemi uygulandığını, … ve … isimli hastaların yönlendirilmesi nedeniyle de protokolün 5.3.14 maddesine göre sözleşmesinin 3 ay süreyle feshedildiğini savunarak davanın reddine karar verilmesini dilemiştir.

İlk derece mahkemesince; dinlenen tanık beyanları ve dosya kapsamına göre muğlak ve soyut beyanlar nedeniyle davacının usulsuz işlem yaptığı iddiasının ispat edilemediği gerekçesiyle davanın kabulüne, davanın 3.000 TL cezai şarta ilişkin kısmının iptaline, feshe ilişkin kısmı hakkında karar verilmesine yer olmadığına hükmedilmiştir.

İlk derece mahkemesinin kararına karşı, davalı vekilince istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.

Bölge adliye mahkemesince; beyanları alınan hastaların ilaçlar için ödeme yapmadıkları, katılım payını ödemedikleri anlaşıldığından 2012 yılı protokolünün 5.3.6. maddesi ( 2016 yılı protokolünün aynı mahiyetteki 5.3.6. maddesi ) nazara alınarak kurumca uygulanan 3.000 TL cezai şart işleminin yerinde olduğu, fesih cezası yönünden ise kurum tarafından verilen cezanın iptaline karar verildiği için davalı vekilinin istinaf talebinin kabulüne, uygulanan 3.000 TL cezai şarta ilişkin davanın reddine, feshe ilişkin kısım yönünden dava konusuz kaldığından karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiş; hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

1- )Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı bilgi ve belgelere, özellikle temyiz olunan bölge adliye mahkemesi kararında yazılı gerekçelere göre, davacının aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.

2- )Taraflar arasındaki uyuşmazlığa ilişkin Sosyal Güvenlik Kurumu Kapsamındaki Kişilerin Türk Eczacıları Birliği Üyesi Eczanelerden İlaç Teminine İlişkin 2012 Yılı Protokolü’nün 5.3.6. maddesinde “Kurumun mahsup suretiyle tahsilini yaptığı haller hariç olmak üzere, alınması gereken ilaç katılım payları ve/veya poliklinik muayene katılım payı tahsil etmeyen veya hastaya iade eden eczacılara, ilk tespitte 500 ( beşyüz ) TL cezai şart uygulanarak eczane yazılı olarak uyarılır, yazılı uyarıya rağmen tekrarı halinde sözleşme feshedilir ve 1 ( Bir ) ay süre ile sözleşme yapılmaz. Tespit işlemi Kurumca yapılabileceği gibi ilgili eczacı odası tarafından da yapılabilir. Tespit işleminin, ilgili eczacı odası tarafından yapılması ve Türk Eczacıları Birliği Merkez Heyetince onaylanarak Kuruma yazılı olarak bildirilmesi halinde Kurum tarafından madde hükümleri uygulanır. Eczacı odası tespiti ve … Merkez Heyeti onayına istinaden yapılan işlemlerin yargı kararı ile haksız yapıldığına karar verilmesi durumunda, eczacının uğradığı her türlü maddi ve manevi zarar, tespiti yapan eczacı odası ile Türk Eczacıları Birliğince müteselsilen karşılanır. Ancak Kurum aleyhine dava açılması halinde, açılan dava Türk Eczacıları Birliğine ihbar edilir. Eczacı tarafından, poliklinik muayene katılım payı tahsil edilmemesi veya iade edilmesi halinde uygulanacak cezai şart tutarının hesaplanmasında ( 6.17 ) numaralı madde hükmünün son fıkrası uygulanmaz. Provizyon sisteminde, eşdeğer ilaç uygulaması nedeniyle oluşan fiyat farklarının eczane tarafından tahsil edilmediğinin tespiti halinde, bu madde hükmü uygulanır.” düzenlemesi yer almaktadır.

HMK madde 31 uyarınca hakimin davayı aydınlatma ödevi kapsamında olmak üzere kurum işleminin konusunu oluşturan reçetelerde adı geçen …isimli hastaların mahkemece tanık olarak dinlendikten sonra yukarıda bahsi geçen sözleşme maddesinin ihlal edilip edilmediği değerlendirilmesi gerekirken, bu hastalardan sadece … dinlenmiştir. Ancak diğer hastaların da davacıya ait eczaneye ilaç fiyat farkı ödeyip ödemedikleri hususunun aydınlatılması, cezai işlemin yerinde olup olmadığına karar verilebilmesi için önemlidir. Bu durumda mahkemece teftiş sırasında dinlenen cezai işleme konu hastaların tanık sıfatıyla beyanları alınarak eczaneye ilaç fiyat farklarını ödeyip ödemedikleri sorulduktan sonra tarafların tüm delilleri, 2012 protokolünden sonra yürürlüğe giren protokollerin yukarıda belirtilen ilgili maddeye dair hükümleri değerlendirilmek suretiyle hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde eksik inceleme ile hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ : Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle davacının sair temyiz itirazlarının reddine, ikinci bentte açıklanan nedenle temyiz olunan bölge adliye mahkemesi kararının HMK’nın 371. maddesi uyarınca davacı yararına BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, HMK’nın 373. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca dosyanın kararı veren bölge adliye mahkemesine gönderilmesine, 18.03.2021 tarihinde oybirliği ile karar verildi.