Kategori: Mahkeme Kararı

Tapuda Kayıt Düzeltme Davası

Tapu sicili, Devletin sorumluluğu altında, tescil ve açıklık ilkelerine göre taşınmazlar ile üzerindeki hakların durumlarını göstermek üzere tutulan sicildir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) öngördüğü tapu sicillerinin düzenli bir biçimde tutulmasını sağlamak amacıyla 2013/5150 sayılı yeni Tapu Sicili Tüzüğü, 17.08.2013 tarihli ve 28738 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.

Tapu Sicilinin Tutulmasındaki Hatalı İşlem Nedeniyle Mülkiyet Hakkının Kaybedilmesi Sonucu Zararın Tazmini

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası (Anayasa)’nın, “Mülkiyet hakkı” başlıklı 35. maddesi: “Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir. Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir. Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.” şeklindedir. 4721 sayılı TMK’nın “Mülkiyet hakkının içeriği” başlıklı 683. maddesi: “Bir şeye malik olan kimse, hukuk düzeninin sınırları içinde, o

Kamulaştırmasız Hukuki El Atma 

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Eki Birinci Protokolün Mülkiyetin Korunması başlıklı 1. maddesine göre “Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir. Yukarıdaki

Riskli yapı niteliği taşıyan taşınmazların yıkılarak 6306 Sayılı Kanun kapsamında yeniden inşası sonrasında oluşan bağımsız bölümlerin ilk satışı, kentsel dönüşüm uygulamasının 6306 Sayılı Kanun’un amacını gerçekleştirse, uygulama sonrasında inşa edilen konutların üçüncü kişilere ilk satış işlemleri vergi ve harçtan müstesnadır.

Riskli yapı niteliği taşıyan taşınmazların yıkılarak 6306 Sayılı Kanun kapsamında yeniden inşası sonrasında oluşan bağımsız bölümlerin ilk satışı, kentsel dönüşüm uygulamasının 6306 Sayılı Kanun’un amacını gerçekleştirse, uygulama sonrasında inşa edilen konutların üçüncü kişilere ilk satış işlemleri vergi ve harçtan müstesnadır.

Yurt dışında çalışan işçilerin fazla mesai alacaklarının tanık yoluyla ispatlanmasına ilişkin güncel Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararları

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu         2020/159 E.  ,  2020/489 K. “İçtihat Metni” MAHKEMESİ :İş Mahkemesi   Taraflar arasındaki “işçilik alacağı” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Ankara 19. İş Mahkemesince verilen davanın kabulüne ilişkin karar davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 22. Hukuk Dairesi tarafından yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel

Fazla çalışma yaptığını iddia eden işçi kural olarak, bu iddiasını ispat etmek zorundadır.

Gerek mülga 1475 sayılı İş Kanunu, gerekse hâlen yürürlükte bulunan 4857 sayılı İş Kanunu’nda fazla çalışmanın ispatı ile ilgili olarak özel bir hüküm bulunmamaktadır. Bu nedenle fazla çalışmanın ispatı genel hükümlere tabidir.

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 6. maddesi uyarınca, “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.”.

Dolayısıyla fazla çalışma yaptığını iddia eden işçi kural olarak, bu iddiasını ispat etmek zorundadır.

Tanık, kavram olarak uyuşmazlık hakkında bilgi ve görgüsü bulunan üçüncü kişidir. Kural olarak, üçüncü kişi olması şartıyla, yaşına, hukukî durumuna, taraflarla akrabalık derecesine bakılmaksızın, davada herkes tanık olarak dinlenebilir.

Tanık, kavram olarak uyuşmazlık hakkında bilgi ve görgüsü bulunan üçüncü kişidir. Kural olarak, üçüncü kişi olması şartıyla, yaşına, hukukî durumuna, taraflarla akrabalık derecesine bakılmaksızın, davada herkes tanık olarak dinlenebilir. Dolayısıyla davanın tarafları tanık olarak dinlenemez.

Tanık gösteren taraf, dinleteceği tanıkların ad soyadı ile (tebligat) adreslerini içeren listeyi (bu listeyi içeren dilekçesini) mahkemeye verir ve her bir tanığın hangi vakıa hakkında dinleneceğini de dilekçesinde bildirir. Bu hüküm 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 194. maddesinde düzenlenen somutlaştırma yükümlülüğünün de bir gereğidir. Ayrıca madde de belirtildiği üzere ikinci bir tanık listesi verilmesi de mümkün değildir.

Belirtilmelidir ki, iş davalarında sıklıkla başvurulan delillerden biri olan tanık beyanı takdiri bir delil olduğundan hâkim tanıkların ifadeleri ile bağlı değildir. Bununla birlikte mahkemece tanık beyanı serbestçe değerlendirilirken hangi beyanlara itibar edildiği yahut edilmediğinin gerekçesi de açıklanmalıdır.

Ayrıca işçilik alacakları bakımından işyeri kayıtları, işyerine giriş çıkışı gösteren belgeler, işyeri iç yazışmaları gibi yazılı belgelerin bulunmaması sebebiyle fazla çalışmaların tanık delili ile kanıtlanması durumunda, tanıkların sadece davacı işçi ile fiziken aynı işyerinde ve aynı zamanda çalıştığı sürelerle sınırlı şekilde değerlendirme yapılması gerekmektedir. Nitekim işyerinde çalışma düzenini bilmeyen ve bilmesi mümkün olmayan tanıkların anlatımlarına değer verilemez.

Yurt dışında çalışan işçinin açtığı alacak davasında tanıkların usulüne uygun şekilde dinlenilerek, işverene  ait işyerlerinde işçinin tanıklarla birlikte hangi ülkede hangi tarihlerde çalıştığı, çalışılan ülke bakımından işçinin çalışma saatleri, vardiyalı çalışma yapılıp yapılmadığı, ara dinleme sürelerinin hangi saatler arasında olduğu ile tatil günlerinin duraksamaya yer vermeyecek şekilde tespit edilmesi gerekir. 

Yurt dışında çalışan işçinin açtığı alacak davasında tanıkların usulüne uygun şekilde dinlenilerek, işverene  ait işyerlerinde işçinin tanıklarla birlikte hangi ülkede hangi tarihlerde çalıştığı, çalışılan ülke bakımından işçinin çalışma saatleri, vardiyalı çalışma yapılıp yapılmadığı, ara dinleme sürelerinin hangi saatler arasında olduğu ile tatil günlerinin duraksamaya yer vermeyecek şekilde tespit edilmesi gerekir. 

İş kazasından kaynaklı tazminat davalarında zamanaşımı maluliyet/meslekte kazanma gücü kaybı oranının kesin şekilde belirlenmesinden sonra işlemeye başlar.

İş kazasından kaynaklı tazminat davalarında zamanaşımı maluliyet/meslekte kazanma gücü kaybı oranının kesin şekilde belirlenmesinden sonra işlemeye başlar.

Zira, işçinin meslekte kazanma gücü kaybı oranının belirlenmesi iş kazasından dolayı talep ettiği maddi tazminatın sınırlarının belirlenmesi için gerekli olup, bu oranı bilmeden talep edebileceği maddi tazminatı bilmesi beklenemez.

Yurt dışında çalışan işçinin iş kazasından kaynaklı işverene karşı açacağı tazminat davalarında da bu esaslar geçerlidir.