Bir işçinin yurt içinde yaptığı iş bakımından yurt dışında aynı işi yaparken aldığı ücret ile aynı yada o ücretten daha fazla miktarda ücret alabileceğinin kabulü hayatın olağan akışına aykırıdır.

Yurt dışında iş kazası sonucu vefat nedeniyle destekten yoksunluğa dayalı maddi tazminatının hesaplanmasında, gerçek ücretin esas alınması koşuldur.

Çalışma yaşamında daha az vergi ya da sigorta pirimi ödenmesi amacıyla zaman zaman iş sözleşmesi veya ücret bordrolarında gösterilen ücretlerin gerçeği yansıtmadığı görülmektedir.

Öte yandan, gerçek ücretin ise; sigortalının imzasını taşıyan bordrolara yansıyan ücret olduğu, bu tarda belgenin bulunmaması halinde işçinin kıdemi ve yaptığı işin özelliği ve niteliğine göre işçiye ödenmesi gereken ücretin sigortalının sendikalı olup olmadığı da dikkate alınarak sendikalardan, aksi durumda ise emsal ücret araştırması ile tespit edileceği, işyeri veya sigorta kayıtlarına geçmiş sigortanın imzasını taşımayan belgeler ücret olarak kabul edilemez.

Bunun yanında bir işçinin yurt içinde yaptığı iş bakımından yurt dışında aynı işi yaparken aldığı ücret ile aynı yada o ücretten daha fazla miktarda ücret alabileceğinin kabulü hayatın olağan akışına aykırıdır.

Ücret tespitinde işçinin yaptığı işin niteliğine göre yurt dışı ve yurt içinde alabileceği ücretin usulüne uygun olarak meslek odaları, TÜİK ve Çevre Şehircilik Bakanlığı verileri ile benzer iş yapan işyerlerinden araştırılarak yurtdışında çalışacağı süre de tespit edilerek bu süre için yurtdışında elde edebileceği ücret üzerinden, yurda dönüş tarihinden itibaren ise yine ücret araştırmasına göre yurt içi ücretler üzerinden hesap yapılması gerekir.

 

Yargıtay 10. Hukuk Dairesi         2020/6956 E.  ,  2020/4985 K.

 

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ : Adana 5. İş Mahkemesi

 

KARAR

A)Davacı İstemi;

Davacılar vekili, dava dilekçesinde özetle,”müvekkilinin davalı iş yerinde 07.06.2013 tarihinde çalışmakta iken kaza geçirdiğini ve sağ elinin serçe parmağının koptuğunu, kazanın iş kazası olduğunu, kazanın meydana gelmesinde davalı şirketin kusurlu olduğunu bu nedenle fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile 1.000,00 TL maddi ve 14.000,00 TL manevi olmak üzere toplam 15.000,00 TL’nin faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir.”

Islah dilekçesiyle maddi tazminat istemi 68.123,29 TL’ye ıslah edilmiştir.

B)Davalı Cevapları;

Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle, “açılan davayı kabul etmediklerini, kazanın meydana gelmesinde müvekkili şirketin kusurunun bulunmadığını, iş yerinde iş güvenliği ile tüm tedbirleri aldığını bu nedenle davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir .”

C)İlk Derece Mahkemesi Kararı;

İlk Derece Mahkemesince “ “Davanın kısmen kabulü kısmen reddi ile;

-Davacının maddi tazminat talebinin KABULÜ ile, net 68.123,29 TL’nin kaza tarihi olan 07/06/2013 tarihinden itibaren işleyecek ve hesaplanacak yasal faiz oranını aşmamak üzere en yüksek banka mevduat faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine,

-Davacının manevi tazminat talebinin KISMEN KABULÜ ile, net 7.000,00 TL’nin kaza tarihi olan 07/06/2013 tarihinden itibaren işleyecek ve hesaplanacak yasal faiz oranını aşmamak üzere en yüksek banka mevduat faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya dair istemin reddine,” karar verilmiştir.

D)Bölge Adliye Mahkemesi Kararı;

İlk Derece Mahkemesinin davalı vekilince istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince, Davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK’nın 353/1-b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, karar verilmiştir.

  1. E) Temyiz Nedenleri,

Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle, “sürekli iş göremezlik oranının iş kazası ile illiyet bağı olmadığını, ATK raporunda da bu duruma işaret edildiğini, davacı beyanıyla kusur ve maluliyet oranlarının belirlendiğini, her ne kadar bilirkişi tarafından örnek kararlar paylaşılarak tek bir tanık beyanı üzerine; 1.500,00 USD üzerinden hesaplama yapılmışsa da asgari ücret üzerinden hesaplama yapılması gerekmektiğini, kaldı ki davacı tarafından asgari ücret dışında bir ücret aldığına dair beyan olmadığı gibi böyle bir talebin de bulunmadığını, davacının talebinin dışına çıkılarak, bilirkişinin yetkisini aşarak hesaplama yapılmasının hakkaniyete aykırı olduğu iddiasıyla kararı temyiz etmiştir.

  1. F) Delillerin Değerlendirilmesi ve Gerekçe;

1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle, kanuni gerektirici sebeplerle temyiz kapsam ve nedenlerine göre davalı vekilinin manevi tazminata yönelik hükme temyiz itirazı olmadığı da dikkate alınarak davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki sair temyiz itirazlarının reddine;

2- Dava, iş kazasında sigortalının sürekli iş göremezliğe uğraması nedeniyle maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir.

Dosya kapsamındaki bilgi ve belgelere göre, davacının 07/06/2013 tarihinde davalı şirket işçisi olarak … – … işyerinde çalışırken rogar kapağı olarak kaynak ustasının kestiği sac malzemeyi diğer bir işçi ile taşıdığı esnada çukura düşmesi neticesinde sacın sağ el serçe parmağını kesmesi neticesinde iş kazası geçirdiği, %6,1 oranında sürekli iş göremezliğe uğradığı, hükme esas alınan kusur raporuna göre Davalı işveren %60 kusurlu kabul edilirken, Davacı işçinin %40 oranında müterafik kusurunun bulunduğunun kabul edildiği, dosya kapsamında bir kısım imzalı bordrolar bulunmakla berbaer hükme esas alınan 03/07/2017 tarihli kök, 17/11/2017 tarihli ek raporlarda Tarafların ortak tanığı beyanına göre olay tarihinde aylık 1.500 amerikan doları aldığı kabul edilip kaza tarihindeki kurdan Türk Lirasına çevrilerek asgari ücretin yaklaşık 3,65 kat düzeyindeki ücret üzerinden hesap yapıldığı anlaşılmıştır.

Taraflar arasında maddi tazminatın hesabına esas alınan ücret ile yurtdışı çalışma süreleri noktasında uyuşmazlık bulunduğu anlaşılmaktadır.

İş kazası sonucu vefat nedeniyle destektekten yoksunluğa dayalı maddi tazminatının hesaplanmasında, gerçek ücretin esas alınması koşuldur. Çalışma yaşamında daha az vergi ya da sigorta pirimi ödenmesi amacıyla zaman zaman iş sözleşmesi veya ücret bordrolarında gösterilen ücretlerin gerçeği yansıtmadığı görülmektedir. Öte yandan, gerçek ücretin ise; sigortalının imzasını taşıyan bordrolara yansıyan ücret olduğu, bu tarda belgenin bulunmaması halinde işçinin kıdemi ve yaptığı işin özelliği ve niteliğine göre işçiye ödenmesi gereken ücretin sigortalının sendikalı olup olmadığı da dikkate alınarak sendikalardan, aksi durumda ise emsal ücret araştırması ile tespit edileceği, işyeri veya sigorta kayıtlarına geçmiş sigortanın imzasını taşımayan belgelerin ücret olarak kabul edilemeyeceği Yargıtay’ın ve Dairemizin yerleşmiş görüşlerindendir.

Bunun yanında bir işçinin yurt içinde yaptığı iş bakımından yurt dışında aynı işi yaparken aldığı ücret ile aynı yada o ücretten daha fazla miktardaücret alabileceğinin kabulü hayatın olağan akışına aykırıdır.

Bu açıklamalar doğrultusunda, davacının dosya içerisinde yer alan 2013 yılı Mayıs ve Haziran aylarına ilişkin imzasını taşıyan bordrolar bulunmasına karşın; bu imzalı bordrolara neden itibar edilmediğinin hesap raporuyla hükümde tartışılmadığı; mahkemece eğer bordrolarda yer alan ücretlere itibar edilmeyecek ise tanık beyanına dayanmanın yeterli olmadığı gözetilerek, davacının yaptığı işin niteliğine göre yurt dışı ve yurt içinde alabileceği ücretin usulüne uygun olarak meslek odaları, TÜİK ve Çevre Şehircilik Bakanlığı verileri ile benzer iş yapan işyerlerinden araştırılarak yurtdışında çalışacağı süre de tespit edilerek bu süre için yurtdışında elde edebileceği ücret üzerinden, yurda dönüş tarihinden itibaren ise yine ücret araştırmasına göre yurt içi ücretler üzerinden hesap yapılması gerekirken; yazılı şekilde anılan ilkelere uygun olmayan hesabın hükme esas alınarak maddi tazminatın belirlenmesi hatalı olmuştur.

O halde mahkemece yapılacak iş, hükme esas alınan 17/11/2017 tarihli rapordaki verileri dikkate alarak, işlemiş devre tarihini ileri çekmemek, bu raporda esas alınan işlemiş devre tarihinden sonra yürürlüğe giren asgari ücretlerdeki farkları rapora yansıtmamak suretiyle, yukarıda işaret olunan şekilde davacının ücretini belirleyerek çıkacak sonuca göre taraflar lehine oluşan usuli kazanılmış hakları da gözeterek davacının maddi tazminat alacağı hakkında bir karar vermekten ibarettir.

Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

O halde, davalı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar vermek gerekmiştir.

SONUÇ: Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının, yukarıda yazılı sebeplerden dolayı 6100 sayılı HMK’nun 373/1. maddeleri uyarınca KALDIRILMASINA, ilk derece mahkemesi kararının BOZULMASINA, dosyanın ilk derece mahkemesine, kararın bir örneğinin de Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 28/09/2020 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Avukat Ahmet Can

İletişim Bilgilerimiz :

Whatsapp: 0 532 409 18 85

Mail : ahmetcan@ahmetcan.av.tr

Soru, görüş ve önerileriniz için formu doldurunuz: Form

Hukuki gelişmelerden haberdar olmak için bültenimize kaydolabilirsiniz.

Anahtar Kelimeler: #Yurt #dışı #kıdem #ihbar #tazminatı #işçi #işveren #işkur #fazla #mesai #fesih #dolar #maaş #yurtdışı #yabancı #döviz #alacak #yıllık #izin #iş #yevmiye #şantiye #inşaat #baraj #otoyol #fabrika #toplukonut #dışında #çalışan #emek #uluslararası #pasaport #vize #tazminat #maaş #ücret #istihdam