Yurtdışı İş Kazası Yargıtay Kararları

Yurtdışı İş Kazası Yargıtay Kararları

YARGITAY 21. HUKUK DAİRESİ E. 2001/1217 K. 2001/2324 T. 27.3.2001

DAVA : Davacılar, murisinin iş kazası sonucu ölümünden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesi davasının yapılan yargılaması sonunda; ilamda yazılı nedenlerle gerçekleşen 18.090.000.000 liranın davalıdan alınarak davacılara verilmesine ilişkin hükmün süresi içinde temyizen incelenmesi davalı vekilince istenilmesi duruşma talep edilmesi üzerine, dosya incelenerek, işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 27.3.2001 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü taraflar adına kimse gelmedi. Duruşmaya son verilerek incelemenin evrak üzerinde yapılmasına karar verildi ve aynı gün Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği konuşulup düşünüldü ve aşağıda karar tesbit edildi.

KARAR : 1- Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici nedenlere göre davalının sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.

2- Davacıların miras bırakanının yurt dışında ( Rusya’da ) elektrik nakil hattı montaj işinde çalışırken elektrik akımına maruz kalarak yaşamını yitirdiği, ve bundan dolayı hak sahiplerinin destekten yoksun kalma tazminat isteminde bulunduğu, davacıların miras bırakanının yurt dışına giderken imzaladığı sözleşmedeki ücretinin 300 ABD doları olduğu uyuşmazlık konusu değildir. Uyuşmazlık, tazminatın hesaplanmasına ilişkin hesap raporunun hatalı olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.

Gerçekten zararlandırıcı sigorta olay sonucu ölen işçinin gerçek zararını belirleme ve işçinin yurtdışında kalacağı ve çalışacağı süre, emsal işçilerin durumuna ve yabancı ülkede iş alan işverenin taahhüt ettiği işi bitirme süresi gibi unsurlardan yararlanarak tespit etmek ve tespit edilen süredeki kazanç kaybının, yurtdışında aldığı ücreti göz önünde tutularak hesaplamak, yurt içindeki kazanç kaybının ise yurtiçinde emsal işi yapan işçilerin aldığı ücret, ilgili kuruluşlardan sorulmak suretiyle belirlemek ve buna göre aktif dönem zararını saptamak gerekirken, aktif ve pasif tüm zararın yurt dışında aldığı 300 $ ABD doları üzerinden hesaplanması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.

Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

O halde, davalının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

SONUÇ : Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 27.3.2001 gününde oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY 21. HUKUK DAİRESİ E. 2018/6901 K. 2019/4314 T. 13.6.2019

DAVA : Davacı, geçirdiği kaza nedeniyle meydana gelen ölüm olayının iş kazası olduğunun tespitine karar verilmesini istemiştir.

Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kabulüne karar vermiştir.

Hükmün davacı ve davalılardan Kurum ile … vekillerince temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okundu, işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar verildi.

KARAR : 1-)Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici nedenlerle temyiz kapsam ve nedenlerine göre davacı ve davalı işyeri vekillerinin temyiz itirazlarının reddine,

2-)Davalı Kurum vekilinin temyiz itirazlarına gelince;

Dava, davacı sigortalının yurt dışı Türkmenistan’da 28/07/2004 tarihinde geçirdiği kaza neticesi meydana gelen ölüm olayının iş kazası olduğunun tespiti istemine ilişkindir.

Mahkemece yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüyle “davacı …’nin … İnşaat Yatırım ve Dış Tic. A.Ş’nin yüklenici, ….İnşaat Taah. San. Tic. Ltd. Şti.’nin taşeron olduğu işyerinde 28/07/2004 tarihinde geçirmiş olduğu iş kazası nedeniyle maluliyet oranının %9.0(yüzdedokuz) olduğunun tespitine, ” şeklinde karar verilmiştir.

İş kazasının tespiti istemine ilişkin bu tür davalar 506 Sayılı Kanun’un 11’inci maddesinden ( 5510 Sayılı Kanun’un 13’üncü maddesinden)kaynaklanmaktadır.Anılan maddeye göre iş kazası; a)sigortalının işyerinde bulunduğu sırada, b)işveren tarafından yürütülmekte olan iş dolayısıyla, c)sigortalının, işveren tarafından görev ile başka bir yere gönderilmesi yüzünden asıl işini yapmaksızın geçen zamanlarda, d)sigortalıların işverence sağlanan bir taşıtla işin yapıldığı yere toplu olarak götürülüp getirilmeleri sırasında sigortalıyı hemen veya daha sonra bedence veya ruhça arızaya uğratan olaylardır. Zararlandırıcı sigorta olayının iş kazası sayılması için, 1) sigorta olayına maruz kalan kişinin sigortalı olması, 2) sigorta olayının maddede sayılı sınırlı olarak belirtilen hal ve durumlardan birinde meydana gelmesi koşuldur. Başka bir anlatımla, sigorta olayının, iş kazası sayılabilmesi için iki koşulun birlikte gerçekleşmesi zorunlu olup iş kazası tespiti davaları bakımından özel olarak belirlenmiş bir ispat yöntemi de yoktur. Bu davaların her türlü delille ispatı mümkündür.

Olayın iş kazası sayılması gerektiğinin tespitine ilişkin davanın asıl amacı, 506 ve 5510 Sayılı Kanun gereğince hak sahiplerine iş kazası sigorta kolundan gelir bağlanmasının teminine yöneliktir. Diğer yandan bir sosyal sigorta olayının iş kazası sayılıp sayılmaması işverenin dahi hak alanını ilgilendirir. Zira işveren kusurlu ve olay da iş kazası ise, Kurum bağladığı gelirin peşin değerini işverenden isteyebilecektir.

Öte yandan, Kamu hukuku alanına giren sosyal güvenlik hukukunun hizmet akdiyle çalışanlar yönünden başlıca kaynağını oluşturan 506 Sayılı Kanun Sosyal Sigortalar Kurumuna yükümlülükler getiren bir sosyal güvenlik sözleşmesi veya topluluk sigortası bulunmadığı takdirde kural olarak Türk Milli sınırları içerisinde ve Türkiye’de tescilli işyerleri ve işverenler ile yasa kapsamındaki işçiler için uygulanabilir. Başka bir anlatımla, 506 Sayılı Kanun’un uygulama alanı devletin hükümranlık sahası ile sınırlı olup ülke sınırları dışında uygulanamaz.

506 Sayılı Kanun’un ülke dışında meydana gelen sigorta olaylarında uygulanabilmesi işçinin önceden sigortalısı olduğu işveren tarafından geçici bir görev ile yurtdışındaki işyerine götürülmesi veya Sosyal Sigortalar Kurumu’na yükümlülükler getiren sosyal güvenlik sözleşmesi veya kısa vadeli sigorta kollarını da kapsayan topluluk sigortaları bulunması halinde mümkün olabilir.

506 Sayılı Kanun’un 86’ıncı maddesine göre, Kurum 2’nci ve 3’üncü maddelere göre sigortalı durumunda bulunmayanların Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca onanacak genel şartlarla (İş kazalariyle meslek hastalıkları), (Hastalık), (Analık), (Malullük, yaşlılık ve Ölüm) sigortalarından birine, birkaçına veya hepsine toplu olarak tabi tutulmaları için, işverenlerle veya dernek, birlik, sendika ve başka teşekküllerle sözleşmeler yapabilir.(Ek fıkra: 29/07/2003 – 4958 S.K./40. md.) Malullük, yaşlılık ve ölüm sigortalarına tabi olanların malullük, yaşlılık ve ölüm sigortası primi, bu Kanunun 78’inci maddesine göre belirlenen prime esas kazanç alt ve üst sınırı arasında olmak şartıyla kendilerinin belirleyeceği miktarın % 30′ udur.Ait olduğu ayı takip eden ayın sonuna kadar ödenmeyen primler için bu tarihten başlanarak 80’inci madde hükmüne göre gecikme zammı uygulanır.(Ek fıkra: 29/07/2003 – 4958 S.K./40’ıncı md.) Sosyal güvenlik sözleşmesi imzalanmayan ülkelerde iş üstlenen işverenlerin yurt dışındaki iş yerlerinde çalışmak üzere giden Türk işçilerine istekleri halinde 85’inci madde hükümleri uygulanır.

506 Sayılı Kanun’un 7’nci maddesinde yer alan ” İşveren tarafından geçici görevle yabancı ülkelere gönderilen sigortalıların bu Kanun’da yazılı hak ve yükümleri bu görevi yaptıkları sürece de devam eder” hükmü yer almaktadır. 506 Sayılı Kanun nın 7’nci maddesiyle aynı yönde düzenleme getiren 5510 Sayılı Kanun’un 5’inci maddesinin g bendinde ise; “Ülkemiz ile sosyal güvenlik sözleşmesi olmayan ülkelerde iş üstlenen işverenlerce yurt dışındaki işyerlerinde çalıştırılmak üzere götürülen Türk işçilerinin 4’üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında sigortalı sayılacağı, bunlar hakkında kısa vadeli sigorta kolları ile genel sağlık sigortası hükümlerinin uygulanacağı, bu sigortalıların uzun vadeli sigorta kollarına tabi olmak istemeleri halinde, 50’nci maddenin ikinci fıkrasındaki Türkiye’de yasal olarak ikamet etme şartı ile aynı fıkranın (a) bendinde belirtilen şartlar aranmaksızın haklarında isteğe bağlı sigorta hükümlerinin uygulanacağı, bu kapsamda, isteğe bağlı sigorta hükümlerinden yararlananlardan ayrıca genel sağlık sigortası priminin alınmayacağı, bu bent kapsamında yurt dışındaki işyerlerinde çalışan sigortalıların, bu sürede ödedikleri isteğe bağlı sigorta primlerinin 4. maddenin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında sigortalılıktan sayılacağı” belirtilmiştir.

Dosyadaki kayıt ve belgelerden, davacının yurt dışı Türkmenistan’da kamu binası inşaatı işini üstlenen davalı işyerleri nezdinde çalışmakta iken 27/07/2004 tarihinde yüksekten düşme neticesi yaralanarak kaza geçirdiği, Kurumun 01/10/2007 tarih ve 84/SR-29 Sayılı denetim raporu ile “davalı işyeri ile Kurum arasında imzalanan 03/10/2002 tarih ve 96579 Sayılı Malüllük, Yaşlılık, Ölüm Topluluk Sigortası Sözleşmesi’nin bulunduğu, olayın yurt dışında meydana gelmiş olması nedeniyle Kurumca yapılacak herhangi bir işlemin olmadığı”nın sonuç olarak belirtildiği, davacının yurt dışı giriş-çıkış kayıtlarının getirtildiği, alınan Adli Tıp Kurumu raporları ile davacının kaza olayı neticesi %9,0 oranında meslekte kazanma gücünden kaybetmiş sayılacağının karara bağlandığı, Dairemiz geri çevirme kararı sonrası davalı işyeri ve Kurum arasında imzalanan topluluk sigortası sözleşmesinin gönderildiği anlaşılmaktadır.

Somut olayda, davalı işyeri ile Kurum arasında 506 Sayılı Kanun’un 86’ıncı maddesi gereğince malullük, yaşlılık ve ölüm kollarında topluluk sigortası sözleşmesinin yapıldığı, ancak iş kazaları ve meslek hastalıkları sigortasının sözleşme kapsamında bulunmadığı, davacının 506 Sayılı Kanun’un 7’nci maddesi kapsamında geçici görevle yabancı ülkeye gönderildiğine dair herhangi bir bulgunun da saptanmadığı anlaşıldığından kaza olayının davalı Kurum yönünden 506 Sayılı Kanun’un 11’inci maddesi uyarınca bir iş kazası olmayıp Mahkemece davalı Kurum hakkında davanın reddine dair karar verilmesi uygundur.

Yapılacak iş, davacının Türkmenistan’da meydana gelen olayın iş kazası olduğu tespiti isteminin davalı işyerleri açısından kabulüyle davalı Kurum açısından reddine dair karar vermekten ibarettir.

Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

O halde, temyiz eden davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

SONUÇ : Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA,aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz edenlere yükletilmesine 13/06/2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY 21. HUKUK DAİRESİ E. 2018/4005 K. 2019/2707 T. 8.4.2019

DAVA : A- ) DAVACILARIN İDDİASI :

Davacılar vekili, ölümlü iş kazası nedeniyle, dava ve ıslah dilekleriyle birlikte, hak sahiplerinden eş için 629.409,56TL maddi, 150.000,00TL manevi; çocuk T. için 156.514,48TL maddi, 75.000,00TL manevi; çocuk Batın için 347.666,34TL maddi, 75.000,00TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

B- ) DAVALININ CEVABI :

Davalı vekili, iş kazası iddialarını, husumeti ve kusuru kabul etmediğini, bu nedenlerle tazminat davasının tarafı olamayacağını ve davanın reddedilmesi gerektiğini, kazanın yaşandığı aracın müvekkiline ait olmadığını savunarak, usule ve yasaya aykırı davanın reddedilmesini talep etmiştir.

C- ) İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARI :

Davacılar murisinin yurt dışında çalıştığı esnada 2.500TL USD doları karşılığında 4.388,00TL ile çalıştığı seçeneğe itibar edildiği ifade edilerek davacı eş için 629.409,56TL maddi, 150.000,00TL manevi; çocuk T. için 156.514,48TL maddi, 75.000,00TL manevi; çocuk B. için 347.666,34TL maddi, 75.000,00TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline hükmedilmiştir.

D- ) BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİNİN KARARI :

Maddi tazminata esas alınan ücretin hatalı olduğu, taraflar arasındaki hizmet sözleşmesinde 1.389USD doları üzerinden aylık ücretin kararlaştırıldığı ve kaza tarihindeki kur karşılığının 1.746,81TL olduğu, hesap raporundaki bu ücret üzerinden belirlenen maddi zarar seçeneğinin hükme esas alınması gerektiği, manevi tazminat miktarlarının fazla olduğu, davalı vekilinin bu kapsamdaki istinaf başvurusunun kısmen kabul edildiği ifade edilerek, ilk derece mahkemesi kararın kaldırılmasına ve yerine davacılardan eş için 274.182,41TL maddi, 100.000,00TL manevi; çocuk T. için 68.368,40TL maddi, 50.000,00TL manevi; çocuk Batın için 156.684,21TL maddi, 50.000,00TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline ve davacılara ödenmesine karar verilmiştir.

E- ) DAVACILARIN TEMYİZİ :

Bölge Adliye Mahkemesi tarafından belirlenen manevi tazminatların az olduğunu, çocuk Batın’ın %98 engelli olduğunu, yakınlarının ölümü üzerine annenin tek başına bu sorumluğun altına girildiğini, maddi tazminata esas alınan ücretin hatalı olduğunu, muris işçiye her ay düzenli olarak 2.500 USD doları ödendiğini, sözleşmede belirtilen ücretin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, SGK ya sunulan vizite kağıdında 2.500 USD dolar ücretin yazılı olduğunu, muris işçiye her ay avans ödemesi yapıldığını, bu nedenle 1.389 USD dolar ücretin kabulüyle maddi zarar hesabının gerçeği yansıtmadığını, Devrimci Yapı İşçileri Sendikası tarafından kaza tarihinde Türkiye’de aynı iş için 2.750TL ücret bildirildiğinin yapıldığını, yurt dışı için ise görüş açıklanamadığını, buna göre yurt dışında çalışma ücretinin çok daha fazla olması gerektiğini, net ücretin belirlenmesi konusunda hata yapıldığını ifade ederek, açıklanan ve re’sen tespit edilecek sebeplerle kararın bozulması gerektiğini savunmuştur.

F- ) DAVALININ TEMYİZİ :

Davalı vekili, manevi tazminat taleplerinin tümüyle reddedilmesi gerektiğini, aksi halde manevi tazminat miktarlarının fazla olduğunu, kusuru ve illiyeti kabul etmediğini, müvekkilinin kusursuz olduğunu, üçüncü kişinin kusuru ile kazanın gerçekleştiğini, hükme esas alınan ücreti kabul etmediğini, davacılar murisinin sürekli olarak bu işte ve projede çalışması varsayımı ile yüksek ücretten hesap yapılamayacağını ifade ederek, açıklanan ve re’sen tespit edilecek sebeplerle kararın bozulması gerektiğini savunmuştur.

G- ) DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE :

KARAR : Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici nedenlere, temyiz kapsamına ve sebeplerine göre, tarafların aşağıdaki bentlerin dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi ile aşağıdaki gibi karar verilmiştir.

Dava, ölümlü iş kazası nedeniyle maddi ve manevi zararların tazminine ilişkindir.

Dosya kapsamına göre Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından 05/11/2011 tarihli olayın iş kazası olarak kabul edildiği, davacı eş ve çocuklardan T. ile B. adına iş kazası ölüm gelirinin bağlandığı, alınan kusur raporunda davacılar murisinin kusursuz bulunduğu anlaşılmaktadır.

Uyuşmazlık konusu, maddi tazminata esas alınacak ücretin ve maddi tazminat miktarlarının belirlenmesi noktasında toplanmaktadır.

İş kazasına maruz kalan sigortalının veya ölümü halinde desteği altında bulunanların maddi zararılarının hesabında gerçek ücretin esas alınması koşuldur. Gerçek ücretin ise işçinin imzasının bulunduğu ücret tediye bordrolarından saptanacağı, işçinin imzasının bulunmadığı iş yeri ve sigorta kayıtlarının nazara alınamayacağı, işçinin imzasının bulunduğu ücret tediye bordrolarının bulunmaması durumunda işçinin yaşı, kıdemi, mesleki durumu dikkate alınarak, emsal işi yapan işçilerin aldığı ücret göz önünde tutularak belirlenmesi gerektiği, Dairemizin giderek Yargıtay’ın yerleşmiş görüşlerindendir.

Bunun yanında bir işçinin yurt dışında yaptığı iş karşılığı aldığı ücretle, yurt içinde aynı ya da benzer işi yaparken aldığı ücretin yurtdışı ücreti kadar ya da o ücretten daha fazla miktarda olduğunun kabulü hayatın olağan akışına aykırıdır.

Somut olayda, davacılar murisinin yurt dışındaki ücreti üzerinden aktif yaşam süresinin sonuna kadar hesaplama yapılması ve bakiye ömür tablosunda dairemizce uygulanmakta olan PMF yaşam tablosu yerine TRH-2010 yaşam tablosunun uygulanması üzerine belirlenen maddi zarar üzerinde hükme varılması hatalı olmuştur.

Yapılacak iş, davacılar murisinin yaptığı işi, yaşı, kıdemi belirtilmek suretiyle ilgili meslek odalarından olay tarihinde yurt içinde alabileceği emsal günlük net ücretleri sormak, murisin gerçek ücretini bu şekilde tespit ettikten sonra dosyanın hesap bilirkişisine tevdi ile sigortalının aktif dönem zararı bakımından kazalandığı işin yurt dışındaki muhtemel süresince Sosyal Güvenlik Kurumu tahkikat raporunda belirlenen rakamların net tutarları, yurt dışındaki muhtemel çalışma süresinin sonundan itibaren ise aktif dönem süresince yukarıda belirtilen esaslara göre yurt içinde alınabilecek emsal ücretlerin net tutarları ile pasif dönem için ise asgari geçim indiriminin hariç tutulmasıyla birlikte asgari ücret düzeyinde ücretler ile maddi zararın belirlenmesi, dairemizce itibar edilen PMF yaşam tablosunun ve bozma ilamından önce alınan 08/12/2015 tarihli hesap bilirkişi raporundaki diğer verilerin dikkate alınması suretiyle maddi zararların belirlenmesi ve karar verilmesidir.

O halde, tarafların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmelidir ve Bölge Adliye Mahkemesi’nin hükmü bozulmalıdır.

SONUÇ : H- ) SONUÇ: Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının, yukarıda yazılı sebeplerden dolayı 6100 Sayılı HMK’nun 373/2. maddesi uyarınca ( BOZULMASINA ), dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, temyiz harcının istek halinde temyiz eden taraflara iadesine, 08.04.2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY 10. HUKUK DAİRESİ E. 2016/17780 K. 2019/2998 T. 1.4.2019

DAVA : Dava, rucüan tazminat istemine ilişkindir.

Mahkemece, ilamında belirtildiği şekilde davanın kabulüne karar verilmiştir.

Hükmün, davalı avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi:

KARAR : Davacı Kurum, 22.03.2013 tarihinde meydana gelen iş kazası sonucunda ölen sigortalının hak sahiplerine bağlanan gelirlerden oluşan sosyal sigorta yardımlarıyla tedavi giderinden oluşan kurum zararının 5510 Sayılı Kanun’un 21. maddesi uyarınca rücuan tahsiline karar verilmesini istemiştir.

Olay, davalı işveren tarafından Uganda ülkesinde, yurtdışı hizmet akdiyle asfalt yol altında büyük menfez yapımı sırasında kurulan iskele üzerinde kalıp çalışması yapan sigortalının, dengesini kaybederek iskele üzerinden yere düşmesi ve kafasını sert bir cisme çarparak yaralanması ve neticesinde 12.09.2013 günü Türkiye’de tedavi altında iken vefat etmesi şeklinde meydana gelmiştir.

Mahkemece davanın kabulüne karar verildiği, hükme esas alınan bilirkişi raporunda davalının %100 oranında kusurlu görüldüğü, sigortalıya ise kusur verilmediği anlaşılmaktadır. 5510 Sayılı Kanun’un İş kazası ve meslek hastalığı ile hastalık bakımından işverenin sorumluluğunu düzenleyen 21. madde hükmü, sigortalıya ya da ölümü halinde hak sahiplerine bağlanan gelirler ile yapılan harcama ve ödemelerin işverenden rücuen tahsili koşulları düzenlenmiş olup; işverenin sorumluluğu için, zarara uğrayanın sigortalı olması, zararı meydana getiren olayın iş kazası veya meslek hastalığı niteliğinde bulunması, zararın meydana gelmesinde işverenin kastının veya sigortalının sağlığını koruma ve iş güvenliği mevzuatına aykırı bir hareketinin ve bu hareket ile meydana gelen iş kazası ve meslek hastalığı arasında illiyet bağının bulunması gerekir. Buradan, işverenin, işçilerin sağlığını koruma ve iş güvenliğine ilişkin mevzuatın kendisine yüklediği, objektif olarak mümkün olan tüm tedbirleri alma yükümlülüğünü yerine getirmemesi ve bu nedenle iş kazası veya meslek hastalığı şeklinde sosyal sigorta riskinin gerçekleşmesi halinde, kusur esasına göre meydana gelen zararlardan Sosyal Güvenlik Kurumuna karşı rücuen sorumlu olduğu sonucu çıkarılmaktadır.

Uygulamada önemli olan, işverenin iş kazasına neden olan hareketinin, işçilerin sağlığını koruma ve iş güvenliği ile ilgili mevzuat hükümlerine aykırı bulunup bulunmadığının tespiti işidir.

Bu konuda yapılacak yargı işlemi, mevcut hükümlere göre alınacak tedbirlerin neler olduğunun tespiti işidir. Mevzuat hükümlerince öngörülmemiş, fakat alınması gerekli başkaca bir tedbir varsa, bunların dahi tespiti zorunluluğu açıktır. Bunların işverence tam olarak alınıp alınmadığı, alınmamışsa zararın bundan doğup doğmadığı, duruma işçinin tedbirlere uymamasının etkili bulunup bulunmadığı ve bu doğrultuda tarafların kusur oranı saptanacaktır.

Sorumluluğun saptanmasında kural, sorumluluğu gerektiren ve yasada belirlenmiş bulunan durumun kendi özelliğini göz önünde bulundurmak ve araştırmayı bu özelliğe göre yürütmektir.

Kamu düzeni düşüncesi ile oluşturulan işçi sağlığı ve iş güvenliği mevzuat hükümleri; işyerleri ve eklerinde bulunması gereken sağlık şartlarını, kullanılacak alet, makineler ve hammaddeler yüzünden çıkabilecek hastalıklara engel olarak alınacak tedbirleri, aynı şekilde işyerinde iş kazalarını önlemek üzere bulundurulması gerekli araçların ve alınacak güvenlik tedbirlerinin neler olduğunu belirtmektedir. Burada amaçlanan, yapılmakta olan iş nedeniyle işçinin vücut tamlığı ve yaşama hakkının önündeki tüm engellerin giderilmesidir.

Yukarıdaki açıklamalar çerçevesinde; hükme esas alınan kusur raporunun oluşa uygunluğundan bahsedilemez. Bu nedenle; sigortalının işverenden emniyet kemeri verilmesini isteme, kendi can güvenliğini sağlama yükümlülüğü bulunduğu hususunun da irdelendiği, tarafların kusur oran ve aidiyetleri işçi sağlığı ve iş güvenliği konularında uzman bilirkişilerden alınacak bilirkişi raporu uyarınca saptanmalıdır.

Diğer taraftan, 5510 Sayılı Kanun’un “İş Kazası ve Meslek Hastalığı ile Hastalık Bakımından İşverenin ve Üçüncü Kişilerin Sorumluluğu” başlıklı 21. maddesine göre; İş kazası ve meslek hastalığı, işverenin kastı veya sigortalıların sağlığını koruma ve iş güvenliği mevzuatına aykırı bir hareketi sonucu meydana gelmişse, Kurumca sigortalıya veya hak sahiplerine bu Kanun gereğince yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeri toplamı, sigortalı veya hak sahiplerinin işverenden isteyebilecekleri tutarlarla sınırlı olmak üzere, Kurumca işverene ödettirilir. Anılan madde ile tazmin sorumlularının Kurum karşısındaki sorumluluğu bir tavanla sınırlandırılmış olup, bu sorumluluk “sigortalı veya hak sahiplerinin işverenden isteyebilecekleri tutarlarla sınırlı” bulunmaktadır. Maddenin açık hükmü karşısında; ilk peşin sermaye değerli gelirin, Kurum yararına tazmini mümkün kısmının belirlenebilmesi için gerçek zarar tavan hesabı yapılması zorunluluğu bulunmaktadır. Gerçek zarar hesabı tazminat hukukuna ilişkin genel ilkeler doğrultusunda yapılmalıdır. Sigortalı, sürekli iş göremezlik durumuna girmiş ise bedensel zarar hesabı, ölümü halinde destekten yoksun kalma tazminatı ( Borçlar Kanunu’nun 45-46, 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanununun 54-55. maddeleri ) hesabı dikkate alınmalıdır.

Mahkemece; yukarıda açıklanan hususlar doğrultusunda, eksik inceleme ile yetersiz bilirkişi raporları sonucu yazılı şekilde karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

O hâlde, davalı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davalıya iadesine, 01.04.2019 gününde oybirliği ile karar verildi.

YARGITAY 21. HUKUK DAİRESİ E. 2018/2185 K. 2019/1367 T. 26.2.2019

DAVA : Davacılar murisinin, iş kazası sonucu ölümünden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesi davasının yapılan yargılaması sonunda; ilamda yazılı nedenlerle 237.020,63 TL maddi ve manevi tazminatın yasal faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacılara verilmesine ilişkin hükmün süresi içinde temyizen incelenmesi davacı vekilince duruşmalı, davalı vekilince de duruşmasız olarak istenilmesi üzerine dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 20/02/2018 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü davacı vekili ile davalı vekili geldiler. Duruşmaya başlanarak hazır bulunan Avukatların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek aynı gün düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okundu, konuşulup düşünüldü ve eksikliğin ikmali açısından geri çevrilmesine karar verilen dava dosyası yeniden Dairemize gelmiş esasa kaydedilmiş olmakla dosya üzerinde yeniden yapılan inceleme sonucunda aşağıdaki karar tespit edildi:

KARAR : 1- )Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici nedenlerle, temyiz kapsamı ve nedenlerine göre davalı vekilinin tüm, davacılar vekilinin ise aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddine,

2- ) Dava 31/01/2012 tarihinde meydana gelen iş kazası sonucu vefat eden sigortalının eş ve çocuğunun maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir.

Mahkemece davacı eş lehine eş 109.176,00 TL maddi ve 30.000,00 TL manevi, davacı çocuk lehine 72.844,63 TL Maddi ve 25.000,00 TL manevi tazminatın iş kazası tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle davalıdan alınarak davacılara verilmesine karar verilmiştir.

Dosya kapsamındaki bilgi ve belgelerden, Kazalının 2005 Ağustos Ayından beri …’da “teknik destek personeli” ( ekspat teknisyen ) olarak çalıştığı, 31/01/2012 tarihinde davalı şirketin bir müşterisinin istasyonunda görevlendirildiği, saat 20:00 sıralarında jenaratör bakım hizmeti verdikten sonra geri dönüş esnasında, işveren şirket işçisinin yönetimindeki davalı şirkete ait araçta sigortalının yolcu olarak bulunduğu sırada, başka bir aracın kendilerinin bulunduğu aracı solladıktan sonra yolu bloke edecek şekilde durduğu; sigortalının içinde bulunduğu aracı kullanan şoförün öndeki araca çarpmamak için direksiyonu sağa kırdığı ancak mıcır ve buzlu olan yolda aracın kayması neticesinde, aracın su kanalına düşüp yan yattığı, yolcu olarak araçta bulunan sigortalının yaralandığı ve …’da tedaviye başlanıp Türkiye’ye sevk edildiği, Türkiye’de hastanede tedavisi devam ederken iş kazasına bağlı olarak 09/02/2012 tarihinde vefat ettiği, hükme esas 01/11/2013 tarihli kusur raporunda Davalı İşveren %90, Dava Harici Sürücü %10 kusurlu tespit edilmişken, kazalı müteveffanın kusursuz olduğunun anlaşılmıştır. Davacıya yapılan ücret ödemelerinin banka aracılığıyla yapıldığı anlaşılmaktadır. Hesap bilirkişiden alınan 06/06/2014 tarihli kök raporunda kazalının aldığı ek ödemeler hesaba katılmaksızın tespit edilen asgari ücretin yaklaşık 4,87 katı üzerindeki ücretten hesap yapıldığı, davacı itirazı üzerine alınan 06/04/2015 tarihli ek hesap raporunda ise davacıya yapılan ek ödemeler de hesaba katılarak asgari ücretin yaklaşık 10,92 katı üzerinden hesap yapıldığı, davacı vekilinin maddi tazminat istemini ek raporu esas alarak ıslah ettiği, mahkemece kök rapora itibar edilerek karar verildiği anlaşılmıştır.

Taraflar arasında uyuşmazlığın öncelikle davacının iş kazasının gerçekleştiği tarihte almakta olduğu ücret noktasında toplandığı anlaşılmaktadır.İş kazasına dayalı destek maddi tazminatının hesaplanmasında, gerçek ücretin esas alınması önkoşuldur. Çalışma yaşamında daha az vergi ya da sigorta pirimi ödemek amacıyla zaman zaman iş sözleşmesi veya ücret bordrolarında gösterilen ücretlerin gerçeği yansıtmadığı görülmektedir. Öte yandan, gerçek ücretin ise; öncelikle toplu iş sözleşmesi ile imzalı bordrolara, bunların yokluğu halinde ise banka kanalıyla yapılan ücret ödemelerine veya işçinin kıdemi ve yaptığı işin özelliği ve niteliğine göre işçiye ödenmesi gereken ücrete göre tespit edileceği, fazla mesai vb ek ödemelerin devamlılık arz etmesi halinde hesaba esas ücrete dahil edilmesi gerektiği, işyeri veya sigorta kayıtlarına geçmiş olan miktarın ücret olarak değerlendirilemeyeceği, Yargıtay’ın yerleşmiş görüşlerindendir. Bu durumda gerçek ücretin tespiti önem kazanmaktadır.Somut olayda, müteveffa sigortalının devamlı olarak yurtdışında çalışan “teknik destek personeli” ( ekspat teknisyen ) olduğu davacıya ücret ödemesinin yanı sıra aydan aya devamlı olarak “ek ödeme” adı altında ödemelerin de yapıldığının anlaşılması karşısında bu ek ödemelerin hesaba esas ücrette dikkate alınması gerektiği gözetilerek maddi tazminatın belirlenmesinde 06/04/2015 tarihli ek hesap raporunda belirtilen miktarlara itibar edilerek bu rapoda belirtilen ve ıslah dilekçesinde konusu edilen maddi tazminat miktarlarına hükmedilmesi gerekirken hatalı değerlendirme ile kök rapora itibarla maddi tazminatın belirlenmesi hatalı olmuştur.

2- ) Öte yandan taraflar arasında manevi tazminatın miktarı konusunda da uyuşmazlık olduğu anlaşılmaktadır. Bilindiği üzere gerek mülga 818 Sayılı B.K.’nun 47 ve gerekse yürürlükteki 6098 Sayılı T.B.K’nun 56. maddesi hükmüne göre Hakim, ölenin yakınlarına da manevi tazminat olarak uygun bir miktar paranın ödenmesine karar verebilir. Hakimin manevi zarar adı ile ölenin yakınlarına verilmesine karar vereceği para tutarı adalete uygun olmalıdır. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde, bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin Duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 26.06.1966 tarihli ve 7/7 Sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı’nın gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hakim bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir.Manevi tazminatın tutarını belirleme görevi hakimin takdirine bırakılmış ise de; hükmedilen tutarın uğranılan manevi zararla orantılı, duyulan üzüntüyü hafifletici olması gerekir.

Hakimin bu takdir hakkını kullanırken, ülkenin ekonomik koşulları tarafların sosyal ve ekonomik durumları paranın satın alma gücü, tarafların kusur durumu olayın ağırlığı olay tarihi gibi özellikleri göz önünde tutması, bunun yanında olayın işverenin sağlığı ve güvenliği önlemlerini yeterince alınmamasından kaynaklandığı da gözetilerek gelişen hukuktaki yaklaşıma da uygun olarak tatmin duygusu yanında caydırıcılık uyandıran oranda manevi tazminat takdir edilmesi gerektiği açıkça ortadadır. ( HGK 23.6.2004, 13/291-370 ) Bu ilkeler gözetildiğinde, davacı eş lehine takdir edilen 30.000,00 TL manevi tazminat ile davacı çocuk lehine takdir edilen 25.000 TL manevi tazminatın az olduğu açıkça belli olmaktadır. Mahkemece davacı eş ve çocuk lehine hakkaniyete uygun manevi tazminat belirlenmemesi de usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.O halde, davacılar vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul olunmalı ve hüküm bozulmalıdır.

SONUÇ : Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, davacılar yararına takdir edilen 1.630,00TL. duruşma Avukatlık parasının karşı tarafa yükletilmesine, temyiz harcının istek halinde temyiz eden davacılara iadesine, aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz eden davalıya yükletilmesine 26.02.2019 gününde oybirliğiyle karar verildi