Sigorta Acentelik Sözleşmesinin Haksız Feshine Dayalı Denkleştirme (Portföy) Tazminatı Davası

Sigorta Acentelik Sözleşmesinin Haksız Feshine Dayalı Denkleştirme (Portföy) Tazminatı Davası

Sigorta Acentelik Sözleşmesinin Haksız Feshine Dayalı Denkleştirme (Portföy) Tazminatı Davası

Portföy tazminatı, denkleştirme tazminatı olarak adlandırıldığı gibi, müşteri tazminatı, hayat sigortalarından ileri yönelik dönüşüm komisyonu alacağı, portföy akçesi olarak da ifade edilmektedir. 

Genel olarak portföy tazminatı, acentelik sözleşmesi sona erdikten sonra, bu ilişkinin devamı boyunca acentenin kişisel gayretiyle yarattığı müşteri çevresinden müvekkilinin hâlen yararlanması, acentenin ise yararlanmaması nedeniyle uğradığı kaybın karşılığıdır. 

Sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra sigorta şirketi sigorta acentesinin faaliyeti sonucu önemli menfaatler elde ediyor ve hakkaniyet gerektiriyorsa, sigorta acentesinin sigorta şirketinden tazminat talep edebilir. 

6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 122. maddesinde 

“Sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra; 

a) Müvekkil, acentenin bulduğu yeni müşteriler sayesinde, sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra da önemli menfaatler elde ediyorsa, 

b) Acente, sözleşme ilişkisinin sona ermesinin sonucu olarak, onun tarafından işletmeye kazandırılmış müşterilerle yapılmış veya kısa bir süre içinde yapılacak olan işler dolayısıyla sözleşme ilişkisi devam etmiş olsaydı elde edeceği ücret isteme hakkını kaybediyor ise ve 

c) Somut olayın özellik ve şartları değerlendirildiğinde, ödenmesi hakkaniyete uygun düşüyorsa, acente müvekkilden uygun bir tazminat isteyebilir.” hükmü düzenlenmiş olup, denkleştirme tazminatı talep koşulları belirlenmiştir. 

Maddede aranan tüm koşulların birlikte gerçekleşmesi gerekir. Denkleştirme talebinde bulunabilmek için sözleşmenin sona ermesi yeterli olup, sözleşmenin hangi sebeple sona erdiğinin bir önemi yoktur. Sözleşme; sürenin son bulması, iflas, ölüm, kısıtlama veya feshi ihbarla sona ermiş olabilir ( Sabih ARKAN, Ticari İşletme, 2015, s.228 ).

Bu durum karşısında, genel olarak Türk Ticaret Kanunu m. 122 uyarınca acentenin denkleştirme tazminatı talep edilebilmesi için aranan koşullar; 

a-) sözleşmenin sona ermesi, 

b-) yeni müşteriler sayesinde, sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra da “önemli menfaatler” elde edilmesi, 

c-) acentenin ücret kaybına uğraması, 

d-) denkleştirme ödenmesinin hakkaniyete uygun olmasıdır. 

Sigortacılık Kanununda acentenin ücret kaybına uğraması koşulu yer almamaktadır. 

Sigortacılık Kanununda denkleştirme için aranan kıstaslar, sigorta şirketinin menfaati ve hakkaniyettir. 

Denkleştirme talebi için kanunun aradığı şartlar kümülatiftir. Bu bağlamda, öncelikle yeni müşteri çevresinin yaratıldığını, var olan müşterilerle ilişkinin geliştirilip genişletildiğini ve bu müşteriler sebebiyle sigorta şirketinin önemli menfaatler elde ettiğini ispat yükü acente üzerindedir. 

Buna mukabil sigorta şirketi, denkleştirme talebinin hakkaniyete uygun olmadığını veya bedelin indirilmesi gerektiğini ispat yükü altındadır

Sigorta şirketi feshi haklı gösterecek bir eylemi olmadan, acente sözleşmeyi feshetmişse veya acentenin kusuru sebebiyle sözleşme sigorta şirketi tarafından haklı sebeplerle feshedilmişse, acente denkleştirme isteminde bulunamaz. Diğer bir anlatımla sözleşmenin sona ermesinde acentenin kusurlu bir davranışının olmaması gerekir.

Hesaplama yapılırken, acentenin, sigorta şirketi adına ne tür poliçeler düzenlediği, bu poliçelerin süreleri, acentenin portföyünden ne gibi önemli menfaatler elde edeceği ve hakkaniyet ilkesi gereği portföy tazminatı verilmesinin gerekip gerekmediği hususları tartışılarak hüküm kurulur. 

Acentenin sözleşmenin sona ermesinde bir kusurunun olmaması sebebiyle denkleştirme talebinde bulunduğunda istenebilecek tazminat miktarı Türk Ticaret Kanunu’nun m. 122/2 uyarınca son beş yılda alınan yıllık komisyon ve varsa diğer ödemelerin ortalamasını aşamaz. 

Acentanın kârlılık durumunun olmaması, diğer bir anlatımla son beş yılda zarar ettiği gerekçesiyle tazminat isteminin reddine karar verilemez.

Av. Ahmet Can

T.C.

YARGITAY

11. HUKUK DAİRESİ

E. 2016/8920

K. 2017/7468

T. 20.12.2017

DAVA : Taraflar arasında görülen davada İzmir Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 19/11/2015 tarih ve 2014/944-2015/884 Sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

KARAR : Davacı vekili, müvekkili ile davalı arasında 19/09/2011 tarihinde yetkili acentelik sözleşmesi imzalandığını, davalı sigorta şirketi adına aracılık faaliyeti yaptığını, davalı şirketin hiçbir gerekçe göstermeden 17/10/2012 tarihli ihtarname ile acentelik sözleşmesinin 23. maddesine istinaden 3 aylık süre sonunda sözleşmenin feshedileceğini bildirildiğini, 27/03/2013 tarihli ihtarname ile de sözleşmenin feshedildiğinin bildirildiğini, müvekkilinin yüksek montanlı çalışan acente olduğunu, fesih tarihine kadar tüm cari hesap ödemelerini eksiksiz yerine getirdiğini, davalı sigorta şirketinin müvekkilinin müşteri çevresiyle menfaat elde etmeye devam edeceğini, davalı şirketin müvekkili acente ile elde ettiği menfaatler için hakkaniyete uygun portföy tazminatı ödemesi gerektiğini ileri sürerek fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla sözleşmenin sebep gösterilmeksizin tek taraflı fesih edilmesi sebebiyle şimdilik 10.000,00-TL denkleştirme tazminatının ticari faizi ile tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, davacının denkleştirme tazminatı isteyebilmesi için müvekkilinin önemli menfaatler elde etmesi gerektiğini, müvekkilinin ne tür menfaatler elde ettiği konusunda bir delil sunulmadığını, iddiasının soyut ve mesnetsiz olduğunu, taraflar arasındaki belirsiz süreli sözleşmenin üç ay önceden ihtarla feshedildiğini, fesih hakkının acenteye de tanındığını savunarak davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, iddia, savunma, tüm dosya kapsamına göre, üç aylık ihbar süresine uyulmak suretiyle sözleşmenin feshedildiği, davalı sigorta şirketinin TTK.121/4 hükmü uyarınca tazmin yükümlüğü olmadığı, davacı tarafın uyuşmazlık konusu dönemlere dair ticari defterlerini ibraz etmekten kaçındığı, davacı tarafın portföy tazminatı, denkleştirme tazminatı talep koşullarının gerçekleştiğini ispatlayamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.

Dava, taraflar arasında düzenlenen sigorta acenteliği sözleşmesinin feshedilmesi sebebiyle denkleştirme tazminatının tahsili istemine ilişkindir. Mahkemece, davacı tarafın ticari defterlerini ibraz etmekten kaçındığı, mevcut delillere göre tazminat talep edebilme koşullarının gerçekleştiğini ispatlayamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 122. maddesinde “Sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra; a ) Müvekkil, acentenin bulduğu yeni müşteriler sayesinde, sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra da önemli menfaatler elde ediyorsa, b ) Acente, sözleşme ilişkisinin sona ermesinin sonucu olarak, onun tarafından işletmeye kazandırılmış müşterilerle yapılmış veya kısa bir süre içinde yapılacak olan işler dolayısıyla sözleşme ilişkisi devam etmiş olsaydı elde edeceği ücret isteme hakkını kaybediyorsa ve c ) Somut olayın özellik ve şartları değerlendirildiğinde, ödenmesi hakkaniyete uygun düşüyorsa, acente müvekkilden uygun bir tazminat isteyebilir.” hükmü düzenlenmiş olup, denkleştirme tazminatı talep koşulları belirlenmiştir. Ayrıca, fesih tarihi itibariyle yürürlükte bulunan ve uyuşmazlığa uygulanması gereken 5684 Sayılı Sigorta Kanunu’nun 23/16. maddesi uyarınca sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra sigorta şirketi sigorta acentesinin faaliyeti sonucu önemli menfaatler elde ediyor ve hakkaniyet gerektiriyorsa, sigorta acentesinin sigorta şirketinden tazminat talep edebileceği düzenlenmiştir.

Somut olayda davacı defterlerini ibraz edememiş, davalının defterlerinde inceleme yapılmasını istemiştir. Davalının defterleri incelenmek suretiyle alınan bilirkişi raporunda dosyada bulunan belgelerle sınırlı olarak davacı acentenin denkleştirme tazminatı talep şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediğinin tespit edilmesinin mümkün olmadığı belirtilmiştir. Ancak davalının defterleri üzerinde inceleme yapılarak davacının ne kadar poliçe ürettiği hususunun tespit edilmesi mümkün olmasına rağmen alınan bilirkişi raporunda davacı acentenin, davalı adına ne tür poliçeler düzenlediği, bu poliçelerin süreleri, davacının acentenin faaliyetleri sebebiyle ne gibi önemli menfaatler elde edeceği ve hakkaniyet ilkesi gereği denkleştirme tazminatı verilmesinin gerekip gerekmediği hususları tartışılmamıştır. Buna göre yetersiz bilirkişi raporuna göre eksik incelemeye dayalı hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın davacı yararına bozulması gerekmiştir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan sebeplerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği peşin temyiz harcının istemi halinde temyiz edene iadesine, 20.12.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

11. HUKUK DAİRESİ

E. 2016/2170

K. 2017/2780

T. 10.5.2017

DAVA : Taraflar arasında görülen dava verilen 01.06.2015 tarih ve 2014/910-2015/313 Sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

KARAR : Davacı vekili, davacı şirket ile davalılar arasında, 09.03.2007 tarihinde bir “acentelik sözleşmesi” tesis edildiğini, sözleşmeye göre davacının, davalının sözleşme yapmaya, poliçe düzenlemeye, prim tahsiline ve bu hususlarda, gerekli tüm işlemleri yapmaya, süre sınırlandırması yapılmaksızın, tam yetkili kılınmış acentesi olduğunu, akdettiği mukaveleler doğrultusunda, her türlü ihbar, ihtar ve protesto gibi hakkı koruyan beyan ve belgeleri işleme koymaya, aynı zamanda bu sözleşmelerden doğabilecek ihtilaflara istinaden kendisi veya acentesi olduğu davalı namına, ilgili davaları açmaya yetkili kılındığını, davacının söz konusu acentelik sözleşmesi ve kurumsal misyonu gereğince faaliyetlerini eksiksiz bir şekilde ifa ettiğini, davalıların; Mayıs 2009 tarihinde acentelik yetkisinin kaldırıldığının önce şifahen bildirdiğini, bu aşamadan, sözleşmenin feshinin bildirildiği tarihe kadar davacı şirketin acentelik faaliyetlerinde bulunmasının da ekran kapatma yoluyla engellendiğini, davacının hiçbir kusuru olmaksızın acentelik sözleşmesinin hukuka aykırı olarak feshedildiğini, davacının uğradığı zararlara dair olarak, her iki davalıdan ayrı ayrı alınmak üzere, şimdilik 10.000,00 TL, şimdilik 10.000,00 TL olmak üzere 20.000,00 TL “denkleştirme ( portföv ) tazminatının” ticari reeskont faizi ile birlikte fesih tarihinden itibaren davalılardan ayrı ayrı tahsili, fesih ihbar sürelerine uyulmaksızın ve haksız olarak sözleşmeyi feshettiklerinden dolayı uğranılan zarar için.’den şimdilik 10.000.00 TL, şimdilik 10.000,00 TL olmak üzere 20,000,00 TL maddi tazminatın ticari reeskont faizi ile birlikte fesih tarihinden itibaren davalılardan ayrı ayrı tahsiline, haksız fesih ile sarsılan ticari itibar için şimdilik 25.000.00 TL, şimdilik 25,000,00 TL olmak üzere 50,000,00 TL manevi tazminatın ticari reeskont faizi ile birlikte fesih tarihinden itibaren her iki davalıdan ayrı ayrı tahsiline karar verilmesini istemiştir.

Davalılar vekili, taraflar arasında TTK 102. vd. maddeleri gereğince akdedilmiş bir acentelik sözleşmesinin bulunduğunu, davacı acentenin sağlayıcı olan müvekkili ile arasında akdedilen ve sürekli borç ilişkisi doğuran sözleşme ( acentelik sözleşmesi ) uyarınca belli bölge içinde daimi surette ticari işletmeyi ilgilendiren sözleşmelerin 3. şahıslar arasında kurulmasında aracılık ettiğini ve bu sözleşmeleri müvekkili adına yaptığını, bu sebeple davacı ile davalı şirketlerin aralarında bu ilişkinin yürütülmesi için 09.03.2007 tarihli imzaladıklarını, sözleşmenin devamı sırasında davacının, davalı şirketlerin sözleşme gereğince yerine getirilmesi gereken hususlara aykırı davranış ve edimlerini yerine getirmemesi nedeni ile gerek sözlü, gerekse yazılı uyarılara uymaması sonucunda Beyoğlu 5. Noterliği’nin 27.08.2009 tarih yevmiye numaralı ihtarnamesi ile acentelik sözleşmesinin haklı sebeple feshedildiğini ve vekaletten azledildiğini savunarak davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, davacı ile davalılar arasında 09/03/2007 tarihinde acentelik sözleşmesi tesis edildiği, davacı tarafın davalıların acenteliğini 27/08/2009 tarihindeki fesih bildirim süresine kadar sürdürdüğü, davacının faaliyetleri sırasında davalının onayını almadan aynı zamanda başka firmaların acenteliğini yaptığı hususunda da taraflar arasında itilaf bulunmadığı bu haliyle çözülmesi gereken hukuki sorunun davalı tarafın sözleşmeyi feshetmesinin haklı sebebe dayanıp dayanmadığı hususuna ilişkin, olduğu davalı tarafın davacının tahsil ettiği primleri ödemesi gereken tarihlerde ödemediğini bu sebeple fesih bildirimin haklı nedene dayandığını iddia ettiği, bilirkişi raporuyla yapılan incelemede davalı tarafın bu iddiasının somut bir belgeye dayanmadığı, aynı zamanda davalı tarafın sözleşmenin feshedilmesinde davacı firmanın başka bir firmanın acenteliğini yapması hususunu haklı sebebe gerekçe gösterdiği, ancak davalı tarafın sözleşmeyi yaptığı sırada ve fesih ihbar süresine kadar davacının bu eylemine herhangi bir itirazda bulunmadığı bu haliyle aracılık faaliyetini zımni olarak kabul ettiği, fesih ihbarnamesinde de fesih gerekçesi olarak başka bir firmanın acenteliğinin üstlenilmesi hususunun gösterilmediği bu haliyle davalı tarafın acentelik sözleşmesine haksız olarak feshettiği yönünde mahkemece kesin kanaat hasıl olduğu, taraflar arasındaki sözleşmenin davalı tarafından ihbar süresine uyulmadan feshedilmesinin haksız olduğu, davacının müspet ve menfi zararının tazmin edilmesinin gerektiği portföy zararının maddi zarar kapsamında değerlendirilebileceği, bu zararın son 2 yılda elde edilen kazancın yıllık ortalamasının tavan olarak hesaplanması gerektiği, bu haliyle bilirkişi raporundaki hesaplamanın yerinde olduğu anlaşılmakla davacı tarafın portföy tazminat talebinin dava ve ıslah dilekçesi doğrultusunda kabulüyle 64.428 TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek değişen oranlarda avans faizi ile davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, her ne kadar davacı taraf sözleşmenin feshedilmesi sebebiyle şirketin ticari itibarının zedelendiği gerekçesiyle manevi tazminat talebinde bulunmuş ise de bu hususu kanıtlanamadığından bu konudaki talebinin reddine, davacı tarafın fesih ihbar sürelerine uyulmaksızın sözleşmenin feshedilmesinden dolayı ayrıca maddi zararının bulunduğu ispat edilemediğinden maddi tazminat talebinin reddine karar verilmiştir.

Kararı davalı vekili temyiz etmiştir.

Dava, sigorta acentelik sözleşmesinin haksız feshine dayalı denkleştirme ( portföy ) tazminatı istemine ilişkindir.

102/ son da saklı tutulan düzenlemeler arasında sigorta acenteleri ile ilgili olarak 6102 Sayılı Sigortacılık Kanunu yer alırözel kanun-genel kanun ilişkisi dikkate alındığında, acenteye dair hükümler sigorta acenteleri hakkında öncelikle uygulanacaktır. 23/ son hükmü, “Türk Ticaret Kanunu’nun acentelere dair hükümleri sigorta acenteleri hakkında da uygulanır” şeklindedir ( ayni yönde TTK m. 120/3 ). Kısaca, sigorta acenteleri bakımından öncelikle uygulanacak kanun Sigortacılık Kanunu’dur. Bu durum karşısında, genel olarak Türk Ticaret Kanunu m. 122 uyarınca acentenin denkleştirme tazminatı talep edilebilmesi için aranan koşullar; sözleşmenin sona ermesi, yeni müşteriler sayesinde, sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra da “önemli menfaatler” elde edilmesi, acentenin ücret kaybına uğraması, denkleştirme ödenmesinin hakkaniyete uygun olmasıdır. Ancak Sigortacılık Kanunu’nda acentenin ücret kaybına uğraması koşulu yer almamaktadır. Sigortacılık Kanunu’nda denleştirme için aranan kıstaslar, müvekkilinin menfaati ve hakkaniyetttir. Denkleştirme talebi için kanunun aradığı şartlar kümülatiftir. Bu bağlamda, öncelikle yeni müşteri çevresinin yaratıldığını, var olan müşterilerle ilişkinin geliştirilip genişletildiğini ve bu müşteriler sebebiyle müvekkilinin önemli menfaatler elde ettiğini ispat yükü acente üzerindedir. Buna mukabil müvekkil, denkleştirme talebinin hakkaniyete uygun olmadığını veya bedelin indirilmesi gerektiğini ispat yükü altındadır

Bu durumda, yukarda belirlenen denkleştirme ( portföy ) tazminatı talep koşulları ile ispat kuralları gözönüne alınarak, somut olay değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile karar verilmesi doğru olmamış bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan sebeplerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle kararın davalı yararına BOZULMASINA, ödediği peşin temyiz harcının istemi halinde temyiz eden davalı …Ş’ye iadesine, 10.05.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

HUKUK GENEL KURULU

E. 2017/11-116

K. 2018/1794

T. 27.11.2018

DAVA : Taraflar arasındaki “alacak” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İstanbul 4. Asliye Ticaret Mahkemesince davanın reddine dair verilen 30.12.2010 tarihli ve 2006/470 E. 2010/817 K. sayılı karar davacı vekili tarafından temyiz edilmekle Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 17.04.2013 tarihli ve 2011/5440 E. 2013/7505 K. sayılı kararı ile:

“…Davacı vekili, müvekkili ile davalı arasında imzalanan acentelik sözleşmesinin 07.04.2006 tarihinde davalı tarafından haksız olarak feshedildiğini, acentelik sözleşmesinin devamı sırasında davalı şirket adına müvekkilince hayat sigortalarının düzenlendiğini ve bu sigortalar nedeniyle müvekkilinin 10 yıl süre ile dönüşüm komisyonu alacağına hak kazandığını, talep edilmesine rağmen davalının bu borcunu ödemediğini ileri sürerek, 20.000 TL’nin faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş, 22.12.2010 tarihli ıslah dilekçesi ile talebini 145.641,92 TL’ye yükseltmiştir.

Davalı vekili, davacının taraflar arasındaki acentelik sözleşmesi hükümlerini ihlal ettiğini ve sözleşmenin müvekkilince haklı nedenlerle feshedildiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davacı acentenin Haziran-Eylül 2004 dönemine ilişkin toplam 125.000 TL tutarındaki primleri davalıya devretmediği, alacağını tahsil amacıyla davalı tarafın, davacının sözleşmeye aykırı bu davranışı nedeniyle derhal sözleşmeyi feshetmediği, ancak sonrasında da davacı acentenin, sözleşmeden doğan davalı sigorta şirketinin menfaatlerini koruma yükümlülüğünü yerine getirmediği, müşteri ilişkilerine dikkat etmediği, mükerrer prim tahsil ettiği, müşterilerin bilgisi dışında hayat sigortası poliçeleri düzenlediği, dolayısıyla davalı şirketin itibarını sarstığı, davacının devamlılık arzeden sözleşmeye aykırı davranışlarının diğer taraf için sözleşmeyi çekilmez hale getirdiği, davalının acentelik sözleşmesini haklı nedenlerle feshettiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.

1- ) Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.

2- ) Dava, acentelik sözleşmesine dayalı dönüşüm komisyonu alacağının tahsili istemine ilişkin olup mahkemece yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmiştir.

Taraflar arasında 23.07.2002 tarihinde acentelik sözleşmesi imzalandığı, 2004 yılının Haziran ile Eylül ayları arasında davacı tarafından tahsil edilen toplam 125.000 TL primin davalı tarafa intikal ettirilmediği ve bu nedenle davacı tarafın söz konusu meblağın ödenmesine ilişkin davalıya taahhütname verdiği, davalı tarafın da bu taahhütnameyi kabul ettiği ve acentelik sözleşmesini sürdürdüğü uyuşmazlık konusu değildir. Uyuşmazlık, acentelik sözleşmesinin haklı nedenlerle feshedilip edilmediği noktasında toplanmaktadır. Davalı taraf, davacının kendisine hitaben düzenlediği 05.10.2004 tarihli taahhütnameyi ve bu taahhütname uyarınca yapılan ödemeleri kabul ettiğinden artık bu taahhütnameye konu işlemlere davalının icazet verdiğinin kabulü gerekmektedir. Diğer bir deyişle, davalı tarafın bu taahhütnamenin verilmesinden önceki davacı işlemlerine dayalı olarak söz konusu acentelik sözleşmesini feshetmesi halinde, bu feshin haklı bir fesih olarak değerlendirilmesi mümkün değildir. Davacının davalı şirketin menfaatlerini korumadığının, müşteri ilişkilerine dikkat etmediğinin, mükerrer prim tahsil ettiğinin, müşterilerin bilgisi dışında hayat sigortası poliçeleri düzenlediğinin müşteri şikayet dilekçelerinden anlaşıldığı kabul edilerek hüküm kurulmuş ise de davacı taraf söz konusu müşteri şikayetlerinin 05.10.2004 tarihinden önce düzenlenen poliçelere ve yapılan işlemlere ilişkin olduğunu iddia etmiş olmasına rağmen mahkemece bu konuda bir araştırma yapılmamış, davacı iddiaları değerlendirilmemiştir. Bu itibarla, mahkemece davalıya gönderilen müşteri şikayetlerine konu olayların hangi işlemlere ve poliçelere yönelik olduğunun tespit edilmesi, bu şikayetlerin 05.10.2004 tarihli taahhütnameden önceki döneme ilişkin olduklarının tespit edilmesi halinde sözleşmenin feshi için haklı neden oluşturmayacaklarının gözetilmesi ve oluşacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde eksik incelemeye dayalı olarak hüküm tesisi doğru olmamış, hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir…”

gerekçesi ile bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü:

KARAR : Dava, acentelik sözleşmesinin haksız feshi iddiasına dayalı ileriye yönelik dönüşüm komisyonu alacağı ( portföy tazminatı ) istemine ilişkindir.

Davacı vekili; müvekkili ile davalı arasında 23.07.2002 tarihinde imzalanan acentelik sözleşmesinin 07.04.2006 tarihinde davalı tarafından haksız olarak feshedildiğini, acentelik sözleşmesinin devamı sırasında davalı adına müvekkilince hayat sigortalarının düzenlendiğini ve bu sigortalar nedeniyle müvekkilinin 10 yıl süre ile dönüşüm komisyonu alacağına hak kazandığını ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 20.000,00TL’nin ticari reeskont faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş, 22.12.2010 tarihli ıslah dilekçesi ile talebini 145.641,92TL’ye yükseltmiştir.

Davalı vekili; müvekkili şirketin acentesi olan davacının sözleşme süresi içinde poliçeleştirilmiş üretimi müteakip ödemeler olan toplam 125.000,00TL’yi müvekkiline ödemeyerek zimmetine geçirdiğini, sigortalıların bilgi ve talepleri dışında hayat poliçeleri düzenleyerek mükerrer prim tahsil etmek suretiyle müvekkili şirketin itibarını zedelediğini ayrıca davacının üretim ve prim-hasar oranı incelendiğinde üretimin düşük ve kârın ekside olduğunun belirlendiğini, dolayısıyla müvekkilinin sözleşmeyi haklı nedenle feshettiğini ve sözleşmenin feshine kusurlu davranışları ile sebep olan acentenin sözleşme gereğince tazminat talebinde bulunamayacağını savunarak davanın reddini istemiştir.

Mahkemece; davacı acentenin Haziran-Eylül 2004 dönemine ilişkin toplam 125.000,00TL tutarındaki primleri davalıya devretmediği, davalı tarafın alacağını tahsil amacıyla davacının sözleşmeye aykırı bu davranışı nedeniyle derhal sözleşmeyi feshetmediği, ancak sonrasında da davacı acentenin sözleşmeden doğan davalı sigorta şirketinin menfaatlerini koruma yükümlülüğünü yerine getirmediği, müşteri ilişkilerine dikkat etmediği, mükerrer prim tahsil ettiği, müşterilerin bilgisi dışında hayat sigortası poliçeleri düzenlediği, dolayısıyla davalı şirketin itibarını sarstığı, davacının devamlılık arzeden sözleşmeye aykırı davranışlarının davalı taraf için sözleşmeyi çekilmez hâle getirdiği, bu nedenle davalının acentelik sözleşmesini haklı nedenlerle feshettiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Davacı vekilinin temyizi üzerine karar, Özel Dairece yukarıda başlık kısmında yer alan gerekçelerle bozulmuştur.

Mahkemece; müşteri şikâyetlerinin ve acentenin genel müdürlüğe yazdığı hatalı işlerin düzeltilmesi yazısının 05.04.2004 tarihli tutanaktan önce düzenlenen poliçelere ait olduğu, bu şikâyetler yönünden tutanakla icazet verildiği ve bu şikâyetlerin fesih sebebi olarak gösterilemeyeceği ileri sürülebilir ise de; kararda tutanaktan önceki şikâyetlerin haklı fesih nedenine gerekçe olarak alınmadığı, müşteri Ümmet Yeşilyurt’un şikâyetine konu poliçenin ise tutanaktan sonra 15.10.2004 tarihinde düzenlendiği, bu işlemin dahi tek başına itibar sarsıcı nitelikte eylem vasfında olduğu ve davacının 05.10.2004 tarihli tutanakla kendisine sunulan imkândan yararlanması ve TMK’nın 2. maddesinde düzenlenen objektif iyi niyet kurallarına uygun olarak tüm hatalı işlem ve eylemlerine son vermesi gerekirken aksine yeni müşteri şikâyetine sebebiyet vermesinin davalı açısından sözleşmenin çekilmez hâle gelmesine yol açtığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.

Direnme kararını davacı vekili temyize getirmiştir.

Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; taraflar arasındaki acentelik sözleşmesinin haklı sebeple feshedilip edilmediği ve buradan varılacak sonuca göre davacının yaptığı hayat sigortalarından ileri yönelik dönüşüm komisyonu alacağı ( portföy tazminatı ) talep edip edemeyeceği noktasında toplanmaktadır.

Uyuşmazlığın çözümü için “portföy tazminatı” kavramının açıklanmasında yarar bulunmaktadır. Zira davacı tarafından talep edilen ileriye yönelik dönüşüm komisyonu alacağı talebi doktrin ve uygulamada niteliği gereği portföy tazminatı olarak kabul edilmektedir.

Genel olarak portföy tazminatı, acentelik sözleşmesi sona erdikten sonra, bu ilişkinin devamı boyunca acentenin kişisel gayretiyle yarattığı müşteri çevresinden müvekkilinin hâlen yararlanması, acentenin ise yararlanmaması nedeniyle uğradığı kaybın karşılığıdır. 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun ( 6102 Sayılı TTK ) 122. maddesinde açıkça “denkleştirme istemi” olarak tanımlanan, doktrinde de “müşteri tazminatı”, “portföy tazminatı”, “portföy akçesi” olarak da ifade edilen bu tür tazminat, fesih tarihinde yürürlükte bulunan ve somut olaya uygulanması gereken mülga 6762 Sayılı Türk Ticaret Kanununun ( 6762 Sayılı TTK ) sigorta hükümlerinde açıkça düzenlenmediği gibi fesih tarihinde yürürlükte bulunan Sigorta Murakabe Kanununda da bu konuda özel bir düzenleme mevcut değildir ( Kaya, Arslan; Ticari İşletme Hukuku, İstanbul 2015, s. 816 ).

6102 Sayılı TTK’nın 122/3 maddesi gereğince, müvekkilin, feshi haklı gösterecek bir eylemi olmadan, acente sözleşmeyi feshetmişse veya acentenin kusuru sebebiyle sözleşme müvekkil tarafından haklı sebeplerle feshedilmişse, acente denkleştirme isteminde bulunamaz. Yine fesih ve dava tarihinden sonra yürürlüğe giren 5684 Sayılı Sigortacılık Kanununun 23/16. maddesi gereğince, sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra sigorta şirketi sigorta acentesinin portföyü sayesinde önemli menfaatler elde ediyor ve hakkaniyet gerektiriyorsa, sigorta acentesi, sigorta şirketinden tazminat talep edebilecektir. Ancak, sigorta acentesinin haklı bir nedene dayanmaksızın sözleşmeyi feshetmesi ya da kendi kusuruyla sözleşmenin feshine neden olması hâlinde tazminat hakkı düşecektir.

Yukarıda anılan hükümler fesih tarihi itibariyle yürürlükte bulunmadığı için somut olaya uygulanamayacaktır. Ancak, fesih tarihinde yürürlükte bulunan ve somut olaya uygulanması gereken 6762 Sayılı TTK’nın 134. maddesinde fesihten sonraki komisyon alacağı, tazminat borcu başlığı altında düzenlenmiş bulunmaktadır. Anılan maddenin ilk fıkrasına göre, acente ancak, sözleşmenin haksız olarak feshedilmesi veya ihbar süresine uyulmadan sözleşmenin feshi hâlinde, başlanmış işlerin tamamlanmamasından dolayı uğradığı zararın tazminini isteyebilmesi mümkündür. Aynı maddenin ikinci fıkrasında ise ancak, ölüm, iflas veya hacir altına alınma sebebiyle sözleşmenin sona ermesi hâllerinde acentenin münasip bir tazminat isteyebileceği hüküm altına alınmıştır. Görüldüğü gibi tazminat talep edebilme hakkı hem yürürlükteki mevzuat hem de mülga mevzuatta ancak fesihte kusurlu bulunmayan acente veya haleflerine tanınmıştır. Başka deyişle, mevzuatta sözleşmenin feshine kusurlu davranışlarıyla neden olan acentenin tazminat adı altında komisyon alacağını tahsil edebileceğine ilişkin bir düzenleme mevcut değildir.

O hâlde, tüm bu açıklamalar karşısında bir acentenin kendi döneminde oluşturulan ve uzun süren sigorta sözleşmelerinden dolayı sigorta ettiren tarafından sigortacıya ödenen primler bakımından acentelik sözleşmesinin sona ermesinden sonra mahrum kaldığı komisyon ücretlerinden dolayı muhik bir tazminat isteyebilmesi için sözleşmenin feshinde bir kusurunun bulunmaması gerekir.

Yukarıda verilen bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde, taraflar arasında 23.07.2002 tarihinde acentelik sözleşmesi imzalandığı, 2004 yılının Haziran ile Eylül ayları arasında davacı tarafından tahsil edilen toplam 125.000,00TL primin davalı tarafa intikal ettirilmediği, bu nedenle davacı tarafın söz konusu meblağın ödenmesine ilişkin davalıya taahhütname verdiği, davalı tarafın da bu taahhütnameyi kabul ederek acentelik sözleşmesini sürdürdüğü, bu şekilde taahhütnameye konu işlemlere icazet verdiği görülmekte ise de, davacının taahhütnameden sonra da davalı müvekkilinin itibarını sarsan hareketlere devam ettiği dosya kapsamında bulunan şikâyet dilekçesi ile anlaşılmaktadır.

Hâl böyle olunca; davacının 05.10.2004 tarihli taahhütname ile kendisine sunulan imkândan yararlanması ve Türk Medeni Kanununun 2. maddesinde düzenlenen objektif iyi niyet kurallarına uygun olarak tüm hatalı işlem ve eylemlerine son vermesi gerekirken, bunun aksine yeni müşteri şikayetine sebebiyet verdiği gözetildiğinde, davacının kendi kusuruyla sözleşmenin feshine neden olduğunun ve davalının sözleşmeyi haklı nedenle feshettiğinin kabulü gerekir.

Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, 05.10.2004 tarihli taahhütname sonrasında verilen şikâyet dilekçesine konu poliçenin getirtilerek şikâyetçinin iddialarının ve şikayete konu poliçeyle ilgili ne işlem yapıldığının araştırılması gerektiği, direnme kararının bu değişik gerekçe ile bozulması gerektiği ileri sürülmüş ise de, bu görüş Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.

Tüm bu nedenlerle yerel mahkemenin yazılı şekilde karar vermesinde bir isabetsizlik görülmediğinden usul ve yasaya uygun direnme kararının onanması gerekmiştir.

SONUÇ : Davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile yukarıda açıklanan nedenlerle direnme kararının ONANMASINA, gerekli temyiz ilam harcı peşin alındığından harç alınmasına yer olmadığına, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun geçici 3. maddesi atfıyla uygulanmakta olan 1086 Sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 440. maddesi gereğince kararın tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 27.11.2018 tarihinde oy çokluğu ile karar verildi.

T.C.

YARGITAY

11. HUKUK DAİRESİ

E. 2016/12570

K. 2018/6010

T. 4.10.2018

DAVA : Taraflar arasında görülen davada Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 24/05/2016 tarih ve 2014/796-2016/481 Sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi tarafların vekilleri tarafından istenmiş olduğu anlaşılmakla, duruşma için belirlenen 02/10/2018 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davacı vekili dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

KARAR : Davacı vekili, taraflar arasında 20/03/2008 tarihli acentelik sözleşmesinin akdedildiğini, davalının 24/11/2011 tarihli mail ve 24/12/2011 tarihli noter tasdikli ihtarı ile sözleşmeyi feshettiğini bildirdiğini, davalının feshinin haksız olduğunu, davacının haksız fesih nedeni ile poliçe komisyon ve müşteri portföy kazancından mahrum kaldığını ileri sürerek, fazlaya dair haklar saklı kalmak kaydı ile 100.000,00 TL maddi tazminatın 24/12/2012 tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte tahsilini, davacının acenteliğinin iptali ile iş yapamaz duruma gelmesi, ticari itibarının zedenlenmesi sebebiyle 30.000,00 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte tahsilini, ödenmeyen kampanya komisyonlarından 10.000,00 TL’nin komisyon ödemelerinin yapılması gereken tarihten itibaren işletilecek ticari faizi ile birlikte tahsilini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, davacının sözleşmede belirtilen şartlara ve talimatlara uymadığını, sözleşmenin haklı olarak feshedildiğini, davacının son iki yıldır kendisine verilen hedefleri gerçekleştiremediğini, bu sebeple de müvekkilinin zararına sebebiyet verdiğini, haklı fesih sebebiyle de davacının portföy tazminatı ve komisyon taleplerinin dayanağının olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; taraflar arasında 20/03/2008 tarihinde acentelik sözleşmesinin düzenlendiği, fesih tarihi olan 24/12/2011 tarihine kadar davacının acentelik sözleşmesi kapsamında faaliyetini sürdürdüğü, davalının aralarındaki acentelik sözleşmesini haksız olarak feshettiği, davacının sözleşme kapsamında davalıdan talep edebileceği komisyon alacağının bulunmadığı, davacının haksız gerçekleşen fesih sebebi ile portföy tazminatı talep edebileceği, manevi tazminat şartlarının gerçekleşmediği gerekçesiyle, davacının ödenmeyen kampanya komisyonu isteminin reddine, davacının haksız fesih nedeni ile maddi tazminat isteminin kısmen kabulüne, 24.647,27 TL nin 24/12/2012 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, bakiye istemin reddine karar verilmiştir.

Kararı, tarafların vekilleri temyiz etmiştir.

1- )Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre taraf vekillerinin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.

2- )Dava, taraflar arasında düzenlenen sigorta acenteliği sözleşmesinin haksız feshedildiği iddiasına dayalı, ödenmeyen kampanya komisyonu ve portföy tazminatı ile manevi tazminatın tahsili istemine ilişkindir. Mahkemece, bilirkişi raporuna itibar edilerek portföy tazminatına hükmedilmiş, sair talepler reddedilmiştir. Ancak, hükme temel alınan bilirkişi raporu karar vermeye elverişli değildir.

Genel olarak portföy tazminatı, acentelik sözleşmesi sona erdikten sonra, bu ilişkinin devamı boyunca acentenin kişisel gayretiyle yarattığı müşteri çevresinden akidinin halen yararlanması, acentenin ise yararlanmaması sebebiyle uğradığı kaybın karşılığıdır. Somut olayda sözleşmenin feshinden sonra yürürlüğe giren 6102 Sayılı TTK’nın 122. maddesinde açıkça “denkleştirme istemi” olarak tanımlanan, doktrinde de “müşteri tazminatı”, “portföy tazminatı”, “portföy akçesi” olarak da ifade edilen bu tür tazminat, mülga 6762 Sayılı TTK’nın sigorta hükümlerinde açıkça düzenlenmemiştir. Ancak, anılan Kanun’un 134. maddesinde muhik bir sebep olmadan ve üç aylık ihbar müddetine riayet etmeksizin akdi fesheden tarafın, başlanmış işlerin tamamlanmaması yüzünden diğer tarafın uğradığı zararı tazmine mecbur olduğu, müvekkilin veya acentenin iflas veya ölümü yahut hacir altına alınması sebebiyle acentelik mukavelesi sona ererse, işlerin tamamen görülmesi halinde acenteye verilmesi gereken ücret miktarına nispetle tayin olunacak münasip bir tazminatın acenteye yahut yukarıdaki hallere göre onun yerine geçenlere verileceği hükme bağlanmıştır. Fesihten sonraki tazminat alacağı bu şekilde belirlenmiştir. Ayrıca, fesih tarihi itibariyle yürürlükte bulunan ve uyuşmazlığa uygulanması gereken 5684 Sayılı Sigortacılık Kanunu’nun 23/16. maddesi uyarınca sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra sigorta şirketi sigorta acentesinin portföyü sayesinde önemli menfaatler elde ediyor ve hakkaniyet gerektiriyorsa, sigorta acentesi, sigorta şirketinden tazminat talep edebilecektir.

Somut olayda hesaplama yapılırken, davacı acentenin, davalı adına ne tür poliçeler düzenlediği, bu poliçelerin süreleri, davalının acentenin portföyünden ne gibi önemli menfaatler elde edeceği ve hakkaniyet ilkesi gereği portföy tazminatı verilmesinin gerekip gerekmediği hususları tartışılmamıştır. Bu durum karşısında, taraf delilleri de nazara alınarak portföy tazminatı isteminin açıklanan şekilde değerlendirilmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş ve kararın bu sebeple taraflar yararına bozulması gerekmiştir.

3- )Ayrıca, kabule göre de, davada kabul edilen kısım üzerinden hesaplanan karar ve ilam harcından davalı sorumlu olup, belirlenen karar harcının peşin alınan harçtan mahsubu ile fazla harcın karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine karar verilmişse de peşin harçtan düşülen 1.683,66 TL harç ile başvuru harcının davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine karar verilmesi gerekirken bu yönde hüküm kurulmayarak harçtan sorumluluğun davacı üzerinde bırakılması doğru olmamış, kararın davacı yararına bozulması gerekmiştir.

4- )Bozma sebep ve şekline göre, davacı vekilinin vekalet ücreti ve yargılama giderlerine dair temyiz itirazlarının incelenmesine bu aşamada gerek görülmemiştir.

SONUÇ : Yukarıda ( 1 ) numaralı bentte açıklanan sebeplerle taraf vekillerinin sair temyiz itirazlarının reddine, ( 2 ) numaralı bentte açıklanan sebeplerle taraf vekillerinin temyiz itirazlarının kabulüyle kararın taraflar yararına, ( 3 ) numaralı bentte açıklanan sebeplerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle kararın davacı yararına BOZULMASINA, ( 4 ) numaralı bentte açıklanan sebeplerle davacı vekilinin vekalet ücreti ve yargılama giderlerine dair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, takdir olunan 1.630,00 TL duruşma vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, ödedikleri peşin temyiz harcının istekleri halinde temyiz edenlere iadesine, 04.10.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

11. HUKUK DAİRESİ

E. 2016/7089

K. 2018/1278

T. 21.2.2018

DAVA : Taraflar arasında görülen davada … 10. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 08/03/2016 tarih ve 2011/243-2016/138 Sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

KARAR : Davacı vekili, müvekkili şirketin 19/07/1999 tarihinde acentalık sözleşmesi ile hayat, sağlık ve ferdi kaza sigortası branşlarında davalı şirketin acentesi olarak faaliyete başladığını, 19/06/2007 tarihinde sözleşmenin davalı tarafından haksız olarak feshedildiğini, fesih tarihinden sonra da devam eden poliçelerin dönüşüm komisyonlarından kaynaklı alacaklarının ödenmediğini ve zarara uğradığını ileri sürerek müvekkili şirket tarafından yapılan poliçelerin fesih tarihinden sonrasına denk gelen dönemlere dair dönüşüm komisyon ( prim ) alacakları yönünden 3.000,00 TL, 5684 Sigortacılık Kanununun 23. maddesinin 15-16. fıkrası uyarınca kaynaklanan alacak haklarına istinaden 3.000,00 TL tazminat, teminat mektubunun haksız ve dayanıksız bir şekilde davalı şirket tarafından nakde çevrilerek irat kaydedilmesinden kaynaklanan zarar bakımından 3.000,00 TL olmak üzere toplamda şimdilik 9.000,00 TL’nin faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, sözleşmenin haklı sebeple feshedildiğini, halen davacı acente tarafından ödenmeyen borçların olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.

Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; taraflar arasında 19/07/1999 tarihli acentelik sözleşmesi bulunduğu ve davacının bu kapsamda Hayat, Sağlık ve Ferdi Kaza Sigorta branşlarında aracılık yapmaya, sigorta tekliflerine, bilgi formlarını şirkete göndermeye, Sağlık ve Ferdi Kaza branşlarında şirket adına prim tahsil etmeye, şirket alındı belgesi ve makbuz vermeye ve imzalamaya yetkili kılındığı, davalı yanın sözleşmenin 24. maddesinden kaynaklanan gerekçelerle tek taraflı olarak sözleşmeyi fesih yetkisine sahip olduğu 25. maddesinde sözleşmenin feshi halinde acentenin sigorta şirketinden herhangi bir hak ve tazminat talep edemeyeceğinin kararlaştırıldığı, 27. maddesinde ise davalının defter ve kayıtlarının delil olacağının belirlendiği, davalı yanın usulüne uygun tutulmuş ve lehine delil teşkil eden ticari defter ve dayanak kayıtlarının incelenmesi neticesi düzenlenen raporlarda davacı acentenin davalıdan alacağının bulunmadığının tespit edildiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.

Dava, acentelik sözleşmesinden doğan alacağın tahsili istemine dair olup, mahkemece acentelik sözleşmesinin 24. 25. ve 27. maddeleri gereğince yazılı şekilde davanın reddine karar verilmiştir. Davacı vekili, dava dilekçesinde, davalı tarafça acentelik sözleşmesinin hiçbir gerekçe gösterilmeden ve uyarı ve ihtar gönderilmeden haksız olarak feshedildiğini ileri sürerek, sözleşmenin feshinden sonraki dönemde devam eden poliçelerin dönüşüm komisyon bedellerinin, 5684 Sayılı Kanun’un 23. maddesinin 15.-16. fıkraları uyarınca tazminatın ve teminat mektubunun haksız yere nakde çevrilerek irat kaydedilmesi sebebiyle uğradığı zararın ödenmesi yönünde 3 ayrı talepte bulunmuştur.

Mahkemece, her nekadar taraflar arasındaki sözleşmenin 24. maddesi uyarınca davalı yanın sözleşmeyi tek taraflı olarak feshetme yetkisi bulunduğuna ve 25. maddesi uyarınca sözleşmenin feshi halinde acentenin sigorta şirketinden herhangi bir hak ve tazminat talep edemeyeceğine kanaat getirilmiş ise de; 6102 Sayılı TTK 121. maddesinin 1. fıkra hükmüne göre, belirsiz bir süre için yapılmış olan acentelik sözleşmesini, taraflardan her biri üç ay önceden ihbarda bulunmak şartıyla feshedebilir. Sözleşme belirli bir süre için yapılmış olsa bile haklı sebeplerden dolayı her zaman fesih olunabilir. Yine aynı Yasa maddesinin 4. fıkra hükmüne göre de, haklı bir sebep olmadan veya üç aylık ihbar süresine uymaksızın sözleşmeyi fesheden taraf, başlanmış işlerin tamamlanmaması sebebiyle diğer tarafın uğradığı zararı tazmin etmek zorundadır. 6102 Sayılı TTK denkleştirme istemi başlıklı 122. maddesine göre de, sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra; müvekkil, acentenin bulduğu yeni müşteriler sayesinde, sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra da önemli menfaatler elde ediyorsa, acente müvekkilden uygun bir tazminat isteyebilir.

O halde, mahkemece, taraflar arasındaki acentelik sözleşmesinin süresi, koşulları ve içeriği değerlendirilerek sözleşmenin davalı tarafça haklı sebeplerle feshedilip edilmediğinin tespiti ile sonrasında davacının dava dilekçesinde yer alan taleplerinin ayrı ayrı inceleme konusu yapılarak, 5684 Sayılı Kanun’un 23. maddesinin 15.-16. fıkraları ve TTK 122/a. bendi kapsamındaki tazminat taleplerinin değerlendirilmesi gerektiği gibi teminat mektubunun da hangi gerekçeyle nakde çevrildiği ve davacının bu durumda ne gibi bir zararının doğduğu hususunun da davacı taraf yetkilisine isticvap suretiyle açıklattırılması gerekir. Ayrıca, davacının aracılık ettiği poliçelerle ilgili prim tahsilat yetkisi bulunup bulunmadığı, hangi şartlarda komisyon alacağına hak kazanağı ve komisyon alacağını nasıl tahsil ettiği hususunun da acentelik sözleşmesi hükümleri çerçevesinde değerlendirilmesi gerekir. Bununla birlikte, davacı ile davadışı …. arasında da başka bir acentelik sözleşmesi bulunduğu ve bu sözleşmenin de feshedilmiş olduğu davalı tarafça ifade edilmiş ve bilirkişi raporlarında da davalı tarafla birlikte davadışı ..in de alacaklarına dair inceleme ve değerlendirme yapılmış ise de, ..e davalı … Sigortası A.Ş’nin ayrı tüzel kişiliklere sahip olup hak ve borçlarının ayrı olduğu, işbu davada yalnızca davacı ile davalı … Sigortası A.Ş. arasındaki acentelik sözleşmesinin içeriği, feshi ve tarafların hak ve alacaklarının değerlendirilmesi gerektiği gözetilmeksizin, yetersiz bilirkişi raporuna itibar edilerek eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucunda davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan sebeplerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün davacı yararına BOZULMASINA, ödediği peşin temyiz harcının istemi halinde temyiz edene iadesine, 21.02.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

11. HUKUK DAİRESİ

E. 2016/8920

K. 2017/7468

T. 20.12.2017

DAVA : Taraflar arasında görülen davada İzmir Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 19/11/2015 tarih ve 2014/944-2015/884 Sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

KARAR : Davacı vekili, müvekkili ile davalı arasında 19/09/2011 tarihinde yetkili acentelik sözleşmesi imzalandığını, davalı sigorta şirketi adına aracılık faaliyeti yaptığını, davalı şirketin hiçbir gerekçe göstermeden 17/10/2012 tarihli ihtarname ile acentelik sözleşmesinin 23. maddesine istinaden 3 aylık süre sonunda sözleşmenin feshedileceğini bildirildiğini, 27/03/2013 tarihli ihtarname ile de sözleşmenin feshedildiğinin bildirildiğini, müvekkilinin yüksek montanlı çalışan acente olduğunu, fesih tarihine kadar tüm cari hesap ödemelerini eksiksiz yerine getirdiğini, davalı sigorta şirketinin müvekkilinin müşteri çevresiyle menfaat elde etmeye devam edeceğini, davalı şirketin müvekkili acente ile elde ettiği menfaatler için hakkaniyete uygun portföy tazminatı ödemesi gerektiğini ileri sürerek fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla sözleşmenin sebep gösterilmeksizin tek taraflı fesih edilmesi sebebiyle şimdilik 10.000,00-TL denkleştirme tazminatının ticari faizi ile tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, davacının denkleştirme tazminatı isteyebilmesi için müvekkilinin önemli menfaatler elde etmesi gerektiğini, müvekkilinin ne tür menfaatler elde ettiği konusunda bir delil sunulmadığını, iddiasının soyut ve mesnetsiz olduğunu, taraflar arasındaki belirsiz süreli sözleşmenin üç ay önceden ihtarla feshedildiğini, fesih hakkının acenteye de tanındığını savunarak davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, iddia, savunma, tüm dosya kapsamına göre, üç aylık ihbar süresine uyulmak suretiyle sözleşmenin feshedildiği, davalı sigorta şirketinin TTK.121/4 hükmü uyarınca tazmin yükümlüğü olmadığı, davacı tarafın uyuşmazlık konusu dönemlere dair ticari defterlerini ibraz etmekten kaçındığı, davacı tarafın portföy tazminatı, denkleştirme tazminatı talep koşullarının gerçekleştiğini ispatlayamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.

Dava, taraflar arasında düzenlenen sigorta acenteliği sözleşmesinin feshedilmesi sebebiyle denkleştirme tazminatının tahsili istemine ilişkindir. Mahkemece, davacı tarafın ticari defterlerini ibraz etmekten kaçındığı, mevcut delillere göre tazminat talep edebilme koşullarının gerçekleştiğini ispatlayamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 122. maddesinde “Sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra; a ) Müvekkil, acentenin bulduğu yeni müşteriler sayesinde, sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra da önemli menfaatler elde ediyorsa, b ) Acente, sözleşme ilişkisinin sona ermesinin sonucu olarak, onun tarafından işletmeye kazandırılmış müşterilerle yapılmış veya kısa bir süre içinde yapılacak olan işler dolayısıyla sözleşme ilişkisi devam etmiş olsaydı elde edeceği ücret isteme hakkını kaybediyorsa ve c ) Somut olayın özellik ve şartları değerlendirildiğinde, ödenmesi hakkaniyete uygun düşüyorsa, acente müvekkilden uygun bir tazminat isteyebilir.” hükmü düzenlenmiş olup, denkleştirme tazminatı talep koşulları belirlenmiştir. Ayrıca, fesih tarihi itibariyle yürürlükte bulunan ve uyuşmazlığa uygulanması gereken 5684 Sayılı Sigorta Kanunu’nun 23/16. maddesi uyarınca sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra sigorta şirketi sigorta acentesinin faaliyeti sonucu önemli menfaatler elde ediyor ve hakkaniyet gerektiriyorsa, sigorta acentesinin sigorta şirketinden tazminat talep edebileceği düzenlenmiştir.

Somut olayda davacı defterlerini ibraz edememiş, davalının defterlerinde inceleme yapılmasını istemiştir. Davalının defterleri incelenmek suretiyle alınan bilirkişi raporunda dosyada bulunan belgelerle sınırlı olarak davacı acentenin denkleştirme tazminatı talep şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediğinin tespit edilmesinin mümkün olmadığı belirtilmiştir. Ancak davalının defterleri üzerinde inceleme yapılarak davacının ne kadar poliçe ürettiği hususunun tespit edilmesi mümkün olmasına rağmen alınan bilirkişi raporunda davacı acentenin, davalı adına ne tür poliçeler düzenlediği, bu poliçelerin süreleri, davacının acentenin faaliyetleri sebebiyle ne gibi önemli menfaatler elde edeceği ve hakkaniyet ilkesi gereği denkleştirme tazminatı verilmesinin gerekip gerekmediği hususları tartışılmamıştır. Buna göre yetersiz bilirkişi raporuna göre eksik incelemeye dayalı hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın davacı yararına bozulması gerekmiştir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan sebeplerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği peşin temyiz harcının istemi halinde temyiz edene iadesine, 20.12.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

11. HUKUK DAİRESİ

E. 2016/12745

K. 2017/4954

T. 3.10.2017

DAVA : Taraflar arasında görülen davada … 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce bozmaya uyularak verilen 10/02/2016 tarih ve 2015/94-2016/273 Sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 03/10/2017 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davacı vekili Av. … dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

KARAR : Davacı vekili, müvekkili ile davalı şirket arasında 26.11.2008 tarihli acentelik sözleşmesi akdedildiğini, davalı şirket tarafından 06.06.2011 tarihli yazı ile 2011 Nisan ayı itibari ile yapılan kontrollerde oto sorumluluk branşındaki hasar prim oranının %105 gibi yüksek bir seviyeye ulaştığı, oto sorumluluk branşında şu anda %17 olan acente komisyonunun 07.06.2011 gününden başlayarak %5 olarak değiştirileceğinin bildirilerek komisyon oranının haksız olarak düşürüldüğünü, müvekkili şirket tarafından poliçesi düzenlenen araçların kaza yapmasında kusurunun bulunmadığını, davalı şirketin bu şekilde hareket etmesinin yerinde olmadığını, müvekkili şirketin komisyon oranının %70 düşürülmesine rağmen faaliyetlerine devam ettiğini, daha sonra davalı şirket tarafından … 5. Noterliğinin 14 Aralık 2011 tarihli ihtarı ile fesihname ve azilname düzenlendiğini, hiçbir gerekçe gösterilmeden acentelik sözleşmesinin feshedildiğini, 5684 Sayılı Sigortacılık Kanununun 23/16 maddesi gereğince denkleştirme işleminin sağlanması ve müvekkili şirketin mağduriyetinin giderilmesi gerektiğini ileri sürerek fazlaya dair hakları saklı kalmak üzere davalı şirketlerin müvekkili şirkete 50.000 TL denkleştirme tazminatı ödemesine karar verilmesini talep ve dava etmiş, 30.01.2013 tarihli dilekçesi ile toplam 241.076 TL tazminatın faizi ile tahsilini istemiştir.

Davalı vekili, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

Mahkemece, iddia, savunma, bozma ilamı ve tüm dosya kapsamına göre, davacı acentenin acentelik sözleşmesinin haksız olarak feshi sebebiyle tazminat talep etme hakkının doğduğu, tazminat miktarının davalı … şirketinin acentenin portföyü sayesinde elde ettiği menfaat miktarı olması gerektiği, acentelik sözleşmesi feshedilmeseydi davacının acenteliğinin 2 yıl daha devam edebileceği, davalının birinci yıl 642.392,04 TL, ikinci yıl 481.794,03 TL menfaat elde edebileceği, TTK 122/2. maddesine göre davacı acentenin talep edebileceği tazminat miktarının üst sınırının 241.076,30 TL olduğu gerekçesiyle, davanın kabulüyle 241.076,00 TL tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmiştir.

Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.

Dava, taraflar arasında düzenlenen sigorta acenteliği sözleşmesinin haksız feshedildiği iddiasına dayalı, portföy tazminatının tahsili istemine ilişkindir. Mahkemece, bilirkişi raporuna itibar edilerek yazılı şekilde davacı lehine portföy tazminatına hükmedilmiştir. Ancak, hükme temel alınan bilirkişi raporu bozma ilamına uygun olmayıp karar vermeye de elverişli değildir.

Genel olarak portföy tazminatı, acentelik sözleşmesi sona erdikten sonra, bu ilişki devamı boyunca acentenin kişisel gayretiyle yarattığı müşteri çevresinden akidinin halen yararlanması, acentenin ise yararlanmaması sebebiyle uğradığı kaybın karşılığıdır. Somut olaydan sonra yargılama sırasında yürürlüğe giren 6102 Sayılı TTK’nın 122. maddesinde açıkça “denkleştirme istemi” olarak tanımlanan, doktrinde de “müşteri tazminatı”, “portföy tazminatı”, “portföy akçesi” olarak da ifade edilen bu tür tazminat, mülga 6762 Sayılı TTK’nın sigorta hükümlerinde açıkça düzenlenmemiştir. Ancak, anılan Kanun’un 134. maddesinde muhik bir sebep olmadan ve üç aylık ihbar müddetine riayet etmeksizin akdi fesheden tarafın, başlanmış işlerin tamamlanmaması yüzünden diğer tarafın uğradığı zararı tazmine mecbur olduğu, müvekkilin veya acentenin iflas veya ölümü yahut hacir altına alınması sebebiyle acentelik mukavelesi sona ererse, işlerin tamamen görülmesi halinde acenteye verilmesi gereken ücret miktarına nispetle tayin olunacak münasip bir tazminatın acenteye yahut yukarıdaki hallere göre onun yerine geçenlere verileceği hükme bağlanmıştır. Fesihten sonraki tazminat alacağı bu şekilde belirlenmiştir. Ayrıca, fesih tarihi itibariyle yürürlükte bulunan ve uyuşmazlığa uygulanması gereken 5684 Sayılı Sigorta Kanunu’nun 23/16. maddesi uyarınca sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra sigorta şirketi sigorta acentesinin portföyü sayesinde önemli menfaatler elde ediyor ve hakkaniyet gerektiriyorsa, sigorta acentesi, sigorta şirketinden tazminat talep edebilecektir.

Somut olayda hesaplama yapılırken, davacı acentenin, davalı adına ne tür poliçeler düzenlediği, bu poliçelerin süreleri, davalının acentenin portföyünden ne gibi önemli menfaatler elde edeceği ve hakkaniyet ilkesi gereği portföy tazminatı verilmesinin gerekip gerekmediği hususları tartışılmamıştır. Bu durum karşısında, taraf delilleri de nazara alınarak portföy tazminatı isteminin açıklanan şekilde değerlendirilmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde fesihten sonraki üç aylık dönem baz alınarak iki yıl için davalı … şirketinin elde edilebileceği komisyon alacağına göre hesap yapan bilirkişi raporuna dayalı hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın davalı yararına bozulması gerekmiştir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan sebeplerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle kararın davalı yararına BOZULMASINA, ödediği peşin temyiz harcının istemi halinde temyiz edene iadesine, 03/10/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

11. HUKUK DAİRESİ

E. 2016/2170

K. 2017/2780

T. 10.5.2017

DAVA : Taraflar arasında görülen davadverilen 01.06.2015 tarih ve 2014/910-2015/313 Sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

KARAR : Davacı vekili, davacı şirket ile davalılararasında, 09.03.2007 tarihinde bir “acentelik sözleşmesi” tesis edildiğini, sözleşmeye göre davacının, davalının sözleşme yapmaya, poliçe düzenlemeye, prim tahsiline ve bu hususlarda, gerekli tüm işlemleri yapmaya, süre sınırlandırması yapılmaksızın, tam yetkili kılınmış acentesi olduğunu, akdettiği mukaveleler doğrultusunda, her türlü ihbar, ihtar ve protesto gibi hakkı koruyan beyan ve belgeleri işleme koymaya, aynı zamanda bu sözleşmelerden doğabilecek ihtilaflara istinaden kendisi veya acentesi olduğu davalı namına, ilgili davaları açmaya yetkili kılındığını, davacının söz konusu acentelik sözleşmesi ve kurumsal misyonu gereğince faaliyetlerini eksiksiz bir şekilde ifa ettiğini, davalıların; Mayıs 2009 tarihinde acentelik yetkisinin kaldırıldığının önce şifahen bildirdiğini, bu aşamadan, sözleşmenin feshinin bildirildiği tarihe kadar davacı şirketin acentelik faaliyetlerinde bulunmasının da ekran kapatma yoluyla engellendiğini, davacının hiçbir kusuru olmaksızın acentelik sözleşmesinin hukuka aykırı olarak feshedildiğini, davacının uğradığı zararlara dair olarak, her iki davalıdan ayrı ayrı alınmak üzere, şimdilik 10.000,00 TL, şimdilik 10.000,00 TL olmak üzere 20.000,00 TL “denkleştirme ( portföv ) tazminatının” ticari reeskont faizi ile birlikte fesih tarihinden itibaren davalılardan ayrı ayrı tahsili, fesih ihbar sürelerine uyulmaksızın ve haksız olarak sözleşmeyi feshettiklerinden dolayı uğranılan zarar için.’den şimdilik 10.000.00 TL, şimdilik 10.000,00 TL olmak üzere 20,000,00 TL maddi tazminatın ticari reeskont faizi ile birlikte fesih tarihinden itibaren davalılardan ayrı ayrı tahsiline, haksız fesih ile sarsılan ticari itibar için şimdilik 25.000.00 TL, şimdilik 25,000,00 TL olmak üzere 50,000,00 TL manevi tazminatın ticari reeskont faizi ile birlikte fesih tarihinden itibaren her iki davalıdan ayrı ayrı tahsiline karar verilmesini istemiştir.

Davalılar vekili, taraflar arasında TTK 102. vd. maddeleri gereğince akdedilmiş bir acentelik sözleşmesinin bulunduğunu, davacı acentenin sağlayıcı olan müvekkili ile arasında akdedilen ve sürekli borç ilişkisi doğuran sözleşme ( acentelik sözleşmesi ) uyarınca belli bölge içinde daimi surette ticari işletmeyi ilgilendiren sözleşmelerin 3. şahıslar arasında kurulmasında aracılık ettiğini ve bu sözleşmeleri müvekkili adına yaptığını, bu sebeple davacı ile davalı şirketlerin aralarında bu ilişkinin yürütülmesi için 09.03.2007 tarihli imzaladıklarını, sözleşmenin devamı sırasında davacının, davalı şirketlerin sözleşme gereğince yerine getirilmesi gereken hususlara aykırı davranış ve edimlerini yerine getirmemesi nedeni ile gerek sözlü, gerekse yazılı uyarılara uymaması sonucunda Beyoğlu 5. Noterliği’nin 27.08.2009 tarih yevmiye numaralı ihtarnamesi ile acentelik sözleşmesinin haklı sebeple feshedildiğini ve vekaletten azledildiğini savunarak davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, davacı ile davalılar arasında 09/03/2007 tarihinde acentelik sözleşmesi tesis edildiği, davacı tarafın davalıların acenteliğini 27/08/2009 tarihindeki fesih bildirim süresine kadar sürdürdüğü, davacının faaliyetleri sırasında davalının onayını almadan aynı zamanda başka firmaların acenteliğini yaptığı hususunda da taraflar arasında itilaf bulunmadığı bu haliyle çözülmesi gereken hukuki sorunun davalı tarafın sözleşmeyi feshetmesinin haklı sebebe dayanıp dayanmadığı hususuna ilişkin, olduğu davalı tarafın davacının tahsil ettiği primleri ödemesi gereken tarihlerde ödemediğini bu sebeple fesih bildirimin haklı nedene dayandığını iddia ettiği, bilirkişi raporuyla yapılan incelemede davalı tarafın bu iddiasının somut bir belgeye dayanmadığı, aynı zamanda davalı tarafın sözleşmenin feshedilmesinde davacı firmanın başka bir firmanın acenteliğini yapması hususunu haklı sebebe gerekçe gösterdiği, ancak davalı tarafın sözleşmeyi yaptığı sırada ve fesih ihbar süresine kadar davacının bu eylemine herhangi bir itirazda bulunmadığı bu haliyle aracılık faaliyetini zımni olarak kabul ettiği, fesih ihbarnamesinde de fesih gerekçesi olarak başka bir firmanın acenteliğinin üstlenilmesi hususunun gösterilmediği bu haliyle davalı tarafın acentelik sözleşmesine haksız olarak feshettiği yönünde mahkemece kesin kanaat hasıl olduğu, taraflar arasındaki sözleşmenin davalı tarafından ihbar süresine uyulmadan feshedilmesinin haksız olduğu, davacının müspet ve menfi zararının tazmin edilmesinin gerektiği portföy zararının maddi zarar kapsamında değerlendirilebileceği, bu zararın son 2 yılda elde edilen kazancın yıllık ortalamasının tavan olarak hesaplanması gerektiği, bu haliyle bilirkişi raporundaki hesaplamanın yerinde olduğu anlaşılmakla davacı tarafın portföy tazminat talebinin dava ve ıslah dilekçesi doğrultusunda kabulüyle 64.428 TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek değişen oranlarda avans faizi ile davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, her ne kadar davacı taraf sözleşmenin feshedilmesi sebebiyle şirketin ticari itibarının zedelendiği gerekçesiyle manevi tazminat talebinde bulunmuş ise de bu hususu kanıtlanamadığından bu konudaki talebinin reddine, davacı tarafın fesih ihbar sürelerine uyulmaksızın sözleşmenin feshedilmesinden dolayı ayrıca maddi zararının bulunduğu ispat edilemediğinden maddi tazminat talebinin reddine karar verilmiştir.

Kararı davalı vekili temyiz etmiştir.

Dava, sigorta acentelik sözleşmesinin haksız feshine dayalı denkleştirme ( portföy ) tazminatı istemine ilişkindir.

102/ son da saklı tutulan düzenlemeler arasında sigorta acenteleri ile ilgili olarak 6102 Sayılı Sigortacılık Kanunu yer alırözel kanun-genel kanun ilişkisi dikkate alındığında, acenteye dair hükümler sigorta acenteleri hakkında öncelikle uygulanacaktır. 23/ son hükmü, “Türk Ticaret Kanunu’nun acentelere dair hükümleri sigorta acenteleri hakkında da uygulanır” şeklindedir ( ayni yönde TTK m. 120/3 ). Kısaca, sigorta acenteleri bakımından öncelikle uygulanacak kanun Sigortacılık Kanunu’dur. Bu durum karşısında, genel olarak Türk Ticaret Kanunu m. 122 uyarınca acentenin denkleştirme tazminatı talep edilebilmesi için aranan koşullar; sözleşmenin sona ermesi, yeni müşteriler sayesinde, sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra da “önemli menfaatler” elde edilmesi, acentenin ücret kaybına uğraması, denkleştirme ödenmesinin hakkaniyete uygun olmasıdır. Ancak Sigortacılık Kanunu’nda acentenin ücret kaybına uğraması koşulu yer almamaktadır. Sigortacılık Kanunu’nda denleştirme için aranan kıstaslar, müvekkilinin menfaati ve hakkaniyetttir. Denkleştirme talebi için kanunun aradığı şartlar kümülatiftir. Bu bağlamda, öncelikle yeni müşteri çevresinin yaratıldığını, var olan müşterilerle ilişkinin geliştirilip genişletildiğini ve bu müşteriler sebebiyle müvekkilinin önemli menfaatler elde ettiğini ispat yükü acente üzerindedir. Buna mukabil müvekkil, denkleştirme talebinin hakkaniyete uygun olmadığını veya bedelin indirilmesi gerektiğini ispat yükü altındadır

Bu durumda, yukarda belirlenen denkleştirme ( portföy ) tazminatı talep koşulları ile ispat kuralları gözönüne alınarak, somut olay değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile karar verilmesi doğru olmamış bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan sebeplerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle kararın davalı yararına BOZULMASINA, ödediği peşin temyiz harcının istemi halinde temyiz eden davalı …Ş’ye iadesine, 10.05.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

11. HUKUK DAİRESİ

E. 2016/3679

K. 2017/2275

T. 19.4.2017

DAVA : Taraflar arasında görülen davada … … 6. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 25/11/2015 tarih ve 2013/623-2015/964 Sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 18.04.2017 günü hazır bulunan davacı vekili Av. … ile davalı şirket temsilcisi Şerafettin Karahan ile davalı şirket vekili Av. … dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

KARAR : Davacı vekili, tekstil alanında aracılık ve danışmanlık hizmetleri veren davacının tekstil alanında imalatçı olarak faaliyet gösteren davalı şirketi merkezi …’da bulunan … bünyesindeki … şirketi ile bir araya getirerek aralarında 2008 yılında başlayan ticari ilişkiyi kurduğunu, davacının davalı ile adı geçen … dışındaki şirket ile akitlerine aracılık eden tek yetkili kişi konumunda bulunduğunu, davalı şirket ile … arasında davacı şirket aracılığı ile başlayıp yıllardır süre gelen bu ticari ilişkide davacının tarafları bir araya getirmekten öte sözleşme kurulduktan sonra da davalı şirket adına sözleşmenin ifasına aracılık ettiğini, buna mukabil müvekkilinin gerçekleşen her sipariş için davalı şirketten %8 oranında ücrete hak kazandığını, 2008 yılı Mayıs ayından beri davalı şirketin …/… bölgesindeki ticaretinin yalnızca müvekkili şirket aracılığı ile sürdüğünü, davalının bu ticareti sayesinde 7.050.000 Euro’ya ulaşan ihracaat yaptığını, davalıya verilen aracılık hizmetinin müvekkili şirketin de cirosunun büyük bir kısmını oluşturduğunu, ancak davalı şirketin sözleşmeyi haksız feshi sonucunda davacının işlerinin durma noktasına geldiğini, tüm personelini işten çıkararak ofisini kapatmak zorunda kaldığını, davalı şirket ve müşteri ile 10.10.2012 tarihinde 2013 ilkbahar -yaz sezonu kolleksiyonu üzerinde yapılan toplantıdan sonra bu husustaki özetin davalı ve müşteriye gönderildiğini, siparişlerin alınması için kolleksiyon üzerinde çalışmaya başlandığını, davalı şirketin sözleşmeyi Kasım ayı sonu itibariyle feshettiğini bildirdiğini, feshin haklı sebep olmaksızın ve ihbar süresine uymaksızın yapıldığını ileri sürerek, fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydı ile 343.000 TL denkleştirme tazminatı ile davacı şirketin haksız ve ihbar süresi tanınmadan yapılan fesih sebebiyle başladığı işi bitirememesinden dolayı 2013 ilkbahar-yaz sezonu kolleksiyonu kazancından mahrum kalmasından dolayı uğradığı zararın tazmini olarak 200.000 TL olmak üzere toplam 543.000 TL’nin 07.02.2013 tarihinden itibaren işleyecek ticari işlere uygulanan en yüksek faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, taraflar arasında yazılı bir sözleşme bulunmadığını, davacının … şirketi ile ticari ilişki kurulmasında hiç bir katkısının olmadığını, davacının … ile davalı şirket arasındaki ticari ilişkiye sonradan dahil olduğunu ve aralarındaki iletişimi sağlama dışında bir sorumluluğunun olmadığını, davacının bu güne kadar hak ettiği ve önceden kararlaştırılmış alacaklarının tamamını tahsil ettiğini, hiç bir alacağının kalmadığını, ayrıca 2013/ilkbahar-yaz kolleksiyonuna dair olarak … firması ile anlaşma sağlanamadığını, davacının zararının olmadığını, denkleştirme tazminatının da hukuki gerekçesinin bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre; davacının davalının acentası olduğu, taraflar arasındaki sözleşmenin 05.11.2012 tarihinde davalı tarafından haksız feshedilmesinden dolayı davacının denkleştirme tazminatı isteminde bulunabileceği, davacının fesih tarihi itibariyle aracılıkta bulunduğu 2013 yılı ilk bahar yaz koleksiyonu ile ilgili zarar ettiği gerekçesiyle; davanın kabulüne, 372.902,92 TL denkleştirme tazminatı, 200.000 TL haksız fesihten kaynaklanan tazminat olmak üzere toplam 572.902,92 TL tazminatın 07.02.2013 tarihinden itibaren işleyecek ticari işlere uygulanan en yüksek faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.

Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.

1- ) Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.

2- ) Dava, acentelik sözleşmesinin haksız feshi sebebiyle denkleştirme tazminatı ve fesih bildirimi sebebiyle başlanılan işin bitirilememesinden dolayı 2013 yılı ilk bahar – yaz sezonu koleksiyonu kazancından mahrum kalınması sebebiyle uğranılan zararın tazmini istemine ilişkindir.

6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 122. maddesinde “Sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra; a ) Müvekkil, acentenin bulduğu yeni müşteriler sayesinde, sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra da önemli menfaatler elde ediyorsa, b ) Acente, sözleşme ilişkisinin sona ermesinin sonucu olarak, onun tarafından işletmeye kazandırılmış müşterilerle yapılmış veya kısa bir süre içinde yapılacak olan işler dolayısıyla sözleşme ilişkisi devam etmiş olsaydı elde edeceği ücret isteme hakkını kaybediyorsa ve c ) Somut olayın özellik ve şartları değerlendirildiğinde, ödenmesi hakkaniyete uygun düşüyorsa, acente müvekkilden uygun bir tazminat isteyebilir.” hükmü düzenlenmiş olup, denkleştirme tazminatı talep koşulları belirlenmiştir. Somut olayda davacı, davalı ile … bünyesindeki … şirketi arasındaki ticari ilişkinin kurulması ve yürütülmesinde faaliyette bulunmuş olup, taraflar arasındaki ilişki sona erdikten sonra davalının menfaat elde etmediği, davalı ile … arasındaki sözleşmenin … tarafından tek taraflı feshedildiği, taraflar arasındaki ilişkinin sona ermesinden sonra davacı tarafından kazandırıldığı bildirilen … ile hiç bir sözleşme yapılmadığı savunulmuştur. Dolayısıyla denkleştirme tazminatı talep edilebilme şartlarının değerlendirilmesi açısından taraflar arasındaki ilişkinin sona ermesinden sonra davalı ile dava dışı müşterisi arasındaki sözleşme ilişkisinin fesihle sona erip ermediği, davalının adı geçen müşterisiyle devam eden ticari ilişkisi varsa elde ettiği menfaatin tespiti açısından mahkemece dosyadaki mailler nazara alınmak suretiyle davalı ticari defterleri üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken bu husus incelenmeksizin karar verilmesi doğru görülmemiştir.

Davacı vekilince, fesih bildirimi sebebiyle başlanılan işin bitirilememesinden dolayı 2013 yılı ilk bahar – yaz sezonu koleksiyonu kazancından mahrum kalınması sebebiyle uğranılan zararın tazmini de istenmiş olup, davalı ile müşterisi … arasında 2013 yılı ilk bahar kreasyonu için anlaşma sağlanmadığı, dolayısıyla bir menfaat elde edilmediği, davacının da bu suretle komisyon alacağının bulunmadığı savunulmaktadır. Dosya içerisinde bulunan davalının müşterisi olan … dışı şirket çalışanı tarafından davalı çalışanına gönderilen 22/01/2013 tarihli mailde “tarz açısından büyük bir değişiklik yapmaya karar verildiği için, davalı tarafından gönderilen numuneler arasından seçim yapılmadığı, artık ‘Fatto tarzı’nın kendilerine uymadığı, gönderilen numunelere ait bir adet kolinin yola çıktığı” ifade edilmektedir. Davalının davacı ile arasındaki sözleşmeyi feshi esnasında davacının aracılıkta bulunduğu ve hazırladığı 2013 yılı ilk bahar – yaz sezonu koleksiyonuna dair sözleşmenin fesihten sonra kurulup kurulmadığının belirlenmesi gerekmektedir. Böyle bir sözleşme davalı ile müşteri arasında kurulmuşsa ancak davacı bu sözleşmeden kaynaklanan ücret alacağını talep edebilecektir. Dolayısıyla, söz konusu mail, tanık beyanları, davalı defterleri de incelenmek suretiyle fesih döneminde hazırlıkları yapılan davacının da aracılık ettiği 2013 yılı ilk bahar – yaz sezonu koleksiyonunun hazırlanmasına dair davalı ile müşterisi arasında bir sözleşme düzenlenip düzenlenmediği, bu konuda davalının menfaat temin edip etmediği yönünde inceleme ve değerlendirme yapılmaksızın karar verilmesi de doğru olmamış, kararın davalı yararına bozulması gerekmiştir.

SONUÇ : Yukarıda ( 1 ) numaralı bentte açıklanan sebeplerle davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine, ( 2 ) numaralı bentte açıklanan sebeplerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün davalı yararına BOZULMASINA, takdir olunan 1.480,00 TL duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, ödediği peşin temyiz harcının istemi halinde temyiz edene iadesine, 19.04.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

11. HUKUK DAİRESİ

E. 2015/14094

K. 2017/2215

T. 18.4.2017

DAVA : Taraflar arasında görülen davada İstanbul 7. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 21/04/2015 tarih ve 2014/951-2015/288 Sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

KARAR : Davacı vekili, müvekkilinin davalı … şirketinin acentesi olduğunu, müvekkilinin davalı ile imzaladığı acentelik sözleşmesine uygun çalıştığını, fakat davalının tek taraflı feshi ile aralarındaki acentelik ilişkisinin sonlandığını, acentelik sözleşmesinde akdin tek taraflı olarak feshedileceği bildirilmiş ise de TTK’ye göre 3 aylık bildirim süresinin acentenin zararına düzenlendiğini, bu düzenlemenin geçersiz olduğunu ileri sürerek sözleşmenin haksız feshi sebebiyle yasada düzenlenen denkleştirme hakkı gereği yoksun kalınan kazancın tazminine ve ek performans sözleşmesi uyarınca ek komisyon bedelinin tazminine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, davacının 02.07.1999 tarihli acentelik sözleşmesi gereğince müvekkili şirketin acenteliğini yürüttüğünü, müvekkilinin tüm acentelerine uyguladığı ödeme tahsil ve şirkete yatırma politikasına davacının uymadığını, ayrıca, 2011 ile 2012 dönem sonu itibariyle davacı acentenin prim üretiminin yaklaşık % 42 oranında azaldığı tespit edildiğini, acentenin yeterli üretim performansı gösterememesi sebebiyle fesih edilmesi kararı alındığını, bu doğrultuda fesih işlemlerine başlanıldığını ve üretim azalması haklı sebep teşkil ettiğinden sözleşme uyarınca ihbara gerek kalmadan 24.08.2012 tarihinde fesih edildiğini, sözleşmenin 29. maddesinde şirketin sebep göstermeksizin ihbara gerek kalmadan sözleşmeyi feshetmesi hali düzenlendiğini, Acenteler Yönetmeliği’nin 11. maddesi uyarınca acentelerin yetkilerinin kaldırılmasında sigorta şirketlerinin yetkili kılındığını, yapılan fesih haklı nedenlere dayandığından acentenin denkleştirme talebinin de yasal bir dayanağı kalmadığını belirterek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

Mahkemece tüm dosya kapsamına göre; acentelik sözleşmesinin feshinde portföy azalmasının haklı neden olamayacağı, davalı … şirketinin bazı acentelerinin de aynı şekilde düşüş yaşamasına rağmen davalı tarafından aralarındaki ilişkinin sonlandırılmadığı, bu sebeple haklı feshin olmadığı, denkleştirme tazminatı olarak son beş yılın ortalaması üzerinden 5.369,82 TL’nin davacı acenteye ödemesi gerektiği, davacı acentenin 31/12/2011 tarihi itibariyle performans ek sözleşmesine göre 23.862,86 TL ek komisyonu primleri vadesinde davalıya ödeseydi hak kazanacağı, vadesinde ödememe konusunda; davacı tarafın miktarı tam olarak öğrenmeme, davalı tarafın ise daha önceki dönemlerde yaptığı gibi miktarı hatırlatma yükümünü ihlal ettiği, iki tarafın da kusurlu olduğu, bu sebeple davacının bu miktarın yarısını talep edebileceği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Kararı davalı vekili temyiz etmiştir.

Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davalı vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı bakiye 886,39 TL temyiz ilam harcının temyiz edenden alınmasına, 18.04.2017 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY :

Dava, sigorta acentelik sözleşmesinin haksız feshi sebebiyle denkleştirme tazminatı ile ek komisyon primlerinin tahsili istemine ilişkindir.

Taraflar arasında 06.07.1999 tarihinde bağıtlanan sigorta acentelik sözleşmesinin 24.08.2012 tarihinde davalı tarafından fesih edildiği taraflar arasında tartışmasızdır.

Acente performans ek sözleşmesinin 3/2 maddesinde “acentenin 6. ve 12. ay sonu hesaplarında, karşılık ayrılmasına neden olmayacak şekilde gereken her türlü önlemi alacağı, bu iki dönemden birisinde dahi karşılığı kaldığı takdirde, ek komisyon hesapları yapılmayacağı belirtilmektedir. Davacının bu madde koşullarını yerine getirmediği, özellikle karşılığa kalan borçlarının varlığı yanında davacının ödeyeceği miktarı ve süreyi sözleşme ve kayıtlara göre belirleme olanağının bulunduğu gözönüne alındığında, davalının kusurlu olduğunu özellikle davalının davacıyı uyarma yükümlülüğünün bulunduğunu kabul etme olanağı yoktur. Öncelikle davacının bu kısma yönelik isteminin reddi gerektiği görüşündeyim.

Davacının denkleştirme tazminatı istemine gelince; SK. m 23/16 ve TTK m 122 gözönüne alındığında, özellikle sigorta acentelerinin denkleştirme tazminatı isteminin koşulları, sözleşmenin sona ermesi, yeni müşteriler sayesinde sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra önemli menfaatler elde edilmesi, müvekkilinin menfaatı ve hakkaniyeti ile denkleştirme ödemesinin hakkaniyete uygun olması, olarak karşımıza çıkar. Ayrıca, 1. Temmuz 2012 tarihinde yürürlüğe giren TTK m 122/2’de denkleştirme tazminatının hesap yöntemide düzenlenmiştir. Bunun yanında, öncelikle yeni müşteri çevresi yaratıldığını, var olan müşterilerle ilişkinin pekiştirilip genişletildiğini ve bu müşteriler sebebiyle müvekkilinin önemli menfaatler elde ettiğini ispat yükü acente üzerindedir. Buna mukabil müvekkil denkleştirme talebinin hakkaniyete uygun olmadığını ve bedelin indirilmesi gerektiğini ispat yükü altındadır. Bu bağlamda, yukarıdaki ilkeler göz önüne alınmaksızın ve özellikle denkleştirme tazminatının hesabında, 6102 Sayılı Kanun’un yürürlük tarihinden önceki dönemin esas alınıp alınmayacağı tartışılmadan karar verilmesi doğru olmamıştır.

Tüm bu sebeplerle kararın bozulması görüşünde olduğumdan, çoğunluğun onama görüşüne katılamıyorum.

T.C.

YARGITAY

19. HUKUK DAİRESİ

E. 2016/14866

K. 2017/2604

T. 30.3.2017

DAVA : Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükmün taraf vekillerince duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davacı vekilleri Av. … ve Av. … ile davalı vekili Av. …ın gelmiş olmalarıyla duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlenildikten ve temyiz dilekçesinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR : Davacı vekili, davalı şirketin ürünlerini Türkiye tek yetkili satıcısı olarak faaliyette bulunan müvekkilinin… ürünlerini tanıtmak, talep yaratmak ve sonrasında ise talebi artırmak ve talebin devamlılığını sağlamak için birçok çalışmada bulunduğunu, büyük efor ve gayret sarfettiğini, reklam ve tanıtım faaliyetlerinde bulunduğunu, ürünlerin satış noktalarını, kanallarını ve servis ağlarını artırdığını, yüksek meblağda istihdam, pazarlama, tanıtım ve satış yatırımları gerçekleştirdiğini, müvekkili şirketin tüm çalışma, gayret ve yatırımları doğrultusunda davalı şirketin… markasının tanınan, tercih edilen, ve kullanılan bir marka haline geldiğini, son 4-6 senelik süreçte davacı şirketin ciro ve karının artmaya başladığını, ancak, davalı şirketin 18/12/2012 tarihli fesih yazısıyla tek yetkili satıcılık anlaşmasını haksız ve hukuka aykırı olarak feshettiğini iddia ederek, yapılan tüm yatırım ve masraflar sebebiyle 100.000 TL haksız ve hukuka aykırı fesih sebebiyle uğranılan kar kaybı için 100.000 TL, portföy tazminatı olarak 400.000 TL olmak üzere şimdilik toplam 600.000 TL’nin fesih tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faizi ile birlikte davalıdan tahsili talep ve dava etmiştir.

Davacı vekili 17/11/2014 tarihli ıslah dilekçesiyle dava değerini artırarak 1.148,219,01 TL’nin avans faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini istemiştir.

Davalı vekili, taraflar arasındaki ticari ilişkiden kaynaklanan işbu tazminat davasında davalı şirketin yerleşim yeri olan … mahkemelerinin HMK’nun 6. maddesi uyarınca yetkili olup, taraflar arasındaki ihtilaflarda… Hukuku’nun uygulanacağı ve… mahkemelerinin yetkili olacağını, müvekkili şirketin Türkiye pazarına davacı şirket ile girmediğini, davacı şirket ile çalışmaya başlamadan öncede davalı şirketin Türkiye’de faaliyet gösteren uluslararası ve ulusal ölçekli müşterilerine… markalı ürünlerin doğrudan satışını yaparak Türkiye pazarında bilinen ve müşterileri olan bir şirket olduğunu, davacı şirketin tek satıcı olarak tayin edilmesi üzerine müvekkili şirketin Türkiye pazarı ile ilgili elindeki tüm bilgi ve belgeleri, müşteri listesini herhangi bir bedel talep etmeksizin davacı şirkete devrettiğini, davacı şirketin sıfırdan marka yarattığı iddiasının asılsız olup,… markasının davacı şirkete büyük değer kattığını, müvekkili şirketin pazardaki rakiplerine oranla Türkiye pazarını davacının kullanmaması, bu konuya yeterince para ve mesai harcamaması nedeniyle, taraflar arasındaki ticari ilişkinin sonlandırıldığını, müvekkili şirketin ticari ilişkinin sona ereceği 31/12/2012 tarihine kadar ticari ilişkiden kaynaklanan tüm yükümlülüklerini yerine getirdiğini, bu fesihte herhangi bir haksız ve kötüniyetten bahsetmenin mümkün olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, iddia, savunma, toplanan delillere, asıl ve ek bilirkişi raporuna göre, taraflar arasındaki sözleşmenin belirsiz süreli sözleşme niteliğinde olduğu, davaya konu belirsiz süreli tek satıcılık sözleşmesinin davalı tarafından 6 aylık fesih ihbar süresi tanınarak olağan feshinin mümkün olduğu, davaya konu sözleşmenin davalı tarafından 6 aylık feshi ihbar süresi tanınarak olağan fesih yolu ile 31/12/2010 tarihi itibariyle feshedildiği, davalı şirket tarafından tek taraflı olarak gerçekleştirilen feshin hukuka uygun ve süresinde yapılmış bir fesih olduğu, bu durumda davacının sözleşmenin haksız ve hukuka aykırı feshi sebebiyle uğradığı maddi kar kaybına dair talebinin reddi gerektiği, tek satıcının bu ticari faaliyeti kendi nam ve hesabına ve dolayısıyla her türlü riski üstlenerek yürüttüğü için bu iş dolayısıyla masrafları ve özellikle de reklam giderlerini talep edemeyeceği ancak davacı şirketin yapmış olduğu maliyetleri karşılanamayan yatırımlar için tazminat talebinin kabulü gerekecekse de davacının bu hususu sunulan belge ve delillerle ispat edemediği, davacının portföy tazminatına dair kabulü gerektiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, hüküm taraf vekillerince temyiz edilmiştir.

1- )Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına

göre davalı vekilinin uluslararası yetkiye dair temyiz itirazları ile davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.

2- )Mahkemece ıslah edilen kısım yönünden 6102 Sayılı TTK’nun 122/4. maddesinde öngörülen hak düşürücü süre gözetilmeksizin yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.

3- )Dava kısmen kabul edildiği halde davacı tarafça yapılan yargılama giderleri yönünden hüküm kurulmamış olması bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ : Yukarıda ( 1 ) numaralı bentte açıklanan sebeplerle taraf vekillerinin diğer temyiz itirazlarının reddine, ( 2 ) numaralı bentte açıklanan sebeplerle davalı yararına, ( 3 ) numaralı bentte açıklanan sebeplerle davacı yararına hükmün BOZULMASINA, vekili yargıtay duruşmasında hazır bulunan taraflar yararına takdir edilen 1.480,00 ‘er TL duruşma vekalet ücretinin birinden alınarak yek diğerine ödenmesine, peşin harcın istenmesi halinde iadesine, 30.03.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

11. HUKUK DAİRESİ

E. 2015/13042

K. 2017/1342

T. 7.3.2017

DAVA : Taraflar arasında görülen davada … 13. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 18/06/2015 tarih ve 2013/306-2015/469 Sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı ve davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

KARAR : Davacı vekili; müvekkili ile davalı arasında 01.06.2001 tarihinde acentelik sözleşmesi akdedildiğini, sözleşme gereği gibi yerine getirilmekte iken davalı tarafça …. Noterliğinin 18.09.2012 tarih ve 26645 yevmiye numaralı fesihname ve azilnamesi ile acentelik sözleşmesinin haksız ve usulsüz olarak feshedildiğini, haksız fesih sebebiyle gelir kaybına uğradığını ve portföy tazminatını hak ettiğini, haksız ve usulsüz fesih sebebiyle meydana gelen gelir kaybı için 2.500,00 TL, portföy tazminatı için 5.000,00 TL olmak üzere şimdilik toplam 7.500,00-TL’nin 01.06.2001 tarihinden itibaren işleyecek değişen oranlarda avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmişlerdir.

Davalı vekili; acentelik sözleşmesinin haklı sebeplerle feshedildiğini, sözleşmede feshin hangi hallerde yapılacağının kararlaştırıldığını, bu çerçevede sözleşmenin “…zararlı portföy…” sebebi ile feshedildiğini beyanla davanın reddini istemiştir.

Mahkemece tüm dosya kapsamına göre; taraflar arasındaki feshin olağan fesih olduğu, davacının aracılık yaptığı sözleşmelerden bir kısmının davalı acentelerince yenilendiği, bu sebeple davalının yeni müşterilerle gelir elde etmeye devam ettiği, davacının bu fesih sebebiyle bu yenilemelerden gelir elde edemediği, haklı feshin olmadığı, haklı fesih olmadığı için davacı tarafın bu sebeplerle portföy tazminatının talep edilebileceği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Kararı davalı ve davacı vekili temyiz etmiştir.

1- )Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına, keşide edilen 18.09.2012 tarihli ihtarname ile davacı acenteye verilen vekaletlerden azil suretiyle derhal fesih hakkının kullanıldığı, taraflar arasındaki acentelik sözleşmesinin 25. maddesinde derhal fesih koşullarının kararlaştırıldığı ancak davalı tarafça söz konusu fesih koşullarının haklı bir nedene dayalı fesih bildirimi olduğunun kanıtlanamaması nedeniyle, işbu davada mahkemenin süreli fesihte bulunduğu ve feshin yıl sonu itibariyle gerçekleştiği, davanın açılış tarihi itibariyle hak düşürücü süre içinde açıldığına dair gerekçesi yerinde değilse de; acentelik sözleşmesinin 25. maddesine dayalı olarak keşide edilen 18.09.2012 tarihli ihtarnamenin … tebliğ belgesindeki barkod numarası itibariyle yapılan incelemede ihtarnamenin davacıya 28.09.2012 tarihinde tebliğ olunduğu, işbu davanın 27.09.2013 tarihi itibariyle hak düşürücü süre içinde açıldığının anlaşılmasına göre, davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.

2- )Dava, acentelik sözleşmesinin haksız feshinden kaynaklanan portföy tazminatı alacağıdır. Taraflar arasındaki acentelik sözleşmesinin yenilenmeyeceğine dair sözlü bildirimin yapıldığı tarihten sonra ve 18.09.2012 tarihli fesih ihbarının yapıldığı tarihe kadar geçen sürede davacı acentenin portföyündeki sigorta poliçelerini dava dışı sigorta şirketlerine yönlendirdiği mahkemenin de kabulündedir. 6102 Sayılı TTK’nın 122/1-a maddesi uyarınca sözleşme ilişkisinin sonlanmasından sonra da davalı şirket önemli menfaatler elde ediyorsa davacı acente uygun bir denkleştirme tazminatı isteyebilir. Yukarıda belirtildiği üzere davacı acentenin portföyündeki poliçelerini acentelik sözleşmesinin son bulmasından önce başka sigorta şirketlerine kaydırdığı dikkate alınarak TTK 122. maddesi uyarınca davacının denkleştirme tazminatını talep edip edemeyeceğinin tartışılmaksızın eksik incelemeyle hüküm tesisi davalı lehine bozmayı gerektirmiştir.

3- )Bozma sebep ve şekline göre davacı vekilinin temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir.

SONUÇ : Yukarıda 1 numaralı bende açıklanan nedenlerele davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, 2 numaralı bentte açıklanan sebeplerle kararın davalı lehine BOZULMASINA, 3 numaralı bentte açıklanan sebeplerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, ödedikleri peşin temyiz harcın istekleri halinde temyiz edenlere iadesine, 07/03/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

11. HUKUK DAİRESİ

E. 2015/13003

K. 2017/1215

T. 1.3.2017

DAVA : Taraflar arasında görülen davada … … 5. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 25/06/2015 tarih ve 2014/12-2015/618 Sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

KARAR : Davacı vekili; müvekkili ile davalı arasında 1987 yılından itibaren devam etmekte olan … – … – … – … – … – … – … ve … bölgesinde … ve … marka kaloriferlerin bakım hizmeti sunulması konusunda sözleşme bulunduğunu, müvekkilinin sözleşmeye duyduğu güven çerçevesinde yatırım yaptığını, ancak davalının 2007 yılından itibaren müvekkili şirketin faaliyet gösterdiği bölgede kendi çağrı merkezi sistemini kurduğunu, bu kapsamda müvekkilinin ciddi bir şekilde zarara uğradığını, 2013 yılında hiç kâr elde edemediğini, daha sonra müvekkiline sözleşmenin sona erdiğine yönelik ihtarname gönderildiğini ileri sürerek portföy tazminatı, sözleşmesel zarar ve uğradığı kâr kaybı olarak 2.000,00’er TL’den toplam 6.000,00 TL maddi, ayrıca şirket ortağı …’ın yaşadığı üzüntü sebebiyle kalp rahatsızlığı geçirdiğini, baypas ameliyatı olduğunu ileri sürerek 5.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili; davaya konu sözleşmenin standart yetkili servis sözleşmesi olduğunu, ilgili sözleşmenin mutlak bir bölgesel kısıtlama içermediğini, kurulan sistem ile müvekkili şirketin yetkili servisleri arasında rekabeti kısıtlamadığının Rekabet Kurumu’nun 06.11.2012 tarih 2012/5-75 dosya ve 12-54/1526-544 K. sayılı kararı ile açıkça belli olduğunu, “portföy tazminatı” adıyla anılan bu sebeple yeni Türk Ticaret Kanunu’nun 122. maddesine aslen yeni hukuki durum olarak değil de ilk defa kanuni düzenlemeyle denkleştirme istemi olarak isimlendirilen tazminatı da isteyemeyeceğini savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

Mahkemece; incelenen tüm dosya kapsamına göre; taraflar arasındaki sözleşmenin 15/01/2013 tarihinden sonra yenilenmediği, davalı borçlunun bu olaydan sorumlu tutulabilmesi için sözleşmenin davalının kusuru ile ihlal edilmiş olduğu hususunun ispat edilemediği gerekçesiyle davacının sözleşmesel zarar ve kâr kaybı talebinin reddine, davacının son beş yılı zararla kapattığı gerekçesiyle portföy tazminatı alacağının reddine, manevi tazminatın şartlarının oluşmadığı gerekçesiyle de manevi tazminat talebinin reddine karar verilmiştir.

Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.

1- ) Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin aşağıda yazılı bent dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.

2- ) Dava 6102 Sayılı TTK m. 122’de düzenlenen denkleştirme istemine dair olup, bu talebin kabul edilebilmesi için, maddede aranan tüm koşulların birlikte gerçekleşmesi gerekir. Denkleştirme talebinde bulunabilmek için sözleşmenin sona ermesi yeterli olup, sözleşmenin hangi sebeple sona erdiğinin bir önemi yoktur. Sözleşme; sürenin son bulması, iflas, ölüm, kısıtlama veya feshi ihbarla sona ermiş olabilir ( Sabih ARKAN, Ticari İşletme, 2015, s.228 ).

Acente, sözleşmeyi haklı bir sebep olmaksızın feshetmiş ise veya müvekkil acentenin kusuru sebebiyle sözleşmeyi haklı sebeple feshetmiş ise acente denkleştirme talebinde bulunamaz. Diğer bir anlatımla sözleşmenin sona ermesinde acentenin kusurlu bir davranışının olmaması gerekir ( Rıza Ayhan, Mehmet Özdamar, Hayrettin Çağlar, Ticari İşletme, 2016, s.546 ).

Somut olayda, davacı acentenin sözleşmenin sona ermesinde bir kusurunun olmaması sebebiyle denkleştirme talebinde bulunabileceği, istenebilecek tazminat miktarının TTK m. 122/2 uyarınca son beş yılda alınan yıllık komisyon ve varsa diğer ödemelerin ortalamasını aşmayacağı, mahkemece, gerektiğinde mevcut bilirkişi heyetinden ek rapor alınarak, bu sınırı aşmayacak şekilde, davacı tarafın tazminat isteminin değerlendirilmesi gerekirken, davacı şirketin kârlılık durumunun olmaması, diğer bir anlatımla son beş yılda zarar ettiği gerekçesiyle tazminat isteminin reddine karar verilmesi doğru görülmemiş ve hükmün bu sebeple davacı yararına bozulmasını gerektirmiştir.

SONUÇ : Yukarıda ( 1 ) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının REDDİNE, ( 2 ) numaralı bentte açıklanan sebeplerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün davacı yararına BOZULMASINA, ödediği peşin temyiz harcının istemi halinde temyiz edene iadesine, 01.03.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

19. HUKUK DAİRESİ

E. 2016/4559

K. 2016/12774

T. 29.9.2016

DAVA : Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün davalı vekilince duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davalı vekili Av. … gelmiş, diğer taraftan kimse gelmemiş olduğundan onun yokluğunda duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatın sözlü açıklaması dinlenildikten ve temyiz dilekçesinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

KARAR : Davacı vekili, davalı şirketin Fransa’da tırpan misinası ürettiğini, müvekkilinin de 1998 yılından 2008 yılına kadar davalı şirketin Türkiye’deki tek yetkili satıcılığını üstlendiğini, ancak davalı şirketin 31.12.2008 tarihi itibariyle tek yetkili satıcılık ilişkisini sona erdirdiğini bildirdiğini, davalı tarafa ülke içerisinde kazandırılan müşteri sahasından dolayı şimdilik 5.000,00 Euro portföy tazminatı talebinde bulunduklarını, ayrıca sözleşmenin feshinden sonra davalı ile yeni bir sözleşme daha yaptıklarını 10 konteyner malın müvekkiline teslim edilmesi gerekirken sadece 1 adet konteyner malın gönderildiğini, dolayısıyla müvekkilinin kar mahrumiyetinin söz konusu olduğunu, bu yönden de şimdilik 5.000,00 Euro tazminat alacaklarının olduğunu ileri sürerek, 10.000,00 Euro tazminatın faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davacı vekili 30.12.2013 tarihli ıslah dilekçesi ile portföy tazminatı taleplerini toplamda 50.000,00 Euro’ya, müspet zarar tazminatı taleplerini de toplamda 200.000,00 Euro’ya arttırdıklarını beyan etmiştir.

Davalı vekili, portföy tazminatı talebi ile müspet zarar talebinin ayrı dava konuları olup tefrik edilmeleri gerektiğini, ayrıca davacı yanın ileri sürdüğü tek satıcılık sözleşmesi ile daha sonra kurulduğu iddia edilen satış sözleşmesinin kesinlikle bulunmadığını, sadece bir adet konteynerlik mal noktasında anlaşma yapıldığını ve müvekkilinin de edimini yerine getirdiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.

Mahkemece benimsenen bilirkişi raporuyla, taraflar arasındaki hukuki ilişkinin tek satıcılık sözleşmesi niteliğinde bulunduğu ve davalı tarafın haksız feshi sebebiyle davacı tarafa tazminat ödemesi gerektiği, sonradan yapılan sözleşme sebebiyle de davacı tarafın müspet zararının bulunduğu ve bilirkişi raporuyla hesaplandığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

( 1 ) Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalı vekilinin aşağıdaki bent dışındaki yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.

( 2 ) Mahkemece bilirkişi kök raporuna itiraza istinaden alınan ek raporda yapılan hesaplama TTK’nun 122. maddesine uygun olup ek raporun hükme esas alınması gerekirken mahkemece kök rapordaki tazminat hesaplamasına göre hüküm kurulması doğru olmadığı gibi, gerek portföy tazminatı gerekse kar mahrumiyeti tazminatı taleplerine dair ihtarnamelerde 30 ve 7 günlük süreler verildiği halde temerrütün bu sürelerin sonundan itibaren başlaması gerekirken ihtarname tarihinin temerrüt tarihi olarak esas alınmasıyla temerrüt tarihinin hatalı belirlenmesi doğru görülmediğinden hükmün bu sebeplerle bozulması gerekmiştir.

SONUÇ : Yukarıda ( 1 ) numaralı bentte açıklanan sebeplerle davalı vekilinin öteki temyiz itirazlarının reddine, ( 2 ) numaralı bentte belirtilen sebeplerle hükmün BOZULMASINA, vekili Yargıtay duruşmasında hazır bulunan davalı yararına takdir olunan 1.350,00 TL duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınıp davalıya verilmesine, peşin harcın istenmesi halinde iadesine, 29/09/2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

11. HUKUK DAİRESİ

E. 2015/7834

K. 2016/3665

T. 5.4.2016

DAVA : Taraflar arasında görülen davada İstanbul 13. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 29/12/2014 tarih ve 2012/286-2014/626 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 05/04/2016 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davalılar vekili dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

KARAR : Davacı vekili, müvekkili şirket ile davalılardan … arasında kuruluş tarihinden beri fiilen tek satıcılık ilişkisi bulunduğunu, devam eden ticari bir ilişki bulunmakta iken davalı … firması 19.12.2011 tarihinde müvekkili şirketle tek satıcılık ilişkisini sonlandırdığına dair bildirimde bulunduğunu, bu bildirimin ardından Türkiye’de yeni bir şirket kurulması için faaliyete geçtiğini, yeni kurulan şirketin kurucu ortağının müvekkili şirketin eski ortağı olan … olduğunu, davalı … firmasının bu davranışları ile tek satıcılık ilişkisine ve haksız rekabet hükümlerine aykırı davranarak müvekkili şirketin müşterileri sayesinde önemli menfaatler elde ettiğini ileri sürerek davalıların haksız rekabet eylemlerinin durdurulmasına, haksız rekabet eylemleri nedeniyle oluşan zarara karşılık şimdilik 10.000 TL maddi ve 10.000 TL manevi tazminatın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, 10.000 TL portföy tazminatının haksız fesih tarihi 19/12/2011 tarihinden itibaren işleyecek ticari faiziyle birlikte davalı …’den tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalılar vekili davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davacı şirket ile davalılardan … arasında yazılı olmamakla birlikte tarafların kabulünde olduğu üzere fiili bir tek satıcılık ilişkisinin bulunduğu, bu ilişkinin 23.11.2004 tarihinde başlayıp 19.12.2011 tarihinde davalı Lanzini İtalya tarafından tek taraflı olarak sonlandırıldığı, …’ın davacı şirketteki hisselerini devrettikten 5 yıl 8 ay sonra davalı …’de kurucu olarak yer aldığı ve bu süre boyunca sır saklamış kabul edilemeyeceği gibi, TTK 55.1/b maddesinde sayılan eylemleri işlediğine dair de hiç bir somut delil gösterilemediği, sözleşmenin feshinden sonra yeni bir şirket kurulması ve davacıya ait iş yerinden yıllar evvel ayrılan ortak – çalışanın bu şirkette ortak olmasının kusurlu hareket sayılamayacağı, ayrıca davalı …’nin aldatıcı ve hüsnüniyet kaidelerine aykırı iktisadi rekabetinin bulunmadığı, özel çabalarla davacı müşterilerini elde ettiğinin sabit olmadığı, sadece iki müşteriye 9.000 TL civarında mal satışının haksız rekabetin varlığını ve davacının özel çabasıyla elde ettiği başarıdan davalı …’nin yararlandığını kabul etmek olanaklı görülmediği, tek satıcılık sözleşmesi yönünden zaten taraf olmayan …’ye husumet düşmeyeceği, TTK 122. maddeye dayalı portföy tazminatı talebi yönünden ise davacı ile davalı … arasındaki sözleşme ilişkisinin sona erdiği, sözleşmenin haklı bir neden haricinde sona erdirilmesi durumunda tek satıcıya münasip bir tazminat ödenmesi hakkaniyet gereği ise de, somut olayda sözleşmenin haksız feshedildiğinin söylenemeyeceği, sözleşmenin feshinden 6 ay sonra davalı …’nın başka bir şirketle aynı mahiyette sözleşme yapmasında yasal engel bulunmadığı gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmiştir.

Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.

1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin aşağıdaki bent dışındaki diğer temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.

2- Dava, haksız rekabete dayalı maddi ve manevi tazminat ile portföy tazminatı istemine ilişkin olup, mahkemece yukarıda yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmiştir.

Dosya kapsamında bulunan bilgi ve belgeler ışığında, davacı şirket ile davalılardan … arasında, yazılı olmamakla birlikte tarafların kabulünde olduğu üzere, fiili bir tek satıcılık ilişkisinin bulunduğu ve yine tarafların da kabulünde olduğu üzere, bu sözleşmenin davalı … tarafından feshedildiği anlaşılmaktadır. Ancak, Mahkemece, somut olayda sözleşmenin haksız feshedildiğinin söylenemeyeceği belirtilerek sözleşmenin davalı tarafından haklı nedenle feshedildiği kabul edilmiş ise de, bu sonuca nasıl ulaşıldığı gerekçeli kararda tartışılmamıştır.

Mahkeme kararında da belirlendiği üzere, portföy tazminatının amacı, acentenin veya tek satıcının sözleşme ilişkisinin sona ermesi nedeniyle müvekkiline veya yapımcı/sağlayıcıya kazandırdığı müşteri çevresini kaybetmesi nedeniyle doğan zararın, müvekkil veya yapımcı/sağlayıcının oluşturulmuş olan bu müşteri portföyünden yararlanmaya devam ederek elde ettiği kazanç ile denkleştirilmesidir. Yine mahkeme gerekçesinde TTK’nın 122. maddesine göre portföy tazminatı talebi yönünden davacı ile davalı … arasındaki sözleşme ilişkisinin sona erdiği, sözleşmenin haklı bir neden haricinde sona erdirilmesi durumunda tek satıcıya münasip bir tazminat ödenmesinin hakkaniyet gereği olduğu belirlenmiştir. Bu itibarla mahkemece, davalı tarafın sözleşmeyi haklı feshedip etmediği karar yerinde tartışılmadan, belirlenen miktarın önemli menfaat olarak kabul görmesinin olanaklı bulunmadığı gerekçesiyle davanın bu yönüyle reddi doğru bulunmamış, hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir.

SONUÇ : Yukarıda ( 1 ) nolu bentte açıklanan nedenle, davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine, ( 2 ) nolu bentte açıklanan nedenle davacı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile hükmün yukarıda yazılı nedenle davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 05.04.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

11. HUKUK DAİRESİ

E. 2015/5605

K. 2016/476

T. 19.1.2016

DAVA : Taraflar arasında görülen davada Asliye Ticaret Mahkemesi’nce bozmaya uyularak verilen 04/03/2015 tarih ve 2014/1016-2015/173 Sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 19/01/2016 günü hazır bulunan davacı vekili Av. … ile davalı vekili Av. … dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

KARAR : Davacı vekili, müvekkili ile davalı arasında 29.06.2005 tarihinde süresiz acentelik sözleşmesinin düzenlendiği, acentelik ilişkisi devam ederken davalının, müvekkilinin herhangi bir kusuru olmamasına rağmen tek taraflı olarak sözleşmeyi feshettiğini, davalının, 3 ay sonra sözleşmenin feshedileceğine dair ihbarından sonra söz konusu sürede fiilen müvekkilinin poliçe üretimini engellediği gibi müşterilere doğrudan poliçe sattığını, bu sebeple müvekkilinin elde edeceği komisyondan mahrum kaldığını, yine sözleşme uyarınca müvekkiline ödenmesi gereken ek komisyonun ödenmediğini, davalının tüm bu eylemleri sebebiyle müvekkilinin manevi zarara uğradığını ileri sürerek, şimdilik 10.000 TL portföy tazminatı, 10.000 TL komisyon kaybı, 10.000 TL ek komisyon bedeli ve 50.000 TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş, 04.03.2009 tarihli ıslah dilekçesi ile portföy tazminatı talebini 802.662,96 TL’ye, komisyon kaybı talebini ise 494.711,43 TL’ye yükseltmiştir.

Davalı vekili, taraflar arasındaki sözleşmede, taraflardan herbirinin diğer tarafa taahhütlü bir mektupla, üç ay evvelinden haber vermek şartıyla sözleşmeyi feshedebileceğinin düzenlendiğini, müvekkilinin de bu kapsamda sözleşmeyi feshettiğini, davacının sözleşme hükümleri uyarınca müvekkilinden tazminat isteyemeyeceğini, kaldı ki sözleşmenin feshinde de davacının ksurulu olduğunu, müvekkilinin davacıdan prim alacağının bulunduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.Mahkemece, iddia, savunma, uyulan bozma ilamı ve tüm dosya kapsamına göre, taraflar arasında 29 ay devam eden sözleşmenin davalı sigortacı tarafından feshedildiği, davacının fesih sebebiyle oluşan zararlarının tahsili için işbu davayı açtığı, taleplerden birinin üç aylık fesih ihbar süresi içerisinde davalıdan kaynaklanan sebeplerle davacının poliçe düzenleyememesine dayandığı, gerçekten de taraflar arasındaki yazışmalardan davacı acentenin internet linklerinin bloke olduğunun ve bu sebeple internet yoluyla poliçe düzenlenemediğinin anlaşıldığı, davacınınpoliçe düzenlemesinin davalı tarafından engellendiği kanaatine varıldığı, davacının bu sebeple toplam 494.711,43 TL komisyon gelirinden mahrum kaldığı, bunun dışında portföy tazminatı da istenildiği, acentelik ilişkisinin devam ettiği sürede davacının elde ettiği komisyon tutarı gözetilerek davacının 616.206,56 TL portföy tazminatına hak kazandığının tespit edildiği, belirlenen miktardan indirim yapılmasını gerektirecek bir davacı kusurunun ispat edilemediği, ek prim talebinin ispatlanamadığı gibi manevi tazminat koşullarının da oluşmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, 616.206,56 TL portföy tazminatı ile 494.711,43 TL komisyon alacağının faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, fazlaya dair talebin reddine karar verilmiştir.

Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.

1- )Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.

2- )Dava, acentelik sözleşmesinin feshine dayalı portföy tazminatının, ek komisyon alacağının, komisyon kaybının ve manevi tazminatın davalıdan tahsili istemine dair olup mahkemece, uyulan bozma ilamı uyarınca hüküm kurulmuşsa da bozma ilamının gerekleri tam olarak yerine getirilmemiştir. Zira mahkemece, davanın kısmen kabulüne, belirlenen portföy tazminatı ve komisyon alacağının davalıdan tahsiline, fazlaya dair talebin reddine dair verilen karar, Dairemizin 2011/13610 E., 2012/21498 K. sayılı ilamı ile mahkemece alınan ilk bilirkişi raporunda komisyon alacağının ne şekilde hesaplandığının belli olmadığı, bu raporun hüküm kurmaya ve Yargıtay denetimine elverişli bulunmadığı, esasen mahkemece de bu raporun yeterli görülmeyerek yeniden bilirkişi incelemesi yaptırıldığı ve alınan son raporda, davacının komisyon alacağına hak kazanmadığı yolunda görüş bildirildiği, davacının, davalının kusuru sebebiyle komisyon kaybından kaynaklı olarak ne miktarda zarara uğradığını kanıtlaması gerektiği, davacının söz konusu dönemde davalının anılan eyleminin olmaması halinde ne miktar poliçe düzenleyebileceğinin ve buna dayalı olarak ne kadar kâr elde edebileceğinin, davacının geçmiş dönemler itibariyle performansı da göz önünde bulundurularak hesaplattırılıp, bir kısım sigortalıların poliçe yenilemesinde davacıyı tercihten vazgeçebileceği olguları da göz önünde bulundurulmak suretiyle tespit edilmesi, mülga 818 Sayılı BK’nın 43. maddesi uyarınca bir hakkaniyet indiriminin gerekip gerekmediğinin tartışılması, portföy tazminatı yönünden ise hükme dayanak yapılan bilirkişi raporunda ikili bir hesaplama tarzı benimsenmesine karşın mahkemece neden bunlardan birine itibar edildiğinin karar yerinde gösterilmediği, davalının itirazları da gözetilerek fesihten sonra davacının ne miktar portföy tazminatı isteyebileceği hususunda yeni bir bilirkişi incelemesi yaptırılması gerekçeleriyle davalı yararına bozulmuş, bozma ilamına uyulduktan sonra alınan ve hükme esas tutulan 30.06.2014 tarihli bilirkişi raporunda da ayrıntılı ve denetime elverişli bir açıklama yapılmaksızın söz konusu üç aylık fesih ihbar süresinde davacı acentenin tek bir yeni müşteri kazanmasa ve sadece mevcut müşterilerin tecdit poliçelerini yapmış olsa dahi toplam 497.711,43 TL komisyon geliri elde edebileceği belirtilmiştir. Öncelikle bu rapor mali inceleme yönünden gerek yerel mahkemece, gerekse de Dairemizce yetersiz görülen ve bozma öncesinde alınan 28.07.2008 tarihli raporun tekrarı mahiyetinde olduğu gibi davacı tarafça üç aylık feshi ihbar süresindeki komisyon kaybı talep edilmesine rağmen yaklaşık 7 aylık süreye dair hesaplama içermektedir. Öte yandan, mahkemece uyulan bozma ilamında, bir kısım sigortalıların poliçe yenilemesinde davacıyı tercihten vazgeçebileceği gözetilerek buna göre hakkaniyet indiriminin değerlendirilmesi gerektiği açıklandığı halde hükme esas raporda bu inceleme davacının kusur durumuna göre yapılmıştır.Portföy tazminatı yönünden ise bilirkişi heyetince yargılama sırasında yürürlüğe giren 6102 Sayılı TTK’nın 122/2. maddesinde düzenlenen portföy tazminatının üst sınırı belirlenmiş, mahkemece de herhangi bir gerekçe belirtilmeksizin ve davalının portföy tazminatına yönelik itirazları gözetilmeksizin belirlenen üst sınırın davalıdan tahsiline karar verilmiş, bu talep bakımından da uyulan bozma ilamının gerekleri yerine getirilmemiştir. Bu itibarla, mahkemece uyulan bozma ilamı uyarınca inceleme ve araştırma yapılması, davacının geçmiş dönemlerdeki performansı da gözetilerek üç aylık feshi ihbar süresinde davalının kusurlu eylemi olmasaydı ne miktar poliçe düzenleyebileceğini somut olarak poliçeler de belirtilmek suretiyle gösteren denetime elverişli bir rapor alınması, belirlenen komisyon kaybından bundan sonra yukarda açıklanan biçimde hakkaniyet indiriminin gerekip gerekmediğinin değerlendirilmesi ve portföy tazminatı yönünden ise davalının itirazları da gözetilerek yapılan açıklamalar çerçevesinde yeni bir bilirkişi incelemesi yaptırılması ve oluşacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde eksik incelemeye dayalı olarak hüküm tesisi doğru olmamış, hükmün bu sebeplerle bozulması gerekmiştir.

SONUÇ : Yukarıda ( 1 ) numaralı bentte açıklanan sebeplerle davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, ( 2 ) numaralı bentte açıklanan sebeplerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün davalı yararına BOZULMASINA, takdir olunan 1.350,00 TL duruşma vekalet ücertinin davacıdan alınıp davalıya verilmesine, ödenen temyiz peşin harcın istemi halinde temyiz eden davalıya iadesine, 19.01.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi Kararı

E:2015/13042, K: 2017/1342, T:07.03.2017

DAVA: Taraflar arasında görülen davada İstanbul 13. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 18/06/2015 tarih ve 2013/306-2015/469 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı ve davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi O.U. tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

Davacı vekili; müvekkili ile davalı arasında 01.06.2001 tarihinde acentelik sözleşmesi akdedildiğini, sözleşme gereği gibi yerine getirilmekte iken davalı tarafça Ankara 18. Noterliğinin 18.09.2012 tarih ve 26645 yevmiye nolu fesihname ve azilnamesi ile acentelik sözleşmesinin haksız ve usulsüz olarak feshedildiğini, haksız fesih nedeniyle gelir kaybına uğradığını ve portföy tazminatını hak ettiğini, haksız ve usulsüz fesih sebebiyle meydana gelen gelir kaybı için 2.500,00 TL, portföy tazminatı için 5.000,00 TL olmak üzere şimdilik toplam 7.500,00-TL’nin 01.06.2001 tarihinden itibaren işleyecek değişen oranlarda avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmişlerdir.

Davalı vekili; acentelik sözleşmesinin haklı sebeplerle feshedildiğini, sözleşmede feshin hangi hallerde yapılacağının kararlaştırıldığını, bu çerçevede sözleşmenin “…zararlı portföy…” sebebi ile feshedildiğini beyanla davanın reddini talep etmiştir.

Mahkemece tüm dosya kapsamına göre; taraflar arasındaki feshin olağan fesih olduğu, davacının aracılık yaptığı sözleşmelerden bir kısmının davalı acentelerince yenilendiği, bu nedenle davalının yeni müşterilerle gelir elde etmeye devam ettiği, davacının bu fesih nedeniyle bu yenilemelerden gelir elde edemediği, haklı feshin olmadığı, haklı fesih olmadığı için davacı tarafın bu nedenlerle portföy tazminatının talep edilebileceği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Kararı davalı ve davacı vekili temyiz etmiştir.

KARAR: 1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına, keşide edilen 18.09.2012 tarihli ihtarname ile davacı acenteye verilen vekaletlerden azil suretiyle derhal fesih hakkının kullanıldığı, taraflar arasındaki acentelik sözleşmesinin 25. maddesinde derhal fesih koşullarının kararlaştırıldığı ancak davalı tarafça söz konusu fesih koşullarının haklı bir nedene dayalı fesih bildirimi olduğunun kanıtlanamaması nedeniyle, işbu davada mahkemenin süreli fesihte bulunduğu ve feshin yıl sonu itibariyle gerçekleştiği, davanın açılış tarihi itibariyle hak düşürücü süre içinde açıldığına dair gerekçesi yerinde değilse de; acentelik sözleşmesinin 25. maddesine dayalı olarak keşide edilen 18.09.2012 tarihli ihtarnamenin PTT tebliğ belgesindeki barkod numarası itibariyle yapılan incelemede ihtarnamenin davacıya 28.09.2012 tarihinde tebliğ olunduğu, işbu davanın 27.09.2013 tarihi itibariyle hak düşürücü süre içinde açıldığının anlaşılmasına göre, davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.

2-Dava, acentelik sözleşmesinin haksız feshinden kaynaklanan portföy tazminatı alacağıdır. Taraflar arasındaki acentelik sözleşmesinin yenilenmeyeceğine dair sözlü bildirimin yapıldığı tarihten sonra ve 18.09.2012 tarihli fesih ihbarının yapıldığı tarihe kadar geçen sürede davacı acentenin portföyündeki sigorta poliçelerini dava dışı sigorta şirketlerine yönlendirdiği mahkemenin de kabulündedir. 6102 sayılı TTK’nın 122/1-a maddesi uyarınca sözleşme ilişkisinin sonlanmasından sonra da davalı şirket önemli menfaatler elde ediyorsa davacı acente uygun bir denkleştirme tazminatı isteyebilir. Yukarıda belirtildiği üzere davacı acentenin portföyündeki poliçelerini acentelik sözleşmesinin son bulmasından önce başka sigorta şirketlerine kaydırdığı dikkate alınarak TTK 122. maddesi uyarınca davacının denkleştirme tazminatını talep edip edemeyeceğinin tartışılmaksızın eksik incelemeyle hüküm tesisi davalı lehine bozmayı gerektirmiştir.

3-Bozma sebep ve şekline göre davacı vekilinin temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir.

SONUÇ: Yukarıda 1 nolu bende açıklanan nedenlerele davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine,  2 nolu bentte açıklanan nedenlerle kararın davalı lehine BOZULMASINA, 3 nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, ödedikleri peşin temyiz harcın istekleri halinde temyiz edenlere iadesine, 07/03/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.