SERBEST BÖLGELERDE ÇALIŞAN İŞÇİLERDEN KESİLEN GELİR VERGİSİ KESİNTİSİ

Serbest Bölgelerde Çalışan İşçilerden Kesilen Gelir Vergisi Kesintisine İlişkin Emsal Mahkeme Kararı

T.C.
İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
29. HUKUK DAİRESİ
E. 2017/170
K. 2017/258
T. 22.2.2017
• İŞÇİ İLE İŞVEREN İLİŞKİSİNDEN KAYNAKLANAN ALACAK ( Kanunda Öngörülen Koşulların Gerçekleşmesi Halinde İşçinin Ücretinden Gelir Vergisi Kesilemeyeceği/Ücretten Kesilecek Verginin İse Mükellefinin İşçi Olduğu Kanundaki Koşulların Gerçekleşmesi Halinde Muafiyetten İşçinin Yararlanacağı – Davalı Tarafça Islah Dilekçesine Karşı Açıkça İleri Sürülmüş Bir Zamanaşımı İtirazının Bulunmadığı/Davanın Kabulüne Karar Verilmesi Gerekirken Mahkemece Reddedildiği – Davacı Vekilinin İstinaf Talebinin Kabulü Gerektiği )
• ÜCRETTEN KESİLECEK VERGİNİN MÜKELLEFİNİN İŞÇİ OLMASI ( Kanunda Öngörülen Koşulların Gerçekleşmesi Halinde İşçinin Ücretinden Gelir Vergisi Kesilemeyeceği/Davalı Tarafça Islah Dilekçesine Karşı Açıkça İleri Sürülmüş Bir Zamanaşımı İtirazının Bulunmadığı – Davanın Kabulüne Karar Verilmesi Gerekirken Mahkemece Reddedildiği/Davacı Vekilinin İstinaf Talebinin Kabulü Gerektiği )
• VERGİ İSTİSNASINDAN YARARLANILMASI ( Kanunda Öngörülen Koşulların Gerçekleşmesi Halinde İşçinin Ücretinden Gelir Vergisi Kesilemeyeceği/Ücretten Kesilecek Verginin İse Mükellefinin İşçi Olduğu Kanundaki Koşulların Gerçekleşmesi Halinde Muafiyetten İşçinin Yararlanacağı – Davalı Tarafça Islah Dilekçesine Karşı Açıkça İleri Sürülmüş Bir Zamanaşımı İtirazının Bulunmadığı/Davanın Kabulüne Karar Verilmesi Gerekirken Mahkemece Reddedildiği – Davacı Vekilinin İstinaf Talebinin Kabulü Gerektiği )
• ZAMANAŞIMI İTİRAZI ( Davalı Tarafça Islah Dilekçesine Karşı Açıkça İleri Sürülmüş Bir İtirazın Bulunmadığı – Davanın Kabulüne Karar Verilmesi Gerekirken Mahkemece Reddedildiği/Davacı Vekilinin İstinaf Talebinin Kabulü Gerektiği )
3218/m.Geç.3
ÖZET : Taraflar arasındaki uyuşmazlık 3218 S.K’nun geçici 3.maddesi uyarınca getirilen vergi istinasından işçi ve işverenden hangisinin yararlanacağı noktasında toplanmaktadır. Kanunda öngörülen koşulların gerçekleşmesi halinde işçinin ücretinden gelir vergisi kesilemeyeceği, ücretten kesilecek verginin ise mükellefinin işçi olduğu, kanundaki koşulların gerçekleşmesi halinde muafiyetten işçinin yararlanacağı kanaatine varılmıştır.Davalı tarafça ıslah dilekçesine karşı açıkça ileri sürülmüş bir zamanaşımı itirazının bulunmadığı anlaşılmaktadır. Bu durum karşısında; davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, ilk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmesinin dosya kapsamına uygun olmadığı anlaşılmıştır.Açıklanan nedenle davacı vekilinin istinaf talebinin kabulü gerekir.

DAVA : Davalı tarafın istinaf başvurusu üzerine dairemizce duruşmasız olarak yapılan inceleme sonunda;

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:

KARAR : Dava: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının, davalıya ait iş yerinde dava dilekçesinde belirtilen tarihte çalışmaya başlayarak iş akdinin iş verence dava dilekçesinde belirtilen tarihte feshedildiğini, kesilen gelir vergisi kesintilerinin davacıya ödenmediğini bu ndenle fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere 500 TL gelir vergisi kesintisinin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava ettiği anlaşılmıştır.

CEVAP : Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı şirketin 2014 ve 2015 yıllarında davalının ihracatı serbest bölgeler kanunundaki şartları gerçekleştiremediğinden teşviktin faydalanamadığını yıl bitiminde teşvik şartlarının gerçekleşmesi ile terkin işleminin yapıldığını, davaya bakmaya iş mahkemesinin görevli olmadığını, görevli mahkemenin vergi mahkemesi olduğunu, işlemin idari bir işlem olduğunu zaman aşımı itirazında bulunduklarını, davacının varsa vergi iade hakkını, davalıdan istemeyeceğini, husumet itirazlarının olduğunu, davacının net ücretinden yasa gereği kesilmesi gerekli kesintilerin iş veren tarafından ödendiğini davacının hiçbir kaybının olmadığını, davanın haksız olduğunu 2014 ve 2015 yılları için davalının vergi iadesi almadığını bu yıllar için vergi iadesi teşviki istemeyeceğini davacının kötü niyetli davranarak sebepsiz zenginleşme peşinde olduğunu ihtiyati tedbir talebinin haksız ve kötü niyetli olduğunu belirterek davaya bakmakla görevli vergi mahkemesi olduğundan mahkemenin görevsizliğine ve davanın husumet yönünden reddine karar verilmesini savunduğu anlaşılmıştır.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ : İlk derece mahkemesince”SGK ve işyeri kayıtları celp edildikten sonra oluşturulan heyet bilirkişilerinden rapor alınmış, bilirkişilerin mahkememize vermiş olduğu 18/08/2016 tarihli raporda mali incelemeler sonucunda tespit edilen ücretin net ücret olduğu konusunda bilirkişi heyetinin ortak kanaate vardığını, davacının hak kazanması halinde; gelir vergisi istisnasından doğan işçi alacak tutarının 2.712,31 TL olarak hesaplandığını belirtmiştir.

Davacı vekili, 24/08/2016 harç tarihli ıslah dilekçesinde özetle; gelir vergisi istisnasından doğan işçi alacak tutarının 2.712,31 TL olarak ıslah ettiklerini belirtmiştir.

Davacıya ait SGK sicil dosyası, işyeri özlük dosyası dosya içerisine getirtilmiştir.

Davalı vekili hukuki mütaala, ek hukuki mütaala başlıklı uzman görüşü mahiyetinde belgeler sunmuş ayrıca uyuşmazlık hakkında örnek yargı kararları sunmuştur.

Taraflar arasındaki uyuşmazlığın serbest bölgede faaliyet gösteren davalı çalışanlarının gelir vergisi alacaklarının bulunup bulunmadığı hususunda toplandığı anlaşılmıştır.

5810 Sayılı Kanunun 7. maddesi ile değiştirilen 01/01/2009 tarihinden geçerli olmak üzere yürürlüğü giren 3218 Sayılı Serbest Bölgeler Kanunun geçici 3. maddesinde bu bölgelerde üretilen ürünlerin FOB bedelinin en az %85’ini yurt dışına ihraç eden mükelleflerin istihdam ettikleri personele ödedikleri ücretlerin gelir vergisinden müstesna olduğu ve bu oranın %50’ye kadar indirmeye ve kanunu seviyesine kadar yükseltmeye Bakanlar Kurulunun yetkili olduğu ve yıllık artış tutarı bu oranın altında kalan mükelleflerden zamanın da tahsil edilmeyen vergilerini cezasız olarak gecikme zammı ile birlikte tahsil edileceği belirtilmiştir. İstisna uygulamasından yararlanan mükelleflerin yurt dışı ihracat tutarının toplam satış tutarına oranının %85 veya üzerinde gerçekleştiğinin faaliyet raporu ile tespit edilmesi halinde vergi dairesince tescil edilen verginin terkin edileceği ve öte yandan serbest bölgede üretim halinde bulunan işletmelerde çalıştırılan ve yıl içinde gelir vergisi tevkifatı yapılmış olan işçi ücretlerinin de işverenin yıl sonu itibarı ile ürettikleri ürünlerin %85’ini yurt dışına ihraç etme şartını gerçekleştirmesi halinde gelir vergisi istisnasından yararlanabileceği belirtilmektedir. Yasa hükmünde açık bir şekilde ücret gelirlerine vergi istisnası uygulanacağı, uygulamanın %85 yurt dışı satışının gerçekleşmesine bağlı olduğu ve verginin muhtasar beyannamelerde bildirim yapılacağı ancak tescil edileceği, şartın gerçekleşmesi durumunda da terkin edileceği belirtilmiştir. Söz konusu düzenlemede indirim konusu gelir vergisinin ücretlerer yansıtalamayacağı ve istisnanın işçiye ödenip ödenmeyeceği hususunda ayrıntılı bir açıklama yapılmamıştır. bu düzenleme de, belirli bir şartı yerine getiren işverenlerin istihdam ettikleri personele ödedikleri ücretlerin gelir vergisinden istisna oldugu yönünde olup bunun sonucunda aylık olarak işçi ücretlerinden kesilen vergisi tutarının ücretlerin istisna kapsamına girmesi halinde kesilen bu tutarın işverenlerde kalacağına ilişkin her hangi bir hüküm de içermemeketedir. Ayrıca 213 Sayılı “Vergi Kanununun 8. maddesinde mükellef vergi kanunlarına göre kendisine vergi borcu terettüb eden gerçek veya tüzel kişi ” vergi sorumlusu ise “verginin ödenmesi bakımından alacakları vergi dairesine karşı muhatap olan kişi” olarak tanımlanmıştır. Bu durumda belirtilen yasal düzenlemelerde gelir vergisi mükellefinin işçi ve vergi sorumlusunun da işveren olduğu açık olduğundan işçi ücretlerinden kesilen gelir vergisi tutarınının istisna kapsamında olması durumunda işçilere geri ödenmesi gerektiği düşüncesine varılmış ise de dava konusu işçi alacağı yönünden incelendiğinde davacının iş sözleşmesinin net ücret üzerinden yapıldığı dolayısıyla vergi ve sigorta tutarlarında meydana gelecek artış ve azalışların ya da ödenecek gelir vergisinin hiç olmayışının sözleşmeye göre işçiye yansıtılamayacağı, alınan bilirkişi raporunda tespit edilen ücretin net ücret olduğu konusunda bilirkişi heyetinin ortak kanaate vardığı ancak gelir vergisi istisnasının davacıya ödenmesi yönünden farklı düşünmüşlerse de mahkememizce ücretin net olduğu, yıl içinde gelir vergisi artışından etkilenmeksizin sabit bir miktar olarak davacı ücretinin ödendiğinin anlaşılması, vergi artışının davalıca karşılanmasında olduğu gibi verginin azalması veya tamamen ortadan kalktığı durumda da davalının bundan etkilenmesi gerekeceği, davalının yükümlülüğünün gelir vergisi artışından etkilenmeyen sabit ücret ödemek olduğu bu hususun davanın reddi için yeterli kabul edilmesinin dosya kapsamına uygun olduğu görülerek bu nedenle davacı işçinin vergi istisnasından dolayı bir alacağın olmadığı kanaatine varılmıştır.Tüm bu nedenlerle davacının davasının reddi yönünde hüküm kurulmuştur. ” şeklinde gerekçe oluşturulmuştur.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davacı vekili gerekçeli istinaf dilekçesinde özetle; sunulan bilgi ve belgelerin dikkate alınmaksızın davacının aleyhine davanın reddine karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, bozmayı gerektirdiğini, gerekçeli karar da; “… davalı vekili hukuki mütalaa, ek hukuki mütalaa başlıklı uzman görüşü mahiyetinde belgeler sunmuş ayrıca uyuşmazlık hakkında örnek yargı kararları sunmuştur …” dendiğini, yerel Mahkemece, bu yönde bir görüş bildirilmiş olması ve gerekçeli karar metninde dilekçe eklerinde sundukları; daha önce aynı davalı işverenliğe karşı açılmış aynı mahiyette olan, kabul gören ve Yargıtay’ca onanmış delil olarak sundukları dosyalara gerekçeli kararda dahi yer verilmediğini, dikkate alınmadığını, işbu sebep bile başlı başına bir bozma sebebi teşkil ettiğini, davacının davalı işverenlik bünyesinde brüt ücret ile istihdam edildiğini, bordrolarda açıkça tespit edilmesine ve bu konuda davalı işverenlik aleyhine tesis edilmiş, kabul görmüş ve Yargıtayca onanmış dosyalar olmasına rağmen bu hususların göz ardı edildiğini, yerel mahkemece gerekçeli kararında, dayanıksız olarak müvekkilinin “net” ücret ile istihdam edildiğinden bahisle davanın reddine karar verildiğini, bu yönde bir tespitin kabulünün mümkün olmadığını, müvekkilinin davalı işverenlik bünyesinde “brüt” ücret ile istihdam edildiğini, bir an için davacının net ücret ile istihdam edildiği varsayılsa bile; 3218 sayılı Serbest Bölgeler Kanunu’nun geçici 3. Maddesinin 2. Fıkrası, 12.11.2008 tarihli ve 5810 sayılı Serbest Bölgeler Kanunu ile Gümrük Kanunu’nda değişiklik yapılması hakkında Kanunun 7. Maddesiyle 01.01.2009 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere;

“Avrupa Birliğine tam üyeliğin gerçekleştiği tarihi içeren yılın vergilendirme döneminin sonuna kadar;

a- Serbest bölgelerde üretim faaliyetlerinde bulunan mükelleflerin bu bölgelerde imal ettikleri ürünlerin satışından elde ettikleri kazançları gelir veya kurumlar vergisinden müstesnadır. Bu istisnanın 193 sayılı gelir vergisi kanununun 94. Maddesinin birinci fıkrasının ( 6 ) numaralı bendinin ( b ) alt bendi ile 5520 sayılı kurumlar vergisi kanununun 15. Ve 30. Maddeleri uyarınca yapılacak tevkifata etkisi yoktur.

b- Bu bölgelerde, üretilen FOB bedelin en az %85’ini yurtdışına ihraç eden mükelleflerin istihdam ettikleri personele ödedikleri ücretler gelir vergisinden müstesnadır…

c- Bu bölgelerde gerçekleştirilen faaliyetlerle ilgili olarak yapılan işlemler ve düzenlemeler kağıtlar damga vergisi ve harçlardan müstesnadır…” dendiğini, davalı işverenlik aleyhine daha önce tarafınca aynı konu ile aynı mahiyette davalar açıldığını, ( Kocaeli 3. İş Mahkemesinin 2014/666……683-E. sayılı seri dosyaları ), bu davalarda yerel mahkeme taleplerini yerinde görerek hüküm kurduğunu, anılan dosyalardan 8 tanesinin ( 2014/669E., 2014/673-E., 2014/679-E., 2014/680-E., 2014/681-E., 2014/682-E., 2014/683-E. ) temyiz yolu kapalı olarak kesinleştiğini, davalı tarafça bu kararlara ilişkin Kanun Yararına Bozma yoluna başvurulduğunu, taleplerin Adalet Bakanlığı tarafından reddedildiğini, davalı tarafından temyiz edilen 10 tane dosyanın ( 2014/666E., 2014/667-E., 2014/668-E., 2014/670-E., 2014/671-E., 2014/672-E., 2014/674-E., 2014/675-E., 2014/677-E., 2014/678-E. ) Yargıtay tarafından 21.12.2015 tarihinde onanarak kesinleştiğini, işbu dosyalara davalı tarafından sunulan işçi ücret bordrolarında, ücretlerin tamamının brüt iken; aleyhlerine red kararı verilen dosyalarda bu ücretlerin nete dönüşmüş olması, davalı işverenlikçe bordrolar üzerinde değişiklik yapıldığını gösterdiğini, tüm dosyalar bakımından sunulan bordrolar imzasız olmakla, davalı işverenlikçe kolayca değiştirilebilecek mahiyette olduğunu, aynı iş kolunda, aynı vasıfla istihdam edilen işçiler bakımından ücretin değişmesinin hayatın olağan akışına uygun düşmeyeceğinin göz önünde bulundurulduğunda; kesinleşen dosyalarda ücretlerin brüt görünmesi ve red kararı verilen dosyamızda ise net olarak görünmesi bordrolar üzerinde değişiklik yapıldığını açıkça ortaya koyduğunu, dava değerlerinin düşük olması sebebiyle, davalı lehine maktu olarak 1.800,00 TL vekalet ücretine hükmedilmesinin başlı başına bir bozma sebebi olduğunu, yerel mahkeme tarafından dava değerleri gözetilmeksizin, tüm seri dosyalar bakımından davacı lehine maktu olarak 1.800,00 TL vekalet ücretine hükmedildiğini, reddedilen miktar üzerinden vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken bu yönde bir hüküm tesis edilmesinin bozma sebebi olduğunu, dava değerleri düşük olan dosyalarda, vekalet ücretinin 1.800,00 TL’ye tekabül etmeyeceğini, yerel mahkeme tarafından seri dosyaların dava değerleri göz önünde bulundurulmaksızın, dava değerleri düşük olmasına rağmen reddedilen kısım üzerinden değil de maktu olarak 1.800,00 TL vekalet ücretine hükmedilmiş olmasının kabulünün mümkün olmadığını tüm bu sebeplerle mahkeme kararının ortadan kaldırılması ve yeniden talepleri doğrultusunda davacı müvekkil lehine bir hüküm tesis edilmesini talep etmiştir.

GEREKÇE :

HMK 355. Madde düzenlenmesine göre, kamu düzenine aykırılık halleri hariç istinaf dilekçesinde belirtilen sebepler ile sınırlı olmak üzere yapılan inceleme sonunda;

Davacı vekilinin istemi gelir vergisi kesintisinin iadesine yönelik olup talep mahkemece reddedilmiştir.

Taraflar arasındaki uyuşmazlık 3218 S.K’nun geçici 3.maddesi uyarınca getirilen vergi istinasından işçi ve işverenden hangisinin yararlanacağı noktasında toplanmaktadır.

Bu konu birçok yargısal uyuşmazlığa konu edilmiş olup; Yargıtay 9.Hukuk Dairesinin 2016/35340-2016/22796 E/K sayılı kararı; “….5810 Sayılı Kanun’un 7. Maddesi ile değiştirilen ve 01.01.2009 tarihinden geçerli olmak üzere yürürlüğe giren 3218 sayılı Serbest Bölgeler Kanunu’nun geçici 3. Maddesinde bu bölgelerde üretilen ürünlerin FOB bedelinin en az %85’ini yurtdışına ihraç eden mükelleflerin istihdam ettikleri personele ödedikleri ücretlerin gelir vergisinden müstesna olduğu ve bu oranı %50’ye kadar indirmeye ve kanuni seviyesine kadar yükseltmeye Bakanlar Kurulu’nun yetkili olduğu ve yıllık satış tutarı bu oranın altında kalan mükelleflerden zamanında tahsil edilmeyen vergilerin cezasız olarak gecikme zammı ile birlikte tahsil edileceği belirtilmiştir. İstisna uygulamasından yararlanan mükelleflerin yurtdışı ihracat tutarının toplam satış tutarına oranının %85 veya üzerinde gerçekleştiğini, faaliyet raporu ile tespit edilmesi halinde vergi dairesince tescil edilen verginin terkin edileceği ve öte yandan serbest bölgede üretim faaliyetinde bulunan işletmelerde çalıştırılan ve yıl içerisinde gelir vergisi tevkifatı yapılmış olan işçilerin de işvenin yılsonu itibariyle ürettikleri ürünlerin %85’ini yurtdışına ihraç etme şartını gerçekleştirmesi halinde gelir vergisi istisnasından yararlanabileceği belirtilmiştir.

Bu yasa maddelerine dayanılarak Maliye Bakanlığı tarafından çıkarılan 1 seri nolu 3218 Sayılı Serbest Bölgeler Kanunu tebliğinde ise, işverenin gerekli koşulları yerine getirmesi halinde yıl içinde verilen muhtasar beyannameler üzerinden hesaplanan ve ödenen ücretlere ilişkin gelir vergisi tevkifat tutarları, bu tebliğ ile belirlenen koşullar ile ilgili vergi dairesi tarafından 213 sayılı kanun hükümlerine göre düzeltme işlemi yapılarak mükellefe ret ve iade edilecektir, düzenlemesi getirilmiştir.

Yasal düzenlemelere ve usule bakıldığında; serbest bölgede faaliyet gösteren üretici işverenin, işçilerin ücretlerinden gerekli gelir vergisi kesintisini yapması, bunu bağlı bulunduğu vergi dairesine beyan etmesi, beyan edilen bu verginin tecili ve işverenin yeminli mali müşaviri tarafından hazırlanan raporla kanunda aranan koşulları sağladığının tespiti halinde, bu verginin düzeltme fişi ile terkin edilmesi gerekmektedir.

Terkinle sonuçlanan bu süreçte kesinti ve terkin konusu bu gelir vergisi üzerinde, işverenin mi yoksa işçinin mi hakkının olduğu sorusu ile karşılaşılmaktadır.

213 Sayılı Vergi Usul Kanunun 8. Maddesine göre aynı zamanda vergi sorumlusu sıfatını taşıyan işveren, işçiye ödeyeceği ücretten devlete ait gelir vergisini keser ve bu kesintiyi devlete yine kendisinin verdiği bir muhtasar beyanname ile öder. Görüldüğü üzere devletle ücretli işçi arasındaki ilişkide işverenin rolü, işçiye ait ücretten kesilen verginin devlete aktarılması işindeki bir aracılıktan ibarettir. Bu ilişkide işçi gelir vergisi mükellefi, işveren ise bu verginin beyanı ve tahsili ile görevli vergi sorumlusudur. Bu ilişki çerçevesinde vergi sorumlusunun işçiden kesilen gelir vergisi üzerinde hiçbir hak sahipliği bulunmamakta, sadece kesilen bu tutarı doğru bir biçimde beyan ve vergi dairesi veznesine intikal ettirme görevi yerine getirilmektedir.

Uyuşmazlık, vergi dairesinin yaptığı herhangi bir işlemden değil, vergi dairesince işverene ret ve iadesi yapılan işçi ücretinden kesilen gelir vergisi tutarının işçiye mi işverene mi ait olduğudur. Dolayısıyla uyuşmazlığın tarafları işçi ve işverendir. Nitekim yukarıda yer verilen genel tebliğ hükümleri gereği işveren tarafından kesilen vergi tutarı YMM raporuyla işverenin teşvik kapsamında olduğunun belirlenmesine kadar yine işveren uhdesinde kalmakta, rapor olumluysa vergi dairesine hiç intikal etmeksizin düzeltme işlemiyle reddedilmektedir. YMM raporuna göre işverenin teşvik kapsamında olmadığının anlaşılması halinde ise bu tutar gecikme zammı ile beraber vergi dairesine yatırıldığından işçinin de işverene yöneltebileceği bir talep hakkı kalmamaktadır.

İstisna uygulamasından yararlanan mükelleflerin yurt dışı ihracat tutarının toplam satış tutarına oranı, %85 veya üzerinde gerçekleştiğinin YMM faaliyet raporu ile tespit edilmesi halinde, vergi dairesince tecil edilen vergi terkin edilecektir.

Öte yandan, serbest bölgede üretim faaliyetinde bulunan işletmelerde çalıştırılan ve yıl içinde gelir vergisi tevkifatı yapılmış olan işçi ücretleri de, işverenin yılsonu itibarıyla ürettikleri ürünlerin %85’ini yurt dışına ihraç etme şartını gerçekleştirmesi halinde, gelir vergisi istisnasından yararlanılabilecektir.

3218 sayılı Serbest Bölgeler Kanunu’nun lafzında dahi işçiden kesilen gelir vergisinin işverene aktarılacağı düzenlenmemişken, idari yazı ve işlemlerle böyle bir sonuca ulaşılması mümkün değildir.

Türkiye Cumhuriyeti Devletinde, vergi mevzuatına göre ücret ve benzeri alacaklar gelir vergisine tabidir. Bu nedenle, ücretin iş sözleşmesinde net olarak belirlenmesi vergi tahakkuk ettirilmeyeceği sonucunu doğurmamaktadır. Davaya konu bakanlık yazısının dayanağı, 3218 sayılı Serbest Bölgeler Kanunu’nun geçici 3. maddesi olup; bu maddede belirtilen koşulların gerçekleşmesi halinde işçinin ücretinden gelir vergisi kesilemeyeceği ortadadır. Ücretten kesilecek verginin, yukarıda ayrıntılı bir biçimde ifade edildiği üzere, mükellefi işçi olup, kanundaki koşulların gerçekleşmesi halinde muafiyetten yararlanacak olan da işçidir…” şeklindedir.

Somut olayda; yukarıda belirtilen Yargıtay ilamında belirtilen gerekçeler dairemizce de benimsenerek, 3218 sayılı Serbest Bölgeler Kanunu’nun geçici 3. Maddesinde öngörülen koşulların gerçekleşmesi halinde işçinin ücretinden gelir vergisi kesilemeyeceği, ücretten kesilecek verginin ise mükellefinin işçi olduğu, kanundaki koşulların gerçekleşmesi halinde muafiyetten de işçinin yararlanacağı kanaatine varılmıştır.Davalı tarafça ıslah dilekçesine karşı açıkça ileri sürülmüş bir zamanaşımı itirazının bulunmadığı anlaşılmaktadır. Bu durum karşısında; davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, ilk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmesinin dosya kapsamına uygun olmadığı anlaşılmıştır.

Bu nedenle davacı vekilinin istinaf talebinin kabulü ile; ilk derece mahkemesi kararının HMK’nun 353/1-b/2.bendi uyarınca kaldırılarak; davanın kabulüne karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle;

1- ) Davacı vekilinin istinaf talebinin KABULÜNE;

2- ) Kocaeli 4. İş Mahkemesi’nin 22/09/2016 tarih ve 2016/114- 2016/963 E/K sayılı kararının 6100 Sayılı HMK’nun 353/1-b/2. bendi uyarınca KALDIRILMASINA,

Davacı tarafından davalı aleyhine açılan alacak davasının KABULÜ ile;

2.712,31 TL gelir vergisi kesintisi alacağının 500,00 TL’sinin dava tarihi olan 29/01/2016 tarihinden, kalan kısmının ıslah tarihi olan 24/08/2016 tarihinden itibaren işleyecek en yüksek banka mevduat faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,

Alınması gereken 185,27 TL harçtan peşin ve ıslahta alınan 66,98- TL harcın mahsubu ile bakiye 118,29 TL harcın davalıdan tahsili ile hazineye gelir KAYDINA,

Davacı taraf kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT’ uyarınca kabul edilen kısım üzerinden hesaplanan 1.980.00 TL vekalet ücretinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,

Davacı tarafça yapılan 1,002,40 TL bilirkişi ve çeşitli posta gideri ile 209,38 TL harç olmak üzere toplam 1.211,78 TL yargılama giderinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,

Davalı tarafından yapılan yargılama giderinin kendi üzerinde bırakılmasına,

3- ) Davacının istinaf başvurusu yönünden ödediği 29,20 TL istinaf karar harcının istek halinde davacıya iadesine,

4- ) Taraflarca yatırılıp kullanılmayan gider avansı var ise mahkemesince ilgili tarafa iadesine,

Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, 6763 S.K ile değişik 5521 S.K’nun 8/3. maddesi uyarınca miktar itibarıyle KESİN olmak üzere, 22.02.2017 tarihinde kesin olarak oy birliği ile karar verildi.