REKABET YASAĞININ İŞÇİNİN İKTİSADEN MAHVINA SEBEP OLMASI

T.C.
YARGITAY
11. HUKUK DAİRESİ
E. 2016/2751
K. 2017/1589
T. 16.3.2017

DAVA : Taraflar arasında görülen davada … 16. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 07/07/2015 tarih ve 2014/1506-2015/553 Sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 14.03.2017 günü hazır bulunan davacı vekili Av. … ile davalı vekili Av. …i dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

KARAR : Davacı vekili, davalının taraflar arasında akdedilen iş sözleşmesinde yer alan rekabet yasağı hükmüne aykırı davrandığını ileri sürerek, 10.000 USD tutarındaki cezai şartın davalıdan tahsilini istemiştir.

Davalı vekili, davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, davalının hizmet sözleşmesinde yazılı rekabet yasağı kaydının geçerli olduğu, davalı yanın davacının iş sırları hakkında bilgi sahibi olması davacı nezdinde iken yaptığı işe bağlı olarak ortaya çıkan bir hal olmakla bu bilgilerin davalı yanca istimalinin davacıya mühim surette zarar verebileceği, yanlar arasında münakit rekabet yasağı kaydının süre, yer ve konu bakımından sınırlamaları ihtiva ettiği, her üç sınırlama birlikte irdelendiğinde rekabet yasağının davalının iktisadi istikbalini tahdit eden bir içerik ihtiva etmediği ve çalışma hürriyetine şedit bir menfi müdahale vasfı taşımadığı, davalının resmen değilse de eylemli olarak iş gördüğü dava dışı Johnson & Johnson firmasında davacı nezdindeki pozisyona eşdeğer pozisyonda görev icra ettiği ve bu suretle, fiilen rekabetten kaçınma borcuna mugayyir davrandığı, bu şartlar altında davacının cezai şart istemesinin haklı bulunduğu gerekçesiyle, davanın kabulüyle 10.000 USD’ nin dava tarihinden itibaren işleyecek 3095 Sayılı Kanun’un 4-a madde uyarınca faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.

Kararı davalı vekili temyiz etmiştir.

Dava, hizmet sözleşmesine aykırılık iddiasına dayalı cezai şart istemine ilişkindir.

Somut olayda, taraflar arasında imzalanan 14.05.2009 tarihli hizmet sözleşmenin 10. maddesinde sözleşmenin işveren tarafından herhangi bir sebeple feshedilmesi hali hariç olmak üzere sona ermesinden itibaren çalışanın iki yıllık bir süre boyunca … Bölgesi, … Bölgesi ve … Bölgesinde işveren şirketin iştigal konusu olan tıbbi sarf malzemeleri, cihazları, mal ve hizmetleri alanında faaliyet gösteren herhangi bir firmanın işiyle kısmen veya tamamen rekabet halinde olan veya rekabet etme ihtimali bulunan iş veya faaliyetler ile doğrudan veya dolaylı olarak kendi hesabına veya herhangi bir kimse, firma veya şirketle bağlantılı olarak veya bunların hesabına veya bunların yöneticisi, müdürü, acentesi, müsdahdemi, danışmanı veya müşaviri olarak herhangi bir iş veya faaliyetle iştigal etmeyeceğinin, 12. maddesinde ise sözleşmenin 10. maddesinin ihlali halinde işverene verilen tüm zarar ziyan haricinde 10.000,00 ABD dolarının cezai şart olarak ödeneceğinin düzenlendiği, davalı tarafından 25.02.2011 tarihinde iş aktinin istifa yoluyla sonlandırıldığı, davalının iki yıllık süre dahilinde davacı şirket ile aynı iş kolunda faaliyet gösteren rakip firmada fiilen Mart 2011 tarihinden itibaren çalışmaya başladığı hususlarında ihtilaf bulunmamaktadır. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın Çalışma ve Sözleşme Hürriyet başlığı altında düzenlenen 48 vd. maddelerinde herkesin dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetine sahip olduğu anayasal teminat altına alınmıştır. 818 Sayılı BK’nın 19. maddesinde bir akdin mevzunun, kanunun gösterdiği sınır dairesinde serbestçe tayin olunabilir denilmekle birlikte 20. maddesinde de akdin mevzunun gayrimümkün veya gayri muhik yahut ahlaka (adaba) aykırı olması halinde o akdin batıl olacağı belirtilmiştir.

Sözleşmenin tarafları, sözleşme özgürlüğü ilkesi çerçevesinde sözleşmenin konusunu ve cezai şartın miktarını belirlemede özgür iseler de, bu özgürlüğün sınırsız ve sonsuz olduğu söylenemez. 818 Sayılı BK’nın 19, 20, 161 maddelerinde bu özgürlüğün sınırları çizmiştir. Sözleşmede öngörülen cezai şartın borçlunun iktisaden mahvına sebep olacak derecede ağır ve yüksek ise, adap ve ahlaka aykırı sayılarak tamamen veya kısmen iptal edilmesi gerekir.

Bu açıklamalardan sonra somut olaya dönülecek olursa, davalının imzaladığı hizmet sözleşmesinin rekabet yasağına dair maddesinde yer alan coğrafi alan sınırlaması, işçinin iktisaden mahvına sebep olacak düzeyde geniş bir alanı kapsadığından yukarda açıklanan çalışma özgürlüğüne, akit serbestisine dair yasal düzenlemelere aykırı olup bu sebeple cezai şarta dair sözleşme hükmünün batıl sayılması gerekmektedir. Mahkemece, bu durum gözetilerek davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle kabulü doğru olmamış, kararın bu sebeple bozulması gerekmiştir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan sebeplerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün davalı yararına BOZULMASINA, takdir olunan 1.480,00 TL duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, ödediği peşin temyiz harcın istemi halinde temyiz eden davalıya iadesine, 16.03.2017 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

(M)

KARŞIOY

1-) Dava, işveren ile işçi arasında hizmet sözleşmesinin kuruluşu anında imzalanan, ticari sırların gizliliğinin korunması ve rekabet yasağı sözleşmesine aykırılık sebebiyle uğranılan zararın tazmini istemine ilişkindir.

2-) Somut olayda taraflar arasında imzalanan 14.05.2009 tarihli hizmet sözleşmesi ile davalının … Bölgesi Satış Sorumlusu olarak işe başladığı, Sözleşmede, iş sözleşmesinin işveren yönünden haklı veya işçi tarafından haksız olarak feshi halinde, fesihten itibaren iki yıllık süre içerisinde, davalı işçinin …, … ve … Bölgelerinden birinde, işverenin iştigal sahası ile aynı veya rekabet etme ihtimali olan bir başka işyerinde çalışmaya başlaması halinde, davalının cezai şart ödemeyi kabul ettiği, davalının davacıya ait işyerinden 25.02.2011 tarihinde kendi istemi ile ayrıldığı, akibinde de davacı ile aynı iş kolunda ve onunla rekabet halinde olan bir başka işyerinde aynı sıfatla çalışmaya başladığı, davalının sıfatı itibariyle davacının ticari / iş sırlarına vakıf olduğu, bu haliyle davacıya önemli zarar verebileceği, işe başla tarihi itibariyle olaya mülga 818 Sayılı BK hükümlerinin uygulanması gerektiği konusunda Daire çoğunlu ile aramızda bir görüş ayrılığı bulunmamaktadır.

3-) Daire çoğunluğu, 1982 tarihli Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 48’deki çalışma özgürlüğü teminatından yola çıkılarak, BK m. 18 ve 19 ile 161 hükümleri uyarınca, davalının çalışması yasaklanan bölgenin geniş bir coğrafyayı kapsaması sebebiyle işçinin ekonomik mahvına sebep olacağı gerekçesiyle sözleşmenin tamamen geçersiz olduğu kanaatindedir.

4-) Uygulamada daha çok, hizmet sözleşmeleri, işletme devir sözleşmeleri ve ortaklık (şirket) sözleşmeleriyle beraber imzalanan ve sözleşme ilişkisi bitikten sonra etki göstermesi beklenen, doktrinde “kelepçeleme sözleşmeleri” olarak da nitelenen “rekabet yasağı sözleşmeleri” (Akın Ünal, Kelepçeleme Sözleşmeleri, Adalet, 2013, …), somut olaydaki işçi-işveren ilişkileri bakımından 6098 S. TBK’nın 444 vd. (818 S. BK 348 vd.) maddelerinde düzenlenmiştir.

5-) Olaya uygulanacak olan mülga 818 S. BK m. 349 (6098 S. TBK m. 445) uyarınca rekabet yasağının, işçinin ekonomik geleceğini tehlikeye düşürecek biçimde yer, zaman ve konu bakımından hakkaniyete uygun olmayan sınırlamalar içermesi halinde rekabet yasağı hükmünün geçerli olmayacağı düzenlenmiş olup, somut olayda Sözleşmede bulunan rekabet yasağı sınırının geniş bir coğrayayı kapsamasının işçinin ekonomik geleceğini hakkaniyete aykırı şekilde tehlikeye düşüreceğini ve bu sebeple geniş coğrafya için geçerli olmadığını biz de kabul etmekteyiz. Bununla birlikte, geniş bir coğrafya yönünden geçersiz olan bir Sözleşme hükmünün, tarafların sözleşme yapma iradesine uygun olarak, makul bir coğrafi alan yönünden geçerli, makuliyet dışında kalan alan yönünden ise geçersiz sayılması gerektiğini düşünmekteyiz.

6-) 818 S. BK m. 18 uyarınca, bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında, tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın, gerçek ve ortak iradeleri esas alınmalı, sözleşme lehine (favor contractus) yorum ilkesi benimsenmelidir.

7-) Doktrinde “kısmi butlan” (Teilnichtigkeit) olarak da adlandırılan 818 S. BK m. 20 uyarınca, kanunun emredici hükümlerine, ahlaka, kamu düzenine, kişilik haklarına aykırı veya konusu imkansız olan sözleşmeler kesin olarak hükümsüzdür. Bununla birlikte, BK 20/2 de yer alan “Akdin muhtevi olduğu şartlardan bir kısmının butlanı akdi iptal etmeyip yalnız şart, lağvolur. Fakat bunlar olmaksızın akdin yapılmıyacağı meczum bulunduğu takdirde, akitler tamamiyle batıl addolunur” hükmü uyarınca, Sözleşmenin içerdiği hükümlerden bir kısmının hükümsüz olması, diğer hükümlerinin geçerliliğini etkilemeyecek, ancak, butlanı gerektiren hükümler olmaksızın sözleşmenin yapılmayacağı açıkça anlaşılırsa, sözleşmenin tamamı kesin olarak hükümsüz sayılacaktır.

😎 Doktrinde de, taraflardan birinin borçlandığı edimin, kanuni miktarı aşırı ölçüde aşması halinde, sözleşme tüm olarak batıl sayılmaması, bunun yerine uzun sürenin veya aşırı ceza koşulunun kanuni sınırlara indirilmesi gerektiği, sözleşmenin sadece yasal sınırdan daha fazla edimler yönünden hükümsüz sayılması, diğer kısımlar yönünden sözleşmenin geçerli sayılması gerektiği (favor contractus), hatta emredici hükümlere aykırılık halinde dahi sözleşmenin sadece bu kısmının geçersiz sayılması gerektiği savunulmuştur (Fikret Eren, Türk Borçlar Hukuku, Yetkin, … – 2012, s.338-339). Doktrinde diğer yazarlar da, rekabet sözleşmelerinin zaman, konu ve yer bakımından aşırı olan kısmının hâkim tarafından makul bir düzeye indirilmesi ve daraltılması, bütünüyle geçersiz sayılmaması gerektiğini savunmaktadır (Akın Ünal, Kelepçeleme Sözleşmeleri, Adalet, 2012-…, s.211; Stadinger / Sack, & 138, Nr. 138, 312). Nitekim, mehaz kanunu uygulamakta olan İsviçre Federal Yüksek Mahkemesi de bir karında, iki ayrı firma arasında, yasal süreden fazla bir süreyi kapsayan (sonsuz süreyle / süresiz –ewige dauer) rekabet yasağı anlaşmasının, sadece fazla süreler yönünden ve kısmen geçersiz olduğuna karar vermiştir (BGE’nin 14.06.1981 T. 16.03.2017ve 107 II 216 Sayılı Maloc A. Locher AG – Sicar s.n.c kararı).

9-) Ayrıca, 6762 S. TTK m. 1466/1 (6102 S.TTTK m. 1530/1) de, “Ticari hükümlerle yasak edilmiş bulunan muamele veya şartlar, aksine hususi bir hüküm bulunmadıkça, batıldır; şu kadar ki, bir akit hükmünce yerine getirilmesi gereken edalar hakkında kanun veya salahiyetli makamların kabul etmiş olduğu en yüksek haddi aşan mukaveleler, en yüksek had üzerinden yapılmış sayılır ve bu hadden fazla olan edalar, hata ile yapılmış olmasa dahi geri alınır. Bu hallerde Borçlar Kanununun 20. maddesinin ikinci fıkrasının son cümlesi tatbik olunmaz” demek suretiyle, yasal sınırı aşan edim yükümlülükleri yönünden sözleşmenin en yüksek sınır üzerinden yapılmış sayılacağı kabul edilmiştir.

10- Öte yandan, yeni dönemde (01.07.2012 tarihinden sonraki), 6098 S. TBK ‘nun 445/2 maddesinde de bu hususta karşılaşılan tereddütleri gidermek için açıkça, hakime, aşırı nitelikteki rekabet yasağını, bütün durum ve koşulları serbestçe değerlendirmek ve işverenin üstlenmiş olabileceği karşı edimi de hakkaniyete uygun biçimde göz önünde tutmak suretiyle, kapsamı veya süresi bakımından sınırlayabilme yetkisi verilmiş olup, sözleşmenin sınır aşan kısımlarına müdahale edebilmesi hususunda mahkemeye açık bir takdir yetkisi verilmiştir.

11- Somut olayda, Sözleşmede her ne kadar rekabet yasağı …, … ve … Bölgesi gibi geniş bir coğrafi alanı kapsar şekilde öngörülmüş ise de, Sözleşmedeki coğrafi sınırın, bu bölgelerde yer alan tüm vilayetler olarak yorumlanması ve Sözleşmenin en azından davacı ile aynı bölgede yer alan işyeri bakımından geçerli sayılması gerekmekte olup, nitekim yerel mahkemece de, davalının davacıya ait işyerinden ayrıldıktan çok kısa bir süre sonra, aynı iş kolunda, aynı sıfatla ve aynı il sınırları içerisinde işe başlamış olması suretiyle, sözleşmedeki rekabet yasağı kuralının ihlal edildiği sonucuna ulaşılarak davanın kabulüne karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığından, kararın onanmasına karar verilmesi gerekirken bozulması yönündeki Daire çoğunluğunun görüşlerine katılmıyorum.