KREDİ HAYAT SİGORTASI UYUŞMAZLIKLARI

Bankalardan kredi kullanan tüketicilere, çoğu banka hayat sigortası yaptırmaktadır. Bunlar, kredi/kredili hayat sigortası, krediye bağlı hayat sigortası gibi isimlerle anılmaktadır.

Kredi hayat sigorta sözleşmelerinde asıl amaç sigorta ettiren tüketicinin bir ihtiyacının karşılanması değildir. Tam tersine, kredi kullandıran bankanın kredi verdiği kişinin ölümünden dolayı krediyi geri ödeyememesi nedeniyle maruz kalacağı riskin teminat altına alınmasıdır.

Esasen, hayat sigortalarında bir kimsenin hastalığı nihai olarak sigorta şirketinin taşıdığı rizikoyu arttıran bir durumdur. Sigorta şirketi, bu durumda ya hiç sigorta sözleşmesi yapmamakta ya da daha ağır şartlarla sigorta sözleşmesi yapmaktadır. Onun içindir ki, uygulamada, kredi hayat sigortası primlerinin miktarı tüketicinin yaşı ile doğru orantılıdır. Tüketici yaşlı ise kredi hayat sigortası primi daha fazla alınmakta, genç ise sigorta primi daha az ve ucuz alınmaktadır. Hatta kredi kullandırılacak 75 yaş üstü kişiler zorunlu hayat sigortası kapsamından çıkarılmıştır. Bu kişiler için, kullandırılacak kredilerde maddi teminat ve/veya kredi garanti fonu kefaleti şartı aranır.

Kredi hayat sigortasında, sigorta poliçesi çoğu kez, bankaların kendi grup şirketleri olan sigorta şirketleri vasıtasıyla yapılmaktadır. Bu anlamda banka ile sigorta şirketinin sahipleri hemen hemen aynıdır. Bankalar kredi verdiği müşterilerini aslında anlaşmalı oldukları sigorta acentelerine sigorlatırlar. Esasen bir bakıma aracı konumunda bulunurlar.

Halbuki, tüketicilerin bankanın istediği sigorta şirketinin poliçesini kabul etmek gibi bir zorunluluğu yoktur. Tüketici isterse, bankanın istediği sigorta şirketinin dışında bir başka sigorta şirketine kredi hayat sigortası yaptırabilir. Buna bir engel yoktur.

Bankaların kredi vermek için zorunlu olarak öne sürdükleri hayat sigortası şartının yasal bir dayanağı yoktur. Tüketici, istediği takdirde bu zorlamayı dilekçe ile çözüme kavuşturabilir. Eğer, bundan da sonuç alamaması durumunda ise Tüketici Hakları Hakem Heyeti aracılığı ile çözüme kavuşturabilir.

Hayat sigortasında, sigorta yapan şirket, bu sigorta ile tüketicinin belirli bir süre içinde veya sözleşmede belirtilen şart ve haller içinde ölümü veya o tüketicinin sözleşmede belirtilen belli bir süreden fazla yaşaması ihtimalini ya da her iki ihtimali beraber sigorta edebilir. Ama herhalükarda, ölüm gerçekleşirse sigortalı olan tüketicinin ölüm tarihindeki, sigorta bedeli mirasçılarına ödenmek zorundadır.

Bu kredi hayat sigortası, nakit kredi, taşıt veya konut kredisine bağlı olarak 1 ila 10 yıl arasında değişen sürelerde sunulan sigorta çeşitidir. Kredi vadesinin bir yıldan kısa olması durumunda asgari sigorta süresi 1 yıl olarak belirlenmektedir. Teminatı sigorta süresi boyunca sabittir. Bu nedenle, sigorta süresi içinde ölüm riskinin gerçekleşmesi halinde tüketicinin toplam kredi borcu ödenmekte, tazminatın kalan kısmı ise sigortalı tüketicinin mirasçılarına verilmektedir.

Ancak, bazı durumlar, bu sigortanın teminatını dışındadır. Yani, sigorta bedeli tüketicinin mirasçılarına ödenmez. Örneğin, tüketici yolcu sıfatının dışında, örneğin, şoför, sürücü gibi sıfatlarla seyahat ederse, intihar veya intihara teşebbüs sonucunda ölürse ölüm tazminatı ödenmez.

Yine, tüketici, kredi hayat sigortası sözleşmesinin yapılması sırasında kendisince bilinen ve sigorta şirketinin sözleşmeyi yapmamasını veya daha ağır şartlarla yapmasını gerektirecek bütün halleri bildirme yükümlülüğündedir. Yoksa, bu yükümlülüğün ihlali durumunda, sigorta şirketi, durumu öğrendiği tarihten itibaren bir ay içinde sözleşmeyi tek taraflı olarak feshedebilir. Bu durumda sigorta tazminatları istenemez.

Uygulamada sorun da tam burda ortaya çıkmaktadır.

Çoğu zaman, bankadan kredi çeken tükeci vefat ettikten sonra, mirasçıları, hayat sigortasındaki tazminatların ödenmesini talep etmekte, sigorta şirketleri ise bu talepleri sırf tazminat ödememek için reddetmektedir.

Red sebebi ise, çoğu zaman, vefatın neden olduğu hastalığın, kredi kullanımı sırasında tüketicinin beyan yükümlülüğünü yerine getirmediği gerekçesine dayandırılmaktadır.

Çünkü, sigorta şirketleri, sigortalı tüketicinin hastalığını gizlediğini, tüketicide mevcut olan risk sigorta şirketi tarafından bilinseydi sigorta sözleşmesinin düzenlenmeyeceğini, poliçe kapsamında sigorta ettiren tüketicinin hayat sigortası genel şartları gereği beyan yükümlülüğüne aykırı davrandığını, bu durum karşısında yasal cayma hakkından olan tek taraflı fesih hakkını kullandıklarını beyan etmektedirler.

Mahmekemeler ise, taraflar arasındaki uyuşmazlığın, form doldurulmamasının sonucu olarak sigortalı tüketicinin doğru beyan yükümlülüğüne aykırı hareket edip etmediği ve poliçenin düzenlenmesi sırasında sigortalı tüketicinin gizlenen hastalığı olup olmadığı, bu hastalığı kasten gizleyip gizlemediği, dolayısı ile ihbar yükümlülüğüne aykırı davranıp davranmadığı hususlarını incelemekte, sigorta sözleşmesi kurulurken sigortalı tüketiciye yüklenen doğru bilgi verme yani ihbar yükümlülüğünü yerine getirip getirmediğine bakmaktadır.

Bunu incelerken, sigortalı tüketiciye ait tüm tedavi kayıtları üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırmaktadır.

Mahkemece, konusunda uzman doktorlardan oluşan bir heyet teşkil ettirilmektedir. Yine, çoğu zaman dosya Adli Tıp Kurumu ilgili ihtisas dairesine gönderilmektedir. Bu bilirkişi heyeti ya da Adli Tıp, sözleşme anında sigortalı tüketicinin hastalığının bulunup bulunmadığı, mevcut olduğunun tespiti halinde gizlenip gizlenmediği, ölüm rizikosu ile bildirilmeyen hastalık arasında illiyet olup olmadığı konusunda incelemeler yapmakta, rapor almaktadır.

Bu raporda eğer, sözleşme imzalanmadan önce sigortalının vefata bağlı olan hastalığının sigorta sözleşmesi imzalanırken olmadığı, önceden var olan hastalıkları ile ölüm arasında illiyet bağı da bulunmadığı, dolayısıyla, ölümün sigorta poliçesi teminatı kapsamında olup olmadığı yönünde görüş bildirilir.

Eğer, ölüm, sigorta poliçesi teminatı kapsamında olduğu ortaya çıkarsa, mahkeme, tüketicinin mirasçılarının sigorta tazminatı taleplerinin kabulüne ve sigorta şirketi tarafından ödenmesine karar verir.

Yok eğer, ölüm, sigorta poliçesi teminatı kapsamında olmadığı ortaya çıkarsa, mahkeme, tüketicinin mirasçılarının sigorta tazminatı taleplerinin reddine karar verir.

Ancak, sigorta şirketinin bildirilmemiş, eksik veya yanlış bildirilmiş olan hususları bilmesi veya ihbar etmemenin ya da yanlış ihbar etmenin kusura dayanmaması halinde sigorta şirketi sözleşmeyi tek taraflı olarak feshedemez.

Bazen uyuşmazlık, tam teşhisin öğrenilmesiyle çözülmektedir. Çünkü, tüketici her ne kadar rahatsızlığı olsa da, bu konuda tıbbi teşhis henüz konulmamış ise, hayat sigortası poliçesi imzalandığı tarihte, rahatsızlığın gizlendiği sonucuna varılmaz. Çünkü, tüketici, tam teşhisi, poliçenin imzalanmasından sonra öğrenmiştir.

Burada ispat yükü, yani, hastalığının tüketici tarafından gizlendiği ve rizikonun tüketicinin bu rahatsızlığını gizlemesinden kaynaklandığı ispat yükü sigorta şirketine aittir.

Sigorta şirketi, poliçenin düzenlenmesi sırasında basiretli bir tacir gibi davranarak sigortalıya mevcut hastalıkları konusunda gerekli soruları yöneltip, cevaplarını alması gerekmektedir. Yoksa, basiretli bir tacir gibi davranmayarak, sigortalı tüketiciye gerekli soruları yöneltmeyen, hatta poliçede imzasını almayan, ancak buna rağmen poliçe prim bedelinin tamamını tahsil eden sigorta şirketinin, sigortalı tüketicinin bildirim yükümlülüğünü yerine getirmediğini ileri sürerek bu durumdan lehine sonuç çıkarması mümkün değildir.

Ama her halükarda, beyan yükümlülüğünün kasıtlı ihlalinde sigorta şirketi ölüm vs. gibi riziko gerçekleşmiş olsa bile sözleşmeyi tek taraflı olarak her zaman feshedebilir. Çünkü, uyuşmazlık mahkemeye gelirse, mahkemece, sigorta şirketinin ölen tüketicinin doğru beyan yükümlülüğüne uymadığı savunması karşısında, mahkeme, tüketicinin sağlık durumunu kasıtlı olarak gizleyip gizlemediğini bilirkişilere incelettirir, kasıtlı olarak sağlık durumunu gizlediği kanaatine varılırsa poliçe talepleri açısından mirasçıların açtığı davanın reddine karar verir.

Uygulamada bir diğer sorun da, bir yıldan fazla uzun süreli kredilerde, kredinin kullanımı sırasında bir yıl süreli yapılan kredi hayat sigortasında ortaya çıkmaktadır. Çoğu zaman, bir yıllık sigortanın bitiminde sigorta poliçesi banka tarafından yenilenmemekte, yenilenmediği aşamada ise tüketici vefat etmektedir. Bu durumda, mirasçılar, vefat eden miras bırakan tüketicinin ölüm tarihinde kredi hayat sigortasının yürürlükte olduğunun tespiti talepli davalar açmaktadırlar. Uyuşmazlık da bir yılık kredi hayat sigortasının bitiminde bankanın sigortayı yenileme ve sigortalıya bildirimde bulunma yükümlülüğünün bulunup bulunmadığı noktasında ortaya çıkmaktadır.

Kredi sözleşmesi sebebiyle hayat sigortası yapılmasındaki amaç, banka yönünden kredi borcunun teminat altına alınması olduğu kadar, belli bir prim borcu getirmekle birlikte, sigortalı tüketicinin de bunda menfaati olduğu kabul edilmektedir. Buna göre, kredi süresi içerisinde sigorta poliçesini yenileme sorumluluğu kredi kullanan tüketiciye ait olmakla birlikte, yenilemeye dair bildirim yapma ve bilgilendirme sorumluluğunun da kredi veren bankaya ait kabul edilmektedir. Bu sebeple mirasçıların uğradığı zarar sebebiyle tarafların müterafık kusurlu oldukları sonucuna varılmakta, vefat eden tüketicinin ve davalı bankanın kusur oranları takdir edilerek tazminat rakamlarına hükmedilmektedir.

Bu aşamada, hayat sigortası sözleşmesinden doğan uyuşmazlıklarda yetkili ve görevli mahkemeye değinmekte fayda var. Sigorta şirketi aleyhine açılacak davalarda yetkili ve görevli mahkeme, sigorta şirketi merkezinin veya sigortalı tüketicinin ikametgahının bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemeleridir.

Bu tip davaların konusu, banka kredisi sebebiyle yapılan hayat sigorta poliçesi kapsamında, Türk Ticaret Kanununda düzenlenen sigorta hukuku hükümler olduğundan, Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun hükümlerinin uygulanması mümkün değildir. Bunun için, uyuşmazlıklar, Asliye Ticaret Mahkemesinde görülerek sonuçlandırılır.

Son olarak, vefat eden tüketicinin mirasçılarının sigorta sözleşmesinden doğan bütün tazminat talepleri iki yıllık zamanaşımına tabidir. Bu iki yıl geçtikten sonra tazminat talepleri zaman aşımına uğrar.

Avukat Ahmet Can
Can Hukuk Bürosu

Yargıtay Kararları:

T.C.

YARGITAY

  1. HUKUK DAİRESİ
  2. 2014/10391
  3. 2017/150
  4. 17.1.2017

DAVA : Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine dair verilen hükmün süresi içinde davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:

KARAR : Davacılar vekili, müvekkillerinin müteveffa babası …’ın I…Şubesi’nden kredi çekmesi nedeni ile hayat sigortası yaptırıldığını, müteveffanın ölümünden sonra sigorta poliçesinde belirtilen 13.276,00 TL tutarındaki alacak hakkının davalı tarafından davacı mirasçılara ödenmesi gerekirken davalının, sigorta tutarının müteveffanın sürekli sağlık sorunları olduğu gerekçesi ile ödeme yapmadığını belirterek fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla 13.276,00 TL’nin dava tarihinden itibaren bankalarca mevduata uygulanan en yüksek faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacılara ödenmesine karar verilmesini istemiştir.

Davalı vekili, davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, sigortalı murisin beyan yükümlülüğüne uymadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.

1-)Dava, hayat sigortasından kaynaklanan vefat tazminatının tahsili istemine ilişkindir.

Poliçede, dain mürtehin olarak dava dışı … . Şubesi gösterilmiştir. TTK.’nun 1269. maddesi uyarınca, malı rehin alan kimse sıfatıyla o mal üzerindeki menfaatini kendi adına sigorta ettirebileceği gibi, aynı Yasa’nın 1270. maddesi hükmüne göre, bir başkasının da rehin konusu malı rehin alan hesabına ve onun lehine sigorta ettirmesi mümkündür. 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 879.maddesi gereğince, sigorta tazminatının öncelikle rehin hakkı sahibine verilmesi veya açık muvafakatinin alınması gerekmektedir.

Somut olayda, dain mürtehin sıfatı bulunan ve menfaati olan dava dışı … AŞ … Şubesi’nden, davanın açılmasına muvafakati olup olmadığı hususu mahkemece sorulmuş ise de verilen cevapta, dava sonucunda hükmedilecek bedelin davalı Sigorta Şirketince rehin alacaklısı sıfatıyla Bankaya ödenmesi kaydı ile muvafakat ettikleri bildirilmiştir. Şarta bağlı muvafakatin geçerli olduğu kabul edilemez.

Bu durumda mahkemece, dain ve mürtehin sıfatı bulunan…. AŞ …Şubesine borcun ödenip ödenmediği ödenen kredi miktarının ne olduğu hususu sorularak borcun ödenmiş olması durumunda muvafakat gerekmemekte ise de borcun devam ediyor olması durumunda dain mürtehin konumundaki bankanın şartsız muvafakatı gerekeceği nazara alınarak, davacının aktif dava ehliyetinin bulunup bulunmadığı değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.

2-)Bozma sebep ve şekline göre davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.

SONUÇ : Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan sebeplerle hükmün BOZULMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan sebeplerle davacılar vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, peşin alınan harcın istenmesi halinde temyiz eden davacılara iadesine 17/01/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

  1. HUKUK DAİRESİ
  2. 2014/7695
  3. 2017/162
  4. 17.1.2017

DAVA : Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine dair verilen hükmün süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:

KARAR : Davacılar vekili, müvekkillerinin eşi ve babaları olan …’ın davalı banka ile 11.11.2009 tarihinde …Konut Finansmanı Sözleşmesi akdettiğini, sözleşmeye göre kredi miktarının 240.000,00 TL olduğunu, davalı bankanın kredi kullanımı sebebiyle birlikte çalıştığı diğer davalı … şirketi ile birden çok sigorta sözleşmesi düzenlediğini, murisin 06.08.2012 tarihinde vefat ettiğini, müvekkillerinin davalı bankaya yaptıkları başvurular sonucunda Ferdi Kaza Sigorta Poliçesi, Güvenli Hayat Sigorta Poliçesi ve Benim Evim Sigorta Poliçe örneklerinin verildiğini, ancak bunların yetersiz olduğunu, zira muris ile davalı … şirketi arasında mutlak surette akdedilmiş olması gereken ve ölüm riskini kapsayan hayat sigorta poliçesinin verilmemiş olduğunu, ölüm halinde sadece Güvenli Hayat Sigortası Poliçesi karşılığı 10.000,00 TL vefat teminatı ödenebileceğinin beyan edildiğini, bunun dahi müvekkillerine ödenmediğini, düzenlenmesi gereken sigorta poliçesindeki teminatın kullandırılan kredi miktarı ile aynı olması gerektiğini belirterek fazlaya dair hakları saklı tutulmak suretiyle 10.000,00 TL.nin 04.11.2012 tarihinden itibaren ticari temerrüt faizi ile davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini istemiştir.

Davalı …Sigorta A.Ş vekili, mahkemenin yetkili olmadığını, müvekkili şirket tarafından düzenlenen Benim Evim Sigorta Poliçesi ile verilen ferdi kaza vefat teminatının 50.000,00 TL olmasına rağmen murisin ölüm sebebinin akciğer

yetmezliği olması sebebiyle bu sigorta poliçesinin teminatı kapsamına girmediğini belirterek davanın reddini savunmuştur.

Davalı … vekili, müvekkili bankaya husumet yöneltilemeyeceğini, müvekkilinin sözleşmeden kaynaklanan bir yükümlülüğü bulunmadığını, konut kredisinin sağlanması için hayat sigortasının zorunlu olarak yapılmasının söz konusu olmadığını, bilgi formunda da bu hususun açıkça belirtildiğini, bu sebeple kredi miktarını karşılayan bir hayat sigorta sözleşmesinin yapılmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

SONUÇ : Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davacı vekilinin yerinde görülmeyen bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA ve aşağıda dökümü yazılı 6,20 TL kalan onama harcının temyiz eden davacıdan alınmasına 17.1.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

  1. HUKUK DAİRESİ
  2. 2016/1884
  3. 2016/4088
  4. 31.3.2016
  • MENFİ TESPİT DAVASI ( Beyan Edilen Hastalık İle Ölüm Arasında İlliyet Bağının Bulunması Nedeniyle Sözleşmenin Cayma Hakkı Bulunan Sigortacı Yönünden Hükümsüz Olduğu Gerekçesiyle Davanın Reddine Karar Verilmesinin İsabetli Olduğu )
  • CAYMA HAKKI ( Hayat Sigortası Genel Şartları Hükmüne Göre Sigorta Yaptıran Kişinin Doğru Beyan Yükümlülüğünün Bulunduğu/Bunun Yerine Getirilmemesi Halinde Sigortacının Sözleşmeden Cayma Hakkının Olduğu – Menfi Tespit Davası )
  • HAYAT SİGORTASI ( Menfi Tespit Davası/Sigortalının Doğru İhbar Yükümlülüğünü İhlal Ettiği – Sigorta Şirketinin Bu Yükümlülüğün İhlal Edildiğini Riziko Gerçekleştikten Sonra Öğrendiği İçin Sigortalının Ölümünden Önce Cayma Hakkından Söz Edilemeyeceği )
  • İLLİYET BAĞI ( Sigortalının Daha Önce Varolan Rahatsızlığı İle Ölümüne Sebep Olan Rahatsızlığının Aynı Olduğu – Beyan Edilen Hastalık İle Ölüm Arasında İlliyet Bağının Bulunması Nedeniyle Sözleşmenin Cayma Hakkı Bulunan Sigortacı Yönünden Hükümsüz Olduğu/Menfi Tespit )

6102/m.1435,1439

ÖZET : Dava, borçlu olmadığının tespiti istemine ilişkindir. Mahkemece, toplanan deliller ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, TTK’nın 1435 ve 1439 Mad. hükümleri ile Hayat Sigortası Genel Şartları hükmüne göre sigorta yaptıran kişinin doğru beyan yükümlülüğünün bulunduğu, bunun yerine getirilmemesi halinde sigortacının sözleşmeden cayma hakkının olduğu, sigortalının daha önce varolan rahatsızlığı ile ölümüne sebep olan rahatsızlığının aynı olduğu, bu şekliyle sigortalının doğru ihbar yükümlülüğünü ihlal ettiği, sigorta şirketinin bu yükümlülüğün ihlal edildiğini riziko gerçekleştikten sonra öğrendiği için sigortalının ölümünden önce cayma hakkından söz edilemeyeceği, beyan edilen hastalık ile ölüm arasında illiyet bağının bulunması nedeniyle sözleşmenin cayma hakkı bulunan sigortacı yönünden hükümsüz olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi isabetlidir.

DAVA : Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine dair verilen hükmün süresi içinde davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:

KARAR : Davacılar vekili, müvekkillerinden D.’in eşi ve diğer davacıların babası müteveffa O.’nun … Bankasından 10.000,00 TL kredi çektiğini ve banka tarafından hak ve alacaklarının kayba uğramaması için sigorta ettirildiğini, müteveffa O.’nun kredilerini düzenli öderken geçirdiği kalp krizi sonucu vefat ettiğini, davacıların bankaya başvurarak kredi borcunun sigorta şirketinden tahsilini talep ettiklerini, ancak davalı banka ve sigorta şirketinin müteveffanın rahatsızlığının gizlendiği gerekçesiyle muris adına olan kredi alacağını kapatmadıklarını, bu nedenlerle sigorta sözleşmesinin yürürlükte olduğunun ve müvekkillerinin murisinin bankaya borçlu olmadığının tespitini talep etmiştir.

Davalı … Bankası A.Ş. vekili, davacıların talebinin sigorta hukukundan kaynaklanması nedeniyle muhatabın … Sigorta A.Ş. olduğunu bu nedenle kendilerine husumet yöneltilemeyeceğini, kredi borçlusunun borcundan dolayı ödeme yapılmaması nedeniyle kendilerinin borçlu hakkında takibe geçmelerinin kaçınılmaz olduğunu, herhangi bir ödeme yapılmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.

Davalı sigorta şirketi vekili, davacılar murisi O.’nun müvekkil şirkete 25.11.2010 başlangıç tarihli 3 yıl süreli hayat sigortası yaptırdığını, sigortalının 14.05.2011 tarihinde vefat ettiğini, ölüm belgesinde ölüm sebebinin kalp krizi olarak belirtildiğini, yapılan araştırmada sigortalının sigortalanmadan önce 02.05.2008 tarihinde koroner arter tanısıyla tedavi gördüğünün belirlendiğini, bu rahatsızlığının sigortalanmadan önce beyan edilmesi gerekirken kasıtlı olarak beyan edilmemesi nedeniyle müvekkili şirketin tazminat ödemeyi reddettiğini, zira TTK’nun 1290 maddesi gereği sigortalının kendi durumuyla ilgili beyan yükümlülüğü bulunduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, toplanan deliller ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, TTK’nın 1435 ve 1439 Mad. hükümleri ile Hayat Sigortası Genel Şartlarının C.2.2. Mad. hükmüne göre sigorta yaptıran kişinin doğru beyan yükümlülüğünün bulunduğu, bunun yerine getirilmemesi halinde sigortacının sözleşmeden cayma hakkının olduğu, sigortalının daha önce varolan rahatsızlığı ile ölümüne sebep olan rahatsızlığının aynı olduğu,bu şekliyle sigortalının doğru ihbar yükümlülüğünü ihlal ettiği, sigorta şirketinin bu yükümlülüğün ihlal edildiğini riziko gerçekleştikten sonra öğrendiği için sigortalının ölümünden önce cayma hakkından söz edilemeyeceği,beyan edilen hastalık ile ölüm arasında illiyet bağının bulunması nedeniyle sözleşmenin cayma hakkı bulunan sigortacı yönünden hükümsüz olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.

SONUÇ : Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde, dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre davacılar vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun bulunan hükmün ONANMASINA ve aşağıda dökümü yazılı 4,90 TL kalan onama harcının temyiz eden davacılardan alınmasına, 31.03.2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

  1. HUKUK DAİRESİ
  2. 2016/12082
  3. 2016/11998
  4. 28.12.2016

DAVA : Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine dair verilen hükmün süresi içinde davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:

KARAR : Davacılar vekili, müvekkillerinin murisinin vefatından önce 30.07.2012 tarihinde davalı bankadan 15.750,00 TL bedelli 36 ay vadeli kullandığı kredi sözleşmesi gereğince kendisine yine bu süre için geçerli hayat sigortası yapılarak 3.421,00 TL sigorta ücreti kesildiğini, murisin bu sürede vefat ettiğinin rizikonun bu sürede gerçekleştiğini, murisin 16 taksit karşılığı 10.020,00 TL ödediğini, geriye 20 taksit kaldığını, vefatından sonra mirasçı …’ün de 4.560,00 TL ödeme yaptığını, rizikonun gerçekleşmesi sebebiyle davalı bankaya ihtarname gönderildiğini ancak olumlu cevap alamadıklarını, murisin kanser sebebiyle değil yanlış tedavi dolayısıyla öldüğünü, sigorta priminin yüksek olmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu ve davalı tarafça rizikonun yüksek görüldüğünün kanıtı olduğunu bildirerek kredi sigorta bedelinden kapatılan taksitlerin 30.07.2012 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.

Davalı … Emeklilik A.Ş, husumet itirazı ile birlikte sigorta öncesinden gelen kanser hastalığının teminat dışı olduğunu, oysa murisin beyan yükümlülüğüne aykırı hareket ettiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.

Davalı …Ş, husumet itirazı ile birlikte sigorta öncesinden gelen kanser hastalığının teminat dışı olduğunu, murisin beyan yükümlülüğüne aykırı hareket ettiğini, murisin 76 yaşında olması sebebiyle … Müsteşarlığı montalite tablosuna göre sigorta primi hesaplandığını ve yüksek olduğuna dair iddiasının yersiz olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, iddia, savunma ve toplanan kanıtlara göre, sözleşme anında sigortalının savunmada geçen hastalığının bulunduğu ve sözleşme anında davalıdan gizlendiği ve murisin sözleşme öncesi ihbar külfetini ihlal ettiği, gizlenen hastalık ile riziko arasında illiyet bağı bulunduğu gerekçesiyle, davanın … Bankası A.Ş … Şubesi yönünden husumet yokluğundan diğer davalı yönünden esastan reddine karar verilmiş; hüküm, davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.

SONUÇ : Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde bir usulsüzlük bulunmamasına göre, davacılar vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun bulunan hükmün ONANMASINA, aşağıda dökümü yazılı 29,20 TL peşin harcın onama harcına mahsubuna 28.12.2016 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

T.C.

YARGITAY

  1. HUKUK DAİRESİ
  2. 2014/9287
  3. 2016/11881
  4. 26.12.2016

DAVA : Taraflar arasındaki hayat sigortasından kaynaklanan tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne dair verilen hükmün süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:

KARAR : Davacılar vekili; davacıların murisi ….’ın … T.A.Ş.’den 05/06/2007 tarihinde çektiği kredi sebebiyle davalı firma ile 15/06/2007 tarihli 10 yıl süreli hayat sigortası yapıldığını, poliçeye göre prim ödemelerinin 10 taksit olup yılın Haziran ayının 15. günü 58,13 TL olduğunu, davacılar murisinin sigorta yılı içerisinde 15.11.2011 tarihinde vefat ettiğini, davalı tarafından 5. yıl teminat bedeli 27.467 TL olmak üzere bankaya kalan borcun ödenmesi kalan miktarının ise mirasçılarına verilmesi gerekiği halde ödeme yapılmadığını, bankanın kendilerinden talep ettiği borcun tamamının davacılar tarafından kapatıldığını belirterek davalı firma tarafından teminat altına alınan 27.467,00 TL’nın 15.11.2011 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.

Davalı vekili; poliçede lehtar olarak dava dışı banka gözüktüğü için davanın aktif taraf ehliyeti noksanlığından reddedilmesi gerektiğinin, davacının talep edeceği miktarın dönemlere göre poliçede belirlenmiş olan meblağdan fazla olmayacağını, sigorta poliçesine dair prim ödenmediğinden poliçenin yenilenemediğini ve poliçenin geçerli olmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

Mahkemece, davanın kabulüyle 27.467 TL’nın 09/12/2011 tarihinden işleyecek ticari faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacılara verilmesine karar verilmiş; hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir

SONUÇ : Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun bulunan hükmün ONANMASINA ve aşağıda dökümü yazılı 1.431,27 TL kalan onama harcının temyiz eden davalıdan alınmasına 26.12.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

  1. HUKUK DAİRESİ
  2. 2014/9310
  3. 2016/11647
  4. 19.12.2016

DAVA : Taraflar arasındaki tazminat davası üzerine yapılan yargılama sonunda, kararda yazılı nedenlerle, davanın kısmen kabulüne dair verilen hüküm, davacılar vekili ve davalı vekili tarafından süresi içinde temyiz edilmekle, dosya incelendi, gereği düşünüldü:

KARAR : Davacılar vekili, davacılar murisinin …’tan kullandığı kredi nedeniyle, davalı tarafından Hayat Sigorta Poliçesi ile sigortalandığını, poliçe tanzimi sırasında sağlık durumu hakkında murise soru sorulmadan başvuru formu imzalatıldığını, davacılar murisinin 06.02.2012 tarihinde kalp krizi sonucu öldüğünü, ölüm sebebinin şeker hastalığı olmadığını, davalının yapılan başvuruyu reddettiğini ve kredi taksitlerini davacıların ödediğini belirterek 43.852,00 TL. vefat tazminatının, riziko tarihinden işleyecek reeskont faiziyle birlikte davalıdan tahsilini istemiştir.

Davalı vekili, davacılar murisine sözlü olarak mevcut ya da süregelen hastalığı olup olmadığı sorulup alınan cevaba göre poliçe tanzim edildiğini, başvuru üzerine yaptıkları incelemede, sigortalının poliçeden önce şeker hastalığı bulunduğu ve ilaç kullandığının saptandığını, poliçe tanzimi sırasında sağlık durumu hakkında ve sigara kullanımı konusunda doğru beyan yükümlülüğüne uyulmadığından TTK’nun 1290. maddesi ve HSGŞ C.2.2.2 maddesi gereği poliçeden cayma haklarını kullandıklarını, zararın teminat dışı olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, iddia, savunma, yapılan yargılama ve toplanan delillere göre; davanın kısmen kabulüyle 31.084,55 TL’nin 14.04.2012 tarihinden işleyecek reeskont faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiş; hüküm, davacılar vekili ve davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

1-)Dava, hayat sigorta sözleşmesine dayalı tazminat istemine ilişkindir.

Davacılar murisinin kullanmış olduğu banka kredisi nedeniyle, 05.01.2011-05.01.2014 tarihleri için hayat sigorta sözleşmesi düzenlenmiş; poliçenin düzenlenmesinden sonra, 06.02.2012 tarihinde davacıların murisi vefat etmiştir.

Poliçenin tanzim edildiği ve rizikonun gerçekleştiği tarih itibariyle yürürlükte bulunan 6762 Sayılı TTK’nun, sigorta sözleşmesi kurulurken sigortalıya yüklenen doğru bilgi verme (ihbar) yükümlülüğünü düzenleyen 1290. maddesi, her ne kadar mal sigortalarına dair bulunmakta ise de, Dairemizin yerleşik kararları ile hayat sigortalarında da uygulanmaktadır.

Gerek TTK’nun 1290. maddesi ve gerekse Hayat Sigortası Genel Şartlarının C-2.2. maddesi düzenlemesine göre; sigorta şirketinin sorusu üzerine veya her hangi bir soru sorulmadan (dolayısı ile buna dair bir form doldurulmadan) sigortalı, sözleşmenin yapılması sırasında kendisinin bildiği ve sigortacının sözleşmeyi yapmamasını veya daha ağır şartlarla yapmasını gerektirecek bütün halleri sigortacıya bildirmekle yükümlüdür.

Poliçenin düzenlenmesi sırasında sigortalının, doğru beyan yükümlülüğüne aykırı hareket ettiğinin ve sigortacının TTK’nun 1290. maddesine göre, sözleşmeden cayma hakkını kullanmasının haklı olduğunu kabul için ise, sigortalının gizlediği iddia olunan hastalık ile riziko (ölüm) arasında illiyet bağının bulunması gerekmektedir. Anılan bu tespit ve değerlendirmenin yapılması da, tıbbi ve teknik bilgiyi gerektiren bir iş olduğundan, mahkemenin hükme esas aldığı raporu tanzim eden sigorta hakemi bilirkişinin, uzmanlık alanı dışında kalan konuda görüş bildirdiği açıktır.

Bu durumda mahkemece, davacılar murisi sigortalıya ait eksik tedavi belgeleri de dosya içine getirtilerek, aralarında kalp-damar cerrahisi konusunda uzman olan bir hekimin de bulunduğu bilirkişi kurulundan, sözleşme anında sigortalının savunmada geçen şeker hastalığının bulunup bulunmadığı, mevcut olduğunun tespiti halinde gizlenip gizlenmediği, ölüm rizikosu ile bildirilmeyen bu hastalık ve

yine bildirilmeyen sigara kullanımı arasında illiyet olup olmadığı konularında, ayrıntılı, gerekçeli, denetime elverişli bir rapor alındıktan sonra, oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, davalı vekilinin bu yöne dair temyiz itirazlarının kabulüyle, kararın davalı yararına bozulması gerekmiştir.

2-)Bozma sebep ve şekline göre; davacılar vekilinin ve davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.

SONUÇ : Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün BOZULMASINA; (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davacılar vekili ve davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına; peşin alınan harcın istenmesi halinde temyiz eden davacılar ve davalılara iadesine 19/12/2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

  1. HUKUK DAİRESİ
  2. 2014/9318
  3. 2016/11554
  4. 15.12.2016

DAVA : Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine dair verilen hükmün süresi içinde davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:

KARAR : Davacılar vekili, müvekkillerinin murisi …’ın kullanmış olduğu konut kredisi kapsamında davalı şirket nezdinde hayat sigortası poliçesi yapıldığını, murisin kredi taksitleri bitmeden vefat ettiğini, davalı sigorta şirketinin kredi kullanılan bankaya hayat sigorta poliçesi kapsamında tüm kredi borcunu ödemesi gerekirken sadece 1 yıllık risk tutarı olarak belirlediği tutar olan 8.513,40 TL ödeme yaptığını, bakiye kredi riskinin ödenmesinden imtina edildiğini, kalan kredi borcunun müvekkillerinden talep edilmesi karşısında müvekkillerinin dava açmakta hukuki yararının bulunduğunu belirterek şimdilik 10.000.00 TL tazminatın faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş, yargılama sırasında davasını ıslah ederek, davalının, dönülemez lehtar … A.Ş.’ye hayat sigortası poliçesinden kaynaklanan 46.091,64 TL’nin ve banka kredi sözleşmesi gereğince işlemiş ve işleyecek faizler ile ferileri ile birlikte ödemesi gerektiğinin tespitine karar verilmesini istemiştir.

Davalı vekili, hayat sigorta poliçesi kapsamında …ı A.Ş. …i Şubesinin dönülemez lehtar ve dain-i mürtehin olarak tayin edildiğini, davacıların aktif dava ehliyetinin bulunmadığını, murisin vefatı üzerine poliçenin vefat tarihindeki teminat tutarı olan 8.513,40 TL’nin kredi borcuna mahsuben lehtar bankaya ödendiğini, kredi süresinin 10 yıl olmasına rağmen poliçe süresinin 1 yıl olması nedeni ile tazminat tutarının düşük olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.

Yapılan yargılama sonucu davanın kabulüne dair verilen hüküm, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 12.03.2013 tarih 2012/5244 Esas 2013/4719 Karar sayılı ilamı ile bozulmuştur. Mahkemece, uyulmasına karar verilen bozma ilamı, toplanan delillere göre; davacının davasının reddine karar verilmiş; hüküm, davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.

SONUÇ : Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı doğrultusunda inceleme yapılıp hüküm verilmiş olmasına, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davacılar vekilinin yerinde olmayan tüm temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun bulunan hükmün ONANMASINA ve aşağıda dökümü yazılı 4,00 TL kalan onama harcının temyiz eden davacılardan alınmasına 15/12/2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

  1. HUKUK DAİRESİ
  2. 2014/7690
  3. 2016/11559
  4. 15.12.2016

DAVA : Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine dair verilen hükmün süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:

KARAR : Davacı vekili, müvekkilinin murisi …’in 22/04/2011 tarihinde … Bankası Şubesinde içeriğine etki edemediği ve edemeyeceği, daha önceden matbu olarak hazırlanmış bireysel kredi sözleşmesi ile 21.096,85 TL geri ödemeli 15,000 TL tüketici kredisi aldığını, davacı murisinin kullandığı tüketici kredisi bedelinin davalı banka ile bağlı ortaklık olarak ticari faaliyet yürüten …. Sigorta A.Ş (Halk Emeklilik) tarafından bireysel kredi sözleşmesinin 11. maddesi uyarınca kredi hayat sigortası ile prim karşılığında sigortalandığını, bu hususun müvekkil murisine hukuki zorla dayatılarak yapılmış bir işlem olduğunu, davacı murisinin aynı zamanda davalı banka aracılığı ile prim karşılığında sigortalanmış olduğunu, davacı murisinin aynı zamanda davalı banka aracılığı ile eşinden dul maaşı alan biri olduğunu, 29/08/2011 tarihinde davacı murisi …’in … Hastanesinde doğal ölüm sonucu vefat ettiğini ve rizikonun gerçekleştiğini, bu tarihe kadar davalı bankaya ilk beş taksit tutarı 1.790,65 TL’nin ödenmiş olduğunu, davacının …. Sigorta A.Ş ‘ye müracaatla sigorta sözleşmesi gereği ödenen taksit bedellerini tarafına iadesini ve kalan taksit bedellerini bankaya ödenmesini talep ettiğini, ancak …. Sigorta’nın soru formunda kasıtlı olarak kişinin sağlığı ile ilgili yanlış bilgi verdiği gerekçesi ile bu talebi geri çevirdiğini, …. Bankası Şubesinin de davacıya ödenmeyen

kredi taksitleri sebebi ile sözleşme hükümlerince temerrüde düşüldüğü gerekçesi ile bu taksitlerin tamamının ödenmesi için … Noterliğinin 04/12/2011 tarih ve 3518 yevmiye nosu ile ihtarname göndermiş olduğunu, bunun neticesinde davalı bankaya ödenmeyen kredi taksitleri tutarı ve faizleri olmak üzere toplam 15.500 TL’nin ödendiğini, bankanın kendi alacağı için basiretli bir tacir gibi davranmayıp sigorta şirletine başvurmadığını ve dava açmadığını, muris ciddi bir hastalığı olduğu için bu durumun kendisinden gizlenmesinin doğal olduğunu, bu sebeple de kişinin kendisini sağlıklı hissetmesi ve bilmesi, bu duruma göre de beyanda bulunmasının normal olduğunu belirterek 17.290,65 TL bedelin 07/02/2012 tarihinden itibaren işleyecek sözleşme hükümlerinde belirtilen faiz cinsi ve oranı ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile müvekkiline ödenmesine karar verilmesini dava ve istemiştir.

Davalı … A.Ş vekili davacının murisinin 3 yıldır kanser hasatalığı olduğu halde bunu bilmemesinin mümkün olmadığını, doğru beyan yükümlüğünün ihlal edildiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.

Davalı …Ş vekili; davalı banka açısından husumet yönünden davanın reddine karar verilmesini, mahkeme aksi kanaatte ise davanın esastan reddine karar verilmesini talep ettiklerini beyan etmiştir.

Mahkemece; toplanan delillere ve tüm dosya kapsamına göre, murisin hastalığının teşhisi üzerinden 3 yıl kadar bir zaman geçmesine ve bu süreçte sürekli tedavi görmesine rağmen hastalığını bilmemesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğu, bu sebeple doğru beyanda bulunma yükümlülüğünü ihlal etmiş olduğu gerekçesiyle sübut bulmayan davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

SONUÇ : Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davacı vekilinin yerinde görülmeyen bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, aşağıda dökümü yazılı 4,90 TL kalan onama harcının temyiz eden davacıdan alınmasına 15.12.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

  1. HUKUK DAİRESİ
  2. 2014/9344
  3. 2016/11556
  4. 15.12.2016

DAVA : Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne dair verilen hükmün süresi içinde davacılar vekili ve davalı …Ş vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:

KARAR : Davacı vekili, müvekkillerinin murisi …’nun Vakıflar Bankası …. Şubesinden 07.10.2005 tarihinde 70.000,00-TL tutarında konut kredisi kullandığını, alınan kredinin geri dönüşünü teminen Vakıflar Bankası aracılığıyla davalı …Ş. tarafından hayat sigortası tanzim edildiğini, murisin zaman zaman kredi ödemelerinde güçlük yaşasa da büyük ölçüde düzenli ödemelerle kredi taksitlerini ve ödeme planında belirlendiği vadelerde hayat sigortası primlerini yatırmaya devam ettiğini, murisin geçirmiş olduğu trafik kazası neticesinde 06.05.2010 tarihinde vefat ettiğini, vefatını müteakip mirasçıları olan müvekkillerinin krediyi kullandıran ve sigorta primlerini tahsil eden ilgili şubeden defalarca poliçeyi talep etmişse de, poliçenin ibraz edilmediğini beyanla, fazlaya dair talep ve dava hakları saklı kalmak kaydıyla; 7.500.00 TL tazminatın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, alacağa vefat tarihi olan 06.05.2010 tarihinden itibaren avans faizi uygulanmasına karar verilmesini istemiştir.

Davalı …Ş. vekili, müvekkili şirketi ile diğer davalı arasında yapılan … Sigortası ile 7397 Sayılı Sigorta Murakabe Kanunu uyarınca Hazine Müsteşarlığına tasdik ettirilerek yürürlüğe alınan… Sigorta Sözleşmesi yapıldığını, yapılan sözleşme incelendiğinde, sigorta ettirenin diğer davalı banka olduğunun, kredi kullanan müşterilerin banka tarafından sigorta ettirildiğinin açık olduğunu, müvekkili şirketin vefat teminatından sorumlu tutulabilmesi için vefat tarihi itibarıyla geçerli bir sözleşmenin yapılmış olması ve priminin ödenmiş bulunması gerektiğini, müvekkili şirket kayıtlarında yenilenmiş bir sigorta sözleşmesinin ve ödenmiş bir primin bulunmadığını beyan ederek davanın reddini savunmuştur.

Davalı …A.O Vekili, davaya konu olayda, müvekkili banka tarafından kredinin kullandırılması esnasında müşteri lehine hayat sigortası yapıldığını, 2005 yılında kullanılan kredi için her yıl yenilenen 1 yıllık süreli hayat sigortası yapıldığını, 2009 yılına kadar da müşterinin talebi doğrultusunda her yıl yenilendiğini, 07.10.2009 tarihinde müşterinin taksitleri aksatmaya başladığını, dolayısıyla sigortanın yenilenmesi konusunda da herhangi bir talebi olmadığını, müşterinin temerrüde düşmesi sebebiyle müvekkili bankanın alacağı hakkında 28.01.2010 tarihinde 63.876,30-TL. ana para üzerinden takibe aktarıldığını, bu arada borçlunun 25.04.2010 tarihinde trafik kazası geçirerek 06.05.2010 tarihinde vefat ettiğini, müşterinin vefatından sonra 13.07.2010 tarihinde dosya alacağının tahsilatla kapandığını, netice itibarıyla 2009 tarihinden itibaren kredi taksitlerinin aksatıldığını, müşteri tarafından sigorta yapılmasına yönelik bi talep bulunmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, iddia, savunma ve toplanan kanıtlara göre, davalı …’na yönelik davanın husumetten reddine, davalı …Ş.’ne yönelik ıslah edilen davanın kısmen kabulüyle 7.500,00 TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte bu davalıdan alınarak davacılara verilmesine, fazlaya dair istemin reddine karar verilmiş; hüküm, davacılar vekili ve davalı …Ş vekili tarafından temyiz edilmiştir.

1-)Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı sigorta şirketi vekilinin tüm, TTK 1268. maddesi gereğince zamanaşımı süresinin dolmuş olmasına göre, davacılar vekilin ıslaha yönelik zamanaşımı definin reddi gerektiğine dair temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.

2-)Davacılar vekilinin davalı Bankaya yönelik temyiz itirazlarının incelemesine gelince;

Somut olayda, her iki davalı arasında 01.02.1993 başlangıç tarihli Kredi Hayat Sigortası Sözleşmesi aktedilmiş olup, Sözleşmenin 3.maddesinde bankadan kredi alan 18-70 yaş arasındaki tüm müşterilerin, bu grup sigortasına dahil olacakları düzenlenmiş, 2.maddesinde ise vefat halinde sigortanın kredi borcunu bankaya, kalan kısmını ise mirasçılara ödeyeceği kararlaştırılmıştır.

Banka ile muris arasında düzenlenen kredi sözleşmesinin eki olan ve kredi taksitlerini gösteren cetvelde ise yılda bir kez ödenecek kredi taksitine sigorta pirimi de eklenmek suretiyle kredi borcunun biteceği 07.10.2020 tarihine kadar murise hayat sigortası yaptırılacağı güvencesi verilmiştir. Zaten üst paragrafta incelenen çerçeve sigorta aktine göre de muris kredi kullanmak suretiyle bu poliçeye dahil olmuştur.

Davalı bankanın acente sıfatıyla sigorta primini de vefattan önce tahsil ettiği hususu da uyuşmazlık konusu değildir.

Bu durumda, davalı sigorta şirketi sigorta akti gereği kredi borcu kadar bankaya, kalan kısım için mirasçılara karşı sorumlu olduğu gibi davalı bankada kendi yaptırdığı hayat sigorta poliçesi sebebiyle bakiye kredi alacağını sigorta poliçesini tanzim eden ve poliçenin 3.maddesi gereği ödeme yükümlülüğü doğan kendisiyle aynı sermaye gurubu içinde yer alan sigorta şirketinden talep etmesi gerektiği halde davacı mirasçılardan tahsil etmesi sebebiyle bu miktar kadar mirasçılara karşı sorumludur.

Bu sebeple davalı Banka yönünden husumetten ret kararı verilmesi doğru olmamakla kararın davacılar yararına bozulması gerekmiştir.

SONUÇ : Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan sebeplerle davalı sigorta şirketi vekilinin tüm temyiz itirazlarının, davacılar vekilin ıslaha yönelik zamanaşımı definin reddi gerektiğine dair temyiz itirazının REDDİNE, (2) numaralı bentte açıklanan sebeplerle davacılar vekilinin davalı Bankaya yönelik temyiz itirazının kabulüyle hükmün BOZULMASINA, aşağıda dökümü yazılı 383,32 TL kalan harcın temyiz eden davalı …Ş’nden alınmasına, peşin alınan harcın istenmesi halinde temyiz eden davacılara iadesine 15/12/2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

  1. HUKUK DAİRESİ
  2. 2015/11500
  3. 2016/23252
  4. 14.12.2016

DAVA : Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.

KARAR : Davacılar, murisleri ….’in davalı bankadan 2012 yılında tüketici kredisi kullandığını, 21/05/2013 tarihinde vefat edene kadar ödemelerini düzenli yaptığını, vefat ettiğinde bankaya yaptıkları müracatta hayat sigortasının yapılmadığının belirtilmesi üzerine, tüm borcu kapattıklarını, ancak akabinde…. A.Ş tarafından davalı banka kanalı ile murise hayat sigortası yaptırıldığını, anlaşılamayan bir sebeple poliçenin iptal edildiğini tespit ettiklerini, poliçenin iptali sonrası ise davalı bankanın yeniden sigorta yapmadığını, halbuki ilk başta kredi masrafı adı altında poliçe bedelinin davalı bankatarafından çekildiğini, poliçenin iptal edilmesinde ve sonra gereğinin yerine getirilmemesinde davalı bankanın tam kusurlu olduğunu ileri sürerek, yapılan 20.690,00 TL ödemenin davalıdan tahsilini istemişlerdir.

Davalılar, davanın reddini dilemişlerdir.

Mahkemece, davanın kısmen kabulüne, 19.400,31 TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya dair talebin reddine, karar verilmiş; hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir.

1-)Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre temyiz eden davalının aşağıdaki bendin kasamı dışındaki sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.

2-)Davacıların murisinin davalı bankadan tüketici kredisi kullandığı, 21/05/2013 tarihinde vefat ettiği, kredinin davacılar tarafından kapatıldığı, murisin kredi işlemleri sırasında hayat sigortası yapılması için onay verdiği hususları uyuşmazlık konusu değildir. Taraflar arasındaki uyuşmazlık, hayat sigortasının henüz yapılmadan iptalinde tarafların kusurlarının olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.

Dosya kapsamı incelendiğinde, kredi sözleşmesi kurulması aşamasında, davalı tarafından hayat sigortası işlemleri başlatıldığı, ancak hesapta yeterli bakiye bulunmaması üzerine hayat sigortası işlemlerinin iptal edildiği anlaşılmaktadır. Davalının sigortanın iptaliyle ilgili miras bırakanı ilgili yönetmelik gereği (….yeterli düzeyde bilgilendirmediği, bunun ise miras bırakan ve dolayısıyla mirasçılar aleyhine bir duruma sebebiyet verdiği açık olmakla birlikte, miras bırakanın hayat sigortası yapılmasını takip ve işlemlerin yerine getirilmesini kontrol sorumluluğu olduğunun kabulü gerekir. Hal böyle olunca, kredi borcunun teminat altına alınması için sigorta poliçesi düzenlenmemesinde, murisin ve davalı bankanın karşılıklı kusurunun üzerinde durularak ve gerekirse bu hususta uzman bilirkişilerden taraf, mahkeme ve Yargıtay denetimine elverişli bir rapor alınıp, TMK 2. maddesinde düzenlenen dürüstlük kurallarına göre zararın paylaştırılması gerekirken, yazılı şekilde, tüm kusurun davalıda bulunduğu gerekçesiyle, karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.

SONUÇ : Yukarıda birinci bentte açıklanan sebeplerle kararı temyiz eden davalının sair temyiz itirazlarının reddine, ikinci bentte açıklanan nedenlerle, temyiz olunan kararın davalı yararına BOZULMASINA, peşin alınan 331,40 TL harcın istenmesi halinde iadesine, HUMK’nun 440/1 maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 14/12/2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

  1. HUKUK DAİRESİ
  2. 2016/13600
  3. 2016/12140
  4. 13.12.2016

DAVA : Taraflar arasındaki davada … 6. Tüketici ve … 2. Asliye Ticaret Mahkemelerince ayrı ayrı görevsizlik kararı verilmesi nedeni ile yargı yerinin belirlenmesi için gönderilen dosya içindeki tüm belgeler incelendi, gereği düşünüldü:

KARAR : Dava, alacak istemine ilişkindir.

… 6. Tüketici Mahkemesince davacılar ile davalı banka arasında tüketici ilişkisi (ve davacıların tüketici sıfatı) bulunmadığı gerekçesi ile görevsizlik kararı verilmiştir.

… 2. Asliye Ticaret Mahkemesince ise uyuşmazlığın Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun kapsamında kaldığı gerekçesi ile görevsizlik kararı verilmiştir.

28.05.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6502 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 3. maddesi, tüketici işleminin kapsamını esaslı biçimde değiştirmiş; aynı Kanunun 83/2. maddesinde ise “Taraflardan birini tüketicinin oluşturduğu işlemler ile ilgili diğer kanunlarda düzenleme yapılması bu işlemin tüketici işlemi sayılmasını ve bu kanunun görev ve yetkiye dair hükümlerinin uygulanmasını” engellemeyeceği belirtilmiştir.

6502 Sayılı Kanun’un 3. maddesinde “Tüketici işlemi; eser, taşıma, simsarlık, sigorta, vekalet, bankacılık ve benzeri sözleşmeler de dahil olmak üzere kurulan her türlü sözleşme ve işlemi kapsar.” şeklinde yeniden tanımlanmıştır. Bu hüküm mülga 4077 Sayılı Kanun’un 3/h bendindeki tüketici işlemi tanımından daha kapsamlıdır. 6502 Sayılı Kanun’un tüketici işlemleri ve tüketiciye yönelik uygulamalardan doğan uyuşmazlıkların tüketici mahkemelerinde çözümünü öngören 73. maddesiyle 83/2. maddesinin açık hükmü karşısında, sigortalısı tüketici tanımına uygun olmak kaydıyla, sigorta sözleşmelerinden kaynaklanan davalar da tüketici mahkemesinin görev alanına girmiştir.

Somut olayda, davacı vekili özetle; müvekkillerinin murisi …’ın 25/06/2014 tarihinde vefat ettiğini, muris …. Bankası A.Ş. … numaralı 4.000,00.-TL tutarında 23/05/2012 başlangıç tarihli ve 23/05/2017 bitiş tarihli sabit taksitli bireysel kredi kullandığını kredi kullanımı ile birlikte vefat teminatlı 24885612 numaralı ve 22/05/2012 düzenleme tarihli sigorta poliçesi düzenlendiğini, murisin ölümü üzerine yapılan tazminat talebinin davalı tarafça haksız ve hukuka aykırı şekilde reddolunduğunu ileri sürerek 4.000,00.-TL sigorta poliçesi tazminat tutarının davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.

Dava, 6502 Sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesinden sonra 10/12/2015 tarihinde açılmıştır. Dava, davacıların murisi ile … Bankası TA.O. arasında yapılan kredi sözleşmesi ile buna bağlı olarak davalı sigorta şirketi ile aktedilen hayat sigortası sözleşmesinden kaynaklanmaktadır. Davacıların murisi tüketici sıfatını haiz olup davacılar, irs ilişkisine

dayanarak dava açmaktadırlar. Taraflar arasındaki sözleşme, tüketici işlemi niteliğinde olup, davacıların murisi tüketici sıfatını haiz bulunduğuna göre dava tarihinde yürürlüğe girmiş olan 6502 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanunun 3, 73/1 ve 83/2. maddeleri uyarınca davaya bakma görevi tüketici mahkemesine ait bulunmaktadır.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle; 6100 Sayılı HMK’nın 21 ve 22. maddeleri gereğince; … 6. Tüketici Mahkemesi’nin YARGI YERİ OLARAK BELİRLENMESİNE 13/12/2016 gününde oybirliği ile karar verildi.

T.C.

YARGITAY

  1. HUKUK DAİRESİ
  2. 2014/9284
  3. 2016/11400
  4. 12.12.2016

DAVA : Taraflar arasındaki hayat sigortasından kaynaklanan alacak davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın husumetten reddine dair verilen hükmün süresi içinde davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:

KARAR : Davacılar vekili; davacılar murisi müteveffa ….’ın 10/06/2011 tarihinde …. Şubesi’nden kredi çektiğini, kredi çekilmesi sırasında müteveffaya uzun süreli kredi hayat sigorta poliçesi düzenlendiğini, davacılar murisinin 06/11/2011 tarihinde vefat ettiğini, davalı tarafından ödeme yapılmaması üzerine kredi borcunun davacılar tarafından kapatıldığını belirterek 42.000,00 TL ölüm teminatının 22/12/2011 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacılara verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili; poliçenin lehdarının …. Şubesi olarak gösterildiğini, ilgili şubenin icazeti olmadan herhangi bir davanın açılamayacağını, davacıların aktif dava ehliyetine haiz olmadığını, poliçe tanzim tarihinden önce sigortalının beyan yükümlülüğüne aykırı olarak hastalığını ve tedavilerini gizlediğini, davalının yasal sürede cayma fesih hakkını kullandığını ve poliçenin hükümsüz olduğunu belirterek davanın reddine karar verilmesini beyan etmiştir.

Mahkemece, hayat sigortası poliçesinde lehtarın …. A.Ş’nin olduğu, poliçenin dayanak noktası olarak lehtar şirketin icazeti olmadan herhangi bir davanın açılamayacağı, bu icazetin de dava açılırken alınmadığı gerekçesiyle davanın husumet sebebiyle reddine karar verilmiş; hüküm davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dava, kredili hayat sigortasından kaynaklanan vefat tazminatının davalıdan tahsili istemine ilişkindir.

Somut olayda davacıların murisi …. dava dışı …. Şubesinden tüketici kredisi çekmiş ve çekilen kredi için davalı sigorta şirketi tarafından kredi hayat sigorta poliçesi” ile sigortalanmıştır. Bu doğrultuda dava dışı kredi veren bankanın davalı nezdindeki poliçede dain ve mürtehin olarak gösterildiği anlaşılmakla, poliçe teminatı üzerinde dain ve mürtehinin de menfaati bulunduğundan poliçe teminatını talep etmeye hakkı bulunmaktadır. Davacı mirasçıların sigorta poliçesine dayanarak tazminat talebinde bulunabilmesi için lehdar bankanın bu konuda açık muvafakatının olması gerekmektedir. Mahkemece her ne kadar bu icazetin dava açılırken alınmadığı anlaşıldığından davanın husumet sebebiyle reddine karar verilmiş ise de yargılama aşamasında dava dışı bankanın 25.07.2013 tarihli cevap yazısında kredinin kapanması sebebiyle davacıların borcunun bulunmadığı, poliçede bulunan rehin alacağının davacılara tazminat olarak ödenmesine muvafakat ettiklerinin bildirmiş olmasına ve davacıların dava açarken borcu kapattıklarını bildirir dekont sunmuş olmalarına göre davanın esasına girilerek bir karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile yazılı şekilde husumetten reddine karar verilmesi doğru olmayıp bozma nedeni yapılmıştır.

SONUÇ : Yukarda açıklanan sebeplerle davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istenmesi halinde temyiz eden davacılara iadesine 12/12/2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

  1. HUKUK DAİRESİ
  2. 2015/12086
  3. 2016/9468
  4. 12.12.2016

DAVA : Taraflar arasında görülen davada …. 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 16/06/2015 tarih ve 2014/2241-2015/771 Sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

KARAR : Davacı vekili; müvekkillerinin murisi olan….’in vefatından önce …. Bank ile yaptığı kredi sözleşmesi gereğince davalı sigorta şirketi tarafından …. sigortası yapıldığını, murisin 13.08.2011 tarihinde vefat etmesi üzerine bakiye kredi borcunun hayat sigortasınca karşılanmadığını ve bankanın baskısı sebebiyle müvekkillerince 6.972,00 TL ödeme yapılarak kredinin kapatıldığını ileri sürerek, fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla 6.972,00 TL’nin ödeme tarihinden itibaren işleyecek ticari faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili; davacıların murisinin sigorta poliçesinin tanzimi sırasında mevcut olan rahatsızlığını beyan etmemesi sebebiyle rizikonun poliçe kapsamında olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre; … sigorta poliçesinde sigortalısı olan davacıların murisi …’in sigorta sözleşmesinin imzalanmasından önce sağlık geçmişi ile ilgili bilgilere ulaşmak için davalıya yetki verdiği, buna rağmen davalı tarafından herhangi bir araştırmanın yapılmadığı, ayrıca sigortalının konjestif kalp yetmezliği hastalığını kasten beyan etmediğine dair dosya kapsamında belge ve delilin bulunmadığı, bu sebeple davalının talep edilen tazminattan sorumlu olduğu gerekçesiyle davanın kabulüyle 6.972,00 TL tazminatın ödeme tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.

Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.

Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davalı vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı bakiye 356,56 TL temyiz ilam harcının temyiz edenden alınmasına, 12/12/2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

  1. HUKUK DAİRESİ
  2. 2014/6914
  3. 2016/11236
  4. 6.12.2016

DAVA : Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne dair verilen hükmün süresi içinde davacılar vekili tarafından vekalet ücreti ve yargılama gideri ile sınırlı olarak ve davalı vekili tarafından faiz ile sınırlı olarak temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:

KARAR : Davacılar vekili, müvekkillerinin eşi ve babası olan murisin …. …. Şubesi’nden 20.000,00 TL tutarında 36 ay taksitli tüketici kredisi kullandığını, bu kredinin teminatı olarak davalı sigortacı nezdinde hayat sigortası yaptırdığını, sigortalı murisin tüketici kredi taksitlerini düzenli olarak ödediğini, en son 20.08.2012 tarihli taksidi ödedikten sonra 15.09.2012 tarihinde vefat ettiğini, müvekkili …, murisin vefatından sonra, aynı zamanda davalı sigortacının acentası da olan …. …. Şubesi’ne müracaat ederek, öncelikle daini mürtehin olarak bankanın bakiye kredi alacağının sigorta teminatından kapatılmasını, arta kalan meblağın da tarafına ödenmesini talep etmiş ise de banka yetkilileri kredi bakiyesi olan 4.220,00 TL’nin sigortadan kapatılacağını ancak sigorta teminat tutarından bakiye 15.780,00 TL’nin ödenmesinin söz konusu olmayacağını bildirdiğini beyanla 15.780,00 TL’nin dava tarihinden işleyecek avans faizi ile davalıdan tahsilini istemiştir.

Davalı vekili, sigortalının ölümü üzerine …. …. Şubesi’nin poliçe lehdarı sıfatıyla, ölüm tazminatı almak için müvekkili şirkete yaptığı müracaat üzerine gerekli işlemlerin yapılabilmesi için ölen sigortalıya ait dosyanın incelemeye alındığını, sigortalıya ait hastane kayıtları üzerinde yapılan inceleme sonucu ölüm tazminatı ödenmesinin uygun bulunduğunu, …. …. Şubesi’nin 05.11.2012 tarihli yazısı gereği, sigortalının vefat tarihindeki mevcut kredi borcu tutarı olan 4.218,38 TL’nin müvekkili şirket tarafından …. …. şubesine ödendiğini, poliçe

teminat tutarı 20.000,00 TL olup kalan 15.781,62 TL tutarın sigortalı varislerine ödenmek üzere işlemlere başlandığını, sigortalı varisi davacı …’nin şirket kayıtlarında mevcut adresine gönderilen 09.11.2012 tarihli yazı ile varislerin 7338 Sayılı Veraset ve İntikal Vergisi Kanunu’nun 17. maddesi uyarınca, vergi borcu bulunup bulunmadığına dair ilgili Veraset ve İntikal Vergi Dairesi Müdürlüğü’nden müvekkil şirkete hitaben düzenlenecek bir yazı getirmesi istendiğini, davacı vekilinin müvekkili şirket tarafından ölüm tazminatı tutarının ödeneceğinin bildirildiğini bildiği halde, ödeme bilgisini aldıktan bir gün sonra işbu davayı açtığını, avukatlık ücreti, faiz ve masraf talebinde bulunduğunu, müvekkili şirketin dava açılmasında herhangi bir kusuru bulunmaması sebebiyle dava tutarı olan 15.781,65 TL dışında herhangi bir tutar ödemeye mahkum edilmemesi gerektiğini beyanla davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre, davanın kabulü ile, 15.780,00-TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, davacının veraset ve intikal belgesine dair ilgili yazıyı davalı tarafından talep edilmesine rağmen ibraz edilmemesi sebebiyle ödeme yapılmadığından davalının bir kusuru olmadığı anlaşıldığından davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına ve davacı lehine vekalet ücretine hükmedilmesine yer olmadığına karar verilmiş; hüküm, davacılar vekili tarafından vekalet ücreti ve yargılama gideri ile sınırlı olarak ve davalı vekili tarafından faiz ile sınırlı olarak temyiz edilmiştir.

SONUÇ : Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde, dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre davacılar vekili ve davalı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun bulunan hükmün ONANMASINA ve aşağıda dökümü yazılı 29,20 TL onama harcının temyiz eden davacılardan ve aşağıda dökümü yazılı 808,43 TL kalan onama harcının davalıdan alınmasına 06/12/2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

  1. HUKUK DAİRESİ
  2. 2016/11783
  3. 2016/11710
  4. 5.12.2016

DAVA : Taraflar arasındaki davada …. 3. Asliye Ticaret ve …. 1. Tüketici Mahkemelerince ayrı ayrı görevsizlik kararı verilmesi nedeni ile yargı yerinin belli edilmesi için gönderilen dosya içindeki tüm belgeler incelendi gereği düşünüldü:

KARAR : Dava, hayat sigortası sözleşmesinden kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir.

…. 3. Asliye Ticaret Mahkemesince, davacının tüketici konumunda bulunduğu, davaya konu hayat sigorta sözleşmesinin de tüketici işlemi sayıldığı gerekçesi ile görevsizlik kararı verilmiştir.

…. 1. Tüketici Mahkemesince ise, davalı sigorta şirketi ile davacılar arasında akdedilmiş herhangi bir sigorta sözleşmesi bulunmamaktadır. Sözleşme davacıların murisi ile davalı arasında olduğu gerekçesi ile görevsizlik kararı verilmiştir.

Somut olayda; davacılar vekili müvekkillerinin murisi ….’ın 18.01.2015 tarihde vefat ettiğini, 18.05.2013 tarihinde Vakıf Banktan bireysel ihtiyaç kredisi kullandığını ve bu sırada sigorta poliçesi ile birlikte yaşam sigortası yaptırdığını, vefatından sonra müvekkillerinin davalı bankaya başvurarak söz konusu ihtiyaç kredisinin bakiye taksitlerinin yaşam sigortasından tahsilini ve kredi hesabının kapatılmasını ve ölüm anına kadar ödenen taksitlerinde poliçe uyarınca kendilerine ödenmesini talep ettikleri halde davalı şirketçe taleplerinin reddedildiğini ileri sürerek müvekkillerinin murisi …’ın davalı şirketten almış olduğu bireysel kredi ihtiyaç borçlarının kapatılmasına, sağlığında ödediği ve ölümünden sonra da müvekkilleri tarafından ödenen kredi bedelinin müvekkillerine ödenmesine karar verilmesini talep etmiş olup, dava 09.10.2015 tarihinde açılmıştır.

28.11.2013 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan ve 28.05.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6502 Sayılı “Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun” (TKHK) 2. maddesinde Kanunun kapsamı “Bu Kanun, her türlü tüketici işlemi ile tüketiciye yönelik uygulamaları kapsar” şeklinde açıklanmıştır. Kanunun “tanımlar” başlıklı 3. maddesinin birinci fıkrasının (l) bendinde ise tüketici işlemi, “Mal veya hizmet piyasalarında kamu tüzel kişileri de dahil olmak üzere ticari veya mesleki amaçlarla hareket eden veya onun adına ya da hesabına hareket eden gerçek veya tüzel kişiler ile tüketiciler arasında kurulan, eser, taşıma, simsarlık, sigorta, vekalet, bankacılık ve benzeri sözleşmeler de dahil olmak üzere her türlü sözleşme ve hukuki işlemi ifade eder” biçiminde tanımlanmıştır.

Buna göre, eldeki uyuşmazlıkta tüketici konumundaki davacılar, banka kredisi sebebiyle yapılan hayat sigorta poliçesi kapsamında dava açarak tazminat talebinde bulunmuş olup, uyuşmazlığın …. 1. Tüketici Mahkemesinde görülerek sonuçlandırılması gerekmektedir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle; 6100 Sayılı HMK’nın 21 ve 22. maddeleri gereğince …. 1. Tüketici Mahkemesi’nin YARGI YERİ OLARAK BELİRLENMESİNE 05/12/2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

  1. HUKUK DAİRESİ
  2. 2015/31586
  3. 2016/22675
  4. 1.12.2016

DAVA : Taraflar arasındaki menfi tespit davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacılar avukatınca duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davacı vekili ile davalı … A.Ş. vekilinin gelmiş olmalarıyla duruşmaya başlanılmış ve hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra karar için başka güne bırakılmıştı. Bu kez temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR : Davacı, murisinin 15.09 2010 tarihinde davalı bankadan konut kredisi kullandığını, tarafların kullanılan krediyi güvence altına almak maksadıyla sözleşmenin 15. maddesine göre hayatsigortası ve diğer ihtiyari sigortaların yapılması husunda anlaştıklarını, hatta murislerinden bu sigortaların yapılmasına yönelik ‘talimattır’ adlı belgenin alındığını, buna rağmen bankanın hayatsigortası hiç akdetmeyerek sözleşme ve yönetmelik hükümlerine aykırı davranmak suretiyle taraflarını zarara uğrattığını ileri sürerek murisin ölüm tarihi itibariyle mirasçıların borçlu olmadıklarının tespitine, emsal uygulamalar çerçevesinde kredi miktarı da dikkate alınmak suretiyle, asgari hayat sigortası miktarının tayin ve tespiti ile belirlenecek sigorta limitinden kredinin kalan taksitleri ve taraflarına istirdadına karar verilecek tutar toplamı takas-mahsup edildikten sonra, artacak hayat sigortası miktarı bakiyesinin şimdilik 500, 00 TL sinin vefat tarihi olan 09.03.2013 tan itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, ayrıca fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla ödedikleri 500 Tl’nin avans faizi ile birlikte tahsiline, karar verilmesini istemiş, ödediği miktar yönünden davasını ıslah ile alacak miktarını 10.000 TL’ye yükseltmiştir.

Davalı, talimat adlı belgenin alınmasının ve sözleşmede ihtiyari sigortalara dair hüküm bulunmasının bankanın rutin uygulamalarından olduğunu, ilgili maddelerin sigorta yaptırma zorunluluğu yüklemediğini, davacılar murisininde bankalarından bu sigortanın yapılmasına yönelik talepte bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.

1-)Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davacının aşağıdaki 2. bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.

2-)Davacıların murisinin davalı bankadan konut kredisi sözleşmesine istinaden 15.09.2010 tarihinde 55 ay geri ödemeli 61.500,00 TL bedelli konut kredisi kullandığı, borcun 24. taksitini ödedikten sonra 09.03.2013 tarihinde öldüğü, bedelin faiziyle davacılar tarafından bankaya ödenmeye başlandığı uyuşmazlık konusu değildir. Taraflar arasındaki uyuşmazlık, kredi borçlusunun hayat sigortası ile sigortalanması hususunu düzenleyen kredi sözleşmesinin 15.2 maddesi ve talimat adlı belgedeki düzenleme karşısında davacıları borçtan kurtaran bir davalı kusurunun bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır.

Kredinin kullanıldığı sırada yürürlükte bulunan 4077 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Yasada kredinin sigorta teminatı altına alınmasıyla ilgili tarafları bağlayıcı bir düzenleme bulunmadığı için uygulamada bankalar tarafından kredi verilmesi, yapılması isteğe bağlı sigortaların yaptırılması şartına bağlanmakta, bu sigortaları yaptırmayan tüketicilere kredi kullandırılmamaktadır. Esasen kredi borcunu teminat altına alan hayat sigortasının yaptırılmasında hem tüketicinin hem de bankanın menfaati olduğu için taraflar sözleşme hükümlerine göre bu edimi yerine getirmektedirler. O yüzden kredi sözleşmelerinde bankaya getirilen sigorta yaptırma yükümlülüğüne dair hükümler haksız şart olarak değerlendirilmemiştir. Buna karşın olayda uygulama yeri olmayan 28.05.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6502 Sayılı TKHK.na göre artık kredi verilmesi sigorta yaptırılması şartına bağlanamayacaktır. Yeni düzenlemeye göre tüketicinin açık talebi olmaksızın kredi ile ilgili sigorta yaptırılamayacağı, zorunlu sigortalarda veya tüketicinin sigorta yaptırmak istemesi halinde ise istediği sigorta şirketi ile imzaladığı poliçenin kredi veren tarafından kabul edileceği öngörülmüştür. (6502 sk m.29 ve m.38). Fakat bilgilendirme yükümlülüğü konusunda 4077 Sayılı Kanun’un 10. maddesinde düzenlenen tüketici kredilerinde böyle bir hüküm olmamasına karşın yeni Kanun’un 31/4. maddesiyle tüketici kredisi sözleşmelerinde özel düzenleme yer almaktadır. 4077 Sayılı Kanun’un m.10/B maddesinde konut finansman kredilerinde olduğu gibi genel olarak tüm tüketici sözleşmelerinin kurulması öncesinde ve kurulması sırasında tüketicinin bilgilendirilmesi yükümlülüğünün düzenlendiği bütün hallerde amaç, taraflar arasındaki dengesiz durumu gidermek ve tüketicinin de bilgilendirilmiş bir şekilde sözleşme kurmasına imkân tanımaktır. Zaten Tüketicinin Korunması hakkındaki Kanunun varlık nedeni muazzam örgütlülüğe sahip banka ve sigorta gibi dev kurumlarla imzalanan sözleşmelerde birey olarak zayıf konumdaki tüketiciyi korumaktır. (4077/1. madde) Dolayısıyla banka kredi sözleşmesinde hayat sigortası talep edecekse riziko konusunda tüketiciyi aydınlatmalıdır.

Böyle bir uyuşmazlıkta sözleşme ile hangi tarafa veya taraflara hangi yükümlülüklerin getirildiği ve diğer idari düzenlemeler üzerinde önemle durulmalıdır. Kredinin verildiği tarihte yürürlükte olan “Bireysel Kredilerde Bağlantılı Sigortalar uygulama Esasları Yönetmeliği”nin “İhtiyari sigortalar” başlıklı 6. maddesinde “Kredi ile bağlantılı olarak yapılacak ihtiyari sigortalarda, kredi ilgilisinin menfaatinin sigorta edilmesi, sigorta sözleşmesi ile sunulan teminatların kredi konusu ve kredi kullananın ihtiyaçları ile uyumlu olması esastır. “Bilgilendirme yükümlülüğü” başlıklı 7. maddesinde “(1) Kredi ile bağlantılı olarak yapılacak sigortalar konusunda, kredi sözleşmesi yapılmadan önce, kredi kuruluşu tarafından kredi kullanana bilgi verilir. Söz konusu bilginin verilmesine dair usul ve esaslar Müsteşarlıkça tespit edilir. (2) Kredi kuruluşunun aracı olduğu kredi bağlantılı sigorta sözleşmelerine dair bilgilendirme yazılı olarak yapılır. Kredi kullanan tarafından imzalanan bilgi formunun bir örneği kredi kuruluşu veya şirket tarafından saklanır. (3) Ancak, kişilerin fiziki olarak karşı karşıya gelmesinin söz konusu olmadığı hallerde veya işin mahiyetinin gerektirdiği durumlarda elektronik ortamda veya ilgilinin bilgi formuna erişimini mümkün kılan benzeri araçlarla bilgilendirme yapılabilir. Bu durumda, ispat yükümlülüğü kredi kuruluşuna aittir. (4) Kredi kuruluşunun aracı olduğu kredi bağlantılı sigortalarda verilecek olan bilgi formunun şekil ve asgari içeriği Müsteşarlıkça tespit edilir. (5) Şirket, kredi kuruluşunun bu Yönetmelik kapsamındaki bilgilendirme yükümlülüğünü gereği gibi yerine getirmesini temin etmek üzere her türlü tedbiri alır. (6) Kredi kuruluşunun aracı olduğu kredi bağlantılı sigortalarda 28/10/2007 tarihli ve 26684 Sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Sigorta Sözleşmelerinde Bilgilendirmeye İlişkin Yönetmelik kapsamında düzenlenen Bilgilendirme Formları verilmez. (7) Kredi kuruluşunun aracı olmadığı poliçelerde Sigorta Sözleşmelerinde Bilgilendirmeye İlişkin Yönetmelik kapsamında işlem tesis edilir.” hükümleri yer almaktadır.

Bununla birlikte davalıların murisi ile davacı banka arasında imzalanan Tüketici kredisi sözleşmesinin 15.2 maddesinde “Müşteri, iş bu çerçeve sözleşmeye ekinde yer alan sözleşme/sözleşmeler tahtında bankadan kullandığı kredi-kredilerin teminatlandırılmasına dair olarak, hem krediye ait zorunlu sigortaları hem bu zorunlu sigortalar dışında iş bu çerçeve sözleşme’nin ekinde yer alan talimat (ek 3) ile açıkça belirttiği üzere hayat sigortası ve/veya başkaca ihtiyari sigortaları yaptırmak istediğini, henüz taşınmazı tapuya kaydedilmemiş olması ve/veya kendi adına tescil ve teslim edilmemiş olması halinde dahi taşınmazın tapu kaydı ve/veya kendi adına tescil ve teslimi yapıldığı anda, işbu bahsi geçen zorunluve ihtiyari sigortaları Banka’nın dair ve mürtehin olması kaydı ve masrafları kendisine ait olmak üzere yaptıracağını ve kredi borcunun ana para, tüm faiz ve fer’ileri ile birlikte tamamen kapanacağı tarihe kadar bahse konu zorunlu/ihtiyari sigortalara dair poliçeleri yenileyeceğini, süresi içerisinde yenilenmemesi halinde Banka’yı poliçelerin yenilenmesi hususunda bizzat yetkilendirdiğini ve buna dair masraf, prim ve her türlü ödemelerin Banka nezdindeki hesaplarından/kredi kartlarından re2sen Bankaca alınabileceğini talep, kabul ve beyan eder” hükmü bulunmaktadır. Sözleşmenin eki niteliğinde bulunan 15.09.2010 tarihli başlığı TALİMAT olan matbu belgede de tarafların konut ve hayat sigortası ile bunlarla sınırlı olmaksızın diğer ihtiyari sigortalarında Banka tarafından resen yaptırılmasını ve sigorta primlerinin nezdinizdeki mevcut hesaplarımdan tahsil edilmesini talep ve muvafakat ederim şeklinde benzer düzenleme yer almaktadır. Sözleşmenin ve eki niteliğindeki talimatın bu hükmü ile yukarıdaki yönetmelik hükümleri birlikte değerlendirildiğinde bankaya kredi borcunu sigorta altına aldırma yükümlülüğü yüklenmiş olup kural olarak banka tüketiciyi sigorta yapmaya zorlayamaz ise de bu konuda kredi sözleşmesinin kurulmasından önce bankanın tüketiciyi bilgilendirme yükümlülüğü altında olduğu kabul edilmelidir. Sözleşmenin imzalandığı tarihte tüketiciye kredi açarken kendi alacağını, menfaatleri doğrultusunda adi kefalet ya da maaştan ödeme taahhüdüyle teminat altına alırken, tüketicinin ölümü halinde eş ve çocuklarını koruyacak şekilde kredi borcunun sigortalanması konusunda bilgilendirme yapmaması hukuken korunamaz. Banka kredi hakkında bilgilendirme yükümlülüğünün yapıldığını ispat etmek zorundadır. Olayda davalı bankanın 15.09.2010 tarihli bilgilendirme formu adlı içeriği doldurulmamış olan belge ile bilgilendirmeyi yapmadığı açıktır. Bu sebeple tüketiciyi sigorta konusunda bilgilendirmediği için bankanın az da olsa kusurlu olduğu kabul edilmelidir. Dairemizin 01.07.2013 T. 01/12/20162013/8602-18042, Y. 13. HD. 9.4.2015 T. 01/12/2016 2015/1534-11329 Sayılı kararları ile HGK.’nın 23.12.2009 gün ve 2009/13-433-2009/580, yine HGK. 2013/13-1592 esas sayılı dosyalarında aynı ilkeler benimsenmiştir. Hal böyle olunca kredi borcunun teminat altına alınması için sigorta poliçesi düzenlenmemesinde Bankanın da müterafik kusuru üzerinde durularak, TMK 2. maddesinde düzenlenen dürüstlük kurallarına göre zararın paylaştırılması gerekirken; mahkemece sigorta yapılmamasını genel bankacılık teamülleri gereği mevzuata uygun bulan yetersiz bilirkişi raporuna göre yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.

SONUÇ : Yukarıda 1. bentte açıklanan sebeplerle davacının diğer temyiz itirazlarının reddine, 2. bent gereğince hükmün davacı yararına BOZULMASINA, 1350,00 TL duruşma avukatlık parasının davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, HUMK’nun 440/III-2 maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 01.12.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

HUKUK GENEL KURULU

  1. 2009/13-433
  2. 2009/580
  3. 23.12.2009

DAVA : Taraflar arasındaki “İtirazın iptali” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara 7. Tüketici Mahkemesince verilen 23.10.2007 gün ve 2007/177 E.-829 K. sayılı davanın reddine ilişkin kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 28.11.2008 gün ve 2008/9343-14269 sayılı ilamı ile;

( … Davacı, davalıların murisi G. B.’ye 29.4.2005 tarihli sözleşme ile 60.000.00 YTL konut kredisi kullandırıldığını, 15.08.2006 tarihinde G. B.’nin vefat ettiğini, mirasçısı olan davalıların kredi borcunu ödemediği gibi, girişilen icra takibine haksız olarak itiraz ettiğini ileri sürerek, itirazın iptaline karar verilmesini istemiştir.

Davalılar, murisleri G. B.’ye konut kredisi kullandırıldığını ve kredi sözleşmesi gereğince G. B. lehine hayat sigortası yapılması gerektiğini, davalı banka ilk yıl için bunun yerine getirildiğini, ancak, ertesi yıl için hayat sigortasının yenilenmediğini ve murislerine bilgi de verilmediğini, bu hususun sözleşmeye aykırılık teşkil ettiğini, şayet hayat sigortası yaptırılsaydı davacının kredi alacağını hayat sigortacısı şirketten öncelikle tahsil edebileceğini belirterek davanın reddini dilemiştir.

Mahkemece, davalıların murisi G. B.’ye konut kredisi kullandırıldığı, kredi sözleşmesine göre kredi kullanan lehine hayat sigortası yapılmasının gerektiği, davacı bankanın ilk yıl için bu yükümlülüğün yerine getirmesine rağmen müteakip yıl için hayat sigortasının yenilenmediği, sigorta yapılması hususunun davacı banka yararına olduğu gibi kredi borçlusu yararına da olduğu, tacir ve güven müessesesi olan davacı bankanın hayat sigortasını yenilememekle ve kredi borçlusuna durumu haberdar etmemekle ağır kusurlu olduğu, kredi borçlusu davalıların murisi G.’ın kredi borcu tam ödenmeden ölümü ile kredi borcunun sigorta tazminatından ödenme imkanının kalmadığı, buna sebebiyet veren davacı bankanın bakiye kredi alacağını talep edemeyeceği sonucuna varılarak davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.

Yukarıda da kısaca özetlendiği gibi dava, davalıların miras bırakanı tarafından kullanılan konut kredisinin kısmen ödenmemesi üzerine davacı banka tarafından girişilen icra takibine vaki itiraz nedeniyle itirazın iptaline ilişkindir. Taraflar arasındaki uyuşmazlık, kredi borçlusunun hayat sigortası ile sigortalanması hususunu düzenleyen kredi sözleşmesinin 10. maddesindeki düzenleme karşısında davalıları borçtan kurtaran bir davacı kusurunun bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır.

Davalıların mirasbırakını G. B.’nin 29.04.2005 tarihli sözleşmeye istinaden davacı bankadan 48 ayda geri ödeme koşulu ile 60.000.00 YTL tutarında konut kredisi kullandığı, geri ödemeler devam ederken kredi borçlusu G.’ın 15.08.2006 tarihinde öldüğü, kredi taksitlerinin ödenmemesi üzerine davacı bankanın hesabı kat ederek 11.01.2007 tarihinde davalılar aleyhine icra takibine giriştiği ve davalıların itirazı üzerine icra takibinin durduğu dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Davalılar gerek davaya karşı verdikleri cevap dilekçelerinde gerekse yargılama sırasındaki beyanlarında, kredi sözleşmesinin 10. maddesine göre davacı bankanın kredi borçlusu G.’a hayat sigortası yaptırması gerektiğini, nitekim ilk yıl yaptırdığını, müteakip yıl sigorta yaptırmadığını, şayet sigorta yapılsa idi, bankanın dair ve mürtehin sıfatı ile kredi borcunun sigortacıdan tahsil edebileceğini ileri sürmüşlerdir.

Davacı banka ile davalıların miras bırakanı G. arasında düzenlenen kredi sözleşmesinin 10. maddesinde aynen; “Borçlu, banka ile mutabık kaldığı ve aşağıda yer alan prim ödeme koşulları kapsamında, belirlenen sigorta şirketine banka alacağının tamamen tahsil edileceği tarihe kadar hayat sigortası yaptırmayı ve bu sigortada Akbank T.A.Ş.’nin dain ve müstehin olarak gösterildiğini, sigorta süresi içinde borçlunun vefatı halinde sigorta şirketince ödenecek tazminattan o tarihteki bankaya olan borcun mahsubundan sonra kalacak olan meblağın kanuni mirasçılarına ödenmesini, iş bu sigorta sözleşmesinin kredi geri ödeme süresi sonuna kadar yenileneceğini kabul, beyan ve taahhüt etmiştir.” şeklinde düzenleme yapılmıştır. Böyle bir düzenleme karşısında davacı bankanın TTK’nun 1321.maddesi anlamında menfaat sahibi olduğu ve yine anılan yasanın 1329.maddesi hükmü gereğince de sözleşmeden doğan hak ve menfaatleri sigortacıdan talep etmeye hakkı olduğu tartışmasızdır. Davacı bankanın kredi borçlusunun hayat sigortası yapılmasındaki asıl amacının kredi borcunun teminat altına alınması olduğu muhakkaktır. Belli bir prim ödeme borcu getirmekle birlikte hayat sigortası kapsamına alınmasında sigortalının da bir menfaatinin olduğu da açıktır. Böyle bir uyuşmazlıkta öncelikle sözleşme ile hangi tarafa veya taraflara hangi yükümlülüklerin getirildiği üzerinde önemle durulmalıdır. Yukarıda metni aynen alınan kredi sözleşmesinin 10.maddesindeki düzenlemede hayat sigortası ile ilgili davacı bankaya değil kredi borçlusuna bir yükümlülük getirildiği açık ve belirgindir. Davacı bankanın kendisi için zorunluluk getirmeyen ve kredi borcunun teminatlarından ilke olarak her zaman vazgeçebileceğinin kabulü gerekir. Bunun aksi, ancak, davacı banka kredi borçlusunu ilk yıl olduğu gibi müteakip yıl veya yıllar sigortalattığı halde devam eden yıl sigortalatmaz ve durumdan sigortalıyı haberdar etmez ise tartışılabilir. Şayet banka kredi borçlusunu birden fazla yıl sigortalatmış ise artık bundan sonraki yıllar için kredi borçlusuna sigortanın yenileneceği hususunda bir güven vermiş olacaktır. Bu halde dahi, sigortanın yenilenip yenilenmediği kredi borçlusu tarafından takibi gerekeceğinden, tarafların müterafik kusuru üzerinde durulmalıdır. Somut olayda ise, davacı banka ilk yıl sigorta yaptırmış, diğer yıl yaptırmamıştır. Bu durumda bankanın sigortanın yenileneceği ve bunun banka tarafından yerine getirileceği hususunda bir güven verdiğinden de söz edilemez. Böyle olunca mahkemece, davalıların sorumlu oldukları kredi borcu miktarı belirlenerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yanlış değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir… ),

Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

KARAR : Dava, davalıların mirasbırakanı tarafından kullanılan konut kredisinin kısmen ödenmemesi üzerine davacı Banka tarafından girişilen icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.

Yerel mahkemenin “davanın reddine” dair verdiği karar Özel Dairece yukarıda yazılı nedenle bozulmuş; Yerel mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Davacı Banka ve davalıların murisi G. B. arasındaki 29.04.2005 tarihli Konut Kredisi Sözleşmesiyle murise konut kredisi kullandırıldığı, geri ödemeler devam ederken murisin 15.08.2006 tarihinde vefatından sonra kredi taksitlerinin ödenmemesi nedeniyle davacı Banka tarafından davalı mirasçılar aleyhine girişilen icra takibine vaki itiraz üzerine eldeki davanın açıldığı anlaşılmaktadır.

Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; birinci yıl için murise kendiliğinden hayat sigortası yaptıran davacı Bankanın, müteakip yıllar için bunu yaptırması gerekip gerekmediği ve bu konuda kredi kullanana güven verip vermediği, sözleşmenin 10. madde hükmü uyarınca davalıları borçtan kurtaran bir davacı kusuru bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır.

Sözleşmenin “Hayat Sigortası” başlığı altında düzenlenen 10. maddesinde, “Borçlu, Banka ile mutabık kaldığı ve aşağıda yer alan prim ödeme koşulları kapsamında, belirlenen sigorta şirketine Banka alacağının tamamen tahsil edileceği tarihe kadar Hayat Sigortası yaptırmayı ve bu sigortada Akbank T.A.S.’nin dain ve mürtehin olarak gösterildiğini, sigorta süresi içinde borçlunun vefatı halinde sigorta şirketince ödenecek tazminattan o tarihteki Banka’ya olan borcun mahsubundan sonra kalacak olan meblağın kanuni mirasçılarına ödenmesini, işbu sigorta sözleşmesinin kredi geri ödeme süresi sonuna kadar yenileneceğini, kabul, beyan ve taahhüt etmiştir.” hükmü öngörülmüştür.

Kredi kullandırırken hayat sigortası yapan Bankanın, kullandırmış olduğu krediyi teminat altına almak istemesi doğaldır. Hayat sigortası yapılmasındaki temel amaç kredi borcunun teminat altına alınması olduğuna göre, sözleşme ile hangi tarafa yükümlülükler getirildiğinin, bu kapsamda değerlendirilmesi ve sonuca ulaşılması gerekir.

Az yukarıda içeriği açıklanan Kredi Sözleşmesinin 10. maddesinde yer alan ifadele göre, borçlu müteveffa G. B.nin, “…belirlenen sigorta şirketine Banka alacağının tamamen tahsil edileceği tarihe kadar Hayat Sigortası yaptırma…” yükümlülüğü altına girdiği kuşkusuzdur.

Sözleşmede kredi veren sıfatını haiz olan Bankanın, 10. maddeyle getirmiş olduğu düzenleme, kendi lehine koyduğu bir hükümdür. Bu yönüyle Bankanın, kendi lehine yaptığı bir düzenlemenin aleyhine yorumlanarak yükümlülük altına sokulması olanaklı değildir.

Davacı Banka, sözleşmenin akdedildiği tarihte hayat sigortası yaptırmış, müteakip yıl için hayat sigortasını yenilememiştir. Kural olarak, bankanın, kendi lehine bir düzenleme içeren kredi borcunun teminatından her zaman vazgeçebileceği duraksamadan uzaktır.

Bundan ayrı; birinci yıl için murise kendiliğinden hayat sigortası yaptıran davacı Bankanın, müteakip yıllar için kredi borçlusunu sigortalatmış olup da, devam eden yıl sigortalatmaz ve durumdan sigortalıyı haberdar etmez ise ancak bu halde kredi borçlusuna sonraki yıllar için güven vermiş olacağından söz edilmesi olanaklıdır.

Sonuç itibariyle, ilk yıl hayat sigortası yaptırmış bulunan davacı Bankanın takip eden yıl için sigorta yaptırmadığı, dolayısıyla bu konuda davalılar murisine güven vermediği, sözleşmenin 10. madde hükmü uyarınca davalıları borçtan kurtaran bir davacı kusuru bulunmadığı açıktır.

Hal böyle olunca; Yerel Mahkemece, aynı yöne işaret eden ve Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyularak davalıların sorumlu oldukları kredi borcu miktarının belirlenmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, hatalı belirleme ve değerlendirme sonucu davanın reddine dair verilen kararda direnilmiş olması usul ve yasaya aykırıdır. Direnme kararı bu nedenle bozulmalıdır.

SONUÇ : Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının yukarıda ve Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı H.U.M.K.nun 429. Maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 23.12.2009 gününde oybirliği ile karar verildi.

T.C.

YARGITAY

HUKUK GENEL KURULU

  1. 2013/13-1592
  2. 2015/1176

DAVA : Taraflar arasındaki “tazminat ve istirdat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İstanbul 2. Tüketici Mahkemesince davanın reddine dair verilen 16.2.2011 gün ve 2009/399 E. – 2011/81 K. sayılı kararın incelenmesi davacılar vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin 12.12.2011 gün ve 2011/9126 E. -2011/18525 K sayılı ilamı ile;

( … Davacılar, murisleri olan M.S.D.’nin davalı bankadan birçok kredi aldığını, muris için diğer davalıya yaptırılmış hayat sigortaları bulunduğunu, murisin ölümünden sonra kredi borcunun sadece bir sigortadan kısmen ödendiğini, diğer hayat sigortalarının yenilenmediğinin belirtildiğini ileri sürerek, şimdilik hayat sigortalarından doğan tazminat olarak 10.000 TL’nin ve ödenen 23.538.60 TL.den artan miktarın tahsiline, krediler sebebiyle davalı bankaya yapılan ödemelerin iadesine, karar verilmesini istemişlerdir.

Davalılar, davanın reddini savunmuşlardır.

Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş, hüküm, davacılar tarafından temyiz edilmiştir.

1- ) Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davacıların aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekir.

2- ) Davacıların miras bırakanı M.S.D.’nin altı adet sözleşme ile davalı bankadan tüketici kredileri kullandığı, geri ödemeler devam ederken murisin 24.2.2009 tarihinde vefat ettiği dosyadaki delillerden anlaşılmıştır. Davalı banka, altı adet sigorta poliçesi bulunduğunu, sadece ölüm tarihinde devam etmekte olan bir sigorta poliçesi için ödeme yaptığını, diğer hayat sigortalarının yenilenmediğini ve yenileme yükümlülüğünün de sözleşme gereğince muriste olduğunu belirterek, davanın reddini savunmuştur. Davalı banka ile davacıların murisi arasında düzenlenen kredi sözleşmelerinin 9.3 veya 9.5 maddelerindeki düzenlemelerde, hayat sigortası ile davalı bankaya değil, kredi borçlusuna bir yükümlülük getirildiği açıktır. Ancak somut olayda davalı banka, 29.1.2009 tarihinde sona eren 38.000 TL’lik hayat sigortasını yenilemiş ve 29.1.2009 başlangıç tarihli 23.568.30 TL’lik hayat sigortası poliçesi düzenlenmiştir. Murisin ölümü üzerine, bu miktar kredi taksidi ödenmiştir. Davalı banka, başlangıç tarihleri 27.12.2008 ve 28.12.2008 olan toplam 276.905.57 TL değerindeki üç adet poliçeyi de yenilemek istemiş ve diğer davalı sigorta şirketine başvurmuştur. Ancak davalı sigorta şirketi murisin hayat sigortası başvuru formu sunmadığı gerekçesiyle, bu üç sigorta poliçesini yenilememiştir. Davalı banka, bu durumdan murisi haberdar etmemiş ve eğer istiyorsa hayat sigortası başvuru formunu sunması için murisi uyarmamıştır. Buna rağmen sigortanın yenilenip yenilenmediğini, kredi borçlusu tarafından takibi gerekeceğinden, tarafların müterafik kusuru üzerinde durulmalıdır. Mahkemece, yanlış değerlendirme ile davanın reddi bozma nedenidir… ),

Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

H.G.K.nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

KARAR : Dava, tüketici kredi sözleşmesinden ve hayat sigorta poliçesinden kaynaklanan tazminat ve istirdat istemine ilişkindir.

Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.

Davacılar vekilinin temyizi üzerine karar, Özel Dairece yukarda başlık bölümünde gösterilen sebeplerle bozulmuştur.

Yerel Mahkemece, önceki kararda direnilmiş’ hükmü temyize davacılar vekili getirmiştir.

H.G.K. önüne gelen uyuşmazlık’ davalı banka ile davacıların murisi arasında düzenlenen kredi sözleşmelerinde hayat sigortası yaptırma yükümlülüğünün kredi borçlusuna yüklenmesine rağmen, davalı bankanın poliçelerden bir tanesini yenilemesi, üç adet poliçeyi de yenilemek için başvurmasına rağmen diğer davalı sigorta şirketinin başvuru formu sunulmadığı gerekçesiyle bu üç sigorta poliçesini yenilemediğinin davalı banka tarafından kredi kullanana haber verilmemesi sebebiyle davalı bankanın poliçelerin yenilenmemesinde müterafik kusurunun olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.

Zarar görenin kendi kusurunda, kişinin kendisine zarar veren bir hareket tarzı söz konusudur. Zarar görenin kendi kusuru, akıllıca iş gören, mantıklı bir kişinin, kendi yararı gereği zarara uğramamak için kaçınacağı veya kaçması gereken bir eylemi olarak nitelendirilmelidir. Zarar görenin kusuruna birlikte kusur, müterafik kusur da denilmektedir ( H. Tandoğan, Türk Mesuliyet Hukuku, Ankara 1961, s. 318, 319 ).

Zarara uğrayan kimse normal bir insanın kendi menfaatlerini korumak için sakınması gerekli bir eylemde bulunmuşsa ‘birlikte ( müterafik ) kusur’ söz konusudur ( Safa Reisoğlu, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 19. Baskı, İst.2006, s.187 ).

Somut olayda davalı banka ile davacılar murisi M.S.D. arasında altı adet konut kredi sözleşmesi imzalanmış olup, 16.2.2006 tarihinde 119.000,00 TL, 24.1.2007 tarihinde 51.000,00 TL, 24.1.2007 tarihinde 40.000,00 TL, 17.12.2007 tarihinde 11.250,00 TL, 17.12.2007 tarihinde 125.000,00 TL ve 17.12.2007 tarihinde 100.000,00 TL tutarlı olmak üzere konut kredi sözleşmesi tanzim edildiği ve diğer davalı sigorta şirketi tarafından tanzim edilen poliçelerden 35466 numaralı sigorta poliçesinin süresinin sonunda yenilenmesine rağmen 6206, 6239 ve 7208 numaralı poliçelerin yenilenmediği konusunda uyuşmazlık bulunmamaktadır.

Davacılar murisi ile davalılardan banka arasında düzenlenen kredi sözleşmelerinin 9.3 ve 9.5 maddelerinde hayat sigortasının yenilenmesi konusunda kredi borçlusuna yükümlülük getirilmesine rağmen davalı banka, 29.1.2009 tarihinde sona eren 38.000 TL’lik hayat sigortasını yenilemiş olup, davalı bankanın, başlangıç tarihleri 27.12.2008 ve 28.12.2008 olan toplam 276.905.57 TL değerindeki üç adet poliçeyi de yenilemek istemesi ve diğer davalı sigorta şirketine başvurmasına rağmen hayat sigortası başvuru formu sunulması gerekliliğini müşterisine bildirmemesi sebebiyle artık gelinen bu aşama ve fiili durum karşısında sigortasının yenilenip yenilenmediğini takip etmeyen kredi borçlusu davacıyla birlikte poliçelerin yenilenmemesinde davalı bankanın da müterafik kusurlu olduğunun kabulü gereklidir.

Bu itibarla, poliçelerin yenilenmemesinde davalı bankanın müterafik kusuruna işaret eden H.G.K.nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

Bu sebeple direnme kararı bozulmalıdır.

SONUÇ : Davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA, istenmesi halinde temyiz peşin harcının yatırana iadesine, 08.04.2015 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

T.C.

YARGITAY

  1. HUKUK DAİRESİ
  2. 2015/687
  3. 2016/21898
  4. 24.11.2016

DAVA : Taraflar arasındaki menfi tespit davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.

KARAR : Davacı, murisi … 19/07/2007 tarihinde davalı bankadan 98 ay vadeli 30.000,00 TL’lik tüketici kredisi kullandığını,murisinin 30/06/2013 tarihinde vefat ettiğini, kullandığı kredi kapsamında 3’er yıllık süreler için hayat sigortası yapıldığını, ilk sigortanın 19.07.2007-19.07.2010 tarihleri arasında geçerli olmak üzere yapıldığını, ikinci sigortanın ise ilk sigorta süresi dolmadan 44 gün önce yenilendiğini ve 05.06.2010 – 05.06.2013 tarihlerini kapsadığını, eğer tam vaktinde yenilense murisin vefat tarihinde halen sigortalı olacağını, ayrıca taraflar arasındaki sözleşme gereği bankanın bildirim yükümlüğü bulunduğunu, bankanın bu yükümlülüğe aykırı hareket ederek kusurlu davrandığını ileri sürerek vefat tarihinde murislerinin davalı banklaya borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini istemiştir.

Davalı, davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, davanın kabulüyle ödenmeyen taksitler toplamı olan 14.060,25 TL paranın davalı bankanın uhdesinde kalmasına, ödenegelen toplam 38.471,58 TL’nin miras paylarına göre davacılara/varislere ödenmesine, muris … vefatı tarihinde kredi borcundan dolayı davacıların borçlu olmadıklarının tespitine karar verilmiş; hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir.

1-)Davacılar, murislerinin davalı bankadan kullandığı tüketici kredisi sözleşmesi sebebiyle bankanın sözleşme süresince sigorta yaptırma yükümlülüğü olduğunu, ancak bankanın bu yükümlülüğünü yerine getirmeyerek kusurlu davrandığını iddia ederek murislerinin vefaat tarihi itibariyle davalı bankaya borçlu olmadığına dair eldeki davayı açmıştır. Mahkemece de, bilirkişi raporu hükme esas alınarak davacıların murisinin davalı bankaya borçlu olmadığının tespiti ile birlikte ödenegelen 38.471,58 TL’nin de davalı bankadan alınarak davacı mirasçılara ödenmesine karar vermiştir.Hemen belirtilmelidir ki 6100 Sayılı HMK.nun 26/1. maddesi gereğince hakim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlı olup, ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Anılan yasal düzenleme ışığında somut olaya bakıldığında, mahkemece davacının talebine uygun olarak yalnızca murislerinin ölüm tarihi itibariyle bankaya borçlu olup olmadığının ve borçlu değil ise hangi miktar yönünden borçlu olmadığına dair bir karar verilmesi gerekirken, talebi aşacak şekilde alacağa da hükmedilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

2-)Bozma nedenine göre davalının sair temyiz itirazlarının incelenmesine bu aşamada gerek görülmemiştir.

SONUÇ : Yukarıda birinci bentte açıklanan sebeplerle hükmün davalı yararına BOZULMASINA, ikinci bentte açıklanan sebeplerle davalının sair temyiz itirazlarının incelenmesine bu aşamada yer olmadığına, peşin alınan 897,50 harcın istenmesi halinde iadesine, HUMK’nun 440/1 maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 24/11/2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

  1. HUKUK DAİRESİ
  2. 2015/11886
  3. 2016/21786
  4. 23.11.2016

DAVA : Taraflar arasındaki menfi tespit davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.

KARAR : Davacılar, murislerinin 2011 yılında davalı bankadan tüketici kredisi kullandığını, 03.10.2013 tarihinde vefat ettiğini, yeniden hayat sigortası yapılmadığından bahisle tüketici kredisinin kalan borcun ödenmesinin Banka tarafından kendilerine bildirildiğini, davalı ile murisleri arasında yapılan kredi sözleşmesine göre, bankanın menfaat sahibi olarak murislerinin hayat sigortasını yaptırmaya yetkili olduğunu, kendilerinin, bankayla yapılan sözleşmeye güvenerek ve hayat sigortasının yapıldığını sanarak herhangi bir teşebbüste bulunmadıklarını ve sigorta yaptırmadıklarını, davalı Bankanın sözleşme gereklerini yerine getirmeyerek miras bırakanın hayat sigortasını yenilemediğini ileri sürerek, kredi borcundan dolayı borçlu olmadıklarının tespitine ve taşınmazları üzerine kredi sözleşmesine istinaden konulan ipoteğin kaldırılmasına karar verilmesini istemişlerdir.

Davalı Banka, sözleşme hükümlerine göre hayat sigortası yaptırma yükümlülüğünün kredili müşteriye ait olduğunu, kendilerinin bildirim yükümlülüğünü sözleşmedeki adrese 2 ay önceden tebligat yapmak suretiyle yerine getirdiklerini savunarak, davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş; hüküm,davalı tarafından temyiz edilmiştir.

1-)Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalının aşağıdaki bendin dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.

2-)Davacılar, murislerinin davalı Bankadan kullandığını kredinin ilk kullanımı sırasında hayat sigortası yaptırdığını, sigortanın 2011 ve 2012 yılında davalı banka tarafından yenilendiği halde 2013 yılında yenilenmediğini, murislerinin 2013 yılında vefat ettiğini, hayat sigortasının yenileme döneminde davalı Bankanın yenileme yapmadığı gibi uyarıda da bulunmadığını bildirerek kredi borcu yönünden borçlu olmadıklarının tespiti istemi ile eldeki davayı açmışlardır. Davalı Banka, aralarındaki sözleşme hükümlerine göre bankayı hayat sigortası sözleşmesini yenilemeye mecbur kılan bir maddenin bulunmadığını savunmuş, mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir. Uyuşmazlıkla ilgili mevzuat ve sözleşme hükümleri incelendiğinde; 17.01.2008 tarihli Resmi Gazetede yayınlanarak, 01.02.2009 tarihinde yürürlüğe giren, “Bireysel Kredilerde Bağlantılı Sigortalar Uygulama Esasları Yönetmeliği”nin “Amaç” başlıklı bölümünde, “Bu Yönetmeliğin amacı, kredi kuruluşları tarafından verilen kredilerle bağlantılı olan zorunlu ve ihtiyari sigorta ürünlerinin sunumunda birlik ve güvenilirliği sağlamak, sigorta ettirenlerin, sigortalıların ve lehdarların hak ve menfaatlerini korumak ve verilecek hizmete dair usul ve esasları düzenlemektir” denilmekte, “Kapsam” başlıklı bölümünde ise, “Bu Yönetmelik, Türkiye’de faaliyet gösteren her türlü kredi kuruluşunun sağladığı kredilerle bağlantılı yaptırılan ihtiyari ve zorunlu sigortaları ve bu sigortalar dahilinde verilecek teminatları kapsar.” denildikten sonra aynı Yönetmeliğin “İhtiyari Sigortalar” başlığında düzenlenen, 6. maddesinin 2. fıkrasında da, “İhtiyari sigortalarda, kredi süresi içerisinde yenileme sorumluluğu kredi kullanana, yenilemeye dair bildirim yapma ve bilgilendirme sorumluluğu ise kredi kuruluşuna aittir” denilmektedir.

Davacıların murisi ile davalı Banka arasında imzalanan kredi sözleşmesinin, “Sigorta” başlıklı 16. maddesinde ” müşteri tarafından vade tarihinde yenilenmeyen poliçelerin bankaca yenilenmesi yetkisi banka için hiçbir mecburiyet teşkil etmez ve bundan dolayı bankaya hiçbir sorumluluk yüklenemez” hükmü bulunmaktadır.

Ancak, kredi sözleşmeleriyle bağlantılı sigortaların yapılması halinde sigorta ettirenlerin, sigortalıların ve lehdarların hak ve menfaatlerinin korunması amacıyla çıkarılan, “Bireysel Kredilerde Bağlantılı Sigortalar Uygulama Esasları Yönetmeliği”, 17.1.2008 tarihli Resmi Gazetede yayınlanarak, 1.2.2009 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Az yukarda sözü edilen Yönetmeliğin ilgili hükmü gereğince, kredi süresi içerisinde sigorta poliçesini yenileme sorumluluğu kredi kullanana ait olmakla birlikte, yenilemeye dair bildirim yapma ve bilgilendirme sorumluluğunun da kredi veren Bankaya ait olduğunun kabulü gerekir. Kaldı ki davalı bankada bildirim yükümlülüğü olduğunu kabul etmiş ve davacıya bu hsususta tebligat yaptığını savunmuştur.

Somut olayda, davalı banka tarafından sigortanın yenilenme tarihinden önce bildirim amacıyla yapılan tebligatın yollandığı adres sözleşmedeki adres ile ve davacıların mevcut ikamet adresleri ile uyuşmamakta ve yapılan tebliğin kime yapıldığı hususu da anlaşılamamakta olup tebligat bu hali ile usulüne uygun bulunmamaktadır. Olayda davalının bildirim yükümlülüğünü yerine getirdiğinden bahsedilemez. Mahkeme de bu gerekçe ile davanın kabulüne karar vermiş ise de sigortanın yenilenip yenilenmediğinin de, kredi borçlusu tarafından takibi gerektiğinden, uyuşmazlık konusu olan “hayat sigortasının yenilenmemesi” sebebiyle tarafların müterafık kusurlu oldukları sonucuna varılmalıdır. O halde mahkemece tarafların kusur oranları takdir edilerek, sonucuna göre bir hüküm kurulması gerekirken, yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.

SONUÇ : Yukarıda 1. bentte açıklanan sebeplerle davalının sair temyiz itirazlarının reddine, 2. bentte açıklanan sebeplerle kararın davalı yararına BOZULMASINA, peşin alınan 1.315,80 TL harcın istenmesi halinde iadesine, HUMK’nun 440/1 maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 23/11/2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

  1. HUKUK DAİRESİ
  2. 2014/6895
  3. 2016/10646
  4. 21.11.2016

DAVA : Taraflar arasındaki kredi hayat sigorta poliçesinden kaynaklanan tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne dair verilen hükmün süresi içinde davalı …vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:

KARAR : Davacılar vekili, davacıların murisi Kamil Yargıç’ın davalı bankadan 05.03.2008 tarihinde kredi kullandığını, diğer davalı … şirketince poliçe tanzim edildiğini, ayrıca üretici kart isimli bir kredi kartı verildiğini, bu kredi dolayısıyla bankaca hayat sigortası yaptırılması gerekirken bunun ihmal edildiğini, sonradan 22.07.2008 tarihinde poliçe tanzim edildiğini, murisin ise 20.05.2008 tarihinde beyin kanaması sonucu vefat ettiğini, sigortanın beyan formunda geçmiş hastalıkların belirtilmediğini, diğer ikinci poliçenin ise vefat tarihinden sonra yapıldığı gerekçesiyle ödemede bulunmadığını ve bankadan alınan kredi borcunu davacıların ödediğini ileri sürerek toplam 16.000 TL’nın reeskont faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini istemiştir.

…Sigorta AŞ. vekili; murisin 04.03.2008 tarihli beyan formunda hastalığının olmadığını belirttiğini, sonradan diyabet, tüberküloz rahatsızlığının olduğunun anlaşıldığını, TTK’nun 1290. maddesi uyarınca sigortalının beyan yükümlülüğü olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.

Davalı … AŞ. vekili, ölüm ile hastalık arasındaki illiyet bağının tespit edilmesi gerektiğini savunarak davanın reddini istemiştir.

Mahkemece yapılan yargılama sonunda 06/07/2010 gün ve 2008/585 esas 2010/347 karar sayılı ilamı ile iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, davacıların murisi ile davalı … şirketi arasında 05.03.2008/2009 arası hayat sigortası tanzim edildiği, sigortanın süresi içinde cayma hakkını kullanmaması ve ek prim talep etmemesi sebebiyle muriste var olan hastalık ile ölüm arasındaki illiyet bağının araştırılmasına gerek olmadığı, bankaya husumet yöneltilemeyeceği, diğer poliçenin murisin vefatı sonrası tanzim edildiği gerekçesiyle davalı banka yönünden davanın husumetten reddine, davalı … yönünden 12.000 TL’nin tahsiline, fazlaya dair istemin reddine karar verilmiş, kararın davalı … vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 11.Hukuk Dairesinin 18/04/2012 gün ve 2010/16389 esas 2012/6290 karar sayılı ilamı ile davacıların murisinin beyan yükümlülüğüne aykırı davrandığı savunulduğuna göre, murisin ölüm sebebiyle bağlantılı olarak konusunda uzman tabibin de içinde bulunduğu bilirkişi heyetinden ölüm olayı ile mevcut rahatsızlıklar arasında irtibat bulunup bulunmadığı, rahatsızlığın poliçe düzenlemesinden önce mevcut olup olmadığı belirlenip, neticesine göre bir karar vermek gerektiği gerekçesiyle bozulmuştur ve mahkemece bozma ilamına uyulmuştur.

Mahkemece, bozma ilamının gerekleri yerine getirilerek davanın kısmen kabulüyle 12.000,00 TL alacağın murisin ölüm tarihi olan 20/05/2008 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ….’nden alınarak veraset ilamındaki payları oranında davacılara verilmesine, davalı … aleyhine açılan davanın pasif husumet yokluğundan reddine karar verilmiş; hüküm davalı …vekili tarafından temyiz edilmiştir.

SONUÇ : Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı doğrultusunda inceleme yapılıp hüküm verilmiş olmasına, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına ve kararda yazılan diğer gerekçelere göre davalı …. vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile usul ve yasaya uygun hükmün ONANMASINA ve aşağıda dökümü yazılı 614,77 TL kalan onama harcının temyiz eden davalı ….’den alınmasına 21/11/2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

  1. HUKUK DAİRESİ
  2. 2016/6483
  3. 2016/11046
  4. 22.11.2016

DAVA : Taraflar arasındaki menfi tespit davasında … 3. Tüketici ve … Asliye Ticaret Mahkemelerince ayrı ayrı görevsizlik kararı verilmesi nedeni ile yargı yerinin belirlenmesi için gönderilen dosya içindeki tüm belgeler incelendi, gereği düşünüldü:

KARAR : Dava, menfi tespit istemine ilişkindir.

… 3. Tüketici Mahkemesince, uyuşmazlığın konut kredisi ve hayat sigortası sözleşmelerinden kaynaklanan ticari dava olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmiştir.

… Asliye Ticaret Mahkemesince, tüketici işlemi bulunduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmiştir.

28/05/2014 tarihinde yürürlüğe giren 6502 Sayılı Kanun’un 2. maddesinde; “Bu Kanun, her türlü tüketici işleri ile tüketiciye yönelik uygulamaları kapsar” denilmektedir. Aynı Kanunun 3. maddesi “Tüketici işlemi; eser, taşıma, simsarlık, sigorta, vekalet, bankacılık ve benzeri sözleşmeler de dahil olmak üzere kurulan her türlü sözleşme ve işlemi ifade eder” şeklindedir.

Mal veya hizmet alımına dair bir ilişkinin Tüketici Kanunu kapsamında kabul edilebilmesi için, satıcı/sağlayıcı kişinin “Ticari veya mesleki amaçla hareket eden” bir kişi, mal veya hizmet alan kişinin ise “ticari veya mesleki amaçla hareket etmeyen” bir kişi olması ve taraflar arasında sözleşme veya hukuki işlem bulunması gerekmektedir.

Somut olayda, davacıların miras bırakanı ile davalı banka arasında konut kredisi sözleşmesi düzenlendiği, davalı sigorta şirketi tarafından da konut kredisi kapsamında hayat sigortası yapıldığı, murisin poliçe başlangıç tarihinden önce böbrek yetmezliği hastası olduğu ve bu hastalığı beyan etmediği gerekçesi ile kalan kredi borcunun düzenlenen hayat sigortası sözleşmesi kapsamında karşılanmadığı, davacıların menfi tespit davası açtığı anlaşılmaktadır.

Dava, konut kredisinden ve bunun tamamlayıcısı niteliğindeki hayat sigortası sözleşmesinden kaynaklandığına göre, uyuşmazlığın tüketici mahkemesinde görülüp sonuçlandırılması gerekmektedir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle; 6100 Sayılı HMK’nın 21 ve 22. maddeleri gereğince … 3. Tüketici Mahkemesi’nin YARGI YERİ OLARAK BELİRLENMESİNE 22/11/2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

  1. HUKUK DAİRESİ
  2. 2016/4600
  3. 2016/8957
  4. 13.10.2016

DAVA : Taraflar arasında görülen davada … 3. Asliye Hukuk (Tüketici Mahkemesi sıfatıyla) ve … Asliye Ticaret Mahkemelerince ayrı ayrı görevsizlik kararı verilmesi nedeni ile yargı yerinin belirlenmesi için gönderilen dosya içindeki tüm belgeler incelendi, gereği düşünüldü:

KARAR : Davacı 08.07.2014 tarihli dilekçeyle; miras bırakanlarının … Bankasından tüketici kredisi kullandığını, anılan kredi sebebiyle … Sigorta A.Ş tarafından 12.06.2009 başlangıç tarihli beş yıl süreli vefat poliçesi yapıldığını, muris …’ın 11.02.2010 tarihinde öldüğünü belirterek, riziko bedelinin taraflarına ödenmesi istemiyle dava açmışlardır.

… 3. Asliye Hukuk Mahkemesi (Tüketici Mahkemesi sıfatıyla); “…davanın sigorta hukukundan kaynaklandığı, sigortanında TTK’da düzenlendiğinden davaya bakma görevinin Asliye Ticaret Mahkemesine ait bulunduğu…” gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiştir.

… Asliye Ticaret Mahkemesi ise; “…davanın, tüketici kredisi çekilmesi sırasında yapılan hayat sigortası poliçesine dayalı alacağın tahsiline yönelik olduğu, taraflar arasında yapılan poliçenin tüketici işlemi niteliğinde bulunduğu, 6502 Sayılı Kanun’un 3, 73/1 83/2 maddeleri uyarınca davaya bakma görevinin Tüketici Mahkemesine ait olduğu… ” gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir.

28.05.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6502 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 3/1-(k) maddesinde, ticari veya mesleki olmayan amaçlarla hareket eden gerçek veya tüzel kişiler “tüketici”; 3/1-(l) maddesinde ise, mal veya hizmet piyasalarında kamu tüzel kişileri de dâhil olmak üzere ticari veya mesleki amaçlarla hareket eden veya onun adına ya da hesabına hareket eden gerçek veya tüzel kişiler ile tüketiciler arasında kurulan, eser, taşıma, simsarlık, sigorta, vekâlet, bankacılık ve benzeri sözleşmeler de dâhil olmak üzere her türlü sözleşme ve hukuki işlemler “tüketici işlemi” olarak kabul edilmiş ve Tüketici Kanununun kapsamı esaslı şekilde genişletilmiştir .

Somut olayda dava, davacıların miras bırakanına kullandırılan tüketici kredisi kapsamında yapılan hayat sigorta poliçesinden kaynaklanmakta olup, davacılar 6502 Sayılı Kanun kapsamında tüketici sıfatına sahiptirler. Bu durumda uyuşmazlığın Tüketici Mahkemesinde görülüp sonuçlandırılması gerekmektedir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle; 6100 Sayılı HMK’nın 21 ve 22. maddeleri gereğince; … 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin (Tüketici Mahkemesi sıfatıyla) YARGI YERİ OLARAK BELİRLENMESİNE 13.10.2016 gününde oybirliği ile karar verildi.

T.C.

YARGITAY

  1. HUKUK DAİRESİ
  2. 2016/4643
  3. 2016/8859
  4. 13.10.2016

DAVA : Taraflar arasındaki davada … 11. Tüketici ve … 13. Asliye Hukuk Mahkemelerince ayrı ayrı görevsizlik kararı verilmesi nedeni ile yargı yerinin belirlenmesi için gönderilen dosya içindeki tüm belgeler incelendi, gereği düşünüldü:

KARAR : Dava, mirasbırakanın davalı bankaya olan tüketici kredi borcunun, diğer davalı sigorta şirketi tarafından ödenmemesi sonucunda, davacılarca ödeme yapıldığı iddiasıyla ödenen paranın iadesi istemine ilişkindir.

… 11. Tüketici Mahkemesince, davacılar ile davalı sigorta şirketi arasında bir sigorta sözleşmesi bulunmadığı, taraflar arasındaki ilişkinin “Tüketici ilişkisi” ve işlemin de “Tüketici işlemi” olmadığı ve 6502 Sayılı Tüketici Koruma Kanunu kapsamında kalmadığı gerekçesiyle görevsizlik yönünde hüküm kurmuştur.

… 13. Asliye Hukuk Mahkemesi ise uyuşmazlığın 6502 Sayılı Kanun’un 1 ve 3/1(l) maddeleri gereğince tüketici mahkemesinde görülmesi gerektiği gerekçesiyle karşı görevsizlik kararı vermiştir.

28.05.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6502 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 3. maddesi, tüketici işleminin kapsamını esaslı biçimde değiştirmiş, aynı Kanunun 83/2. maddesi ise “Taraflardan birini tüketicinin oluşturduğu işlemler ile diğer kanunlarda düzenleme yapılması bu işlemin tüketici işlemi sayılmasını ve bu kanunun görev ve yetkiye dair hükümlerinin uygulanmasını engellemez.” diyerek kanunun uygulama alanını daha da genişletmiştir.

6502 Sayılı Kanun’un 3. maddesinde “Tüketici işlemi; eser, taşıma, simsarlık, sigorta, vekalet, bankacılık ve benzeri sözleşmeler de dahil olmak üzere kurulan her türlü sözleşme ve işlemi kapsar.” şeklinde yeniden tanımlanmıştır. Bu hüküm, mülga 4077 Sayılı Kanun’un 3/h bendindeki tüketici işlemi tanımından daha kapsamlıdır. Bundan böyle, 6502 Sayılı Kanun’un tüketici işlemleri ile tüketiciye yönelik uygulamaların tüketici mahkemelerinde çözümünü öngören 73. maddesi hükmü ile içeriği az yukarda yer alan 83/2. maddesinin açık hükmü sebebiyle yine yukarda sayılan sözleşme ve işlemler tüketici mahkemesinin görev alanına girmiştir.

Somut olayda, davacının mirasbırakanı ile davalı banka arasında tüketici kredisi sözleşmesi düzenlendiği, diğer davalı tarafından tüketici kredisi kapsamında hayat sigortası yapıldığı, mirasbırakanın ölümünden sonra davalı bankanın kalan taksitlerin ödenmemesi halinde davacılar hakkında icra takibi yapılacağını bidirmesi üzerine davacıların kalan 10 taksiti ödediği, sonrasında kalan 4 taksitin ise sigorta sözleşmesi gereğince şirket tarafından karşılandığı, davalı banka tarafından ödenmeyen tüketici kredisinin kalan 10 taksitinin davacılardan mirasçı olarak tahsil edildiği, ancak borcun sigorta şirketinden tahsili gerektiği iddiasıyla, ödenen paranın davalılardan tahsili istemiyle dava açıldığı anlaşılmaktadır.

Uyuşmazlık, davacıların murisi ile tüketici kredisi sözleşmesine bağlı olarak davalı sigorta şirketi arasında akdedilen hayat sigortası sözleşmesinden kaynaklanmaktadır. Bu işlem, 6502 Sayılı Kanun uyarınca tüketici işlemi olup, davacıların murisi tüketici sıfatını haiz bulunmaktadır. Davacılar, irs ilişkisine dayanarak murisin halefi sıfatıyla dava açmaktadırlar. Taraflar arasındaki sözleşme, tüketici işlemi niteliğinde olup, davacıların murisi tüketici sıfatını haiz bulunduğuna göre dava tarihinde yürürlüğe girmiş olan 6502 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanunun 3, 73/1 ve 83/2 maddeleri uyarınca davaya bakma görevi tüketici mahkemesine ait bulunmaktadır.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle, 6100 Sayılı HMK’nın 21 ve 22. maddeleri gereğince; … 11. Tüketici Mahkemesi’nin YARGI YERİ OLARAK BELİRLENMESİNE 13/10/2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

  1. HUKUK DAİRESİ
  2. 2015/11497
  3. 2016/7934
  4. 10.10.2016

DAVA : Taraflar arasında görülen davada … Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 02/06/2015 tarih ve 2014/565-2015/455 Sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacılar vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

KARAR : Davacı vekili; müvekkillerinin murisi …’in 26/08/2011 tarihinde … Bankası A.Ş’den tüketici kredisi çektiğini, murisin aynı tarihte davalı sigorta şirketine 5 yıl süreli hayat sigortası yaptırdığını, poliçe ödemesinin yıllık olarak yapılacağının yazılı olduğunu ve poliçe priminin ilk taksitinin murisin hesabından ödendiğini, ancak murisin kredinin geri ödemesinin üçüncü yılında vefat ettiğini, bunun üzerine davalı sigorta şirketinin tüketici kredisinin geri kalan tutarını son yılın sigorta priminin yatırılmadığı gerekçesiyle ödemediğini, sigorta şirketinin sigorta prim alacağını her zaman murisin hesabından çekebilecek durumda olduğunu ileri sürerek müvekkillerinin murisinin kullandığı tüketici kredisinin davalı tarafından ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiş, 01/09/2014 tarihli ıslah dilekçesi ile icra tehdidi altında müvekkillerince ödenen 18.700,00 TL’nin ödeme gününden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı dan tahsilini istemiştir.

Davalı vekili; sigorta sözleşmesi poliçesine istinaden yalnızca ilk yıl priminin ödendiğini ve sonrasında sigorta primlerinin ödenmediğini, bunun üzerine ikinci yıl primine dair sigortalıya ihtar gönderildiğini ancak sigortalının herhangi bir ödemede bulunmaması üzerine poliçenin TTK’nın 1502. maddesi gereğince prim ödemesinden muaf sigorta hükümlerine tabi tutulduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; sigorta poliçesinin ilk taksit tutarının kredi kullandırım tarihinde murisin banka nezdindeki hesabından tahsil edildiği, ikinci yıla ait primin ödenmemesi üzerine davalı tarafından sigortalı murise primin bir ay içerisinde ödenmesi için ihtar gönderildiği, primin ödenmemesi üzerine sigortanın TTK’nın 1502. maddesine göre prim ödemesinden muaf sigortaya dönüştüğü gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Kararı, davacılar vekili temyiz etmiştir.

Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacılar vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davacılar vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı bakiye 01,50 TL temyiz ilam harcının temyiz edenlerden alınmasına, 10/10/2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

  1. HUKUK DAİRESİ
  2. 2014/3703
  3. 2016/8636
  4. 6.10.2016

DAVA : Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne dair verilen hükmün süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:

KARAR : Davacı vekili, müvekkilinin murisi olan…. sağlığında kullandığı kredinin teminatı olarak davalı şirket nezdinde hayat sigortası yaptırdığını, ölüm olayı üzerine ise 21.000,00-TL tazminatın ödenmesi için davalı şirkete müracaat edilmesine rağmen davalının sözleşmeden cayma hakkını kullandığını belirterek sigorta tazminatını ödemediğini, oysa rizikonun gerçekleşmesinden sonra cayma hakkının kullanılamayacağından bahisle 21.000,00-TL sigorta tazminatının dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsilini istemiştir.

Davalı vekili, poliçe lehdarının dava dışı… olması nedeni ile davacının aktif dava ehliyetinin bulunmadığını ; esasa dair ise, 30.08.2012 tarihinde ölen sigortalı … ile 21.03.2012 tarihinde hayat sigorta poliçesi yapıldığını, bu sırada sigortalının hastalık geçirmediğini belirtip sözleşmeyi imzaladığını, dolayısıyla hastalıklarını bildirmediğinden davacının cayma hakkının bulunduğunu ve cayma hakkınında süresinde yapıldığını ileri sürerek davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, iddia, savunma ve toplanan kanıtlara göre, davanın kabulüyle 21.000,00-TL sigorta tazminatının dava tarihinden itibaren işleyecek değişik oranlardaki yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine karar verilmiş; hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

1-)Dava, hayat sigortası poliçesinden kaynaklanan tazminatın tahsili istemine ilişkindir.

Davaya konu 21.03.2012 başlangıç, 21.03.2013 bitiş tarihli ve 1 yıl süreli 21.000,00 TL miktarlı hayat sigortası poliçesinde lehtar, … Şubesidir. Davalı

vekili de cevap layihasında bu hususu savunmuştur. Bu durumda, mahkemece lehtarın …olması sebebi ile işbu davayı ancak anılan bankanın açabileceği veya ancak bankaya olan kredi borcunun ödenmiş olması, kalan kredi borcunun ne miktar olduğu veya bankanın dava açılmasına muvafakatinin olması halinde davacının bu davayı açabileceği göz önünde bulundurularak, bu hususta inceleme yapılması gerekirken eksik inceleme ile yazılı olduğu şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.

2-)Bozma neden ve şekline göre ise de davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer bulunmamaktadır.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün BOZULMASINA, bozma ve neden şekline göre davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, peşin alınan harcın istenmesi halinde temyiz eden davalıya iadesine 6.10.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

  1. HUKUK DAİRESİ
  2. 2016/5616
  3. 2016/7082
  4. 9.6.2016

DAVA : Davacı … ile davalılar …., …, ihbar olunan …aralarındaki dava hakkında Asliye Hukuk (Tüketici Mahkemesi sıfatıyla) Mahkemesinden verilen 5.3.2013 gün ve 2012/418 E, 2013/118 K sayılı hüküm Dairemizin 25.11.2014 gün ve 2013/12584 2014/16967 Sayılı kararı ile onanmasına karar verilmişti. Süresi içinde davacı tarafından kararın düzeltilmesi istenilmiş olmakla, dosya incelendi gereği düşünüldü:

KARAR : Davacı vekili, müvekkilinin murisi … tarafından 22/09/2010 tarihinde davalı bankadan tüketici kredisi alındığını, alınan kredi sebebiyle diğer davalı … şirketince 1 yıllık hayat sigortası düzenlendiğini, primin muris tarafından ödendiğini, murisin 25/12/2010 tarihinde kalp krizi sonucu vefat ettiğini, başvuruya rağmen davalı … şirketinin kredi taksitlerini ödemediğini, bu sebeple müvekkili tarafından 6 taksit ödemenin müvekkili tarafından yapıldığını belirterek, müvekkilinin davalı bankaya borçlu olmadığının tespitine ve müvekkili tarafından haksız yere ödenen 6 taksitin istirdadına karar verilmesini istemiştir

Davalılar, davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, davacı murisinin poliçe tanzim tarihinde mevcut olan hastalığını sigorta poliçesi düzenlenirken bildirmediği, bu sebeple davalı … şirketinin cayma hakkını kullanmasında haklı olduğu gerekçesiyle davanın reddine dair verilen kararın davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairemizin 25.11.2014 günlü, 2013/12584 E, 2014/16967 K, sayılı ilamı ile onanmıştır.

Bu kez, davacı vekili karar düzeltme istemiştir.

Mahkemece yargılama sırasında …. Kurumu ….. İhtisas Kurulundan alınan 15.08.2012 tarihli raporda, muriste poliçe düzenlendiği 28.09.2010 tarihinden önce hipertansiyon hastalığı bulunduğu, ancak 25.12.2010 tarihinde hastaneye götürülüp hemen resusitasyon uygulandığı, bu sebeple ölüm nedenini açıklayacak bir tıbbi belge bulunmadığı ve otopsi yapılarak ölüm sebebinin belirlenmemesi nedeni ile kendisinde mevcut olan hipertansiyon hastalığının ölüme etkisinin olup olmadığı yönünde değerlendirme yapılamadığı belirtilmiştir. Bu durumda, murisin kesin ölüm nedeni tespit edilememiştir. Her ne kadar mahkemece, sigortalının var olan hastalığını poliçe tanzimi sırasında gizlediği gerekçesiyle sigorta şirketinin cayma hakkını kullanabileceği belirtilmiş ise de ölümün bildirilmeyen hastalık nedeni ile meydana geldiği kesin olarak ispatlanamadığından, davalı … şirketinin cayma hakkını kullanmasında haklı olduğu kabul edilemez. Ölüm ile gizlenen hastalık arasında illiyet bağı tespit edilememiştir. Bu sebeple mahkemenin gerekçesi hatalı olup kararın bozulması gerekirken Dairemizce karar onanmış olduğundan, davacı vekilinin yerinde görülen karar düzeltme talebinin kabulüyle hükmün bozulması gerekmiştir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin karar düzeltme sebeplerinin kabulüyle Dairemizin 25.11.2014 gün, 2013/12584 E, 2014/16967 K, sayılı onama ilamının kaldırılarak, mahkemenin 05.03.2013 günlü, 2012/418 E, 2013/118 K, sayılı kararının BOZULMASINA, temyiz ve tashihi karar peşin harçlarının istenmesi halinde davacıya iadesine 9.6.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

  1. HUKUK DAİRESİ
  2. 2016/7971
  3. 2016/7027
  4. 8.6.2016

DAVA : Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine dair verilen hükmün süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:

KARAR : Davacılar vekili, müvekkillerin murisi …’in …’den 2007 yılında konut kredisi kullandığını, muris …’e kullandığı kredinin ve işleyecek faiz tutarını kapsayacak şekilde taraflara ayrıca Hayatsigortası poliçesi imzalattıklarını, muris …’in 16/12/2013 tarihinde vefat etmesinden sonra hayat sigorta poliçesi ile teminat altına alınan tazminatın kendilerine ödenmesini talep etmesi üzerine davalı sigorta şirketinin 16/12/2013 tarihinde vermiş olduğu cevapta beyan yükümlülüğüne aykırı hareket edildiği gerekçesi ile tazminat ödemeyeceklerini bildirdiklerini, bu sebeplerle fazlaya dair hakları saklı kalmak üzere müvekkilerinin murisi tarafından yaptırılan hayat sigortasında rizikonun gerçekleşmesinden kaynaklı hak kazanılan 5.000,00 TL. tazminatın yasal faizi ile birlikte tahsilini istemiştir.Davalı vekili, beyan yükümlüğünün kasten ihlal edildiği gerekçesi ile sözleşmeden cayıldığını, 16/12/2013 tarihli yazı ile bu durumun hem bankaya hem …’in mirasçılarına bildirildiğini, bu sebeplerle aktif husumet ehliyeti yokluğu sebebiyle davanın reddine, aksi taktirde müvekkili şirketin sorumlu olmaması sebebiyle davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.

Mahkemece, iddia, savunma ve toplanan kanıtlara göre; açılan davanın mahkemenin görevsiz olması sebebiyle usulden reddine, karar kesinleştiğinde ve 2 hafta içerisinde talep halinde dosyanın görevli ve yetkili … Tüketici Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiş; hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dava, konut kredisi nedeni ile hayat sigorta poliçesinden kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir.

05.05.2014 dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 4. maddesinde, her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ve çekişmesiz yargı işleri ile tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın, bu kanunda öngörülen hususlardan doğan hukuk davaları ve çekişmesiz yargı işlerinin ticari dava ve ticari nitelikte çekişmesiz yargı işi sayılacağı açıkça düzenlenmiştir.

28.11.2013 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan ve 28.05.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6502 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un (TKHK) 2. maddesinde kanunun kapsamı “bu Kanun, her türlü tüketici işlemi ile tüketiciye yönelik uygulamaları kapsar” şeklinde açıklanmıştır. Kanun’un “tanımlar” başlıklı 3. maddesinde ise tüketici işlemi, “Mal veya hizmet piyasalarında kamu tüzel kişileri de dâhil olmak üzere ticari veya mesleki amaçlarla hareket eden veya onun adına ya da hesabına hareket eden gerçek veya tüzel kişiler ile tüketiciler arasında kurulan, eser, taşıma, simsarlık, sigorta, vekâlet, bankacılık ve benzeri sözleşmeler de dâhil olmak üzere her türlü sözleşme ve hukuki işlemi ifade eder” biçiminde tanımlanmıştır.

6502 Sayılı TKHK’nın 73. maddesi uyarınca tüketici işlemleri ile tüketiciye yönelik uygulamalardan doğacak uyuşmazlıklara dair davalarda tüketici mahkemesi görevli kılınmıştır. Bunun yanında Kanun’un 83. maddesinde de taraflardan birini tüketicinin oluşturduğu işlemler ile ilgili diğer kanunlarda düzenlenme olmasının, bu işlemin tüketici işlemi sayılmasını ve bu Kanunun görev ve yetkiye dair hükümlerinin uygulanmasını engellemeyeceği belirtilmiştir.

Ancak somut olayda; dava tarihi olan 21/02/2014 tarihinde 28.11.2013 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan ve 28.05.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6502 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un ilgili maddeleri yürürlükte değildir.

O halde dava tarihi itibari ile yürürlükte olmayan kanun maddesinin uygulanmasının söz konusu olamayacağı gözetildiğinde somut olayda davanın görülmesinde ticaret mahkemeleri görevlidir. Bu durumda 6102 Sayılı TTK’nin 5/4. maddesi uyarınca müstakil asliye ticaret mahkemesinin bulunmaması sebebiyle asliye hukuk mahkemesi tarafından davaya devam edilerek tarafların delillerinin toplanması iddia ve savunmalarının değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu şekilde davanın görevsizlik sebebiyle usulden reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan sebeplerle davalı vekilinin temyiz itirazının kabulüyle hükmün BOZULMASINA, 08/06/2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

  1. HUKUK DAİRESİ
  2. 2016/3112
  3. 2016/6775
  4. 2.6.2016

DAVA : Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı zamanaşımı sebebiyle davanın reddine dair verilen hükmün süresi içinde davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:

KARAR : Davacılar vekili; müvekkillerinin murisi …’un çekmiş olduğu kredinin teminatı olarak muris adına davalı şirket nezdinde hayat sigortası poliçesi düzenlendiğini, murisin hayatını kaybetmesi üzerine poliçe kapsamında davalı şirkete yaptıkları başvurunun reddedildiğini belirterek fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla 7.500,00 TL tazminatın başvuru tarihinden itibaren işleyecek en yüksek mevduat faiziyle birlikte davalıdan tahsilini istemiştir.Davalı vekili; zamanaşımı süresinin dolduğunu, davacıların aktif dava ehliyeti olmadığını, sigortalının önceden bildiği rahatsızlığını bildirmeyerek beyan yükümlülüğüne aykırı davrandığını belirterek davanın reddini istemiştir.

Mahkemece; iddia, savunma ve toplanan delillere göre; zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dava, hayat sigorta sözleşmesinden kaynaklanan maddi tazminat istemine ilişkindir.

Dava tarihinde yürürlükte bulunan 6762 Sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 1268. maddesinde sebepsiz yere ödenmiş bulunan primin veya sigorta bedelinin geri alınması alacakları da dahil olmak üzere sigorta mukavelesinden doğan bütün mutalebelerin, iki yılda müruruzamana uğrayacağı hüküm altına alınmıştır.

7397 Sayılı Sigorta Murakabe Kanunu’nun 19. maddesinde ise yaşama ve ölüm şartlı can sigortalarında ödenmesi gereken paralar ödemeyi gerektiren tarihten itibaren 10 yıl içinde hak sahipleri tarafından aranmamış ise, onuncu yılı takip eden yılbaşından itibaren altı ay içerisinde, Tasfiye ve iflas işlemlerinin devamı sırasında hak sahiplerinden müracaat etmeyenler olursa, sigorta şirketlerinin bunlara ödemek zorunda oldukları paraların, müracaatları halinde ödenmek üzere, son bilançonun tanziminden önce, Sahiplerinin ad ve kimlikleri ile bilinen adreslerini ve hak kazandıkları para miktarlarını gösterir şekilde tanzim olunacak bir cetvel ile Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığı emrine Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasına tevdi olunacağı, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasına yatırılan bu paraların iki sene içinde sahipleri tarafından aranmadığı takdirde Devlete intikal edeceği hüküm altına alınmıştır. Kanunun açık lafzından da anlaşılacağı üzere hayat sigorta sözleşmelerinde hak sahiplerinin 10 yıl içerisinde sigorta şirketlerine müracaat etme hakları bulunmaktadır. Hatta 10 yıllık süre içerisinde aranmasa dahi Merkez Bankası’na tevdi olunan sigorta bedellerinin iki sene içerisinde Merkez Bankası’ndan istenilebilmesi mümkündür. Bu haliyle söz konusu maddeye göre hayat sigorta sözleşmelerinde hak sahiplerinin poliçe sebebiyle sigorta şirketlerine başvurma süreleri en az 10 yıldır.

Dava konusu hayat sigorta poliçesi 19.03.2007 tarihinde 3 yıl süreli olarak tanzim edilmiş olup sigortalı 06.11.2007 tarihinde vefat etmiştir.14.06.2007 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan 5684 Sayılı Sigortacılık Kanunu’nun 45. maddesiyle 7397 Sayılı Sigorta Murakabe Kanunu yürürlükten kaldırılmıştır. Poliçenin tanzim tarihinde yürürlükte bulunan 7397 Sayılı Sigorta Murakabe Kanunu 6762 Sayılı Türk Ticaret Kanunu’na göre özel bir kanundur. Bu sebeple poliçenin tanzim tarihinde yürürlükte bulunan ve özel bir kanun olan 7397 Sayılı Sigorta Murakabe Kanunu’nun somut olaya uygulanması gerekmektedir.

Somut olayda, muris 06.11.2007 tarihinde vefat etmiş olup dava 25.05.2010 tarihinde 10 yıllık süre dolmadan açılmıştır. Bu durumda mahkemece davanın zamanaşımı süresi dolmadan açıldığı nazara alınarak davaya devam edilip sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde zamanaşımı sebebiyle davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan sebeplerle davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün BOZULMASINA, 02/06/2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

  1. HUKUK DAİRESİ
  2. 2016/99
  3. 2016/6015
  4. 1.6.2016

DAVA : Taraflar arasında görülen davada … 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 19/03/2015 tarih ve 2013/956-2015/362 Sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

KARAR : Davacılar vekili, müvekkillerinin murisinin davalı banka şubesinden konut kredisi kullandığını, davalı bankanın, kredinin kullanıldığı tarihten itibaren her yıl hayat sigortasını yenilediğini, müvekkillerinin, murislerinin vefat ettiği 22.03.2013 itibariyle hayat sigorta poliçesini davalı bankanın yenilenmediğini öğrendiklerini, sigorta ettiren konumundaki davalı bankanın poliçeyi yenileme hususunda bildirimde bulunmadığını, davalı bankanın bildirim yükümlülüğü olduğunu, gerekirse poliçeyi yenileyip poliçe bedelini kredi alacağından tahsil etmesi gerektiğini ileri sürerek, 100.000 TL’nin tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili, davacılar murisinin 21.12.2009 tarihinde Konut Finansman Kredisi imzaladığını, sözleşmenin 13. maddesi uyarınca kredili müşterinin sigortayı yenileme, primlerini ödeme yükümlülüğü altında olduğunu, sözleşmede bu konuda müvekkiline bir sorumluluk yüklenmediğini, müvekkilince de poliçe hiç yenilenmediği için böyle bir güven de uyandırılmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, konut kredilerinde hayat sigortasının zorunlu değil ihtiyari olduğu, davalı bankanın resen kredi kullanan adına hayat sigortası yapma veya yenileme mecburiyeti ve yükümlülüğü bulunmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.

Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.

1-)Dava, konut kredisiyle bağlantılı yaptırılan hayat sigorta poliçesinin yenilenmemesi sebebiyle uğranılan zararın davalı bankadan tahsili istemine ilişkindir. Dava konusu somut olayda, temel ilişki davalı banka ile imzalanan konut kredi sözleşmesinden kaynaklanmakta olup dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 4077 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanunun 10. maddesi uyarınca söz konusu kredi sözleşmesi tüketici kredisi kapsamında kaldığından davaya bakmakla da tüketici mahkemesi görevlidir. Mahkemece, görev hususu resen gözetilerek dava dilekçesinin görev yönünden reddine karar verilmesi gerekirken işin esasına girilerek yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir.

2-)Bozma sebep ve şekline göre davacı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine gerek görülmemiştir.

SONUÇ : Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan sebeplerle kararın BOZULMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, bozma sebep ve şekline göre davacı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, ödenen temyiz peşin harcın istemi halinde temyiz eden iadesine, 01/06/2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

  1. HUKUK DAİRESİ
  2. 2014/13836
  3. 2016/6701
  4. 1.6.2016

DAVA : Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine dair verilen hükmün süresi içinde davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:

KARAR : Davacılar vekili, müvekkillerinin murisi …’in dava dışı …’tan 10.000,00 TL tüketici kredisi çektiğini, kredi çektiği banka ile anlaşmalı davalı sigorta şirketince murise hayat sigortası yapıldığını, kredi sözleşmesi devam ederken murisin yakalandığı kanser hastalığı sonucu vefat ettiğini, murisin vefatı sonrası davalı sigorta şirketine başvurulduğunu ancak murisin beyan yükümlülüğüne aykırı davrandığı gerekçesiyle davacılara ödeme yapılmadığını, müvekkillerinin dava dışı bankanın icra tehdidi ile karşı karşıya olduklarını belirterek 10.000,00 TL sigorta bedelinin temerrüt tarihinden itibaren işleyecek ticari faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı sigorta şirketi vekili, davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre; dain mürtehin bankanın muvafakati olmadan iş bu davanın görülmeyeceği, davacılar vekiline dava dışı bankanın davaya muvafakat belgesini sunması için verilen 2 haftalık kesin sürede muvafakat belgesi sunmadığı gerekçesiyle davanın aktif husumet yokluğundan reddine karar verilmiş; hüküm, davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dava, kredili hayat sigorta sözleşmesinden kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir.

Somut olayda davacıların murisi … dava dışı …’tan tüketici kredisi çekmiş ve çekilen kredi için davalı sigorta şirketi tarafından “uzun süreli kredi grup hayat sigorta poliçesi” ile sigortalanmıştır. Bu doğrultuda dava dışı kredi veren bankanın davalı nezdindeki poliçede dain ve mürtehin olarak gösterildiği anlaşılmakla, poliçe teminatı üzerinde dain ve mürtehinin de menfaati bulunduğundan poliçe teminatını talep etmeye hakkı bulunmaktadır. Davacı mirasçıların sigorta poliçesine dayanarak tazminat talebinde bulunabilmesi için dain ve mürtehin dava dışı bankanın bu konuda açık muvafakatının olması gerekmektedir. Her ne kadar Mahkemece davacılara dain mürtehin bankadan muvafakat yazısı getirmeleri için verilen kesin sürede ilgili muvafakat yazısını getirmedikleri için davanın yazılı şekilde reddine karar verilmiş ise de dain mürtehin bankanın davaya muvafakatinin olup olmadığı hususundaki yazıyı getirmesi yükümünü davacılara yüklemek doğru olmamıştır Bu halde Mahkemece dain mürtehin bankaya müzekkere yazılarak kredi veren bankanın ne kadar kredi alacağının bulunduğunun sorulması mevcut kredi alacağı miktarı yönünden davaya açık muvafakati olup olmadığının sorulması, verilecek cevaba ve varılacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile yazılı şekilde karar verilmesi hatalı görülmüş ve bozma nedeni yapılmıştır.

SONUÇ : Yukarda açıklanan sebeplerle davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istenmesi halinde temyiz eden davacılara iadesine 01.06.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

  1. HUKUK DAİRESİ
  2. 2015/15673
  3. 2016/5720
  4. 25.5.2016

DAVA : Taraflar arasında görülen davada … .. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 3.6.2015 tarih ve 2013/881-2015/225 Sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

KARAR : Davacı, … Merkez … Köyü … Caddesindeki mandırasında hayvan işletmeciliği yaptığını, büyükbaş hayvanlarını TARSİM’e hayvan hayat sigortası yaptırarak kayıt olduğunu, büyükbaş hayvanlarından süt ineği olan “TR…..” kulak küpe numaralı hayvanının memesinde mastitis ve meme probleminden kaynaklanan vakıayı hasar ihbar telefon ile sigorta şirketine bildirdiğini, veteriner eksper … …’ın işletmesine gelerek yaptığı muayene sonucunda ineğinin sol ön ve arka memesinin tamamen kör olduğunu, süt vermediğini, sağ ön memesinin ise nispeten kör olduğunu, hayvanın emniyet değerinin kalmadığını ve zorunlu kesiminin uygun olduğunu rapor ederek fotoğraflarını çektiğini ve buna istinaden kendisinin 12.3.2013 tarihinde mezbahanede bu ineğinin kesildiğini, 250 kg et çıktığını ve bunu kasaba 1.400,00 TL ‘ye verildiğini, hayvanının değerini almak üzere davalı sigortaya başvurduğunu, ancak bedelin ödenmediğini, neden ödenmediğini sorduğunda sigorta kapsamında böyle hasarların ödenmeyeceğini beyan ettiklerini belirterek 2.800,00 TL zararının davalı sigorta şirketinden tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, müvekkili şirketin içerisinde … Sigorta A.Ş’nin de bulunduğu toplam 25 sigorta şirketinden müteşekkil 5363 Sayılı Tarım Sigortaları Kanunu Kapsamında kurulmuş konusu devlet destekli Tarım Sigortaları olan tarım sigortaları havuzunun işletmecisi olduğunu, davacı tarafın sigorta işletmesi hesabına düzenlenen 2155596 numaralı devlet destekli hayvan hayat sigortası poliçesinin sigortalısı olduğunu, poliçede dain mürtehin kaydı olduğu için davacının aktif dava ehliyetinin bulunmadığını, her ne kadar davacı tarafın “TR…..” kulak numaralı hayvanın hastalandığından bahisle zararının karşılanmasını istemiş ise de, davacının taleple davasının haksız ve yasal dayanaktan yoksun olduğunu, hasar ihbarı neticesinde düzenlenen ekspertiz raporunda hayvanda herhangi bir patolojik bulguya rastlanmadığını, sadece süt verimi düşüklüğünün tespit edildiğini, sigorta genel şartlarının teminat dışında kalan haller başlıklı maddesine göre poliçe başlangıç tarihinden önce meydana geldiği tespit olunan hasarlar ile kalıtsal onamalilere bağlı her türlü hastalıklar sonucu, ölüm, itlaf ve mecburi kesim ile yavru atma hasarlarının teminat kapsamı dışında sayıldığını, bu sebeple davacıya ait hayvanın hasarının ödenmesinin mümkün olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, 5363 Sayılı Tarım Sigortaları Kanununun 12. maddesine istinaden Bakanlar Kurulu kararı ile belirlenen Devlet Destekli Büyükbaş Hayvan Hayat Sigortasının teknik şartlar, tarife ve talimatlar başlığı altında düzenlenen “madde 4” açık hükmü ile sigorta genel şartlarının A.3 maddesi (a) bendi gereğince davacının TR….. kulak numaralı ineğinin 215596 numaralı poliçe ile 6.000,00 TL sigorta bedeli ile davalı TARSİM kapsamında havuz içerisinde bulunan işletici … Sigorta A.Ş’ye sigortalandığı, dosyada mevcut veteriner hekim … …’ın 6.3.2013 tarihli ekspertiz raporu ve tutulan tutanak ile yapılan tüm işlemler kapsamında davacının büyükbaş hayvanının sol ön ve arka memesinin kör olması ve yine sağ ön memesinin nispeten körelmesinin sebebinin enfeksiyona bağlı mastitise şeklinde görüldüğü ve bu sebeple kesime sevk edildiği, bu olay sebebiyle davacının sovtaj bedeli düşüldükten sonra toplam 4.088,00 TL maddi zararının bulunduğu, her ne kadar bilirkişi raporu ile davacının zarar miktarı 4.088,00 TL olarak belirlenmiş ise de, davacının dava dilekçesinde fazlaya dair haklarını saklı tutmaksızın 2.800,00 TL için dava açtığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.

Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.

1-) Dava, hayvan hayat sigortasından kaynaklanan tazminat istemine dair olup, mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş ise de, davaya konu poliçe üzerinde … Bankası A.Ş. dain mürtehin olarak gösterilmiştir. Dairemizin yerleşik uygulamaları uyarınca bu durumda, adı geçen bankanın rehin hakkı bulunduğundan, sigortadan tazminat talep etme hakkı da öncelikle ona ait olup, sigortalı ancak lehine rehin verilen alacaklının açık muvafakatini almak şartıyla ve kendi menfaati de zedelendiği takdirde tazminat isteme hakkına sahip olur (14.6.2010 gün ve 2009/430-6814 E.K., 12.10.2012 gün ve 2011/8534-16045 E.K., 8.3.2013 gün ve 2012/4175-4580 E.K.) Buna göre, mahkemece talep hakkına sahip dava dışı bankadan alınmış, açılan davaya muvafakat veya icazetleri olduğuna dair gerekli belgeyi sunması için davacı tarafa süre verilmesi ve bu usulü eksiklik tamamlandığı takdirde işin esasına girilmesi gerekir. Somut olayda davacının aktif taraf sıfatının (husumet) varlığına dair olan ve mahkemece re’sen göz önünde bulundurulması gereken bu husus hakkında usulü eksiklik tamamlanmadan, yazılı şekilde uyuşmazlığın esasına girilerek ve anılan poliçeye dayalı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bu sebeple bozulması gerekmiştir.

2-) Bozma sebep ve şekline göre, davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine bu aşamada gerek görülmemiştir.

SONUÇ : Yukarıda (1) numaralı bentte yazılı sebeplerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün davalı yararına BOZULMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan sebeplerle davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, ödenen temyiz peşin harcın istemi halinde temyiz edene iadesine, 25.5.2016 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY

Taraflar arasında düzenlenen 19.4.2012 – 19.4.2013 başlangıç – bitiş tarihli Devlet Destekli Büyükbaş Hayvan Hayat Sigortası Poliçesi, 2.856,20 TL sigorta primi karşılığında ve 717.80 TL peşin, bakiyesi 18.5.2012 – 18.9.2012 tarihleri arasında taksitle ödenmek üzere … Bankası Sigorta A.Ş.’nin acentesi olan … Bankası … Şubesi tarafından düzenlenmiş, poliçeyi tanzim eden acente, poliçede dain mürtehin olarak gösterilmiştir.

Tamamı 5.702,40 TL olan sigorta priminin 2.851,20 TL bölümü Devlet tarafından karşılanmıştır.

Genel Şartların C.1. maddelerinde, sigortalının prim yükümlülüğünün tamamının veya primin taksitle ödenmesi kararlaştırılmışsa peşinatın, sözleşme yapılır yapılmaz ve en geç poliçenin teslimi karşılığında ödenmesi gerektiği düzenlenmiştir.

Uygulamada, Devlet Destekli Büyükbaş Hayvan Hayat Sigortası Poliçesinde takside bağlanan ve ödenmeyen primler için poliçeyi düzenleyen acente (… Bankası … Şubesi) lehine rehin hakkı tesis edilmektedir.

Genel şartların B.6/2 maddesinde de, muaccel hale gelen tüm prim borçlarının, ilgili sigorta şirketinin beyanı doğrultusunda tazminattan mahsup edilebileceği öngörülmüştür.

Bu halde öncelikle, rehin alacaklısından poliçedeki dain-mürtehin kaydının niteliği ve dayanağının sorulması, rehin alacağının ödenmeyen sigorta priminin peşinat dışındaki kalan prim borcuna dair olduğunun anlaşılması durumunda yargılamaya devamla davanın kabulü halinde ödenmeyen sigorta priminin hesaplanan tazminattan mahsup edilmesi ve kalan sigorta tazminatının sigortalıya ödenmesi gerekir.

Poliçedeki dain-mürtehin kaydının sigorta primine dair olmadığının anlaşılması durumunda ise;

Dava tarihinde yürürlükte bulunan TMK 879/1. ve 6102 Sayılı TTK 1456. maddesi gereğince, rehin hakkı sahibinin kayıtsız ve şartsız davaya muvafakatı halinde sigorta tazminatının sigortalıya ödeneceği hususunda bir kuşku bulunmamaktadır.

Uyuşmazlık, rehin hakkı sahibinin davaya muvafakat etmemesi durumunda nasıl bir yol takip edileceğine ilişkindir.

Sayın çoğunluk, bu halde davacının aktif dava ehliyetinin bulunmadığı görüşünde ise de, çoğunluk görüşünü destekleyen hiçbir yasal düzenleme bulunmamaktadır.

TMK 879 ve TTK 1456 maddesi, sınırlı ayni hak sahibinin muvafakatının bulunmamasını, sigorta tazminatının sigortalıya sadece ödenmesine engel görmüştür ki bu durumda mahkemece yine sigorta tazminatının sigortalıya ödenmesine karar verilmeli, hüküm fıkrasında ayrıca ödeme esnasında sınırlı ayni hak sahibinin muvafakatının sağlanması hüküm altına alınmalıdır.

Açıklanan gerekçe ile yerel mahkeme kararının bozulmasına karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile bozulmasına dair sayın çoğunluk görüşüne karşıyım.

T.C.

YARGITAY

  1. HUKUK DAİRESİ
  2. 2016/3809
  3. 2016/6325
  4. 24.5.2016

DAVA : Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne dair verilen hükmün süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:

KARAR : Davacılar vekili; müvekkillerinin murisi ….’ndan 04.05.2010 ve 31.12.2010 tarihlerinde kullandığı krediler sebebiyle davalı tarafından hayat sigortası yapıldığını, söz konusu kredilerin 04.05.2010 tarihinde 80.000 TL teminat tutarlı uzun süreli kredi hayat sigorta poliçesi ve 23.02.2011 tarihinde 10.000 TL teminat tutarlı yıllık kredi hayat sigorta poliçesi ile davalı tarafından sigortalanmak suretiyle teminat altına alındığını, murisin 08.06.2011 tarihinde vefat ettiğini, kredi borcunun hayat sigorta poliçeleri tutarlarından ödenmesi için yapılan başvurunun, sigorta poliçesi düzenlenirken murisin ölüme neden olan hastalıklarını poliçe tanzimi sırasında kasten gizlediği gerekçesiyle reddedildiğini ileri sürerek, fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla 20.000,00 TL teminatın ihbar tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş, 12.02.2013 tarihinde harcını tamamlamak suretiyle talebini 82.042 TL’ye yükseltmiştir.

Davalı sigorta şirketi vekili, sigortalının diyabet ve hipertansiyon hastalıklarını poliçe imzalanırken beyan etmediğini ve ölümün bu hastalıklara bağlı olarak gerçekleştiğini, TTK.’nun 1290. maddesi uyarınca sigorta sözleşmesi imzalanırken sigortalının doğru beyanda bulunma yükümlülüğüne aykırı davrandığını öne sürerek, davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece; bilirkişi raporu benimsenerek ve ıslah doğrultusunda, davanın kabulü ile, 82.042 TL tazminatın dava ve ıslah tarihlerinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte tahsiline karar verilmiş; hüküm, davalı sigorta şirketi vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Hükmüne uyulan, Dairemizin 20.11.2013 tarihli, 2013/5440 Esas, 2013/20940 Karar sayılı bozma ilamında; “… sigorta tazminatını talep etme hakkı menfaattar olan …’na ait olduğundan mülga 6762 Sayılı TTK 1329 maddesi gereğince mahkemece davanın aktif husumet yokluğundan reddine karar verilmesi” gereğine değinilmiştir.Mahkemece, bozma ilamına uyulmak suretiyle yapılan yargılama sonucunda, iddia, savunma, toplanan kanıtlara ve benimsenen bilirkişi raporuna göre; muris Hasan’ın mirasçısı davacılar tarafından açılan davanın aktif dava ehliyeti bulunmadığından reddine, asli müdahil-davacı bankanın davasının kabulü ile, 82.042 TL’nin 05.11.2015 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı sigorta şirketinden tahsiline karar verilmiş; hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dava, hayat sigorta sözleşmesine dayalı tazminat istemine ilişkindir.

Genel olarak hayat sigortalarında bir kimsenin hastalığı nihai olarak sigortacının taşıdığı rizikoyu arttıran bir husustur. Sigortacı bu durumda ya hiç sigorta sözleşmesi yapmamakta ya da daha ağır şartlarla sigorta sözleşmesi yapmaktadır. Davaya konu kredi hayat sigorta sözleşmelerinde asıl amaç sigorta ettirenin bir ihtiyacının karşılanması olmayıp, bankanın kredi verdiği kişinin ölüm sebebiyle krediyi geri ödeyememesi sebebiyle maruz kalacağı riskin teminat altına alınmasıdır.

Somut olayda, davacıların murisi Hasan’ın …’ndan kullandığı krediler sebebiyle davalı tarafından hayat sigortası yapıldığı, murisin 04.05.2010 tarihinde ani solunum/dolaşım durması (kardiyopulmoner arrest) sebebiyle vefat ettiği anlaşılmaktadır.

Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda, genel cerrahi uzmanı doktor bilirkişi tarafından, müteveffanın bir takım rahatsızlıkları bulunsa dahi, obezite, hipertansiyon ve diyabet hastasında bu ölüm şeklinin meydana geleceğini söylemenin mümkün olmadığı, otopsi yapılarak iç organ değişimleri araştırılmadığından mevcut verilerle ölüm nedeni ve mekanizmasının kesin olarak belirlenmesinin mümkün olmadığı bildirilmiş olup, doktor bilirkişinin uzmanlığı itibariyle rapor, hüküm kurmaya yeterli değildir.

Bu itibarla, dosyanın … 3. İhtisas Kurulu’na gönderilerek, dosya kapsamındaki tedavi belgeleri değerlendirilmek suretiyle, müteveffanın ölüm nedeninin obezite, hipertansiyon veya diyabet hastalıklarından kaynaklanıp kaynaklanmadığının kesin olarak tespiti yönünden rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan sebeplerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istenmesi halinde temyiz eden davalıya iadesine, 24/05/2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

  1. HUKUK DAİRESİ
  2. 2014/9392
  3. 2016/5816
  4. 11.5.2016

DAVA : Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine dair verilen hükmün süresi içinde davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:

KARAR : Davacı vekili, davacıların murisi H.’nın sağlığında … Bank A.Ş. İ… Hürriyet Caddesi şubesinden 19.04.2010 tarihinde 8.500,00 TL tutarında 24 ay vadeli kredi çekildiğini, davacıların murisi ve banka ile yapılan kredi sözleşmesinin teminatı olmak üzere banka tarafından davalı sigorta şirketine 19.04.2010 başlangıç tarihli 9.908,00 TL vefat teminatlı uzun süreli hayat sigortası yaptırılmış ve toplam prim tutarı olan 532,67 TL muris tarafından nakden ödendiğini, Muris H. çektiği kredileri düzenli ödediğini ancak yakalandığı akciğer kanseri hastalığı sonrasında 14.10.2010 tarihinde vefat ettiğini, 7.908,00 TL vefat tazminatının rizikonun gerçekleştiği müteveffanın ölüm tarihi olan 14.10.2010 tarihinden itibaren işleyecek reeskont faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.

Birleştirilen dosyada davacı vekili, aynı nedenleri ileri sürerek fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydı ile 2.000 TL vefat tazminatının tahsilini istemiştir.

Davalı vekili, sigortalı müteveffanın 19.04.2010 tarihli … Bank A.Ş. Kredi Grup Hayat Sigortası başvuru formunun sağlık beyanı başlığı altında “bilgim dahilinde olan önceki ve mevcut rahatsızlıklarım sebebiyle oluşacak tazminat tutarlarının … Emeklilik A.Ş. tarafından ödenmeyeceğini kabul ediyorum” beyanında bulunduğunu, sigortalının mevcut hastalıkları ile ilgili beyanda bulunmaması nedeni ile Hayat Sigortaları Genel Şartları C.2 sözleşmenin yapılması sırasında beyan yükümlülüğü maddesinin ihlalinin söz konusu olduğundan vefat tazminatının ödenmeyeceğini belirterek davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, iddia, savunma ve toplanan kanıtlara göre; davalı sigortalının hastalığını bildiği poliçe düzenlenirken bu konuda sigorta şirketine bildirimde bulunmadığı ölümün de gizlenen hastalıktan meydana geldiği anlaşıldığı gerekçesi ile açılan asıl ve birleşen davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.

SONUÇ : Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde, dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına, göre davacılar vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA ve aşağıda dökümü yazılı 29,20 TL temyiz peşin harcının onama harcına mahsubuna, 11.05.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

  1. HUKUK DAİRESİ
  2. 2015/16813
  3. 2016/12955
  4. 11.5.2016

DAVA : Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalılar avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.

KARAR : Davacı, davalının murisine bireysel kredi sözleşmesi ile kredi kullandırıldığını, murise dava dışı sigorta şirketinden hayat sigortası yapıldığını, murisin vefatından sonra sigorta şirketinin kredi borcunu ödemediğini, davalının da borcun ödenmesi için yapılan icra takibine itiraz ettiğini ileri sürerek, icra takibine vaki itirazın iptalini istemiştir.

Davalı, davanın reddini istemiştir

Mahkemece, davanın kabulüyle …. İcra müdürlüğünün 2012/9831 esas sayılı dosyasına davalıların yapmış oldukları itirazın iptaline, takibin devamına, alacağın %20′ si oranında icra inkar tazminatının davalılardan tahsiline karar verilmiş; hüküm, davacılar tarafından temyiz edilmiştir.

1-)Dava, tüketici kredisinden doğan alacak için başlatılan takibe vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. Davalılar murisi ile davacı banka arasında 23.05.2012 tarihli 5200 Tl bedelli tüketici kredisi sözleşmesi imzalandığı esnada dava dışı sigorta şirketi nezdinde 1 yıllık hayat sigortası yapılmış, krediyi kullanan tüketici 24.05.2012 tarihinde vefat etmiştir.Davacı ihbar olunan şirketin ödeme yapmaması üzerine takibe geçmiş, davalılar kredinin hayat sigortası ile güvence altına alındığını, kredinin sigortadan tahsil edilmesi gerektiğini savunmuşlar mahkemece ” kullanılan tüketici kredisinden dolayı hayat sigortası yaptırılmasının isteğe bağlı olduğu, bununla birlikte hayat sigortası yapılmak suretiyle kredi kullanılmasından sonra vefat gerçekleştiğinde öncelikle sigorta şirketine müracaat edilmesi gerektiği yönünde bir hükmün bulunmadığı, davalıların mirası reddettiklerine dair bir bilginin yer almadığına göre mirasçıların terekeden mesul olduğu, sigorta şirketinin ödeme yapıp yapmamasının çözümü gereken bir uyuşmazlık olmadığını, mirasçıların gerektiğinde yaptıkları ödeme oranında ya da bankanın muvafakatini alarak sigorta şirketi aleyhine dava açma hakları bulunduğu, davalıların hayat sigortası yaptırıldığı gerekçesiyle murisin kredi borcunu ödemeden kaçınmalarının hukuki bir dayanağı bulunmadığı” gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.Uyuşmazlık kullanılan kredi borcundan dolayı hayat sigortası olmasına rağmen mirasçılara müracaat edilip edilmeyeceği noktasında toplanmaktadır. Hemen belirtilmelidir ki, somut olayda hayat sigortası yapıldığı ve priminin ödendiği, murisin poliçeler üzerinde banka lehine dain ve mürtehin hakkı tesis ettiği uyuşmazlık konusu değildir. Davacı dul maaşı alan murisin kredi çekildikten bir gün sonra öldüğü gerekçe gösterilerek sigorta şirketinin ödeme yapmadığını, bu yüzden mirasçılara karşı icra takibine geçtiğini beyan ederek eldeki davayı açmış ise de sigorta poliçelerinin üzerinde davacı Banka’nın adına dain ve mürtehin kaydı bulunacağı yazılı olup sigorta şirketinin menfi yanıtına karşı hukuki yollar davacı banka tarafından tüketilmeden mirasçılara karşı takip başlatılması yerinde değildir. Mahkemece bu husus gözetilerek vaktinden evvel açıldığı anlaşılan davanın usulden reddi gerekirken işin esasına girilerek yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup hükmün bozulmasını gerektirir.

2-)Bozma nedenine göre davalıların sair temyiz itirazlarının incelenmesine bu aşamada gerek görülmemiştir.

SONUÇ : Yukarıda birinci bentte açıklanan sebeplerle hükmün BOZULMASINA, ikinci bent gereğince davalıların sair temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan harcın istenmesi halinde iadesine, HUMK’nun 440/III-2 maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 11/05/2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

  1. HUKUK DAİRESİ
  2. 2015/16813
  3. 2016/12955
  4. 11.5.2016

DAVA : Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalılar avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.

KARAR : Davacı, davalının murisine bireysel kredi sözleşmesi ile kredi kullandırıldığını, murise dava dışı sigorta şirketinden hayat sigortası yapıldığını, murisin vefatından sonra sigorta şirketinin kredi borcunu ödemediğini, davalının da borcun ödenmesi için yapılan icra takibine itiraz ettiğini ileri sürerek, icra takibine vaki itirazın iptalini istemiştir.

Davalı, davanın reddini istemiştir

Mahkemece, davanın kabulüyle …. İcra müdürlüğünün 2012/9831 esas sayılı dosyasına davalıların yapmış oldukları itirazın iptaline, takibin devamına, alacağın %20′ si oranında icra inkar tazminatının davalılardan tahsiline karar verilmiş; hüküm, davacılar tarafından temyiz edilmiştir.

1-)Dava, tüketici kredisinden doğan alacak için başlatılan takibe vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. Davalılar murisi ile davacı banka arasında 23.05.2012 tarihli 5200 Tl bedelli tüketici kredisi sözleşmesi imzalandığı esnada dava dışı sigorta şirketi nezdinde 1 yıllık hayat sigortası yapılmış, krediyi kullanan tüketici 24.05.2012 tarihinde vefat etmiştir.Davacı ihbar olunan şirketin ödeme yapmaması üzerine takibe geçmiş, davalılar kredinin hayat sigortası ile güvence altına alındığını, kredinin sigortadan tahsil edilmesi gerektiğini savunmuşlar mahkemece ” kullanılan tüketici kredisinden dolayı hayat sigortası yaptırılmasının isteğe bağlı olduğu, bununla birlikte hayat sigortası yapılmak suretiyle kredi kullanılmasından sonra vefat gerçekleştiğinde öncelikle sigorta şirketine müracaat edilmesi gerektiği yönünde bir hükmün bulunmadığı, davalıların mirası reddettiklerine dair bir bilginin yer almadığına göre mirasçıların terekeden mesul olduğu, sigorta şirketinin ödeme yapıp yapmamasının çözümü gereken bir uyuşmazlık olmadığını, mirasçıların gerektiğinde yaptıkları ödeme oranında ya da bankanın muvafakatini alarak sigorta şirketi aleyhine dava açma hakları bulunduğu, davalıların hayat sigortası yaptırıldığı gerekçesiyle murisin kredi borcunu ödemeden kaçınmalarının hukuki bir dayanağı bulunmadığı” gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.Uyuşmazlık kullanılan kredi borcundan dolayı hayat sigortası olmasına rağmen mirasçılara müracaat edilip edilmeyeceği noktasında toplanmaktadır. Hemen belirtilmelidir ki, somut olayda hayat sigortası yapıldığı ve priminin ödendiği, murisin poliçeler üzerinde banka lehine dain ve mürtehin hakkı tesis ettiği uyuşmazlık konusu değildir. Davacı dul maaşı alan murisin kredi çekildikten bir gün sonra öldüğü gerekçe gösterilerek sigorta şirketinin ödeme yapmadığını, bu yüzden mirasçılara karşı icra takibine geçtiğini beyan ederek eldeki davayı açmış ise de sigorta poliçelerinin üzerinde davacı Banka’nın adına dain ve mürtehin kaydı bulunacağı yazılı olup sigorta şirketinin menfi yanıtına karşı hukuki yollar davacı banka tarafından tüketilmeden mirasçılara karşı takip başlatılması yerinde değildir. Mahkemece bu husus gözetilerek vaktinden evvel açıldığı anlaşılan davanın usulden reddi gerekirken işin esasına girilerek yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup hükmün bozulmasını gerektirir.

2-)Bozma nedenine göre davalıların sair temyiz itirazlarının incelenmesine bu aşamada gerek görülmemiştir.

SONUÇ : Yukarıda birinci bentte açıklanan sebeplerle hükmün BOZULMASINA, ikinci bent gereğince davalıların sair temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan harcın istenmesi halinde iadesine, HUMK’nun 440/III-2 maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 11/05/2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

  1. HUKUK DAİRESİ
  2. 2016/7980
  3. 2016/11452
  4. 26.4.2016

DAVA : Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde taraflar avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.

KARAR : Davacı, davalı bankadan konut kredisi kullandığını, faizlerin düşmesi üzerine krediyi yapılandırdığını, kullandığı kredi ile ilgili olarak yapılandırma ve masraf adı altında haksız kesinti yapıldığını belirterek şimdilik fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydı ile 13.515.81 TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte tahsiline karar verilmesini istemiştir.

Davalı, davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, davanın kısmen kabulüyle 4.717,50 TL’nin dava tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, karar verilmiş; hüküm, taraflarca temyiz edilmiştir.

1-)Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalının tüm,davacının aşağıdaki bendin dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.

2-)Dava, konut kredisi sözleşmesinden kaynalanan masrafların iadesi talebine ilişkindir. Mahkemece bilirkişi raporu hükme esas alınarak 30.12.2013 tarihinde kesilen 3.975,91 TL erken ödeme bedeli ile 16.10.2009 ve 14.12.2012 tarihlerinde ayrı ayrı kesilen toplamda 2.500,00 Tl hayat sigortası primi yönünden davanın reddine karar verilmiş ise de; Dairemizin yerleşik içtihatlarında da vurgulandığı üzere davalı banka tacir olup yaptığı masrafları tüketiciden isteme hakkı bulunduğu halde, bankanın ancak kredinin verilmesi için zorunlu olan makul ve belgeli masrafları tüketiciden isteyebileceğinin kabulü gerekir. Dosya kapsamında bulunan belgelerden 30.12.2013 tarihinde yapılan 3.975,91 TL kesintinin yapıldığı yapılandırma sebebiyle değil kredinin erken kapatılması sebebiyle dolayısıyla kararın bu yönden isabetli olduğu; ancak, hayat sigortasına dair poliçenin bulunmadığı, yalnızca hayat sigortası bilgilendirme formu ve primin kesildiğine dair hesap özetinin bulunduğu görülmüştür. O halde mahkemece, davalı bankadan poliçe belgesinin ibrazı istenmeli, böyle bir poliçenin varlığı halinde hangi sigorta şirketi ile işlem yapılmış ise o sigorta şirketinden ödeme belgeleri de celp edilerek, dairemizin yerleşik ictihadları da gözetilmek suretiyle karar verilmesi gerekirken aksi düşüncelerle hayat sigortası yönünden yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

SONUÇ : Yukarıda birinci bentte açıklanan sebeplerle davalının tüm,davacının sair temyiz itirazlarının reddine, ikinci bentte açıklanan sebeplerle hükmün davacı yararına BOZULMASINA, peşin alınan harcın istenmesi halinde iadesine, 26.04.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

  1. HUKUK DAİRESİ
  2. 2015/9689
  3. 2016/11463
  4. 26.4.2016

DAVA : Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.

KARAR : Davacı banka ile davalıların murisleri… arasında imzalanan İhtiyaç Kredi sözleşmesi ile kredi kullandırılmış olduğunu, bu kredi taksitlerinin ödenmemesi sonucu yasal işlemlere başladıklarında borçlu … vefat ettiğini öğrendiğini, borcun tahsili için murisin yasal mirasçıları hakkında icra takibi başlattığını mirasçıların bu takibe itirazda bulunduğunu ileri sürerek vaki itirazın iptali ile icra inkar tazminatına hükmedilmesini istemiştir.

Davalılar, davanın reddini dilemişlerdir.

Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş, hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.

1-)Dava, tüketici kredisinden doğan alacak için başlatılan takibe vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.Davacı banka, davalıların murislerine ait kredi borcunun tahsili amacıyla başlatılan icra takibine yapılan itirazın iptali isteminde bulunmuş, davalı mirasçılar ise, murislerinin hayat sigortası poliçesi bulunduğunu ve kredi borcunun poliçe kapsamında karşılanması gerektiğini savunmuşlardır. Mahkemece, muris … 19/05/2011 tarihinde vefat ettiği, davaya konu kredi sözleşmesine bağlı olarak düzenlenmiş bulunan ve 08/07/-2010-2011 tarihini kapsayan hayat sigortasının teminat süresi içerisinde vefatın yani rizikonun gerçekleştiği, davacı bankanın poliçede daini mürtehin sıfatı bulunması sebebiyle vefat tazminatının dava dışı sigorta şirketinden talep etme hakkının davacı bankada bulunduğu ancak kullanılmadığı, davacı bankanın sigorta şirketinden iş bu vefat tazminatını talep etmeden müteveffa … mirasçıları hakkında icra takibi ve dava ikamesinin TMK.3.maddesinde bahse konu edilen iyiniyet kurallarına, kredi sözleşmesinin 13.maddesine ve incelenen diğer mevzuata aykırı bulunduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Uyuşmazlık kullanılan kredi borcundan dolayı hayat sigortası olmasına rağmen mirasçılara müracaat edilip edilmeyeceği noktasında toplanmaktadır. Hemen belirtilmelidir ki, somut olayda hayat sigortası yapıldığı ve priminin ödendiği, murisin poliçeler üzerinde banka lehine dain ve mürtehin hakkı tesis ettiği uyuşmazlık konusu değildir. Davacı banka, davalıların murislerinin ölümünden 18 yıl evvel tanısı konulan hastalığı sigorta şirketine bildirmediğini gerekçe göstererek sigorta şirketinin ödeme yapmadığını, bu yüzden mirasçılara karşı icra takibine geçtiğini beyan ederek eldeki davayı açmış ise de sigorta poliçelerinin üzerinde davacı Banka’nın adına dain ve mürtehin kaydı bulunacağı yazılı olup sigorta şirketinin menfi yanıtına karşı hukuki yollar davacı banka tarafından tüketilmeden mirasçılara karşı takip başlatılması yerinde değildir. Mahkemece bu husus gözetilerek vaktinden evvel açıldığı anlaşılan davanın usulden reddi gerekirken işin esasına girilerek yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup hükmün bozulmasını gerektirir.

2-)Bozma nedenine göre davacının sair temyiz itirazlarının incelenmesine bu aşamada gerek görülmemiştir.

SONUÇ : Yukarıda birinci bentte açıklanan sebeplerle hükmün BOZULMASINA, ikinci bent gereğince davacının sair temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan harcın istenmesi halinde iadesine, 26/04/2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

  1. HUKUK DAİRESİ
  2. 2014/14283
  3. 2017/1526
  4. 16.2.2017

DAVA : Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine dair verilen hükmün süresi içinde davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:

KARAR : Davacılar vekili, davacıların murisi tarafından … şubesinden kredi kullanması sonrasında banka aracılığıyla hayat sigortası yapıldığını, murisin vefatından sonra başvuruya rağmen davalı sigorta şirketinin kredi borcunu karşılamadığını, mirasçılardan … ‘nin murisin borcunu ödediğini ileri sürerek 10.000,00 TL nin temerrüt faiziyle birlikte tahsilini talep etmiş, sonrasında alacağı toplam 20.000,00 TL olarak ıslah etmiştir.

Davalı vekili, davacıların taleplerinin TTK’nun 1290. maddesi gereğince teminat dışında kaldığını, sigortalının sigorta başvuru ve sağlık beyan formunda önemli herhangi bir rahatsızlık veya hastalık geçirmediğini beyan ettiğini, hayat sigortalarında beyana itimadın esas olduğunu, sigortalının ihbar yükümlülüğünü yerine getirmediğini ileri sürerek davanın reddini istemiştir.

Yapılan yargılama sonucu, davanın kabulüne dair verilen hüküm, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2011/6841 Esas 2012/14337 Karar Sayılı 26.09.2012 tarihli ilamı ile bozulmuştur. Mahkemece, uyulmasına karar verilen bozma ilamı, toplanan delillere göre; 30/01/2014 havale tarihli bilirkişi raporuna göre davacılar murisinin gizlediği hastalıklar ile ölümü arasında doğrudan illiyet bağının bulunduğu, sigortalının gerçeğe aykırı bildirimde bulunması halinde sigortacının, rizikonun gerçekleşmesinden sonra dahi sözleşmeden cayma hakkına sahip olduğu ve teminat bedelini tazmin mükellefiyetinin bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.

SONUÇ : Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı doğrultusunda inceleme yapılıp hüküm verilmiş olmasına, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davacılar vekilinin yerinde olmayan tüm temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun bulunan hükmün ONANMASINA ve aşağıda dökümü yazılı 6,20 TL kalan onama harcının temyiz eden davacılardan alınmasına, 16.02.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

  1. HUKUK DAİRESİ
  2. 2016/17266
  3. 2017/949
  4. 9.2.2017

DAVA : Taraflar arasındaki menfi tespit davasının bozma ilamına uyularak yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacılar vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

KARAR : Davacılar vekili, müvekkillerinin murisinin davalı bankadan kredi kullandığını, miras bırakanın 30.08.2010 tarihinde vefat ettiğini, murisin kredi verildiği tarih itibariyle tacir sıfatının ve esnaflık durumunun bulunmadığını, tüketiciyi gerekli şekilde aydınlatmadan, kredi sözleşmesinin bir örneğini vermeden ve tüketiciye hayat sigortası yaptırması hususunda gerekli bilgilendirmeyi yapmadan kredi kullandıran bankanın kusurlu olduğu ve kendi kusuruyla hak talep edemeyeceğini ileri sürerek, müvekkillerinin sözleşme sebebiyle borçlu olmadıklarının tespitini talep ve dava etmiştir

Davalı vekili davaya cevap vermemiştir.

Mahkemece verilen davanın reddine dair önceki kararı, Dairemizin 15.10.2015 tarih ; 2015/1462 E. – 2015/12855 K. sayılı ilamı ile “somut olayda Asliye Ticaret Mahkemesi’nin görevli olduğu, davaya Tüketici Mahkemesi sıfatıyla bakılamayacağı” gerekçesiyle bozulmuştur.

Mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda, toplanan deliller ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davacıların murisinin 30.134,21 TL borcunun bulunduğu, davacıların iddialarını ispatlayamadıkları gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dava, menfi tespit istemine ilişkindir. Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporu yeterli incelemeyi ihtiva etmemekte olup denetime açık mahiyette bulunmadığından tekrar banka kayıtları üzerinde uzman bilirkişi incelemesi yaptırılarak davacıların murisinin borç miktarı belirlenip deliller hep birlikte değerlendirilerek uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi gerekirken eksik incelemeyle yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamış, mahkeme kararının bozulması gerekmiştir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan sebeplerle hükmün BOZULMASINA, peşin harcın istenmesi halinde iadesine, 09/02/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

  1. HUKUK DAİRESİ
  2. 2014/7693
  3. 2017/1289
  4. 9.2.2017

DAVA : Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine dair verilen hükmün süresi içinde davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:

KARAR : Davacılar vekili, müvekkillerinin murisi … ile dava dışı banka arasında tarımsal kredi sözleşmesi akdedildiğini, sözleşme gereğince muris ile davalı şirket arasında hayat sigortası poliçesi düzenlendiğini, murisin intihar etmek suretiyle hayatına son verdiğini, murisin vefatından sonra müvekkillerinin kredi borcuna karşılık olmak üzere 33.019,42 YTL ödeyerek kredi borcunu tasfiye ettiklerini belirterek fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla 6.500,00 YTL sigorta bedelinin davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.

Davalı vekili, TTK’nın 1328.maddesi hükmü ve hayat sigorta genel şartlarının 3.2.maddesi hükmü, ile poliçe özel şartlarının 12.maddesi gereğince “intihar” halinin kesin olarak sigorta teminatı dışında olduğunu belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

Mahkemece, toplanan deliller, bozma ilamı ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, 6762 Sayılı Kanun 1328 maddesi, 6102 Sayılı Yeni TTK madde 150.kapsam bakımından sigorta ettiren-ettirilen ayrımına yer vermediği, sigortalının intihar veya intihara teşebbüs neticesinde öldüğü takdirde sigorta aralıksız olarak en az 3 yıl devam etmiş bulunuyorsa ifadesinin kullandığını, tazminat ödemesi bakımından sigortalının davranışının dikkate alındığı, 3 yıllık süre şartının vücut bulmadığı gerekçesi ile sübut bulmayan davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.

SONUÇ : Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacılar vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun bulunan hükmün ONANMASINA, aşağıda dökümü yazılı 6,20 TL kalan onama harcının temyiz eden davacılardan alınmasına, 09.02.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

  1. HUKUK DAİRESİ
  2. 2014/11639
  3. 2017/1088
  4. 7.2.2017

DAVA : Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine dair verilen hükmün süresi içinde davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:

KARAR : Davacı vekili, müvekkilinin murisi olan … 2006 yılında davalılardan …nin Pendik şubesine başvurarak 50.000 TL’lik konut kredisi ile 4.500 TL’likte tüketici kredisi talebinde bulunduğunu, davalı bankanın … 18.12.2006 itibariyle hayat sigortası yaptırdığını, müvekillerinin murisinin 29.07.2010 tarihinde vefat ettiğini, sigortacı şirketin vefat tazminatı ödemeyeceğini müvekkiline bildirdiğini, hastalığın başlangıcının hayat sigortasının başlangıç tarihinden yaklaşık 9,5 ay sonra olduğunu, sigorta şirketinin vefat tazminatının kendisinden talep edildiği zaman nasıl bu bilgilere ulaşabilmiş ise hayat sigortasının yapıldığı zaman ve devam ettiği yaklaşık 4 yıl boyunca bu bilgilere ulaşabilecek konumda olduğunu belirterek kredi borcunun sigorta teminatı olan 42.000 TL den karşılanması, kalan kısım olursa müvekkillerine ödenmesini, teminatsız olarak dava sonuna kadar gayrimenkulün satışının engellenmesi için ihtiyati tedbir kararı verilmesini, ihtiyati tedbir kararı verilmemesi halinde ise dava sonuna kadar ödeyecekleri tutarın en yüksek faiziyle birlikte müvekkiline iadesine karar verilmesini istemiştir.

Davalı … A. Ş vekili, davacının muris Ziya Küçükyıldız’ın Finansbank A.Ş Kurtköy Şubesi’nden 18.12.2006 tarihinde 120 ay vadeli 50.000,00 TL tutarlı taşıt kredisi ve

2014/11639

2017/1088

4.500 TL tutarlı tüketici kredisi kullandığını, muris Ziya Küçükyıldız’ın müvekkili bankadan kullandığı kredinin teminatı olarak da iş bu kredi karşılığı muris Ziya Küçükyıldız adına kayıtlı gayrimenkul üzerinde müvekkil Banka lehine rehin temin edildiğini, müvekkili Banka hayat sigorta poliçesinin tarafı olmadığını, hayat sigortasının ödenip ödenmemesi hususunda karar verme yetkisine de sahip olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.

Davalı …Ş vekili, müteveffanın …den 2006 yılında aldığı konut ve tüketici kredileri için 18.12.2007 tarihinde müvekkili şirkete başvurduğunu, sigorta ettireni …olan, ….kapsamında 2541 Sayılı sigorta sertifikası eliyle 18.12.2007 başlangıç ve 18.12.2008 bitiş tarihli, 48.494,59 TL tutarlı hayat ve kaza sonucu daimi maluliyet ek teminatlı sigorta, sigorta ettireni …olan Yıllık Kredi Grup Hayat Sigortası kapsamında, 2540 Sayılı sigorta sertifikası eliyle, 18.12.2007 başlangıç ve 18.12.2008 bitiş tarihli, 4.345,63 TL tutarlı hayat ve kaza sonucu daimi maluliyet ek teminatlı her iki sigortanın da yıllık hayatsigortası olması sebebiyle 18.12.2008 tarihinde sona erdiğini, daha sonra 27.07.2010 tarihinde kendisinin müteveffa … olduğunu iddia eden bir kişinin …İstanbul Kurtköy Şubesini arayarak müşteri yöneticisi ile görüşerek kendisine sigorta yaptırmak istediğini belirttiğini, müteveffaya 24.07.2010 tarihinde akciğer malign neoplazmı ve metastaz tanıları konduğunu ve terminal dönem akciğer kanseri olması sebebiyle taburcu edildiğini, müvekkili şirketçe ilgili sigorta sertifikasının iyiniyetten uzak olarak ve sigorta tazminatı almak amacıyla yapıldığı kanaatine varılarak sigorta tazminatı talebini sigorta hukukuna uygun olarak reddedildiğini, ….maddesinde ve TTK 1290 vd maddelerinde düzenlenen beyan yükümlülüğünün kasıtlı ihlalinde sigortacının riziko gerçekleşmiş olsa bile sözleşmeden cayabileceğini belirterek davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, davanın davalı …Ş. yönünden pasif husumet yokluğu nedeniyle, davalı …Ş. yönünden esastan reddine, karar verilmiş, karar davacı vekilince temyiz edilmiştir.

SONUÇ : Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde, oluşa uygun olarak düzenlenen uzman bilirkişi raporunda belirtilen saptamaların hükme esas alınmasında bir usulsüzlük bulunmamasına ve özellikle muris Ziya’nın 27.07.2010 tarihli Hayat Sigortası Poliçesinin tanziminden iki gün sonra 29.07.2010 tarihinde son dönem akciğer kanseri nedeni ile vefat etmiş olmasına ve olayda davalı …’ye atfı kabil bir kusur bulunmamasına göre, davacı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun bulunan hükmün ONANMASINA, aşağıda dökümü yazılı 31,40 TL onama harcının temyiz eden davacıdan alınmasına 07/02/2017 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

T.C.

YARGITAY

  1. HUKUK DAİRESİ
  2. 2014/6262
  3. 2017/1015
  4. 6.2.2017

DAVA : Taraflar arasındaki menfi tespit ve istirdat davası üzerine yapılan yargılama sonunda, kararda yazılı nedenlerle, davanın kabulüne dair verilen hüküm, davalı vekili tarafından süresi içinde temyiz edilmekle, dosya incelendi, gereği düşünüldü:

KARAR : Davacılar vekili, davacılar murisinin davalı bankadan 5.000,00 TL. ihtiyaç kredisi kullandığını, davalının yan kuruluşu olan… A.Ş. tarafından krediye teminat amacıyla hayat sigortası yapıldığını, 8 aylık kredi taksitlerinin murisçe ödendiğini, ödemeler devam ederken murisin karaciğer kanserine yakalandığını ve iki hafta içinde öldüğünü, davalıdan poliçe teminatından bakiye kredi ödemesinin talep edilmesine rağmen, davalının kabul etmeyip icra baskısı ile davacılara taahhütname imzalattığını ve davacılardan 1.200,00 TL. tahsil ettiğini belirterek, fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla, taraflar arasında imzalanan 05.04.2011 tarihli sözleşmenin feshini, davalıya borçlu olunmadığının tespitini ve davacıların ödediği 1.200,00 TL’nin ödeme tarihlerinden işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep etmiş; 04.12.2013 tarihli dilekçesiyle, icra dosyası kapsamında davalının 6.052,00 TL. daha tahsil ettiğini belirterek, toplam 7.252,00 TL. için ve devam edecek tahsilatlar için davaya istirdat davası olarak devam edilip bu bedelin davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.

Davalı vekili, davacılar murisi lehine yapılan hayat sigortasını yapan …nin ayrı bir tüzel kişilik olduğunu ve davada husumetin bu kuruma yöneltilmesi gerektiğini, ölenin yasal mirasçısı olan davacıların bakiye kredi borcundan sorumlu olduğunu, taraflar arasındaki sözleşme gereği davacıların 1.224,00 TL. ödediklerini, davacıların kötüniyetli olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.

Müdahil davalı vekili, davalı yanında davaya asli müdahil olarak katılmalarına karar verilmesini talep ederek, davanın ticari dava olduğunu ve Tüketici Mahkemesi olarak davanın yürütülemeyeceğini, davacılar murisi için 5.000,00 TL. bedelli hayat sigorta poliçesi düzenlendiğini, poliçe kapsamında ödeme yapılması için gerekli belgeler teslim edilmediğinden ödeme yapılmadığı ve davacıların kötüniyetli olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, iddia, savunma, yapılan yargılama ve toplanan delillere göre; davanın kabulüne, davacılar murisi …. ve davalı … A.Ş. arasında 05.08.2009 tarihinde akdedilen tüketici kredisi borçlanma ve rehin sözleşmesi nedeni ile davacıların, davalı … A.Ş.’ye borçlu olmadıklarının tespitine, 8.671,73 TL’nin dava tarihinden işleyecek reeskont faiziyle birlikte davalı … A.Ş’den tahsili ile davacılara ödenmesine karar verilmiş; hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

1-)Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre; davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.

2-)Dava, banka kredi borcunu temin etmek için yapılan …. Sigorta Poliçesi bulunduğundan, davacıların banka kredi borcuna dair olarak borçlu olmadıklarının tespiti (menfi tespit) ile; davanın devamı sırasında ve davadan önce ödenen bedellerin istirdatı istemine ilişkindir.

Davacı taraf, menfi tespit ile birlikte, davadan önce davalı tarafa ödenen 1.200,00 TL’nin istirdatını talep etmiş; davanın devamı sırasında, davalının başlattığı icra takibi kapsamında, davacı …’ın maaşından kesinti yapılmak suretiyle 6.052,00 TL. daha tahsil ettiğini belirterek, bu bedel ve icra dosyası kapsamında tahsili devam edecek ödemeler için de istirdat kararı verilmesini istemiştir. Mahkeme tarafından da, icra dosyasının incelenmesiyle, davacı tarafın talebinin yerinde olduğu sonucuna varılarak, istirdat kararı verilmiş olmasında bir usulsüzlük bulunmamaktadır. Ne var ki, davalı tarafından icra takibi kapsamında, davacı …’ın maaşından yapılan kesintiler ile yapılan tahsilatların, peyder pey yapılan tahsilatlar olduğu, anılan 6.052,00 TL’lik tahsilatın tek seferde yapılan bir tahsilat olmadığı, ayrıca dava tarihi itibariyle yapılmış bir tahsilat da olmadığı açık olmasına rağmen bu husus gözetilmemiştir.

İstirdat isteminin hukuki temeli olan sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre, zenginleşenin iade borcunun haksız zenginleşme tarihinde doğacağı ve zenginleşenin bu tarihten itibaren temerrüt

faizinden sorumlu olacağı hususlarının dikkate alınarak, her bir tahsilat için faiz başlangıç tarihinin ayrıca belirlenmemesi doğru değil bozma sebebi ise de; bu yanılgının giderilmesi yargılamanın tekrarını gerektirir nitelikte görülmediğinden, hükmün 6100 Sayılı HMK’nun geçici 3/II. maddesi delaletiyle 1086 Sayılı HUMK’nın 438/7. maddesi uyarınca düzeltilerek onanmasına karar vermek gerekmiştir.

SONUÇ : Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının REDDİNE; (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, hüküm fıkrasının 3. bendindeki “dava tarihinden” ibaresinin hükümden çıkartılarak yerine “615,00 TL’lik kısmının 05.04.2011 tarihinden; 203,00 TL’lik kısmının 25.04.2011 tarihinden; 203,00 TL’lik kısmının 23.05.2011 tarihinden; 179,00 TL’lik kısmının 30.06.2011 tarihinden; 625,00 TL’lik kısmının 18.07.2012 tarihinden; 650,00 TL’lik kısmının 16.08.2012 tarihinden; 650,00 TL’lik kısmının 24.09.2012 tarihinden; 650,00 TL’lik kısmının 19.10.2012 tarihinden; 650,00 TL’lik kısmının 16.11.2012 tarihinden; 650,00 TL’lik kısmının 24.12.2012 tarihinden; 670,00 TL’lik kısmının 21.01.2013 tarihinden; 730,00 TL’lik kısmının 18.02.2013 tarihinden; 730,00 TL’lik kısmının 19.03.2013 tarihinden; 730,00 TL’lik kısmının 19.04.2013 tarihinden; 265,00 TL’lik kısmının 21.05.2013 tarihinden; 471,73,00 TL’lik kısmının 24.10.2013 tarihinden” ibaresinin yazılmasına ve hükmün bu şekilde DÜZELTİLEREK ONANMASINA, peşin alınan harcın istenmesi halinde temyiz eden davalıya iadesine 06/02/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

  1. HUKUK DAİRESİ
  2. 2014/14474
  3. 2017/943
  4. 2.2.2017

DAVA : Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine dair verilen hükmün süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:

KARAR : Davacılar vekili, müvekkillerinin murisi A. U.’nun dava dışı A… Organize San. Şubesinden iki ayrı kredi kullandığını, bu krediler nedeni ile davalı sigorta şirketince hayat sigortası yaptırıldığını, poliçe süreleri devam ederken poliçe sahibi Ahmet’in 05/06/2013 tarihinde kalp krizi geçirmesi sonucu öldüğünü, müvekkillerinin sigorta poliçesi kapsamında teminat altına alınan vefat bedelinin ödenmesi için davalıya başvuruda bulunduğunu, davalı şirketin ise müteveffanın hipertansiyon hastası olduğunu beyan etmediğinden poliçe hükümlerinin hükümsüz olduğunu belirttiğini, davalının cayma hakkının hukuken mümkün olmadığını belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 30.000 TL ‘nin teminat altına alınan kredi borcuna karşılık gelen kısmının bankaya, krediyi aşan kısmının ise hak sahibi müvekkillere, sigortalının ölüm tarihi olan 05/06/2013 tarihinden itibaren bankaca uygulanmakta olan temerrüt faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir.

Davalı vekili, davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, iddia, savunma ve toplanan kanıtlara göre; dava konusu uyuşmazlığın tüketici işleminden kaynaklanması nedeni ile mahkemenin görevsizliğine, davaya bakmaya Samsun Tüketici Mahkemesinin görevli olduğuna karar verilmiş; hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dava, tüketici kredisi nedeni ile hayat sigorta poliçesinden kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir.

05.05.2014 dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 4. maddesinde, her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ve çekişmesiz yargı işleri ile tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın, bu kanunda öngörülen hususlardan doğan hukuk davaları ve çekişmesiz yargı işlerinin ticari dava ve ticari nitelikte çekişmesiz yargı işi sayılacağı açıkça düzenlenmiştir.

28.11.2013 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan ve 28.05.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un ( TKHK ) 2. maddesinde kanunun kapsamı “bu Kanun, her türlü tüketici işlemi ile tüketiciye yönelik uygulamaları kapsar” şeklinde açıklanmıştır. Kanun’un “tanımlar” başlıklı 3. maddesinde ise tüketici işlemi, “Mal veya hizmet piyasalarında kamu tüzel kişileri de dâhil olmak üzere ticari veya mesleki amaçlarla hareket eden veya onun adına ya da hesabına hareket eden gerçek veya tüzel kişiler ile tüketiciler arasında kurulan, eser, taşıma, simsarlık, sigorta, vekâlet, bankacılık ve benzeri sözleşmeler de dâhil olmak üzere her türlü sözleşme ve hukuki işlemi ifade eder” biçiminde tanımlanmıştır.

6502 sayılı TKHK’nın 73. maddesi uyarınca tüketici işlemleri ile tüketiciye yönelik uygulamalardan doğacak uyuşmazlıklara ilişkin davalarda tüketici mahkemesi görevli kılınmıştır. Bunun yanında Kanun’un 83. maddesinde de taraflardan birini tüketicinin oluşturduğu işlemler ile ilgili diğer kanunlarda düzenlenme olmasının, bu işlemin tüketici işlemi sayılmasını ve bu Kanunun görev ve yetkiye ilişkin hükümlerinin uygulanmasını engellemeyeceği belirtilmiştir.

Ancak somut olayda; dava tarihi 30/07/2013 tarihinde 28.11.2013 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan ve 28.05.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un ilgili maddeleri yürürlükte değildir. Taraflar arasında sigorta sözleşmesi vardır, sigorta sözlşemeleri de TTK’da düzenlenmiş olup mutlak ticari dava söz konusudur. Davacılar murisinin dava dışı Banka’dan tüketici kredisi kullanması bu davanın konusu değildir.

O halde dava tarihi itibari ile yürürlükte olmayan kanun maddesinin uygulanmasının söz konusu olamayacağı, davanın mutlak ticari dava olması gözetildiğinde somut olayda davanın görülmesinde ticaret mahkemeleri görevlidir. Mahkemenin dayandığı gerekçe kanunun yürürlük tarihinin 28/05/2014 olduğu gözetildiğinde yerinde değildir. Bu durumda mahkemece işin esasına girilerek hüküm kurulması gerekirken yazılı gerekçeyle görevsizlik kararı verilmiş olması doğru değildir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davalıya geri verilmesine, 02.02.2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

  1. HUKUK DAİRESİ
  2. 2016/14485
  3. 2017/488
  4. 26.1.2017

DAVA : Taraflar arasındaki menfi tespit davasının bozma ilamına uyularak yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacılar vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

KARAR : Davacılar vekili, müvekkillerinin murisi …’in davalı bankadan kullandığı kredi borcunun murisin ölümü halinde ödenebilmesi için hayat sigortası yapıldığını, borcun bu sigortadan karşılanması gerektiğini, oysa davalı bankaca murisin ölümü sonrasında hayat sigortasına dair verilen bilgilerin doğru olmadığı gerekçesiyle kredi borcunun müvekkillerden talep edildiğini ileri sürerek, müvekkillerinin murisinin kullandığı krediden dolayı borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, davacıların murisi ile müvekkili banka arasında imzalanan 01.07.2013 tarihli tüketici kredisi sözleşmesi uyarınca davacıların murisi …’e 10.000 TL meblağlı ihtiyaç kredisinin kullandırıldığını, bu davaya Tüketici Mahkemesi sıfatıyla değil Ticaret Mahkemesi sıfatıyla bakılması gerektiğini, …Emeklilik ve …Sigortası A.Ş.’nin acentesi olarak hareket eden müvekkiline karşı TTK’nın 102. ve 105. maddeleri hükmü uyarınca doğrudan husumet yöneltilemeyeceğinden davanın husumet yokluğu sebebiyle reddi gerektiğini, kredi borcunun henüz ödenmediğini ileri sürmüştür.

Mahkemece yapılan yargılamada toplanan delillere göre, davanın husumet yokluğu sebebiyle reddine karar verilmiş, hüküm davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dairemizin 08.04.2015 tarih, 2014/19722 Esas ve 2015/5019 Karar sayılı ilamı ile, “Dava, davacıların murisi tarafından kullanılan 01.07.2013 tarihli sabit faizli tüketici kredisinin, aynı tarihte düzenlenen ve primleri ödenen hayat sigortası poliçesi kapsamında olması sebebiyle davacı-mirasçıların borçlu olmadıklarının İİK’nun 72. maddesi hükmü uyarınca tespiti istemine ilişkindir. Somut olayda uyuşmazlık konusu sözleşme tüketici kredisi niteliğinde olup davada davacıların murisi tarafından kullanılan tüketici kredisinden borçlu olunmadığının tespiti istemine ilişkindir. İş bu davada davalı bankadan sigorta alacağı talep edilmemiş, kullanılan kredinin hayat sigortası poliçesi kapsamında kaldığı iddiasıyla borçlu olunmadığının tespiti talep edilmiştir. O halde anılan kredinin kullanıldığı bankaya husumet yöneltilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Bu durumda 4822 sy. Yasa ile değişik 4077 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un m. 23.I hükmüne göre, “Bu Kanun’un uygulamasıyla ilgili olarak çıkacak her türlü ihtilaflara tüketici mahkemelerinde bakılır.” Uyuşmazlık 4822 Sayılı Kanun ile değişik 4077 Sayılı Kanun’un 10. maddesinde düzenlenen tüketici kredisi sözleşmesinden kaynaklanmaktadır. Görev, kamu düzenine dair olduğundan mahkemece, yargılamanın her safhasında kendiliğinden gözetilmelidir. Bu durumda tüketici mahkemesinin görevli olduğu gözetilmeden, ticaret mahkemesi sıfatıyla istemin incelenerek, yazılı şekilde yanılgılı gerekçe ile karar verilmesi doğru görülmemiştir”, gerekçesiyle bozulmuştur.

Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama neticesinde, sigorta şirketinin 16/08/2013 tarihli yazısı ile …Sigorta Genel Şartlarının C.2/2.2 maddesi gereği sigorta ettirenin beyan yükümlülüğünü yerine getirmemesi sebebiyle TTK’nın 1435. maddeleri gereğince cayma/fesih hakkını kullanmakta ve poliçenin hükümsüzlüğünden vefat tazminatı ödenmesinin mümkün olmadığını bildirmekte haklı olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.

SONUÇ : Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davacılar vekilinin yerinde görülmeyen bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, peşin harcın istenmesi halinde iadesine, 26/01/2017 gününde oyçokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY YAZISI

Davalı banka davacıların murisine tüketici kredisi kullandırırken kredi geri ödemesi süresi kadar ve lehdarı (daimi mürtehini) davalı banka olacak şekilde hayat sigortası poliçesi düzenlettirmiş ve poliçe primi de kredi müşterisi tarafından ödenmiştir.

Kredi müşterisinin ölümü üzerine davalı banka sigorta şirketinden tazminat talebinde bulunmamış, ancak kredi müşterisinin ölümünün mirasçısı tarafından sigorta şirketine ihbarı üzerine sigorta şirketince poliçe lehtarı bankaya, sigortalının poliçe şartnamesine aykırı davranışı sebebiyle cayma/fesih haklarını kullandıkları ve tazminat ödemeyecekleri bildirilmiştir.

Davalı banka tarafından sigorta şirketine karşı bir dava açılmadan veya sigorta poliçesindeki hakları kredi müşterinin mirasçılarına temlik edilmeden kredi borcu davacı mirasçılardan talep edilmiştir.

Her ne kadar davalı bankanın kredi borcunun tahsili için hayat sigortasına dava açabileceği gibi kredi müşterisinin mirasçılarına da başvurabileceği, bu konuda seçimlik hakka sahip olduğu açık ise de; davalı bankanın aynı zamanda grup şirketi olduğu anlaşılan sigorta şirketine başvurmadan, başvurunun reddi halinde sigorta şirketine karşı dava açmadan veya en azından lehine düzenlenen sigorta poliçesindeki haklarını kredi müşterisinin mirasçılarına temlik etmeden kredi alacağını kredi müşterisinin mirasçılarından talep etmesi TMK’nun 3/2 maddesi gereğince iyi niyetle bağdaşmaz ve TMK’nun 2/2 maddesi gereğince bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz.

Bu itibarla yerel mahkemece davalı bankaya, sigorta poliçesindeki haklarını davacı mirasçılara temlik etmesi veya sigorta şirketine karşı dava açması için mehil verilmesi, sigorta poliçesindeki haklarını davacılara temlik ederse davanın reddedilmesi, sigorta şirketine karşı dava açarsa bu davanın sonucunun bekletici mesele yapılması gerekirken bu hususun düşünülmemesi doğru olmamıştır.

Yerel mahkeme kararının bu sebeple bozulması gerektiği görüşünde olduğumuzdan saygıdeğer çoğunluğun onama şeklinde gerçekleşen kararına muhalifiz.

T.C.

YARGITAY

  1. HUKUK DAİRESİ
  2. 2015/18853
  3. 2017/6958
  4. 8.6.2017

DAVA : Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.

KARAR : Davacı, 21.11.2007 tarihinde davalı banka ile konut kredisi sözleşmesi imzaladığını, kredi sözleşmesinde eşinin de müşterek borçlu olduğunu, sözleşmenin 9.5. maddesine göre bankanın hayat sigortası yapması gerektiğini, eşine hayat sigortası yapılmadığını, eşinin vefatından sonra kalan borcu ödediğini, davalı banka tarafından eşine hayat sigortası yapılmaması sebebiyle 80.834,00 TL zararının olduğunu ileri sürerek; fazlaya dair hakları saklı kalarak 46.800,00 TL zararın kredi borcunun tamamen ödendiği 29.01.2010 tarihinden işleyecek akdi faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.

Davalı, davacının eşinin kredi sözleşmesini kefil olarak imzaladığını, kefile sigorta yapılması zorunluluğu olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.

Mahkemece davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.

1-)Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davacının sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.

2-)Davacı, davalı banka ile imzaladığı kredi sözleşmesi sebebiyle vefat eden eşine bankaca hayat sigortası yapılmaması sebebiyle uğradığı zararın tazmini istemiyle eldeki davayı açmış, mahkemece davanın reddine karar verilmiştir. Davalı aleyhine açılan davanın reddinden dolayı kendisini davada vekil ile temsil ettiren davalı yararına dava değeri üzerinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre nisbi ücreti vekalete hükmedilmesi gerektiği mahkemenin de kabulündedir. Ancak dosya kapsamından davacının fazlaya dair haklarını saklı tutarak 46.800,00 TL’nin tahsilini istediği anlaşılmakla, bu miktar üzerinden 5.398,00 TL vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken 8.866,72 TL vekalet ücretinin davacıdan tahsiline karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. Ne var ki, bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden kararın düzeltilerek onanması HUMK.’nun 438/7 maddesi hükmü gereğidir.

SONUÇ : Yukarıda birinci bentte açıklanan sebeplerle davacının sair temyiz itirazlarının reddine, ikinci bentte açıklanan sebeplerle hüküm fıkrasının 3. bendinde yer alan “8.866,72” rakamları hükümden çıkartılarak yerine “5.398,00” rakamlarının yazılmasına, hükmün düzeltilmiş bu şekliyle ONANMASINA, peşin alınan 27,70 TL harcın istenmesi halinde iadesine, HUMK’nun 440/1 maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 08/06/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

  1. HUKUK DAİRESİ
  2. 2014/17090
  3. 2017/2558
  4. 9.3.2017

DAVA : Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne dair verilen hükmün süresi içinde davacı vekili ve davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:

KARAR : Davacı vekili; müvekilinin murisi … …’ın 31/…/2012 tarihinde geçirdiği kalp krizi neticesinde vefat ettiğini, murisin vefatından önce …/…/2012 tarihinde dava dışı … …. Bankası’ndan 67.500 TL bedelli konut kredisi çektiğini, bu kredinin alınması sırasında bankaca konut kredisi hayat sigortası ile teminat altına alındığını, davalının poliçe uyarınca dava dışı … …Bankasına ödemesi gereken 67.500 TL kredi borcundan sorumlu olduğunun tespiti ile dava dışı bankaya ödemesi gereken ancak kendilerince ödenen ….400 TL ve kredinin bakiye borcu 62.100TL olmak üzere 67.500 TL nin yasal faizi ile davalıdan tahsilini istemiştir.

Davalı vekili; davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, iddia, savunma, toplanan delillere ve benimsenen bilirkişi raporuna göre; davanın kısmen kabulüyle 33.750 TL nin dava tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiş; hüküm, davacı vekili ve davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekili ile davalı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun bulunan hükmün ONANMASINA ve aşağıda dökümü yazılı …,… TL kalan onama harcının temyiz eden davacıdan alınmasına, aşağıda dökümü yazılı ….728,46 TL kalan onama

harcının temyiz

SONUÇ : eden davalıdan alınmasına 09/03/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

  1. HUKUK DAİRESİ
  2. 2014/15434
  3. 2017/1948
  4. 27.2.2017

DAVA : Taraflar arasındaki hayat sigortasından kaynaklanan alacak davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine dair verilen hükmün süresi içinde davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:

KARAR : Davacılar vekili; davacıların murisi …’ın … T.A.Ş.- … Şubesinden konut kredisi kullandığını, kredinin kullandırılması sırasında banka tarafından hayat sigortası yaptırıldığını, poliçenin tanziminden yaklaşık 9 ay sonra 05/09/2012 tarihinde vefat ettiğini, ancak sigorta şirketinin poliçenin düzenlendiği sırada akciğer kanseri olduğu gerekçesi ile sigorta tazminatını ödemediğini belirterek davalının poliçeye dair cayma/fesih ihbarlarının haksızlığının tespitine ve 63.000,00 TL’nin ticari faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.

Davalı vekili; davaya konu sigorta poliçesinde lehtarın … T.A.Ş. olduğunu, mezkur bankanın izin ya da onayı olmadan davacı tarafın taraf ehliyeti olamayacağını, sigortalı … ile davalı şirket arasında yapılan poliçe kapsamında hiçbir hastalık bildirilmeyerek ilgili formun imzalandığını, ancak sözleşme tarihinden önce akciğer kanseri olduğunun tespit edildiğini, müteveffanın beyan yükümlülüğüne aykırı davrandığından sigorta sözleşmesinden cayma hakkını yasal süresi içinde kullanıldığını belirterek davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre poliçenin düzenlendiği 26/04/2012 tarihinde murisin akciğer kanseri olduğu yönünden tanı bulunduğu, buna dair tedavi sürecinin devam ettiği belirlenmiş olmakla davacılar murisinin poliçe tanzimi srasında kendisinde var olan hastalığı gizleyerek beyan etmediği ve bu durumda davalı sigorta şirketinin cayma hakkını kullanmasında bir usulsüzlük olmadığı sonucuna varıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; hüküm davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir

1-)Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde, dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacılar vekilinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddine karar verilmiştir.

2-)Dava, hayat sigorta poliçesinden kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir.

Dava konusu olan Uzun Süreli Kredi ….Sigorta Poliçesinde dava dışı bankanın dain-i mürtehin kaydı bulunup, sigorta tutarının davacı tarafa ödenmesine muvafakatları olmadığı bildirildiğinden muvafakatın geçersizliği sebebiyle davacının aktif dava ehliyeti olmadığı gözetilmeksizin, aktif husumet yokluğundan davanın usulden reddine karar vermek gerekirken, hatalı ve yanılgılı gerekçe ile davanın esasına girilerek davanın sübut bulmadığı gerekçesi ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmayıp bozmayı gerektirmekte ise de sonucu itibariyle doğru olan kararın HUMK.nun 438/9.maddesi uyarınca değişik bu gerekçeyle onanması gerekmiş olup; davalı bakımından davanın husumetten reddedilmesinin gerekmesine göre davalı lehine maktu vekalet ücreti 1.500,00 TL hükmedilmesi gerekirken nisbi vekalet ücretine hükmedilmiş ise de; bu yanılgının giderilmesi yargılamanın tekrarını gerektirir nitelikte görülmediğinden, 6100 Sayılı HMK’nın geçici 3/2. maddesi delaletiyle 1086 Sayılı HUMK’nın 438/7. maddesi uyarınca hükmün düzeltilerek onanmasına karar vermek gerekmiştir.

SONUÇ : Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenle, davacılar vekilinin temyiz itirazlarının reddine, (2) numaralı bentte açıklanan sebeplerle hüküm fıkrasının (5).bendindeki “7.230,00 TL nispi vekalet ücretinin” ibaresinin hükümden çıkartılarak yerine “1.500,00 TL maktu vekalet ücretinin”

ibaresinin eklenmesi suretiyle kararın HUMK’nun 438/9.maddesi uyarınca gerekçesinin değiştirilerek DÜZELTİLEREK ONANMASINA, peşin alınan harcın istenmesi halinde temyiz eden davacılara iadesine 27/02/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

  1. HUKUK DAİRESİ
  2. 2014/15183
  3. 2017/1941
  4. 27.2.2017

DAVA : Taraflar arasındaki hayat sigorta poliçesinden kaynaklanan tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne dair verilen hükmün süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:

KARAR : Davacılar vekili, davacıların murisinin …Bankası …Şubesi’nden tüketici kredisi kullanması sebebiyle davalı sigorta şirketine hayat sigortası yaptırdığını, sigortalının tüketici kredisi borcu bitmeden vefat ettiğini, davacıların bankaya geriye kalan kredi borcu için 16.870,34 TL ödediklerini ve davalı sigorta şirketinin müvekkillerine ödeme yapmadığını belirterek 16.870,34 TL’nin ödeme tarihinden itibaren faiziyle tahsiline karar verilmesini istemiştir.

Davalı vekili, sigortalının “Koroner Arter” (Solunum- Dolaşım Hastalığı-Kalp Krizi) sonucu vefat ettiğini, davacıların poliçede menfaattar olarak tayin edilmediklerinden kredi borcunun tamamını bankaya ödemeden talep haklarının bulunmadığını, sigortalının mevcut rahatsızlığını gizlediğini ve davalının durumu öğrenince … Sigortası Genel Şartlarının C2 maddesi uyarınca cayma hakkını kullandığını belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

Mahkemece, iddia, savunma ve dosya kapsamına göre, davalı sigorta şirketi poliçe tanzimi esnasında verilen cevapları kontrol ederek tam olarak poliçenin doldurulduğunu tespit ettikten sonra poliçeyi kabul etmesi gerektiği, rahatsızlık ile ilgili soruya verilmesi gereken cevap bölümünün boş bırakılmasını kabul ederek poliçe tanzim edip primleri tahsil ettiği, bu bölümün boş bırakılmasının sağlık durumu ile ilgili olarak murisin sigorta şirketini yanılttığını göstermeyeceği, poliçe nedeni ile davalının sorumlu olduğu, hayat sigorta poliçesinde kredi kullandıran … Bankası’nın dain ve mürtehin olarak belirlendiği, … Bankası’nın davaya açıkca olur verdiği, davacılar tarafından murislerinin kredi borcunun 11.09.2009 tarihinde ödendiği gerekçesiyle davanın kabulüyle 16.870,34 TL’nin 08.01.2010 tarihinden itibaren değişen oranlarda avans faizi ile davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, davacının faiz başlangıcına dair fazla isteminin reddine karar verilmiş; kararın davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 11.Hukuk Dairesinin 12/02/2013 gün ve 2012/2232 Esas 2013/2386 karar sayılı ilamı ile aralarında kalp damar hastalıkları ve sigortacılık alanlarında uzman bilirkişilerin de bulunduğu bilirkişi heyetinden somut uyuşmazlıkta 6762 Sayılı Kanun 1290. maddesinde belirtilen cayma hakkının kullanılması koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediği konusunda görüş alınarak hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle bozulmuştur.

Mahkemece, bozma ilamına uyularak davanın kabulüyle 16.870,34 TL’nin 08/01/2010 tarihinden itibaren uygulanacak avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacılara verilmesine karar verilmiş; hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

1-)Dava, hayat sigortalısının vefatı sebebiyle mirasçılarının sigortadan tazminat istemine ilişkindir

Davacılar murisi olan sigortalının, mernis ölüm tutanağında ölüm nedeni kalp krizi olarak kayıtlıdır. Dosyada mecut 20.04.1999 tarihli rapora göre, sigortalı murisin 14.04.1999 tarihinde koroner bypass ameliyatı olarak taburcu olduğu anlaşılmakta olup, sözkonusu raporda, davalı sigorta şirketinin Güney Anadolu Bölge Müdürlüğü’nün 25.12.2009 tarihli “taranmıştır” kaşesi mevcuttur.

6762 Sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 1290. maddesi uyarınca sigorta ettiren kimse sözleşme yapılırken gerçeğe uygun beyanda bulunmaya mecburdur. Şayet, sigortalıya sorulduğu halde susması veya eksik yahut hakikate aykırı beyanlarda bulunması halinde sigortacı sözleşmeden cayabilir. Şu kadarki caymanın sigortacı tarafından hakikatin öğrenildiği tarihten itibaren bir ay içinde kullanılması gerekir. Sigorta aktinin yapıldığı tarihte davacılar murisi olan sigortalı tarafından sağlık beyanı ile ilgili olarak kalp hastalığı ile ilgili yaşamsal risk taşıyan bir hastalık bulunup bulunmadığı kısmı boş bırakılmıştır. Bu durumda, ara-

larında kalp damar hastalıkları ve sigortacılık alanlarında uzman bilirkişilerinde bulunduğu bilirkişi heyetinden somut uyuşmazlıkta 6762 Sayılı Kanun 1290. maddesinde belirtilen cayma hakkının kullanılması koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediği konusunda görüş alınarak hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle verilen kabul kararı davalı yararına bozulmuş ve mahkemece, bozma ilamına uyulmuşsa da ilamda ayrıntılı şekilde açıklanan hususlarda gerekli araştırma ve inceleme yapılmadan, başka deyişle bozma ilamının gerekleri yerine getirilmeden karar verilmiştir.

Uyulan bozma ilamında açıkca belirtildiği gibi 6762 Sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 1290. maddesindeki şartların oluşup oluşmadığı yönünden rapor alınması gerekirken ölüm nedeninin tartışılması doğru olmayıp 6762 Sayılı Kanun 1290. maddesinde belirtilen cayma hakkının kullanılması koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediği konusunda yeni bir heyetten rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken bozma ilamının gerekleri yerine getirilmeden karar verilmesi doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ : Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan sebeplerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün davalı yararına BOZULMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan sebeplerle davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan harcın istenmesi halinde temyiz eden davalıya iadesine 27/02/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

  1. HUKUK DAİRESİ
  2. 2014/13322
  3. 2017/1649
  4. 20.2.2017

DAVA : Taraflar arasındaki menfi tespit davası üzerine yapılan yargılama sonunda, kararda yazılı nedenlerle, davanın kısmen kabulüne dair verilen hüküm, davacılar vekili ve davalı … vekili tarafından süresi içinde temyiz edilmekle, dosya incelendi, gereği düşünüldü:

KARAR : Davacılar vekili, davacılar murisinin davalı banka şubesinden konut kredisi kullandığını, bu kredi sebebiyle davalı … Emeklilik ve … A.Ş. nezdinde hayat sigortası yapıldığını, murisin 01.02.2009 tarihinde vefat ettiğini, davalı sigorta şirketine ve davalı bankaya yaptıkları başvuruya verilen cevapta, müteveffanın beyan yükümlülüğüne aykırı davranması sebebiyle sigorta bedelinin tazmin edilemeyeceğinin bildirildiğini, oysa murisin hastalığının eşi olan davacı tarafından bizzat davalı banka şubesine bildirildiğini ve bu sebeple kredi vadesinin uzatıldığını ileri sürerek, fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla, konut kredisine bağlı olarak düzenlenen hayat sigorta poliçesindeki 42.740,00 TL. vefat teminatına 01.02.2009 tarihinden işleyecek avans faizi tutarında borçlu olmadıklarının tespitine, belirtilen tutarın murisin mevcut kredi borcundan mahsubuna ve konut kredisi sebebiyle taşınmazları üzerine tesis edilen ipoteğin kaldırılmasına karar verilmesini dava etmiş; 06.12.2010 tarihli ıslah dilekçesiyle, davalı bankaya 50.014,16 TL. borçlu olmadıklarının tespitini istemiştir.

Davalı sigorta şirketi vekili, davacılar murisinin sağlık durumu hakkında doğru beyan yükümlülüğüne uymadığını, poliçe tanziminden önce bildiği hastalığını sigortacıya bildirmediği için TTK’nun 1290. maddesi gereği zararın teminat dışı olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.

Davalı banka vekili, davacıların murislerinden kalan bakiye kredi borcu ödenmediğinden borçlu olduklarını belirterek davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; murisin sağlık durumunun detayları hakkında banka şubesine yapılan bildirimin, banka genel müdürlüğünce değerlendirilip bunun üzerine kredi vadesinin uzatıldığı, banka şubesinin aynı zamanda …. Emeklilik ve …. A.Ş’nin acentesi olması bakımından, bildirimin sigortacıya da yapıldığının kabulünün gerektiği, bu bildirimin sigortacının rizikonun gerçekleşmesinden önce sigortalısının sağlık durumundan haberdar olduğunu gösterdiği, TTK’nun 1290. maddesi ve …. Sigortası Genel Şartları’na göre cayma hakkı kullanılmadığından sigorta sözleşmesinin yürürlükte ve geçerli olduğu, davacılar murisinin davalı bankaya 50.014,16 TL. kredi borcu bulunduğu, vefat teminatının mahsubu ile kredi borcunun 7.274,16 TL. olduğu gerekçesiyle; davanın kısmen kabulüyle davacıların konut kredisinden kaynaklanan alacakla ilgili 42.740,00 TL. borçlu olmadıklarının tespitine ve 42.740,00 TL. sigorta tazminat tutarının 50.014,16 TL. konut kredisi borcundan mahsubuna, kredi borcu sona ermediğinden ipoteğin kaldırılması talebinin ve fazlaya dair istemlerin reddine dair verilen hükmün, taraf vekillerince temyizi üzerine, 11. Hukuk Dairesi’nin 2011/15598 Esas- 2013/289 Karar sayılı ve 09.01.2013 tarihli ilamı ile “davalılar vekillerinin tüm temyiz itirazlarının reddinin gerektiği, davacı tarafın faizli bakiyeyi isteyebileceği yönündeki rapora karşı beyanında “talebimiz gibi rapor doğrultusunda karar verilsin” şeklinde beyanda bulunduğu, bu beyanın karar tarihinde yürürlükte bulunan HUMK’nun 151. maddesine uygun bir feragat beyanı olarak yorumlanamayacağı, rapora itiraz edilmemesinin karşı taraf yararına usuli müktesep hak doğumuna neden olmayacağı gözetilmeden, yazılı şekilde hüküm tesisinin doğru olmadığı” gerekçesiyle hüküm bozulmuştur.

Mahkemece, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda; davacıların konut kredisinden kaynaklanan alacakla ilgili olarak 46.454,26 TL. borçlu olmadıklarının tespiti ile 46.454,26 TL. sigorta tazminatı ve işlemiş faiz tutarının, 50.014,16 TL. konut kredisi borcundan mahsubuna, fazlaya

(3.559,90 TL. tutara) dair menfi tespit talebinin ve ipoteğin kaldırılması talebinin reddine karar verilmiş; hüküm, davacılar vekili ve davalı … vekili tarafından temyiz edilmiştir.

SONUÇ : Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince yapılan yargılamada toplanan delillerin takdirinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına, davalı banka vekilinin temyize konu ettiği yönlerin, daha önce temyiz incelemesinden geçmiş olması nedeniyle, yeniden incelenmesinin mümkün olmamasına göre; davalı … vekili ve davacılar vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile hükmün ONANMASINA, aşağıda dökümü yazılı 29,40 TL fazla alınan temyiz peşin harcının davacılara iadesine ve aşağıda dökümü yazılı 2.379,29 TL kalan onama harcının temyiz eden davalı …’ndan alınmasına 20/02/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

  1. HUKUK DAİRESİ
  2. 2014/13325
  3. 2017/1637
  4. 20.2.2017

DAVA : Taraflar arasındaki hayat sigortasından kaynaklanan alacak davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine dair verilen hükmün süresi içinde davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:

KARAR : Davacılar vekili; davacıların murisi ….’in …..Çarşı Şubesi ile 13/07/2011 tarihinde imzalanan kredi sözleşmesinin korunması amacıyla davalı … şirketince zorunlu olarak hayat sigortası düzenlendiğini, sözleşme gereğince kredilerin geri ödemelerini düzenli olarak yapan murisin sözleşme sonrası ortaya çıkan kalp yetmezliği rahatsızlığı sebebiyle 25/06/2012 tarihinde vefat ettiğini, davalı … şirketinin murisin rahatsızlığını sözleşme yapılırken gizlediği iddiası ile sözleşmeyi tek taraflı olarak fesh ettiğini belirterek davalı … şirketinin murisin ….bankasına olan kredi borcunu ödemesine karar verilmesini istemiştir.

Davalı vekili; davacıların murisi….’in sözleşmenin kurulması sırasında gerçek sağlık durumunu gizlediğinin anlaşıldığını, davalı şirket tarafından gerçek durum bilinseydi kurulmayacak olan bu sigorta sözleşmesinden cayıldığının karşı tarafa bildirildiğini, davada talep ve tahsil hakkının öncelikle …. Çarşı Şubesine ait olduğunu ve davacıların aktif husumet ehliyetlerinin bulunmadığını belirterek davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, davacıların aktif husumet ehliyetlerinin bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; hüküm davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dava, kredili hayat sigortasından kaynaklanan vefat tazminatının davalıdan tahsili istemine ilişkindir.

Somut olayda davacıların murisi …. dava dışı… Çarşı Şubesinden kredi çekmiş ve çekilen kredi için davalı … şirketi tarafından hayat sigorta poliçesi ile sigortalanmıştır. Bu doğrultuda dava dışı kredi veren bankanın davalı nezdindeki poliçede dain ve mürtehin olarak gösterildiği anlaşılmakla, poliçe teminatı üzerinde dain ve mürtehinin de menfaati bulunduğundan poliçe teminatını talep etmeye hakkı bulunmaktadır. Davacı mirasçıların sigorta poliçesine dayanarak tazminat talebinde bulunabilmesi için lehdar bankanın bu konuda açık muvafakatının olması gerekmektedir. Mahkemece her ne kadar muvafakatın delil olarak sunulmadığı gerekçesiyle aktif husumet ehliyeti yokluğundan davanın husumet sebebiyle reddine karar verilmiş ise de dain mürtehin bankanın davaya muvafakatinin olup olmadığı hususundaki yazıyı getirmesi yükümünü davacılara yüklemek doğru olmamıştır Bu halde mahkemece, dain mürtehin… Çarşı Şubesi’ne borcun ödenip ödenmediği, ödenmemişse, ödenen miktar ve kalan borç miktarı, açılan davaya koşulsuz muvafakatinin olup olmadığı hususlarında usulüne uygun şekilde müzekkere yazılarak gelecek cevaba göre karar verilmesi yerine yazılı şekilde karar verilmesi isabetli olmamıştır.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan sebeplerle davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istenmesi halinde temyiz eden davacılara iadesine 20/02/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

  1. HUKUK DAİRESİ
  2. 2013/7007
  3. 2014/6591
  4. 29.4.2014

DAVA : Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine dair verilen hükmün süresi içinde davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:

KARAR : Davacı vekili; müvekkillerinin murisi olan A.’ın, vefatından bir süre önce … Bankası A.Ş ile 2 adet tüketici kredisi sözleşmesi imzaladığını, bankadaki görevlinin tüketici kredisi verilirken bu kredilere ilişkin 2 adet hayat sigortasının düzenlediğini, ilk poliçenin 28.05.2008, ikinci poliçenin de 11.06.2008 tarihinde başladığını, A.’ın kronik böbrek yetmezliği hastası olduğunu ancak hastalığını saklaması gibi bir durumun söz konusu olmadığını, hastalığını banka görevlilerinin de bildiğini, A.’ın 27.12.2008 tarihinde organ nakli için operasyon geçirdiğini, ancak ilerleyen günlerde enfeksiyon kaptığını ve 14.01.2009 tarihinde vefat ettiğini, vefatı sonrasında eşi ve mirasçısının kredi bedellerinin ödenmesi için davalı sigorta şirketine başvurduklarını, ancak davalının talebi, müteveffanın böbrek hastalığının sigorta sözleşmesi yapılırken kendilerine bildirilmediğinden beyan yükümlülüğünün yerine getirilmemesi nedeniyle reddettiğini, müteveffadan sağlık taraması ya da sağlık durumuna ilişkin belge istenmesi yönünde bir istekte bulunulmadığını, bu konuda hiçbir soru sorulmadığını, davalının gerekli araştırma ve incelemeleri yapma yetkisinin olduğunu,davalı sigorta şirketinin prim farkını isteyerek ya da o oranda düşme yaparak ödeme yapabilecekken poliçe bedelini geri ödemeden cayma hakkını kullanmasının iyi niyetli bir davranış olmadığını, A.’ın ölüm sebebinin de kronik böbrek yetmezliği olmadığını, geçirdiği operasyon sonrasında kapmış olduğu enfeksiyon nedeniyle vefat ettiğini, gerçekleşen bu rizikonun bildirim yükümlülüğünün ihlali ile bir bağlantısının bulunmadığını ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile 7.500,00 TL tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte ve ayrıca müvekkillerinin dava sonuçlanana kadar ödeyecekleri kredi miktarlarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili; Kredi Hayat Sigorta Başvuru Formunda sigorta ettirenin hastalığını beyan etmediğini, dolayısıyla … … numaralı poliçe kapsamında sigorta ettirenin Hayat Sigortası Genel Şartları’nın C.2.2 maddesi uyarınca beyan yükümlülüğüne aykırı davrandığını, bu durum karşısında müvekkilinin yasal cayma hakkını kullandığını,savunarak davanın reddini istemiştir.

Mahkemece iddia, savunma benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; davacıların murisi A.’ın Kredi Hayat Sigortaları Başvuru Formunun “Sağlık Beyanı” başlıklı maddesinde “Halen tedavi, tetkik, doktor takibi veya ilaç kullanımı gerektiren bir sağlık sorununuz var mı ya da herhangi bir maluliyet, yaralanma veya kronik hastalıktan muzdarip misiniz ( cevabınınz evet ise lütfen açıklayınız, ameliyat, patoloji ve son kontrol raporlarını forma ekleyiniz )” ibarelerini içeren Soru altındaki “evet” ve “hayır” seçeneklerinin işaretlenmediği, poliçenin düzenlendiği 11.06.2008 tarihinde muris A.’da kronik böbrek yetmezliği hastalığı olduğu, sürekli ayaktan periton dializi uygulanan kişinin ölümünün böbrek nakli sonrası gelişen enfeksiyon ve komplikasyonları sonucu olduğu, ölümü ile hastalığı arasında illiyet bağının bulunduğu,, davalının cayma hakkını kullanmasında haklı olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dava, hayat sigorta sözleşmesine dayalı tazminat istemine ilişkindir.

Genel olarak hayat sigortalarında bir kimsenin hastalığı,nihai olarak sigortacının taşıdığı rizikoyu arttıran bir husustur. Sigortacı bu durumda ya hiç sigorta sözleşmesi yapmamakta ya da daha ağır şartlarla sigorta sözleşmesi yapmaktadır. Davaya konu kredi hayat sigorta sözleşmelerinde asıl amaç sigorta ettirenin bir ihtiyacının karşılanması olmayıp, bankanın kredi verdiği kişinin ölüm nedeniyle krediyi geri ödeyememesi nedeniyle maruz kalacağı riskin teminat altına alınmasıdır. Somut olayda Tüketici kredi sözleşmesinde müteveffanın hayat sigorta yaptıracağının düzenlenmiş olması ve kredi sözleşmesinin yapıldığı banka şubesi tarafından düzenlenen kredi hayat sigortaları başvuru formunun matbu olarak düzenlenerek müteveffanın kimlik bilgileri dışında diğer kısımların doldurulmamış olması da değerlendirildiğinde sigorta ettirenin ihtiyaçlarından ziyade kredi veren kurumun, bankanın ihtiyaçları ve zorlaması ile ortaya çıkan bir sözleşme söz konusu olduğundan sözleşmelerde görülen irade özgürlüğü bulunmadığı, ayrıca eksik beyanda bulunulması halinde sigortalının hangi yaptırımlara maruz kalacağının kendisine bildirilmemesinin bilgilendirme yükümlülüğüne aykırılık teşkil ettiği değerlendirilmeksizin yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bu nedenlerle davacılar yararına bozulması gerekmiştir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin temyiz itirazının kabulü ile hükmün davacılar yararına BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacılara geri verilmesine, 29.04.2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

  1. HUKUK DAİRESİ
  2. 2012/13972
  3. 2013/3940
  4. 20.3.2013

KARAR : 1- Dava, sahtecilik hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil olmazsa tazminat isteğine ilişkin olup hükmüne uyulan bozma ilamında gösterildiği şekilde araştırma ve inceleme yapılarak, davacıların mirasbırakanı T. Y.’in lehdarı olduğu hayat sigortası bedelinin davalının borcuna mahsuben bankaya ödenmesi nedeniyle sebepsiz zenginleşmeden kaynaklanan tazminat isteğinin kabul edilmiş olmasında kural olarak bir isabetsizlik yoktur. O halde, davalının bu yöne değinen temyiz itirazları yerinde değildir, reddine.

2- Ancak, davada, dava dışı S. Y. isimli mirasçının da bulunduğu gözetildiğinde davacıların hangi miktarda tazminata hak kazanacakları konusundaki davalı temyizine gelince; T. Y. mirasçıları arasında düzenlenen Mersin 2. Noterliğinin 25.2.2008 tarihli Düzenleme Şeklinde Miras Taksim Sözleşmesinin 4. maddesinde ”Müteveffanın … Hayat Sigorta AŞ. ve …. Sigorta AŞ. nezdindeki ve ….Sigorta AŞ. nezdindeki ferdi kaza, hayat, yaşam, emeklilik sigortaları vs. başkaca her türlü sigorta poliçesinden kaynaklanacak ödemelerin/tazminatların- teminatların mirasçılardan C. G. Y., M. C. Y. ve Ö. Y.’e aidiyeti”, 13. maddesinde ise ” Müteveffanın HSBC Bank AŞ. Pozcu şubesi, Fortis Bank AŞ. Çarşı şubesi, Finans Bank AŞ. Çarşı şubesi, Yapı Kredi Bankası AŞ. Yenimahalle şubesi nezdindeki bilcümle borçların ödenmesi yükümlülüğünün ve bu borçlara bağlı olarak imzalanmış bilcümle sigorta poliçelerinden kaynaklanacak tüm miras ve hak ve alacaklarının mirasçıların tümüne aidiyeti” nin kararlaştırıldığı, bu hükümlerden 4.maddenin genel itibariyle davacılar yönünden alacak haklarını düzenlediği, 13.maddenin ise, burada sözü edilen banka hesaplarından kaynaklanan yükümlülüklerinin yanında, hak ve alacaklarından sözedildiği ve bunun tüm mirasçılara ait olacağı anlaşılmaktadır.

Somut olayda, ihtilaf konusu olan hayat sigortasından kaynaklanan alacak ….Bank AŞ.nin Pozcu şubesinden alınan kredi borcu ile ilgili olup bu hususun Miras Taksim Sözleşmesinin 13.maddesinde özel olarak düzenlendiği kabul edilmelidir.

Bu durumda da, tazminine karar verilecek alacaktan tüm mirasçıların payları oranında hak sahibi olmaları lazım gelir. Davacıların miras payı oranında tazminat isteğinin kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu üzere, T. Y. mirasçılarına ödenmesi gereken tazminatın tamamının üçe bölünerek davacılara verilmesine karar verilmiş olması doğru değildir.

SONUÇ : Davalının bu yöne ilişkin temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle, hükmün açıklanan nedenlerden ötürü ( 6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile ) 1086 sayılı HUMK.’nın 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 20.03.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

  1. HUKUK DAİRESİ
  2. 1988/1255
  3. 1988/5606
  4. 7.10.1988

DAVA : Taraflar arasındaki davadan dolayı, İstanbul Beşinci Asliye Ticaret Mahkemesi`nce verilen 6.4.1987 tarih ve 760-241 sayılı hükmün temyizen tetkiki davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla; dosyadaki kağıtlar okundu, gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR : Davacı vekili, müvekkilinin kocasının müvekkili eşini lehdar göstererek 1.500.000 TL üzerinden davalı şirkete hayat sigortası yaptırdığını, sağlığında sigorta primlerini noksansız ödediğini, 1.11.1983 tarihinde sigortalının ölümü üzerine müvekkilinin davalı sigorta şirketine başvurduğunu, davalının uzun müddet susmasından sonra 30.3.1984 tarihli ihtarname ile haksız olarak poliçeden caydığını bildirdiğini iddia ederek 1.500.000 TL`nın yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, sigortalının sözleşme sırasında öldürücü hastalığa yakalandığını bildiği halde bu hastalığını kasden gizleyerek müvekkilini aldattığının anlaşıldığını, bu nedenle TTK.nun 1790/1. maddesi uyarınca müvekkilinin cayma hakkını kullandığını savunarak davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, iddia ve savunmaya, bilirkişi kurulu raporuna ve toplanan kanıtlara nazaran sigorta poliçesi genel hükümlerine göre, davalının sigorta poliçesi yapılırken soru listesini vermediği, doktor muayenesi de yaptırmadığı, bu nedenle sigortalının beyan mükellefiyetini ihlal ettiğinden bahsedilemeyeceği ve kasdi bir hareketi de bulunduğunn kanıtlanamadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.

Kararı davalı vekili temyiz etmiştir.

Mahkemece, davacının murisi ve sigorta ettiren R.`nın sigorta akdini kasden yaptırdığı davalı sigorta şirketi tarafından kanıtlanamadığı hususu da hükme gerekçe yapılmış bulunmaktadır.

Dava dosyasına delil olarak ibraz edilmiş bulunan İstanbul Tıp Fakültesi`nde düzenlenen epikriz belgesi ve eklerinden, sigorta ettiren R.`nın ilk defa 1979 yılında başlayan rahatsızlığı nedeniyle hodgin ( lenf kanseri ) teşhisi konularak kendisine radyoterapi ve kemotepari tedavisi uygulandığı, bilahare 1983 yılı Temmuz ayında hastalığın nüksetmesi üzerine işyeri doktoruna 21.7.1983 tarihli raporla hodgin hastalığı nedeniyle onkolojide tedavi gördükten sonra işe başlayabileceği tesbit edilerek SSK Kurumu Hastahanesi`ne sevk edildigi ve tedavi gördüğünü buna rağmen düzelmesi üzerine bu defa 27.10.1983 tarihinde Tıp Fakültesine başvurduğu burada da Hodgin hastalığı teşhisi konularak tedavi gördüğü halde kısa zamanda 10 kilo zayıflayan hastanın düzelemeyerek 1.11.1983 tarihinde hastahanede kanama geçirerek öldüğü anlaşılmaktadır.

Sigorta ettiren R. bu arada 18.3.1983 tarihinde davalı sigorta şirketine başvurarak dava konusu bir yıllık hayat sigortası sözleşmesini yaptırmış bulunmaktadır. İstanbul`daki günlük bir gazetede montaj-pikaj işçisi olarak çalışan sigorta ettiren R.`nın yukarıda açıklanan hastalığını seyrine ve gördüğü tedavinin niteliğine göre, kendisinin kanser olduğunu bilmese bile önemli bir hastalığa düçar olduğunun kendisince bilindiğinin karine olarak kabul edilmesi gerekir. Olayın bu özelliği dikkate alındığında sigorta ettirence kasıtlı davranılmadığının ispat külfeti davacı tarafa yükletilmesi gerekir. Bu husus dikkate alınmadan sigorta ettirenin kasti hareketinin davalı sigortaca kanıtlamadığı gerekçesiyle davanın kabulü doğru görülmemiştir.

Öte yandan, mahkemece davanın reddine dayanak yapılan diğer husus ise, sigorta poliçesi genel şartlarının ( 2 ) nci maddesindeki sigortasının sigorta ettirene ( soru listesi ) verme mükellefiyetini yerine getirmediği hususudur. Bir hayat sigortası aktinin düzenlenmesi için sigorta şirketine başvuran kişinin, sigortasının bu sigorta akdini yapmaya engel hiçbir halinin olmadığını bilmesi ve ona göre davranması en azından MK.nun 2. maddesi icabıdır. Kaldı ki hayat siortalarında da uygulanması gerektiği kökleşmiş Yargıtay içtihatlarında ( Yargıtay HGK. 3.12.1958 gün ve T/53-50; TD, 24.3.1972 gün 1972/72-14447; 11. HD. 17.12.1974 gün ve 1974/3778-3741 sayılı kararları ) kabul edilen TTK.nun 1290/1. maddesi hükmüne göre, sigortacının sözleşme yapılırken gerçek durumu bildiği takdirde sözleşmeyi yapmamasını veya daha ağır koşularla bildirme yükümlülüğünü sigorta ettirene vermiştir. Sigorta ettirenin yukarıda açıklanan hastalığın niteliğine ve sürecine göre, ölümünden 2-3 ay gibi kısa bir müddet içinde hayat sigortası yaptıran kişinin bu durumu kendisine sorulmasa dahi sigorta şirketine bildirmek zorunda olduğunun kabulü gerekir.

O halde, böyle bir durumda mahkemece yapılacak iş; öncelikle davacı tarafa olayın özelliği de dikkate alınarak sigorta ettirenin kasıtlı davranmadığının isbat külfeti yüklenerek şayet sigorta ettirenin kasıtlı davranmadığı kanıtlandığı takdirde o zaman dava şimdiki gibi kabul edilmeli, aksi halde yani bu husus davacı tarafça isbatlanamadığı takdirde sual listesi vermemek sureti ile poliçeyle yükümlendiği koşullara uymayan sigorta şirketinin de sözleşmenin kurulmasında müterafik kusurlu bulunduğu dikkate alınarak TTK.nun 1264/1 yollaması ile BK.nun 98/2 ve 44. maddeleri uyarınca tarafların kusur durumları değerlendirilerek sigorta şirketince poliçede ödenmesi kabul edilen sigorta teminatı bedelinden kısmen tenkis edilerek hüküm kurmaktan ibarettir.

Bu hususlar dikkate alınmadan tesis edilen kararın bozulması gerekmiştir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı sigorta şirketi vekilinin temyiz itirazlarını kabulüyle kararın BOZULMASINA, 7.10.1988 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

  1. HUKUK DAİRESİ
  2. 2014/39792
  3. 2015/32069
  4. 5.11.2015

DAVA : Taraflar arasındaki tüketicinin açtığı menfi tespit davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün davacılar ve davalı avukatınca duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davacılar vekili avukat A. A. ile davalı F… A.Ş. vekilinin gelmiş olmalarıyla duruşmaya başlanılmış ve hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra karar için başka güne bırakılmıştı. Bu kez temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR : Davacılar, murisleri Y. Ö.’nün 06.07.2010 tarihinde davalı bankadan konut destek kredisi kullandığını, 04.10.2012 tarihinde vefat ettiğini, davalı banka tarafından ilk yıl hayat sigortası yaptırılmasına rağmen bu sigortanın yenilenmediğini, sözleşmede hayat sigortasının yenilenmesi görevinin davalıya verildiğini, davalının asli yükümlülüğünü yerine getirmediğini, çekilen ihtardan sonuç alamadıklarını ileri sürerek bakiye kredi taksitleri nedeniyle borçlu olmadıklarının tespitine, murisleri tarafından yapılan ödemelerin faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemişlerdir.

Davalı,davacılar murisinin öldüğü tarihte geçerli bir hayat sigortası poliçesinin bulunmadığını, gerek kanun gerekse sözleşmede hayat sigortası yaptırma ya da yenileme gibi bir yükümlülüğünün bulunmadığını, tüketicinin hayat sigortası yaptırmakta özgür olduğunu, sözleşmenin 9.5 maddesinde de bu durumun düzenlendiğini, murisin vefat tarihi itibariyle hayat sigortasını yenilemediğini, sözleşme gereğince davacıların ödenmemiş kredi bedellerinin tamamından sorumlu olduğunu savunarak davanın reddini dilemiştir.

Mahkemece, davacıların murislerinin ölüm tarihine kadar yaptığı ödemelerin iadesine yönelik istemlerinin reddine, davacıların, murislerinin kullandığı konut kredisi ile borçlu olmadıklarına ilişkin açtıkları davanın kısmen kabulü ile davacıların 30.10.2012 tarihinden itibaren ödenecek taksit tutarlarının yarısını ödemelerine, 30.10.2012 tarihinden hüküm tarihe kadar fazla ödenen 7.333,16 TL’nin ödeme tarihlerinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacılara verilmesine,davacıların fazlaya ilişkin istemlerinin reddine karar verilmiş; hüküm, taraflarca temyiz edilmiştir.

1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalının tüm, davacıların aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.

2-Davacılar, murislerinin davalı bankadan kullandığı konut kredisi nedeniyle hayat sigortası yaptırdığını, hayat sigortasının yenileme döneminde davalı bankanın yenileme yapmadığı gibi uyarıda da bulunmadığını ileri sürerek bakiye kredi taksitleri nedeniyle borçlu olmadıklarının tespitine, murisleri tarafından yapılan ödemelerin faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesi istemi ile eldeki davayı açmışlardır. Davalı banka, aralarındaki sözleşme hükümlerine göre hayat sigortası yaptırma yükümlülüğünün davacıların murisine ait olduğunu, murisin yenileme yolunda bir talebinin bulunmadığını savunarak davanın reddini dilemiştir. Mahkemece, davacıların murislerinin ölüm tarihine kadar yaptığı ödemelerin iadesine yönelik istemlerinin reddine, davacıların 30.10.2012 tarihinden itibaren ödenecek taksit tutarlarının yarısını ödemelerine, 30.10.2012 tarihinden hüküm tarihe kadar fazla ödenen 7.333,16 TL’nin ödeme tarihlerinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacılara verilmesine, davacıların fazlaya ilişkin istemlerinin reddine karar verilmiştir. Hemen belirtmek gerekir ki, kredi sözleşmesi nedeniyle hayat sigortası yapılmasındaki amaç, banka yönünden kredi borcunun teminat altına alınması olduğu kadar, belli bir prim borcu getirmekle birlikte, sigortalının da bunda menfaatinin olduğu kuşkusuzdur. Bu nedenle uyuşmazlığın çözümünde, her iki tarafın da hak ve menfaatlerinin gözetilip korunması esas alınmalıdır. Hayat sigortası, kredi borcunun tamamını teminat altına alır. Hal böyle olunca tarafların kusur durumu dikkate alınarak murisin ölümünden önce ödenen taksitlerin ½ sinin de davacılara iadesine karar verilmesi gerekirken bankanın sorumluluğunun rizikonun başladığı tarih itibariyle doğduğu gerekçesi ile bu yöndeki talebin tamamen reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.

SONUÇ : Yukarıda 1. bentte açıklanan nedenlerle davalının tüm, davacıların sair temyiz itirazlarının reddine, 2. bent gereğince kararın temyiz eden davacılar yararına BOZULMASINA, 1100,00 TL duruşma avukatlık parasının davalıdan alınarak davacılara ödenmesine, aşağıda dökümü yazılı 2.958,17 TL kalan harcın davalıdan alınmasına, HUMK’nun 440/1 maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 05.11.2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

  1. HUKUK DAİRESİ
  2. 2000/4245
  3. 2000/5499
  4. 16.5.2000

DAVA : Taraflar arasındaki davanın İstanbul 5. Asliye Ticaret Mahkemesince görülerek verilen 17.11.1999 tarih ve 1997/457-1239 sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dava dosyası için Tetkik Hakimi Ali Orhan tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

KARAR : Davacı vekili, müvekkilinin davalı şirkete 24.07.1996 tarihli poliçe ile hayat sigortası yaptırdığını, rahatsızlanması üzerine sigorta şirketinin anlaşmalı olduğu Alman Hastanesinde yapılan tetkiklerde kalbe pil takılması gerektiği teşhisi konulduğunu ve tüm masraflar müvekkilce ödenerek gerekli tedavinin yapılıp kalp pili takıldığını, davalı şirketçe poliçe teminatı dahilinde olan masrafların ödenmediğini ileri sürerek, 1.013.230.056 liranın dava tarihinden itibaren reeskont faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.

Davalı vekili, davacının poliçe tanzimi sırasında herhangi bir ameliyat geçirmediğini ve ciddi bir rahatsızlığı bulunmadığını bildirmesine rağmen, troid bezi ameliyatı geçirdiğinin saptandığını ayrıca müşahade sırasında 1-2 yıldır baş dönmesi ve çarpıntı şikayeti olduğunu beyan ettiğini yine ayrıca kalp pili takıldıktan sonra müvekkili ile yaptığı görüşmelerde rahim ameliyatı menüsküs ameliyatı olduğunu, beyan ettiğini, sigortalının bu yanlış beyanları nedeniyle poliçe haklarını kaybettiğini ileri sürerek davanın reddini istemiştir.

Mahkemece; toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna göre, davacının poliçe tanzimi sırasında daha öncede, geçirdiği menüsküs lenf bezi ve rahim ameliyatlarını ve 2 yıldır devam eden çarpıntı ve baş dönmesi şikayetlerini gizlediği ve tam sağlıklı olduğunu, beyan ettiği, buna göre tahakkuk eden primi de defaten ödediği, aradan 3,5 ay geçtikten sonra da kalp pili taktırdığı, davacının sigorta şirketini yanıltarak tedavi masraflarını şirkete ödetmek istediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.

Dava, hayat sigorta poliçesine dayanılarak açılmış tedavi giderlerinin tazmini istemine ilişkindir.

Davacının poliçe düzenlendiği sırada bir kısım ameliyatlarını gizlediği gerekçesiyle tazminat talep hakkını yitirdiği savunulmuş ve mahkemece de savunmaya itibar edilerek dava reddedilmiştir.

Taraflar arasında düzenlenen hayat sigorta poliçesi ve ekli genel koşulların 5. maddesinde, sözleşmenin yapıldığı sırada sigorta ettirenin beyan yükümlülüğü düzenlenmiştir. Anılan maddenin ( a ) bendinde kasten beyan yükümlülüğünün yerine getirilmemesi durumunda davalı sigorta şirketine sözleşmeden cayma hakkı ve riziko gerçekleşmiş ise tazminat ödememe hakkı tanınmış, ( b ) bendinde ise, beyan yükümlülüğünün yerine getirilmemesinde kasıt yoksa ve riziko gerçekleşmiş ise aynı maddenin ( d ) bendinde sayılan durumlarda, sigorta şirketinin başlangıçta tahakkuk ettirilen prim ile tahakkuk ettirilmesi gereken prim oranı dairesinde tazminattan indirim yapılacağı kabul edilmiştir. Dosya kapsamına göre, rizikonun gerçekleştiği tarih ve sonrasında yukarıda anılan nedenler, ya da TTK’nın 1290. maddesi gereğince poliçenin feshedildiğine ilişkin beyan ya da delil yoktur. O halde davanın, poliçe genel koşulları 4/b-d maddelerindeki hükümlere göre çözümlenmesi gerekmektedir. Bu çözüm yolu ise, bilirkişi kurulunda ayrık rapor düzenleyen Oktay Karaaslan’ın raporunda belirtilmiş olmasına rağmen, mahkemece gerek ilk rapordaki çoğunluk raporu ve gerekse ek rapordaki çoğunluk görüşü de benimsenmemiştir. Daha açık anlatımla mahkemece, ne davacının tümüyle lehine olan ayrık rapora, ne de çoğunluk raporuna itibar edilmemiştir.

Tamamıyla somut olayda uygulama yeri bulunmayan beyan yükümlülüğünün kasden yerine getirilmediği gerekçesiyle dava reddedilmiştir. Mahkemenin kararı yukarıda açıklanan hukuki durum karşısında doğru görülmemiştir. Ancak, davacı temyiz isteminde, çoğunluk görüşünü içeren bilirkişi raporundaki esaslara göre, davanın kısmen kabulü gerektiğini belirtmiş olması karşısında bu beyan davacı taraf açısından bağlayıcıdır. Tüm bu açıklamalar karşısında, mahkemece yapılacak iş; yasal değerlendirme ve poliçe genel koşullarına uygun görülen Oktay Karaaslan’a ait ayrık bilirkişi raporundaki belirlemeler ve davacı vekilinin temyiz istemindeki kısmı kabulü de gözönünde tutularak, davalının isteyebileceği sürprim belirlenip istenen tazminat miktarından indirilmesi ve bulunan miktar 405.292.020 lirayı aştığı takdirde bu miktarı ile bağlı kalmak kaydıyla sonucuna göre karar vermek gerekir iken, somut olaya uygun düşmeyen oyçokluğu ile alınmış kararın eksik inceleme nedeniyle bozulması gerekmiştir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 16.05.2000 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

  1. HUKUK DAİRESİ
  2. 2000/7609
  3. 2000/8987
  4. 16.11.2000

DAVA : Taraflar arasındaki davanın ( istanbul Dördüncü Asliye Ticaret Mahkemesi)’nce görülerek verilen 26.5.2000 tarih ve 1999/147-2000/452 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dava dosyası için tetkik hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

KARAR : Davacı vekili, müvekkillerinin murisi Hüseyin’in dava dışı ….Bankası’ndan aldığı kredi karşılığında 11.3.1996 tarihinde davalı sigorta şirketine 2,5 milyar lira üzerinden hayat sigortası yaptırdığını, sigortalının 13.2.1997 tarihinde öldüğünü ileri sürerek sigorta bedelinin ölüm tarihinden itibaren faiziyle tahsilini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, sigortalının 10 yıldır yüksek tansiyon hastası olduğunu ve hastanede yattığının öğrenildiğini oysa, önemli rahatsızlıklar nedeniyle hastanede yatıp yatmadığına ilişkin sorulara olumsuz yanıt vermek suretiyle kasten yanlış beyanda bulunduğunu, dolayısıyla sözleşmenin hükümsüz kaldığını savunarak, davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, iddia, savunma, toplanan kanıtlar, benimsenen bilirkişi raporu doğrultusunda sözleşmenin yapıldığı sırada ölenin kendi rahatsızlığını bilmediği, kaldı ki sigortacının 1 ay içinde cayma hakkını da kullanmadığı, sigorta ettiren bankanın sigortalıdan kredi alacağının da bulunmadığı, davalının ödediği 54 milyar lira düşülerek, geriye kalan miktardan davalının sorumlu olduğu, dayalıdan tahsil edilen miktarın bankaya yatırıldığı 24.2,1997 tarihinden itibaren faiz yürütülmesi gerektiği gerekçeleriyle, davanın kısmen kabulü ile 2.446.000.000 liranın 24.2.1997 tarihinden itibaren faiziyle tahsiline karar verilmiştir.

Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.

1- Sigortacının bir ay içinde cayma hakkını kullanmadığına ilişkin mahkeme gerekçesi yerinde değildir. Şöyle ki, rizikonun gerçekleşmesinden önce sigortacı, sigortalının doğru bilgi yerme yükümlülüğünü ihlal ettiğini öğrendiği taktirde TTK.nun 1290. maddesi hükmü uyarınca sözleşmeden cayma hakkına sahiptir. Somut olayda ise, davalı sigortacı rizikonun gerçekleşmesinden sonra yaptığı araştırmalar sonrasında hastaneden gelen belgeler ile bu hususu öğrenebilmiştir. Rizikonun gerçekleşmesinden sonra sözleşmeden cayma esasen mümkün olmaz. Böyle bir durumda sigortacı ya sözleşmeye koyacağı hükümle, ya da Borçlar Kanununun genel hükümlerine dayanarak savunma hakkını koruyabilecektir. Nitekim, somut olayda da genel şartların 2. maddesine konulan hükümle, eksik ve / veya yanlış beyan halinde poliçenin hükümsüz hale geleceği kararlaştırılmıştır. Poliçeye bu yolda konulan hüküm, bilirkişinin görüşünün aksine sigorta hukuku ile ilgili emredici nitelikteki hükümlere aykırı olmadığı gibi, Borçlar Kanununun sözleşme hukuku ilkelerine de aykırı düşmemektedir. Dairemizin yerleşik uygulaması bu yöndedir. Bu durumda, rizikonun gerçekleşmesinden sonra ihbarın gerçeğe aykırılığının saplanması halinde bu konuda düzenleme içermeyen TTK.nun 1290. maddesinde sanki bu yolda bir hüküm varmışçasına sözleşme hükmünün bu maddeye aykırı olamayacağı yönündeki bilirkişi görüşüne itibar edilmesi doğru görülmemiştir.

Öte yandan, sigortacının dayandığı denilen hastane belgesinde bahsedilen ve sigortalının bildirmediği şeker, yüksek tansiyon, kalp ile ilgili rahatsızlıkların, mernis ölüm tutanağında ölüm nedeninin bilinmediği açıklaması ve 29.11.1996 tarihinde hastaneden taburcu olduktan ve kısa sayılabilecek bir süre geçtikten sonra 13.2.1997 tarihinde ölümün gerçekleşmesi karşısında ölüm ile irtibatlı olup olmadığının bu hastalıklar ile ilgili uzman bir tıp mensubu bilirkişi ya da bilirkişi kurulundan veya Adli Tıp Kurumundan alınacak rapor ile aydınlığa kavuşturulması, ölümün bu hastalıklardan biri nedeniyle meydana geldiğinin kabulü halinde davanın reddine, aksi halde kabulüne karar verilmek gerekirken, uzmanlık alanı ve nerede görev yaptığı anlaşılamayan Adli Tıp Uzmanı sıfatıyla bir doktordan alınan ve bu noktadaki uyuşmazlığa ışık tutmayan yetersiz bilirkişi raporuna itibar edilerek eksik inceleme ile davanın kabulü, bozmayı gerektirmiştir.

2- Kabule göre ise; dosyada mevcut sigorta poliçesi genel şartlarının 14. maddesi uyarınca hak sahiplerince maddede yazılı evrakların kendisine ulaştırılmasından itibaren 10 gün içinde sigortacı ödeme yapmakla yükümlüdür. Mahkemenin temerrüt faizinin başlangıcına esas aldığı 24.2.1997 tarihi, davacıların gerekli belgeleri davalı sigortaya değil, dain ve mürtehin konumundaki kredi alacaklısı bankaya ulaştırdığı tarihtir. Banka belgeleri davalı sigortaya göndermiş ise de belgelerin hangi tarihte sigortaya ulaştığı dosya kapsamından anlaşılamamaktadır. Mahkemece, bu husus araştırdığı belirlendikten sonra üzerine on gün ilave edildikten, sonra bulunacak tarihten itibaren temerrüt faizine, hükmedilmek gerekirken, bu konuda hiçbir gerekçe ve tartışma ortaya konmadan belirtilen tarihin esas alınması da yerinde değildir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davalı sigorta yararına ( BOZULMASINA), ödediği temyiz peşin harcın isteği halin.de temyiz edene, iadesine, 16.11.2000 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

  1. HUKUK DAİRESİ
  2. 2004/2420
  3. 2004/11645
  4. 29.11.2004

DAVA : Taraflar arasında görülen davada Kadıköy Asliye 3.Ticaret Mahkemesi’nce verilen 17.10.2003 tarih ve 2002/50-2003/1144 sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Berkant Şengel tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

KARAR : Davacı vekili, müvekkilince davalı sigorta şirketi aleyhine hayat sigorta poliçesi teminatının ödenmesi için dava açıldığını, 03.07.1992 tarihinde açılan bu davada 180.000.000.-TL ölüm teminatının %30 yasal faiziyle tahsiline karar verildiğini, anılan tazminatın icra kanalıyla 18.07.1994 tarihinde 114.750.000.-TL gecikme faiziyle birlikte davalı tarafından ödendiğini, ödeme tarihine kadar iki defa ekonomik kriz meydana geldiğini, munzam zararının doğduğunu iddia ederek, 500.000.000.-TL tazminat alacağının 18.07.1994 tarihinden işleyecek yasal temerrüt faiziyle tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, davanın 2 yıllık zamanaşımı süresi içinde açılmadığını, munzam zarar talep etme koşullarının bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, iddia, savunma, toplanan kanıtlar ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, munzam zarar alacağının asıl alacaktan bağımsız bir alacak olduğu, BK.nun 125 nci maddesine göre 10 yıllık zamanaşımına tabi bulunduğu, davacının 423.353.696.-TL tutarında munzam zararının tespit edildiği, BK.nun 42 ve 43 ncü maddelerine göre %15 oranında indirim yapılması gerektiği, faiz istemi bakımından da asıl alacaktan ayrı olduğu gerekçesiyle, davanın kısmen kabulüne, 359.850.642.-TL.nın dava tarihinden itibaren yasal faiziyle tahsiline karar verilmiştir.

Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir.

1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin tüm, davalı vekilinin yerinde görülmeyen ve aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.

2- Dava, hayat sigorta poliçesinden kaynaklanan munzam zarar istemine ilişkindir.

Gerek Yargıtay Hukuk Genel Kurulu gerekse Dairemizce Türk Lirası borçlarının ödenmesi nedeniyle oluşan munzam zararın hesabında ilke olarak, ayrıca ve daha yükseği kanıtlanamadıkça, veyahut mal sigorta sözleşmelerinden kaynaklanan alacaklarda olduğu gibi tahsil edilecek paranın sarf edileceği amaç ve yer açıkça belli olmadıkça borçlunun temerrüde düştüğü tarihten, ödemenin gerçekleştirildiği güne kadar geçen süre içerisinde, her yıl itibarı ile gerçekleşen yıllık enflasyon artış oranını, bu oranın eşya fiyatlarına yansıma durumu, mevduat ve Devlet Tahvillerine verilen faiz oranları, Türk Lirası karşısında döviz kurlarına ilişkin değişiklik listeleri davacıdan istenmek, gerektiğinde bunları ilgili resmi kurul veya kuruluşlardan araştırmak, bu sahada uzman bilirkişi görüşünden de yararlanılmak suretiyle, bu süre içerisindeki para değerinin düşmesi, alım gücü azalması nedeniyle alacaklının maruz kaldığı zarar miktarını yukarıda değinilen unsurların toplanıp, ortalamaları bulunarak belirlenmek ve istenilen alacağın temel hukuki yapısı nedeniyle bir tazminat alacağı niteliğinde olduğundan ve bu zararın oluşmasında ülkenin içinde bulunduğu ekonomik ve sosyal ortamın da etkili bulunduğu ve bundan ülkede yaşamını sürdüren gerçek veya tüzel kişilerin etkilenmemesinin kaçınılmaz olduğu ve nihayet her somut olayın özelliği de dikkate alınarak, bulanacak miktarın BK.nun 42 ve 43 ncü maddeleri çerçevesinde mahkemece değerlendirmeye de tabi tutularak belirlenmesi ve bundan sonra bulunan bu zarar miktarından davacının alacağını tahsil ederken alması gereken temerrüt faizi miktarı düşülerek belirlenecek miktarın munzam zarar olarak istenebileceği benimsenmiştir.

Somut olayda, mahkemece anılan yönteme uygun olarak davacının munzam zararının tespiti bakımından bilirkişi incelemesi yaptırılarak hüküm kurulmuştur. Ancak, zarar hesabı yapılırken, esas alınan ekonomik unsurların ortalaması bulunduktan sonra BK.nun 42 ve 43 ncü maddeleri değerlendirilerek zararın belirlenmesi, daha sonra davalının yaptığı ödemenin mahsubu sonucu kalan miktarın munzam zarar olarak tespit edilmesi gerekirken, yazılı şekilde hesaplama yapılması doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.

SONUÇ : Yukarıda ( 1 ) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin tüm, davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, ( 2 ) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, kararın davalı yararına BOZULMASINA, temyiz harcı peşin alındığından davacıdan başkaca harç alınmasına mahal olmadığına, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz eden davalıya iadesine, 29.11.2004 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

  1. HUKUK DAİRESİ
  2. 2004/10974
  3. 2005/8275
  4. 19.9.2005

DAVA : Taraflar arasında görülen davada Adana Asliye 1. Ticaret Mahkemesince verilen 31.03.2004 tarih ve 2001/874 – 2004/97 sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından, istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

KARAR : Davacı vekili, müvekkilinin, davalı “Geleceğin Sigortası % 95 kar paylı hayat sigortası” yaptırmak “Hastalık ve Kaza sonucu tam maluliyet” teminatını da ilave ettirdiğini, 2000 yılında kansere zemin olmaya alt yapısı tamamlanmış iç meme dokusu saptanarak iki memesinin de operasyonla alındığını, olay tarihinde 39 yaşında ve evli olan müvekkilinin kadınlık görevini yapamaz hale geldiğini ve çocuk yapma ve besleme olanağından mahrum kaldığını, bu olguları daimi organ maluliyeti olduğunu davalının ödemeye yanaşmadığını ileri sürerek, şimdilik 10.000.000.000 lira tazminatın temerrüt faiziyle birlikte tahsilini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, kalıcı maluliyet bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, bir kısım bilirkişi raporları davacının maluliyetinin bulunduğunu bildirmiş iseler de, 21.01.2004 tarihli Adli Tıp raporuna göre, davacının sosyal sigortalara sağlık işletmeleri tüzüğü hükümleri karşısında, fonksiyonel araz bırakmadan iyileştiği ve bir maluliyetinin bulunmadığı, teminat altına alınan kloz koşullarının oluşmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.

Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.

Dava, hayat sigorta poliçesine dayanılarak açılmış sigorta bedelinin tahsili istemine ilişkindir.

Uyuşmazlık, poliçe üzerinde yazılı “hastalık ve kaza sonucu tam maluliyet” klozunun kapsamından ne anlaşılması gerektiği noktasında toplanmaktadır.

Poliçe ekindeki özel şartlarda kaza, “ani ve harici bir olayın tesiri ile sigortalının iradesi dışında kalan ve kaçınılması mümkün olmayan olay ve olaylardır” şeklinde tanımlanmıştır. Davacının, iki memesinin konulan kanser teşhisi üzerine tamamen alındığı dosya kapsamı ile sabit olup, kaza sonucu olmasa da hastalık sonucu operasyon geçirmiştir. Tam veya kısmi maluliyet, aynı özel şartlarda, sigortalının maruz kalacağı bedeni sakatlık hali, olarak tanımlandıktan sonra, “Daimi maluliyet nispetlerinin tayininde sigortalının meslek ve sanatı nazara alınmaz. Bir uzvun veya bir uzuv kısmının kaybı tabiri, o uzvun veya uzuv kısmının kat’i ve mutlak surette vazife görememesini ve kullanılamamasını ifade eder. Cetvelde bulunmayan maluliyet oranı, yazılı olanlara kıyasen belirlenir” hükümlerine yer verilmiştir.

Mahkemece, hükme esas alınmayan raporlardan ilkinde, hastalık; ikincisinde kaza kavramından yola çıkılmış, davalının ödeme yapması gerektiği sonucuna varılmıştır. Mahkemece, özel şartlarda yer alan hükme aykırı olarak, meslek ve sanatının nazara alındığı kıstasa göre sonuca varan Adli tıp raporu da değerlendirilerek, kloz koşullarının oluşmadığı sonucuna re’sen varılmıştır. Oysa, HUMK’nun 286 ncı maddesinde belirtilen bilirkişinin rey ve mütaalasının hakimi bağlamayacağı hükmü, hakimin bilirkişi raporunu serbestçe takdir edeceği, bilirkişi raporunu yeteri derecede kanaat verici bulmazsa bilirkişiden ek rapor ( HUMK 283.md. )alabileceği veya yeni bir bilirkişi incelemesi yaptırabileceği ( HUMK 284.md. )şeklinde anlaşılmalıdır. Yoksa, hakimin bir kez HUMK.nun 275 nci maddesi muvacehesinde bilirkişiye gittikten sonra bundan dönerek uyuşmazlığın çözümünün hakimlik mesleğinin gerektirdiği hukuki ve mesleki bilgi ile çözümlenebileceği kabul edilemez.

Bu durumda, mahkemece, uyuşmazlığın tıbbi yönü ile ilgili uzman bir bilirkişinin de içinde bulunduğu yeni bir bilirkişi kurulu oluşturularak, yukarıda yapılan açıklamalar çerçevesinde, denetime elverişli rapor alınması, sonucuna göre hüküm tesisi gerekirken, eksik incelemeye dayalı yazılı gerekçelerle, sözleşme hükmüne aykırı şekilde karar verilmesi doğru olmamıştır.

SONUÇ : Yukarda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün, davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 19.09.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

T.C.

YARGITAY

HUKUK GENEL KURULU

  1. 2013/13-1592
  2. 2015/1176
  3. 8.4.2015

DAVA : Taraflar arasındaki “tazminat ve istirdat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İstanbul 2. Tüketici Mahkemesince davanın reddine dair verilen 16.2.2011 gün ve 2009/399 E. – 2011/81 K. sayılı kararın incelenmesi davacılar vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin 12.12.2011 gün ve 2011/9126 E. -2011/18525 K sayılı ilamı ile;

( … Davacılar, murisleri olan M.S.D.’nin davalı bankadan birçok kredi aldığını, muris için diğer davalıya yaptırılmış hayat sigortaları bulunduğunu, murisin ölümünden sonra kredi borcunun sadece bir sigortadan kısmen ödendiğini, diğer hayat sigortalarının yenilenmediğinin belirtildiğini ileri sürerek, şimdilik hayat sigortalarından doğan tazminat olarak 10.000 TL’nin ve ödenen 23.538.60 TL.den artan miktarın tahsiline, krediler sebebiyle davalı bankaya yapılan ödemelerin iadesine, karar verilmesini istemişlerdir.

Davalılar, davanın reddini savunmuşlardır.

Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş, hüküm, davacılar tarafından temyiz edilmiştir.

1- ) Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davacıların aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekir.

2- ) Davacıların miras bırakanı M.S.D.’nin altı adet sözleşme ile davalı bankadan tüketici kredileri kullandığı, geri ödemeler devam ederken murisin 24.2.2009 tarihinde vefat ettiği dosyadaki delillerden anlaşılmıştır. Davalı banka, altı adet sigorta poliçesi bulunduğunu, sadece ölüm tarihinde devam etmekte olan bir sigorta poliçesi için ödeme yaptığını, diğer hayat sigortalarının yenilenmediğini ve yenileme yükümlülüğünün de sözleşme gereğince muriste olduğunu belirterek, davanın reddini savunmuştur. Davalı banka ile davacıların murisi arasında düzenlenen kredi sözleşmelerinin 9.3 veya 9.5 maddelerindeki düzenlemelerde, hayat sigortası ile davalı bankaya değil, kredi borçlusuna bir yükümlülük getirildiği açıktır. Ancak somut olayda davalı banka, 29.1.2009 tarihinde sona eren 38.000 TL’lik hayat sigortasını yenilemiş ve 29.1.2009 başlangıç tarihli 23.568.30 TL’lik hayat sigortası poliçesi düzenlenmiştir. Murisin ölümü üzerine, bu miktar kredi taksidi ödenmiştir. Davalı banka, başlangıç tarihleri 27.12.2008 ve 28.12.2008 olan toplam 276.905.57 TL değerindeki üç adet poliçeyi de yenilemek istemiş ve diğer davalı sigorta şirketine başvurmuştur. Ancak davalı sigorta şirketi murisin hayat sigortası başvuru formu sunmadığı gerekçesiyle, bu üç sigorta poliçesini yenilememiştir. Davalı banka, bu durumdan murisi haberdar etmemiş ve eğer istiyorsa hayat sigortası başvuru formunu sunması için murisi uyarmamıştır. Buna rağmen sigortanın yenilenip yenilenmediğini, kredi borçlusu tarafından takibi gerekeceğinden, tarafların müterafik kusuru üzerinde durulmalıdır. Mahkemece, yanlış değerlendirme ile davanın reddi bozma nedenidir… ),

Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

H.G.K.nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

KARAR : Dava, tüketici kredi sözleşmesinden ve hayat sigorta poliçesinden kaynaklanan tazminat ve istirdat istemine ilişkindir.

Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.

Davacılar vekilinin temyizi üzerine karar, Özel Dairece yukarda başlık bölümünde gösterilen sebeplerle bozulmuştur.

Yerel Mahkemece, önceki kararda direnilmiş’ hükmü temyize davacılar vekili getirmiştir.

H.G.K. önüne gelen uyuşmazlık’ davalı banka ile davacıların murisi arasında düzenlenen kredi sözleşmelerinde hayat sigortası yaptırma yükümlülüğünün kredi borçlusuna yüklenmesine rağmen, davalı bankanın poliçelerden bir tanesini yenilemesi, üç adet poliçeyi de yenilemek için başvurmasına rağmen diğer davalı sigorta şirketinin başvuru formu sunulmadığı gerekçesiyle bu üç sigorta poliçesini yenilemediğinin davalı banka tarafından kredi kullanana haber verilmemesi sebebiyle davalı bankanın poliçelerin yenilenmemesinde müterafik kusurunun olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.

Zarar görenin kendi kusurunda, kişinin kendisine zarar veren bir hareket tarzı söz konusudur. Zarar görenin kendi kusuru, akıllıca iş gören, mantıklı bir kişinin, kendi yararı gereği zarara uğramamak için kaçınacağı veya kaçması gereken bir eylemi olarak nitelendirilmelidir. Zarar görenin kusuruna birlikte kusur, müterafik kusur da denilmektedir ( H. Tandoğan, Türk Mesuliyet Hukuku, Ankara 1961, s. 318, 319 ).

Zarara uğrayan kimse normal bir insanın kendi menfaatlerini korumak için sakınması gerekli bir eylemde bulunmuşsa ‘birlikte ( müterafik ) kusur’ söz konusudur ( Safa Reisoğlu, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 19. Baskı, İst.2006, s.187 ).

Somut olayda davalı banka ile davacılar murisi M.S.D. arasında altı adet konut kredi sözleşmesi imzalanmış olup, 16.2.2006 tarihinde 119.000,00 TL, 24.1.2007 tarihinde 51.000,00 TL, 24.1.2007 tarihinde 40.000,00 TL, 17.12.2007 tarihinde 11.250,00 TL, 17.12.2007 tarihinde 125.000,00 TL ve 17.12.2007 tarihinde 100.000,00 TL tutarlı olmak üzere konut kredi sözleşmesi tanzim edildiği ve diğer davalı sigorta şirketi tarafından tanzim edilen poliçelerden 35466 numaralı sigorta poliçesinin süresinin sonunda yenilenmesine rağmen 6206, 6239 ve 7208 numaralı poliçelerin yenilenmediği konusunda uyuşmazlık bulunmamaktadır.

Davacılar murisi ile davalılardan banka arasında düzenlenen kredi sözleşmelerinin 9.3 ve 9.5 maddelerinde hayat sigortasının yenilenmesi konusunda kredi borçlusuna yükümlülük getirilmesine rağmen davalı banka, 29.1.2009 tarihinde sona eren 38.000 TL’lik hayat sigortasını yenilemiş olup, davalı bankanın, başlangıç tarihleri 27.12.2008 ve 28.12.2008 olan toplam 276.905.57 TL değerindeki üç adet poliçeyi de yenilemek istemesi ve diğer davalı sigorta şirketine başvurmasına rağmen hayat sigortası başvuru formu sunulması gerekliliğini müşterisine bildirmemesi sebebiyle artık gelinen bu aşama ve fiili durum karşısında sigortasının yenilenip yenilenmediğini takip etmeyen kredi borçlusu davacıyla birlikte poliçelerin yenilenmemesinde davalı bankanın da müterafik kusurlu olduğunun kabulü gereklidir.

Bu itibarla, poliçelerin yenilenmemesinde davalı bankanın müterafik kusuruna işaret eden H.G.K.nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

Bu sebeple direnme kararı bozulmalıdır.

SONUÇ : Davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA, istenmesi halinde temyiz peşin harcının yatırana iadesine, 08.04.2015 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

T.C.

YARGITAY

  1. HUKUK DAİRESİ
  2. 2003/276
  3. 2003/3197
  4. 3.4.2003

DAVA : Taraflar arasında görülen davada Çarşamba Asliye 1. Hukuk Mahkemesi’nce verilen 10/12/2002 tarih ve 2002/446-2002/447 sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi duruşmalı olarak davalı vekili tarafından istenmiş temyiz dilekçesinin de süresinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : Davacı vekili, davalıya hayat sigorta poliçesiyle sigorta ettirilen yumurta tavuklarından bir kısmının ölmesi üzerine daha önce açılan dava sonucu hükmedilen sigorta tazminatının geç tahsil edildiği, geç ödeme nedeniyle ticari sirkülasyonun sağlanamadığını ve ölen tavukların yerine yenilerinin konulamaması sonucu kazanç kaybına ve munzam zarara uğranıldığını ileri sürerek şimdilik ( 150 ) milyar liranın reeskont oranında temerrüt faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, müvekkilinin merkezinin bulunduğu Üsküdar mahkemelerinin yetkili olduğunu, davanın zamanaşımına uğradığını ve munzam zarar iddialarının dayanaksız olduğunu savunarak yetki, zamanaşımı ve esas yönlerinden davanın reddini istemiştir.

Mahkemece davanın kabulüne ilişkin verilen karar, davalı vekilinin temyizi üzerine Dairemizce ( yetki itirazının gerekçe gösterilmeden reddedilmesi ve zamanaşımı def’ i hakkında bir karar verilmemesi nedeniyle ) bozulmuş olup, bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda sigorta sözleşmesinin 18. md. ile yetkili kılınan hasarın meydana geldiği yer mahkemesinde davanın açıldığı, dava zamanaşımı süresinin dolmadığı, sigorta tazminatının 10/08/1997 tarihinde ödenmesi gerekirken ilamın icrası yolu ile 22/02/2000 tarihinde ( 102.677.271.000 ) TL olarak tahsil edildiği, bu tarihler arasında davacının faizle karşılanmayan zararının ( 172.177.349.000 ) TL. olduğu davalının temerrüde düşmeden borcunu ödemesi halinde davacının mal varlığının kazanacağı durumla temerrüt sonucu ortaya çıkan ve oluşan durum arasındaki farkın talepten fazla olduğu gerekçesiyle ( 150 ) milyar liranın dava tarihinden itibaren reeskont faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.

Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.

1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre davalı tarafın dava engellerinden olmalarından ötürü esasa girilmeden önce aşılmaları gereken yetki itirazı ve zamanaşamı def’ inin son oturumdaki ara kararları ile reddedilmiş olması nedeniyle ayrıca gerekçeli kararda tartışılmasının ve yer verilmesinin zorunlu olmamasına göre, davalı vekilinin aşağıdaki bent dışında kalan ve yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.

2-Ancak, munzam zarar hesap yöntemi ve temel alınan veriler Dairemizin mal sigortalarından kaynaklanan munzam zarar hesabı ile yerleşmiş uygulamasına uymamaktadır.

Son yıllarda kararlılık kazanmış Dairemiz görüşü uyarınca, sigorta sözleşmesine konu malların fiili ödeme günündeki rayiç bedelinden sigortacının sigorta ettirene ödediği tazminat ve fer’ ileri toplamının çıkarılması ile ortaya çıkacak fark tutar munzam zararı oluşturur. Oysa, mahkemece kararın dayandırıldığı bilirkişiler kurulu raporunda sigortalı tavukların tazminat ilamının icrası yolu ile ödemenin yapıldığı 22/02/2000 yerine dava tarihindeki rayiç değeri temel alınarak munzam zarar hesaplanmıştır.

Bu durumda, davalı tarafın iddia ve itirazları ile değinilen ölçütlere uygun munzam zarar hesaplaması için bilirkişi kurulundan rapor alınarak sonucuna göre karar verilmek üzere kararın bozulması gerekmiştir.

SONUÇ : Yukarıda ( 1 ) nolu bentte yazılı nedenlerle davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE; ( 2 ) nolu bentte açıklanan nedenlerle kararın davalı yararına BOZULMASINA, ( 275.000.000 ). TL vekillik ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 03/04/2003 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

  1. HUKUK DAİRESİ
  2. 2011/7000
  3. 2013/9888
  4. 14.5.2013

DAVA : Taraflar arasında görülen davada Ankara 3. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 9.12.2010 tarih ve 2008/606-2010/636 Sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi taraf vekillerince tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 14.5.2013 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davacı vekili dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

KARAR : Davacı vekili, müvekkilinin babasının davalıyla hayattayken menfaattarının müvekkili olduğu iki ayrı hayat sigorta poliçesi akdettiğini, sigorta ettirenin 25.12.2003 tarihinde kaza sonucu öldüğünü, poliçe alacağının bir kısmının dava edildiğini, tahsile karar verildiğini, bakiyesi için yapılan icra takibinin itirazla durduğunu ileri sürerek, itirazın iptaline, takibin devamına ve %40 inkar tazminatının hüküm altına alınmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, istemin zamanaşımına uğradığını, davanın reddi gerektiğini savunmuştur.

Mahkemece, iddia, savunma, toplanan kanıtlar ve tüm dosya kapsamına göre, her ne kadar davalı vekili zamanaşımı definde bulunmuş ise de davanın açıldığı tarihteki Sigorta Murakabe Kanunu’nun 19. maddesi uyarınca alacağın 10 yıllık zamanaşımı süresine tabi olduğu, süresinde dava açıldığı, davacının açtığı kısmi davada alacak miktarının belirlendiği, alacak miktarının yargılamayla ortaya çıktığı, inkar tazminat koşullarının bulunmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne, davalının icra takibine itirazının iptaline, takibin devamına ve asıl alacağa takip tarihinden itibaren reeskont faizi uygulanmasına karar verilmiştir.

Karar, taraf vekillerince temyiz edilmiştir.

1- ) Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına, davanın, O. G. V.’a velayeten annesi G. U. tarafından açılmış olmasına, her ne kadar gerekçeli kararda G. U. davacı olarak gösterilmiş ise de bu eksikliğin maddi hatadan kaynaklanmış bulunmasına, mahallinde her zaman düzeltilmesinin mümkün olmasına göre, davalı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.

2- ) Davacı vekilinin temyiz itirazlarına gelince; Dava, hayat sigorta poliçesinden kaynaklanan bakiye tazminat alacağının tahsiline yönelik başlatılan icra takibine itirazın iptaline ilişkindir.

Ancak, davacı iki ayrı poliçeye dayalı tazminat talebinde bulunmuş olmasına, tazminat miktarının poliçe özel ve genel şartlarına göre hesaplanabilir nitelikte bulunmasına, esasen eldeki davanın taraflar arasında görülen kısmi davada alınan bilirkişi raporunda belirlenen bakiye tazminat alacağına dair olmasına, başka bir ifadeyle alacağın likit bulunmasına rağmen talep gibi icra inkar tazminatına hükmedilmesi gerekirken yazılı şekilde bu istemin reddi doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.

SONUÇ : Yukarıda ( 1 ) numaralı bentte açıklanan sebeplerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddine, ( 2 ) numaralı bentte açıklanan sebeplerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle kararın davacı yararına BOZULMASINA, takdir olunan 990,00 TL duruşma vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, aşağıda yazılı bakiye 13.221,25 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davalıdan alınmasına, ödenen temyiz peşin harcın istemi halinde temyiz eden davacıya iadesine, 14.05.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

  1. HUKUK DAİRESİ
  2. 2009/12944
  3. 2011/5468
  4. 5.5.2011

DAVA : Taraflar arasında görülen davada A. 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 2.7.2009 tarih ve 2008/792-2009/422 Sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi tarafların vekilleri tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Sultan Gümüş Başaran tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

KARAR : Davacı vekili, müvekkilinin eşi muris C. B.’in Akbank T.A.Ş’den kullandığı ihtiyaç kredisi için davalı nezdinde 21.3.2008 tarihinde hayat sigorta poliçesi düzenlendiğini, C. B.’in 3.6.2008 tarihinde vefat ettiğinin sigorta şirketine bildirilmesi üzerine 1.8.2008 tarihli yazı ile sözleşmeden cayıldığının bildirildiğini ileri sürerek, kredinin bakiye borcundan şimdilik 6.900,00 YTL’si, müvekkilinin borçlu olmadığı halde ödemek zorunda kaldığı tutarın şimdilik 3.105,00 YTL’si ve kredi borcuna işletilen faizin şimdilik 100,00 YTL’si olmak üzere toplam 10.105,00 YTL’nin tahsilini talep ve dava etmiştir.

Davacılar A. E. B., M. B. ve K. C. B. diğer davacı ile birlikte mirasçı olduklarını ileri sürerek, müdahale talebinde bulunmuşlardır.

Davalı vekili, sigortalı C. B.’in ölüm sebebinin Diabetis Mellitus ve Kalp Yetmezliği olduğunu, SSK karnesindeki bilgilere göre sigortalının poliçenin tanziminden önceki dönemde diabetis mellitus ve kalp yetmezliğinden tedavi gördüğü halde poliçe tanzim edilirken bu rahatsızlığını bildirmediğini, Hayat Sigortası Genel Şartlarının C.2/2.2. maddesi ve T.T.K.nun 1290. maddesi uyarınca sigorta şirketinin durumu öğrenmesinden itibaren 1 ay içinde cayma hakkına sahip olduğunu, beyan yükümlülüğünün kasten ihlali halinde riziko gerçekleştikten sonra dahi cayabileceğim, bu durumun yasal süresinde bildirildiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, hayat sigortası başvuru formunda diğer bilgiler doldurulmasına rağmen sağlık beyanı ile ilgili kısımların boş bırakıldığı, muris C. B.’un 3.6.2008 tarihinde vefat ettiği, dava dışı banka tarafından davalı sigorta şirketine C. B.’in öldüğünün 10.6.2008 tarihinde bildirilmesine rağmen davalı sigorta şirketinin 10.6.2008 tarihinden itibaren T.T.K.nun 1290 maddesinde belirtilen 1 aylık süre içinde cayma hakkını kullanmayarak bu hakkını 1.8.2008 tarihinde kullandığından cayma hakkının düştüğü, başvuru formu değerlendirildiğinde her iki tarafın sağlık ile ilgili konularda tam olarak üzerine düşeni yapmadığı, davalı sigorta şirketi temsilcisi sıfatı ile başvuruyu alan görevlinin gerekli soruları yöneltmeyerek kusurlu davrandığı, tarafların olayda yarı yarıya kusurlu oldukları, davacılar dava dışı bankaya tüm borcu ödediğinden davacıların sigorta bedelinin yarısı olan 5.000,00 TL’yi sigorta şirketinden talep edebilecekleri gerekçesiyle davanın kısmen kabulüyle sigorta bedelinin yarısı olan 5.000,00 TL’nin davalıdan tahsili ile hisseleri nispetinde davacılara ödenmesine, fazlaya dair taleplerin reddine karar verilmiştir.

Kararı, tarafların vekilleri temyiz etmiştir.

Dava, hayat sigorta poliçesine dayalı tazminat istemine ilişkindir. T.T.K.nun 1290. maddesine göre, sigorta ettiren, sigortacı tarafından sözleşme yapılırken gerçek durumları bildirdiği taktirde sözleşmeyi yapmamasını ya da daha ağır şartlarda yapmasını gerektiren bütün hususları sigortacıya bildirmekle yükümlü tutulmuştur. Şayet sigorta ettiren veya sigortalı sorulan sorulara karşı susmuş veya eksik bildirimde bulunmuş veya gerçeğe aykırı ihbarda bulunmuş ise bu durumları bildirmemesi sebebiyle sigorta sözleşmesi yapan sigortacıya sigorta sözleşmesinden cayma hakkı tanınmış bulunmaktadır. Davalı sigorta şirketi sigortalı C. B.’in ölüm sebebinin Diabetis Mellitus ve Kalp Yetmezliği olduğunu, SSK karnesindeki bilgilere göre sigortalının poliçenin tanziminden önceki dönemde diabetis mellitus ve kalp yetmezliğinden tedavi gördüğü halde poliçe tanzim edilirken bu rahatsızlığını bildirmediğini, Hayat Sigortası Genel Şartlarfnın C.2/2.2. maddesi ve T.T.K.nun 1290. maddesi uyarınca sigorta şirketinin durumu öğrenmesinden itibaren 1 ay içinde cayma hakkına sahip olduğunu savunmasına rağmen sigortalının sağlık karnesi aslı ya da örneği ile hasar dosyası yargılama dosyası arasına celp edilmemiştir. Mahkemece, davalı sigorta şirketinden sağlık karnesi örneği ve hasar dosyasının tümü getirtilip, sigortalı C. B.’in davalının iddia ettiği hastalıklardan dolayı poliçe tanziminden önce tedavi görüp görmediği, tedavi gördü ise hangi tarihte gördüğü tespit edilip, yine bu durumu sigorta şirketinin hangi tarihte öğrendiği, sağlık karnesinin sigorta şirketine hangi tarihte ulaştığı hususları araştırılıp, gerektiğinde gizlendiği iddia edilen hastalık veya hastalıklarla ölüm rizikosu arasında doğrudan illiyet bağının olup olmadığı, başka bir anlatımla ölümün gizlenen hastalık veya hastalıklardan meydana gelip gelmediği hususu açıklığa kavuşturulmadan yazılı şekilde eksik inceleme ile ve taraflara müterafik kusur yüklenerek hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan sebeplerle taraf vekillerinin temyiz itirazlarının kabulüyle kararın taraflar yararına BOZULMASINA, ödenen temyiz peşin harcın istemi halinde temyiz edene iadesine, 5.5.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

  1. HUKUK DAİRESİ
  2. 2009/11092
  3. 2011/10375
  4. 15.9.2011

DAVA : Taraflar arasında görülen davada İstanbul 7. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 10.02.2009 tarih ve 2006/623-2009/35 Sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi duruşmalı olarak davacılar vekili ve davalı vekili tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 13.09.2011 gününde davacı avukatı O.E.E. ile davalı avukatı B. K. gelip, temyiz dilekçesinin süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraf avukatları dinlenildikten sonra, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi D. D. B. tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği düşünüldü:

KARAR : Davacılar vekili, müvekkillerinin miras bırakanı C.E.’in 22.07.2005 tarihinde öldüğünü, murisin Beşiktaş-Dikilitaş, 7 Ada, 19 Parselde, 9 katlı kargir apartmanın 5 numaralı dairesini satın almak için Akbank Beykoz Şubesi’nden 100.000 TL’lik tüketici kredisi kullandığını, taşınmaza bankaca ipotek konulduğunu, kredi sözleşmesine bağlı hayat sigortasının da davalı şirketten aynı miktarda yapıldığını, primin tahsil edildiğini, kalan kredi borcunun son 4 aylık taksidinin ödenmemesi üzerine Akbank Beykoz Şubesi tarafından 27.04.2006 tarihinde ihtarname çekildiğini, müvekkillerinin 05.05.2006 tarihinde davalı şirketten ölüm tazminatının ödenmesini, banka borcunun kapatılmasını, bakiye sigorta alacağının ödenmesini istediklerini ancak, bankanın müvekkilleri hakkında İstanbul 10. İcra Müdürlüğü’nün 2006/813 Sayılı dosyasından tüketici kredisine dayanak yapılan ve alınan ipoteğin paraya çevrilmesini teminen takip yaptığını ileri sürerek kredili hayat sigorta poliçesinden doğan ölüm tazminatıyla uğranılan diğer zararlardan şimdilik 30.000 TL’sinin 15.08.2005 tarihinden itibaren ticari avans faiziyle davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.

İşbu dava dosyasıyla birleşen İstanbul Asliye 3. Ticaret Mahkemesi’nin 2007/555 esas sayılı dosyada davacılar vekili, ödenmesi gereken ölüm tazminatından bakiye 70.000 TL’nin 15.08.2005 tarihinden itibaren ticari avans faiziyle davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş, ayrıca İstanbul 10. İcra Müdürlüğü’nün 2006/813 dosyasında müvekkilleri hakkında yapılan takipte talep edilen takip miktarındaki 9.183,36 TL akdi ve temerrüt faizi, bsmv, ihtarname masrafı, takipten itibaren dava tarihine kadar hesaplanan temerrüt faizi, bsmv, icra vekalet ücreti, tahsil harcı, cezaevi harcı, ilk takip masrafı harçları tutarı 16.133,36 TL olmak üzere, toplam 25.322 TL’nin ve dava tarihinden sonra icra takibindeki asıl alacak kalemine işleyecek %38,22 temerrüt faizi, bsmv birlikte dosya borcunu kapatmak üzere müvekkillerine ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, tüketici kredisinde taraf bulunmadıkları, ölenin hayat sigortası poliçesini yenileme yükümlülüğü bulunmadığını, muris adına düzenlenen poliçenin 20.11.2004 tarihinde sona erdiğini, 2. poliçenin başlangıcının 19.04.2005 olduğunu, murisin silahla yaralandığı, yoğun bakımda olduğu 18.04.2005 tarihinde poliçenin yapıldığının açık olduğunu, Trabzon’da yaşanan yaralanmanın müvekkil şirketçe bilinmesinin mümkün bulunmadığını savunarak, davanın reddini talep etmiştir.

Dava ihbar olunan N.K., ipotekli takipte konu edilen taşınmazı davacıların miras bırakanı C.E.’e devrettiğini, kredi borcunun bitiminde tapunun kendisine iade edilmesi gerektiğini, ancak kredi borcunun bitiminden önce murisin ölümü sebebiyle mirasçıların bu taşınmazı kendisine devretmediklerini, bu sebeple İstanbul Asliye 8. Hukuk Mahkemesi’nin 2006/283 Esasına kayıtlı tapu iptali ve tescil davası açtığını, bu dava sonucunun beklenmesi gerektiğini, takip dosyasında satışı önlemek yönünden 31.500 TLyi Akbank Beykoz Şubesi’ne ödeyerek takip dosyasındaki alacağı bankadan temlik aldığını, buna bağlı davalı şirket ve davacılardan alacaklı duruma geçtiğini, İstanbul Asliye 8. Hukuk Mahkemesi dosyasındaki davanın lehe sonuçlanması halinde ipoteğin ödediği para yönünden bir değerinin kalmayacağını belirterek, bu dava sonucunun beklenmesi gerektiğini beyan etmiştir.

Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, muris C.E.’nin Akbank Beykoz Şubesi’nden kullandığı tüketici kredisine dayalı olarak alınan ipoteğin ödenmemesi üzerine bankaca davacılar aleyhine İstanbul 10. İcra Müdürlüğü’nün 2006/813 Sayılı takip dosyasından 10.07.2006 tarihinde ipoteğin paraya çevrilmesi yollu takip yapıldığı, takipte toplam miktarın 30.349,50 TL olarak yer aldığı, Akbank Beykoz Şubesi’nin bu takibe dayalı olarak takip borçlularına yönelik alacağının tamamını 31.500 TL üzerinden 08.11.2006 tarihinde N.K.’na temlik sözleşmesiyle devrettiği, davacıların miras bırakanı C.E.le davalı sigorta arasında düzenlenen poliçede ölüm halinde sigorta teminatının 100.000 TL olduğu, sigortanın poliçesinin 20.11.2003 tarihinde düzenlendiği , bir yıl süreli olduğu, aynı miktarı taşıyan 2. poliçenin 19.04.2005 tarihinde düzenlenip 19.4.2006 tarihinde sona erdiği, dosya verilerine göre davalı sigortacının beyan yükümlülüğünün ihlaliyle ilgili olarak süresinde cayma hakkını kullanmaması sebebiyle düzenlenen 2. poliçenin sigortalının ölümü anında ayakta ve yürürlükte olduğu, ….Beykoz Şubesi’nin 20.08.2007 tarihli yazısına göre murisin kredi borcunun 08.11.2006 tarihinde kalmadığının bildirildiği, N.K.’nun açtığı tapu iptali ve tescil davasının kabul sonuçlandığı, İstanbul 10. İcra Müdürlüğü’nün 2006/813 dosyasındaki ipotekli taşınmazın N.K. adına tapuya tesciline karar verildiği, davanın somut davayı doğrudan ilgilendiren bir yönü bulunmadığından kesinleşmesinin beklenmesine gerek görülmediği, poliçede ölüm anında 100.000 TL’lik ölüm tazminatının yer aldığı, açılan esas dava yönünden 30.000 TL talep edilmekle, bu miktarın aynen davalı şirketten alınmasına karar vermek gerektiği, birleşen dosyada ihbar olunan N.K.’nun 31.500 TL ödeyerek takip dosyasındaki alacağı temlik almasına bağlı 70.000 TL olarak istenen ölüm tazminatı tutarından bu miktarın düşümü sonucu davacıların ölüm tazminat tutarı olarak 38.500 TL talep edebilecekleri, davacılar vekilinin diğer istemlerinin dosya kanıtlarına uygun düşmemesi sebebiyle yerinde bulunmadığı gerekçesiyle asıl davanın kabulüyle 30.000 TL’nin 12.12.2005 tarihinden itibaren değişen oranlarda avans faiziyle birlikte davalıdan alınıp davacılara C.E. veraset belgesindeki payları oranında verilmesine, birleşen dosyanın kısmen kabulüyle 38.500 TL’nin 12.12.2005 tarihinden itibaren değişen oranlarda avans faiziyle birlikte davalıdan alınıp davacılara C.E. veraset belgesindeki hisseleri oranında verilmesine, fazlaya dair istemin reddine karar verilmiştir.

Kararı, davacılar vekili ve davalı vekili temyiz etmiştir.

1- )Dava, hayat sigorta poliçesinden kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir. Davalı sigorta şirketi, davacılar murisinin sigorta sözleşmesinin kurulma aşamasında doğru bilgi verme yükümlülüğünü yerine getirmediğini savunarak ödeme yapmamıştır.

Sigorta sözleşmesi kurulurken sigortalıya yüklenen doğru bilgi verme ( ihbar ) yükümlülüğü ile T.T.K.nun 1290. maddesi hükmü mal sigortalarına dair olmakla birlikte yerleşmiş Yargıtay uygulamasıyla hayat ve kaza sigortalarında da uygulanmaktadır. Bu sebeple sigorta ettiren, sigortacıya doğru bilgi vermekle yükümlü bulunmaktadır. Kural olarak, rizikonun gerçekleşmesinden önce sigortacı bilginin yanlış verildiğini öğrendiği taktirde aynı hüküm gereğince sigortacıya sözleşmeden cayma hakkı tanınmıştır. Cayma hakkının kullanılmadığı halde ise bu hak düşer ve sözleşme hükümlerini doğurmaya devam eder. Yine, sigorta hukukunda esas itibarıyla sigorta ettirenin sözleşme yapılırken gerçek durumu bildirme yükümlülüğü bulunmakta olup, yanlış veya eksik bildirimde bulunmak ya da bilinen önemli hususların sigortacıdan gizlenmesi halinde, sigortacının hataya düşmüş olup, olmadığı gözetilmeksizin sözleşmeden dönme ( cayma ) hakkı doğar. Ancak, yasada öngörülen sürede, bu hakkın kullanılmasına dair irade açıklamasının mı, bu iradenin sigorta ettirene bildirilmesinin mi zorunlu olduğu hususunda belirsizlik bulunmaktadır. Sözleşmeden dönme, fesih bildiriminden farklı olarak sözleşmenin kuruluş anından başlayarak geriye doğru sonuçlar doğuran bir irade açıklamasıdır. T.T.K.nun 1290 ncı maddesinde bu hakkın bir ay içerisinde sigorta ettirene bildiriminden değil, “kullanılmasından” söz edilmektedir. Bundan dolayıdır ki, bu hak, ilgili hususun öğrenildiği tarihten bir ay içerisinde kullanılmalı, yani muhatabın bilgisine ulaştırılmak üzere dışa vurulmalıdır. Yasa metninin yazılış biçimi ve sözleşmeden cayma kavramının özü, böyle bir yorumu zorunlu kılmaktadır. Aksinin kabulü halinde, sözleşmeden dönme hakkının kullanılmasının olanaksız hale getirilmesine meydan verilmiş olur.

Dava konusu olayda ise, rizikonun gerçekleşmesinden önce sigortacının bu hususu öğrendiği ispat edilmiş değildir. Rizikonun gerçekleşmesinden sonra sözleşmeden cayma esasen mümkün değildir. Böyle bir durumda sigortacı ya sözleşmeye koyacağı hükümle, ya da B.K.nun genel hükümlerine dayanarak hakkını koruyabilecektir. Nitekim davaya konu olayda da Genel Şartlar’ın C.2/2.2 nci maddesine konulan hükümle kasıt halinde sözleşmeden caymanın mümkün olduğu düzenlenmiştir. Poliçeye bu yönde konulan hüküm sigorta hukukuyla ilgili emredici nitelikte hükümlere aykırı olmadığı gibi, B.K.nun sözleşme hukuku ilkelerine de aykırı düşmemektedir.

Davaya konu olayda, sigortalı muris C.E.’nin 18.04.2005 tarihinde silahla saldırı sonucu yoğun bakımda iken 19.04.2005 tarihinde, başlangıç tarihi 19.04.2005 olan bir yıl süreli Akgüvence Kredi Hayat Sigorta Poliçesi düzenlendiği, sigortalı muris 22.07.2005 tarihinde vefat edince poliçede lehtar olan dava dışı Akbank A.Ş. tarafından davalı sigorta şirketine 21.11.2005 tarihinde tebliğ olunan 18.11.2005 tarihli ihtarla riziko davalıya bildirildiği , davalı sigorta şirketinin 23.11.2005 tarihli yazıyla belgeleri talep ettiği ve 30.11.2005 tarihinde tebliğ olunan yazıyla eksik belgelerin gönderildiği, davalı sigorta şirketinin de 12.12.2005 tarihli ihtarıyla poliçe teminatının ödenmeyeceği belirtilerek cayma hakkını süresinde kullanmış olduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda mahkemece, davalı sigortacının yasal süresi içerisinde ( Genel Şartlar’ın C.2/2.2 nci maddesi ) sigorta bedelini ödemeyeceğini bildirerek cayma hakkını kullanmasından dolayı davanın reddi yerine, aksine düşüncelerle yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın davalı yararına bozulması gerekmiştir.

2- ) Davacılar vekilinin temyiz itirazlarına gelince; bozma sebep ve şekline göre davacılar vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiştir.

SONUÇ : Yukarıda ( 1 ) numaralı bentte açıklanan sebeplerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle kararın davalı yararına BOZULMASINA, ( 2 ) numaralı bentte açıklanan sebeplerle bozma sebep ve şekline göre davacılar vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, takdir edilen 825,00 TL duruşma vekalet ücretinin davacılardan alınarak davalıya verilmesine, ödenen temyiz peşin harcın istemi halinde temyiz eden davalıya iadesine, 15.09.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

  1. HUKUK DAİRESİ
  2. 2008/6763
  3. 2009/11272
  4. 2.11.2009

DAVA : Taraflar arasında görülen davada Bursa 1.Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 26.12.2007 tarih ve 2005/282 – 2007/577 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacılar vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Berkant Şengel tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

KARAR : Davacılar vekili, müvekkillerinin murisinin davalı nezdinde hayat sigorta poliçesiyle sigortalı olduğunu, 15.11.2004 tarihinde vefat ettiğini, sigorta tazminatının ödenmediğini, davalı tarafından hastalığının gizlendiğinin savunulduğunu, oysa ibraz edilen beyanlar hanesindeki imzanın müvekkilinin murisine ait olmadığının anlaşıldığını, bu durumun imzanın taklit edildiği veya sözleşmenin doldurulduğu tarihte keyfi olarak davalı çalışanlarınca doldurulduğu sonucuna vardırdığını, davalının sigortalının imzasına ait olmayan beyanlarla tazminat ödememesinin yerinde olmadığını ileri sürerek, 6.000,00 YTL’nın tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, görev ve yetki itirazında bulunarak davacıların murisinin sigorta başlangıcı tarihinden önceki var olan KKY ve KOAH hastalığını gizlediğini, sözleşmeyi kasıtlı olarak ihlal ettiğini, akitten cayıldığını, tazminat ödeme yükümlülüğünün olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, iddia, savunma, toplanan kanıtlar ve tüm dosya kapsamına göre, sözleşme sırasında davacıların murisinde KKY ve KOAH hastalıkları bulunduğu, ancak davalıya bu hastalıkların beyan edilmediği, gizlemenin kasıtlı ve sigortacı davalıyı yanıltma amacı taşıdığı, kasıtlı gizleme nedeniyle tazminat ödenmemesinin yerinde olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Kararı, davacılar vekili temyiz etmiştir.

1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacılar vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan ve yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.

2-Dava, hayat sigorta poliçesine dayalı vefat tazminatının tahsili istemine ilişkindir. Sigorta sözleşmesi kurulurken sigortalıya yüklenen doğru bilgi verme ( ihbar ) yükümlülüğü ilgili TTK’nun 1290.maddesi her ne kadar mal sigortalarına ilişkin bulunmakla beraber, Dairemizin yerleşik kararlarıyla hayat sigortalarında da uygulanmaktadır. Hatta anılan bu düzenleme, Hayat Sigortası Genel Şartları’nda sözleşme hükmü halini almıştır. Esasen, sigorta sözleşmeleri iyi niyet sözleşmeleri olup, taraflar sözleşme kurulması aşamasında birbirlerini aydınlatma yükümlülüğü altındadırlar.

Somut olayda davalı vekili, davacıların murisinin dilekçesindeki açıkladığı hastalıklarını gizleyerek sözleşmeyi yaptığını savunmuştur. Sigorta ettirene ait sağlık karnesinden sigorta sözleşmesi öncesi hastalıkları nedeniyle tedaviler gördüğü, ilaçlar aldığı anlaşılmaktadır. Davacıların murisinin hastalıklarını bildirmediği, gizlediği sabittir. Bu durum karşısında, sigorta ettirene ait sağlık karnesi ve ölüm raporu içerikleri ile tüm dosya kapsamı dikkate alınarak, tıp alanında uzman bilirkişi veya bilirkişi kurulu oluşturulup, gizlendiği iddia edilen hastalık veya hastalıklarla ölüm rizikosu arasında doğrudan illiyet bağının olup olmadığı, başka bir anlatımla ölümün gizlenen hastalık veya hastalıklardan meydana gelip gelmediği hususu açıklığa kavuşturulmadan yazılı şekilde eksik inceleme ile hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.

SONUÇ : Yukarıda ( 1 ) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine, ( 2 ) numaralı bentte açıklanan nedenlerle temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacılar yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 02.11.2009 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

  1. HUKUK DAİRESİ
  2. 2005/12686
  3. 2006/8819
  4. 18.9.2006

DAVA : Taraflar arasında görülen davada İstanbul Asliye 10.Ticaret Mahkemesi’nce verilen 28.04.2005 tarih ve 2005/384-2005/277 sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Ata Durak tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

KARAR : Davacılar vekili, müvekkillerinin murisi ile davalı sigorta şirketi arasında 19.01.1990 tarihinden geçerli olmak üzere %95 kar paylı hayat sigortası sözleşmesi imzalandığını, muris Şenel Dönmez’in 18.04.2001 tarihinde vefatı üzerine müvekkiline iştira payı ödemesi yapıldığı halde kar payının ödenmediğini ileri sürerek, şimdilik her müvekkil için ( 2.500.000.000.- ) TL olmak üzere toplam ( 10.000.000.000.- ) TL.nın temerrüt faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, müvekkili şirkete sigortalı murisin 1983 yılından itibaren kalp hastası olup ölüm nedeninin de kalp rahatsızlığı olduğunu ve bu durumu müvekkilden kasıtlı şekilde gizlediğini, TTK.nun 1290 ve Hayat Sigortası Genel Şartları’nın C.2.2.2 nci maddesi uyarınca müvekkil şirketin 04.06.2001 tarihli yazı ile sözleşmeden cayma hakkını kullandığını savunarak, davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davacıların murisinin 2001 yılındaki hastalığının doğuştan gelen kalp hastalığı ile ilişkisi olmadığı, bu durumda davalı sigortacının cayma hakkı bulunmadığı, davanın ıslah edildiği ancak TTK.nun 1268 inci maddesi hükmü uyarınca ıslah dilekçesiyle talep olunan tazminat yönünden zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle asıl davanın kabulüne, ıslah dilekçesiyle talep edilen tazminat yönünden talebin reddine karar verilmiştir.

Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir.

1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacılar vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.

2- Davalı vekilinin temyiz itirazlarına gelince dava, hayat sigorta sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili istemine ilişkindir. Mahkemece görüşüne başvurulan doktor bilirkişi raporlarında, dosyada ölüm nedeniyle ilgili bir hastane kaydının olmadığı ve poliçenin geçersiz kılınmasına neden olacak yeterli kanıtın bulunmadığı belirtilmiş, bu rapora itiraz eden davalı vekilince, Florance Nightingale Hastanesi’nce düzenlenmiş 19.04.2001 tarihli epikriz raporu sunularak ek bilirkişi raporu alınması talep edilmiştir. Bu epikriz raporunda ise, davacıların murisinin Ebstein Anomalisi tanısıyla 17.04.2001 tarihinde yatırıldığı, 18.04.2001 tarihinde ameliyatının yapıldığı ve kardiopulmöner hyparstan çıkamayan hastanın kardiak yetersizliği nedeniyle 18.04.2001 tarihinde öldüğü açıklanmaktadır. Bu durum karşısında mahkemece son gelen epikriz raporu da dikkate alınarak, meydana gelen ölümün, saklandığı ileri sürülen hastalıkla ilişkisi olup olmadığının değerlendirilmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeyle yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir.

SONUÇ : Yukarıda ( 1 ) no’lu bentte açıklanan nedenlerle, davacılar vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddine, ( 2 ) no’lu bentte açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davalı yararına BOZULMASINA, istek halinde aşağıda yazılı 122.80 YTL harcın temyiz eden davacıya iadesine, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz eden davalıya iadesine, 18.09.2006 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

  1. HUKUK DAİRESİ
  2. 2005/8310
  3. 2006/8820
  4. 18.9.2006

KARAR : Davacı vekili, davalı şirkete hayat sigorta poliçesi ile sigortalı bulunan müvekkiline ( 2.069.912.000 ) TL. süre sonu alacağı olduğunun bildirildiğini, her yıl %100 prim artıran müvekkilinin alacağının çok daha fazla olduğunu ileri sürerek, müvekkiline ödenmesi gereken bedelin tespitini ve davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, müvekkili tarafından davacıya, anılan meblağ kadar ödemede bulunulduğunu, bu ödemenin Hazine Müsteşarlığı’nca onaylanan teknik esaslara uygun olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davacının talep edebileceği meblağın ( 2.069.912.000 ) TL. olduğu, bu meblağın kendisine ödendiğinin davacı tarafından kabul edildiği gerekçesiyle, konusu kalmayan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.

Kararı, davacı temyiz etmiştir.

Dava, hayat sigorta sözleşmesine dayalı alacağın tahsili istemine ilişkindir.

Davacı, yıllık %50 artan ücretli, %95 kar paylı hayat sigortası yaptırmış ve poliçe gereği süre sonu tazminatı almaya hak kazanmıştır. Davalı ise, davacı tarafından ödenen primlere göre anılan meblağ kadar ödeme yaptığını, davacıya daha fazla bir meblağın ödenmesinin mümkün olmayacağını savunmaktadır.

Bu tür uyuşmazlıkların çözümünde TTK. hükümleri dışında Sigorta Murakabe Kanunu, bu yasalara dayanarak çıkartılan yönetmelik ve Sigorta Murakabe Kurulu Tebliğleri ile Tarifeleri dikkate alınarak bir aktüerya hesabı yapılması gerekli olup davalı sigortacı kayıtları üzerinde bu sahada uzman bilirkişi veya bilirkişi kurulunca yaptırılacak inceleme ile sağlıklı bir sonuca varılması mümkündür. Mahkemece görüşüne başvurulan bilirkişiler ise, bu hususlarda görüş bildirmeye yetkili olmadıkları gibi, düzenledikleri raporlarda da her hangi bir hesaplama yapmadan, davalı şirketçe yapılan hesaplamanın doğru olması gerektiğini bildirmekle yetinmişlerdir. Bu durum karşısında mahkemece davalı sigorta şirketinin merkezinde, yukarıda açıklanan hususlar dikkate alınarak yaptırılacak bir bilirkişi incelemesi ile tarafların iddia ve savunmaları değerlendirilmeden, dosya üzerinde yapılan yetersiz bilirkişi incelemesi sonucu alınan rapora itibar edilerek, eksik incelemeyle yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamış, kararın bozulmasını gerektirmiştir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacının temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcının isteği halinde temyiz edene iadesine, 18.09.2006 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

  1. HUKUK DAİRESİ
  2. 2000/10656
  3. 2001/197
  4. 18.1.2001

DAVA : Taraflar arasında görülen davada ( Antalya Asliye Üçüncü Hukuk Mahkemesi )nce verilen 23.3.2000 tarih ve 99/438-2000/497 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi duruşmalı olarak davalı vekili tarafından istenmiş olmakla, dava dosyası için tetkik hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ye tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

KARAR : Davacılar vekili, müvekkillerin davalılardan 1.1.1996 tarihinden geçerli olmak üzere dövize endeksli ve kâr paylı Hayat Sigortası Poliçesi satın aldıklarını 3 yıl sonunda sözleşme ilişkisi bitirilerek, ödemelerin nemalarıyla birlikte geri istendiğini, ancak ödemeler toplamının 7200 DM ve neması ile 7710 DM olmasına rağmen, davalı sigortaca 1.950.08 DM ödeme teklif edildiğini ileri sürerek, şimdilik 7.709.88 DM’nin faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekil cevabında poliçe genel şartları ve usulüne uygun yapılan hesaplamaya göre, her bir davacı için 2091.80 DM ödemeye hazır olduklarını savunarak, davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, iddia ve savunmaya, toplanan delillere, bilirkişi raporuna nazaran taraflar arasındaki sözleşme hükümleri ve sigorta mevzuat çerçevesinde yapılan hesaplamaya göre, her bir davacıya yapılması gereken ödemenin 3492.58 DM olduğu gerekçesi ile davanın kısmen kabulüne, 6985.169 DM.nin dava tarihinden yürütülerek %6,5 faizi ile eşit olarak davacılara ödenmesine karar verilmiştir.

Karar, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

1- Uyuşmazlık 3 yıllık sürenin bitmesinden sonra kâr paylı hayat sigorta sözleşmesini sona erdiren davacıların ödedikleri sigorta primlerinin kâr payları ile birlikte sigortadan tahsili istem’ine ilişkin bulunmakta olup, dava tüketici mahkemesinde açılmış bulunmaktadır.

4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun’un amacını belirleyen 1. maddesinde, ekonominin gereklerine ve kamu yararına uygun olarak tüketicinin sağlık ve güvenliği ile ekonomik çıkarlarını koruyucu, aydınlatıcı, eğitici, zararlarını tazmin edici, çevresel tehlikelerden korunmanın sağlayıcı önlemlerini almak gibi hususlar anılan yasanın amacı olarak belirlenmiş ve aynı yasanın kapsamını belirleyen 2. maddesinde de, yasanın amacını belirleyen işlemler bakımından tüketicinin taraflarından birini oluşturduğunu her türlü hukuki işlemin bu yasa kapsamında olduğu hükme bağlanmış bulunmaktadır. Öte yandan, sözü edilen düzenlemenin 23. maddesinde bu yasanın uygulanmasıyla ilgili olarak ortaya çıkacak her türlü uyuşmazlığa tüketici mahkemelerinde bakılacağı belirlendikten sonra, tüketiciler tarafından açılacak davaların, her türlü resim ve harçtan muaf olacağı da hüküm altına alınmıştır.

Dava konusu uyuşmazlık ise, yukarıda da değinildiği gibi, taraflar arasında oluşturulan hayat sigorta sözleşmesinin sona erdirilmesi sebebiyle ortaya çıkan, sigortacının edimine yöneliktir. Sigorta sözleşmesi ilişkisi ise, Türk Ticaret Kanunu’nun Beşinci Kitabı’nı oluşturan 1263 ve onu izleyen maddelerinde düzenlenmiş olup, bu sözleşmelerden kaynaklanan uyuşmazlıkların mutlak ticari davalardan olduğu aynı Yasanın 4/1-1. maddesinde açıkça belirtilmiştir. Doğrudan sözleşme ilişkisini düzenleyen bu yasadan kaynaklanan davalara ise, Asliye ve Sulh Mahkemeleri ile Ticaret Mahkemesi bulunan yerlerde ise bu mahkemelerce bakılması gerektiği hükme bağlanmıştır.

Bu özel düzenleme hükümleri karşısında mutlak ticari dava niteliği taşıyan davanın, tüketici mahkemesi sıfatıyla görülüp, sonuçlandırılması doğru değildir.

Davada, davalı tarafın bu yöne ilişen bir itirazı mevcut değil ise de, 4077 sayılı Yasanın 23/1 maddesinde, bu yasanın uygulanmasından çıkacak uyuşmazlıkların tüketici mahkemelerinde çözümleneceği emredici bir şekilde hükme, bağlandığına göre, göreve ilişkin bu hususun mahkemece kendiliğinden gözetilmesi gerekir. Kaldı ki, tüketiciler tarafından açılan bu tür davaların anılan yasa hükmüne göre, harçsız olarak görülmesi gerektiğinden, bu yasaya tabi olmayan bir davanın bu mahkemede açılması halinde Harçlar Kanunu hükümleri uyarınca da re’sen dikkate alınması gerekmektedir.

2- Öte yandan, yukarıda da değinildiği gibi uyuşmazlık, 3 yıllık sürenin bitimi ve tarafların iradeleri ile sonuçlandırılan hayat sigorta sözleşmesi sebebi ile sigorta ettirene ödenecek sigorta bedeline ilişkindir. Davada davalı taraf, hayat sigorta sözleşmesindeki primlerin sigortaca değerlendirilme koşulları dikkate alınmadan, prim olarak yatırılan paraların aynen ve kâr payları ile birlikte iadesini isterken, davalı sigortacı da cevap dilekçesinde hayat sigorta sözleşmesi ve bu sebeple ödenen primlerin sarf ve kullanım şekline, dayanarak aynen iade edilmesinin mümkün olmayacağını savunmaktadır.

Gerçekten de bu tür uyuşmazlıkların çözümünde Türk Ticaret Kanunu hükümleri dışında Sigorta Murakabe Kanunu, bu yasalara dayanarak çıkartılan yönetmelik ve sigorta sözleşmesi hükümleri, varsa Sigorta Murakabe Kurulu tebliğleri ve tarifeleri de dikkate alınarak ve davalı sigorta kayıtları üzerinde bu sahada uzman bilirkişi veya bilirkişi kurulunca yaptırılacak inceleme ile sağlıklı bir sonucuna varılması mümkündür.

Mahkemece bu hususlar dikkate alınmadan ve dosya üzerinde yaptırılan bilirkişi incelenmesi sonucu alınan ve davalı sigortacı vekilinin ciddi itirazlarına uğrayan rapora itibar edilerek, eksik inceleme ile tesis edilen hükmün bozulması gerekmiştir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı sigortacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davalı yararına ( BOZULMASINA ), ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 18.1.2001 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

  1. HUKUK DAİRESİ
  2. 2011/4708
  3. 2013/5886
  4. 26.3.2013

DAVA : Taraflar arasında görülen davada Ceyhan 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 23.6.2010 tarih ve 2008/76-2010/180 Sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 26.3.2013 günü hazır bulunan davacılar vekili ile davalı vekili dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

KARAR : Davacı vekili, müvekkillerinin murisinin 17.4.2006 tarihinde dava dışı bankadan kullanmış olduğu kredi sebebiyle davalı nezdinde hayat sigorta poliçesi düzenlettiğini, poliçenin 2. yılda 17.4.2007 tarihinde yenilenmesi gerekirken 3.9.2007 tarihinde yenilendiğini ve prim bedelinin murisin hesabından kesildiğini, murisin 9.10.2007 tarihinde vefat ettiğini, talep edilmesine rağmen davalı tarafından vefat tazminatının ödenmediğini ileri sürerek, 163.291,00 TL’nin temerrüt faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, sigortalının kanser tanısı ile hastaneye yattığını ve kısa bir süre sonra vefat ettiğini, poliçenin tanzimi sırasında sigortalının var olan rahatsızlığını bildirmemesi sebebiyle müvekkilinin tazminattan sorumlu olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davalının sigortalı tarafından yanlış beyanda bulunduğu iddiası ile cayma hakkını kullanabilmesi için gerçeğe aykırı olduğu iddia edilen beyanın alınmış olması gerektiği, oysa sigorta sözleşmesi düzenlenirken davacıların murisi tarafından herhangi bir form doldurulmadığı ve murisin sağlığına dair her hangi bir beyanda bulunmadığının anlaşıldığı, bu sebeple vefat tazminatından davalının sorumlu olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.

Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.

1- ) Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.

2- ) Dava, hayat sigorta sözleşmesine dayalı tazminat istemine ilişkindir.

Somut olayda, davacıların murisinin kullanmış olduğu banka kredisi sebebiyle 17.4.2006 – 2007 tarihleri arası için hayat sigorta sözleşmesi düzenlemiş ve sigortalının hesabından banka tarafından acente sıfatıyla prim tahsil edilmiştir. Poliçenin bitim tarihi olan 17.4.2007 tarihinden hemen sonra ne sigortalının talebi üzerine, ne de banka tarafından kendiliğinden yeni bir poliçe düzenlenmemiştir. 30.8.2007 tarihinde ise davacıların murisi paralitik ileus ve barsak obstrüksiyonu, hernisiz tanısı ile hastaneye yatmış ve henüz hastanede iken 3.9.2007 tarihinde her hangi bir form doldurulmaksızın acente sıfatıyla banka tarafından yeniden sigorta poliçesi düzenlenmiş ve kısa bir süre sonra davacıların murisi vefat etmiştir.

Taraflar arasında iki noktada uyuşmazlık söz konusu olup, bunlardan birincisi, poliçe düzenlenirken sigortalı tarafından sağlığı ile ilgili bir form doldurulmamasının doğru beyan yükümlülüğü açısından bir etkisinin olup olmadığı, daha doğru bir ifade ile form doldurulmamasının sonucu olarak sigortalının doğru beyan yükümlülüğüne aykırı hareket edip etmediği, ikincisi ise poliçenin düzenlenmesi sırasında sigortalının kanser hastası olup olmadığı, bu hastalığı kasten gizleyip gizlemediği, dolayısı ile ihbar yükümlülüğüne aykırı davranıp davranmadığıdır. Sigorta sözleşmesi kurulurken sigortalıya yüklenen doğru bilgi verme ( ihbar ) yükümlülüğünü düzenleyen TTK’nın 1290. maddesi her ne kadar mal sigortalarına dair bulunmakta ise de, Dairemizin yerleşik kararları ile hayat sigortalarında da uygulanmaktadır. Hatta anılan bu düzenleme, Hayat Sigortası Genel Şartlarının C-2.2. maddesiyle sözleşme hükmü halini almıştır.

Gerek TTK’nın 1290. maddesi ve gerekse Hayat Sigortası Genel Şartlarının C-2.2. maddesi düzenlemesine göre sigorta şirketinin sorusu üzerine veya her hangi bir soru sorulmadan ( dolayısı ile buna dair bir form doldurulmadan ) sigortalı, sözleşmesinin yapılması sırasında kendisinin bildiği ve sigortacının sözleşmeyi yapmamasını veya daha ağır şartlarla yapmasını gerektirecek bütün halleri sigortacıya bildirmekle yükümlü olup, formun doldurulmamış olması sigortalının sağlığına dair konularda sigortacıya bildirimde bulunma yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz. Bu itibarla mahkemenin sigorta sözleşmesinin yapılması sırasında sigortalı tarafından form doldurulmadığı, dolayısı ile sigortalının sağlığına dair bir beyanda bulunmadığı, bu sebeple doğru beyan yükümlülüğüne aykırı hareket etmediği gerekçesi yerinde değildir.

Taraflar arasındaki 2. sorun ise, poliçenin düzenlenmesi sırasında sigortalının kanser hastası olup olmadığı, bunu kasten gizleyip gizlemediği, dolayısı ile ihbar yükümlülüğüne aykırı davranıp davranmadığıdır. Şayet sigortalı tarafından var olan hastalık kasten bildirilmemiş ise sigortacının sözleşmeden cayma hakkı sözkonusu olup, Dairemiz yerleşik uygulamasına göre TTK’nın 1290/1. maddesindeki ihbar yükümlülüğüne aykırı davranışın gerçekleşebilmesi için bildirilmeyen rahatsızlık ile riziko arasında illiyetin mevcut olması gerekmektedir.

Bu itibarla mahkemece, sigortalıya ait tüm tedavi kayıtları dosya içine getirtilerek aralarında genel cerrahi uzmanı olan hekimin de bulunduğu bilirkişi kurulu vasıtasıyla inceleme yaptırılmak suretiyle, sözleşme anında sigortalının savunmada geçen hastalığının bulunup bulunmadığı, mevcut olduğunun tespiti halinde gizlenip gizlenmediği, ölüm rizikosu ile bildirilmeyen hastalık arasında illiyet olup olmadığı değerlendirilerek, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, kararın bu sebeple bozulması gerekmiştir.

SONUÇ : Yukarıda 1 numaralı bentte açıklanan sebeplerle davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, 2 numaralı bentte açıklanan sebeplerle temyiz itirazlarının kabulüyle kararın davalı yararına BOZULMASINA, takdir olunan 990,00 TL duruşma vekalet ücretinin davacılardan alınarak davalıya verilmesine, ödenen temyiz peşin harcın istemi halinde temyiz edene iadesine, 26.03.2013 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

T.C.

YARGITAY

  1. HUKUK DAİRESİ
  2. 2011/10705
  3. 2013/13271
  4. 25.6.2013

DAVA : Taraflar arasında görülen davada Bolu 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 20.4.2011 tarih ve 2010/372-2011/283 Sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 25.6.2013 günü başkaca gelen olmadığı yoklamayla anlaşılıp hazır bulunan davalı vekili dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi İ. Akgül tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği düşünüldü:

KARAR : Davacı vekili, müvekkiliyle davalı sigorta şirketi arasında 16 Ağustos 2003 başlangıç tarihli iki adet hayat sigorta poliçesi düzenlendiğini, müvekkili tarafından her iki poliçenin primlerinin 3 yıldan fazla bir süredir düzenli olarak ödendiğini, müvekkilinin poliçelerden cayarak ödemiş olduğu primlerin iadesi için davalıya yaptığı başvurunun olumsuz cevaplandığını, alacağın tahsili için başlatılan takibe davalının haksız ve hukuka aykırı bir şekilde itiraz edildiğini ileri sürerek, davalının itirazının iptalini ve icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, davacının ödemiş olduğu primlerin iadesini isteyemeyeceğini, ancak iştira bedelini talep edebileceğini savunarak, davanın reddini istemiştir. Mahkemece, iddia savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.

1- )Dava, hayat sigorta sözleşmesi uyarınca ödenen primin tahsiline yönelik yapılan icra takibine itirazın iptali istemine ilişkindir.

İştira, primi ödenen sigorta poliçesinin sigortacı tarafından satın alınmasıdır. İştira istemi, hayat sigortasında sigorta ettireninin bir hakkı olup, sigorta ettirenin sigorta sözleşmesine son vermek suretiyle, sigortacının nemalandırdığı meblağın ( riyazi ihtiyatın ) kendisine verilmesini talep etmesidir. Dava konusu olaya uygulanması gereken mülga 6762 Sayılı T.T.K.nın 1327. maddesi ve uyuşmazlığa konu sigorta poliçesinin zorunlu unsuru bulunan genel şartların C.6 maddesi uyarınca şartları oluştuğu takdirde davalı sigortacının poliçeyi belirlenen koşullarda satın alması, başka bir ifadeyle iştira etmesi zorunludur.

Somut olayda, davacı tarafından, üç yılı aşkın bir süre hayat sigorta sözleşmesine dayalı olarak ödenen primlerin tamamının iadesi istenilmiş, davalı ise prim iadesinin mümkün olmadığı, ancak iştira bedelinin istenebileceğini savunmuştur. Uyuşmazlık ödenen tüm primlerin mi yoksa kar paylı birikim ( iştira ) değerinin mi istenebileceği noktasında toplanmaktadır. Mahkemece, bilirkişi raporu esas alınarak ödenen primlerin istenebileceği sonucuna varılmak suretiyle yazılı şekilde hüküm tesis edilmiş ise de, bu rapor hüküm kurmaya elverişli olmadığı gibi görüş bildirenler de hayat sigortacılığı alanında uzman kişiler değildir. İştira bedeli, ödenen primlerin aynen karşılığı anlamına gelmemektedir. İştira bedelinin nasıl hesaplanacağı yönünde olaya uygulanması gereken mülga 6762 Sayılı T.T.K.nunda açık bir düzenleme yoktur. Sigorta sözleşmesinde iştira bedelinin nasıl hesaplanacağı belirlenebilir. Burada da hüküm bulunmadığı takdirde Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı Talimat ve Tarifeleri dikkate alınacaktadır. O halde, iştira bedelinin hesaplanmasına dair olarak, poliçe hükümleriyle anılan tarife ve talimatnameler değerlendirilmeden ödenen primin aynen iade edilmesinin gerektiği yönünde görüş bildiren ve uzman olmayan kişilerce düzenlenmiş bulunan rapora itibar edilerek karar verilmesi doğru olmamış, kararın bu sebeple bozulması gerekmiştir.

3- )Temyize konu dava, itirazın iptali istemine dair olup, takibin Türk Lirası üzerinden mi yoksa usd üzerinden mi veyahut usd’nin fiili ödeme tarihindeki TL karşılığı üzerinden mi devamına karar verildiği açık olarak belirtilmeden infazda tereddüde neden olacak şekilde hüküm kurulması da yine kabul şekli bakımından doğru görülmemiş, kararın bu yönüyle de bozulması gerekmiştir.

4- )Bozma neden ve şekline göre, davalı vekilinin icra inkar tazminatına yönelik temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir.

SONUÇ : Yukarıda ( 1 ), ( 2 ) ve ( 3 ) numaralı bentlerde açıklanan sebeplerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle kararın davalı yararına BOZULMASINA, ( 4 ) numaralı bentte açıklanan sebeplerle icra inkar tazminatına ilişen temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, takdir olunan 990,00 TL duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, ödenen temyiz peşin harcın istemi halinde temyiz edene iadesine, 25.06.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

  1. HUKUK DAİRESİ
  2. 2004/384
  3. 2004/2637
  4. 16.3.2004

DAVA : Taraflar arasında görülen davada Ankara Asliye 9 Ticaret Mahkemesi’nce verilen 11.7.2002 tarih ve 1999/1152-20002/412 sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi duruşmalı olarak davacı vekili tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 16.12.2003 günde davacı avukatı Hünkar Güngör gelip davalı avukatı tebliğata rağmen gelmediğinden, temyiz dilekçesinin de süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraf avukatı dinlenildikten sonra, bazı noksanlıkların ikmali için dosya mahalline gönderilmişti. Bu noksanlıkların giderilerek dosyanın gönderildiği anlaşılmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Ali Orhan tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

KARAR : Davacı vekili, müvekkilini davalı sigorta şirketinde önce mevcut olan hayat sigortası poliçe primini 36.000 USD artırmak istediğini, acenta tarafından artırım yapılıyor denilerek yeni bir başvuru formu imzalatıldığını ve poliçenin müvekkiline gönderildiğini, yapılan işlemin önceki poliçenin prim artırımı olduğunu düşünen müvekkilinin 6.1.1999 tarihinde sigortadan çıkmak istediğinde ikinci poliçenin mebdeinden iptal edildiğinin söylendiğini, ancak ödenen prim tutarı 36.000 USD’nin iade edilmediğini ileri sürerek önceki poliçeden kaynaklanan haklar saklı kalmak kaydıyla 36.000. USD nin davalılardan tahsilini istemiştir.

Davalı A Sigorta A.Ş. vekili, davacının eşinin kapalı acenta olan, diğer davalı şirket temsilcisinin müvekkiline olan borcu için kefil olduğunu, 7.500.000.000 TL kefalet için acenta ile işbirliği halinde müvekkilini borçlandırmaya çalıştıklarını, dava konusu edilen primin ödenmemiş olması nedeniyle poliçenin mebdeinden iptal edildiğini, bu poliçe primi için müvekkiline gönderilen 3.000.000.00 TL lık çekin karşılığı olmadığından iade ve bankaca iptal edildiğini, daha sonra gönderilen 2.000.000.000 TL nin ve poliçenin iptal edilmiş olması nedeniyle diğer davalı acentaya iade edildiğini, tahsil edilmeyen primin iadesinin de söz konusu olmayacağını savunarak davanın reddini istemiştir.

Davalı Y Sigorta Aracılık Hizm.A.Ş. vekili, müvekkilinin davacıdan herhangi bir prim tahsilatı olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporlarına göre, davacının 1.1.1997-1.1.2007 dönemini kapsayan hayat sigorta poliçesi gereğince peşin ödenmesi gereken 36.000 USD prim için 7 adet çek verdiği, bu çeklerden 3.000.000.000 TL bedelli olanının davalı A Sigorta A.Ş. ne gönderilip, 6 adet toplam 2.900.000.000 TL lik çeklerin ise acenta komisyonu olarak diğer davalıda kaldığı, ancak sigorta şirketine gönderilen çekin karşılığının olmadığı anlaşıldığından karşılıksız olduğu şerhi alınmaksızın iade edildiği, acentaya kalan çeklerinde karşılıksız çıktığı, daha sonra gönderilen 2 milyar TL nin ise poliçenin iptal edilmiş olması nedeniyle acentaya iade edildiği, iade edilen bu miktarın davalı acenta ile davacının eşi arasındaki kefalet alacak-borç ilişkisinde değerlendirdildiğinden her iki davalının nedensiz zenginleşmesinin bulunmadığı gerekçesiyle dava reddedilmiştir.

Kararı davacı vekili temyiz etmiştir.

1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin davalı A Sigorta A.Ş ne ilişkin karara yönelik tüm, diğer davalı Y Sigorta Aracılık Hizm.A.Ş aleyhindeki karar yönelik ise diğer temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.

2-Ancak, davacının sigorta prim borcuna karşılık davalı A Sigorta A.Ş.ne gönderilen 2.000.000.000 TL poliçenin iptal edilmiş olması nedeniyle diğer davalı Y Sigorta A.Ş. ne iade edilmiştir. Mahkemece, iade edilen bu miktarın davacının eşi ile davalı acenta arasındaki kefalet, alacak-borç ilişkisinde değerlendirildiği gerekçesiyle acenta açısından bu miktar için de red kararı verilmiştir. Karar gerekçesinde belirtilen acente ile davacının eşi arasındaki kefalet, alacak-borç ilişkisi bu davanın konusu olmadığı gibi davalı acentanın böyle bir savunması da yoktur. O halde halen davalı acenta Y Sigorta A.Ş. zimmetinde bulunan 2 milyar TL nin iddia ve savunma çerçevesinde değerlendirilip davalı acentanın sorumluluğu irdelenmesi gerekirken yazılı gerekçeyle 2 milyar TL na yönelik isteminde reddedilmesi bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ : Yukarıda 1 nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin davalı A Sigorta A.Ş. ne yönelik tüm, diğer davalıya yönelik sair temyiz itirazlarının reddine, 2 nolu bentte açıklanan nedenlerle kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, takdir edilen 275.000.000 TL duruşma vekillik ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 16.3.2004 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

  1. HUKUK DAİRESİ
  2. 2009/380
  3. 2009/6239
  4. 7.5.2009

DAVA : Taraflar arasındaki muarazanın meni davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR : Davacı, davalı bankadan 2.12.2005 tarihinde 20 yıl vadeli konut kredisi kullandığını, her yıl hayat sigortası bedelinin vadesiz hesabından kesildiğini, 20 yıl boyunca bu durumun katlanılmaz hale geleceğini ileri sürerek, konut kredisi geri ödemesi süresince hayat sigortasının yapılmamasına karar verilmesini istemiştir.

Davalı, davacının hem sözleşme ve hem de sigorta taahhütnamesi ile hayat sigortasını yaptırmayı kabul ettiğini belirterek davanın reddini dilemiştir.

Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş ; hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir.

Davacının 2.12.2005 tarihli sözleşmeye istinaden davalı bankadan 240 ay vadeli konut kredisi kullandığı, hayat sigortasının yapılmasına gerektiğine ilişkin sözleşmenin 9.5 maddesi ile sigorta taahhütnamesindeki hükümler gereğince ilk 3 yıl hayat sigortasının banka tarafından yapıldığı dosya kapsamı ile anlaşılmaktadır. Mahkemece konut kredisi için hayat sigortası yaptırma şartı yada mevcut olmadığı gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiştir.

Davacı ile davalı banka arasında düzenlenen kredi sözleşmesinin 9.5/2 maddesinde aynen; ” müşteri açılan kredi sebebiyle Banka’nın uygun göreceği bedel ve şartlarla ferdi kaza sigortası, hayat sigortası yaptıracağını, önceden yapılmış bir ferdi kaza sigortası , hayat sigortası bulunması halinde ilgili sigorta poliçesinde bankanın dain ve mürtehin olarak gösterilmesi yönünde, gerekli değişikliğin yapılarak poliçeyi bankaya teslim edeceğini, , bankanın bu sigortalarla ilgili prim tutarlarınıbanka nezdindeki hesaplarından tahsile yetkili olduğunu, vefat halinde mezkkur sigorta sonucu ödenecek tazminattan o tarihteki bankaya olan borcun mahsubundan sonra kalacak olan meblağın mirasçılarına ödenmesini, kabul, beyan ve taahhüt etmiştir.” şeklinde düzenleme getirilmiştir. Böyle bir düzenleme karşısında davalı bankanın TTK’nun 1321.maddesi anlamında menfaat sahibi olduğu ve yine anılan yasanın 1329.maddesi hükmü gereğince de sözleşmeden doğan hak ve menfaatleri sigortacıdan talep etmeye hakkı olduğu tartışmasızdır. Davalı bankanın kredi borçlusunun hayat sigortası yapılmasındaki asıl amacının kredi borcunun teminat altına alınması olduğu muhakkaktır. Ancak belli bir prim ödeme borcu getirmekle birlikte, hayat sigortası kapsamına alınmasında sigortalının da bir menfaatinin olduğu açıktır. Taraflar açısından sözleşme hükümlerinin yerine getirilmesi esas olup, bu düzenlemenin haksız şart niteliğinde olduğunun da kabulüne olanak yoktur. Ayrıca mahkeminin kabulünün aksine, sözleşmede bu şekilde bir düzenleme yapılmasına yasal bir engel de bulunmamaktadır. Böyle olunca mahkemece, davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yanlış değerlendirme ile kabulü usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz edilen hükmün davalı yararına BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde iadesine, 07.05.2009 gününde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

HUKUK GENEL KURULU

  1. 2002/11-130
  2. 2002/174
  3. 13.3.2002

DAVA : Taraflar arasındaki ” sigorta bedelinin tahsili” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İstanbul Asliye 8.Ticaret Mahkemesince davanın reddine dair verilen 13.7.1999 gün ve 1372-843 sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 11.Hukuk Dairesinin 11.5.2000 gün ve 3062-4110 sayılı ilamı ile; ( …Davacı vekili, müvekkilin davalı şirkete yatırımlı hayat sigorta poliçesi ile hayat sigortası yaptırdığını, 1993 yılından bu yana da “iyileştirme tazminatları klozu” ile sigorta güvencesini devam ettirdiğini, 28.11.1996 tarihinde kalp krizi geçirerek hastahaneye yatıp By-Pass ameliyatı geçirdiğini, ancak ameliyat masraflarının davalı tarafça ödenmediğini ileri sürerek 905.043.348 liranın 5.3.1997 den itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.

Davalı vekili, davacının günde 2,5 paket sigara içtiğini, yüksek tansiyon ve şeker hastası olduğunu gizlediğini bu nedenle herhangi bir ödeme yapılmadığını ileri sürerek davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna göre, davacının poliçe tazmini sırasında düzenlenen başvuru formunda, günde 10 sigara içtiğini, kalp rahatsızlığı ve şeker hastalığı bulunmadığını beyan etmesine rağmen, hastahane epikriz raporunda günde 2,5 paket sigara içtiği, 15 yıldır şeker ve 18 yıldır yüksek tansiyon rahatsızlığı bulunduğunu bildirdiği, sağlık sigortası genel şartları 5.maddesi gereğince gerçeğe aykırı beyan nedeniyle davalı şirketin cayma hakkını kullandığı, kaldı ki bir an için olayda hayat sigortası genel şartlarının uygulanacağının kabul edilmesi halinde bile, İyileştirme Tazminatları Klozunun diğer şartlar ve kısıtlamalar” bölümünün 6.maddesinde yer alan “iş bu kloz eksik veya yanlış beyan durumunda itirazsızlık durumuna tabi olmadığı” özel şartı nedeniyle sigorta ettirenin gerçeğe aykırı beyan durumunda 2 yıl geçmekle poliçeden cayma hakkının kullanılamayacağı iddiasının da yersiz olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.

1-Dava, iyileştirme koluzunu taşıyan hayat sigorta poliçesine dayanılarak açılmış tedavi giderlerinin tazmini istemine ilişkindir. Mahkemece, davacının, poliçe tanzimi sırasında sağlık sigortası genel şartları 5.maddesine aykırı olarak, hastalığı hazırlayıcı bir kısım etkenlerin gizlendiği gerekçesiyle dava reddedilmiştir. Mahkemenin bu kanıya varmasına gerekçe olarak davacının hastahanede alınan anamnezindeki beyanı gösterilmiştir. Gerçektende, davacı, sigorta poliçesi tanzimi sırasında günde 10 adet sigara içtiğini, kalp rahatsızlığı ve şeker hastalığı bulunmadığını bildirmiş, hastahenede alınan anemnezinde ise günde 2,5 paket sigorta içtiğini, 15 yıldır şeker ve yüksek tansiyon rahatsızlığı bulunduğunu bildirmiştir.

Tazminat isteminin dayanağını oluşturan Hayat Sigortası Genel Şartlarının 2.maddesinde poliçenin geçersiz olması, ancak gerçeğe aykırı beyan hükmen tahakkuk şartına bağlanmıştır. Öte yandan iyileştirme tazminatı klozu özel şartları 1.maddesinde tazminatın, başvuru formundaki bilgilerin tam ve doğru olarak verilmesi durumunda ödeneceği belirtilmiştir. Mahkemenin davanın reddine gerekçe gösterdiği, hastalık sigortası genel şartları 5.maddesinde ise, sigortalının sözleşmenin yapıldığı sıradaki yanlış beyanlarının kasta yada ihmale dayanması durumu ayrı ayrı poliçeden cayma nedeni olarak gösterilmiştir.

Görüldüğü gibi, poliçeye ekli genel ve özel koşullarda sigortalının yanlış beyanının gerek poliçenin hükümsüzlüğü gerekse poliçeden cayma hakkının doğrulabilmesi için sigortalının sakladığı farz olunan rahatsızlıklarının tazminata konu olan kalp rahatsızlığına neden olduğunu bilebilecek durumda olması gerekir. O halde mahkemece, davacının gizlediği ileri sürülen hususların kalp hastalığına neden olup, olmayacağını bilmesinin mümkün olup olmadığı kardiyoloji uzmanı bilirkişi kurulundan alınacak rapor ile belirlenmesi gerekir iken, yazılı şekilde eksik inceleme sonucu karar verilmiş olması doğru görülmemiştir.

2-Öte yandan, her ne kadar iyileştirme tazminatları klozunun “diğer şartlar ve kısıtlamalar” bölümünün 6.maddesi uyarınca yer alan eksik ve yanlış beyan durumunda itiraz edilmemekle poliçenin yürürlükte tutulmasının cayma hakkını ortadan kaldırmayacağı gerekçesi de dosyada mevcut delillere uygun düşmemektedir. Zira, poliçeden cayma hakkı, ancak süresinde kullanıldığı takdirde sözkonusu olur. TTK.nun 1290. maddesinde bu süre sigortacının gerçeği öğrendiği tarihten itibaren 1 ay olarak düzenlenmiştir. Davalı sigorta şirketine davacının rahatsızlığına ilişkin detaylı tıbbi rapor 26.3.1997 tarihinde bildirilmiş, bilahare aynı rapor tekrar 11.4.1997 tarihinde de ulaştırılmıştır. Buna rağmen davalı sigorta şirketi 12.5.1997 tarihinde poliçeden caymıştır. Mahkemece, bu somut veriler gözönünde tutularak, TTK. 1290.maddesindeki cayma hakkının davalı sigorta şirketince süresinde kullanılıp kullanılmadığı da incelenip sonucuna göre karar vermek gerekir iken, yazılı şekilde eksik inceleme sonucu karar verilmesi doğru görülmemiştir…. ) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle,yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

KARAR : Taraflar arasındaki uyuşmazlık ve mahkemenin direnme konusu teşkil eden hususlar, davacının hayat ve sağlık sigorta sözleşmesi kurulurken ihbar yükümlülüğüne uyup uymadığı ve davalı sigortacının cayma hakkını süresinde kullanıp kullanmadığıdır.

Cayma hakkının süresinde kullanılmamış olması halinde bu hak düşeceğinden ve dolayısı ile böyle bir durumda sigorta ettirenin ihbar yükümlülüğüne uymaması sözleşmenin devamını etkilemeyeceğinden Hukuk Genel Kurulu’nca öncelikle,Özel Daire kararının 2 nci bendinde yer alan caymaya ilişkin bozmaya yönelik direnme nedeninin incelenmesi gerekmiş bulunmaktadır.

Konuya ilişkin düzenlemeyi teşkil eden ve can sigortalarında da uygulanması mümkün olan TTK.nun 1290 ncı maddesi hükmüne göre, sigorta ettirenin sözleşme kurulması sırasında gerçeğe aykırı bildirimde bulunulmuş olması halinde, sigortacının gerçeği öğrendiği tarihten itibaren bir ay içinde cayma hakkını kullanması gerekir,aksi halde cayma hakkı düşer.Bu hükme paralel olarak düzenlenmiş bulunan Hastalık Sigortası Genel Şartlarının 5 nci maddesinde ise, sigorta ettirenin ihbar yükümlülüğünü yerine getirmemiş olması halinde cayma hakkı sigorta ettirenin kastı olup olmamasına göre, farklı sonuçlara bağlanmış olup, kasıt halinde sigortacının cayma hakkının kullanılmasını, keyfiyeti öğrendiği tarihten itibaren 1 aylık hak düşürücü süreye bağlanmış bulunmaktadır.

Bu ilke açıklamalarından sonra dava konusu olaya dönüldüğünde; davacı sigorta ettiren, daha önceden başlayan ve devam eden Kâr Paylı Hayat Sigortasına ilâveten davalıya İyileşme Tazminatları Klozu adını taşıyan Hastalık/Sağlık Sigortasını da 4.4.1994 tarihinde yaptırmıştır.Aradan iki yıl geçtikten sonra davacının göğüs ağrısı şikayeti ile hastaneye 28.11.1996 tarihinde yatırıldığı ve tedavi sonucu 9.12.1996 tarihinde taburcu edildiği, bu konuda hastanece düzenlenen 9.12.1996 tarihli Epikriz’in faksla sigortacıya intikal ettirilmesinden sonra sigortaca, davacıdan 3.2.1997 tarihli yazı ile bu faks hakkında bilgi istendiği ve davacının caymaya neden olan bütün bilgileri bu faks ve ayrı bir yazı ile sigortacıya iletmesinden sonra , 5.3.1997 tarihli yazı ile sigortacıya, bu sigortanın rizikosunu oluşturan “Kalp Bypass” ameliyatını 10.4.1997 tarihinde olacağını, sigortacının “İyileştirme Teminatı Tazminat Başvuru Formu”nu doldurarak sigortacıya bildirdiği, bu formda da cayma nedenlerinin sigortacıya iletildiği, sigortacının bu aşamada dahi sigortadan caymadığı, riziko yani ameliyatı müteakip Detaylı Tıbbi Raporun 21.3.1997 tarihinde düzenlenip, 26.3.1997 tarihinde raporun sigorta hasar servisine intikal ettirildiği, aynı bilgileri içeren raporun 9.4.1997 tarihinde yeniden düzenlenmesinden sonra sigortacının 12.5.1997 tarihinde cayma hakkını kullandığı dosya içerisindeki bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır.

Bu açıklamalara göre , caymaya neden olacak halleri davalı sigortacı, bu bilgileri içeren 9.12.1996 günlü Epiksiz faksı, kendisinin davacıya yönelttiği 3.2.1997 tarihli form faksı, sigorta ettiren davacının cevabi faks ve formları ve nihayet 5.3.1997 tarihli riziko bildirim formu içeriği ile sigortacının en geç bu tarihlerde öğrendiği ve bu tarihlerden itibaren 1 aylık hak düşürücü süre içerisinde bu hakkını kullanmadığı, rizikonun gerçekleşmesinden sonra alınan ikinci doktor raporuna dayanak cayma hakkını 12.5.1997 tarihinde kullandığı anlaşılmakla,sigortacının cayma hakkından artık yararlanamayacağı sabit bulunmaktadır.Her ne kadar anılan poliçenin özel şartlarının da Diğer Şartlar ve Kısıtlamalar başlığı altında 6.maddede “işbu kloz eksik veya yanlış beyan durumunda itirazsızlık durumuna tabi değildir” hükmüne yer verilmişse de, bu hüküm sigorta ettirenin aleyhine sonuç doğurduğundan TTK.nun 1264/4 ncü maddesi hükmü uyarınca geçersiz bulunmaktadır.

Açıklanan bu durum karşısında, cayma hükümsüz olduğundan taraflar arasında yürürlükte bulunan ve geçerli bir sağlık sigortası sözleşmesi bulunduğu kabul edilerek işin esasına girilmesi gerekirken,yazılı gerekçeler ile davanın direnme yoluyla reddine karar verilmiş olması doğru görülmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.

SONUÇ : Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı,HUMK.nun 429.maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 13.3.2002 gününde oybirliği ile karar verildi.

T.C.

YARGITAY

11. HUKUK DAİRESİ

E. 2000/3587

K. 2000/4611

T. 25.5.2000
DAVA : Taraflar arasındaki davanın Adana Asliye Ticaret Mahkemesince görülerek bozmaya uyularak verilen 08.12.1999 tarih ve 1998/1929 – 1999/1251 sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dava dosyası için Tetkik Hakimi Harun Kara tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

KARAR : Davacılar vekili, müvekkillerinin müşterek murisi G…’nin davalı şirkete Hayat Sigorta Poliçesi ile sigortalı iken 14.03.1995 tarihinde vefat etmesine rağmen ( 200.000.000 ) lira sigorta tazminatının ödenmediğini ileri sürerek, bu meblağın faizi ile tahsilini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili cevabında, sigortalının kanser hastalığını gizlediğini savunarak davanın reddini istemiştir.

Bozma ilamına uyan mahkemece, toplanan delillere, bilirkişi raporuna nazaran, sigorta başlangıcının 04.12.1998 olup, sigortalının bu tarihe göre kanser hastası olduğunun kanıtlanamadığı bilahare sözleşmenin yenilendiği ancak davalının yeniden muayene isteme hakkı ve yetkisi olmasına rağmen davalının böyle bir talebinin olmadığı, bu itibarla, yenilenen poliçe süresinde gerçekleşen risk nedeniyle davalının sorumlu olduğu gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiştir.

Karar, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına ve taraflar arasında akdedilen Hayat Sigorta Poliçesi her yıl yeniden düzenlenen ve yenilenen sigorta türlerinden olmayıp, 04.12.1998 ila 04.12.2005 yılları dönemini kapsayan bir sözleşme olması, poliçenin ilk düzenlendiği 04.12.1998 tarihine göre, sigortalının kanser hastası olduğu iddia ve ispat edilmediğine bilahare, sigorta primlerini ödemede temerrüde düşen sigortalının geciken primlerini ödeyerek sözleşmeyi ayakta tutmak istemesi karşısında, davalının, Poliçe Genel Şartları’nın 11. maddesi gereğince yeni bir muayene talep etme hak ve yetkisinin bulunmasına rağmen, davalının bu hak ve yetkisini kullanmamış olması veya böyle bir talep olmasına rağmen sigortalının bunu engellediği iddia ve ispat edilmediğine göre, artık, davalının kendi kusuru ile doğan sonuca savunma olarak dayanmasının mümkün olmaması karşısında yerinde görülmeyen davalı vekilin tüm temyiz itirazlarının reddi ile kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile kararın ONANMASINA, aşağıda yazılı bakiye 7.750.000 lira temyiz ilam harcının temyiz edenden alınmasına 25.05.2000 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

  1. HUKUK DAİRESİ
  2. 2006/4146
  3. 2006/11062
  4. 2.11.2006

DAVA : Taraflar arasında görülen davada A. Asliye 4.Ticaret Mahkemesi’nce bozmaya uyularak verilen 14.12.2005 tarih ve 2005/44-2005/614 sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi R. tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

KARAR : Davacı vekili, müvekkilinin davalı ile emeklilik sigortası sözleşmesi akdettiğini, ancak poliçede öngörülen süresinin bitmesine rağmen ödeme yapılmaması üzerine icra takibi yapıldığını ve davalının haksız olarak takibe itiraz ettiğini ileri sürerek, İtirazın iptali ile %40 İcra inkar tazminatının tahsilini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, müvekkili tarafından hesaplanan 9.511.577.734.-TL’nin ödenmeye hazır olunduğunu, fazla isteğin reddedilmesi gerektiğini savunmuştur.

Mahkemece; iddia, savunma ve dosyadaki delillere göre, bozma ilamı doğrultusunda alınan rapora göre, davalının temerrüde düştüğü ve alacağın likit olduğu gerekçesiyle, davanın kısmen kabulü ile 8.123,58.-YTL. asıl alacak ve 1.110,22.- YTL. işlemiş faiz yönünden takibin devamına, 3.693,58.- YTL. icra inkar tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmiştir.

Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir.

1 – Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, taraf vekillerinin aşağıdaki bentler kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.

2- Ancak, dava dövize endeksli emeklilik sigorta sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili amacıyla girişilen icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkin olup, davalı vekilince sunulan cevap dilekçesinde, müvekkilinin 3.095.562.965.-TL iştira tutan, 1.660.225.902.-TL kar payı tutarı ödemeyi kabul ettiği açıkça bildirilmiştir.

Mahkemece, talep edilebilecek kar payı tutarının tespiti amacıyla görüşüne başvurulan bilirkişinin sıfatı ise, bu konuda görüş bildirmeye yeterli değildir. Zira kar payı birikimi, matematik karşılıkların yatırıldığı varlıkların yıl içerisinde elde edilen gelirlerinin yönetmelik hükümleri ve genel kabul görmüş muhasebe kurallarına göre net yatırım geliri olup, hesaplanması, ilanı, varlıkların değerleme yöntemleri Hazine Müsteşarlığı’nca belirlenmekte ve bu formüle göre hesaplanmaktadır.

Bu durum karşısında mahkemece, sigorta hukuku konusunda uzman bilirkişi incelemesi yaptırılarak davalı vekilinin kar payı hesabına ilişkin esaslı itirazlar karşılanmak, bu hesaplama sonucunda da cevap dilekçesindeki açık kabul beyanı karşısında davacı yararına hükmedilecek kar payı tutarının, 1.660.225.902.-TL’den az olamayacağı gözetilmek ve sonucuna göre karar verilmek gerekirken, yazılı şekilde hüküm kuruması doğru olmamış ve bu nedenle hükmün davacı yararına bozulması gerekmiştir.

3- Davalı vekilinin, temyizine gelince, TTK.’nun 1332 /son ve Hayat Sigorta Genel Şartlarının B/4 maddesi uyarınca sigortacı, masrafı hak sahiplerine ait olmak üzere tüm belgelerin verilmesinden sonra, sözleşme hükümlerine göre ödemesi gereken kesinleşmiş tazminatı 19 gün içinde hak sahiplerine öder seklinde düzenleme yer aldığından, mahkemece, davalı sigortacının temerrüt tarihinin bu ilke doğrultusunda tespiti gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması da doğru olmamış, bu nedenle, de hükmün davalı yaranına bozulması gerektirmiştir .

SONUÇ : Yukarıda ( 1 ) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, taraf vekillerinin diğer temyiz itirazlarının REDDINE, ( 2 ) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin ve ( 3 ) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, hükmün taraflar yararına BOZULMASINA, ödedikleri temyiz peşin harcın istekleri halinde temyiz edenlere iadesine, 02.11.2006 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

  1. HUKUK DAİRESİ
  2. 2004/1841
  3. 2004/10983
  4. 8.11.2004

DAVA : Taraflar arasında görülen davada Manisa Asliye 2.Hukuk Mahkemesi’nce verilen 09.12.2003 tarih ve 2002/356-2003/843 sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Berkant Şengel tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

KARAR : Davacı vekili, müvekkilinin davalı sigorta şirketiyle iki adet hayat sigortası sözleşmesi akdettiğini, 3 yıl sonra sigortadan vazgeçilip yatırılan ve fonda biriken paranın alınabileceğinin kararlaştırıldığını, ancak iki poliçe için 1708 USD ödeme yapıldığını, 1172 USD.nın daha ödemesi gerektiğini iddia ederek, fazlaya ilişkin hakkın saklı tutularak 1.525.944.000.-TL.nın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, davacı ile müvekkili arasında 02.07.1998 başlangıç tarihli iki adet “Ferdi Uniflex Dolar Sigortası Poliçesi” düzenlendiğini, Hazine Müsteşarlığı’nca tasdikli Ferdi Uniflex Dolar Planı Teknik Esasları uyarınca, ödenen sigorta primlerinin bir kısmının risk primi ve masraf kesintisi olarak ayrıldığını, geriye kalanının birikim primi olarak yatırıma yönlendirildiğini, bu sözleşmenin ölüm teminatı veren uzun vadeli bir sözleşme olduğunu, özel şartlarının 3 ncü maddesi uyarınca sigortalının talebi üzerine istira bedelinin ödendiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, iddia, savunma, toplanan kanıtlar ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davalının sözleşme hükümlerine göre gerekli istira bedelini ödediği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.

Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.

Dava, hayat sigortası genel şartları uyarınca akdedilmiş, Ferdi Unıflex Dolar Sigorta Poliçesinden kaynaklanan alacağın tahsili istemine ilişkindir.

Taraflar arasında 02.07.1998 tarihli iki adet Ferdi Uniflex Dolar Sigortası Poliçesi tanzim edildiği, davacının kararlaştırılan aylık primleri üç yıl boyunca düzenli şekilde ödediği, poliçe özel şartlarının 10 ncu maddesi uyarınca iştira bedelinin ödenmesini talep ettiği, davalı tarafından iki poliçe karşılığı toplam 1708 Dolar ödeme yapıldığı hususlarında uyuşmazlık yoktur. Çekişme, ödenen iştira bedelinin eksik olup olmadığı, sözleşmeye uygun bulunup bulunmadığı yönlerindedir. Mahkemece, bilirkişi raporuna itibar edilerek hüküm kurulmuştur. Ancak, karara esas alınan rapor, denetime uygun olmadığı gibi, uyuşmazlığı çözmeye de elverişli değildir. Öncelikle ifade etmek gerekir ki, bilirkişi, Sigorta Hukuku ve aktüerlik alanında uzman değildir. Ayrıca, raporda iştira bedelinin nasıl hesaplandığı açıklanmamış, gerekçesiz şekilde davalının yaptığı hesaplamanın doğru olduğu ifade edilmiştir. O halde, mahkemece, davacı vekilinin, rapora yönelik ciddi itirazları da dikkate alınıp, uzman bilirkişi veya bilirkişi kurulundan rapor alınarak sonucuna göre bir hüküm kurulması gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 08.11.2004 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

HUKUK GENEL KURULU

  1. 2009/13-433
  2. 2009/580
  3. 23.12.2009

DAVA : Taraflar arasındaki “İtirazın iptali” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara 7. Tüketici Mahkemesince verilen 23.10.2007 gün ve 2007/177 E.-829 K. sayılı davanın reddine ilişkin kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 28.11.2008 gün ve 2008/9343-14269 sayılı ilamı ile;

( … Davacı, davalıların murisi G. B.’ye 29.4.2005 tarihli sözleşme ile 60.000.00 YTL konut kredisi kullandırıldığını, 15.08.2006 tarihinde G. B.’nin vefat ettiğini, mirasçısı olan davalıların kredi borcunu ödemediği gibi, girişilen icra takibine haksız olarak itiraz ettiğini ileri sürerek, itirazın iptaline karar verilmesini istemiştir.

Davalılar, murisleri G. B.’ye konut kredisi kullandırıldığını ve kredi sözleşmesi gereğince G. B. lehine hayat sigortası yapılması gerektiğini, davalı banka ilk yıl için bunun yerine getirildiğini, ancak, ertesi yıl için hayat sigortasının yenilenmediğini ve murislerine bilgi de verilmediğini, bu hususun sözleşmeye aykırılık teşkil ettiğini, şayet hayat sigortası yaptırılsaydı davacının kredi alacağını hayat sigortacısı şirketten öncelikle tahsil edebileceğini belirterek davanın reddini dilemiştir.

Mahkemece, davalıların murisi G. B.’ye konut kredisi kullandırıldığı, kredi sözleşmesine göre kredi kullanan lehine hayat sigortası yapılmasının gerektiği, davacı bankanın ilk yıl için bu yükümlülüğün yerine getirmesine rağmen müteakip yıl için hayat sigortasının yenilenmediği, sigorta yapılması hususunun davacı banka yararına olduğu gibi kredi borçlusu yararına da olduğu, tacir ve güven müessesesi olan davacı bankanın hayat sigortasını yenilememekle ve kredi borçlusuna durumu haberdar etmemekle ağır kusurlu olduğu, kredi borçlusu davalıların murisi G.’ın kredi borcu tam ödenmeden ölümü ile kredi borcunun sigorta tazminatından ödenme imkanının kalmadığı, buna sebebiyet veren davacı bankanın bakiye kredi alacağını talep edemeyeceği sonucuna varılarak davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.

Yukarıda da kısaca özetlendiği gibi dava, davalıların miras bırakanı tarafından kullanılan konut kredisinin kısmen ödenmemesi üzerine davacı banka tarafından girişilen icra takibine vaki itiraz nedeniyle itirazın iptaline ilişkindir. Taraflar arasındaki uyuşmazlık, kredi borçlusunun hayat sigortası ile sigortalanması hususunu düzenleyen kredi sözleşmesinin 10. maddesindeki düzenleme karşısında davalıları borçtan kurtaran bir davacı kusurunun bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır.

Davalıların mirasbırakını G. B.’nin 29.04.2005 tarihli sözleşmeye istinaden davacı bankadan 48 ayda geri ödeme koşulu ile 60.000.00 YTL tutarında konut kredisi kullandığı, geri ödemeler devam ederken kredi borçlusu G.’ın 15.08.2006 tarihinde öldüğü, kredi taksitlerinin ödenmemesi üzerine davacı bankanın hesabı kat ederek 11.01.2007 tarihinde davalılar aleyhine icra takibine giriştiği ve davalıların itirazı üzerine icra takibinin durduğu dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Davalılar gerek davaya karşı verdikleri cevap dilekçelerinde gerekse yargılama sırasındaki beyanlarında, kredi sözleşmesinin 10. maddesine göre davacı bankanın kredi borçlusu G.’a hayat sigortası yaptırması gerektiğini, nitekim ilk yıl yaptırdığını, müteakip yıl sigorta yaptırmadığını, şayet sigorta yapılsa idi, bankanın dair ve mürtehin sıfatı ile kredi borcunun sigortacıdan tahsil edebileceğini ileri sürmüşlerdir.

Davacı banka ile davalıların miras bırakanı G. arasında düzenlenen kredi sözleşmesinin 10. maddesinde aynen; “Borçlu, banka ile mutabık kaldığı ve aşağıda yer alan prim ödeme koşulları kapsamında, belirlenen sigorta şirketine banka alacağının tamamen tahsil edileceği tarihe kadar hayat sigortası yaptırmayı ve bu sigortada Akbank T.A.Ş.’nin dain ve müstehin olarak gösterildiğini, sigorta süresi içinde borçlunun vefatı halinde sigorta şirketince ödenecek tazminattan o tarihteki bankaya olan borcun mahsubundan sonra kalacak olan meblağın kanuni mirasçılarına ödenmesini, iş bu sigorta sözleşmesinin kredi geri ödeme süresi sonuna kadar yenileneceğini kabul, beyan ve taahhüt etmiştir.” şeklinde düzenleme yapılmıştır. Böyle bir düzenleme karşısında davacı bankanın TTK’nun 1321.maddesi anlamında menfaat sahibi olduğu ve yine anılan yasanın 1329.maddesi hükmü gereğince de sözleşmeden doğan hak ve menfaatleri sigortacıdan talep etmeye hakkı olduğu tartışmasızdır. Davacı bankanın kredi borçlusunun hayat sigortası yapılmasındaki asıl amacının kredi borcunun teminat altına alınması olduğu muhakkaktır. Belli bir prim ödeme borcu getirmekle birlikte hayat sigortası kapsamına alınmasında sigortalının da bir menfaatinin olduğu da açıktır. Böyle bir uyuşmazlıkta öncelikle sözleşme ile hangi tarafa veya taraflara hangi yükümlülüklerin getirildiği üzerinde önemle durulmalıdır. Yukarıda metni aynen alınan kredi sözleşmesinin 10.maddesindeki düzenlemede hayat sigortası ile ilgili davacı bankaya değil kredi borçlusuna bir yükümlülük getirildiği açık ve belirgindir. Davacı bankanın kendisi için zorunluluk getirmeyen ve kredi borcunun teminatlarından ilke olarak her zaman vazgeçebileceğinin kabulü gerekir. Bunun aksi, ancak, davacı banka kredi borçlusunu ilk yıl olduğu gibi müteakip yıl veya yıllar sigortalattığı halde devam eden yıl sigortalatmaz ve durumdan sigortalıyı haberdar etmez ise tartışılabilir. Şayet banka kredi borçlusunu birden fazla yıl sigortalatmış ise artık bundan sonraki yıllar için kredi borçlusuna sigortanın yenileneceği hususunda bir güven vermiş olacaktır. Bu halde dahi, sigortanın yenilenip yenilenmediği kredi borçlusu tarafından takibi gerekeceğinden, tarafların müterafik kusuru üzerinde durulmalıdır. Somut olayda ise, davacı banka ilk yıl sigorta yaptırmış, diğer yıl yaptırmamıştır. Bu durumda bankanın sigortanın yenileneceği ve bunun banka tarafından yerine getirileceği hususunda bir güven verdiğinden de söz edilemez. Böyle olunca mahkemece, davalıların sorumlu oldukları kredi borcu miktarı belirlenerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yanlış değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir… ),

Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

KARAR : Dava, davalıların mirasbırakanı tarafından kullanılan konut kredisinin kısmen ödenmemesi üzerine davacı Banka tarafından girişilen icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.

Yerel mahkemenin “davanın reddine” dair verdiği karar Özel Dairece yukarıda yazılı nedenle bozulmuş; Yerel mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Davacı Banka ve davalıların murisi G. B. arasındaki 29.04.2005 tarihli Konut Kredisi Sözleşmesiyle murise konut kredisi kullandırıldığı, geri ödemeler devam ederken murisin 15.08.2006 tarihinde vefatından sonra kredi taksitlerinin ödenmemesi nedeniyle davacı Banka tarafından davalı mirasçılar aleyhine girişilen icra takibine vaki itiraz üzerine eldeki davanın açıldığı anlaşılmaktadır.

Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; birinci yıl için murise kendiliğinden hayat sigortası yaptıran davacı Bankanın, müteakip yıllar için bunu yaptırması gerekip gerekmediği ve bu konuda kredi kullanana güven verip vermediği, sözleşmenin 10. madde hükmü uyarınca davalıları borçtan kurtaran bir davacı kusuru bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır.

Sözleşmenin “Hayat Sigortası” başlığı altında düzenlenen 10. maddesinde, “Borçlu, Banka ile mutabık kaldığı ve aşağıda yer alan prim ödeme koşulları kapsamında, belirlenen sigorta şirketine Banka alacağının tamamen tahsil edileceği tarihe kadar Hayat Sigortası yaptırmayı ve bu sigortada Akbank T.A.S.’nin dain ve mürtehin olarak gösterildiğini, sigorta süresi içinde borçlunun vefatı halinde sigorta şirketince ödenecek tazminattan o tarihteki Banka’ya olan borcun mahsubundan sonra kalacak olan meblağın kanuni mirasçılarına ödenmesini, işbu sigorta sözleşmesinin kredi geri ödeme süresi sonuna kadar yenileneceğini, kabul, beyan ve taahhüt etmiştir.” hükmü öngörülmüştür.

Kredi kullandırırken hayat sigortası yapan Bankanın, kullandırmış olduğu krediyi teminat altına almak istemesi doğaldır. Hayat sigortası yapılmasındaki temel amaç kredi borcunun teminat altına alınması olduğuna göre, sözleşme ile hangi tarafa yükümlülükler getirildiğinin, bu kapsamda değerlendirilmesi ve sonuca ulaşılması gerekir.

Az yukarıda içeriği açıklanan Kredi Sözleşmesinin 10. maddesinde yer alan ifadele göre, borçlu müteveffa G. B.nin, “…belirlenen sigorta şirketine Banka alacağının tamamen tahsil edileceği tarihe kadar Hayat Sigortası yaptırma…” yükümlülüğü altına girdiği kuşkusuzdur.

Sözleşmede kredi veren sıfatını haiz olan Bankanın, 10. maddeyle getirmiş olduğu düzenleme, kendi lehine koyduğu bir hükümdür. Bu yönüyle Bankanın, kendi lehine yaptığı bir düzenlemenin aleyhine yorumlanarak yükümlülük altına sokulması olanaklı değildir.

Davacı Banka, sözleşmenin akdedildiği tarihte hayat sigortası yaptırmış, müteakip yıl için hayat sigortasını yenilememiştir. Kural olarak, bankanın, kendi lehine bir düzenleme içeren kredi borcunun teminatından her zaman vazgeçebileceği duraksamadan uzaktır.

Bundan ayrı; birinci yıl için murise kendiliğinden hayat sigortası yaptıran davacı Bankanın, müteakip yıllar için kredi borçlusunu sigortalatmış olup da, devam eden yıl sigortalatmaz ve durumdan sigortalıyı haberdar etmez ise ancak bu halde kredi borçlusuna sonraki yıllar için güven vermiş olacağından söz edilmesi olanaklıdır.

Sonuç itibariyle, ilk yıl hayat sigortası yaptırmış bulunan davacı Bankanın takip eden yıl için sigorta yaptırmadığı, dolayısıyla bu konuda davalılar murisine güven vermediği, sözleşmenin 10. madde hükmü uyarınca davalıları borçtan kurtaran bir davacı kusuru bulunmadığı açıktır.

Hal böyle olunca; Yerel Mahkemece, aynı yöne işaret eden ve Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyularak davalıların sorumlu oldukları kredi borcu miktarının belirlenmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, hatalı belirleme ve değerlendirme sonucu davanın reddine dair verilen kararda direnilmiş olması usul ve yasaya aykırıdır. Direnme kararı bu nedenle bozulmalıdır.

SONUÇ : Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının yukarıda ve Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı H.U.M.K.nun 429. Maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 23.12.2009 gününde oybirliği ile karar verildi.

T.C.

YARGITAY

  1. HUKUK DAİRESİ
  2. 2014/4766
  3. 2016/10180
  4. 7.11.2016

DAVA : Davacı … ve …, davalının bağlı olduğu grupta yer alan …’tan 4.014,00 TL. tüketici kredisi kullanan babaları için davalının hayat sigorta poliçesi düzenlediğini, babaları …’in 24.04.2011’de akciğer ödemi sebebiyle öldüğünü, murislerinin ölümünden sonra bakiye kredi taksitlerini ödemesi gereken davalının ödeme yapmadığını, poliçe tanziminde murisin yeterince bilgilendirilmediğini belirterek bakiye kredi taksitlerinin iptali ile ödenen taksitlerin istirdatını talep etmişlerdir.

Davalı vekili, şirketlerinin sözleşmeyi ile grup sigortası olarak yaptığını, davacılar murisi ile şirketleri arasında imzalı sözleşme bulunmadığından davanın aktif husumet yokluğundan reddi gerektiğini, davacılar murisinin kredi kullanımından çok önceki rahatsızlığının vefata neden olduğunu, murisin teminat dışı haller hakkında bilgilendirilmiş olması ve ölümün poliçe öncesindeki hastalıktan doğması sebebiyle zararın teminat dışı olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, iddia, savunma, yapılan yargılama ve toplanan delillere göre; davacılar murisinde poliçe tanziminden önce mevcut olan hastalığın ölüme neden olduğu, murisin bu rahatsızlığı poliçe tanzimi anında sigortacıya bildirmediği, sözleşmenin 5.1.3 maddesi gereği zararın teminat dışı olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı … tarafından temyiz edilmiştir.

SONUÇ : Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı …’in yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun bulunan hükmün ONANMASINA ve aşağıda dökümü yazılı 29,20 TL kalan onama harcının temyiz eden davacı …’den alınmasına, 07.11.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

  1. HUKUK DAİRESİ
  2. 2016/1884
  3. 2016/4088
  4. 31.3.2016

DAVA : Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine dair verilen hükmün süresi içinde davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:

KARAR : Davacılar vekili, müvekkillerinden D.’in eşi ve diğer davacıların babası müteveffa O.’nun … Bankasından 10.000,00 TL kredi çektiğini ve banka tarafından hak ve alacaklarının kayba uğramaması için sigorta ettirildiğini, müteveffa O.’nun kredilerini düzenli öderken geçirdiği kalp krizi sonucu vefat ettiğini, davacıların bankaya başvurarak kredi borcunun sigorta şirketinden tahsilini talep ettiklerini, ancak davalı banka ve sigorta şirketinin müteveffanın rahatsızlığının gizlendiği gerekçesiyle muris adına olan kredi alacağını kapatmadıklarını, bu nedenlerle sigorta sözleşmesinin yürürlükte olduğunun ve müvekkillerinin murisinin bankaya borçlu olmadığının tespitini talep etmiştir.

Davalı … Bankası A.Ş. vekili, davacıların talebinin sigorta hukukundan kaynaklanması nedeniyle muhatabın … Sigorta A.Ş. olduğunu bu nedenle kendilerine husumet yöneltilemeyeceğini, kredi borçlusunun borcundan dolayı ödeme yapılmaması nedeniyle kendilerinin borçlu hakkında takibe geçmelerinin kaçınılmaz olduğunu, herhangi bir ödeme yapılmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.

Davalı sigorta şirketi vekili, davacılar murisi O.’nun müvekkil şirkete 25.11.2010 başlangıç tarihli 3 yıl süreli hayat sigortası yaptırdığını, sigortalının 14.05.2011 tarihinde vefat ettiğini, ölüm belgesinde ölüm sebebinin kalp krizi olarak belirtildiğini, yapılan araştırmada sigortalının sigortalanmadan önce 02.05.2008 tarihinde koroner arter tanısıyla tedavi gördüğünün belirlendiğini, bu rahatsızlığının sigortalanmadan önce beyan edilmesi gerekirken kasıtlı olarak beyan edilmemesi nedeniyle müvekkili şirketin tazminat ödemeyi reddettiğini, zira TTK’nun 1290 maddesi gereği sigortalının kendi durumuyla ilgili beyan yükümlülüğü bulunduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, toplanan deliller ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, TTK’nın 1435 ve 1439 Mad. hükümleri ile Hayat Sigortası Genel Şartlarının C.2.2. Mad. hükmüne göre sigorta yaptıran kişinin doğru beyan yükümlülüğünün bulunduğu, bunun yerine getirilmemesi halinde sigortacının sözleşmeden cayma hakkının olduğu, sigortalının daha önce varolan rahatsızlığı ile ölümüne sebep olan rahatsızlığının aynı olduğu,bu şekliyle sigortalının doğru ihbar yükümlülüğünü ihlal ettiği, sigorta şirketinin bu yükümlülüğün ihlal edildiğini riziko gerçekleştikten sonra öğrendiği için sigortalının ölümünden önce cayma hakkından söz edilemeyeceği,beyan edilen hastalık ile ölüm arasında illiyet bağının bulunması nedeniyle sözleşmenin cayma hakkı bulunan sigortacı yönünden hükümsüz olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.

SONUÇ : Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde, dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre davacılar vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun bulunan hükmün ONANMASINA ve aşağıda dökümü yazılı 4,90 TL kalan onama harcının temyiz eden davacılardan alınmasına, 31.03.2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

  1. HUKUK DAİRESİ
  2. 2011/11173
  3. 2013/14100
  4. 2.7.2013

DAVA : Taraflar arasında görülen davada Nevşehir 2.Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 12/05/2011 tarih ve 2007/167-2011/116 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 02/07/2013 günü hazır bulunan davacılar vekili ile davalı vekili dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi Berkant Şengel tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

KARAR : Davacılar vekili, müvekkillerinin murisinin dava dışı bankadan kredi kullandığını, davalı nezdinde hayat sigorta poliçesiyle sigortalandığını, ani gelişen rahatsızlığı sonucu öldüğünü, hastalığın gizlendiği gerekçesiyle davalının tazminat ödemediğini ileri sürerek, 70.000 TL’nin ticari faiziyle tahsiline karar verilmesini istemiştir.

Davalı vekili, davacıların murisinin dava dışı bankadan tüketici kredisi kullandığını, menfaattarının dava dışı banka olduğunu, davacıların dava açma haklarının bulunmadığını, esasen ölümün ‘nazofarenks kanseri ve buna bağlı akciğer kanseri metastazı’ hastalığından kaynaklandığını, sigortalının beyannameye hastalık geçirmediği ve tedavi görmediği yönünde cevaplar verdiğini, önceki hastalığını gizlediğini, kasten gizleme nedeniyle poliçe tazminatının ödenmediğini, müvekkilinin fesih hakkını kullandığını, kaldı ki, faiz isteminin yerinde olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, iddia, savunma, toplanan toplanan kanıtlar ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davacıların murisinin solunum sıkıntısı çektiği, başvurusunun 2006 yılının başı ve ortasına isabet ettiği, bu tarih ile tanık olarak dinlenen doktorunun ifadesinin örtüştüğü, sigorta sözleşmesinin yapıldığı 27.02.2006 tarihinde akciğer kanseri olduğunu biliyor olmasının mümkün bulunmadığı, sigortalının ölüm nedeninin akciğer kaynaklı kanser ve komplikasyonları olduğu, 1990 yılında gırtlak kanseri tedavisi gördüğü, bu kanserin akciğer kanseriyle ilgisinin olmadığı, sözleşme öncesi akciğerine ilişkin tetkikleri bulunmadığından hastalığından haberdar olmadığı, tazminat talep etme koşullarının bulunmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne, 50.000 TL’nin ticari faiziyle tahsiline karar verilmiştir.

Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.

1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan ve yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.

2-Dava, hayat sigorta poliçesine dayalı tazminat istemine ilişkindir.

Davacıların murisinin dava dışı bankadan tüketici kredisi kullandığı, davalı tarafından 27.02.2007 tarihinden geçerli olmak üzere davalı nezdinde hayat sigorta poliçesiyle sigortalandığı, sigortalı murisin kanser hastalığını da kapsayan bir çok hastalıkla ilgili olarak hastalığının bulunmadığı ve önceden bu hastalıklarla ilgili tedavi görmediği yönünde beyanda bulunduğu, 09.07.2006 tarihinde ‘nazofarenks ca+akciğer metastazı’ hastalığı nedeniyle öldüğü hususları uyuşmazlık konusu değildir. Ayrıca, dosya kapsamından davacıların murisi sigortalının 1990 yılında gırtlak kanseri tedavisi gördüğü ve 18 yıldır ses kısıklığı sorunu yaşadığı anlaşılmaktadır. Davalı, sigortalının sigorta sözleşmesi sırasında nazofarenks kanseri tedavisi gördüğünü kasten gizlediğini, sigorta sözleşmesi sırasında gizlenen bu hastalığa bağlı akciğer kanseri metastazı nedeniyle öldüğünü, bu durumun öğrenilmesi sonrasında sözleşmeden cayma hakkının kullanıldığını, tazminat ödeme yükümlülüğünün bulunmadığını savunmuştur. Mahkemece adli tıp uzmanı doktor raporu ile Adli Tıp Kurumu raporuna itibar edilerek davacıların murisi sigortalının akciğer kanserinden öldüğü, bu hastalığının 1990 yılında geçirdiği gırtlak kanseri ile ilişkisinin olmadığı, sözleşme sırasında da akciğer hastalığının sigortalı tarafından bilinmediği görüşüne itibar edilerek yazılı şekilde davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Ancak, hüküm yeterli araştırma ve incelemeye dayanmadığı gibi bilirkişi raporları da karar vermeye elverişli değildir. Gizlendiği ileri sürülen kanser hastalığı onkolog tabiplerin uzmanlık alanıyla ilgili bir hastalık olup, birinci bilirkişi raporunu düzenleyen doktor adli tıp uzmanıdır. İkinci bilirkişi raporunu düzenleyen Adli Tıp 3. İhtisas Kurulu arasında da onkoloji uzmanı bulunmamaktadır. Ayrıca, sigortalının öldüğü Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi raporlarında ölüm nedeni nazofarenks kanseri ( gırtlak kanseri ) ve buna bağlı akciğer kanseri metastazı olarak açıklanmış olup, çelişki de giderilmemiştir. O halde, eksik incelemeye dayalı ve uzman olmayan bilirkişi raporlarına itibar edilerek karar verilmesi doğru görülmemiştir.

Bu durum karşısında, dosya içinde mevcut tıbbi kayıtlar ile tüm kanıtlar çerçevesinde davacıların murisi sigortalının öldüğü akciğer kanseri hastalığının daha önce geçirmiş olduğu ve sigorta sözleşmesinde belirtmediği nazofarensk kanseri ( akciğer kanseri ) hastalığı ile bir ilgisinin olup olmadığı, önceki hastalığının metastazı bulunup bulunmadığı, başka bir anlatımla ölümü ile gizlediği hastalığı arasında illiyet bağı olup olmadığı, ayrıca davacının sözleşme tarihinde akciğer kanseri hastalığını bilip bilmediği yönlerinde denetime uygun rapor alınması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.

SONUÇ : Yukarıda ( 1 ) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine, ( 2 ) numaralı bentte açıklanan nedenlerle temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davalı yararına BOZULMASINA, takdir olunan 990,00 TL duruşma vekalet ücretinin davacılardan alınarak davalıya verilmesine, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 02.07.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

  1. HUKUK DAİRESİ
  2. 2015/16694
  3. 2016/197
  4. 18.1.2016

DAVA : Taraflar arasındaki menfi tespit-istirdat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabul,kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR : Davacı vekili, müvekkilinin davalı bankadan kullanmış olduğu zirai işletme kredisi için müvekkiline hayat sigortası yapıldığını, sigorta işlemleri için müvekkilinin kullandığı krediden 2.365,00 TL kesinti yapıldığını, müvekkilinin kredi borcunu vaktinden önce 11/05/2011 tarihinde ödediğini, davalı bankanın yenilenen sigorta işlemleri ile ilgili olarak müvekkilinin hesabına 2.449,81 TL borç kaydettiğini, daha sonra 01/01/2011 tarihinden itibaren 75 yaş ve üzeri olanlar için hayat sigortası zorunluluğunun kaldırıldığının öğrenildiğini, müvekkilinin 80 yaşında olduğunu, 2.449,81 TL borca müvekkili tarafından itiraz edildiğini, ancak olumlu sonuç alınamadığını ileri sürerek müvekkilinin davalı bankaya borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davacı 21/05/2012 havale tarihli dilekçesinde, dava konusu sigorta bedeli 2.500,00 TL’yi ihtirazi kayıtla davalı bankaya ödediğini belirtmiştir.

Davalı banka genel müdürlüğü ve davalı banka şubesi vekili, davacı iddialarının gerçeği yansıtmadığını, zira davacının müvekkili banka ile akdetmiş olduğu genel tarımsal krediler sözleşmesinin 12.maddesinde hayat sigortası yaptırılmasının zorunlu olduğunun açıklandığını, 75 yaş üstü kişilere hayat sigortası yapılmaması hususunun Tarımsal Krediler Başkanlığının 17/02/2011 tarihli genelgesi ile yürürlüğe konulduğunu, davacının sigortasının ise daha önce 01/01/2011 tarihinde yenilendiğini, ancak borcun tamamen tahsili halinde erken ödeme nedeniyle prim iadesi yapılabileceğini savunarak davanın reddini istemiştir.

Mahkemece toplanan delillere göre; davacının davalı bankadan tarımsal kredi kullandığı ve sözleşme uyarınca davacıya hayat sigortası yapıldığı, 01/01/2011 tarihi itibariyle davacının hayat sigortasının yenilendiği, davacının kullandığı tarımsal krediye ilişkin borcunu 11/05/2011 tarihinde erken ödeyip kapattığı, ancak davalı banka tarafından hayat sigortası yenilenmesi nedeniyle 2.449,81 TL bakiye borcunun kaldığının bildirildiği, 17/02/2011 tarihli Tarımsal Krediler Daire Başkanlığı Genelgesi gereğince tarımsal kredi kullanacak 75 yaş üzeri kişilerin zorunlu hayat sigortası kapsamından çıkarıldığı, buna göre davalı bankanın sadece 01/01/2011-17/02/2011 tarihleri arasındaki 47 günlük hayat sigortası bedeli olan 259,56 TL’yi talep edebileceği, davalının fazladan ödenen 2.240,44 TL’yi iade etmesi gerektiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile, 2.240,44 TL’nin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmiş, hüküm davalılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.

1-Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalılar vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan ve yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.

2- Davacı, taraflar arasında akdedilen genel tarımsal krediler sözleşmesi uyarınca kullanmış olduğu krediye ilişkin tüm borcunu vaktinden önce 11/05/2011 tarihinde ödediğini, bankanın bu ödemenin 2.449,81 TL’sının 01/01/2011 tarihinde yenilenen hayat sigortası nedeniyle borç kaydedildiğini bildirdiğini, ancak 01/01/2011 tarihinden itibaren 75 yaş ve üzeri olanlar için hayat sigortası zorunluluğunun kaldırıldığını ileri sürerek davalı bankaya borçlu olmadığının tespitini istemiştir. Davalı banka ise söz konusu sigorta zorunluluğunu kaldıran genelgenin 17/02/2011 tarihinde yürürlüğe girdiğini savunarak davanın reddini istemiştir.

Tarımsal Krediler Daire Başkanlığı’nın 7355 sayılı 17/02/2011 tarihli genelgesinin 7.maddesinde ” Kredi kullandırılacak 75 yaş üstü kişiler zorunlu hayat sigortası kapsamından çıkarılmış olup, bu gruptaki kişilere kullandırılacak kredilerde maddi teminat ve/veya kredi garanti fonu kefaleti şartı aranacaktır… Ayrıca, kredi riski bulunan müşterilerden 75 yaş üzerinde olan veya kredi borcu kapanıncaya kadar 75 yaşını dolduracak müşterilerden, maddi teminatı bulunmayanların, kredi borcu tamamen tahsil ve tasfiye edilene kadar hayat sigortası yaptırılmaya devam edilecektir.” denilmektedir. Taraflar arasında akdedilen genel tarımsal krediler sözleşmesinin 12.maddesi uyarınca davacı adına yaptırılan hayat sigortasının ise 01/01/2011 tarihinde yenilendiği dosya kapsamından anlaşılmıştır. Mahkemece, konusunda uzman bir bilirkişiye banka kayıtları ve genelge hükümleri doğrultusunda inceleme yaptırılarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmadığı gibi, davalı yan aleyhine harca hükmedilmemiş olması da isabetsiz olup bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ : Yukarıda ( 1 ) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalılar vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, ( 2 ) nolu bentte açıklanan nedenlerle hükmün BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 18.01.2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

  1. HUKUK DAİRESİ

DAVA : Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR : Davacılar, murisleri olan Ş. K.’nın davalı Bankadan bireysel destek kredisi kullandığını, muris için yaptırılmış hayat sigortası bulunduğunu, murislerinin vefatından sonra kredi taksitlerinin bu sigortadan karşılanması gerektiğini, yeni dönem hayat sigortası yaptırmamasından davalı bankanın sorumlu olduğunu ileri sürerek, fazlaya dair hakları saklı kalmak üzere 10.000 TL tazminatın murisin vefat tarihi olan 21.2.2009 tarihinden itibaren işleyecek faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.

Davalı, davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, davanın kısmen kabulüne, 22.090,83 TL’nin tahsiline karar verilmiş; hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir.

Davacıların miras bırakanının Ş. K. olduğu, davalı Bankadan bireysel destek kredisi kullandığı, geri ödemeler devam ederken murisin 21.2.2009 tarihinde vefat ettiği dosyadaki delillerden anlaşılmıştır. 27.8.2007 tarihli bir yıl süreli hayat sigortası 27.8.2008 tarihinde murisin vefatından önce sona ermiştir. Davacılar hayat sigortasının yenilenmemesi nedeniyle, uğradıkları zararın tahsili için bu davayı açmıştır. Oysa taraflar arasındaki kredi sözleşmesinde bankanın hayat sigortasını re’sen yenileme yetkisinin bulunduğuna dair herhangi bir hüküm bulunmayıp, davalı banka da ilk sigortanın sona ermesinden sonra, takip eden yıllarda hayat sigortasını yenileyerek murise bir güven de vermemiştir. Bu durumda hayat sigortasını yenileme yükümlüğü, davacıdadır. Mahkemece davanın reddi gerekirken, sigorta poliçesinin bir suretinin sigortalıya verildiğine dair veya sigorta yenilenmesinin talep edilip edilmediğinin murise sorulduğuna dair herhangi bir belgenin bulunmayışı gerekçe gösterilerek davalının kusurlu olduğundan bahisle davanın kabulüne karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan sebeplerle temyiz edilen kararın davalı yararına BOZULMASINA, peşin alınan harcın istenmesi halinde iadesine, 18.06.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

  1. HUKUK DAİRESİ
  2. 2005/13284
  3. 2007/127
  4. 15.1.2007

DAVA : Taraflar arasında görülen davada Sivas Asliye 1.Hukuk Mahkemesi’nce verilen 26.09.2005 tarih ve 2003/290-2005/220 sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacılar vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Berkant Şengel tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

KARAR : Davacılar vekili, müvekkillerinin murisinin davalı bankadan hayvancılık kredisi kullandığını, diğer davalı tarafından hayat ve hayvan sigortalarının yapıldığını, poliçenin sahibinin muris olduğu belirtilmesine rağmen lehdarının davalı bankanın Altınyayla Şubesi gösterildiğini, kredi kullanan murisin 01.08.2002 tarihinde öldüğünü, tazminatın davalı sigorta şirketi tarafından diğer davalı bankaya gönderilmesine karşın primlerin eksik ödendiği gerekçesiyle bankaca ödeme yapılmadığını, davalılar arasındaki yazışma hatalarının sözleşmenin geçersizliği sonucu doğurmayacağını ileri sürerek, alacak davası ve fazlaya ilişkin hakların saklı tutularak 7508548 numaralı hayat sigortasının geçerli olduğunun tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı Başak Hayat Sigorta A.Ş vekili, uyuşmazlığa konu 01.01.2002-01.01.2003 tarihlerini kapsayan poliçenin ölüm tarihinde veya sonrasında priminin ödenmediğini, müvekkilinin sorumluluğunun başlamadığını, tek taraflı feshin bulunmadığını, ilk prim ödenmediği için yürürlüğe girmiş sigorta sözleşmesinin bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.

Diğer davalı vekili, prim ödemesinin bulunmadığını, kredi sözleşmesinin her yıl yenileme mecburiyetinin olmadığını bildirerek, davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, iddia, savunmalar, toplanan kanıtlar ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, taraflar arasında 23.03.1998 tarihinde 1 yıllık süre için grup hayat sigortası poliçesi düzenlendiği, 31.12.1999 tarihinden sonra yenilemelerin yapıldığı, 01.01.2002 – 31.12.2002 döneminde davaya konu poliçenin düzenlendiği, primin ödenmediği, davacıların murisinin 01.08.2002 tarihinde vefat ettiği, sözleşmenin 1 yıllık yapıldığı, ilk prim ödenmeden ölümün gerçekleştiği, davalı sigorta şirketinin sorumluluğunun henüz başlamadığı, TTK.nun 1297 nci maddesi uyarınca bir işlem yapılmadığı, sigorta işlemlerinde bir prosedür eksikliğinin olmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.

Kararı, davacılar vekili temyiz etmiştir.

1- 5219 sayılı Yasa ile değişik HUMK.nun 427 nci maddesi uyarınca miktar ve değeri birmilyar lirayı geçmeyen taşınır mal ve alacak davalarına ilişkin nihai kararlar kesindir. Alacağın bir kısmının dava edilmiş olması halinde, birmilyar liralık kesinlik sınırı alacağın tamamına göre belirlenecektir. Somut olayda istem, hayat sigorta poliçesinin geçerli olup olmadığının tespitine yöneliktir. Sözleşme konusu birmilyar liranın üzerinde olduğu gibi, fazlaya ilişkin haklar saklı tutularak dava açılmıştır. Bu durum karşısında, dava değeri itibariyle kararın kesin olduğu gerekçesiyle davacılar vekilinin temyiz dilekçesinin reddine ilişkin 26.09.2005 tarihli mahkeme kararının kaldırılarak temyiz isteminin esastan incelenmesine karar vermek gerekmiştir.

2- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacılar vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.

SONUÇ : Yukarıda ( 1 ) numaralı bentte açıklanan nedenlerle mahkemenin temyiz isteminin reddine ilişkin kararının kaldırılmasına, ( 2 ) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı bakiye 1.90 YTL. temyiz ilam harcının temyiz edenden alınmasına, 15.01.2007 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

  1. HUKUK DAİRESİ
  2. 2015/14557
  3. 2017/2081
  4. 12.4.2017

DAVA : Taraflar arasında görülen davada Sakarya 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 06/10/2015 tarih ve 2014/683-2015/1016 Sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacılar vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, davaya konu meblağ 21,242 TL’nin altında bulunduğundan 6100 Sayılı Kanun’un geçici 3/2. maddesi delaletiyle uygulanması gereken HUMK 3156 Sayılı Kanunla değişik 438. maddesi gereğince duruşma isteğinin reddiyle incelemenin dosya üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

KARAR : Davacılar vekili; müvekkillerinin murisinin davalı Banka şubesinden kredi kullandığını, bu kapsamda hayat sigortası poliçesi düzenlendiğini, bu kredi düzenli olarak geri ödenirken ilgilinin 01/07/2014 tarihinde vefat ettiğini, bunun üzerine müvekkillerinin bu kredinin hayat sigortası kapsamında ödenmesini talep ettiklerini, ancak taleplerinin haksız olarak reddedildiğini ileri sürerek müvekkillerinin murislerinden kalan kredi nedeni ile davalılara borçlu bulunmadıklarının tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili; sigortalının sigortalanmadan önce var olan kalp yetmezliği hastalığının ölümüne yol açtığının tespit edildiğini, sigortalının 2005 yılı ve öncesinden beridir kalp damar hastalığı nedeni ile tedavi gördüğünü ve dolayısı ile müvekkili şirkete gerçeğe aykırı beyanda bulunduğunu savunmuştur.

Davalı vekili; sigorta şirketince ödenmesi gereken tazminatın bankaya olan borcun mahsubundan kalan meblağın mirasçılara ödenmesi gerektiğini savunmuştur.

Mahkemece iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre; banka ile muris arasında bir kredi sözleşmesi imzalandığı, bankanın daini mürtehin sıfatı ile imzalanan sigorta sözleşmesinde yer aldığı ve davaya muvafakat etmediği, kaldı ki murisin de sigorta poliçesi düzenlenirken sağlığına dair hususlarda gerçeğe aykırı beyanda bulunduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Kararı, davacılar vekili temyiz etmiştir.

Dava, davacılar murisinin kullandığı kredinin bakiye borcunun hayat sigortası poliçesi kapsamında ödenmesi talebine dayalı menfi tespit istemine dair olup, mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir. Davalı hayat sigortası poliçesinde daini mürtehin olarak yer almaktadır. Mahkemece, mümeyyiz davalıya davaya muvafakat edip etmediği sorulmuş, davalı da davaya muvafakat etmediği yönünde cevap vermiştir. Ancak, davacılar murisinin kredi borcunun poliçe kapsamında sigorta şirketinden tahsili konusunda davalı/alacaklının hareketsiz kalması ve açılan davaya da muvafakat etmemesi, ilgili ile davalı Sigorta Şirketi olanın aynı sermaye grubuna dahil olduğu gözetildiğinde TMK’nın 2. maddesine aykırıdır. Bu durumda, davacının talebinin sigorta tazminatının tahsiline dair olmayıp menfi tespit istemine dair olduğu da dikkate alınarak işbu davayı açabileceğinin ve davalının işbu davaya muvafakat etmemesinin sonuca etkili olmadığının kabulü gerekir.

Öte yandan, uyuşmazlığın esası yönünden ise, davalı Sigorta Şirketi, davacılar murisinin uzun süredir kalp damar hastalığı sebebiyle tedavi gördüğünü, poliçe düzenlenirken sağlık durumuna dair gerçeğe aykırı beyanda bulunduğunu ileri sürmüş, davacılar ise murislerinin hastane kayıtlarını ve kullandığı ilaç listelerini sunarak kalp damar hastalığına dair hastalık öyküsü olmadığını savunmuştur. Mahkemece tarafların iddia ve savunmalarını karşılayacak şekilde uzman bir doktor bilirkişiden rapor alınmaksızın davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış, uyuşmazlığın halli bakımından bilirkişi raporu alınması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiğinden eksik incelemeye dayalı hükmün bozulması gerekmiştir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan sebeplerle davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün davacılar yararına BOZULMASINA, ödedikleri peşin temyiz harcının istekleri halinde temyiz edenlere iadesine, 12.04.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

  1. HUKUK DAİRESİ
  2. 2012/8986
  3. 2012/16407
  4. 4.7.2012

DAVA : Taraflar arasındaki tüketiciyi koruma kanunundan kaynaklanan davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR : Davacı, davalı bankadan kullandığı tüketici kredisi için yapılan Hayat sigortasının yenilenmesi sebebiyle tahsil edilen pirim ücretinin iadesine karar verilmesini istemiştir. Davalı, davanın reddin dilemiştir.

Mahkemece, davanın kabulüyle 2.695,70 TL’nin tahsiline karar verilmiş;hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir.

Davacı, davalı bankadan kullandığı tüketici kredisi için yapılan Hayat sigortasının yenilenmesi sebebiyle tahsil edilen pirim ücretinin iadesine karar verilmesi istemiyle eldeki davayı açmıştır. Davalı davanın reddini istemiştir. Mahkemece, sözleşmede hayat sigortasının yenilenmesinde tüketiciden herhangi bir masraf alınacağına dair hüküm bulunmadığını, bu sebeple masraf alınmayacağını belirterek davanın kabulüne karar verilmiştir. Davacıyla davalı banka arasında imzalanan 5.10.2009 ve 2.4.2010 tarihli sözleşmelerin altına el yazıları ile ‘Talep ettiğim krediye dair hayat sigortasının bankanız aracılığıyla yapılmasını talep ederim.” yazısının yazılıp davacı tarafından imzalandığı anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca davacının talebinin kabulüne karar verilmesi, taraflar arasındaki sözleşme ile hak ve menfaatler dengesini bozar nitelikte olup T.M.K.2. maddesinde açıklanan iyiniyet kurallarına aykırılık teşkil edeceğinden davanın reddine karar verilmesi gerekirken aksine düşüncelerle yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma gerektirir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan sebeplerle temyiz edilen kararın davalı yararına BOZULMASINA, temyiz harcının istenmesi halinde iadesine, 04.07.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

  1. HUKUK DAİRESİ
  2. 2003/2205
  3. 2003/8062
  4. 22.9.2003

DAVA : Taraflar arasında görülen davada Manisa Asliye 1. Hukuk Mahkemesi’nce verilen 16.12.2002 tarih ve 2002/133 – 2002/883 sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi davalı Banka vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : Davacı vekili, tarımsal kredi sözleşmesi ile davalı bankadan kredi kullanan ve 18.07.2001 tarihinde vefat eden müvekkillerinin murisi Ali hakkında sözleşme hükümlerinde bahsi geçtiği halde banka görevlilerinin ihmali yüzünden hayat sigortası yapılmaması nedeniyle müvekkillerinin sigorta bedelini alamadıklarını ileri sürerek, 2.000.000.000.-TL.nın murisin vefat tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.

Davalı, davaya cevap vermemiştir.

Mahkemece, toplanan deliller ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davalının kredi borçlusu olan Ali’ye hayvancılık kredisi verdiği halde hayat sigortası yaptırmadığı ve bu şahsın kredi sözleşmesi günlüğü içinde öldüğü gerekçesiyle, davanın kabulüne karar verilmiştir.

Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.

Davacıların murisi Ali ile davalı banka arasında imzalanan 12.10.1999 tarihli Tarımsal Krediler Genel Sözleşmesi’nin sigortaya ilişkin 11 nci maddesinin 11.6 nolu bendinde “kredi lehdarı/lehdarları bankaca uygun görüldüğü takdirde, banka mevzuatına göre hayat sigortası, tabii afetler sigortası veya başkaca herhangi bir sigortayı yaptırmaya bankanın yetkili olduğunu, sigorta yapılması işlemlerindeki gerçeğe aykırı beyanlarından dolayı bankanın herhangi bir sorumluluğunun bulunmadığını, süreleri biten sigorta poliçelerini 11.2 nci madde esasları dahilinde yenilettirmeyi, bu hususun banka için bir mecburiyet teşkil etmeyeceğini kabul ve taahhüt eder/ederler” hükmü yer almaktadır. Yine aynı maddenin 11.3 nolu bendinde “kredi lehdarı/lehdarları, bankaca bu madde hükümleri dairesinde yaptırılacak sigortaların prim vs. giderlerinin kendisinin/kendilerinin borcu olduğunu ve sigortacının bankaya ödeyeceği komisyon vs. paralar üzerinde hiçbir hakkı ve iddiası olmadığını kabul ve taahhüt eder/ederler.” hükmüne yer verilmiştir. Mahkemece anılan sözleşme hükümlerine göre bankaca uygun görülmesi halinde aslen sigorta yaptırma, yenilettirme ve primlerini ödeme yükümlülüğünün sigorta lehdarına ait olduğu, davacıların murisinin sözleşmenin imzalandığı 12.10.1999 tarihi ile öldüğü 18.07.2001 tarihi arasındaki uzun süre içinde kendisine bankanın hayat sigortası yaptırmasına itiraz etmediği, ölüm nedeni hususları gözönünde bulundurulmadan yetersiz bilirkişi raporuna itibar edilerek, davalı bankanın kredi borçlusu Ali’ye hayat sigortası yaptırmaması nedeniyle sorumlu tutulması doğru görülmemiştir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalı banka vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 22.09.2003 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

  1. HUKUK DAİRESİ
  2. 2000/1154
  3. 2000/2111
  4. 20.3.2000

DAVA : Taraflar arasındaki davanın İzmir Birinci Asliye Ticaret Mahkemesi`nce görülerek verilen 17.12.1999 tarih ve 1998/2598-1999/1176 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla tetkik hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

KARAR : Davacı vekili, müvekkillerinin murisi olan İ.`nin davalı şirkete hayat sigortası yaptırdığını, ölümü üzerine talep edilen tazminatın davalı şirketçe ödenmemesi üzerine açılan davada taleple bağlı kalınarak davanın kabulüne karar verildiğini, tahsil edilen paraların mahsubundan sonra bakiye 1.385.813.000 liranın reeskont faizi ile birlikte toplam 3.756.855.000 liranın tahsili için yapılan icra takibine haksız olarak itiraz edildiğini, alacağın 10 yıllık süre içerisinde istenebileceğini, zamanaşımı gerçekleşmediğini beyanla itirazın iptali ile, takibin devamına ve % 40 icra-inkar tazminatına hükmedilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, Türk Ticaret Kanunu`nun 1332. maddesine göre sigorta bedelinin muaccel olduğu tarihin, ihbarı takip eden beş günlük sürenin bitim tarihi olduğunu, aynı Kanun`un 1268. maddesine göre, zamanaşımına uğramış olduğunu, önceki davada hakkın saklı tutulmasının zamanaşımını kesmeyeceği, davacıların vefat tazminatı taleplerinin hiçbir maddi ve hukuki dayanağı bulunmadığını, miktarın yanlış hesaplandığını, 1.098.500.000 lira olması gerektiğini savunarak davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, iddia, savunma ve dosyadaki belgelere göre davacıların ihbar süresinin sonundan itibaren 2 yıl içerisinde ilk davayı açmış oldukları, bu davanın kesinleşmeden saklı tutulan kısım için icra takibine başlandığı, dolayısıyla zamanaşımının gerçekleşmediği, davacının faiz hesabında yanlışlık yapmış olduğu gerekçesiyle itirazın kısmen iptali ile, takibin 1.385.308.000 lira asıl alacak ve kalanı faiz ve eklentiler olmak üzere 3.752.298.200 lira üzerinden yürütülmesine, 1.500.919.280 lira icra inkar tazminatının davalı sigorta şirketinden tahsiline karar verilmiştir.

Kararı, davalı sigorta şirketi vekili temyiz etmiştir.

Dava, davacılar murisi tarafından yaptırılan hayat sigortası nedeniyle icra takibi ile talep edilen vefat tazminatı istemine yapılan itirazın iptaline ilişkindir.

Türk Ticaret Kanunu`nun 1332. maddesinin son fıkrasına göre, “Sigortalı veya sigortadan faydalanan kimse, rizikonun gerçekleştiğini öğrendiği tarihten itibaren beş gün içinde durumu sigortacıya bildirmeye mecburdur. Sigorta bedeli, bu beş günlük müddetin geçtiği tarihte muaccel olur.” 1268. maddesine göre de sigorta mukavelesinden doğan bütün mutalebeler, iki yılda müruruzamana uğrar.

Somut olayda davalı sigorta şirketine ihbarın 20.4.1995 tarihinde yapıldığı hususunda taraflar arasında ihtilaf bulunmamaktadır. Dolayısıyla sigorta bedelinin muaccel olduğu tarih 26.4.1995 tarihi olup, davacılar 16.11.1995 tarihinde açtıkları ilk dava ile iki yıllık zamanaşımı süresi içerisinde fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak 40.000.000 TL talep etmişlerdir. Davanın kabulü ile sonuçlanan bu dava dairemizce onanarak, karar düzeltme isteminin reddedildiği 23.3.1999 tarihinde kesinleşmiş olup, davacılar vekili bu tarihden önce 3.2.1998 tarihinde icra takibine başlayarak fazlaya ilişkin sigorta bedelini talep etmişlerdir. İlke olarak ilk davada sigorta bedelinin bir kısmı istenmiş olup, fazlaya ilişkin hak saklı tutulmuş olsa dahi saklı tutulan bu hak da asıl davanın tabi olduğu zamanaşımı süresine tabi olup, açılan ilk dava ile şimdilik istenmeyen sigorta bedeline ilişkin işleyen zamanaşımı süresi kesintiye uğramayıp, devam etmektedir.

O halde, yukarıda anılan ilkeler doğrultusunda davacıların saklı tuttukları hak için icra takibine başlamış oldukları 3.2.1998 tarihinde Türk Ticaret Kanununun 1268. maddesinde öngörülen 2 yıllık zamanaşımı süresi gerçekleşmiş olup, bu nedenle davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu şekilde açılan ilk dava ile tüm sigorta bedeli için zamanaşımı süresinin kesilmiş olduğunun kabulü doğru görülmemiştir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 20.3.2000 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

  1. HUKUK DAİRESİ
  2. 2015/8151
  3. 2016/2748
  4. 14.3.2016

DAVA : Taraflar arasında görülen davada Diyarbakır 5. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 31/03/2015 tarih ve 2014/427-2015/87 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

KARAR : Davacılar vekili, 13.12.2013 tarihinde vefat eden müvekkillerinin murisinin davalı tarafından Hayat Sigorta Poliçesi ile sigortalandığını, poliçe kapsamında tazminat taleplerinin “murisin 03.03.2009 tarihinde kalp hastalığı tanısı almış olması” sebebiyle reddedildiğini, ancak sigortalının şeker hastalığı varsa da kalp rahatsızlığının bulunmadığını, kalp rahatsızlığı tanısının doktor tarafından sehven konulduğunu ileri sürerek şimdilik 1.000 TL’nin yasal faizi ile birlikte tahsilini talep ve dava etmiştir. Davacılar vekili 07.01.2015 tarihli dilekçesi ile talep sonucunu 17.605,98 TL’ye çıkarmıştır.

Davalı vekili, Hayat Sigortası Genel Şartlarının C.2.2. maddesi uyarınca sigorta sözleşmesinin yapılması esnasında bilinen ve sigortacının sözleşmeyi yapmaması veya daha ağır şartlarda yapmasını gerektirecek hallerin bildirilmesi gerektiğini, sigortalının bu yüküme riayet etmeyerek 03.03.2009 tarihinde kalp yetmezliği tanısı aldığı halde sağlık problemi yaşamadığını ifade ettiğini, ancak ölüm sebebinin kalp yetmezliği- iskemik kalp rahatsızlığı olduğunun belirtildiğini, rahatsızlığı ile vefatı arasında illiyet bağının bulunduğunu, zaten diyabetin kalp rahatsızlığına neden olduğunun da bilindiğini, bu sebeple müvekilince sözleşmeden cayıldığını, cayma beyanı olmasa dahi kast derecesindeki ihlal sebebiyle TTK’nın 1439/2 maddesi uyarınca tazminat ödeme borcunun bulunmadığını, ihmal kanısına varılırsa da tazminattan indirim yapılması gerektiğini savunarak davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, kredi hayat sigortası başvuru formunun matbu olarak düzenlendiği, sigorta ettirenin ihtiyaçlarından ziyade kredi veren kurum olan bankanın ihtiyaçları ve zorlaması ile ortaya çıkan bir sözleşmenin söz konusu olduğu, irade özgürlüğünün bulunmadığı, eksik beyanda bulunulması halinde sigortalının hangi yaptırımlara maruz kalacağının kendisine tam olarak bildirilmediği, bu hususun bilgilendirme yükümlülüğüne aykırılık teşkil ettiği gerekçesiyle davanın kabulüne, 17.605,98 TL’nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, alacağın 1.000 TL’sine dava tarihinden itibaren, 16.605,98 TL’sine ıslah tarihinden itibaren yasal faiz işletilmesine karar verilmiştir.

Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.

1- Dava, Hayat Sigorta Poliçesi ile sigortalanan murisin vefatı üzerine sigorta teminatının tahsili istemine ilişkin olup, davalı sigorta şirketi sigorta poliçesinin düzenlenmesi esnasında murisin kalp rahatsızlığı olduğu halde bunu sakladığı, bu şekilde beyan yükümüne aykırı davrandığını, buna bağlı olarak tazminatın ödenemeyeceğini savunmuş, davacılar ise murisin diyabet hastalığına bağlı olarak tedavi görmekteyse de kalp rahatsızlığının bulunmadığını, kalp yetmezliği tanısının sehven yazıldığını ileri sürmüştür. Mahkemece, murisin tedavi ve hastane geçmişine ilişkin dosyalar celbedilmişse de sadece avukat bilirkişi tarafından düzenlenen rapor hükme esas alınmak suretiyle yazılı şekilde karar verilmiştir.

Poliçenin düzenlendiği tarihte yürürlüğe girmiş bulunan 6102 sayılı TTK’nın 1435. maddesi uyarınca sigorta ettiren sözleşmenin yapılması sırasında bildiği veya bilmesi gereken tüm önemli hususları sigortacıya bildirmekle yükümlüdür. Sigortacıya bildirilmeyen, eksik veya yanlış bildirilen hususlar, sözleşmenin yapılmamasını veya değişik şartlarda yapılmasını gerektirecek nitelikte ise, önemli kabul edilir. Sigortacı tarafından yazılı veya sözlü olarak sorulan hususlar, aksi ispat edilinceye kadar önemli sayılır. Benzer hüküm Hayat Sigortası Genel Şartları’nın C-2.2. maddesinde de düzenlenmiştir. Dairemizin yerleşik kararları uyarınca da sigorta şirketinin sorusu üzerine veya herhangi bir soru sorulmadan (dolayısı ile buna ilişkin bir form doldurulmadan) sigortalı, sözleşmenin yapılması sırasında kendisinin bildiği ve sigortacının sözleşmeyi yapmamasını veya daha ağır şartlarla yapmasını gerektirecek bütün halleri sigortacıya bildirmekle yükümlüdür. Bu itibarla, beyan yükümüne aykırı davranılıp davranılmadığının murisin hastalığı da göz önüne alınarak uzmanlığı belirlenecek bir doktor ile sigortacı bilirkişinin yer aldığı bilirkişi heyetinden rapor alınmak suretiyle belirlenmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekir. Ayrıca davacılar, dava dilekçesinde, davalı sigorta şirketinin bilgilendirme yükümüne aykırı davranmasına dayalı olarak tazminat talep etmedikleri, davalarını murisin beyan yükümüne aykırı bir davranışının bulunmamasına rağmen tazminatın ödenmemesinin haksız olmasına dayandırdıkları halde mahkemece, davalı sigorta şirketinin bilgilendirme yükümüne aykırı davrandığı gerekçesiyle de yazılı şekilde karar verilmesi yerinde görülmemiş, kararın bozulmasını gerektirmiştir.

2- Kabule göre de, davalı tarafından tanzim edilen Hayat Sigortası Poliçesinde ilk yıl için vefat teminatı 15.000 TL olduğu halde teminat tutarının aşılarak 17.605,98 TL üzerinden davanın kabulüne karar verilmesi de doğru olmamış, kararın bu yönden de bozulmasını gerektirmiştir.

SONUÇ : Yukarıda (1) ve (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davalı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 14.03.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

  1. HUKUK DAİRESİ
  2. 1998/9829
  3. 1999/1826
  4. 4.3.1999

DAVA :Taraflar arasındaki davanın Konya Asliye Ticaret Mahkemesince görülerek verilen 21.10.1998 tarih ve 221 – 1377 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dava dosyası için Tetkik Hakimi Deniz Biltekin tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine doysa içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

KARAR : Davacı vekili, müvekkilinin annesi ile davalı arasında süper hayat sigortası yapıldığını ve menfaatter olarakta müvekkilinin gösterildiğini, sigortalının vefatından sonra davalıya müracaat edildiğini ancak ödemenin yapılmadığını, murisin kansere yakalandığını ölümünden önce bilmediğini ileri sürerek 500.000.000,- lira alacağın ticari faizi ile davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, poliçedeki prim artışının 1996 yılına kadar %30 artışla ödendiğini, müvekkilinin bu artışın enflasyonun altında kâldığından bahisle, sağlık durumları yerinde olduğu takdirde artırabilineceğini tüm sigortalılarına bildirdiğini, sigortalının prim artışı yaparken hastalığını bildiğini ancak müvekkiline bildirmediğini, bunu ancak rizikonun gerçekleşmesinden sonra öğrendiklerini, bu halde cayma mümkün olmadığından poliçe genel şartları 2. maddesi uyarınca sözleşmenin geçersiz hale geldiğinden, müvekkilince %30 üzerindeki artışların kabul edilmeyerek, %30 üzerinden hesaplanan 20.584.000,- lira veraset vergisinin bankaya yatırıldığını, 87.603.738,- liranın davacıya havale edildiğini belirterek davanın reddini talep etmiştir.

Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamından davacının miras bırakanının gerçeğe aykırı beyanda bulunduğu ispat edilemediği gibi davalınında sigortadan cayma hakkını kullanmamış bulunması nedeniyle davanın kabulü ile 500.000.000,- liranın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmiştir.

Kararı davalı vekili temyiz etmiştir.

Sigorta sözleşmesi kurulurken sigortalıya yüklenen doğru bilgi verme ( ihbar ) yükümlülüğü ile ilgili TTK.nun 1290. maddesi hükmü mal sigortalarına ilişkin olmakla birlikte yerleşmiş Yargıtay uygulaması ile birlikte hayat ve kaza sigortalarında da uygulanmaktadır. Bu nedenle sigorta ettiren sigortacıya doğru bilgi vermekle yükümlü bulunmaktadır. Rizikonun gerçekleşmesinden önce sigortacı bilginin yanlış verildiğini öğrendiği takdirde aynı hüküm gereğince sigortacıya sözleşmeden cayma hakkı tanınmıştır. Cayma hakkının kullanılmadığı halde ise bu hak düşer ve sözleşme hükümlerini doğurmaya devam eder. Dava konusu olayda ise, rizikonun gerçekleşmesinden önce sigortacı bu hususu öğrenmiş değildir. Ancak hastanelerden gelen belgelerle ve rizikodan sonra sigortacı bu hususu öğrenmiştir. Rizikonun gerçekleşmesinden sonra sözleşmeden cayma esasen mümkün olmaz. Böyle bir durumda sigortacıya sözleşmeye koyacağı hükümle ya da BK. genel hükümlere dayanarak savunma hakkını koruyabilecektir. Nitekim, dava konusu olayda da genel şartların 2. maddesine konulan hükümle ihbarın gerçeğe aykırılığı bir hükümle sabit olduğu takdirde poliçenin dolayısıyla sözleşmenin hükümsüz hale geleceği kararlaştırılmıştır. Yine sözleşmenin devamı sırasında rizikonun ağırlaştırılmasını gerektirecek değişiklik gerçekleşmiş ise ve sigortacı öğrenmeden rizikoda gerçekleşmiş ise, sigortacı artık fesih hakkını kullanamaz. Hayat sigortası Genel şartlar C.3.3. maddesi uyarınca sigorta bedeli alınan prim ile alınması gereken prim miktarı oranına göre indirim yapılarak ödenir.

Sigorta ettiren primini 18.10.1996 – 97 döneminde artırmıştır. Dosya da bulunan 9.9.1996 günlü SSK doğumevi raporu, 19.8.1997 tarihli S. Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinin raporundan sigortalının over kanseri olduğu, 27.3.1998 tarihli davacı vekilinin cevaba cevap dilekçesindede belirtildiği üzere ölüm nedenininde over kanseri olduğu tartışmasızdır. Sigortalının hastalığının seyrine ve gördüğü tedavinin niteliğine göre kendisinin kanser olduğunun bilmesi asıldır. Dosyaya da bunun aksine delil davacı tarafından sunulmamıştır. O halde, mahkemece sigortacının kabulü gibi 18.10.1996 – 18.10.1997 artışı dikkate alınmadan, yaptırılacak uzman bilirkişi incelemesi ile davacının alacağı sigorta tazminatı tesbit edilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davalı yararına ( BOZULMASINA ), oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

  1. HUKUK DAİRESİ
  2. 2004/745
  3. 2004/9934
  4. 18.10.2004

DAVA : Taraflar arasında görülen davada İstanbul Asliye 2. Ticaret Mahkemesi’nce verilen 2.10.2003 tarih ve 2000/1314-2003/1106 sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Gürkan Gençkaya tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : Davacılar vekili, müvekkillerinin murisinin kullandığı araç ile denize uçmak suretiyle, araçtan çıkamayıp boğularak öldüğünü, murisin hayat sigortasının ilk defa 1993 yılında ve daha sonra 1998 yılında davalı şirketçe yapıldığını, poliçe teminatının ödenmediğini ileri sürerek, 57.438.632.000.TL.nın davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, davacılar murisinin poliçe tanzimi sırasında sağlık beyan formunda sağlığı ile ilgili bilgileri eksik ve yanıltıcı şekilde verdiğini, oysa kalp hastalığı bulunup, anjiyo olduğu, iki damarının tıkalı olduğu, 1,5 paket sigara içtiği, sınırda tansiyon yüksekliği ve kolesterolü bulunduğu, bu durumun bilinseydi sigorta korumasının verilmeyeceğini, sözleşmenin yok hükmünde olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, iddia, savunma ve dosyadaki belgelere göre, sigortalının poliçe tanziminde kendisine sorulan sorulara cevap verdiği, gizlenecek bir derecede hastalığının olmadığı, sözleşme hükümlerine aykırı hareket etmediği, denizde boğularak ölmüş olduğu gerekçesiyle, davanın kabulü ile 57.438.632.000.TL.nın 26.05.2000 tarihinden itibaren yasal faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmiştir.

Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.

1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.

2- Dava, hayat sigorta poliçesinden kaynaklanan alacak isteğine ilişkindir.

Mahkemece, sigortalının ölüm tarihinden itibaren faizi ile sigorta teminatının davalıdan tahsiline karar verilmiş ise de, temerrüdün başlangıcı yönünden mahkeme kabulü eksik incelemeye dayalıdır.

T.T.K.nun 1332 /son maddesine göre bu tür hayat sigortalarında riziko, ölüm hali olduğundan muacceliyetin gerçekleşebilmesi için öncelikle hak sahipleri tarafından ölüm hali rizikosunun gerçekleştiğinin öğrenildiği tarihten itibaren beş gün içerisinde sigortacıya bildirilmesi gerekir. Hayat Sigortası Genel Şartlarında bu ihbarla birlikte veya ihbardan sonra bir kısım yazılı belgelerin sigorta şirketine verilmesi gerektiği belirlenmiştir. Sigortacıya bu belgelerin verilmesinden sonra sigortacı tarafından en kısa sürede bu belgeler incelenerek şartları gerçekleşmiş ise, sigorta bedelinin hemen ve en geç on gün içinde hak sahiplerine ödenmesi gerekmektedir.

O halde, mahkemece yukarıda açıklandığı şekilde inceleme yapılarak davalının temerrüt tarihinin belirlenerek hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı olduğu şekilde eksik incelemeye dayalı olarak karara verilmesi doğru görülmemiştir.

SONUÇ : Yukarıda 1 numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddine, 2 numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davalı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 18.10.2004 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

  1. HUKUK DAİRESİ
  2. 2012/10446
  3. 2013/290
  4. 9.1.2013

DAVA : Taraflar arasında görülen davada … Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 01.10.2010 tarih ve 2007/250-2010/131 Sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği düşünüldü:

KARAR : Davacı vekili, müvekkilinin murisinin ortağı olduğu davalı kooperatiften kullandığı krediler sebebiyle diğer davalı nezdinde hayat sigortası yapıldığını, müvekkili murisinin 04.06.2007 tarihinde vefat ettiğini, davalı sigorta şirketinin vefat tazminatını ödemediğini ileri sürerek 15.566,12 TL vefat tazminatının davalılardan tahsilini talep dava etmiştir.

Davalı kooperatif vekili husumet itirazında bulunarak davanın reddini istemiştir.

Diğer davalı vekili, davacının murisinin hayat sigortası genel şartlarının C-2/2.2 maddesine göre poliçenin tanzimi sırasında sağlığıyla ilgili doğru beyanda bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davacının murisinin davaya konu poliçeler düzenlenmeden önce akciğer kanseri olduğunu bilmesine rağmen 5 ay süresince düzenlenen 6 adet poliçede de hastalığını bildirmemesi ve resmi kayıtlara göre de bu hastalığı sebebiyle vefat etmiş olması durumu karşısında, davalılar arasında davalı kooperatifin ortaklarının aldıkları krediler için düzenlenecek hayat sigortasına dair protokolün 7/3. maddesi gereğince davalı sigorta şirketinin ödemeden kaçınma hakkı bulunduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.

1- ) Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin aşağıdaki bent dışında kalan sair temyiz itirazları yerinde değildir.

2- ) Ancak;

Davaya konu poliçelerden iki tanesi 23.01.2007 ve 24.01.2007 tarihlerinde düzenlenmiş bulunmaktadır. Mahkemece biyopsi tarihi esas alınarak, davacının murisinin hastalığını kasten gizlediği gerekçesiyle bu poliçeler bakımından da davanın reddine karar verilmiştir. Davacı taraf, bilirkişi raporuna itirazında biyopsi tarihinde henüz, gizlendiği iddia edilen hastalık bakımından tabip teşhisi bulunmadığını ayrıca da hastalığın muristen gizlendiğini ileri sürdüğüne ve biyopsi sonuçlarının da bu poliçelerin tanzim tarihinden sonra çıktığı anlaşıldığına göre, mahkemece hastaneden davacının murisiyle ilgili biyopsi işleminden önce ölüme neden olan hastalıkla ilgili olarak bir tanı konulup konulmadığı hususundaki delillerin, bu husustaki ispat külfeti kendisinde olan davalıdan sorulmak ve ibraz edildiğinde bu deliller üzerinde durulmak suretiyle ve şayet sadece biyopsi sonucuyla hastalığın teşhisi konmuş ise bu iki poliçenin geçerli olduğu kabul edilerek sonucuna göre hüküm kurulması gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış kararın bu sebeple davacı yararına BOZULMASINA karar vermek gerekmiştir.

SONUÇ : Yukarıda ( 1 ) numaralı bentte açıklanan sebeplerle davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, ( 2 ) numaralı bentte açıklanan sebeplerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün davacı yararına BOZULMASINA, ödenen temyiz peşin harcın istemi halinde temyiz edene iadesine, 09.01.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

  1. HUKUK DAİRESİ
  2. 2009/3069
  3. 2009/7036
  4. 8.6.2009

DAVA : Taraflar arasında görülen davada Ankara Asliye 3.Ticaret Mahkemesi’nce verilen 16.10.2008 tarih ve 2007/175-2008/460 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Numan Acar tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

KARAR : Davacı vekili, müvekkili murisinin davalı tarafından grup hayat sigortası ile sigortalandığını, riziko gerçekleştiği halde sigorta bedelinin ödenmediğini ileri sürerek, ıslah dilekçesiyle birlikte 10.000,00 TL poliçe bedelinin tahsilini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, sigortalının 2004 yılından itibaren hipertansiyon tedavisi görüyor olduğu halde poliçe tanzimi esnasında rahatsızlığını gizlediğini ve 55,000 çalışan personele sigorta yapılırken işverenle yapılan anlaşmanın 5. maddesi uyarınca tam sağlıklı olmanın şart olarak kararlaştırıldığını bu nedenle sigorta poliçesinin geçersiz olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, sigortalının kendi sağlık durumuyla ilgili beyanın alınmadığı bu nedenle sağlık durumunu gizlediğinin ispatlanmadığı ve sigortalını hastalığı ile ölüm nedeni arasında illiyet bağı bulunmadığının bilirkişi raporuyla belirlendiği gerekçeleriyle davanın kabulüne karar verilmiştir.

Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.

Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davalı vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı bakiye 405.00 TL temyiz ilam harcının temyiz edenden alınmasına, 08.06.2009 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

  1. HUKUK DAİRESİ
  2. 2010/463
  3. 2011/8151
  4. 4.7.2011

DAVA : Taraflar arasında görülen davada Beyoğlu 2. Sulh Hukuk Mahkemesi’nce verilen 18.9.2007 tarih ve 2006/422 – 2007/664 Sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacılar vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Alper Bostancı tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

KARAR : Davacılar vekili, müvekkillerinin murisi olan A. Çelik ile davalı şirket arasında hayat sigortası poliçesi düzenlendiğini, A. Çelik’in silahlı saldırı sonucunda öldüğünü, sigorta tazminatının tahsili için davalı hakkında başlattıkları icra takibine davalının itiraz ettiğini ileri sürerek, davalının itirazının iptaline, takibin devamına ve asıl alacağın % 40’ından aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, Hayat Sigortası genel Şartları ve T.T.K.’nun 1328. maddesi uyarınca davacıların murislerinin öldürülmesinde suç ortağı olmaması gerektiği, aksini ispatlamak üzere yapılacak ceza soruşturması sonucunda düzenlenecek iddianameyi ibraz etmesinin gerekli olduğu gerekçesiyle davanın reddine ve alacağın % 40’ı oranında kötüniyet tazminatının davacılardan tahsiline karar verilmiştir.

Kararı, davacılar vekili temyiz etmiştir.

Dava, hayat sigortası poliçesinden kaynaklanan alacak istemine ilişkindir. Davacılar tarafından murislerinin ölümü sebebiyle murisleri ile davalı şirket arasında düzenlenen hayat sigortası poliçesi gereğince davalıdan sigorta tazminatı talep edilmiş, davalı ise davacıların murisi tarafından kullanılan kredinin kalan borçlarının kapatıldığını ancak sigorta tazminatının bakiye kısmı için davacıların murislerinin öldürülmesinde suç ortağı olmadıkları yönünde savcılık soruşturması sonucunda hazırlanacak iddianame ya da kovuşturmaya yer olmadığına dair karar örneği sunmaları gerektiğini belirtmiş, mahkemece davacıların ilgili karar örneklerini sunmadıkları gerekçesiyle davanın reddi ile davalı lehine alacağın % 40 ı oranında kötü niyet tazminatına hükmedilmiştir. Davacıların murisinin ölümünde davacıların suç ortağı olmadıklarına ilişkin mahkemece istenebilecek belgeleri ibraz etmedikleri gerekçesiyle davanın reddi doğru görülmemiş ve davacılar vekilinin temyiz isteminin kabulüyle kararın bozulması gerekmiştir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan sebeplerle davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle kararın davacılar yararına BOZULMASINA, ödenen temyiz peşin harcın istemi halinde temyiz edene iadesine, 4.7.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

  1. HUKUK DAİRESİ
  2. 2009/12487
  3. 2011/5612
  4. 9.5.2011

DAVA : Taraflar arasında görülen davada Vezirköprü 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 26.2.2009 tarih ve 2008/239 – 2009/38 Sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Alper Bostancı tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

KARAR : Davacı vekili, müvekkili ile davalı arasında hayat sigortası poliçesi düzenlendiğini, müvekkilinin 30 yıl boyunca primleri düzenli olarak ödediğini ancak bu sürenin sonunda davalı tarafça davacıya 16,50 TL ödenmesinin kararlaştırıldığını ileri sürerek, 8.500 TL’nın sigorta sözleşmesinin bitim tarihi olan 5.8.2006 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, zamanaşımı definde bulunmuş ve davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, Türk Ticaret Kanunu ve Hayat Sigortası Genel Şartları uyarınca sigorta sözleşmesinden doğan tüm talep haklarının iki yılda zamanaşımına uğrayacağı, zamanaşımı başlangıcının sigorta alacağının muaccel hale gelmesi gereken gün olduğu ve bu sürenin 5.8.2008 tarihinde dolduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.

Dava, hayat sigortası poliçesinden kaynaklanan alacak istemine dair olup, mahkemece hayat sigortası sözleşmelerinden doğan tüm talep haklarının iki yıllık zamanaşımı süresine tabi olduğu ve dava tarihi itibari ile alacağın zamanaşımına uğradığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmişse de, taraflar arasında düzenlenen hayat sigortası poliçesinin 5.8.1976 başlangıç tarihli, 30 yıl süreli ve 5.8.2006 bitiş tarihli olduğu, davacının talep hakkının 5.8.2006 tarihinde doğduğu ve bu tarih itibari ile yürürlükte olan 7397 Sayılı Sigorta Murakabe Kanunu’nun 19. maddesi hükmü gereğince zamanaşımı süresinin 10 yıl olduğu tartışmasızdır. Bir başka anlatımla davaya konu alacağın istenebilir hale geldiği tarih itibari ile dava 10 yıllık zamanaşımı süresine tabidir. Nitekim Sigorta Murakabe Kanununu tümüyle yürürlükten kaldıran 5684 Sayılı Sigortacılık Kanununun yürürlüğe giriş tarihi de 14.6.2007 olup, sonradan yapılan bu değişikliğin alacaklının talep hakkına menfi yönde etki etmesi düşünülemez. Bu durumda, davanın, süresi içinde 23.12.2008 tarihinde açıldığı değerlendirilmeksizin yazılı gerekçe ile davanın reddi yönünde hüküm kurulması doğru görülmemiş ve kararın bozulması gerekmiştir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan sebeplerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle kararın davacı yararına BOZULMASINA, aşağıda yazılı bakiye 2,80 TL temyiz ilam harcının temyiz edenden alınmasına, 09.05.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

  1. HUKUK DAİRESİ
  2. 2015/15788
  3. 2016/4061
  4. 30.3.2016

DAVA : Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine dair verilen hükmün süresi içinde davacı vekilli tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:

KARAR : Davacı vekili, müvekkilinin murisi ….’in dava dışı …’ndan kullanmış olduğu tüketici kredisi sebebiyle hayat sigortası poliçesini davalı ile imzalamış olduklarını, ancak murisin öldüğünü, tüketici kredi borcunun sigortadan ödenmesi gerektiğini, ancak sigorta tarafından bu ödemenin yapılmadığından bahisle 14.526,00 TL’nin davalı sigortadan tahsilini istemiştir.Davalı vekili, müvekkili ile dava dışı muris … arasında…’ndan kullanmış olduğu, 3 yıl süreli tüketici kredilerine yönelik hayat sigortası poliçesi düzenlendiğini ve sigortalının 23.08.2010 tarihinde öldüğünü bu durumda hayat sigortası menfaatlerinin .’na geçtiğini ve talep hakkının da bu bankada olduğunu beyan ederek usulden ve ayrıca sigortalının sigortadan önceki hastalığını gizlediğinden bahisle esasdan davanın reddini savunmuştur.Mahkemece, iddia, savunma ve toplanan delillere göre; davacının kredi sözleşmesinde müteselsil kefil olduğu da nazara alınarak iş bu davaya açmakta hukuki yararının bulunmadığı gibi dava hakkının bankada bulunduğu da gözetilerek davacının davasının aktif husumet ehliyetinden reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

1-)Dava, hayat sigorta sözleşmesinden kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir.

6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 1456. maddesinde sınırlı ayni hak ile takyit edilmiş bir mal üzerindeki, malike ait menfaat sigortalandığı takdirde, kanunda aksi öngörülmemişse, sınırlı ayni hak sahibinin hakkının sigorta tazminatı üzerinde de devam edeceği, ayni hak sahiplerinin izni bulunmadıkça, sigortacının sigorta tazminatını sigortalıya ödeyemeyeceği hüküm altına alınmıştır.

Yine 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 879. maddesinde muaccel olan sigorta tazminatının, malike ancak bütün rehinli alacaklıların rızasıyla ödenebileceği düzenlenmiştir. Söz konusu rıza beyanının açık olmasının yanı sıra kayıtsız ve şartsız olması da gerekmektedir. Bu sebeple dain-mürtehin hakkı sahibinin muvafakatının herhangi bir şarta bağlı olmaması gerekir. Diğer bir anlatımla şarta bağlı muvafakat geçerli değildir.

Somut olayda, …’nin davaya konu tüketici kredisi ile ilgili düzenlenen hayat sigortası poliçesi üzerinde dain-mürtehin kaydı bulunması sebebiyle Dairemizin önceki kararında dain mürtehin hakkı sahibinin davaya ve tazminatın davacıya ödenmesine muvafatı olup olmadığının sorulması amacıyla dosya mahkemesine geri çevrilmiştir.

Dain-mürtehin hakkı olan …, cevabi yazısında, muris Bekir Kubilayhan’ın şubelerinden kullandığı tüketici kredisi ile ilgili düzenlenen hayat sigortası poliçesi üzerinde dain-mürtehin sıfatlarından herhangi bir alacaklarının bulunmadığını, poliçe ile ilgili muvakatleri hususunu bildirmiştir. Bu haliyle dain-mürtehin hakkı sahibinin muvafakatı şarta bağlanmamıştır.

Bu durumda mahkemece, dain mürtehin hakkı sahibi tarafından davaya ve tazminatın davacıya ödenmesine muvafakat verildiği nazara alınarak, davanın esasına girilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde aktif husumet yönünden davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan sebeplerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün BOZULMASINA, 30.03.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.