İŞSİZLİK SİGORTASI, GELİR KORUMA SİGORTASI (EMSAL KARAR)

Günümüzün piyasa şartlarında iş hayatına yeni başlayan bir işçiden, üst düzey yönetici işçilere kadar tüm işçileri en çok tedirgin eden işini kaybetme riskidir. Bunu bilen özel sigorta şirketleri işçileri işsizlik riskine karşı koruyan işsizlik sigortası, gelir koruma sigortası yapmaktadırlar.

İşsizlik sigortasının sağladığı işsizlik Teminatından yararlanmak için bordrolu işçinin kendi hata ve isteği dışında işten çıkarılması, yani iş sözleşmesinin işveren tarafından haklı nedenle feshedilmemesi gerekmektedir.
Ancak, iş sözleşmesi işveren tarafından haklı nedenle feshedilmese bile Türkiye’deki bazı sigorta şirketleri maalesef işçinin haketmiş olduğu bu işsizlik teminatını ödemekten kaçınmaktadırlar.
İşçiler de, sigorta şirketlerinin yaşattığı bu mağduriyeti gidermek için yasal yollara müracaat etmek zorunda kalmaktadırlar.
Bu konuya ilişkin benzer bir örnekte aşağıdaki gibi kararları almak zorunda kalmaktadırlar.

TÜRK MİLLETİ ADINA YARGILAMA YAPARAK HÜKÜM VERMEYE YETKİLİ ADANA 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ KARARI

ESAS   NO : 2014/92

KARAR NO : 2015/90

DAVACI :

VEKİLLERİ : Av. AHMET CAN – Reşatbey Mah. Türkkuşu Cad. N:1 Günep Panorama B0502 B/Blok K:5 D:2 Seyhan/ ADANA

DAVALI : ………….. EMEKLİLİK A.Ş – İSTANBUL
DAVA
: TAZMİNAT

DAVA TARİHİ : 12/02/2014

KARAR TARİHİ : 22/01/2015

YAZIM TARİHİ : 16/02/2015

Davacılar vekili tarafından davalı aleyhine açılan “Tazminat” davasının mahkememizde yapılan yargılaması sonunda.

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:

Davacı vekili ; Dava dışı ……….A.Ş ye ait mağazada müdür yardımcısı olarak çalışan davacının gelir ve fatura koruma amaçlı iki ayrı sigorta poliçesi düzenlettirdikten bir süre sonra davacının hizmet sözleşmesinin fesih edilmesi nedeni ile işsiz kaldığı, poliçe kapsamında yapılması gereken ödemenin talep edilmesine rağmen ödenmediğini belirtip, 3.000,00 TL’nin reeskont faizi ile birlikte davalıdan alınmasına karar verilmesini istemiştir.

Davalı vekili ; Davanın niteliği itibari ile ticaret mahkemelerinin görevli olduğunu,sigorta poliçelerinin düzenlendiği tarihte davacının kendisine ait hizmet sözleşmesinin fesih edileceğini bildiği halde bunu kendilerinden sakladığını, bu durumu bilmeleri halinde davacı ile sözleşme yapmaları mümkün olmadığı için poliçelerin geçersiz olduğunu belirtip davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

Dava başlangıçta Asliye Hukuk Mahkemesinde açılmış, davanın niteliği itibari ile Ticaret Mahkemelerinin görevli olduğu kabul edilip, görevsizlik kararı verildikten sonra süresinde yapılan başvuru üzerine dava dosyası mahkememize gönderilmiştir.

Davanın konusunu gelir ve fatura koruma sigorta poliçesi düzenlemesi sonrası hizmet sözleşmesi fesih edilen davacının poliçe kapsamında talep ettiği alacak iddiası oluşturmaktadır.

Tarafların delilleri arasında yer alan iki adet sigorta poliçesi,davacının talebi üzerine oluşturulan hasar dosyası temin edilmiş ve bilirkişi incelemesi yaptırılarak rapor alınmıştır.

Davacı taraf hizmet sözleşmesinin fesih edileceğini önceden bilmediği halde fatura ve gelir koruma amaçlı sigorta poliçeleri düzenlettirdiğini, risk gerçekleştikten sonra ödeme yapılmasını istediği halde davalının ödeme yapmaktan kaçındığını, davalının bu kaçınmasının sözleşme gelen şartlarına aykırı olduğunu belirtip poliçelerde belirten tazminatı talep etmekte iken, davalı taraf poliçelerin düzenlendiği tarihte davacının hizmet sözleşmesinin fesih edileceğini bildiğini, bu durumu kendilerinden gizleyerek poliçelerin düzenlenmesine neden olduğunu,bu durumu bilseydiler sözleşmeleri düzenlemeyeceklerini, bu nedenle iradeleri sakatlanarak imzalanan sözleşmelerin geçerli olmadığını belirtip tazminat ödemekten kaçınmaktadırlar.

Taraflar arasında düzenlenen sigorta poliçelerinin kapsamı ile davacının hizmet sözleşmesinin feshi sonrası tazminat talep edip-edemeyeceği, tazminat talep edilebilecek ise miktarının ne olduğu konusunda bilirkişi incelemesi yaptırılıp rapor alınmıştır. Bilirkişi raporunda da belirtildiği gibi gelir koruma poliçesi sigortalının kasıt ve kusuru olmaksızın işten çıkarılması halinde işsiz kalındığı için ortaya çıkacak gelir kaybının giderilmesi için teminat oluşturmaktadır. Poliçe genel şartlarına göre davacının aynı işverenle en az 180 gün bordrolu olarak çalışması gerekmektedir. Davacı 10.04.2009 tarihinden 17.07.2013 tarihine kadar aynı işverenle 180 gün bordrolu çalışma koşulunu sağlayacak şekilde çalışmıştır. Poliçede ayrıca 90 günlük muafiyet sınırına uygun olarak poliçenin düzenlendiği, 12.02.2013 tarihinden ve işten çıkarıldığı 17.07.2013 tarihine kadar çalıştığı olayda muafiyet koşulununda gerçekleştiği kabul edilmiştir.

Her ne kadar davalı taraf poliçelerin düzenlendiği tarihte davacıya çalıştığı iş yeri tarafından hizmet sözleşmesinin fesih edileceğinin bildirildiğini, davacının bu durumu gizleyerek kendileri ile sözleşme düzenlediğini ileri sürmüş ise de; davacının poliçelerin düzenlendiği tarihte çalıştığı iş yeri olan ……….. A.Ş tarafından tüm çalışanlara “şirketin mali açıdan zora girdiğinin bildirildiği tartışmasız” olmakla birlikte her bir çalışana özel olarak belirli bir süre sonra sözleşmelerinin fesih edileceğinin bildirilmediği, personel ile ilgili yapılacak işlemler konusunda açık ve net bilgi verilmediği için sadece ekonomik nedenlerle firmanın zora girdiğinin bildirilmesinin davacıya ait hizmet sözleşmesinin belirli bir süre sonra fesih edileceği şeklinde yorumlanamayacağı, bu durumda bilgilendirme toplantısının yapıldığı ve poliçelerin düzenlendiği tarih itibari ile davacının belirli bir süre sonra hizmet sözleşmesinin fesih edileceğini bildiği halde bunu davalıdan gizleyerek sigorta poliçelerinin düzenlenmesine neden olduğu kabul edilmemiştir. Bu nedenle davalı sigorta şirketinin iradelerinin fesada uğratıldığı şeklindeki savunmasına itibar edilmemiştir.

Düzenlenen poliçelerin içeriği incelendiğinde ; Gelir koruma sigorta poliçesinin işsizlik ya da geçici iş göremezlik halinde 4.500,00 TL limit, fatura koruma sigorta poliçesinin ise işsizlik ve geçici iş göremezlik halinde yine 4.500,00 TL limit içerdiği anlaşılmaktadır.

Poliçede yer alan koşullara göre verilecek teminat tutarı ödenecek aylık tazminat tutarının azami tazminat ödeme süresi olan 6 ay ile çarpılması sonucu ortaya çıkacak miktarın ödenmesini gerektirmektedir. Gelir koruma poliçesi limiti aşmamak üzere aylık 750,00 TL fatura koruma sigorta poliçesi ise limiti aşmamak üzere aylık 250,00 TL ödeme yapılmasını ön görmektedir. Ödeme miktarının belirlenebilmesi için işten çıkış tarihinden itibaren 30 günlük sürenin beklenmesi gerekli olup, 30 günlük bekleme süresinin 17.08.2013 tarihinde başlaması gerektiği 17.01.2014 tarihine kadar her ayın 17.günü olmak üzere aylık her iki poliçeden dolayı toplam 1.000.00 TL ödeme yapılması gerektiği, poliçe genel şartları uyarınca ödeme 6 ay süreyle devam edeceği için gelir koruma ve fatura koruma sigorta poliçeleri nedeni ile davacının talep edebileceği toplam alacağının 6.000,00 TL olduğu kabul edilmiştir. Bilirkişi raporu hazırlandıktan sonra davacı vekili 04.11.2014 tarihli dilekçesi ile fark tazminatın eksik harcını tamamlamıştır.

Davalı taraf davacının talep edebileceği tazminatı poliçe genel şartları uyarınca hesap etmesinin mümkün olduğunu, bu nedenle belirsiz alacak davası açılamayacağını ileri sürmüş ise de ; davacının poliçe genel şartlarını yorumlayarak her bir poliçe yönünden ödeme yapılması gereken süre ve aylık ödeme miktarını belirlemesinin mümkün olmadığı, bu nedenle davacının tazminat miktarını belirlemesi kendisinden beklenemeyeceği için belirsiz alacak davası açmasının mümkün olduğu kabul edilmiştir.

Toplanan delillere göre; Hizmet sözleşmesinin bir süre sonra fesih edileceği konusunda bilgi sahibi olduğu halde davacının bu durum gizleyerek davalı sigorta şirketi ile iki adet poliçe düzenlettirdiğinin kanıtlamadığı,her iki poliçe genel şartları uyarınca davacının işsiz kaldığı süre için gelir koruma ve fatura korumasından yararlanması gerektiği, her iki poliçe kapsamında talep edilebilecek toplam tazminatın 6.000,00 TL olduğu, dava açılmadan önce sigorta şirketine başvurulup tazminat talep edilerek sigorta şirketinin temerrüde düşürüldüğü kanıtlanamadığı için tüm alacak yönünden dava açılmakla temerrüttün gerçekleştiği, dava tarihinden itibaren davacının tüm alacağına faiz talep etmesinin yerinde olduğu, davalı açısından ticari iş niteliğindeki sigortacılık faaliyeti nedeni ile davalıdan avans faizi talep edilmesinin mümkün olduğunu kabul edilip davanın kabulüne ilişkin aşağıdaki hüküm oluşturulmuştur.

H Ü K Ü M :Yukarıda açıklanan nedenlerle;

6.000,00 TL tazminatın dava tarihi olan 20/11/2013 tarihinden itibaren hesaplanacak değişen oranlı avans faizi ile birlikte davalıdan alınıp davacıya ÖDENMESİNE.

Alınması gereken 409,86 TL harçtan peşin alınan 102,50 TL’ nın mahsubu ile bakiye 307,36 TL harcın davalıdan alınarak hazineye ÖDENMESİNE

Davacı tarafından yatırılan 24,30 TL başvurma harcı102,50 TL peşin harç olmak üzere toplam126,80 TL’ nin davalıdan tahsili ile davacıya VERİLMESİNE.

Davacı lehine hüküm tarihindeki AAÜT nin 12/2 maddesine göre takdir olunan 1.500,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya ÖDENMESİNE.

Davacı tarafından yapılan tebligat ve posta gideri 110,00 TL, bilirkişi gideri 300,00 TL olmak üzere toplam 410,00 TL yargılama giderinin davalıdan alınarak, davacıya ÖDENMESİNE.

Karar kesinleştiğinde kullanılmayan gider avansı kalması halinde bildirilecek hesap numarası olur ise hesaba, hesap numarası bildirilmez ise gider avansından karşılanmak koşulu ile posta havalesi ile yatıran tarafa İADESİNE.

Dair karar, 6100 sayılı HMK’na 6217 sayılı kanunun 30. Maddesi ile eklenen geçici 3. Maddesine göre kararın kendilerine tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde Mahkememize veya aynı nitelikte başka bir yer mahkemesine verilecek usulüne uygun temyiz dilekçesi ile Yargıtay’ın ilgili dairesine gönderilmek üzere temyiz edilebileceği belirtilerek davacı ve davalı vekilinin yüzüne karşı verilen karar açıkça okunup anlatıldı.22/01/2015